Ankara’da keyifli ve ferah alışverişin en şık adresi Kuzu Effect AVM, bu kez de Shop&Fun alışveriş günleriyle ziyaretçileriyle buluşacak.
Marka karması ve restoranları ile binlerce ziyaretçiyi ağırlayan Kuzu Effect AVM, Shop & Fun alışveriş festivalinde alışveriş tutkunlarını ağırlayacak.
7-8-9 Nisan tarihlerinde düzenlenecek festivalde, takı tasarım stantlarından el yapımı seramik ürünlere, çocuk oyuncaklarından dekorasyona birçok marka yer alacak. Girişimcileri desteklemek amacı ile düzenlenen festivalde yirmiden fazla marka, Kuzu Effect AVM ziyaretçileri ile buluşacak.
Ziyaretçilerine alışveriş ve eğlenceyi bir arada sunan Kuzu Effect AVM Yönetimi, düzenlenen festival ile ilgili şunları söyledi: “Kuzu Effect AVM olarak marka karmamızın yanı sıra düzenlediğimiz organizasyonlarla da şehirde fark yaratmaktan mutluluk duyuyoruz. Buradan yola çıkarak; yıl içerisinde farklı dönemlerde, Ankara’da bulunan tasarımcılarımızı ziyaretçilerimizle bir araya getirmeye devam edeceğiz.”
Kuzu Effect AVM ortak alanında gerçekleşecek olan Shop&Fun alışveriş günleri 7-8-9 Nisan tarihlerinde alışveriş tutkunları ile buluşacak.
Türkiye’nin en sevilen soğuk çayı Lipton Ice Tea ile Türkiye’nin en sevilen oyuncularından Kerem Bürsin bir araya geldi ve ‘aşırı lezzetli’ bir reklam filmine imza attı.
Lipton Ice Tea’nin yeni yüzü olacak başarılı oyuncu reklam filmleri için Mart ayında kamera karşısına geçti. Bodrum’da gerçekleştirilen çekimlerde Kerem Bürsin’i birbirinden farklı ve şaşırtıcı rollerde göreceğimiz reklam filmi çok yakında yayına girecek. Reklamdan ilk görüntüleri Kerem Bürsin Instagram hesabında paylaştı.
Kerem Bürsin’in Lipton Ice Tea ile yolculuğu yeni reklam filmleriyle devam edecek. Önümüzdeki günlerde yayınlanacak reklamdan sonra Kerem Bürsin’i yine ilginç reklamlarda göreceğimiz reklam filmleri merakla bekleniyor.
Kış günlerinde içinizi ısıtacak, tadımlık değil doyumluk bir tarifimiz var. Bol vitaminini kereviz sapı, soğan ve havuçtan alan bu çorbada, protein de unutulmuyor. Etle lezzetlenerek hem vitaminlerce hem de proteince zengin bir hal alıyor. İçinizi ısıtırken besin değeriyle de mutlu eden bir lezzet çıkıyor ortaya.
Kurabiye kavanozlarınızın içinde ne var, ne yoksa boşaltın. Tüm kavanozları hazır edin. Çünkü onları ağzına kadar lezzetle dolduracak, yedikçe yedirecek şahane bir tarif biliyoruz. Kışın soğuk havasından, ağırlığından yavaş yavaş kurtulmak isteyenlerin derdine deva bu kurabiyeler.
Kurabiyelerinizi fırında çok fazla pişirmemeye özen gösterin. Renkleri hafif döndüğünde fırından alın ve fırınınızı fansız programda çalıştırın.
Limonlu Vanilyalı Kurabiye Tarifi Nasıl Yapılır?
Tereyağını kısık ateşte eritin ve oda sıcaklığında birkaç dakika dinlendirin. Erimiş tereyağı ve yumurtayı bir kabın içine alın. Hafifçe çırpın.
İçine pudra şekerini ilave edin ve karıştırın.
Ardından limon kabuğu rendesini, birkaç damla limon suyunu ve vanilini ekleyin.
Kabartma tozu, tuz ve unu eleyerek ilave edin. Karıştırarak homojen bir kurabiye hamuru elde edin.
Hamuru streç film ile sarıp buzdolabında yaklaşık 1 saat dinlendirin.
Çıkan hamuru iki yağlı kağıdın arasına alın. 1 – 1,5 cm kalığında olacak şekilde açın.
Yuvarlak şekiller çıkararak yağlı kağıdın üzerine aktarın.
180 derecede ısıtılmış fırında 8-10 dakika kadar pişirin.Renkleri hafif dönmeye başladığında fırından alın ve oda sıcaklığında dinlendirin. Soğuduktan sonra üzerlerine pudra şekeri serpiştirin.
Kanadalı bilim insanları, ülkede gizemli bir beyin hastalığı ile karşı karşıya olduklarını duyurdu. Ülkede 43 kişide görülen ve “Deli Dana” ile benzerlik gösteren hastalık nedeniyle 5 kişi hayatını kaybederken, hastalık gelişme aşamasında hafıza kayıplarına ve halüsinasyonlara neden oluyor.
Kanada, 43 kişide görülen ve 5 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan gizemli beyin hastalığıyla boğuşuyor. Ülkeyi esir alan hastalığın tespiti üzerine çalışan bilim insanları, hastalığın ilk belirtilerinin hafıza kaybı ve halüsinasyon olduğunu belirledi.
DELİ DANA HASTALIĞIYLA BENZERLİK GÖSTERİYOR
Özellikle New Brunswick bölgesinde patlak veren hastalığın, deli dana (Creutzfeldt-Jakob) hastalığıyla benzerlik gösterdiği belirtiliyor.
Deli dana hastalığı kişilik değişimlerine, anksiyeteye, depresyona ve hafıza kaybına neden olan bir beyin hastalığı. Kendiliğinden ortaya çıkabilen veya kalıtsal olabilen hastalık, bunama ve ölüme yol açabiliyor.
İLK VAKA 2015’TE TESPİT EDİLDİ
Hem insanları hem de hayvanları etkileyebilen bu tür hastalıklar, enfekte et ürünleri yoluyla insanlara bulaşabiliyor. Kanadalı yetkililerin henüz çözemediği hastalıkta ilk vaka 2015’te tespit edildi. Ancak son yıllarda vakalarda artış görüldü. 2020’de 24 vaka ve 2021’de ise şimdiye dek 6 vaka bildirildi. 5 kişinin de bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülüyor.
İçişleri Bakanlığı, yeni tip koronavirüsle mücadelede alınan önlemler kapsamında, hafta sonu uygulanacak sokağa çıkma kısıtlamasına ilişkin detayları hatırlattı. Kovid-19 bakımından çok yüksek riskli 58 ilde kısıtlama bugün saat 21.00’de başlayıp pazartesi saat 05.00’te sona erecek. Turuncu kategorideki illerde ise cuma 21.00-cumartesi 05.00 saatleri arasıyla cumartesi 21.00 ile pazartesi saat 05.00 arasında sokak kısıtlaması olacak.
Yeni tip koronavirüs(Kovid-19) ile mücadelede kontrollü normalleşme döneminde illerin risk durumlarına göre hafta sonu uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması devam edecek.
Bu kapsamda düşük (Mavi) risk grubunda yer alan Şırnak’ta ve orta risk (Sarı) grubunda yer alan Batman, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Uşak, Van’da hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması, hafta içinde olduğu gibi 21.00-05.00 saatleri arasında olacak.
TURUNCU KATEGORİDEKİ İLLERDE KISITLAMA SADECE PAZAR GÜNÜ UYGULANACAK
Yüksek risk (Turuncu) grubunda yer alan Adana, Afyonkarahisar, Ağrı, Bingöl, Burdur, Denizli, Hatay, Kahramanmaraş, Kars, Kırşehir, Manisa, Tunceli’de hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması, cuma 21.00-cumartesi 05.00 saatleri arasıyla cumartesi günü saat 21.00’de başlayıp pazar gününün tamamını kapsayıp pazartesi günü saat 05.00’te bitecek şekilde uygulanacak.
KIRMIZI KATEGORİDEKİ İLLERDE KISITLAMA 56 SAAT SÜRECEK
Çok yüksek risk (Kırmızı) grubunda yer alan Adıyaman, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Düzce, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Iğdır, Isparta, İstanbul, İzmir, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırklareli, Kilis, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Mersin, Muğla, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Yalova, Yozgat, Zonguldak’ta ise hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması, cuma günü saat 21.00’de başlayıp cumartesi ve pazar günlerinin tamamını kapsayıp pazartesi günü saat 05.00’te bitecek şekilde olacak.
MARKET VE FIRINLAR HAFTA SONU AÇIK
Sokağa çıkma kısıtlamasının uygulama biçimine göre cumartesi ve/veya pazar günü market, bakkal, manav, kasap ve kuru yemişçiler 10.00-17.00 saatleri arasında açık olacak. Yine belirtilen süre içerisinde marketler, bakkallar, manavlar, kasaplar ve kuru yemişçiler telefonla ya da online olarak aldıkları siparişleri teslim edebilecek.
Cumartesi ve pazar günü ekmek üretiminin yapıldığı fırın veya unlu mamul ruhsatlı iş yerleri ile bu iş yerlerinin sadece ekmek satan bayileri açık olacak.
LOKANTA VE PASTANELER PAKET SERVİS YAPABİLECEK
Lokanta, restoran, pastane ve tatlıcı tarzı iş yerleri, cumartesi veya pazar günü 10.00-20.00 saatleri arasında paket servis faaliyetlerine devam edebilecek. Online sipariş firmaları da cumartesi ve pazar günü 10.00-24.00 saatleri arasında siparişleri teslim edebilecek.
Açıklamada, kısıtlama uygulanan günlerde vatandaşların temel ihtiyaç malzemelerine ulaşmaları noktasında herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalmamaları için tüm tedbirlerin alındığı vurgulandı.
Uzaktan eğitimde Türkiye, bir yılı geride bıraktı. Son günlerde alınan yeni tedbirler ve illerin durumuna göre yerinde karar uygulamasıyla uzaktan eğitim, bir süre daha öğrencilerin vazgeçilmezi olacak.
Bu noktada tablet, bilgisayarla yetinmeyen aileler ise yeni arayışlara girerek eğitim teknolojilerine merak sardı. Ailelerin, sürükleyici, yenilikçi ve 3 boyutlu öğrenme ortamları sunan sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojilerine olan ilgisi arttı. Aileler, sanal gerçeklik teknolojileriyle çocuklarına ilginç, pratik ve etkileşimli bir şekilde ders imkanlarının olmasını istiyor. Bu alanda en çok ilgi görenler ise 3 boyutlu nesneler tasarlama, kalbin içinde gezme ve çocuklara kendi elementini oluşturma imkânı veren uygulamalar.
Son dönemde ilgi arttı
Sanal ve artırılmış gerçeklik unsurlarını bir bilgisayarda bir araya getiren teknoloji firması zSpace Türkiye Müfredat ve Eğitim Tasarım Uzmanı Elif Çilek Ataman, “Uzaktan eğitimle bir yılı geride bıraktık. Pandeminin ilk dönemlerinde uzaktan eğitimin geçici bir çözüm olduğu düşünülüyordu. Ancak gelinen noktada eğitime bir süre daha böyle devam edeceğimiz kesin gözüküyor. Öte yandan pandemi bitse dahi hibrit modellerin hayata geçmesi bekleniyor” dedi.Ailelerin bu süreçte çocuklarının eğitimini ileri boyutlara taşımak istediğini belirten Ataman, “Online eğitimler öğrencilerle etkileşimli bir ders işleyebilmek için yeterli olmuyor. Çocuklar yaparak, yaşayarak, görerek öğrenmek istiyor. Bu nedenle aileler de artık sadece bir bilgisayar, tabletle yetinmiyor ve farklı teknoloji arayışlarına giriyorlar. Ailelerin eğitim teknolojileri alanına ilgileri arttı. Biz de zSpace olarak sanal ve artırılmış gerçeklik unsurlarını bir bilgisayarda bir araya getirdik. Kurumlar zSpace bilgisayarları ile lab kurarak çocuklar için sanal gerçeklik laboratuvarları oluşturuyorlar. Birçok özel okulda ve tasarım beceri atölyelerinde zSpace VR/AR teknolojisi kullanılıyor. Bunun yanı sıra bireysel kullanım alandaki çalışmalarımız da sürüyor. İleride her çocuk bir zSpace bilgisayar edinerek evinde birebir etkileşimli öğrenme imkanı bulabilecek” diye konuştu.
Merakı destekliyor
Sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojisinin hem donanım hem de yazılım paketi olarak yer aldığını söyleyen Ataman, “Eğitim alacak çocuklar gözlüğü taktıkları zaman bilgisayar ile eşleşme sağlanıyor. Fiziksel olarak yapılan kafa hareketlerini algılayıcı şekilde üç boyutlu gözlem ve keşif yapabiliyorlar” ifadelerini kullandı.zSpace sayesinde çocukların bir kalbin yapısına kadar inceleme fırsatı yakaladığına dikkat çeken Ataman, “Mimarlığa ilgisi olan bir çocuk aynı zamanda bir ev tasarımı da yapabiliyor. Burada yaptığı tasarımı üç boyutlu olarak görebiliyor. Merakı destekleyici şekilde çocukları yönlendirmiş oluyoruz. Bireysel alanda da çalışmalarımız mevcut, amacımız kişiselleştirilmiş öğrenmeyi mümkün kılabilmek. Çocuklar bu bilgisayarlarla etkileşime girdiğinde birebir öğrenme fırsatı yakalıyor” diye konuştu.
Uzaktan eğitimde kullanılabiliyor
Sanal gerçekliğin dersleri bilgi odaklı anlatımın ötesine taşıyıp, beceri odaklı dersler haline getireceğini dile getiren Ataman, “Bu teknoloji, uzaktan eğitimde kullanılabiliyor. Çocuklar bu teknolojiyle kaydedilmiş videoları deneyimleyebiliyorlar. Ya da öğretmenler sanal ve artırılmış gerçeklik teknolojisini kullanarak, öğrencilerin ekranlarına artırılmış gerçeklik modunda yansıtabiliyor. Bu teknoloji uzaktan eğitimde aktif bir şekilde kullanılıyor” ifadelerini kullandı.
Virüsün her aşaması görülüyor
Bu yazılımlar sayesinde öğrencilerin eğlenerek öğrenme fırsatı bulabildiğine dikkat çeken Ataman şunları söyledi: “Örneğin, grip virüsünü inceleyerek, insandan insana virüs nasıl bulaşıyor gibi durumları öğrenebiliyorlar. Bu yazılımda hapşırma yoluyla virüsün nasıl bulaştığını öğrenciler görüyorlar ve maske bilincini kazanabiliyorlar. Daha sonra virüsün vücuttaki belirtilerini ve iyileşme sürecini deneyimleyerek öğreniyorlar.”
Türk bilim insanlarının Covid-19’a karşı geliştirdiği Türkiye’nin ilk burundan uygulanan (intranazal) yerli aşısı için geri sayım başladı. Sprey şeklinde burundan uygulanacak olan aşıyı geliştiren ekibin arkasında ise Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’yi bünyesinde barındıran Ahlatcı Holding var. Tamamen yerli imkanlarla geliştirilen aşı çalışmalarında gelinen noktanın önemini vurgulayan Ahlatcı Holding ve Nanografi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı, “Türk bilim insanlarının imza attığı bu proje hem Türkiye hem de dünya için büyük önem taşıyor. Yürüttüğümüz çalışmayla, ülkemiz için üzerimize düşeni yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınını önlemek için aşı çalışmaları hız kesmeden devam ederken, yerli ve milli aşı çalışmalarından da güzel haberler geliyor. Bilim insanlarına verdiği desteği sürdüren Ahlatcı Holding’in bünyesinde yer alan Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda Nisan ayında insan deneylerine başlanacak olan Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşısı klasik aşılardan farklı olarak burundan sprey şeklinde uygulanacak. Aşının bu teknolojisi sayesinde virüs ile daha etkin mücadele edilebileceği öngörülüyor. Yerli aşının, mutasyon durumunda çok hızlı bir şekilde yeniden modellenebilmesi de Covid-19 ile mücadelede önemli bir adım olarak görülüyor.
40 bilim insanı bir araya geldi
ODTÜ Teknokent bünyesindeki Nanografi Nano Teknoloji çatısı altında faaliyete başlayan Türk bilim insanları tarafından yürütülen yerli aşı projesi ülkemizin sahip olduğu gelişmiş Ar-Ge birikiminin de bir göstergesi. Bugüne dek pek çok öncü nanoteknoloji ürünü patenti almayı başarmış bir ekip tarafından geliştirilen yerli aşı projesi, 40 Türk bilim insanını bir araya getirerek büyük bir bilimsel çalışma zemini oluşmasını da sağladı.
Oda sıcaklığında taşınabiliyor ve saklanabiliyor
Yenilikçi bir aşı türü olan intranazal aşı RNA ve inaktif aşı teknolojisinden farklı olarak protein temelli olarak tasarlandı. İçerisinde virüs veya virüs benzeri bir parçacık bulunmuyor. Ayrıca hayvan deneyleri de tamamlanmış durumda. Intranazal aşıyla ilgili konuşan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, şunları söylüyor: “Aşı oda sıcaklığında taşınabiliyor ve saklanabiliyor. Burundan verildiği için virüsün direkt vücuda girmesini engelleyebiliyor. Diğer aşıların, kan hücreleriyle karşı karşıya gelene kadar hiçbir etkisi yok. Dolayısıyla aşılı kişilerin virüsü alıp başkalarına bulaştırmasını da engelliyor. Bu şu ana kadar üretilen aşılar ile başarılmış bir şey değil. Uygulaması çok kolay, enjektör girmiyor. Aşı kararsızlığını azaltıyor.”
Ahlatcı Holding, aşının tüm gelirini devlete bırakacak
Aşıyı geliştirmekte olan Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’yi bünyesinde barındıran Ahlatcı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı, “Koronavirüs salgınıyla mücadelede üzerimize düşeni yerine getirmek amacıyla alanında uzman 40 bilim insanını Nanografi çatısı altında bir araya getirdik. Yerli aşı çalışmasını ülkemiz için üzerimize düşen bir vazife olarak görüyoruz. Bu çalışmayla birlikte ülkemizin bilim insanlarının neler yapabildiğini tüm dünyaya göstermeyi amaçlıyoruz. Nisan ayında aşının insan deneylerine başlayacağız. Bu yıl içerisinde ayda 25 milyon doz, yılda da 300 milyon doz üreterek ülkemizin ihtiyacının tamamını karşılayacağız” dedi.
Türkiye’nin ilk, bölgenin ise en büyük hacimli nanoteknoloji yatırımı
Ahmet Ahlatcı, “Grafen Seri Üretim Tesisi Türkiye’nin ilk, bölgenin ise en büyük hacimli nanoteknoloji yatırımı olacak. Bu yatırımla yıllık grafen üretiminde 100 tonun üzerine çıkacağız. Bu üretim hattı grafen üretiminin zorluklarının çözüldüğü, kullanıcı dostu bir model” şeklinde sözlerine devam etti.
Dünya üzerinde en yaygın 3 kanser türünden biri olan kolon kanseri, Türkiye’de her yıl yaklaşık 15 bin kişide görülüyor. Genellikle 50-70 yaş arasında görülen kolon kanserindegenetik yatkınlık kadar çevresel faktörler de etki gösteriyor. Artık 40 yaş altında gençlerde de kolon kanseri görüldüğünü söyleyen Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yanar “Tütsülenmiş etler, salam sosis gibi yiyecekler, aşırı kızartmalar, kırmızı et tüketiyor, düzenli egzersiz yapmıyor ve kilonuza dikkat etmiyorsanız risk altında olabilirsiniz.
Yüksek miktarda sebze, meyve, balık, zeytinyağı, fındık ceviz gibi kuruyemişleri içeren Akdeniz diyetinin kanser ve damar tıkanıklığına bağlı ölümleri ciddi oranda azalttığı çeşitli bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir” dedi. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Yanar kolon kanseri korunma, tarama ve tedavi yöntemlerini, beslenmenin önemini anlattı.
Kimler kolon kanseri riski altında?
Kalınbağırsak kanserlerinin yüzde 90’dan fazlası daha önceden gelişmiş poliplerden kaynaklanır. 50 yaş öncesi polipler nadir görülmekte iken 50 yaşından sonra polip görülme oranı dolayısı ile kanser oranı artar. Yağdan zengin, posadan fakir beslenme alışkanlığı, fazla kilo, hareketsizlik, D vitamini eksikliği, sigara ve alkol kullanımı, ailede birinci derece akrabalarda kolon kanseri bulunması, ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi iltihabi bağırsak hastalıkları kolon kanseri riskini artırır.
Kolon kanseri tehlikeli mi?
Erken teşhisin çok önemli olduğu kolon kanseri, belirti vermeyen ve yavaş ilerleyen bir kanser türü. Özellikle 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülen bu kanser erken teşhisle tedavi edilebiliyor. Kolon kanseri dünyada 2. ya da 3. sıklıkta görülen kanserler arasında yer alıyor.
Kolon kanserinin belirtileri nelerdir?
Kansızlık, halsizlik, yorgunluk
Ele gelen kitle
Rektal kanama
Dışkıda kan
Büyük abdest çapında incelme
Büyük abdest düzenin değişmesi
Tuvalete gidip rahatlayamama
15 günden uzun süren karın ağrısı
Erken tanı nasıl konulabilir?
Kolorektal kanser taramasında dışkıda gizli kan ve immunohistokimyasal testler kullanılmakla birlikte en yararlı yöntem kolonoskopik incelemedir. Hedef henüz polip aşamasında iken ameliyata gerek kalmadan kanser gelişebilecek polipleri kolonoskopi esnasında çıkartmak olmalıdır. Bu nedenle ailesinde kalınbağırsak kanseri olmayanlarda 45 yaşında ilk kolonoskopi ile tarama yapılmalı normal saptanması durumunda onar yıllık aralıklarla kolonoskopi tekrarlanmalıdır. Ailesinde kolon kanseri bulunan bireylerde ise kanserin ortaya çıktığı yaşın 10 yıl öncesi ilk kolonoskopi uygulanmalıdır.
Kolon kanseri tedavisi nasıl yapılır?
Standart tedavi yöntemi cerrahidir. Ancak ameliyat esnasında tümör ile birlikte bir miktar sağlam kolon dokusu ve etraf lenf bezlerinin çıkarılması hayati önem içermektedir. Uzun dönem sağ kalım, tümörün tekrar etmesi ya da uzak bölgelere yayılmasına etki eden cerrahi işlemi bu konuda deneyimli cerrahlarca uygulanmalıdır. Günümüzde laparoskopi yöntemi veya robotik cerrahi ile karında kesi yapmadan bu ameliyatlar yüksek başarı oranı ile gerçekleştirilmektedir. Laparoskopik ameliyatların üstünlükleri arasında ameliyat sonrası ağrının çok daha az olması, hastanede yatış süresinin daha kısa sürmesi ve ameliyat yerinde çok az ya da hemen hiç iz bulunmaması yer almaktadır. Makata çok yakın tümörlerde ise ameliyat öncesi yapılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri ile kalın bağırsağın dışarı alınmasının önüne geçilebilmektedir.
ÖNERİLERİ İHMAL ETMEYİN
Düzenli tarama testlerini yaptırın.
Ailenizin genetik geçmişini iyi bilin.
Hareketsiz yaşam yerine, haftada 4-5 gün orta şiddete egzersiz yapın.
Stres ve üzüntüden uzak durun.
Sigara ile alkolden uzak durun.
İdeal kilonuzu koruyun.
Neler yenmeli?
Yüksek miktarda sebze, meyve, özellikle kabuklu elma, balık, zeytinyağı, fındık ceviz gibi kuruyemişleri içeren Akdeniz diyetinin kanser ve damar tıkanıklığına bağlı ölümleri ciddi oranda azalttığı çeşitli bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Ayrıca doktorunuza danışarak yaşınıza göre günlük 1000 – 1200 mg kalsiyum ve D vitamini almalısınız.
Sağlık ve Çevre Birliği HEAL, hava kirliliğinden dolayı cıvaya maruz kalan çocuklarda IQ seviyesinin düştüğünü açıkladı. HEAL’in raporuna göre, hava kirliliği çocukların beyinlerine zarar vererek, Türkiye’de yılda toplam 8 bin 500 IQ puanı kaybına yol açıyor.
Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Health and Environment Alliance) tarafından yayınlanan ‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak’ raporu, termik santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunlarına dikkat çekiyor. Rapora göre, hava kirliliğinden herkes etkileniyor, ancak bazı gruplar diğerlerinden daha fazla risk altında. Bu gruplar, hamileler, çocuklar, yaşlılar ve astım, kalp gibi kronik hastalığı olanlar.
Elektrik, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılan kömürün dünyadaki en büyük ikinci cıva emisyon kaynağı olduğuna dikkat çeken çalışmada, termik santrallerden kaynaklanan cıvanın kolayca buharlaşarak hava yoluyla yayıldığı belirtiliyor. Kirli hava, başta büyüme çağındaki çocuklarda telafi edilmesi mümkün olmayan bilişsel bozukluklara neden oluyor. Hava kirliliğine, özellikle cıvaya maruz kalan çocukların daha sonraki yıllarda hastalık geliştirme riski artıyor.
HEAL Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal, cıvanın nasıl dağıldığını ise şöyle anlatıyor: “Şimdiye dek hep cıvanın fabrika atıklarıyla suya karıştığını konuştuk. Oysa termik santrallerin neden olduğu cıva kolayca havaya karışır. Havadaki cıva çökelme veya yağış yoluyla suya geçer ve besin zincirindeki toksik yolculuğu başlar, böylece kömür yakılmayan bölgelerde dahi gıda yoluyla insan bedenine girer. Cıvalı deniz ürünlerinin tüketimi, özellikle hamileler ve küçük çocuklar için çok riskli. Gelişme çağında olmaları sebebiyle çocuklar hava kirliliğine karşı daha savunmasız.”
Gacal ayrıca, cıvanın yanı sıra hava kirliliği partiküllerinin annenin akciğerlerinden plasentaya geçerek çocuklara daha doğmadan zarar verdiğine dair yeni bulgular yayınlandığının da altını çiziyor.
2019 yılında Türkiye’deki kömür yakıtlı termik santrallerden kaynaklı cıva emisyonunun çocuklarda toplam 8 bin 850 IQ puanı kaybına neden olduğunu vurgulayan rapora göre, çocukların ömür boyu taşıyacakları bu riskin boyutlarını belirlemek de henüz mümkün değil.
3 BİNDEN FAZLA ERKEN DOĞUM, 300’DEN FAZLA ERKEN ÖLÜM
Nöroloji ve Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta ise cıvanın gelişmekte olan beyin için toksik bir madde olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Anne karnındaki ve erken dönemde bebekler özel bir risk taşırlar. Gebeler ve çocuklar cıvaya farklı yollarla maruz kalabilir. Cıva için ‘güvenli’ diyebileceğimiz herhangi bir seviye olmadığı gibi, düşük düzeyde maruz kalma da akut veya kronik zehirlenmeye yol açabilir. Çocukların sinir sistemi üzerinde etki yaratabilir. Ana rahiminde veya doğumdan sonraki ilk yıllarda hava kirliliğine maruz kalmak, ileriki yıllarda sağlık sorunları riskini artırır.”
Nitekim HEAL’in raporunda da cıvanın yanı sıra hava kirliliğine bağlı olarak çocuklarda çok sayıda sağlık sorunu, erken doğum, hatta erken ölümler görüldüğü ifade ediliyor. Buna göre 2019 yılında, 3 bin 70 erken doğum, 26 bin 500 bronşit vakası, 237 bin 37 astım ve bronşit semptomu gösterilen gün (astım hastası çocuklarda) ve 352 erken ölüm vakası tespit edildi.
FİLTRELER CIVA İÇİN ÇÖZÜM DEĞİL
Çocukların IQ seviyesini, dolayısıyla eğitim ve iş hayatlarındaki performanslarını düşüren cıva maruziyeti, kalıcı hasarlara yol açarak toplumu ve ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Sadece Avrupa’da cıva maruziyeti kaynaklı sağlık maliyetinin yılda 9 milyar euronun üzerinde olduğu hesaplanıyor. HEAL’in raporunda, Birleşmiş Milletler Çevre Programı 2018 Küresel Cıva Değerlendirme Programı verilerine göre, Türkiye’de linyit ve taş kömürlü termik santrallerin her yıl 6 ton cıva kirliliğine neden olduğu vurgulanıyor.
Cıvanın termik santrallerdeki standart filtrelerle yüzde 100 tutulmadığına dikkat çeken Gacal, “Sorunun çözümü açık, kömürden elektrik üretimine son vermek” diyor.
‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak’ raporunda, politika yapıcılara yönelik çözüm önerileri şöyle sıralanıyor:
● Mevcut ve eskimiş kömürlü termik santrallerin en kısa sürede kapatılması ve yenilerinin inşa edilmemesi.
● Sağlık ve çevre etki değerlendirmeleri ile bilinçli enerji seçimleri yapılması.
● Elektrik sektöründen kaynaklanan emisyonların şeffaf bir şekilde raporlanarak veri şeffaflığının artırılması ve bunların bilimsel olarak değerlendirmesine izin verilmesi.
● Sağlık istatistikleri ve ilçe düzeyinde de hastalık vakalarına ilişkin istatistiklerin kamuoyuyla paylaşılması.
● Ekonomi, enerji ve çevre mevzuatları ve stratejilerini birbirleriyle ilişkilendirilerek enerji sektörü planlamasının geliştirilmesi, uzmanların ve halkın katılımına izin verilerek şeffaflığın artırılması.
● Sürdürülebilir yenilenebilir enerji ve enerji tasarrufu biçimlerinin tercih edilmesi.
● Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ve iddialı bir Ulusal Katkı Beyanı (NDC) ile yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artırılmasına dair hedeflerin belirlenmesi.