Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 159

    Duygu Durum Değişiklikleri İle Nasıl Mücadele Etmeli?

    0
    Duygu Durum Değişiklikleri İle Nasıl Mücadele Etmeli?

    Covid -19 salgını şüphesiz bireylerin biyolojik sağlığı kadar ruhsal sağlığını da derinden etkiledi. Pandeminin bireyler üzerinde ciddi olumsuz duygu durum değişikliklerine yol açtığına dikkat çeken uzmanlar, korku ve kaygıların altında en çok belirsizliğin olduğunu vurguluyor.

    Pandemi sürecinin her türden bağımlılık için risk etkeni olduğunu belirten uzmanlar, özellikle bağımlılığa neden olacak davranışlardan uzak durulması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre kaygı giderici, yatıştırıcı her tür ilaç ve maddeden uzak durulmalı. Sosyal medyada amaca yönelik olmayan aktivite ve zaman kısıtlanmalı. Uzmanlar, iyi uyumayı, düzenli beslenmeyi ve fiziksel aktivitenin artırılmasını tavsiye ediyor. Bu süreçte arkadaşlarla ve akrabalarla duygu ve düşünce paylaşımının önemi de büyük.

    Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun girişimi ile 1992 yılından bu yana her yıl 10 Ekim günü “Dünya Ruh Sağlığı Günü” olarak anılıyor. Bu özel günde ruh sağlığı konusunda kamu bilinci oluşturmak ve bu süreçte ruhsal bozukluklara karşı koruyucu çalışmaların ve tedavi hizmetlerinin tanıtılması ön plana çıkıyor. Bu yılki tema ise “pandemi ve ruh sağlığı” olarak belirlendi.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sermin Kesebir, pandemi salgınının yol açtığı duygu durum değişiklileri ile ilgili önemli bilgiler ve faydalı tavsiyeler paylaştı.

    Korkuların temelinde belirsizlik var

    Pandemi salgınının biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve politik bir olgu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Her türden duygudurum değişikliği, pandemiye özgü fenomolijden, görüngülerden biri sadece. Pandeminin yol açtığı duygu durum değişiklikleri en başta öznel sıkıntı hissi ve huzursuzluk olarak yaşanıyor. Korkunun, huzursuzlukların ve huysuzlukların temelinde belirsizlik var. Belirsizlik temel güven duygusunun karşıtı olan bir güvensizliği barındırıyor. Bu öznel sıkıntı hissi ve huzursuzluk, aynı zamanda ani bir stres tepkisidir. Olumsuz, gerici, yineleyici ve ısrarcı düşüncelerle birlikte olabilir. Böyle olduğunda uykuya dalmayı zorlaştırabilir, uykuyu bölebilir ve yeniden dalmayı zorlaştırabilir ya da sabah erken saatte uyanıp bir daha uyuyamamaya neden olabilir” dedi.

    Pandemi depresyonun birçok kaynağı var

    Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Depresif duygu durum, ilgi ve istek kaybı en yoğun haliyle hastalanan ve kayıp yaşayan bireylerde gözlendi” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Tabii ki bir kayıp dediğimiz zaman sadece hastalık ve ölümden bahsetmiyoruz. Bunlarla karşılaştırılmayacak düzeyde ama türlü çeşit başka kayıplar gerçekleşti. Bireylerin ekonomik güçlükler yaşadığı ve kazancını elde edemediği görüldü. Kısıtlama tedbirleri kapsamında uygun eve sahip olmayan bireyler bu durumu bir kriz şeklinde yaşadı. Değişikliğe adapte olma yeteneği kısıtlı kişiler, bu kısıtlanma tedbirlerini bir yas tepkisi şeklinde hissetti. Depresyonun kaynağında sevginin kaybı, haz ve doyum nesnelerinin kaybı, kişiler arası ilişkilerde hassasiyet ve pürüzler kadar bireyin tüm güçlü duygularının incinmesi ve zedelenmesi bulunuyor.”

    Çaresizlik depresyonun şiddetini artırdı

    Ontolojik varlığımızı sorgulatacak derecede küçük, yeryüzünde milyarlarca yıldır birlikte yaşadığımız bir mikroorganizmanın hayatı tehdit eder hale geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Bu durum karşısında en güçlü insanlar, doktorlar, devlet adamları ve devletler çaresiz kaldı. Söz konusu çaresizlik duygusu, depresyonun hem temel bir bileşeni hem de şiddetini artıran bir durum. Bir diğer duygu ise suçluluk duygusu. Bulaşta ya da koruyamamakta, belki de en başta doğaya karşı ortaya çıkan yetersizlik ve değersizlik duyguları, bu süreçte maddi ve manevi ihtiyaçları karşılayamamaktan, stresle yeterince baş edememeye varan bir çerçevede gözlendi. Bu noktada bireyin özgüveni, öz saygısı etkilendi. Çaresizlik, suçluluk, yetersizlik ve değersizlik duyguları söz konusu olduğunda intihar düşüncesi ve isteği gündeme geldi” diye konuştu.

    Enfekte olan bireyler çökkünlük yaşıyor

    Virüsün merkezi sinir sistemine girişinin koku siniri yoluyla gerçekleştiğini ifade eden Kesebir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu noktadan sonra beyinde depresyon yolaklarının hangilerini izlediğini, ne gibi değişiklikler yaptığı tam bir netliğe kavuşmamakla birlikte hücresel ve hümoral bağışıklık yanıtlarını uyardığını biliyoruz. Bağışıklık yanıtını uyardığı noktada bir inflomasyon ortaya çıkıyor ve bu inflomasyonun karşılığında depresif belirtileri görüyoruz. Covid-19’un yol açtığı depresyonda öne çıkan belirtileri öznel bir sıkıntı ve huzursuzluk hissi, gündelik yaşantıya ve aktivitelere karşı bir ilgi, dikkati vermede kayıp, isteksizlik ve uykunun bölünmesi şeklinde açıklayabiliriz. Sıklıkla üzerinde durulan bir belirti olarak, kişiler arası ilişkilerde bir tür hassasiyet ve kişinin engellendiği durumlarda bir öznel başarısızlık, engellenmişlik hissinden ve kırılganlıktan bahsedebiliriz. Yine enfekte olmuş bireylerde izolasyonun ve damgalanmanın yarattığı bir çökkünlük hali ortaya çıkıyor.”

    Ekran bağımlılığına dikkat

    Bilimsel yayınlarda virüsün yol açtığı coşkulu dönemlere yer verildiğini söyleyen Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Mevcut duygudurum bozukluğu olan bireylerde daha çok görüldüğü belirtildi. Duygu durum değişiklikleriyle baş etmek için ne yapmalı? Kaygı giderici, yatıştırıcı her tür ilaç ve maddeden uzak durulmalı. Pandemi süreci her türden bağımlılık için risk etkeni. Ekran bağımlılığı da dahil. Bu noktada sosyal medyada, internette, amaca yönelik olmayan aktivite ve zaman kısıtlanmalı. Pandemi haberlerini takip etmek yahut sıkça izlemek algılanan stresi artırabilir. Stres etkeni olabilecek işlevler bu süreçte en aza indirilmeli. Kısıtlamalar kapsamında sosyal mesafe, fiziksel mesafe olarak anlaşılmalı. Dayanışmayı ve sosyal desteği artırmak üzere her türden duygu ve düşünce paylaşımı, arkadaşlarla, akrabalarla olmalı. O zamana kadar vakit bulunmamış ya da yeni bir takım ilgi alanları hayata geçirilebilir. Bu tür aksiyonlar ısrarcı ve yineleyici bir takım olumsuz düşüncelerle baş etmeyi de kolaylaştıracaktır” diye konuştu.

    Sağlık yolunda vazgeçilemeyecek 4 kural

    Prof. Dr. Sermin Kesebir, sağlıklı olmanın önemli bileşenleri olarak vazgeçilemeyecek 4 ilkeyi şöyle sıraladı;

    – Düzenli ve fazına uygun bir uyku düzeni,

    – Düzenli beslenme ve sıvı tüketimi,

    – Evde veya daha iyisi açık havada düzenli fiziksel egzersiz,

    – Gün ışığından olabildiğince yararlanmak.

    Prof. Dr. Sermin Kesebir, “Mücadele tutum ve davranışları bu şekilde sürdürürken her bireyin bir acil eylem planı olmalı” uyarısında bulunarak sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Virüsle karşılaşıldığında başvurulacak bir yer ve haber verilecek insanlar olmalı. Depresif duygudurum veya gündelik hayatı etkileyecek düzeyde herhangi bir duygudurum değişikliği, gündelik aktivitelere karşı ilgi ve istek kaybı karşısında profesyonel destek alınmalı.”

    Süper Yaşlılık Mümkün

    0
    Süper Yaşlılık Mümkün

    Beynini doğru kullanan ileri yaştaki kişilerde “süper yaşlılık” denilen durumun ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kişi 80 yaşında fakat müthiş zeki, müthiş enerjik, müthiş bir muhakeme gücüne sahip oluyor. Mimar Sinan da en büyük eserini 80 yaşından sonra yapmış” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son zamanlarda ortaya çıkan “süper yaşlılık” kavramıyla ilgili değerlendirmelerini paylaştı.

    Yaşla ilgili kavramlar doğru kullanılmalı

    Yaşlılık psikolojisi kavramının yanlış kullanıldığını ve doğrusunun yaşlanma psikolojisi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yaşlanma kelimesi yerine de yaş alma denilmesi doğru. Bunlar yaşlılığa doğru anlam yüklemek açısından çok önemli yaklaşımlar. Çünkü çocuk doğar doğmaz yaşlanmaya başlıyor. Hücrelerin üzerinde kaç defa bölüneceğini, çoğalacağını gösteren telomerler var ve onlar azalmaya başlıyor. DNA ile ilgili genetik bir boyut var burada. Vücutta onun için planlanmış hücre ölümleri vardır. Yaşlanma öyle bir şey ki vücudumuzda 150 trilyon hücre var, her bir hücre bir buçuk voltluk elektrik üretiyor. Ve 150 trilyon hücrenin sadece 150 milyarı sadece beyinde. Ağırlığı yüzde iki olduğu halde beyin vücuda giren oksijen ve glikozun yüzde 25’ini kullanıyor” diye konuştu.

    Yaşlanmanın %65’i yaşam tarzıyla ilgili

    Yaşlılıkta beyinle ilgili yeteneklerin ön plana çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Batı medeniyeti, modernizminin insanın beden sağlığına, fiziksel sağlığına katkıları çok oldu. Fiziksel hastalıklar daha iyi tedavi ediliyor, ortalama ömür uzadı. Ortalama yaşam süresi 45’lerden 75’lere, 80’lere çıktı. Müthiş bir gelişme var. Fiziksel sağlığımız iyi, birçok hastalığı daha kolay tedavi ediyoruz ama ruh sağlığında modernizm sınıfta kaldı, çözüm üretemiyor. İleri yaştaki kişilerde çok fazla Alzheimer artışı oldu. Alzheimer hakkında çok fazla araştırma yapılıyor. Alzheimer ile ilgili çeşitlendirilmiş genler var ama bu genlerin rolü yüzde 30-40 civarında. Yaşlanmanın yüzde 65’i yaşam tarzıyla ilgilidir” dedi.

    Süper yaşlılık kavramı gündemde

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yaşlanmanın genetikte epigenetik olarak bilindiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Genetiğin kuantumudur epigenetik. Bu da insanın beynini kullanmasıyla çok yakından ilgilidir. Beynini doğru kullanan kişilerde süper yaşlılık denilen durumu ortaya çıkıyor. Süper yaşlılık kavramı şu aralar konuşuluyor. Kimler süper yaşlı? Kişi 80 yaşında fakat müthiş zeki, müthiş enerjik, müthiş bir muhakeme gücüne sahip oluyor. Böyle kişiler var. Mesela Mimar Sinan en büyük eserini 80 yaşından sonra yapmış. Bazı kişiler neden böyle oluyor diye araştırılıyor. Sağlıklı yaşlanmak için önümüze çıkan bazı kavramlar var. Her yaşın artıları, eksileri, kazanılan ve kaybedilen yetileri var. İleri yaşta daha başarılı, daha mutlu olabiliyoruz, bu da ileri yaştaki kişilerin önem verdiği yatırım yaptığı konularla ilgili.”

    Günde 5 bin adım atılmalı

    Doğru yaşam felsefesi varsa bireyin süper yaşlı olabileceğini ifade eden Tarhan, “Süper yaşlı olabilmesi için kişide neler olması gerekiyor? Mesela birincisi beyin dostu bir yaşam tarzı. Beslenme ile birlikte bir yaşam tarzı oluşturulması gerekiyor. Mesela emekli olunca insanlar bakıyorsunuz sanki meslekten emekli değil de hayattan emekli olmuş. Halbuki hayattan emekli olunmaz. Emekli olduğu zaman bir kimse ilgi alanını işten başka alanlara çevirir, bu yeni ilgi alanlarıyla kişi pozitif anlam yükler ve hayata yeni bakış açıları getirerek sağlıklı olmayı başarır. Fiziksel aktiviteyi devam ettirmenin beden sağlığına etkisi olduğu kadar beyin sağlığına da yararı var. Kim olursa olsun beş bin adımı atmaya çalışması gerekiyor. Vücut kaslarının kullanılmasının beyine dolaylı bir faydası var” dedi.

    Beyin yeni deneyimlerle geliştirilmeli

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yeni deneyimlere açık olarak beynin daha çok çalıştırılabileceğini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kişi eve gidiyorsa hep aynı yoldan gitmemesi, kitap okuyorsa hep aynı türleri okumaması, hep aynı televizyon programını seyretmemesi lazım. Aktivitelerinde değişiklikler yapan, zıtları beyninde çarpıştıran kişiler daha az yaşlanıyorlar ve yeni deneyimlere açık oldukları için de beyin büyüme faktörü üretiyor. Bu faktörü ürettiği zaman beyindeki kök hücrelerden hipokampus bölgesi, kök hücrelere yeni kök hücre üretiyor. Vücudumuzda hangi yaşta olursa olsun kök hücre var ama bunun içinde kök hücreleri harekete geçirecek bir yaşam tarzı olması lazım. Uyaransız, hep aynı tarz, monoton ve sedanter yaşantı beyindeki kök hücreleri körelten bir şeydir. İbn-i Haldun’un çok önemli bir sözü vardır; ‘İnsan beyni değirmen taşına benzer. Değirmen taşı devamlı döner. Dönen değirmen taşının içerisine buğday ya da öğütülebilecek bir şey koymazsanız kendi kendini öğütmeye başlar’ diyor. Çok ilginç bir tespit. Onun için beyne yeni bilgi eklemek gerekiyor.”

    İleri yaştaki insanların tecrübesinden faydalanılmalı

    Pandemi tedbirleri kapsanıda yaşlıların evde kalmak durumunda kaldığını söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan,Pandemi döneminde Alzheimer tetiklendi, romatizma hastalıkları yaşlılarda arttı. Yaşam tecrübelerinden faydalanmak onlarla sohbet etmek gerekiyor. Yaşlıların yapacağı en güzel şey, insanlara bilgisini, tecrübesin, ilmini paylaşarak mutlu olmaktır. Modernizm bize böyle tüketerek mutlu olmayı öğretti. Şu anda Batı dünyasında en büyük sorunu yalnızlık. Yalnızlık sorununa karşı çözüm bulamıyorlar. Toplum olarak sıcak ilişkileri seven bir toplumuz. Hareketli bir toplumuz o yüzden bu özelliklerimizi kaybetmemeliyiz” dedi.

    Yaşlıların korku ve kaygı yaşaması doğal

    İleri yaştaki kimselerin elden ayaktan düşmek, başkasına muhtaç olma kaygısı ve korkusunu yaşamalarının doğal olduğunu söyleyen Tarhan, “Özellikle kimseye muhtaç olmadan yaşamış onurlu yaşlılarda çok önemlidir. İnsanın değer yargıları varsa, emeği ile kazanıyorsa ve onuru ile yaşıyorsa ileri yaşta o kişinin başkalarına muhtaç olup kötü duruma düşmesi sebep sonuç açısından mümkün değil. Mesela para harcama korkusu çıkıyor ileri yaşta. Kendini kapatıyor müthiş bir savunma oluyor. Büyük bir servetin üzerinde yatıyor ama hiç kullanmıyor. Halbuki verdikçe kendi de mutlu olur başkaları da mutlu olur” diye konuştu.

    Ölüm korkusu istisnasız tek gerçek

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ölüm korkusu hayatta istisnası olmayan tek gerçek. Her şeyin bir istisnası var. Tüm yasaların bir istisnası var. ‘Kötülükler neden var?’ sorusunun cevabı var ama ‘Hayat neden var?’ sorusunun cevabı yok. Ölüm kötülük mü değil mi? Eğer doğru yaşam felsefesi olan bir yaşlıysa ölümü düşman gibi görmez. Ölüm hayatın kaçınılmaz bir sonudur. İnsanın gücünün yettiği şey var yetmediği şey var. Değiştirebileceği, değiştiremeyeceği şeyler var. Ölüm bir insanın değiştiremeyeceği bir şey” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Emzirme Hem Bebeğe Hem Anneye Faydalı

    0
    Emzirme Hem Bebeğe Hem Anneye Faydalı

    Emzirme konusunda farkındalık oluşturmak için Türkiye’de her yıl 1 – 7 Ekim tarihleri arasında Emzirme Haftası kutlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk 6 ayının sonuna kadar sadece anne sütü ile 6. aydan sonra ise ek besinlerle birlikte iki yaşına kadar emzirmesinin sürdürülmesini öneriyor.

    Bebeğin sağlığı için emzirme kadar önemli olan bir başka konu bebeğin anne karnındaki süreci. Demir Sağlık’ın hamileliğin herhangi bir aşamasında yapılabilen İki Can Hamilelik Sigortası ile anne adaylarının hamilelik sürecini en iyi şekilde geçirmeleri amaçlanıyor.

    Emzirme konusunda farkındalık oluşturmak için Türkiye’de her yıl 1 – 7 Ekim tarihleri arasında Emzirme Haftası kutlanıyor. Hem anne hem çocuk sağlığında emzirme, büyük önem taşıyor. Anne sütü bebekler için ideal besin kaynağı olurken aynı zamanda güvenli ve temiz olmasıyla da öne çıkıyor. Ayrıca bebeğin doymasının yanı sıra pek çok çocuk hastalığına karşı korunmaya yardımcı olan antikorlar da içeriyor. Anne sütü her ne kadar bebeklerin ilk yıllarında besin kaynağı olarak kullanılsa da yeteri kadar emen bir çocuğun ileriki yaşları için sağlam bir temel atılmasını da sağlıyor. Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk 6 ayının sonuna kadar sadece anne sütü ile 6. aydan sonra ise ek besinlerle birlikte iki yaşına kadar emzirmesinin sürdürülmesini öneriyor. Dünya genelinde bebeklerin yüzde 42’si doğumdan sonra ilk bir saat içinde emziriliyor. Emzirme sadece bebeğe değil anneye de faydalı. Emzirme sayesinde anne ile bebek arasında özel bir bağ kurulurken annenin vücudunu toparlamasına da faydası oluyor. Aynı zamanda anne sağlığında da koruyucu etkisi bulunuyor.

    Hamilelik süreci de önemli

    Bebeğin sağlığı için emzirme kadar önemli olan bir başka konu bebeğin anne karnındaki süreci. 9 ay 10 günlük bu macerada hem bebeğin hem anne adayının sağlığı için pek çok kontrol ve test yapılması gerekiyor. Doğum teminatı içeren tüm sağlık sigortalarının, normalde hamilelikten 6 ay ila 1 yıl öncesinde yapılması gerekiyor. Demir Sağlık ise hamilelik başladıktan sonra bile sigorta yapılması imkanı sunuyor. İki sene önce hayata geçen İki Can Hamilelik Sigortası’ndan bugüne kadar 5 binden fazlaanne faydalandı.

    Bekleme süreci olmayan hamilelik sigortası: İki Can

    Bekleme süresi olmaksızın tercih edilen kurumlarda hem de SGK avantajlarıyla doğum teminatından yararlanılabildiğini hatırlatan Demir Sağlık Genel Müdür Yardımcısı Bülent Eren, “Sigortalılarımızın hamilelik sürecini en iyi şekilde geçirmeleri için İki Can’a pek çok farklı hizmet ekledik. İki Can’lı anne adaylarımız ayakta tedavi teminatı ile tüm doğum öncesi kontrol ve tetkiklerini gerçekleştirebiliyor. Ayrıca psikolojik danışmanlık, diyetisyen hizmeti de alabiliyorlar. İki Can Hamilelik Sigortası’nı tüm anne adaylarımızın tercihlerini düşünerek geniş kurum ağı ile hazırladık. İki Can Premium Hamilelik Sigortası, Florence Nightingale Hastanesi’ni tercih eden anne adayları için, İki Can Koç Sağlık ise Amerikan Hastanesi, Koç Üniversitesi Hastanesi gibi Vehbi Koç Sağlık Grubu’nu tercih eden anne adayları için geliştirildi. Anne adaylarımız bu paketleri inceleyerek kendilerine en uygun hamilelik sigortasını seçebiliyor” diyor.

    Bebeğinizin Yeterli Gelişimi İçin Doğru Emzirin

    0
    Bebeğinizin Yeterli Gelişimi İçin Doğru Emzirin

    Yeni doğum yapan birçok anne, sütünün yeterliliği konusunda kaygıya kapılarak sütünün bebeğine yeterli gelmediğini ve onu yeterince besleyemediğini düşünür. “Eğer bebeğiniz sağlıklıysa, yeterli kilo kazanımı varsa sütünüz bebeğiniz için yeterlidir” diyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Ömer Dai, Emzirme Haftası vesilesiyle yeni annelere emzirmeye dair önemli ipuçları veriyor.

    Eğer bebeğinizi emzirmezseniz, süt üretmek için yeterli uyarım olmaz, süt üretimi için gerekli hormonlar salgılanmaz ve süt üretimi azalır. Meme uçlarında rahatsızlık, yanlış emzirme tekniği ve yetersiz beslenmenin bu uyarımı etkilediğinin altını çizen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Ömer Dai, bebekte yeterli kilo kazanımı olmuyorsa ve gelişme-büyüme geriliği gibi işaretler bulunuyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerektiğini söylüyor.

    Doğru emzirdiğinizden emin olun

    Tiroid seviyesi, anemi, diyabet, hormonal dengesizliklerin yetersiz süt üretimine neden olabileceğini belirten Op. Dr. Dai , annelerin kullandığı bazı soğuk algınlığı ve alerji ilaçlarının, östrojen içeren doğum kontrol haplarının da süt üretimini azalttığının altını çiziyor.

    DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Ömer Dai, bebeğine sütünün yeterli gelip gelmemesi konusunda endişeye kapılan yeni annelere tavsiyelerde bulunuyor: “Anne sütünü arttırmak için bebeğinizi sık sık emzirin. Sık emzirmek vücudunuzu uyarakak daha çok süt üretmesini sağlar. Bebeğinizi emzirirken süt akışını hızlandırıp süt kanallarını boşaltmak için elinizle baskı yapın. Akışın azaldığını, sütün azaldığını hissettiğinizde diğer taraftan emzirmeye başlayın ve aynı hareketi tekrarlayın.”

    Doğru emzirmenin önemine vurgu yapan Op. Dr. Dai, iki emzirme arasında veya emzirme sonrası sütün tam boşalmadığı hissedildiğinde sağma yapılması gerektiğini söylüyor. Bebeklerin meme emmeye alışmasını sağlayabilmek için hemen emzik kullanımına yönelmenin yanlış olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Dai, “Emzirme sırasında mümkün olduğunca göz ve ten teması kurun. Emzirirken uyanık olmasını sağlayın. Bunun için başına, ayaklarına ve ellerine masaj yapabilirsiniz” diyor.

    Süt üretimini arttıran besinleri kullanabilirsiniz

    Yeterli beslenmek ve bol su içmek dışında süt üretimini arttıran kesin bir besin olmadığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Ömer Dai, yulaf, arpa, sarımsak, denizotu, darı, papaya, balkabağı, susam yağı, badem, malt içeren alkolsüz içecekler, dereotu, fesleğen, şevketibostan, rezene, çemen, devedikeni, ahududu yaprağı ve ısırgan otunun anne sütünü artırdığını belirtiriyor. Op. Dr. Ömer Dai, bebeğin yeterli kilo alamadığı düşünülüyor ve bebekte büyüme ve gelişme geriliği varsa mutlaka çocuk doktoruna danışılmasını öneriyor.

    COVID-19 Nedeniyle Erken Evre Kanser Tanısı Azaldığı İçin Kansere Bağlı Ölümler Artacak

    0
    COVID-19 nedeniyle erken evre kanser tanısı azaldığı için kansere bağlı ölümler artacak

    COVID-19 nedeniyle rutin kontrollerin ertelenmesi nedeniyle daha geç evre kanser vakaları attı.

    Yakınması olsun, olmasın virüs korkusundan insanların hastaneye gitmekten çekindiklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “COVID-19 konuşur olduk ama diğer hastalıkları unuttuk. Oysa o hastalıklar yok olmadı. Kalp hastalıkları da kanser hastalıkları da dün ne ise bugün de aynı durumda. Bu yıl da dünyada 18 milyon kişi kansere yakalanacak. Bu yıl kanser hastalığına yakalananların tanıları daha geç evrelerde konmuş ve tedavilerine daha geç başlanmış olacağı için ortalama tedavi başarıları da eskisine göre daha kötü olacak. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli” açıklamasında bulundu.

    Yılda 9,6 milyon insan kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Altı ölümden birinin nedeni kanserdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre sık görülen kanserler ve görülme sıklıkları akciğer (2,09 milyon hasta/yıl), meme (2,09 milyon hasta/yıl), kolon ve rektum (1,80 milyon hasta/yıl), prostat (1,28 milyon hasta/yıl) ve mide (1,03 milyon hasta/yıl) kanserleridir.

    Bir hastaya kanser tanısının genellikle belirli yakınmalar ile gelen kişiye yapılan ayrıntılı tetkikler ve bunların sonunda biyopsi ile elde edilen doku örneklerinin mikroskop altında incelenmesi ile konduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Örneğin, memesinde kitle ele gelen bir kadın, geçmeyen öksürüğü ya da ses kısıklığı olan sigara içen biri, dışkısında kan görmüş olan biri, kusması ya da artan yutma güçlüğü olan bir kişi bu grupta yer alıyor. Bunların dışında tanı konan ikinci bir grup kanser hastası daha var; hiç yakınması olmayanlar. Modern tıbbın başarılarından biri de sık görülen kanserleri erken evrelerinde, hastalık daha herhangi bir yakınmaya neden olmadığı aşamada iken tarama yöntemleriyle yakalayabilmektir. Örnek olarak kolonoskopi, mamografi, akciğer filmleri ya da tomografi gibi belirli yaşlardan sonra ya da sigara içip içmediğine bakılarak, yakınması olmayan, sağlıklı insanlar için önerdiğimiz tetkiklerdir” dedi.

    COVID-19 nedeniyle erken evre kanser tanısı azaldığı için kansere bağlı ölümler artacak

    İngiltere’de pandemi döneminde yapılan bir araştırmaya göre aile hekimlerinin haftalık hastaneye “kanser kuşkusu” ile hasta sevklerinde her yıl iki dönemde, Noel ve Paskalya haftalarında birkaç günlük azalma hep gerçekleşirdi. Bu yıl, COVID-19 tanısının ilk konduğu tarihten sonraki sevk sayılarındaki azalmanın ise bu iki dönemde beklenen olağan azalmadan daha fazla ve uzun süreli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Bu ölçüm ve bilgiye dayanarak yapılan varsayımlar sonunda kanserin evresinin yükselmesinden dolayı bir sonraki 12 ayda İngiltere’de kansere bağlı ölümlerin yüzde 20 artacağı hesaplanıyor. Bu oran İngiltere için kanser ölümlerinin önümüzdeki bir yılda 18.000 artacağı anlamına geliyor” açıklamasında bulundu.

    Kanser ve kalp ameliyatları ertelenmemeli

    Bu dönemde Amerika’da kanser tanısı alan hasta sayısının da yüzde 45 azaldığını vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Fıtık ameliyatları, katarakt ameliyatları, bademcik ameliyatları ve benzeri, geciktirilmesinin sorun çıkarmayacağı bilinen ameliyatlar pandemi ile birlikte başlangıçta bilerek ertelendi. Ama kansere yönelik, kalp hastalıklarına yönelik tanı ve tedavi süreçleri durdurulmadı. Şu anda ise ek bazı sorgulama ve tetkiklerle, hastane içindeki ek önlemlerle sağlık hizmetini normal akışında sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

    Yakınması olan hastalar sağlık kurumlarından kaçmamalı

    Kanser ve kalp gibi olası hastalıkların erken evrelerinde tanılarının konması ve tedavilerinin başarılı olmasını sağladığına dikkat çeken Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Yakınmaları olan hastalar, hele bu yakınmalar artarak seyrediyorsa, bunların altta yatan nedeninin ne olduğu konusunda gerekli araştırmaların yapılması için sağlık kurumlarından kaçmamalı. Akciğer, kalp, tansiyon, şeker hastalıkları gibi kronik hastalıklar nedeniyle izlenmekte olan hastalar kontrollerini COVID-19 nedeniyle aksatmamalı. Bunları yapmazsak ve sağlık ile ilgili sorunların yalnızca COVID-19 olmadığını anlatamazsak gecikme ve ihmallerden doğacak hasar ve kayıplar COVID-19’un yarattığı hasar ile yarışır hale gelebilir” uyarısında bulundu.

    Covid-19’a Karşı D Vitamini Kalkanı

    0
    Covid-19’a Karşı D Vitamini Kalkanı

    Covid-19 salgını ile mücadelede hijyen, sosyal mesafeyi koruma, maske kullanma ve bağışıklığı güçlü tutma en önemli koruyucu yöntemler olarak belirtilmektedir.

    Muratbey Beslenme Danışmanı Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu; güçlü bir bağışıklık için D vitamininin şart olduğunu hatırlatarak, “Güneş ışınlarının giderek azalacağı önümüzdeki aylarda D vitamini düzeyinin düşük olması, hastalıklara yakalanma riskini artıracaktır” dedi.

    Tüm dünyada sonbahar ve kış aylarıyla birlikte tekrar yükselişe geçeceği ön görülen Coronavirüs enfeksiyonundan korunabilmek için hijyen, sosyal mesafe ve maske kullanımı yanında güçlü bir bağışıklık sistemi esastır. Güçlü bir bağışıklık sisteminin vazgeçilmez besin ögelerinden biri, güneş ışığı vitamini olarak da bilinen D vitaminidir. D vitamini nezle, grip ve soğuk algınlığı başta olmak üzere birçok enfeksiyon hastalığına yakalanma riskini düşürür. Hastalıkların seyrini hafifletir, süresini kısaltır. Güncel çalışmalar ile D vitamini durumunun, Covid-19 hastalığının klinik seyri ile önemli derecede ilişkili olduğu gösterilmiş, vitamin D düzeyindeki artışın, klinik sonuçları iyileştirebileceği, en kötü sonuçları hafifletebileceği, azalmasının ise klinik sonuçları kötüleştireceği belirtilmiştir.

    Bu nedenle yüzyılın en büyük salgını olan Covid-19’un tedavisi ve/veya önlenebilmesi için D vitamini düzeyinin izlenmesi ve gerekiyorsa destek yapılması önerilmektedir.

    Güneş ışınlarının giderek azaldığı sonbahar ve kış aylarında, bağışıklık sistemi zayıflayabilmektedir. Nitekim kış aylarında enfeksiyonlara yakalanma riskinin yüksek olduğu, enfeksiyonların sık tekrarladığı ve ağır seyrettiği bilinmektedir. İşte bu noktada vücudun doğal savunma sistemi olan bağışıklığı güçlendirmek ve hastalıklardan uzak durabilmek için D vitamini ihtiyacının nasıl karşılanacağı sorusu gündeme gelmektedir.

    Günlük D vitamini ihtiyacının 2 yaşın üstündeki tüm bireylerde 15 mikrogram (600IU) olduğunu vurgulayan Muratbey Beslenme Danışmanı Prof. Dr. Muazzez Garipağaoğlu, haftada 3-4 kez, 15-20 dakikalık direkt güneş ışığı maruziyeti ile vücudun ihtiyacı olan D vitamininin kolayca karşılanabileceğini belirtti. Bununla beraber yaş, cins, deri kalınlığı, hava kirliliği, bulutlu hava, ozon tabakası, güneş kremi kullanma, kapalı giyim tarzı gibi birçok nedenle güneşin bol olduğu ülkeler dâhil hemen tüm dünyada D vitamini eksikliğinin ya da yetersizliğinin yaygın bir sorun olduğuna dikkat çekti. D vitamini eksikliğini önleyebilmek için doktor kontrolünde D vitamini desteği yapılması gerektiğini ifade eden Garipağaoğlu, optimal (arzu edilen) D vitamini düzeyinin sağlanmasında ve korunmasında D vitamini ile zenginleştirilmiş besin tüketiminin de vazgeçilmez olduğunu ekledi.

    Mükemmel D vitamini kaynağı Muratbey ürünleri

    Muratbey’in ürün gamında yer alan birbirinden sağlıklı lezzetler, D vitamini eksikliğinin giderilmesi ve bağışıklığın güçlendirilmesi için zengin seçenekler sunuyor. Muratbey’in D vitamini deposu “Burgu Plus” “Taze Beyaz Plus” ve “Taze Kaşar Plus” peynirleri ve aynı şekilde çocuklara peyniri sevdirmek için üretilen dünyanın D vitamini ile zenginleştirilmiş ilk şekil şekil peyniri “Muratbey Misto”, bağışıklığı artırmaya ve günlük D vitamini ihtiyacını karşılamaya yardımcı oluyor.

    Muratbey Plus ve Muratbey Misto ürünlerinin 100 gramı, 5 mikrogram D vitamini içeriyor. Bu ürünlerin sadece 100 gram tüketilmesi ile T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Beslenme Rehberi’nde (TÜBER) 2 yaş üstündeki tüm bireyler için önerilen günlük D vitamini gereksiniminin %33’ü karşılanıyor.

    Amerika Birleşik Devletleri Besin ve İlaç Yönetimi olarak bilinen FDA tarafından “Mükemmel D vitamini kaynağı” olarak tanımlanan Muratbey Plus ve Muratbey Misto, benzersiz lezzetleriyle birlikte hepimizin bu süreçte ihtiyaç duyduğu ekstra vitamin takviyesini de sağlamış oluyor.

    Muratbey Hakkında:

    Muratbey Gıda‘nın temeli 1965 yılında atıldı. Muratbey sahip olduğu geniş tarım alanlarıyla Ege Bölgesinin en önemli üretim merkezlerinden Uşak’ta 2004’te modern anlamda ilk fabrikasını kurdu. Bugün, 35 bin metrekare kapalı alana sahip entegre üretim tesisi, yaklaşık 400 çalışanı ve günde 700 ton süt işleme kapasitesiyle Türkiye’de ve ihracat pazarlarında peynirin gelişimine yön veriyor.

    Birbirinden lezzetli 300’ün üzerinde ürün çeşidiyle Muratbey, dünya genelinde 4 kıtada Türkiye’de ise 30 bini aşkın satış noktasında tüketicilerle buluşuyor. Muratbey, dünya mutfaklarına kazandırdığı geleneksel Türk peynirlerinin yanı sıra; tuzu azaltılmış, D vitamini ile zenginleştirilmiş ve özel tasarımlı inovatif ürünleriyle de damaklara tat, vücuda sağlık ve bağışıklık sistemlerine güç katıyor. Diğer yandan özellikle çocuklara peynir yeme alışkanlığı kazandırmak için ürettiği Misto serisi tüm pazarlarda ebeveynlerin ve çocuk tüketicinin takdirini kazanıyor. Tüm bu çalışmalarla Muratbey, “Özel Peynirler” kategorisinde Türkiye pazar lideri oldu.

    Muratbey 2011 yılından bu yana global inovasyon ödülleri, A.L.F.A Awards, QUDAL- Kalitede 1 Numara, Uluslararası Tüketici Dostu Marka gibi ödüllere, madalyalara , Üstün Mükemmellik statüsüne (İsviçre MerkezliICERTIAS) layık görüldü. Muratbey Burgu ise “En İyi Peynir”’ (Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülleri) ünvanlı bir lezzettir. Almanya’da yayınlanan süt ve süt ürünleri dergisi Milch-Marketing’in okuyucuları tarafından da kendi kategorisinde 2019-2020 için ‘Yılın Ürünü’ seçilerek ‘Altın Ödül’ kazandı.

    Muratbey, toplumun gelişimine ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla başta eğitim ve kadınların güçlendirilmesi olmak üzere birçok sosyal sorumluluk projesini de başarıyla sürdürmektedir. Sürdürülebilir Gıda Platformu üyesidir.

    Otobüste Maske Kavgası Yaptığı Adama Tokat Atan Kadın Yüzüne Tükürülünce Neye Uğradığını Şaşırdı

    0
    Otobüste Maske Kavgası Yaptığı Adama Tokat Atan Kadın Yüzüne Tükürülünce Neye Uğradığını Şaşırdı

    Kağıthane’de yolcu dolu olan bir halk otobüsünde oturan kadın, maskesini yarım takan ayaktaki yaşlı adama tokat attı. Ortalığın bir anda karıştığı kavgada adam kadına tükürükle karşılık verirken, yaşananlar ise kameralara yansıdı.

    Kağıthane Seyrantepe-Topkapı seferini yapan bir halk otobüsünde geçtiğimiz günlerde akşam saatlerinde meydana gelen olayda, kimliği belirsiz yaşlı bir adam evine gitmek üzere ayakta yolculuk etmeye başladı. Yolculuk devam ettiği esnada koltukta oturan kimliği belirsiz bir kadın, maskesini yarım taktığı gerekçesiyle yaşlı adam tepki gösterdi. Adamın karşılık vermesi üzerine çıkan tartışmada, taraflar birbirine hakaret etmeye başladı. Tansiyonun iyice artması sonrası sinirlerine hakim olamayan kadın, adama tokat atarak maskesini çıkarttı.

    TOKATA TÜKÜRÜKLE KARŞILIK VERDİ

    Tokat karşısında neye uğradığını şaşıran adam, kadına tükürerek karşılık verdi. Adamın tükürmesi üzerine öfkeden çılgına dönen kadın, adama saldırarak vurmaya başladı. Bir yandan vuran diğer yandan çığlık atarak bağıran kadına vatandaşlar müdahale etti. Ortalığın karıştığı kavga ise otobüsteki bir vatandaşın cep telefonu kamerasına yansıdı.

    Gözü Dönmüş Sapık Koronavirüsten Ölen Kadına Morgda Tecavüz Etti

    0
    Gözü Dönmüş Sapık Koronavirüsten Ölen Kadına Morgda Tecavüz Etti

    Güney Amerika ülkesi Guyana’da 50 yaşındaki Leroy Chacon isimli adam, morga girip koronavirüsten hayatını kaybeden bir kadına tecavüz ettiği gerekçesiyle üç yıl hapis cezası aldı.

    50 yaşındaki gözü dönmüş adam korkunç eylemi gerçekleştirmek için bir morga girdi.2

    Gözü dönmüş sapık, koronavirüsten ölen kadına morgda tecavüz etti

    Morgun güvenlik kameralarından ölen kadına tecavüz ettiği tespit edilen Leroy, gözaltına alındıktan sonra virüslü kişi ile temas nedeniyle önce polis gözetiminde 14 gün karantinada tutuldu, daha sonra mahkemeye çıkarıldı.3

    Gözü dönmüş sapık, koronavirüsten ölen kadına morgda tecavüz etti

    Zoom üzerinden canlı olarak görülen davada mahkeme, Leroy’a ölmüş kişiye cinsel tacizde toplum ahlakına aykırı davranıştan dolayı üç yıl hapis cezası verdi.4

    Gözü dönmüş sapık, koronavirüsten ölen kadına morgda tecavüz etti

    21 Eylülde tarihinde aniden fenalaşan kadın ailesi tarafından Port Kaituma hastanesine kaldırılmıştı.5

    Gözü dönmüş sapık, koronavirüsten ölen kadına morgda tecavüz etti

    Kadının yapılan testler sonrasında virüs kaptığı ve virüsten dolayı öldüğü ortaya çıkınca sadece virüsten ölmüş hastaların tutulduğu morga götürüldü.

    Demir Eksikliği Çocuklarda IQ’yu Düşürebilir

    0
    Demir Eksikliği Çocuklarda IQ’yu Düşürebilir

    Halk arasında kansızlık olarak bilinen demir eksikliği çeşitli sağlık problemlerine yol açmakla birlikte çocukların okul başarısını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda, uzun süre demir eksikliği görülmesinin IQ’yu yaklaşık 10 puan düşürdüğü belirtiliyor.

    Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında iştahsızlık, halsizlik gibi belirtileri dikkatle değerlendirmesi ve bir uzmana başvurması öneriliyor. Memorial Şişli/Ataşehir Hastanesi Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil, çocuklarda demir eksikliği anemisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Kemik iliği vücutta kan yapımından sorumludur. Alyuvarlar, akyuvarlar, trombositler kemik iliği tarafından üretilmektedir. Kemik iliğinde bir sorun olduğunda, alyuvarların üretimi için gereken besinler alınmadığında ya da çocuğun demir ihtiyacı artığında anemi gelişebilir. Alyuvarların içindeki hemoglobin yaşa ve cinsiyete göre düşükse bu duruma anemi adı verilmektedir. Alyuvarların içinde bulunan hemoglobin dokulara oksijen taşımakla görevli bir moleküldür. Hemoglobin düşük olduğunda vücuttaki dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Bu durum çocuklarda şu belirtilerle kendisini gösterebilir:

    • Çocuğun diğer arkadaşlarının yanında aktif hareket etmemesi
    • Oyun oynarken ya da koşarken, merdiven çıkarken çabuk yorulması
    • Cildinde solukluk
    • Cilt renginin sarı ya da toprağa dönük bir renk olması
    • İştahsızlık
    • Fiziksel aktivitede kalp hızında artış
    • Ciltte kuruluk
    • Konsantrasyon eksikliği
    • Ruh durumunda olumsuzluk
    • El ve ayaklarda uyuşma
    • Gelişme geriliği

    Demirden zengin beslenmek anemiyi önlüyor

    Demirden zengin besinlerin yeterince alınmaması çocuklarda demir eksikliği anemisine neden olabilmektedir. Çocuk; kırmızı et, mercimek, kuru fasulye, kara üzüm pekmezi gibi besinleri yeteri kadar tüketmiyorsa anemi gelişebilir. Anemisi olan çocukta iştahsızlık artar. Çocuk daha az yemek yer ve anemisi derinleşir. Belirtilerden bir ya da birkaçını taşıyan çocuklar mutlaka bir çocuk hematoloji uzmanına götürülmelidir. Bu çocuklara mutlaka tam kan sayımı testi yapılmalı; demir eksikliği anemisi saptanırsa hızla tedavi edilmelidir.

    Demir eksikliği çocuğun iç dünyasına da yansıyabilir

    Bebeklerde ilk iki senede demir eksikliği anemisi görülebilmektedir. Bebeklik ve küçük çocukluk döneminde demir eksikliği anemisi psikomotor ve bilişsel gelişimi geciktirip zeka düzeyini olumsuz yönde etkilemektedir. Demir eksikliği olan 2 yaşından küçük çocuklarda uyum ve denge sorunları görülmekte bu çocuklar daha içe kapanık ve çekingen davranmaktadırlar. Bebeklerin annelerinden aldığı depo demiri doğumdan itibaren 4-6 ay için yeterli olmaktadır. Ancak bu süreden sonra yeterli demir alamayan bebeklerde demir eksikliği gelişebilmektedir. Bu nedenle anne sütü alan bebeklerde 5-6 aylıkken; anne sütü almayanlarda 4 aylıkken demir takviyesi başlanmalıdır. Aksi takdirde yeteri kadar demir alamayan bebeklerde bir yaşında demir eksikliği anemisi gelişebilir. Bu durumun önüne geçmek için demir takviyesi önerilmektedir. Zamanında doğan bebeklere 4-6 aydan sonra, 1 mg/kg/gün dozunda; prematüre ve 2500 gr altında doğan bebeklere 2 aydan sonra 2 mg/kg/gün dozunda elementer demir içeren damlalar başlanmalıdır.

    Bebeklere demir takviyesi önemli

    1 yaşına kadar demir takviyesine devam edilmesi önerilmektedir. Buna rağmen tüm bebeklerde 9-12 ay arasında tam kan sayımı mutlaka yapılmalı ve bebeklerin demir ihtiyacı olup olmadığı araştırılmalıdır. Demir eksikliği anemisi adolesan dönemde de sık görülmektedir. Büyümeye bağlı olarak demir ihtiyacı bu dönemde artmaktadır. Bu nedenle adolesanlarda mutlaka demir eksikliği açısından tam kan sayımı ve periferik yayma yapılması gerekmektedir.

    Bir damla kanla kan haritası

    Periferik yayma kan hastalıklarının tanısında yararlı bilgiler veren güvenilir bir laboratuvar yöntemidir. Anemi ve türünün saptanmasında da kullanılabilen en ucuz ve klasik yöntemlerden birisidir. Alınan bir damla kan lam adı verilen özel bir cama yayılıp yine özel boyalarla boyanarak hematoloji uzmanı tarafından mikroskopta incelenir. Böylece aneminin türü kolaylıkla saptanabilir.

    Yanlış Duruş Boyumuzu Kısaltabilir

    0
    Yanlış Duruş Boyumuzu Kısaltabilir

    Aktif bir yaşam tarzınız olsa bile yemek yemek, çalışmak, sohbet etmek gibi gündelik hayatımızda birçok aktiviteyi yanlış oturarak gerçekleştiriyoruz. Bu duruma yaşadığımız koronavirüs (Covid- 19) salgını ile birlikte çalışma şeklimizin de temelden değişmesi eklenince birçok sağlık sorunu karşımıza çıkıyor.

    Ortaya çıkan sorunlardan bir tanesinin de tıp dilinde postür bozukluğu olarak bilinen duruş bozukluklarının olduğuna dikkat çeken Romatem Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Esin Selimoğlu, “ Yanlış durduğumuzun farkında değiliz. Devamlı öne eğilerek iş yaptığımız için kamburlaşıyoruz bu da boyumuzun bile kısalmasına neden oluyor. Oysaki doğru duruş, bel, boyun ve sırt sorunlarını engellerken kişilerin fiziksel ve ruhsal olarak daha rahat olmasını sağlıyor“ ifadelerini kullandı.

    Son zamanların problemi haline gelen duruş bozukluğu omurgamızın yamulmasına ve kambur durmamıza neden oluyor. Omurganın en büyük düşmanı olan bu durum sırt, bel, boyun ağrısının en büyük nedenleri arasında yer alırken birçok sağlık sorunun da davetiyecisi konumunda yer alıyor. Öyle ki Journal of American Geriatric Society’de 2004 yılında yapılan bir araştırma, kötü duruş ile erken ölüm arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı. İyi bir duruş ise vücut kaslarının kas ve iskelet sisteminde dengeli ve uyumlu şekilde hizanlanması olarak tanımlanıyor.

    Omurganın 3 Doğal Eğrisi Var

    İyi duruşun anahtarının omurganızın pozisyonu olduğuna dikkat çeken Romatem Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Esin Selimoğlu, “ Omurganızın üç doğal eğrisi vardır. Boynunuzda, sırtınızın ortasında ve sırtınızın alt kısmında. Normal eğrilik 25- 40 derecedir. Doğru duruş bu eğrileri korumalı ancak artırmamalı. Ayrıca iki duruş şeklimiz vardır. Dinamik duruş, yürürken, koşarken veya bir şey almak için eğilirken olduğu gibi hareket ederken kendinizi nasıl konumlandırdığınızdır. Statik duruş ise otururken, ayakta dururken veya uyurken olduğu gibi hareket etmediğinizde nasıl tuttuğunuzdur. Kötü duruş sizi boynunuzdaki ve sırtınızdaki kasları fazla çalıştırmaya zorlar. Bağışıklık sisteminizin bu kasları iyileştirme çabaları, zamanla yakındaki eklemlerde iltihaplanmaya neden olur.” dedi.

    Kötü Duruş Sağlık Sorunlarının Habercisi

    Selimoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kötü duruş sağlığınız için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Örnek vermem gerekirse; omurganızı daha kırılgan ve yaralanmaya yatkın hale getirerek yıpratır, boyun, omuz ve sırt ağrısına, neden olur, esnekliğinizi azaltır, düşme riskini arttırır, sindirmeyi zorlaştırır hatta nefes kalitenizi bile bozabilir. Bu durumları yaşamamak için ise şu durumlara dikkat edilmesi gerekiyor; rahat alçak topuklu ayakkabılar giyin, çalışma alanınızın yüksekliğini iyi ayarlayın, kilonuzu koruyun, mümkün olduğunca hayatınıza hareket katın, otururken sık sık pozisyonunuzu değiştirin, ayaklarınızın yere değdiğinden emin olun, ellerinizi çok bükerek çalışmayın, telefon kullanırken eğilmeyin göz hizasında kullanın, uyku pozisyonunuza dikkat edin, çalışmalarınız arasına mola vererek kısa yürüyüşler yapın. Oturduğumuzda, ayakta durduğumuzda, yürüdüğümüzde veya hareket ettiğimizde – vücudumuz önceden öğrenilmiş motor kalıplarını takip eder. Vücudunuz kambur durmayı öğrendiyse, yapacağı budur. Bu yüzden bu sorun hayat kalitemizi etkilemesine izin vermeden ve daha ciddi sorunlara yol açmadan bir uzmana görünerek önlem almakta fayda var.”