Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 121

    Koronavirüs Pandemisinde Diş Sağlığınızdan Olmayın

    0
    Koronavirüs Pandemisinde Diş Sağlığınızdan Olmayın

    Covid-19 enfeksiyonu dünyayı ve ülkemizi etkilemeye devam ediyor. Koronavirüsün yayılmasını engellemek adına yaşam tarzımızda büyük değişiklikler görülürken, pek çok insan virüse yakalanma endişesiyle, tedbir amaçlı olarak, sağlık sorunlarını dahi erteleyebiliyor.

    Diş hastalıkları da en çok ertelenen rahatsızlıklar arasında yer alıyor. Bu durum, koronavirüs pandemisinin süresinin uzaması ile birlikte tedavisi ötelenen küçük bir çürüğün büyüyerek diş kaybına dönüşmesine neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Aslı Tapan, pandemi döneminde ağız ve diş sağlığında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. 

    Salgının başlarında diş hekimlerinin ortak düşüncesi sadece acil müdahale gerektiren işlemlerin yapılması şeklindeydi. Bu dönemde yalnızca şiddetli ağrı, düşme veya çarpma sonucu dişlerin darbe alması, kırılması, diş protezinin düşmesi, ağızdaki sabit restorasyonun kırılması,  kopması ve çene travmaları gibi acil durumlara müdahale edildi. Fakat sürecin uzaması, acil durumu olmayan ve tedavilerini erteleyen hastaların da tablolarının ağırlaşmasına ve şikayetlerin artmasına neden oldu.  

    Bazı diş problemlerinin ertelenmesi beklenmedik sorunlara yol açabiliyor

    Basit bir diş ağrısında bile uzun süre beklemek, sorunun giderek derinleşmesine ve uygulanacak tedavinin de kapsamının genişlemesine, süresinin uzamasına yol açabilmektedir. Kronik rahatsızlıkları da olan hastaların diş çürükleri ilerleyerek daha ağrılı ve enfeksiyonlu bir tabloya dönüşebilmektedir. Durumun bu hale gelmesini engellemek adına hastalar hastaneye, kliniklere ya da muayenehaneye gelmeden önce diş hekimleriyle konuşmalı, var olan sorunu anlatmalı, beklemenin ne gibi problemler yaratabileceği ya da erken müdahalenin avantajları hakkında karar verilmeli ve bu yönde hareket edilmelidir.

    Önlemler hem hastayı hem diş hekimini koruyor

    Pandemi döneminde tedaviler hastayı ve hekimi koruyacak şekilde önlemler alınarak uygulanmaktadır. Diş hekimleri ve yardımcı sağlık personeli zaten pandemi öncesinde de kullandıkları koruyucu ekipmanları, yani maske, gözlük ve eldivenleri, bu dönemde daha dikkatli ve yoğun kullanmaya başlamıştır. Daha büyük ve koruyucu gözlükler, siperlikler takarak, koruyucu tulumlar, steril önlükler giyilmektedir. Ayrıca hastaları saat aralıklı randevu ile kabul ederek, işlem odalarının her hastadan sonra rutin olarak sterilizasyonunun sağlanması ve havalandırılması; hasta, diş hekimi ve sağlık personelini virüse karşı korumaktadır. 

    Diş operasyonlarında ameliyathane prosedürü uygulanıyor

    Hastaların olabildiğince kısa sürelerde klinik, muayenehane ya da hastane ortamında bulunmasını sağlamak öncelikler arasında yer almaktadır. Buradaki amaç tedavileri sağlıklı ve hızlı ilerletmektir. Hasta geldiğinde ateş ölçümleri yapılarak hastanın şikayetleri alınmaktadır. Dişinde ne gibi sıkıntılar yaşıyor, Covid-19 açısından risk taşıyor mu ? gibi detaylar sorgulanmaktadır. Bütün bunlara ek olarak her hastadan ameliyathane prosedürlerine uygun bir şekilde, bir gün önce Covid-19 testi istenmekte ve testi negatif çıkanlara işlem yapılmaktadır. Tercih olarak kısa sürecek işlemler öncelikli tutulmaktadır. Uzun sürecek işlemlerde ise hasta ve diş hekimi durumun aciliyetini değerlendirerek karar vermelidir.

    Enfekte olma riski en aza indiriliyor

    Her hastadan sonra ortamın steril edilmesi büyük önem taşımaktadır. Prototip restorasyon planlanıyorsa; ölçülerin steril hale getirilmesi, aletlerin dezenfekte edilmesi zaman alan işlemlerdir. Bu da hasta aralarına gereken zaman boşluğunun korunmasını gerekli kılmaktadır. Bekleme salonlarında da hasta bekletmek doğru değildir. Aynı ortamda bekleyen insanlar ortamı enfekte edebilmektedir. Pandemi döneminde muayene odalarına hasta yakını da alınmamaktadır. Bütün bu önlemler hastaların diş tedavilerinin virüs riski yaşamadan gerçekleşmesi için alınmaktadır. 

    Ağız bakımınızı düzenli olarak yapın

    Pandemi döneminde de evde diş bakımlarının çok iyi yapılması ve aksatılmaması gerekmektedir. Hastalığın yayılımını en aza indirmek adına alınan önlemler ve kısıtlamalar sonucu insanlar evlerinde daha çok zaman geçirmek zorunda kalmaktadır. Az hareket etmek ve sıkıntıdan daha çok atıştırmak, herkesin yaşadığı sorunlar arasında yer almaktadır. Gece geç saatlere kadar bilgisayar ya da tv başında olmak, atıştırma yapma ihtimalini artırmaktadır. Bu tarz tüketiminin artması, insanların paketli ve sağlıksız gıdaları daha çok tüketmesine neden olabilmektedir. Sağlıksız gıdaların fazla tüketilmesi ve ihmal edilen ağız sağlığı diş eti hastalıklarında artışa yol açmaktadır. Bunu önlemek için gece yatmadan önce mutlaka ağız bakımı yapılmalıdır.

    Çocuklarınıza bu konuda örnek olun

    Diş, diş eti ya da oluşacak başka problemlerin önüne geçebilmek için ağız bakımına ekstra önem vermek gerekmektedir. Atıştırmalıklar azaltılmalı, daha sağlıklı seçenekler tüketilmeli, rutin olarak dişler düzenli bir şekilde fırçalanmalı ve ara yüz temizliği aksatılmamalıdır. Ağız bakımı için doğru ürünler, doğru zamanda kullanılırsa ağız hijyeni ve sağlığı korunacaktır. Çocukların da evde bulunduğu bu dönemde aynı uyarılar kuşkusuz çocuklarımız için de geçerlidir. Yetişkinlerin ağız bakımını ve temizliğini düzenli bir şekilde yapması çocuklarımız için örnek olacak, onlara ağız bakım alışkanlığını öğretecek ve ağız sağlıklarını koruyacaktır. 

    Bebeğinizin Hassas Cildi için En Doğal Pişik Önleyici Krem INCIA’dan!

    0
    Bebeğinizin Hassas Cildi için En Doğal Pişik Önleyici Krem INCIA’dan!

    INCIA Bebek Pişik Önleyici Krem Jel, pişik oluşumunu önlerken bebeğinizin cildine hassas bir bakım yaparak rahatlatıyor. 

    %100 doğal içerikleriyle güvenle kullanabileceğiniz INCIA Bebek Pişik Önleyici Krem Jel, bebeğinizin cildinin tahriş olmasına karşı koruma sağlıyor. Bebeğinizin her bez değişiminden sonra kullanmanız halinde tahriş ve pişik oluşumunun önüne geçilebiliyor. 

    INCIA Bebek Pişik Önleyici Krem, jel formuyla cildin sahip olduğu bariyer fonksiyonunu koruyarak bebeğiniz için sağlıklı bir cilt vadediyor.

    Hiçbir sentetik boya ve koku maddesi içermeyen INCIA bebek bakım ürünleri, rengini içeriğinde kullanılan bitkisel yağların doğal renklerinden alıyor. INCIA Bebek Pişik Önleyici Krem Jel’in cildin doğal yapısına uyumu ve mikrobiyolojik açıdan uygunluğu BioArge Laboratuvar’larında test edilme özelliği taşıyor.

    Siz de INCIA’nın en doğal bebek ürünleri için https://incia.com/’u ve INCIA ürünlerinin satışa sunulduğu seçkin eczaneleri ziyaret etmeyi unutmayın!

    INCIA Bebek Doğal Pişik Önleyici Krem Jel: 69 TL

    Doğtaş Cross Yatak Odası Takımı, Teknoloji ve Konforu Buluşturuyor

    0
    Doğtaş Cross Yatak Odası Takımı, Teknoloji ve Konforu Buluşturuyor

    Doğtaş Cross çalışma masası, özel kulaklık askısı, gizli led aydınlatma sistemi, mıknatıslı pano ve USB girişleriyle evdeki ofis hayatlarına, maksimum konfor sağlıyor. 

    Evdeki Çalışma Hayatlarına Doğtaş Konforu

    Doğtaş Cross çalışma masası, evlere taşınan çalışma hayatlarına ofis konforunu taşıyor. Özel USB girişinden, kalemliğine, kulaklık askısı olarak kullanılabilecek özel metal askılıktan, içecek tutmak için tasarlanan özel aparata kadar her tür detayın düşünülerek tasarlandığı ve hayata geçirildiği Cross çalışma masası, çalışırken rahatlığı arayanların tüm ihtiyaçlarına cevap veriyor. 

    Özel Telefon Saklama Alanı ve Çift USB Girişiyle Yatakta Maksimum Konfor; Cross Yatak

    Doğtaş Cross yataklar, özel fermuarlı saklama alanı, telefon muhafaza alanı ve çift USB girişiyle, bir yataktan beklenen tüm ihtiyaçlara cevap veriyor.  Yatak başına monte ışıklandırma sistemi, fermuar detayları ve koyu renk kumaş kullanımıyla Cross yataklar konforlu bir uykunun temellerini atıyor. 

    Doğtaş, EvindeGör uygulamasının da aktive olduğu  www.dogtas.com   sitesi üzerinden sağladığı online alışveriş imkanıyla, tarz ve uyumun aşkını evlerinize taşımaya devam ediyor.

    2021…

    0
    hoşgeldin 2021
    hoşgeldin 2021

    “Tüm insanlık için dileklerime gelsin şimdi de sıra” demişim geçen sene neredeyse aynı zamana denk gelen yazımda!

    Güzelliklere boğulduğumuz, dünyanın dengesini bozmadan, üzerimize düşen tüm sorumluluklarımızı yerine getirerek, maddi ve manevi kaynakların çoktan aza doğru akan yolculuğunda el ele, yüz yüze, fikir fikir kenetlenerek yol aldığımız bir yıl diliyorum hepimize.

    Muhabbetle kalın dostlar. 2020 şans, başarı, sağlık, huzur, bereket ve nezaket sunsun her birimizin hayatına diyerek de devam etmişim ama…

    Olmamış! Olamamış..!

    Sanki olacakları bilircesine Dünya üzerinde yaşayan her canlı için samimiyetle ve samimi niyetle içimden geçenlerin tam aksine, etkisinin hala çok yoğun bir şekilde yaşandığı 2020 yılını geride bıraktık.

    Peki sizce “insanlık” bunca hengamenin ve can korkusunun yanında ne öğrendi?

    Bana kalırsa kocaman bir “hiç”..!

    Neden mi? Çünkü hala sevmeyi, “bir” olmayı, egonun zarar veren tarafını bertaraf edip uzak-yakın demeden bağrına basmayı öğrenemedi insanoğlu. Yazık ki çok basit bulduğumuz meşgalelerimizi dahi mumla arar olduk.

    Hani çok sıkılınca kafamızı camdan dışarı çıkarmayı geçtim, sokaklarda başı boş dolaşmayı bile özlemek nedir derinden hissettik. Birçok insan işsiz kaldı. Pek çoğumuzun bir şekilde bildiği bir yakını aramızdan ayrıldı. Öyle çok özlem duyduk ki sevdiklerimize! Sarılamadık onlara hatta göremedik bile o çok sevdiğimiz yüzlerini. Basit ama ne mühim şeylerle günlerimiz güzel geçiyormuş, farketmiyormuşuz dedik. Hayat aslında kendi eksenimiz etrafında değil, kendi dengesinde dönüyormuş diye söylendik bazen…

    Doğanın isyanı, depremler, fırtınalar, yangınlar, maddi ve manevi kayıplar derken ümitlerimizi bir sonraki güne emanet ettik. Kimine göre senaryo ile düzen değişikliği için savaşsız bir yıkım olan bu salgın, geride bıraktıklarımıza şükrettirecek hale getirmese bizleri diye düşünür olduk. Hala anlamadığımız nice karar mekanizmasının içinde oradan oraya savrulur gibi yaşamaya devam ediyoruz. Sabah olduğunda nasıl bir dünyaya uyanacağını bilen insan sayısı çok az…Çünkü insanlığın azımsanamayacak bir kitlesi maalesef karar verici pozisyonunda değil ve kim ne derse yaşadığı yerde, o kurallara uyumlanmak zorunda bırakılıyor.

    Hayıflanmayı oldum olası sevmedim şu hayatta ancak şunu yaparsak rotamız değişebilir belki dediğim konularla kendimi sarsmayı tercih ettim hep…

    Şimdi de aynı zihniyette yaklaşıyorum hayata. Plan yapın ama bu planın tek lokomotifinin siz olmadığını asla unutmayın. Olmaz olmaz demeyin hiçbir şey için…Kimseye koşulsuz şartsız güvenmeyin. Bir inancınız ve yaşam amacınız olsun muhakkak. Nereden nereye gidiyorsunuz az çok bilin. Kaynaklarınızı hoyratça ve bencilce tüketmeyin. Attığınız her adımın, sizden sonra aynı yoldan geçenlerin önünü tıkamaması için olabildiğince temkinli hareket edin. Okuyun, araştırın. Anlamaya çalışın. Basite indirgemeyin olan biten hiçbir şeyi. Yardıma ihtiyacı olan hiç kimseye sırtınızı dönmeyin.

    Yediğinize, içtiğinize, giydiğinize ve her alanda temizliğe dikkat edin. Sizden sebep kimsenin hiçbir şartta mağdur olmasına bile isteye izin vermeyin. Aylardır yaşanan bu süreçte tüm insanların belli etsin ya da etmesin, psikolojik olarak ne kadar yıprandığının unutmadan yaklaşın her şeye. Kıymetini bilin elinizdeki her şeyin ve herkesin. Bugün var yarın yokuz ölüm denen gerçeğin olduğu şu Dünyada. Ağaç dikmeye, toprakla uğraşmaya, hayatınız için mutlaka birkaç senaryoyu halihazırda kullanılabilir kılmaya ve en önemlisi korku imparatorluğunda yaşamamaya bakın.

    Gördük ki, bir saniye bile nefes alamadığımızda, hayallerimiz, heyecanlarımız, kaprislerimiz, kızgınlık ve kırgınlıklarımız gelmiyor gözümüzün önüne…Dolayısıyla lütfen şu dakikadan itibaren önce kendinizi sevin. Keşke’lerle yaşamayın. Her ne yaşanacaksa geçmişinize ve geleceğinize katkısı olsun diye dua edin.

    Kendimden biliyorum çok hayalperestim ben ve yüksek kapasiteli bir bilgisayarın harddiskini dolduracak kadar çok hayalim var. Bunca şeyi hayata geçirebilmem içinse hiçbir kısıtımın olmaması gerekiyor. Halbuki en temel özgürlük alanlarımızın bile kapalı olduğu bir zaman diliminde niye kendimi yoruyorum ki diye susup kalmanız olası. Düşünüyorum da bu sene için zihnimde zaman dilimlerine varana kadar yaptığım plan ve projelerin hiçbirisi hayata geçirilemedi. Benim elimde değildi ama dış etkenler o kadar baskındı ki, ben Everest’in tepesine dahi çıksam yapamayacağım şeyler vardı kendi dünyam ve tüm insanoğlu için…

    Bu yılın öncekilere benzeyen tek tarafı, hala bir fincan kahve eşliğinde dost meclislerine ara ara zaman ayırabilmek oldu. Hayallerimden kısa vadede en önemli olanı, addettiğim kendi evimin kapısını açma hayalim gerçek oldu ve bu beni öyle huzurlu, öyle mutlu ve öyle keyifli kıldı ki… Geç oldu ama iyi ki şimdi oldu dedim kendi kendime.

    Hayal kırıklıklarım olmadı mı peki? Olmaz mı? O kadar sert darbeler aldım ki bedenime ve ruhuma, kendimi toplamam çok zamanımı aldı. Neyse ki, alışık olduğum ve hep tek başıma bulduğum çözümler sayesinde o dipsiz kuyulardan çıkabildim. Kızgın değilim kimseye, ağlamıyorum artık öyle deliler gibi…! Olanı olduğu gibi kabul etmenin hazzı ile basıyorum toprağın üzerine. Teslimiyete geçen her ruh gibi, gökyüzüne baktığımda daha net görüyorum varlığını bildiğim ve inandığım yegane gücü.

    Senelere bırakmayacağım bu sefer iyi niyetimi. Diyeceğim ki geçen her saliseye, bizi bize armağan et. Kalbimizden ve aklımızdan geçenlerin doğruluğunu bilemeyiz ancak sen yolumuzu aç ve daimi kolaylık ver yaşamımızdaki her alana. Bilmediğimiz nice sınırsız olasılığı farkedebilecek kadar idrak noktası açık yaşamak nasip olsun her canlıya.

    Kurguda hatalar yok, emin olun. Muazzam denklemlere sahip kainat ve bizler toz zerresi kadar bile olamayacağımız şu evrenin içinde haddimizi bilip bize verilen yeti ve yeteneklerle yolumuza devam etmenin müthiş keyfini yaşamak, dilerim mümkün olsun.

    Sağlık, huzur, tam ve bütün olma hali ile dolup taşsın geri kalan yaşamımız. Haykırmayın, sömürmeyin ve sakin kalmaya bakın her an. Sevdiğiniz herkesin gücü, gücünüzü coştursun içinizde…Güzel yarınlar ve hayallerinizden öte ne varsa layığınız olan, sizin olsun. Sağlıkla kalın.

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    Twitter

    Instagram

    Arsalsen.com

    “Aşırı Kilolu Bireyler Koronavirüsü Daha Ağır Geçiriyor”

    0
    “Aşırı Kilolu Bireyler Koronavirüsü Daha Ağır Geçiriyor”

    Obezite, birçok rahatsızlığı beraberinde getiren günümüzün ciddi bir sağlık problemi. Son dönemlerde ise bu rahatsızlığın koronavirüse olan etkisi oldukça sık konuşuluyor. Konuyla ilgili olarak obezite ve metabolik cerrahi uzmanı Doçent Doktor Hasan Erdem, “obez ve aşırı kilolu bireylerin koronavirüsü ağır geçirme oranları diğer insanlardan 2 kat daha fazla.” açıklamasını yaparak ciddi uyarılarda bulundu.

    “Obezite, COVID-19’dan önce başlayan bir pandemi”

    Obeziteyi ‘kısaca vücutta olması gerekenden daha fazla yağ birikimi’ olarak tanımlayan Doç. Dr. Erdem, bu rahatsızlığın bir sendrom olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Eğer bir kişi obez ise obezitenin sebep olduğu başka hastalıklara da sahiptir. Kalp rahatsızlıkları, akciğer hastalıkları, eklem problemleri, kanser, insülin direnci gibi birçok rahatsızlık aslında obezitenin bizzat kendisiyle ilgilidir. Evet yaklaşık bir yıldır tüm dünyanın gündemi koronavirüs pandemisi ancak obezite, aslında COVID-19’dan önce başlayan bir pandemi. 1970’li yıllardan beri etkisi yaklaşık 3 katına çıktı ve yükselmeye de devam ediyor. Dünyada 2 milyardan fazla insan fazla kilolu ve bunların 700 milyondan fazlası ise obezite hastası.”

    “Koronavirüs’ten dolayı hastanede yatma oranı obez hastalarda daha fazla”

    “Tüm dünyada koronavirüsten dolayı hastanede yatan hastaların büyük bir kısmı aynı zamanda obeziteden muzdarip.” diyen Doç. Dr. Erdem, buna neden olarak obezitenin özellikle akciğer kapasitesini ciddi oranda azalttığını ve dolayısıyla nefes almada zorluk çıkarttığı için bu kişilerin koronavirüsü daha ağır geçirdiğini söyledi.

    Doç. Dr. Erdem, ayrıca obez kişilerin tedavilere olumlu yanıt verme oranının da düşük olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: Vücutta aşırı yağ birikimi bağışıklık sistemini kötü etkilediği gibi koronavirüse karşı sunulan tedavilere de olumlu sonuçlar verilmesine engel oluyor. Örneğin koronavirüs hastaları, daha kolay nefes alımını sağlamak için yüzü koyun yatırılır. Ancak yüksek kilolu hastalarda bu durum oldukça zorlaşıyor ve haliyle obez hastaların entübe edilme riski daha da artıyor.”

    “Kişinin kilosu ne kadar fazla ise sağlık açısından da o kadar risk altında”


    Fazla kilonun, alınan kalori miktarının günlük hayatta vücudun harcadığı kalori miktarından fazla olmasından kaynaklandığını belirten Doç Dr. Erdem; hareketsiz yaşamın, dengesiz ve aşırı kalorili beslenmenin obeziteyi oluşturan temel sebepler olduğunu vurgulayarak  şu bilgileri veriyor: “Kişinin kilosu ne kadar fazla ise sağlık açısından da o kadar risk altında. Bu, hem yukarıda az önce açıkladığım birçok hastalık için hem de COVID-19 için geçerli. Çünkü tüm vücut fazla kilodan etkileniyor. İç organlar, iskelet sistemi, enzimler, kalp, beyin..”

    “Bazı ülkelerin koronavirüsten daha fazla etkilenmelerinin en büyük sebebi obezite olabilir”

    Başta Türkiye olmak üzere birçok dünya ülkesinin obeziteden ciddi bir şekilde etkilendiğinin altını çizen Doç. Dr. Erdem, konuşmasına şöyle devam ediyor: “Bazı ülkelerin koronavirüsten daha fazla etkilenmelerinin en büyük sebebi obezite olabilir. Tabi ki daha süreç oldukça yeni. Bu alanda birçok bilimsel araştırma hala yazım aşamasında ancak örneğin Amerika, İtalya, İspanya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde koronavirüsün daha sarsıcı olması çok da sürpriz değil. Çünkü tüm bu ülkelerdeki fazla kilolu bireylerin toplam nüfusa oranı yüzde 50’nin üzerinde.”

    “Sağlıklı beslenme ve spor aktiviteleri obeziteye karşı en etkili iki çözüm”


    “Bu bir klişe ancak sağlıklı beslenme ve spor aktiviteleri obeziteye karşı her zaman en etkili iki çözümdür.” ifadesini kullanan Doç. Dr. Erdem, ideal kilonun aynı zamanda ideal bir yaşamın anahtarı olduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Kilo vermek, sadece zayıflamak olarak düşünülmemeli. Sağlıklı beslenmek, spor aktiviteleri yapmak sizi günden güne daha dirençli hale getirecektir. Bu noktada bir diyet programı uygulanacaksa, mutlaka uzman görüşü alınmalıdır. Obezite ve metabolik cerrahi prosedürleri ise, doğal yollarla zayıflayamayan ciddi obezite hastaları için etkili birer tedavi yöntemidir.”

    “Pandemi, Yaşam Alanlarındaki Temel İhtiyaçların Önemini Hatırlattı”

    0

    DemirDöküm, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) Eskişehir Şubesi tarafından 19’uncusu düzenlenen “Kalite Şöleni”ne katıldı. DemirDöküm Satış Direktörü Ufuk Atan, “Siz’siz Olmuyor” ana temasıyla düzenlenen organizasyonun konuşmacıları arasında yer aldı. Dijital olarak gerçekleşen organizasyonda Atan; DemirDöküm’ün pandemi sürecinde çalışanları, iş ortakları ve müşterileri için hayata geçirdiği dijital dönüşüm çalışmalarını paylaşarak çevresel duyarlılık ve enerji verimliliğinin artan öneminden bahsetti.

    İklimlendirme sektörünün öncü markalarından DemirDöküm, Türkiye Kalite Derneği (KalDer)’in 19’uncusunu düzenlediği “Kalite Şöleni”ninde yer aldı. Pandemi nedeniyle dijital ortamda “Siz’siz Olmuyor” ana temasıyla düzenlenen; akademi ve iş dünyasının farklı disiplinlerinden liderlerin başarılı dönüşüm çalışmalarını paylaştığı organizasyon, yoğun katılımla gerçekleşti. 66 yıldır yürüttüğü çalışmalar, ürettiği ürünler ve sunduğu hizmetlerle sektörüne öncülük eden DemirDöküm’ün Satış Direktörü Ufuk Atan, ülkemizde ilk koronavirüs vakasının görüldüğü günden itibaren markanın yürüttüğü öncü çalışmaları, pandemi sürecinde sunulan hizmetleri ve global ölçekte alınan önlemleri katılımcılarla paylaşırken çevresel duyarlılık ve enerji verimliliğinin artan öneminden de bahsetti.

    “DİJİTALLEŞME TÜM SEKTÖRLERİN ANA GÜNDEMİ OLDU”

    Hızlı bir şekilde hayatımıza giren koronavirüs pandemisinin önemli sonuçları olduğunu belirten Ufuk Atan, “Temennimiz bu sürecin en kısa sürede sona ermesi. Geride bıraktığımız 9 ayda insanoğlu olarak değişime ne kadar hızlı adapte olabildiğimizi bir kez daha gördük. Pandemi karşısında nasıl çözümler üretip nasıl hareket edeceğimizi hızlıca belirledik. Koronavirüs, kısa sürede temel ihtiyaçlarımızın ne kadar önemli olduğunu bizlere hatırlattı. Evlerin daha uzun süreli yaşam alanı olduğunu, iklimlendirme sektörü için üretilen ürünlerin direkt insan hayatının vazgeçilmezi olduğunu hatırlattı. Diğer bir konu ise dijitalleşme oldu. Dijitalleşme, çok hızlı bir şekilde tüm sektörlerin ana gündemi oldu. Dijitalleşmenin hayatımıza olan artılarını, şimdiye kadar kullanmadığımız entegre sistemleri, bu sistemlere eklenecek yeni nesil çözümlerle günlük yaşantının nasıl kolaylaşabileceğini hep birlikte deneyimledik” açıklamasını yaptı.

    “ÜST DÜZEY ÖNLEMLERLE ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ”

    DemirDöküm’ün bu süreçte “Her koşulda DemirDöküm yanında” söylemiyle hareket ettiğini belirten Atan, “İlk adım olarak çalışanlarımızın, iş ortaklarımızın ve müşterilerimizin sağlığını ve güvenliğini garanti altına almak için dijital uygulamaları hayata geçirdik. Üç gün gibi kısa bir sürede çalışma yapımızı koşullara uygun olarak hızlıca değiştirdik. Halihazırda var olan uzaktan çalışma altyapımızı güçlendirdik. İş akışımız ve süreçlerimizde aksama olmadan hızlıca evden çalışma düzenine geçtik. Çağrı merkezimiz de online erişim ve paylaşım ağı altyapısı sayesinde saatler içerisinde evden çalışabilir hale geldi.

    Bu yeni düzene hızlı adaptasyon sağlanabilmesi için çalışanlarımıza evden çalışma ve esnek çalışma modelleri üzerine eğitim vererek en kısa sürede bu modele uyum sağlamalarına yardımcı olduk. Üretim tarafında üst düzey önlemler alarak çalışmalarımızı sürdürdük. Güvenli üretim uygulamalarımız ve düzenlemelerimiz ile Bozüyük’teki faaliyetlerimize devam ettik. DemirDöküm Fabrikaları, iklimlendirme sektöründe ‘TSE Covid-19 Güvenli Üretim Belgesi’ almaya hak kazanan ilk fabrikalar arasında yer aldı. Bu konuda yüksek hassasiyetle çalışmalarımızı yürütüyoruz” dedi.

    “SEKTÖRDE ÖNCÜ UYGULAMALARA İMZA ATTIK”

    Sosyal izolasyon, bulaş riskini azaltmak için uygulanan kısıtlamalarla insanların daha fazla evlerinde olmaya başladığını ve hayatımızda hiç olmadığı kadar artan “evde kalma ve hijyen” ihtiyacının iklimlendirme ürünleriyle giderildiğine dikkat çeken Ufuk Atan şöyle konuştu; “Cihazlarımızın sorunsuz çalışması ve kullanıcılarımızın güvenli bir şekilde günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için birçok öncü uygulamayı ardı ardına hayata geçirdik. Müşterilerimizin kullanımına sunulan ürünler hiçbir işlem yapmadan kullanılmaya başlanabilecek cihazlar değil; doğal gaz, radyatör tesisatı gibi tesisat ve montaj çalışmalarını da gerektiriyor. Bunun için de doğru cihazın belirlenmesi ve tesisat yapımı için öncelikle işlem yapılacak mekana bir keşif yapılması gerekiyor. Biz de bu ihtiyaçtan yola çıkarak, pandemi koşullarında teması en aza indirebilmek amacıyla uzaktan keşif uygulamamızı devreye alarak sektörde bir ilke imza attık.

    ‘Görüntülü Keşif’ hizmetimiz ile müşterilerimize bilgisayarları ya da akıllı telefonları aracılığıyla hizmet verip, sağlık çekincelerini en aza indirdik. WhatsApp başta olmak üzere diğer iletişim kanallarından da tüketicilerimizin her zaman yanında olduk. Servis çalışanlarımız sahada yeni cihaz devreye alım ve arıza işlemlerinde kesintisiz hizmete, maske, gözlük, eldiven ve özel tulumlarla gerekli üst düzey önlemleri alarak devam etti. Tüketicilerimizin ürünlerimize, hizmetlerimize kolay ulaşabilmesi için uygun vade seçenekleriyle kampanyalarımızı hayata geçirdik. Aynı şekilde iş ortaklarımızı uyguladığımız kampanyalarla destekledik. Aldığımız tüm önlemlerle çalışanlarımızın, iş ortaklarımızın ve kullanıcılarımızın ‘sağlığını’ ve ‘ekonomik sağlığını’ koruma altına almaya çalıştık.”

    İklimlendirme sektörünün küresel çapta ana gündem maddesi olan “Küresel ısınma ve çevresel kaygılar” konusunda da detaylı bilgi paylaşan Ufuk Atan; bu doğrultuda hayata geçen çalışmalar, küresel çapta yapılan anlaşmalar ve DemirDöküm’ün bu alandaki hazırlıklarını katılımcılarla paylaştı.

    “Meme Kanserinde Daha Az Tedavi Ne Zaman Daha İyidir?

    0
    “Meme Kanserinde Daha Az Tedavi Ne Zaman Daha İyidir?

    “Meme kanserinde daha az tedavi ne zaman daha iyidir?” Bilim dünyası şu anda bu sorunun yanıtını arıyor. Memorial Sağlık Grubu’nun dünyaca ünlü isimleri bir araya getirdiği “Meme Kanseri Tedavisinde Yenilikler Sempozyumu”nda meme kanserinde hastaya daha fazla fayda sağlayacak, kişiye özel tedaviler ele alındı. Pandemi nedeniyle bu yıl “webinar” ile yani online olarak internet üzerinden gerçekleşen organizasyona ülkemizin her bölgesinden çok değerli uzmanlar katıldı.

    Memorial Bahçelievler Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi’nden Prof. Dr. Fatih Aydoğan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen organizasyonda Yale Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehra Golshan ve Prof. Dr. Meena Moran, Memorial Sağlık Grubu’ndan Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, Prof. Dr. Fazilet Öner Dinçbaş, Prof. Dr. Halit Yılmaz, Doç. Dr. Teoman Yanmaz, Doç. Dr. Kezban Nur Pilancı, Doç. Dr. Sadi Kerem Okutur’un yer aldıkları bilimsel toplantıda önemli sunumlar gerçekleştirildi. 

    Kemoterapiyle başlayan hastaları nasıl bir süreç bekliyor?

    Konuşmacılar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Fatih Aydoğan; “Yale Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehra Golshan, uzun süre Harvard’da öğretim üyeliği yapmıştı. Daha sonra Yale Üniversitesi’ne geçti ve Meme Programı’nın Klinik Direktörü oldu. Meme kanserinde birçok araştırmaya primer araştırmacı olarak katkı sağladı. Dünya çapında tanınan bir araştırmacı. Bize kemoterapiyle tedaviye başlayan hastaları nasıl bir süreç beklediğini anlattı. Bazı meme kanseri tiplerinde öncelikle kemoterapi vererek tümör küçültülebilir ya da koltuk altı lenf bezlerinde hastalık varken temiz hale getirilebilir. Dr. Golshan bize bu hasta grubundaki tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi” dedi. 

    Covid-19 etkisinden radyoterapi sürelerine kadar birçok konu konuşuldu”

    “Diğer uluslararası konuğumuz Yale Üniversitesi’nden Radyoterapi Bölümü Direktörü Dr. Meena Moran” diyen Prof. Dr. Aydoğan, Moran’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde meme kanseri konusunda uzmanlaşan bilim insanlarının bir araya gelerek oluşturdukları ve tüm dünyada tedavi protokollerini oluşturan NCCN meme kanseri kılavuzunun 2. başkanlık görevini yürüttüğünü ve normalde 5-6 hafta süren radyoterapi süreçlerinin 2-3 haftaya indirilmesine olanak tanıyan “hipofraksiyone” yöntemini anlattığını belirtti. 

    Sempozyumda Covid-19 sürecinin etkilerine de değinildiğini aktaran Prof. Dr. Aydoğan, “Covid-19 pandemi sürecinde değişime uğrayan meme kanseri tedavisi” konusunda Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak konuşma yaptı. Medikal Onkoloji ’den değerli bilim insanı Mustafa Özdoğan, meme kanseri sonrası tedavi planlaması için hastalığın tekrar riskini gösteren testler hakkında bilgi verdi. Bu testlerin sonucuna göre hastalar düşük ya da yüksek risk grubunda sınıflanabilmektedir. Son olarak ise Doç. Dr. Teoman Yanmaz bizimle Teksas’taki San Antonio şehrinde her yıl Aralık ayında düzenlenen ve binlerce bilim insanının katıldığı konferansta sunulan yeni araştırma sonuçlarını paylaştı” diye konuştu.

    “Artık tedavi yaklaşımları daha az tedaviyle daha çok fayda sağlama üzerine”

    Geçmişten günümüze tedavi planlamalarında önemli değişiklikler yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Aydoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    Geçmişte meme kanserinde daha çok tedavi ile hastaya daha çok fayda nasıl sağlanabilir? sorusu tartışılıyordu. Daha kapsamlı ameliyatlar, daha uzun kemoterapi, daha uzun radyoterapi konuları tartışılıyordu. Günümüzde ise “hangi hastaya daha az yan etkiyle hangi tedavi” konusu tartışılıyor. Lenf bezleri önceden tamamen alınırken, şimdi uygun hastalarda lenf bezlerinin alınmamasını, memedeki kitlelerde büyük kitle olsa dahi memenin tamamının alınmamasını tartışıyoruz. Hatta gelecekteki tartışılacak tedavi ise “hangi hastaları ameliyat etmeyelim?” sorusu üzerine olacak. Günümüzde bilim dünyası kemoterapi ve akıllı ilaçlarla başlanan ve tedaviyle tam yanıt alınan hangi hastaların ameliyat olmasına gerek kalmadığı sorusunun cevabını vermeye çalışıyor.”

    Meme kanserinin diğer kanser tiplerine göre başarı oranı oldukça yüksek

    Meme kanseri tedavisindeki gelişmelerin oldukça hızlı seyrettiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğan, sözlerini şöyle noktaladı: “Meme kanseri tedavisinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bazı özel meme kanseri tiplerinde FDA tarafından onaylanan yeni tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Aslında meme kanseri diğer kanser tiplerine göre başarı oranı oldukça yüksek bir hastalık. Ancak her hastanın tedavisi farklı oluyor. Kişiye özel tedavi konusu ise zaten tüm branşlarda uzun süredir gündemde. Meme kanserinin 4 ana tipi ve tiplere ve kişi özelliklerine göre farklı tedavi planları bulunmaktadır. Başka organlarda metastaz olan hastalar bile tedaviyle tam yanıt alınarak hiç hastalık kalmamış hale gelebilmektedir. Geçmişe göre hem hastalığın seyri hem de yaşam süreleri oldukça uzadı.”

    PsikoHayat Dergisi, “Pozitif Psikoloji” Özel Sayısı Yayınlandı

    0

    Üsküdar Üniversitesi tarafından 11 yıldır yayınlanan PsikoHayat Dergisinin 21’inci sayısı okuyucuyla buluştu. PsikoHayat Dergisi, 2021 yılına “Pozitif Psikoloji” özel sayısı ile ‘merhaba’ dedi. Dergi son sayısında pandemi döneminde önemi bir kez daha anlaşılan Pozitif Psikolojiyi her yönüyle ele alıyor.

    Davranış Bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan Üsküdar Üniversitesi tarafından, uygulama ortağı NPİSTANBUL Beyin Hastanesi ve NP Tıp Merkezleri desteği ile hazırlanan PsikoHayat Dergisi’nin “Pozitif Psikoloji” özel sayısı okuyucularıyla buluştu. Tahsin Aksu Genel Yayın Yönetmenliğinde, Fatma Özten editörlüğünde Üsküdar Üniversitesi Yayınlarından üç aylık periyotlarla çıkan derginin 21’inci sayısı yayımlandı. Dergide pozitif psikoloji birçok yönüyle ele alındı.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pozitif psikoloji iyi insan yetiştirmenin bilimidir”

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Üsküdar’dan sonra Harvard, Yale ve Bristol’de okutuluyor. Pozitif Psikoloji iyi insan yetiştirmenin bilimidir” başlıklı yazısında pandemi sürecinde yaşanılan sıkıntılarla mücadele etmek, sorunlarla başa çıkmak ve psikolojik iyi oluş için en önemli çözüm yolunun “Pozitif Psikoloji” olduğuna işaret etti. Toplum ruh sağlığını korumada önleyici sağlık hizmetleri açısından önemli bir yaklaşım olan pozitif psikolojinin önemli bir kaynak olduğunu kaydeden Tarhan, “Empati, stres yönetimi, öfke yönetimi, kendini harekete geçirebilme, bağışlayıcı olabilme, ilişki yönetimi bu alanda edinilen öğretilerden bir kaçı. Kişi bunları öğrendiği zaman ruh sağlığı için koruyucu bir bariyer elde eder. Pozitif psikoloji bunu sağlıyor. Özetle pozitif psikoloji iyi insan yetiştirmenin bilimidir. İşte bu özel sayı, topluma bu özellikleri tanıtabilmek için hazırlandı” dedi.

    “Pozitif Psikoloji” her yönüyle ele alındı

    Dergide “Pozitif Psikoloji” kapak başlığı altında yazı hazırlayan yazarlar ve konuları şöyle:

    • Üsküdar’dan sonra Harvard, Yale ve Bristol’de okutuluyor. Pozitif Psikoloji iyi insan yetiştirmenin bilimidir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan
    • Duygusal Zekâ, Uzman Kinik Psikolog Görkem Altıntaş
    • İyilik İyileştiriyor, Uzman Kinik Psikolog Simge Bulunmaz
    • Mutluluk ve Zekâ İlişkisi, Kinik Psikolog Yıldız Burkovik
    • Farklı boyutları ile yaşam kalitesi, Uzman Psikolog Cemre Ece Gökpınar Çağlı
    • Mevlana Celaleddin Rumi’ye göre üzüntüden kurtulma ve mutluluğa erişme yolları, Öğr. Gör. Arzu Eylül Yalçınkaya
    • Mutluluğun Nörobiyolojisi: Mutlu Beyin, Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Gümüş Demir
    • Filozofların gözünden mutluluğa bir bakış, Dr. Öğr. Üyesi Baver Demircan
    • Hayatınıza Anlam Katan Ve Tutkuyla Bağlandığınız Bir Şeyler Var mı? Doç. Dr. Tayfun Doğan
    • Karakter Güçleri Ve Erdemler, Uzman Psikolog Serkan Elçi
    • Mutluluk Sosyolojisi, Doç. Dr. Barış Erdoğan
    • Mutluluk Öğrenilebilir mi? Uzman Psikolog Can Kamsız
    • İnsanları Anlama ve İnsan İlişkilerinde Ustaca Davranma: Sosyal Zekâ, Dr. Öğr. Üyesi Remziye Keskin
    • Şükran Duyma Ve Ruh Sağlığı, Uzman Psikolog Merve Nur Özbey
    • Mutluluk Biliminde Akış Hali, Dr. Öğr. Üyesi Zülfikar Özkan
    • “Merhamet Capcanlı Bir Kuştu İnsan Kalplerinde”, Öğr. Gör. Fatma Turan
    • Bir İtidal Noktası Olarak “Affedicilik”, Uzman Psikolog Esma Uygun
    • Umutsuz Yaşanmıyor, Öğr. Gör. Özgür Varan
    • Psikolojik Sağlamlık, Öğr. Gör. Kudret Eren Yavuz

    Prof. Dr. Eflatun Adam’ın vefatından önceki son röportajı

    PsikoHayat’ın 21. sayısında özel bir röportaja da yer verildi. Prof. Dr. Eflatun Adam’ın vefatından önce gerçekleştirilen, meslek yaşamını ve psikiyatrinin geleceğiyle ilgili öngörülerini aktardığı bu röportaj onun Türk psikiyatri bilimine yaptığı katkıları da paylaştı. Bu özel röportajı, Dünyadan ve Türkiye’den Sağlıklı Haberler bölümleri ile Üsküdar Üniversitesi’nden Haberler başlığı takip etti. Gezi-Yorum başlığında Finlandiya incelenirken ve Sine-Yorum bölümünde de 2011 yılı yapımı Salgın filmi ele alındı. 

    PsikoHayat Dergisi’nin “Pozitif Psikoloji” Özel sayısını okumak için lütfen tıklayın: http://www.psikohayat.com/images/sayilar/pdf/21.pdf

    The Body Shop’tan Tüm Gün Yanınızdan Ayırmayacağınız Katı Parfümler

    0
    The Body Shop’tan Tüm Gün Yanınızdan Ayırmayacağınız Katı Parfümler

    Her yaşa ve cilt tipine uygun geliştirdiği ürünleriyle, tüm ihtiyaçlara yanıt veren The Body Shop’ın birbirinden özel ürünlerine 3 yeni katı parfüm eklendi. Dünyanın dört bir yanından gelen süper gıdalardan ilham alınarak yaratılan katı parfümler tazelenmek istediğiniz her an yanınızda olması için tasarlanan pratik ambalajı ile nereye giderseniz yanınızda olacak.

    Çok sevilen ürünlerin yaratıcısı, yüzde 100 vejetaryen ve dünyanın dört bir yanında üretilen Yerel Ticaret içerikleriyle zenginleşen doğal ürünlerin sahibi The Body Shop’ın 3 yeni katı parfümü ile tanışın. Dünyanın dört bir yanından gelen süper gıdalardan ilham alınarak yaratılan cep boyutunda katı parfümler aromalarıyla da duyularınızı güçlendirecek. Şimdiden söyleyelim; tazelenmek istediğiniz her an, her yere kolayca yanınızda taşıyabileceğiniz boyutları ve pratik ambalajlarının yanı sıra; bu katı parfümlerin kokularına da aşık olacaksınız.

    Hindistan Cevizi & Yuzu Meyveli Katı Parfüm, ferahlatan tropikal kokusuyla kendine hayran bırakırken günlük koşuşturmacanızın içerisinde bile tatildeymişsiniz hissi verecek. Yuzu, hindistan cevizi ve yasemin aromalı taze hindistan cevizi kokusu sürdükten sonra saniyeler içerisinde iyi hissetmenizi sağlayacak notalar barındırıyor.

    Kayısı & Agave Meyveli Katı Parfüm ile tepeden tırnağa meyve kokusuna bürünmeniz mümkün. İçeriğindeki portakal, bergamot ve agave notalarıyla tatlı ve meyveli kayısı kokusu uyumu ile şekerli aromaları tercih edenlerin tercihi olacak.

    Nar ve kırmızı meyvelerin uyumundan doğan Nar & Kırmızı Meyveli Katı Parfüm ile meyve kokularının esintisine teslim olun! Nar, kiraz ve gül notalarıyla enerji veren kırmızı dut kokusunun birleşimi keskin ama tatlı kokusuyla vazgeçilmezler arasına girmeye aday.

    Rengarenk bu sevimli parfümleri çantanızdan, ofis çekmecenizden, yatak odanızdan, kısaca hayatınızın hiçbir anından eksik etmeyin.

    Hindistan Cevizi & Yuzu Meyveli Katı Parfüm:129,90 TL

    Kayısı & Agave Meyveli Katı Parfüm:129,90 TL

    Nar & Kırmızı Meyveli Katı Parfüm:129,90 TL

    Temiz Tıraş Seven Erkeklere Philips’ten Akıllı Tıraş Makinesi: S5000 Skin IQ

    0
    Temiz Tıraş Seven Erkeklere Philips’ten Akıllı Tıraş Makinesi: S5000 Skin IQ

    Philips 5000 Serisi, çığır açan bıçak teknolojisi ile her hareketle daha fazla kıl keserek güçlü bir tıraş sunar. Gelişmiş SkinIQ teknolojisiyle donatılmış bu tıraş makinesi, cilde karşı hassas ve güçlü tıraş sunarken cildinizin daha fazla rahat etmesi için kıl kalınlığınızı algılayıp uyum sağlar.

    Türkiye’de 90 yıldır kullanıcıları için en iyisini düşünen ve çözümleriyle her gün yaşamları iyileştiren Philips, 5000 serisi ile tarz sahibi erkeklerin sakal bakımına hassas ve güçlü bir çözüm sunuyor. 

    Philips 5000 serisi her kullanımda güçlü performans sağlarken makinenizin esnek başlıkları yüz kıvrımlarınıza uyum gösterir, tarzınıza göre hassas ve etkili kesim imkânı sunar. SkinIQ teknolojisi zahmetsiz tıraş için sakalınıza uyum gösterecek şekilde tasarlanmıştır. 

    Kolayca temizlenmesi için tek dokunuşla açılan ve ıslak, kuru, hatta duşun altında tıraş deneyimi sunan Philips 5000 serisi tamamen şarj edildiğinde 60 dakikaya kadar kablosuz tıraş özelliğiyle ön plana çıkıyor. 

    Cilde karşı hassas, güçlü tıraş!

    Philips 5000 serisinin SteelPrecision bıçakları dakikada 90.000 kesme işlemi ile yakın tıraş yaparak her harekette daha fazla kıl keser. Akıllı güç sensörü saniyede 125 kez kıl yoğunluğunu okur, zahmetsiz ve hassas bir tıraş için kesme gücünü otomatik olarak ayarlar.

    Tam olarak esneyebilen ve 360° dönerek yüz kıvrımlarına uyum sağlayan başlıklar, optimum cilt teması ile eksiksiz ve rahat bir tıraş deneyimi sağlar. Tıraş başlıklarının yeni şekli hassasiyet için geliştirilmiştir. Ayrıca kılları daha etkili bir kesme konumuna getirecek şekilde tasarlanmıştır.

    Philips 5000 serisi ıslak ve kuru tıraş imkânı, hassas düzeltici, led ekran, hızlı şarj ve cildinize karşı hassas, güçlü tıraş özellikleriyle erkek bakımının en önemli yardımcısı olmaya aday…

    Philips 5000 serisi S5585/35 ürünü, 999.99TL önerilen perakende fiyatı ile satışa sunuluyor.