Nedir bu içe dönüklük allah aşkına?
a. düşüne düşüne içimizin dışımıza çıkması
b. psikolojik bir hastalık
c. sadece bir karakter meselesi

Hangi şık size daha doğru bir yanıt olarak geliyor? Ya da soruyu gelin şöyle çeşitlendirelim. Hafta sonunda bir dağ yürüyüşünde mi yoksa evinizde bir kitabı okuyarak mı geçirmek istersiniz? Kalabalık bir plajda grupça denize girmek mi yoksa sakin, kimsenin çok bilmediği bir koyda birkaç kişiyle denize girmekten mi zevk alırsınız? Kışın kayak yapmadan duramam mı diyorsunuz yoksa sıcak şarap içsem şöyle bir başıma yeter mi? Bu sorulara yanıtınız çok net olabilir ya da ruh halime göre değişir diyebilirsiniz.

Aslında hepimiz dışa dönüklük ve içe dönüklük arasında bir yerdeyiz; içinde bulunduğumuz koşullara göre birine ya da diğerine daha yakın oluruz. 20. yüzyıl başlarında psikolog Carl Jung’un popüler hale getirdiği bir terim, dışa dönüklük. Günümüzde dışa dönük olmak daha iyi bir şey diye algılanıyor, başarılı olmanın anahtarı. İçe dönüklük ise içinde gizem ve merak barındırıyor, böyle insanlar daha çekici bulunuyor.

İçe dönük olmak, bir hastalık mı?

İçe dönüklük bir rahatsızlık, problem, kusur ya da kişilik bozukluğu değildir. Öncelikle bunu bir açıklığa kavuşturalım. Oysa içe dönük olmak bir mizaç tarzıdır. Hatta hayvan ve bitkilerin de içe ya da dışa dönük olarak ayrıldıkları söyleniyor. Örneğin kedi içe dönük, köpek dışa dönük bir yapıya sahip. Kedi kendi halindedir. Köpekse oyun ve ilgi peşindedir, heyecanı sever.

İçe dönükler başarısız mıdır?

Diğer bir yanlış algı da dışa dönük diye tanımlanan daha sosyal ve neşeli insanların daha başarılı olduğu düşüncesi. Dünyaca ünlü Chopin, Einstein gibi içe dönük karakterlerin eserlerini ve fikirlerini geliştirmek için kişiliklerinden vazgeçmek zorunda kalmamaları, başarmanın dışa dönük mizaca özgü bir durum olmayışının kanıtı aslında. Bu sadece bir karakter meselesi.

İnsanı dışa dönük yapan nedir?

Beyin taramaları ve genetik kodlamaların çözülmesi sayesinde bu soruya yanıt vermek mümkün. 1960’larda psikolog Hans Eysenck’in getirdiği açıklamaya göre, dışa dönükler daha düşük uyarılma seviyesine sahip kişilermiş. Yeni tecrübe ve risk arayışı, yanlarında başkalarını isteme durumunun kaynağı buymuş. İçe dönükler ise, başkaları için hoş, heyecan verici ya da ilgi çekici bir durumu fazla uyarılma nedeni olarak görüp ve hoş karşılamıyorlar. Daha çok kabuklarına çekiliyorlar. Daha sakin sohbetleri, sakin ortamları, yalnızlığı tercih ediyorlar.

Dopamin ve ödül

Yakın dönemlerde, dışa dönüklük ile dopamin arasında bir bağlantı kurularak bir teori sunuldu. Dopamin beyinde salgılanan ve beynin ödül, öğrenme ve yeniliklere tepkiyi kontrol eden bir hormon. Amsterdam Üniversitesi’nden Michael Cohen ve ekibinin 2005’te yayımladığı araştırmada; kumarda kazandıklarında dışa dönüklerin beyninde, duygusal tepkilerin oluşmasından sorumlu bölgesinde ve beynin ödül merkezinde daha güçlü bir tepki görülmüş.

Genetik faktör

Aynı şekilde, heyecanlı sporlardan ya da yeni insanlarla tanışma gibi sosyal maceralardan da daha fazla zevk alanlar yine dışa dönüklar. Bu farklılığın altında yatan genetik nedenler de var; yani genlerimiz beyinlerimizin gelişimini etkiliyor. Dopamin hormonu da bu konuda önemli bir rol oynuyor. Yani dopamin fonksiyonunu kontrol eden genler, kişilik farklılıklarını da belirliyor. Ayrıca dışa dönüklerin farklı şekilde öğrendiğine dair veriler de bulunuyor.

Tercihlerimiz, beynimizin verdiği tepkilere göre şekilleniyor. Hormonlarımız ve genetik kodlarımız bizi yönetiyor. İster içe ister dışa dönük olalım, diğer insanların bizden farklı olması kadar doğal bir şey yok herhalde.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.