Çocukları çok severim ben. Hem de öyle hemen her kadının sevgi pıtırcığına dönüşüp “Ay evet yaaa, ben de bayılıyorum çocuklara” diye bu cümlenin içine atladığı gibi değil.

Candan, yürekten ve çok boyutlu fikirlere bağlanarak, tutkuyla sarılırım onların güzelliklerine. Onları severken aslında kendi özümüzü sevdiğimizi bilirim.

Masum yüzleri, duru bakışları, sınırsız enerjileri ve hayal dünyaları oldum olası çok etkilemiştir beni.

İşte, tam da bu sebepten insanoğlunun en büyük servetinin akıl ve beden sağlığı olduğunu bilerek, yaşının küçük ya da büyük olmasına bakılmaksızın çocukların ruh ve beden sağlıklarının yerinden olması halinde hem kendi iç dünyalarına hem de etraflarındaki herkese nasıl muhteşem kanallar açabildiklerini görmeyi severim ben.

Zihnimin karıncalanmasına sebep olacak kadar yoğun duygularla düşündüklerini kim büyük kim küçük dedirten hallerine aşığım ben onların. Sevginin sebebi ve süresi yoktur ya hani, daha kaç konu başlığında çocuk denildiğinde fikrime üşüşenleri yazmaya sayfalar yetmez diyerek detaylandırmak istediğim ana konuya geçmek istiyorum.

Bir silsiledir aslında… Sağlıklı bireyler sağlıklı evlatlar yetiştirirse Dünya üzerinde yaşayan herkes sağlıklı olur diyorum ben. Kolay mı bu? Herkes aynı şartlarda yaşamıyor diyebilirsiniz haklı olarak ancak aslolan nerede ve nasıl yaşadığına bakmadan ebeveynlerin, çocuklarının bedenine gösterdiği özenin önemli bir kısmını da fikirlerine inerek göstermeleri gerekir.

O bedende neler dönüyor? O minik vücutlar hangi fırtınalarla boğuşuyor? Ne kadar sakin bir limanda yaşadıklarını zannediyorlar? Tespiti şart olmakla birlikte konuyla ilgili yorumu doğru ağızlara bırakmak gerek tüm bu halleri…

Durum tespiti için çocuğun dilinden anlayan ve ailesi dışında ona yakın gelebilecek eğitmenlere ihtiyaç olacak bu durumda. Ancak toplumumuza ait bir sorunsal tam da bu noktada devreye giriyor ve bu eğitimcilerin ya da işin uzmanı olarak yardım istenilen kişinin doğru meslek grubundan seçilmesi gerektiği düşünülüyor. Bu algıyı doğru platforma yerleştirebilmek adına bir ayırımdan bahsetmek istiyorum size.

Algı, yetenek, matematiksel ve duygusal beceriler çocuklarda ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gereken konulardır ancak çocuğun ruh sağlığı ile ilgili bir araştırmaya gereksinim duyuluyorsa; bunun için çocuğu halk arasında bilinen adıyla “pedagoga” götürmek doğru bir seçim olmayacaktır. Çünkü pedagoglar, çocuk eğitimcisidir ve çocuk psikoloğu olmadıkları için bu bağlamda çocuğun mevcut sorununa çözüm bulamayacaklardır. Durumu daha anlaşılır halde şöyle anlatayım size…

Pedagoji bilimi aslında, inceleme alanı çocuklar olan; onların duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimleri için araştırma yapan bir bilim dalıdır. Bu alanda uzmanlaşmış kişiler ise pedagog adını alır. Pedagoglar, çocukları psikolojik boyutu ile takip eden ve olası problemlere karşı danışmanlık yaparak çözüm üreten kişilerdir.

Bu noktada, ebeveynlerin hangi sorunlarla baş başa kaldığında pedagog yardımı alması gerektiğini bildikleri takdirde, yönlendirme aşamasında doğru aracılar olarak görevlerini yapanlar, pedagoglardır.

Hali hazırda çocukta var olan basit fizyolojik veya dinamik sorunların klinik değerlendirmesini pedagog yapar. Uyguladığı testlerin sonucunu raporu ile birlikte yönlendireceği çocuk ve ergen psikiyatristine gönderirken çocuğa terapi desteği vermiş olur. Aile ise bu esnada bilinçlenmiş olur.

Pedagogların en önemli rolü; anne ve babanın önemsiz gördüğü semptomları değerlendirip, şüphe ettiği bozukluğun tanı ve tedavisi için çocuğun ergen ve çocuk psikiyatristine yönlendirilmesini sağlamaktır. Bu sayede erken tanı konan çocuğun tedavi süreci kolaylaşmış olacaktır.
Tersi durumda da; çocuk ve ergen psikiyatristi, tedavi edilen çocuğun terapi desteği alması; ailesinin de çocuğa bundan sonraki süreçte nasıl davranacağı ile ilgili danışmanlık alması için iki tarafı da pedagoga yönlendirebilmektedir. Gelelim ebeveynlerin hangi durumlarda çocuğu pedagoga götürmesi gerektiğini bilmeye.
Konu başlıkları halinde özetlemek gerekirse, pedagoga gidişler;
– Annenin hamilelik döneminde çocuğa kardeş olacak bebeğin aileye gelişi konusunda, kardeşinin bebeği kabullenme sürecini destek olacak tavsiyeler alma, bebek bakımı ve gelişimi hakkında bilgi alma

– Doğumdan sonra bebeğin gelişimi ve psikolojisi, oyuncakların seçimi, ailenin bebeğe yaklaşımı hakkında bilgi alma
– Bebeklik döneminde çocuğun gelişimini takip etmek, gelişimini destekleyecek oyun ve oyuncak seçiminde destek alma
– Boşanma,
– Anne babanın ayrı evlerde yaşaması,
– Anne veya babanın işten ayrılması veya işe başlaması,
– Ev ve oda değişikliği,
– Ebeveynlerin çocuktan ilk defa uzak kalacak olması, uzun süreli şehir dışı yolculuklar,
– Kreşe ve Anaokuluna ilk defa başlamak,
– İlkokula ilk başlangıç,
– Aile içi ilişkilerde büyük krizler yaşanması ve çocuğun bu durumdan derin bir şekilde etkilenmesi,
– İşsizlik,
– Eşler arası problemlerin çocuğu etkilemesi,
– Okul ve arkadaş değişikliği,
– Çocuğun bakımından birinci derecede sorumlu olan yetişkinlerde psikolojik sorunlarının olması,
– Aile bireylerinden birisinin yaşadığı önemli bir hastalık, kaza, ölüm ve yas gibi aileyi derinden sarsan ve çocuğu da derinden etkileyebilecek olayların olması amacına yönelik olabilir.

Bu gibi konular çocuklar üzerinde farklı tepkilere yol açabilmektedir. Davranış değişikliklerinin neler olduğuna dikkat etmek, tehlikeli bir soruna irin toplamadan müdahale etmeye benzemektedir.
Desteği gerektiren kritik dönütler, önlem alınmazsa psikiyatrik bozukluğa dönmektedir.
Bu derece önemli konuları başlıklandırmak gerekirse;

– Aile bireylerinden birisinin yaşadığı önemli bir hastalık, kaza, ölüm ve yas, çocuğu derinden sarsması,
– Tavırlarında ani değişiklik varsa (sürekli gergin, sinirli, huzursuz olma hali),
– Uyku ve beslenme düzensizlikleri,
– Düzgün konuşuyorken aniden kekelemeye başlama,
– Okulda ders dinlerken veya ders çalışırken dikkatini toparlamakta zorlanma,
– Aşırı halsiz ya da çok hareketli olmaya başlama,
– Korkuların ve kaygıların artması,
– Suçluluk duygusu yaşama,
– Gereksiz tutturmaların ve takıntıların başlaması,
– Okulda öğretmenden, evde bakıcıdan ya da bir arkadaşından gelen uyarıların artması,
– Altını ıslatmaya başlama,
– Gece dişlerini gıcırdatmaya başlama,
– Gece uykusundan sık uyanma ve sık sık kabus görmeye başlama,
– Arkadaşlarına karşı saldırgan ve hırçın bir tavır sergileme,
– Anneye babaya ve yakın akrabalarına karşı saldırgan davranma, onlara vurma ve ısırma,
– Anneye olan düşkünlüğün artması ve anneyi evin içinde takip ediyor olma ve ondan ayrılamama,
– Yalnız başına tuvalete veya diğer odalara gitmekten korkma,
– Çok sessiz bir çocuk olma ve kimseyle bir şey paylaşmak istememe gibi hallere dikkat edilmelidir.

Tedavinin şart olduğu ve ebeveynlere göre önemsiz(!) olan konular, çocuğun geleceği ile oynayacak kadar büyük sorunlarda olabilir. Bunlardan da bahsetmek gerekir elbet…
– Yaşına göre öğrenmede güçlük çekme,

– Gelişim alanlarından birinde gecikme olması(yaşıtlarına göre hala konuşmaya başlamama),
– Arkadaşlarıyla uyum problemi yaşama (bir tek arkadaşla iyi oynarken ikinci arkadaş geldiğinde anlaşamıyor ve sadece yetişkinlerle ya da kendinden büyük çocuklarla oynamayı tercih ediyor),,
– Sürekli altını ıslatma ve çocuk doktorunun bunun fizyolojik bir nedenin olmadığını ifade etmesi,
– Okulda ve evde aşırı aktif olma, dikkatini toplamakta zorlanma,
– Dürtülerini, isteklerini kontrol etmekte zorlanma,
– İnatçı olma ve dediklerini ağlayarak yaptırma,
– Sabırsız olma ve her istediğinin anında olmasını isteme,
– Tutturmaların ve takıntıların hayatı etkileyecek boyut alması,
– Uyku sorunları yaşama,
– Konuşma gecikmesi yaşama,
– Altını çok sık ıslatma,
– Algılamada ve komutları anlamada sorun yaşama,
– Sürekli aynı oyuncakla tuhaf şekilde oynama,
– Göz kontagı kurmama,
– Aile üyeleri dışında kimseyle iletişim kuramama,
– Kendi odasında tek başına yatamama, anne veya baba ile yatma,
– Öz bakım ihtiyaçlarını kendisi yapamama,
– Her şeyi ağlayarak yaptırma,
– Annesine çok hırçın davranma,
– Tek başına bir yetişkinle büyüme ve arkadaş çevresinin olmaması,
– Annesi babası ölecek diye kaygılanma,
– Okula gitmek istememe,
– Yalan söyleme,
– Tırnaklarını yeme,
– Mastürbasyon yapma,
– Okul başarısında ani düşme yaşama,
– Dikkatini bir şeye toplamakta zorlanma,
– Dalıp gitmelerde artma,
– Her şeye hayır deme ve karşı çıkma,
– Çeşitli tikler geliştirme,
– Ağır travmalar yaşama,
– Cinsel istismar yaşama gibi…

Gelelim korkulan sonun başa gelmesi ile birlikte düzeltilememiş ruhsal bozuklukların neler olduğuna…

– Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu
– Öğrenme Bozukluğu,
– Davranım Bozukluğu,
– Anksiyete Bozuklukları,
– Depresif Bozukluk,
– Enürezis, Enkoprezis
– Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (Otizm, Asperger)
– Obsesif Kompelsif Bozukluk,
– Fobiler,
– Tikler,
– Sosyal fobi,
– Uyku bozuklukları,
– Çocukluk Şizofrenisi,
– Panik atak,
– Konversiyon Bozuklukluğu,
– Somatizayson Bozukluğu
– Alkoliz,
– Yeme bozuklukları,
– Karşıt Gelme Bozukluğu,
– Dürtü Kontrol Bozukluğu,
– Konuşma Bozuklukları v.s.

Bir sorunla karşı karşıya kalmadan da bebeğinizin ya da çocuğunuzun pedagog eşliğinde bilinçli bir şekilde büyütülmesi, ileride doğabilecek sorunların önüne geçmek demektir.
Günümüz şartlarında bile çocuklarını, psikolojik bir problemle karşılaşmadan pedagoga götürmeyen aile sayısı oldukça fazla…
Yüzeysel ve basit bir konu için bile danışmaya gidilirse çocuğun psikolojisinin bozuk olduğunun düşünüleceği korkusu, ailelerde çekingenlik yaratmaktadır.
Aslında olaya çocuğun mutlu ve sağlıklı büyümesi için gerekli bir danışmanlık süreci olarak bakılsa, bu tedirginlik tamamen ortadan kalkmış olacaktır.
Sorunların büyüyerek çoğalması halinde ise, dağınıklığın ne kadar zor ve uzun bir süreye yayılarak toplanacağı ortadadır.
 
Umarım ve dilerim sadece toplumumuz için değil, dünya genelinde bilinç düzeyi her gün artan bir ivmeyle doğru ve sakin bir çocuk yetiştirme yöntemi ile kurulan dinamiklerle geleceği inşa edebilecek hale gelebilmek mümkün olur.
 
Sevgi ve iyilikle kalın…
Kadinvesaglik.org

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.