Geçmişte yaşanmış, keşke hiç olmasaymış dediğimiz olaylardan biri de Salem Cadı’ları hikayesi. Zavallı masum kadınlar, cadı oldukları gerekçesiyle idam edildiler ve işkenceye maruz kaldılar.

2005 yılında hayata veda eden ABD’li yazar Arthur Miller’ın kaleme aldığı The Crucible eseri aynı adla sinemaya uyarlandı. Biz de adı, Cadı Kazanı olarak geçen film de Daniel Lay Lewis oynuyor. Olaylar ve isimler gerçek mi bilinmez ama o dönemle ve kurulan mahkemelerle ilgili fikir sahibi olmak isterseniz kitabı okuyabilir ya da filmi izleyebilirsiniz.

Gelelim, Salem Cadı’larının Gerçek Öyküsüne

Salem zengin bir kasabayla bir çiftçi köyü olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Bu iki zıt taraf sürekli bir çatışma halindeydi. kent ticaret ve sanayiyle, köydekiler ise tarımla uğraşırdı. Köydekiler puritandılar ve dinlerine çok bağlılardı, ayrıca cadılardan da çok korkarlardı. Cadılığın simgesi, dans etmek, şarkı söylemek, oyun oynamak türünden aktivitelerdi. Hatta çocukların bile oyun oynamasına izin verilmezdi, kız çocuklar annelerinin yanında dikiş nakış, yemek yapmayı öğrenirlerdi, erkek çocuklar da babalarına tarımda yardım ederlerdi.

Bu cadı avlarını anlayabilmek için öncelikle cadılık suçlamalarının ilk ortaya çıktığı zamanı incelemek gerekli. 17.yüzyılda yeni başlayan frengi salgını ve savaşan kabileler tarafından saldırıya uğrama tehlikesi, bu olağandışı şüphe ve korkulara çok iyi bir zemin hazırlamıştı.

1688’de, Glower ve Goodwin adlı iki kadının arasındaki tartışmadan sonra, şiddetli kavgayı izleyen Goodwin’in çocuğu, yerde kıvranmaya başladı. Glower, koyu bir Katolik olmasına rağmen, cadılıkla suçlandı ve idam edildi. 1689’da köylüler kendi kiliselerini kurma ve eski bir tüccar olan saygıdeğer samuel parris’i başkanları olarak seçme hakkını kazandılar. Başkanın katı tavırları ve sınırsız gibi görünen tazminat talepleri onu popüler yapmıştı. Bir çok köylü parris’i başkanlıktan atmak için yemin ettiler ve Ekim 1691’de onun maaşına katkıda bulunmayı kestiler.

Ailelerini boğan bu gerginlikten bir kaçış yolu arayan Parris’in 9 yaşındaki kızı Betty ve onun kuzeni Abigail Williams, Barbados’dan bir köle olan Tituba tarafından anlatılan büyüleyici hikayelerin keyfini çıkarıyorlardı. Kızlar bu çok güzel ve yasaklanmış eğlenceyi paylaşmak için birkaç arkadaşlarını da davet etmişlerdi. Tituba’nın dinleyicileri, o geleceği söylemekten bahsederken, dikkatle dinlediler.

1692’de Salem Köyü’nün başkanı Samuel Parris’in yeğeni ve kızı hastalandı. Betty bir çeşit kriz, bir sarsıntı içindeydi. Abigail Williams ve kızların arkadaşı Ann Putnam’da da aynı belirtiler gözlemlenmişti. Doktorlar ve rahipler korku içinde kızların eğilip bükülmelerini, kendilerini sandalyelerin altına saklamalarını ve anlamsız şekilde bağırmalarını izlediler. Bu olağandışı tablo, doğaüstü bir açıklamayı beraberinde getirdi. Puritanlar kızların büyülendiğini öne sürdü. Parris ve diğerleri tarafından kışkırtılıp, işkencecilerinin adını verdiler; Sarah Good adındaki bir dilenci ve Tituba. Her iki kadın da çevresiyle uyumlu olmayan insanlardı. Osburn masum olduğunu söyledi. Good da aynısını yaptı, ama Osburn’ü suçladı. Tituba 1692’nin mart ayında itirafta bulundu: “şeytan bana geldi ve ona hizmet etmemi teklif etti.” köylüler, Tituba siyah köpeklerden, kırmızı kedilerden, sarı kuşlardan ve beyaz saçlı bir adamın, Tituba’ya şeytanın kitabına imza atmasını buyurmasından bahsederken, büyülenmiş bir şekilde oturuyorlardı. Birkaç tane keşfedilmemiş cadının bulunduğunu ve onların Puritanları yok etmeye ant içtiklerini söyledi. bu cadıları bulmak sadece Salem için değil, tüm Massachusetts için bir haçlı seferi haline gelmişti. Bu cihatın bir sancıya dönüşmesinden ve cadı avcılarının, kurbanlarından çok daha ölümcül olduğunun kanıtlanmasından önce, Ann Putman, hikayenin muhtemelen en önemli kahramanlarından bir tanesiydi. Zengin histerik ve “sirk kızları”na katılan kadına kıyasla onun hakkında çok fazla detay bilinmiyor.

1692’nin mayıs ayında Salem cadı avı başladı. Cadı olduğu idda edilen martha cory’e yapılan suçlamalar sırasında, kızlar cadı olduğu idda edilen kadının kendi ellerini büküp, kızları fiziksel olarak incitebileceğini öne sürdüler. Kızlar ayrıca, öbür mahkeme odasındayken, bayılıp, eğilip, bükülüp, başka dramatik yollar denediler. Kızlardan bir tanesi hayali bir kanıtı olduğunu öne sürdü, başka bir deyişle sadece kızın algılayabildiği, insanlara görünmez olan bir hayalet yada kötü bir ruh. İnanılmaz şekilde, bu kanıtlar kanunen cadılık yapıldığı yönünde yeterli bulundu. Bu kızlar sözde işkence görmüş ve ele geçirilmişlerdi.

1692 Haziran’ında, özel Oyer ve Terminer mahkemesi Salem’e geldi ve cadılıkla ilgili olayları dinledi. William Stoughton’un başkanlığında, bir yargıç ve jüriden oluşuyordu. İlk suçlanan Bridget Bishop, suçlu bulunarak 10 Haziran’da asıldı. 1692’de 19 “cadı” Gallows Hill’de asıldı ve Giles Cory adındaki kendini savunup, kurtulmak için yalvarmayan bir sanığa ölümüne işkence edildi. Aralarında hapiste ölen bir çocuk da bulunan beş kişi öldü. Mahkemenin otoritesini anlamadığı, savunma yapmadığı gerekçesiyle de bir adam, büyük bir taşın altında ezilerek öldürüldü. Tituba önce hapse atıldı, sonra da Salem köyünden sınır dışı edildi.

Sonradan otorite olan insanlar ve halk, cadı avının kontrolden çıktığını fark ettiler. 3 Ekim 1692’de Harvard Koleji’nin en meşhur başkanı Mather, şöyle konuştu: “on tane maznun cadının kaçmasındansa, bir tane masum insanın suçlanması daha iyidir.” Vali William Phips bu cadı vakalarından iğrenmişti artık ve bu çılgınlığa bir son vermek istiyordu. Mahkemeye başvurarak, hayali kanıtların geçerli olmamasını sağladı. Bu yeni mahkeme zanlıların 56’sından sadece 3’ünü suçlu buldu. Mayıs 1693’te Phips hala cadılık suçlamalarından dolayı hapiste olanlardan ve asılmayı bekleyen 5 kişiden özür diledi. Salem cadı avı, sona erdi.

İnsana kötü bir masal gibi gelen bu tatsız hikayeyi, yolunuz bir gün Amerika’ya düşerse, Salem Massachusetts’de bulunan Müzeyi ziyaret ederek yad etmek isteyebilirsiniz belki.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.