Güzellik göreceli bir kavram olmakla birlikte Türk toplumunun genetik mirasının kalitesi göz önüne alınınca, azıcık bir bakımla ve çabayla bile geleceğimiz için kendimize iyi bir yatırım yapacağımız ortada

Hep bakımlı olmak, güzel kalmak, hayranlık uyandırmak ve kendini her daim iyi hissetmek her kadının hayali. Sırf bu sebepten de Dünya var olduğundan beri, kadınlar bedenlerini güzelleştirmeye hep çok önem vermiş. E haliyle, süregelen güzellik ritüelleri her kadının dikkatini çekmeyi de fazlasıyla başarmış. 

Ben Osmanlı İmparatorluğu’nda kadın-erkek gözetmeden, fikren, bedenen ve ruhen yaşamın her haline büyük bir hayranlık besliyorum

Pek tabii ki güzellik kavramını incelerken Osmanlı döneminde yaşayan kadınları incelemeyi tercih ediyorum. Etine dolgun ya da incecik, sarışın yada kumral, uzun boylu ya da minyon tipli.. Hiç farketmez. Hepsinin ayrı bir havası, hepsinin kendine has bir endamı varmış bana göre. Lokum kıvamında kalabilmek adına da, doğal ve sağlıklı bir biçimde güzelliklerini korumalarının ilk şartı olarak, derinlemesine temizlik için keselenmeye çok önem verirlermiş. Uzun süre, sıcacık hamamda yumuşayan ciltlerine kese atılır ve ölü hücrelerden vücutta eser kalmazmış.

Peki bu pamuk gibi cildin yumuşaklığını korumak için ne yapılırmış?

Kişiye özel karışımlardan oluşan yağlarla vücuda masaj yapılırmış. Bu yağlar özellikle vücudun kuru olan diz kapağı, dirsek ve topuk bölgelerine uzun uzadıya masajlarla yedirilirmiş. Haremlerde bu temizlik günleri bir bakım ritüeline dönüşünce, kadınlar, yine kendi zevk ve ihityaçlarına özel, aromaterapi etkisi taşıyan bitkilerden sabunlar yapmaya başlamışlar. Dönemin güzellik unsuru sayılan uzun saçları korumak için de, doğal killi sabunlarla ya da eritilmiş kil ile saçlar yıkanırmış. Toz kınanın içine ceviz ve incir yaprağının yanı sıra sumak ekleyerek saçlara kına yakmak ise, saça ihtişam veren uygulamalardan biriymiş.

O uzun saçlar sadece kınayla mı öyle hacimli ve muhteşem görünürmüş?

Ebegümeci ve hatmi yaprağının kaynatılmış suları ile saç maskeleri de yapılırmış o zamanlarda. Pürüzsüz ve dupduru yüzlerin alamet-i farikası neymiş desem? Gülsuyu tabii ki. Öyle ki saf gül suyu ile sabah akşam yüzlerini yıkarlar, ardından gül yağı ile yüzlerine masajlar yaparlarmış devrin hatunları.

Sarayın 1 yılda tükettiği gül suyu toplam 100 ton imiş…

Varın siz düşünün kullanım yoğunluğunu bu iksirin. Günümüzde metropollerde olmasa da Dünya üzerinde beyaz tenli kadınlara düşkünlük, o devirde de varmış ve kadınlar tenlerinin rengini koruyabilmek için, ellerini ve yüzlerini haftada birkaç kere limonlu suyla yıkarlarmış. 

Aklanıp paklanmış bu güzel kadınların kokulara meyli nasılmış derseniz, beni pek de şaşırtmayan koku hassasiyetlerinden de bahsedilmeli bu naif hanımların

Benim de özellikler temiz ve ferahlık veren kokulara karşı yatkınlığım çoktur. Merakım vardır kalıcı ve gün boyu mis gibi gibi kokmaya sebep olan koku karışımlarına. Gördüm ki onların da tercihi genelde amber ve misk kokusu olmakla birlikte alkolsüz ve gerçek çiçek özlerinden hazırlanan parfümlermiş. Makyaj malzemesi yokmuş onların yaşadığı dönemlerde ama kadınlar yine kendilerine has buluşlarıyla gül goncası ve hibiscus bitkisini havanda dövüp allık yapmayı, o karışıma su katıp ruj olarak tazeliklerine güzellik katmayı başarmışlar. 

Bedeni içten güzelleştirmenin beslenme ile olduğunu bilir, yediklerine dikkat edermiş Osmanlı Kadınları

Çok yemek yemezler, ilkbaharda kanı ve bağırsakları temizleyecek beslenme düzenine yönelirlermiş. Toksinlerden arınmak için ise, tuzlalardaki şifalı sulardan içer, mushil ilacı kullanırlarmış. İçten dışa doğru temizlik ve bakım konusunda oldukça ehil oldukları da aşikarmış.

İnci gibi dişlerin sırrı ise, yemeklerden sonra sirke ve gülsuyu karışımı ile dişlerin temizlenmesinde saklıymış

Gözlere çekilen sürmeler, hem sürmenin antiseptik etkisi olması hem de gözleri ve kirpikleri koruması sebebiyle kullanılırmış.

Ağzın, ellerin, ayakların küçük olması; dönem kadınlarında güzelliğin gereği olarak kabul edilirmiş

Gerçi zamanlar değişse de kadınlar için genel geçer beğeni unsurları hala bunlar. Herşey tamam da, dış güzelliğin ötesinde, zamane kadınlarını farklı kılan en can alıcı özellikleri, zarafetleriymiş bana göre. Zira insan ne kadar şahane bir kadın görürse görsün, evvela ruhunda bir pırıltı taşıyor mu, ona bakıyor. Düşünceleri, zekası ve duruşu bile sarsıcı olabiliyor bazı kadınların ve o kadınların haşmeti tüm bilinir güzellik esamelerini yerle bir ediyor.

Hürrem Sultan’ın Cihan hükümdarını kendine aşık etmesi ve yıllarca onu kendine kul köle etmesi salt güzellikle açıklanabilir bir şey değildi..

Zeminde cevher yoksa üstteki pırıltılı taşlar insanın sadece gözünü alır

Sürükleyici bir etkinin asıl kaynağı, ruhunda eşsiz hazineleri barındırarak güzelliği baştan aşağı yeni bir kavrama dönüştürmekte saklı anlayacağınız. Devr-i şahanenin hatunlarını iyiliklerle anıyor, kolaylıkla uygulanabilecek bu formülleri ara sırada olsa denemenizi öneriyorum.

Keyifle kalın

Arsal Şen

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.