Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 160

    Gebelikte Kansızlık Anne ve Bebek Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    0
    Gebelikte Kansızlık Anne ve Bebek Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    Gebelik döneminde ortaya çıkan kansızlık, erken doğum ve doğum sonrası kanama riskine neden olabiliyor. Gelişmekte olan ülkelerde, gebelikte döneminde kansızlık görülme sıklığı %50’lerin üzerindeyken, anne ölümlerinin %40-60’ından sorumlu tutuluyor.

    Bu yüzden tüm anne adaylarının kan değerlerini çok iyi takip etmesi, hem anne hem de bebek açısından büyüm önem taşıyor. Kansızlık demir, folik asit ve B12 vitamini desteğiyle tedavi edilebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gülbin İşgören, gebelikte kansızlığın yol açtığı tehlikeler ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Annedeki kansızlık bebeği etkileyebilir

    Anemi olarak da bilinen kansızlık kan hemoglobin seviyesinin 11 mg/dl’nin altına inmesidir. Kansızlık; en sık demir ve folik asit eksikliğinde görülür. Ayrıca B12 vitamini eksikliği de anemiye neden olur. Gebelikte en sık karşılaşılan durumdur. Anne adayında halsizlik, çabuk yorulma, mide-bağırsak problemlerine yol açar. Ayrıca erken doğum ve doğum sonrası kanama riski gelişebilir. Kansızlık sorunu yaşayan annelerden doğan bebeklerde ise, gelişme geriliği ve davranış bozuklukları izlenebilmektedir. Ayrıca erişkin hayatta görülen hipertansiyonun da, daha anne karnında maruz kalınan anemik şartlarla ilişkili olduğu gösterilmiştir.

    Hamileyken 2 kat daha fazla demir ihtiyacı doğuyor

    Gebelikte kan hacmindeki artış, fetüs ve plasentanın ihtiyaçları nedeniyle, anne adayının günlük 4 mg demir gereksinimi ortaya çıkar. Bu ihtiyaç gebelik öncesi dönemin 2 katıdır. Gıdalardaki demirin ancak %10 kadarı emilebildiğinden, gebelikte ekstra demir kullanımı zorunlu olmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde ölçülen kan hemoglobin ve ferritin düzeyleri ile demir eksikliği saptanmalı, hayvansal et tüketimi ve C vitamini içeren gıdaların alınması ihmal edilmemelidir. Kansızlık yoksa 60 miligram gibi önleyici dozda demir önerilirken; anemik gebelerde günlük doz 100 miligram ve üzeri olabilir.

    Sebzeleri pişirirken folik asit etkinliği kayboluyor

    Gebeliğin erken dönemlerinde etkili olan folik asit eksikliği, bebekte yarık dudak-damak ve spina bifida gibi önemli anormalliklere neden olabilir. Ayrıca folik asit eksikliğinin, erken doğuma da yol açtığı bilinmektedir. Folik asit; brokoli, Brüksel lahanası ve ıspanak gibi sebzelerde bolca bulunur. Fakat pişirme sırasında etkinliği azalır. Günümüzde gebelik öncesi günlük 400 mikrogram folik asit başlanması önerilir. Belirgin bir folik asit eksikliği ve kansızlık saptanırsa tedavi dozu günlük 5 miligramdır. Epilepsi ilacı kullanan gebeler ve talasemi taşıyıcıları da mutlaka tedavi dozunda folik asit kullanmalıdır.

    Sigara içenlerde B12 vitamini eksikliği riski artıyor

    Gebelikte, bebeğin artan ihtiyacı nedeniyle annede B12 eksikliği görülebilmektedir. Vejetaryenler, sigara içenler ve daha önce doğum kontrol hapı kullananlarda B12 eksikliği riski artmaktadır. B12 eksikliğinin kısırlığa neden olduğu da bilinmektedir. B12 eksikliğinde, el ve ayaklarda keçeleşme, karıncalanma, halsizlik ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler ortaya çıkar. Bebeklerde doğum sonrası 6’ıncı ayda ortaya çıkan, büyüme-gelişme geriliği ve anemi ile görülen rahatsızlıklara neden olabilir. B12 vitamini hayvansal ette yüksek oranda bulunur. Gerekli durumlarda ağızdan veya kas içine iğne şeklinde B12 ilaçları kullanılmalıdır.

    Cinsellikle İlgili Korkularınızı Yenmek İçin… Erken Davranmazsanız Sonuç Kötü Olabilir!

    0

    Cinsellik yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak cinsellikle ilgili edinilen yanlış bilgiler, bilgisizlik, cinsellikle ilgili yaşanan travmalar ve sağlık problemleri kişilerde cinsellikle ilgili kaygı ve korkuların oluşmasına sebep olabilir. Bu korkuların önüne nasıl geçebiliriz?

    Bunun için öncelikle ne tür bir korkunuz olduğunu bilmek önemli…

    Cinsellik, fiziksel sorunlarla toplumsal inanışların bir araya gelmesiyle kaygı duyulan bir duruma dönüşebilir. Eğer yaşanan kaygı ve korku ikili ilişkilerinizi etkilemeye başlıyorsa cinsellikle ilgili bir fobi oluşmuş olabilir. Korkmayın! Her sorunun olduğu gibi cinsellikle ilgili kaygı ve korkuların da tedavisi mümkün.

    EROTOFOBİ (CİNSELLİK KORKUSU) VE TEDAVİSİ

    Erotofobi, cinsel içerikli her türlü konuşma ve davranıştan korkma halidir. Nedeni, cinsellik konularının konuşulmasının ayıp olduğu algısıyla büyümek ve ya cinsellik konuşulduğunda kişinin uyarılmasıdır. Bu kişiler cinsellik konuları açıldığında aşırı tepki verebilirler. Tedavisi için alanında uzman bir cinsel terapist, psikolog yada psikiyatristlerden destek alınmalı. Bu korku genelde psikoterapi ile tedavi edilir. Aslında erotofobi birazdan sayacağımız diğer cinsellikle ilgili korku ve kaygıları da altında barındırır.

    VAJİNİSMUS VE TEDAVİSİ

    Vajinismus, cinsel birleşme sırasında vajinada meydana gelen ani kasılmalar nedeniyle bacaklarda kapanma, itme sonucu cinsel birleşmenin gerçeklememesidir. Nedenleri arasında ilk gece korkusu, evlilik öncesi cinsel birleşmenin yanlış olduğu bilgisi, fiziksel sorunlar, cinsellikle ilgili eksik ya da yanlış bilgilendirme en başta gelir. Tedavi sürecinde birkaç yöntemle sorunun çözümü mümkün. Bunlar;

    • Vajinal egzersiz
    • Cinsellik konusunda kadının eğitilmesi
    • Cinsel terapi ya da psiko-terapötik uygulamalar
    • İlaç kullanımı

    GENOFOBİ VE TEDAVİSİ

    Genofobi, cinsel ilişkiye karşı duyulan korkudur. Bu korkuya sahip kişiler genelde ilişkilerinde cinselliğin ileri aşamasına geçmekten büyük bir kaygı duyarlar. Fiziksel ya da psikolojik sebeplerden kaynaklanabilir. Vajinusmus, sertleşme bozukluğu, cinsel istismar gibi ağır travmalar genelde bu korkuyu tetikler. Fiziksel bir sorun varsa bunun kaynağı hekim tarafından bulunur ve uygun yöntemle tedavi edilir. Ancak buna ek olarak cinsel terapi ve ya psikoterapide uygulanabilir.

    ANDROFOBİ VE TEDAVİSİ

    Androfobi, anormal seviyede erkeklerden korkma durumudur. Bu durum sadece kadınlarda değil, erkeklerde de ortaya çıkabilir. Nedenleri arasında psikolojik taciz, baba ile kötü ilişki, kültürel faktörler ön plandadır. Genelde erkeklerle ilgili yaşanan travmatik durumlar bu kaygı durumunu tetikler. Tedavide psikoterapi, davranış terapisi, ilaçla tedavi (anksiyete giderici vb. ilaçlar) gibi hastanın durumuna göre çeşitli yöntemler uygulanır.

    PARAFOBİ (CİNSEL SAPKINLIK KORKUSU) VE TEDAVİSİ

    Parafobi, bazı kişilerde kendinin bazılarında ise başkalarının sapkınlaşmasından korkma halidir. Parafili (cinsel sapkınlık) olma ya da parafili insanlarla birlikte olma korkusu da diyebiliriz. Bu kişiler cinsel normların önerdiği şekilde cinsel hayatlarını yaşayabilirler. Ancak sapkın olma korkusu sebebiyle yeni cinsel deneyim yaşamaya korkarlar. Tedavisinde genellikle davranış ve psikoterapi yöntemleri uygulanır.

    Beş Bakanlık Devreye Girdi: Kadına Şiddete Taviz Yok

    0
    Beş Bakanlık Devreye Girdi: Kadına Şiddete Taviz Yok

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı kadına yönelik şiddete karşı yol haritasını belirledi.

    KADINA yönelik şiddetle mücadelede mevcut yöntemleri geliştirmek ve tüm Türkiye genelinde yapılan çalışmalarda bütünlük sağlamak için yeni bir çalışma yapıldı. Bu plan, uygulama metni olarak 81 ilin valilerine gönderildi. Şiddete maruz kalanlarla, kadın polis ve görevlilerin ilgilenmesi, hayati tehlikede olanların derhal korumaya alınması, şiddeti uygulayanla mağdurun uzlaştırmaya çalışılmaması ve bu konuda uzman olan personelin sık sık yerinin değiştirilmemesi istendi.

    YENİ BAKIŞ AÇISI

    Edinilen bilgiye göre, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı işbirliğinde, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Planı” hazırlandı. İlgili tarafların, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele İl Koordinasyon, İzleme ve Değerlendirme Komisyonu” tarafından alınan kararlar doğrultusunda çalışmalarını sürdürmekle yükümlü olduğu belirtildi. Hazırlanan ve 81 il valiliklerine gönderilen genelgedeki çarpıcı başlıklar şöyle:

    UZMANLAR YERİNDE KALACAK

    * Şiddetle mücadele alanında deneyimli, müdür, sosyal çalışmacı, psikolog, kolluk görevlisi, sağlık personeli  gibi personelin, görev yerinin sık değişmesini önlemek için gerekli önlemler alınacak.

    * Mağdura yönelik iş ve işlemler, kişilerin kendilerini rahat hissedebilecekleri, fiziki koşullar olarak uygun ortamlarda bu alanda eğitim almış, tercihen kadın personel tarafından gerçekleştirilecek.

    * Önleyici tedbir kararı olan şiddet uygulayanların geçmiş suç ve mükerrer şiddet kayıtları kolluk birimleri tarafından analiz edilecek. Vaka bazlı çalışılacak, riskli durumlarda tedbir kararlarının uygulanması titizlikle takip edilecek.

    GEÇMİŞİ İNCELENECEK

    * Koruma tedbirlerinin etkinliği açısından, şiddet mağdurunun daha önce başka şikayetinin, soruşturma veya davasının bulunup bulunmadığı mutlaka kontrol edilecek. Süregelen şiddet vakalarının tespit edilmesi halinde şüpheli hakkında mükerrer olaylarla, orantılı koruma tedbirlerine başvurulması için yetkili makamların dikkati çekilecek.

    * Mağdurun hayati tehlikesinin bulunması halinde, talebinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, geçici koruma altına almak da dahil olmak üzere, yaşama hakkının korunmasını sağlamak amacıyla gerekli işlemler yürütülecek.

    SİLAH UYARISI

    * Hakkında barınma yeri sağlanmasına yönelik karar verilen mağdur, ivedilikle ŞÖNİM’e ulaştırılacak. Kadının il içi veya il dışı nakillerinde, ŞÖNİM tarafından talep edilmesi halinde kadına kolluk birimleri tarafından refakat edilecek.

    * Kanun kapsamında haklarında tedbir kararı verilenlere “tabanca, yivsiz av tüfekleri, spor ve nişan tüfek ve tabancaları” taşıma-bulundurma izni verilmeyecek. Önceden verilen taşıma-bulundurma silah ruhsatlarına istinaden tabanca ve tüfekleri olanların haklarındaki tedbir kararı kaldırılıncaya kadar tabanca ve tüfekleri muhafaza altına alınacak.

    İLK AŞAMADA UZLAŞTIRMA YOK

    * Koruyucu veya önleyici tedbir kararlarının alınması ve yerine getirilmesi aşamasında, şiddet mağduru ile şiddet uygulayan arasında uzlaşma ya da arabuluculuk önerilmeyecek.

    * Kadına yönelik şiddet fiilleri nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunan şahısların firar ya da tahliye durumlarında, şiddet mağdurlarına yönelik koruyucu-önleyici tedbirler, kurumlar arasında koordinasyon sağlanarak ivedilikle alınacak.

    POLİS DE EĞİTİLECEK

    * Asayiş alanında görev yapan kolluk görevlilerine, kadına yönelik şiddetle mücadele, erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele gibi konularda düzenli olarak eğitim ve bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirilecek.

    * Sağlık kuruluşlarına başvuranlardan şiddet mağduru oldukları tespit edilenler hakkında Cumhuriyet Savcılığına ve ŞÖNİM’e ivedilikle bildirimde bulunulacak, bireylere hakları ve başvuru mekanizmaları hakkında bilgilendirme yapılacak.

    PSİKOLOJİK DESTEK

    * Kadına yönelik şiddet sonucu oluşan bulgular eksiksiz teşhis edilecek, şiddet mağduru bireyin ihtiyaç duyduğu tıbbi bakım ve psikolojik destek titizlikle sunulacak, mağdurun örselenmemesi için gerekli önlemler alınacak.

    * Cinsel şiddet mağdurlarına yönelik sağlık kuruluşlarında gerçekleşen tıbbi ve adli muayene sürecinde ikincil travma ve örselenmeyi önleyecek şekilde gerekli çalıyma yapılacak.

    HIZLA GİZLİLİK

    * Gizlilik kararı olan mağdurların, sağlık hizmetlerinden yararlanırken herhangi bir gecikme ya da aksaklıkla karşılaşmaması için gerekli önlemler alınacak.

    * Kadın sığınma evlerinden hizmet alan şiddet mağduru kadınlar ve beraberindeki çocukların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması, muayene ve tedavilerinde öncelik tanınması, raporların hızlı tanzim edilmesine ilişkin gerekli düzenlemeler yapılacak.

    Pandemi Alzheimer Hastalarını Nasıl Etkiledi?

    0
    Pandemi Alzheimer Hastalarını Nasıl Etkiledi?

    Bu beslenme tarzı, Alzheimer belirtilerini hızlandırıyor.Alzheimer’da ileri yaş ve genetik faktörlerin yanı sıra hayat tarzı ve beslenmenin önemli risk faktörleri arasında olduğunu belirten uzmanlar, kırmızı ete dayanan, bol kolesterollü, yağlı bir beslenme tarzının Alzheimer belirtilerini hızlandırdığına dikkat çekiyor.

    Uzmanlar, sosyal izolasyon nedeniyle pandemi döneminin Alzheimer hastalarını olumsuz etkilediğini de vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer hastalığının tanımlandığı ilk zamanlarda yaşlı insanlarda damarsal vasküler hastalıkların söz konusu olduğuna inanılıyordu. Dolayısıyla o ara yaş grubuna sıkışıyordu. Daha sonra her türlü yaşam şartının iyileşmesi, hastalıkların azalması tedavilerin artması ortalama yaşam süresini artırdı. Konfor düzeyinin artmasıyla insanlar daha uzun yaşamaya başladılar. Dolayısıyla Alzheimer hastalığı yaş grubu olarak ileri yaşlara doğru kaydı” dedi.

    Yaş, tek başına risk faktörü değil

    1990’ların başında Alzheimer hastalığının 65 yaş üzerinden tanımlandığını, 2000’li yılların başından itibaren hastalığın 65 yaşın çok üzerinde olan insanlarda olmadığı, aynı zamanda 65 yaşın oldukça altında olan insanlarda da bu hastalığın olduğunun anlaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Araştırmalar sürdü ve dolayısıyla sadece yaş faktörünün bu hastalık için temel faktör olmadığı düşüncesi gelişti” dedi.

    Alzheimer’da 4 sorunlu kromozom var

    Genetik araştırmalar sayesinde giderek daha fazla oranda genetik risk faktörünün öp plana geçtiğinin anlaşıldığını belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Şu an için Alzheimer hastalığına neden olan hatalı protein üretiminde sorunlu 4 tane kromozom biliniyor. Bu kromozomlar 1, 14, 19 ve 21. Bunlardan 1, 14 ve 21 65 yaşın öncesindeki Alzheimer hastalığının genetik riski için önem taşıyan, kromozom 19 ise 80 yaş ve sonrası Alzheimer hastalığının oluşmasında rol oynayan genetik faktör olarak tanımlandı. Dolayısıyla şu anda genetik risk faktörlerinin içerisinde bir numara” dedi.

    Alzheimer’ın ortaya çıkmasında ileri yaş ve genetik faktörlerin dışında yaşam tarzı ve beslenmenin de etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Risk faktörleri arasında yaşam tarzı, kronik depresyon, eğitim azlığı gibi etkenler de risk faktörleri içerisinde sıralanıyor” dedi.

    Alzheimer belirtilerini hızlandıran beslenme

    Alzheimer’ın önlenmesinde beslenmenin önemine işaret eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Yanlış beslenmenin yönetilmesi için doğru beslenmeyi önce tanımlamak lazım. Burada yaklaştığımız zaman Alzheimer belirtilerini artıran hızlandıran bir beslenme türü var. O da kırmızı ete dayanan, bol kolesterollü, yağlı bir beslenme tarzı. Buna karşı olarak da Akdeniz diyeti tanımlandı. Daha çok beyaz et, balık, salata, meyve sebzeden oluşan bir diyet. Alzheimer için damarsal yoldan koruma sağlayan bir beslenme tarzı olarak önerilmektedir. Bunun dışında B12 vitamini, genel olarak da B vitaminini azaltan diyetler, açlık bu hastalığı tetikliyor. Çünkü B12 vitamininin eksikliğinde Alzheimer hastalığının başlangıcındaki belirtiler oluyor. Yani unutkanlık, depresyon sıklığı gibi” uyarısında bulundu.

    Eve kapatılmak olumsuz etkiledi

    Pandemi döneminin Alzheimer hastalarını olumsuz etkilediğini de belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Pandemi dönemi birçok konudaki etkisinin yanı sıra bu konuda da oldukça etkili olmuş gibi görünüyor. Hasta yakınları ve hastalar olarak iki bölümde değerlendirmek lazım. Hasta yakınları, çoğu hastanın yaşı 65 yaş ve üzerinde olduğu için ve 65 yaşla ilgili toplumda bir hassasiyet ve alınan tedbirlerde hassasiyet olduğu için hastalarını riske maruz bırakmamak için deyim yerindeyse resmen evlere kapattılar. Hasta yakınlarının haklı korkuları ve tedirginlikleri böyle bir hastayı koruma davranışıyla sonuçlandı. Buna karşılık hastaları tanı konduktan sona mümkün olduğu kadar sosyal yaşam, dışarıda gezme, parka ve bahçeye gitme gibi dış dünyayla temas önerilerinde bulunmamıza rağmen bunun tersi oldu ve hastalara tavsiye etmediğimiz ‘Evinizin içine kapanmayın izole etmeyin’ dediğimiz öneri aynen gerçekleşti. Dolayısıyla pandeminin Alzheimer hastalarına ve yakınlarına olumsuz etkide bulunduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu.

    Alzheimer paneli ile risk oranları belirleniyor

    Ailelerinde özellikle genç yaşlarda Alzheimer olan hastaların olduğu kişilerin özellikle büyük bir risk altında olduğunun söylenebileceğini belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şunları söyledi:

    “Son zamanlarda bu riskin saptanmasında hastanemizde Alzheimer genetik paneli devreye girdi. Basit bir kan testi ve sonuç oldukça güvenilir. Alzheimer genetik panelinde 65 yaş ve sonrası Alzheimer kromozomu olan kromozom 19’a ait parçacıklar inceleniyor. Yaklaşık bir hafta sonra sonuç çıkıyor. Üç tip parçacık var. Bunlardan koruyucu parçacık, normal popülasyon parçacığı ve hastalık parçacığı olarak değerlendirmemiz mümkün. Burada E2 koruyucu, E3 %75 oranında toplumda görülen, E4 ise hastalık parçacığı olarak değerlendirilebilir. Bu genetik testi yaptırıp durumumuzu anladıktan sonra Alzheimer konusunda alacağımız tedbirleri ona göre saptamamız ve ona göre düşünmemiz gerekir. Yani annemizin annesinden ve babasından E4 parçacıkları gelen bir hasta için gündelik yaşamda alınacak tedbirlerin çok fazla rolü olduğunu düşünmüyorum. Genetik riski artmış oluyor ama E3 grubuna giren kişiler, normal popülasyonda %75 oranında. O zaman bu oranı daha da yükseltmek için dış dünyaya yönelik yaşam, sosyal ilişkiler, düzenli beslenme, düzenli uyku, hastalıklardan korunma gibi tedbirler önerilebilir.”

    Her unutma Alzheimer belirtisi değil

    “Unutma Alzheimer belirtisi olmaz” diyen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Unutma çok doğal, tıpkı hatırlama ve öğrenme gibi bir fizyolojik işlevdir ama bu işlevin sürekli bir davranış biçimi haline gelmesi yani unutkanlık olması, bizim dikkatimizi çeken bir özelliktir. Unutkanlıkta zaten kimse nadiren unuttuğu için ve çok arada sırada unuttuğu için doktora gelmez. Bize gelen hastalar sonuç ne çıkarsa çıksın, son zamanlarda unutkanlıklarının arttığını söyleyen kişiler. Dolayısıyla unutkanlık davranışı var” dedi.

    Beyin check-up’ı ile belirleniyor

    Unutkanlık davranışının birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkabildiğini kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ,“Tiroid hormonlarınız düşükse daha çok unutkan olursunuz. Depresyon tanısı almışsanız daha fazla unutkan olursunuz. B12 vitamininiz düşükse daha fazla unutkan olursunuz. Kafa travması geçirmişseniz daha fazla unutkan olursunuz. Bütün bunları elemek lazım ve bundan sonra hastalık ihtimaline bakmak lazım. Bunun için hastaların yüzüne bakmıyoruz. Tetkik yaptırıyoruz. Beyin check-up’ı denilen incelemeler yapıyoruz. Birçok yerde yapılmayan ve yapılmasına da gerek duyulmayan son derece önemli bir elemeden geçiriyoruz verileri. Beyin MR’ını çektiriyoruz. Beyin haritalarını yaptırıyoruz. Sonuçlara baktığımızda hangi neden unutkanlığa yol açıyorsa o ortaya çıkıyor. Yani hormonları, B12’si normal mi, düzenli bir hayat mı yaşıyor, eğilimi var mı? Bu soruların yanıtı evet olmasına rağmen kişide unutkanlık davranışı sürekli hale geliyorsa, testler bunu göstermişse tanıyı koyuyoruz” diye konuştu.

    Unuttuğunu unutmak önemli bir belirti

    Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, hasta yakınlarının dikkatini çekecek en önemli belirtinin kısa bir süre önce olmuş bir olayın ya da söylenmiş bir sözün hasta tarafından unutulması ve hiç olmamış gibi davranılması olduğunu belirterek “Unuttuğu konu, kendine söylendiği ya da hatırlatıldığı zaman da bunu hatırlamaması doktora başvurmak için önemli bir nedendir” dedi.

    Alzheimer’ın kesin tedavisi olmadığını ancak erken tanısı olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Erken tanı ile önleme ilaçları verildiği takdirde, hastalar uzun zaman izlendiği takdirde geç tanı konulan ve hiç ilaç verilmeyen hastalara göre önemli ölçüde yavaşlamalar görülmektedir” diye konuştu.

    Hangi Belirtiler Çocuklarda Beyin Tümörüne İşaret Ediyor?

    0
    Hangi Belirtiler Çocuklarda Beyin Tümörüne İşaret Ediyor?

    Kafa yapısı anormalin dışında büyüyorsa dikkat!Beyin tümörü belirtileri yaşa göre değişiyor.Yaş fark etmeksizin yaşamın her döneminde beyin tümörlerinin oluşabileceğini kaydeden uzmanlar, belirtilerin yaşa göre değiştiğine dikkat çekiyor.

    Özellikle ilk 2 yaşta kafa yapısının anormalin dışında büyümesinin ciddi bir belirti olduğunu belirten uzmanlar, yürüme bozuklukları, kusma ve baş ağrıları gibi diğer belirtilerin dikkate alınması gerektiğini kaydediyor. Erken teşhisin önemini vurgulayan uzmanlar, mutlaka uzmana başvurulmasını tavsiye ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, çocukluk döneminde ortaya çıkan beyin tümörlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Kontrolsüz çoğalan hücreler tümöre yol açıyor

    Beyin ya da daha geniş anlamıyla sinir sisteminin kuşkusuz vücudumuzdaki en karmaşık yapı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa sözlerine şöyle devam etti:

    “Fonksiyonuyla paralel olarak anatomik ve fizyolojik yapısı da son derece çeşitli. Buna bağlı olarak çok sayıda hücre içeriyor. Her bir hücrenin çok farklı hatta ihtiyaca göre değişebilen fonksiyonları var. Bu hücreler yapımı ve yıkımı tamamen kontrol altında olan, beli bir plan, program, kod dahilinde ilerleyen hücrelerdir. Normal hayatın akışı sırasında bu hücrelerin yapımında ve yıkımında, yani çoğalmasında bir sorun olabiliyor. Kontrolsüz bir şekilde çoğalabiliyorlar. Bu durumda da beyinde veya omurilikte olmaması gereken ve sürekli çoğalan kitleler ortaya çıkıyor. Aslında bu kitlelere tümör diyoruz. Tümör daha geniş bir anlamı olmasına rağmen kanserlerle ya da tıptaki karşılığı yeni oluşum olan neoplazilerle eş anlamlı kullanılıyor. Özetle baş içinde veya omurilikte olmaması gereken kitlelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması demektir.”

    Beyin tümörü her yaşta görülebilir

    Beyin tümörlerinin tüm yaşam boyunca ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Bozbuğa, “Yani anne karnındaki bir bebekte de 80’li, 90’lı yaşlardaki bir kişide de beyin tümörü görülebilir. Fakat yaşa göre ortaya çıkan tümör çeşitleri değişiyor. Farklı yerleşimlerde olabiliyor, farklı seyir ve sonuçlar gösterebiliyorlar. Örneğin pediatrik dediğimiz çocukluk dönemi beyin tümörleri son derece yaygındır. Soliter tümörlerin yani kitle oluşturan tümörlerin yüzde 20’sini oluşturur ki bu lösemilerden sonra 2’nci sırada kanser grubu demektir” dedi.

    Tümör belirtileri yaşa göre değişiyor

    Belirtilerin aslında çocuklukta hangi yaşta ortaya çıktığına göre de değiştiğini söyleyen Bozbuğa, “Küçük yaştaki çocuklarda kafanın büyüme kapasitesi var. Örneğin ilk 1 yaştaki çocuklarda kafa kemikleri henüz tam olarak birleşmedikleri için kemikler arasındaki açıklıklar açılarak, kapanmayarak kafanın daha da büyümesine, tümöre yer açmasına olanak sağlıyor. Bu da kafa içi basınç artması sendromu dediğimiz tablonun daha geç ortaya çıkmasına neden oluyor” diye konuştu.

    Bu belirtilere dikkat!

    Bozbuğa, tümörün bulunduğu yerdeki fonksiyon bozuklukları veya komşu beyin dokusunun uyarılmasıyla, etkilenmesiyle epilepsi ataklarının oluşabildiğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tümör, ileri yaştaki çocuklarda yürüme bozukluklarına yol açabiliyor. İlk 2 yaşta kafanın anormal biçimde büyümeye başlaması, huzursuzluk, sürekli ağlama, gerginlik, yemek yememe, uyumama ya da bir süre sonra aşırı uyuma, her ne kadar kafa kemikleri birleşmediyse de bir süre sonra kafa içinde basınç artması sonucu daha ağır bir tablo görülebiliyor. Çocuğun tüm hayati fonksiyonlarının, solunum fonksiyonlarının ve bilincinin etkilenmesi gibi belirtiler meydana geliyor. Konuşmaya başlayan, yürüyen çocuklarda da yürüme bozuklukları, kusma, baş ağrıları ve birtakım beyne ait fonksiyon bozuklukları, kuvvet kaybı, görme bozuklukları, hormonal bozukluklar, aşırı kilo alma ya da aşırı kilo verme, aşırı su içme şeklinde belirtiler olabilir. Bu belirtiler uyarıcı olmalı. Bu ciddi belirtilerin her hangi biri olduğunda muhakkak çocuğun doktora götürülmesi gerekir. Erken teşhis konması da tanı, tedavi ve iyi bir sonuç almak bakımından son derece önemlidir.”

    İstanbul Modern Sağlık Çalışanlarına Ücretsiz

    0
    İstanbul Modern Sağlık Çalışanlarına Ücretsiz

    İstanbul Modern’in Beyoğlu’ndaki geçici mekânı yıl sonuna kadar tüm sağlık çalışanlarına ücretsiz.

    İstanbul Modern, koronavirüs salgınıyla aylardır özveriyle mücadele eden sağlık çalışanlarını müzede sanatla buluşturuyor.

    Sağlık Bakanlığı, üniversite ve devlet hastanelerinin yanısıra özel hastanelerde çalışan sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri personeli müzenin kapalı olduğu pazartesi hariç her gün İstanbul Modern’de sanat molası verebilecek.

    Salgınla mücadele kapsamında alınan tedbirler sayesinde güven içinde gezilebilen İstanbul Modern’in Beyoğlu’ndaki geçici mekânı, girişte “Sağlık Çalışanı” kimliğini beyan eden herkese ücretsiz olarak açılacak.

    Moda İkonu Olivia Palermo’nun Tercihi Türk Markası!

    0

    Stiliyle moda dünyasını yöneten isimlerin başında gelen Olivia Palermo, geçtiğimiz gün sosyal medya hesabında Türk markası Peracas’ın romantik chocker kolyesini paylaştı.

    Genç girişimci Beyza Arman’ın markası Peracas, bronz üzeri 24 ayar altın kaplama, kristal ve doğal taş kullanılan ürünleri bugün yurtdışında ve Türkiye’de Beymen ve Moda Operandi gibi prestijli noktalarda satılan başarılı bir aksesuar markası.

    Romantik İtalyan bahçeleri, egzotik meyveler, tropikal yapraklar ve doğadaki tüm canlılardan ve formlardan ilham alarak modası geçmeyen tasarımlar sunan Beyza Arman, sofistike tasarımları günümüz modern zamanına uyarlıyor.

    Olivia Palermo’nun markaya ait ürünü günlük hayatında tercih etmesi üzerine Peracas Kreatif Direktörü Beyza Arman “Peracas’ı kurarken babaannemin çocukluğumdan beri anılarımda olan doğal ve çabasız şıklığını hayal ettim. Amacım geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurmak ve doğadan ilham aldığım tasarımlarla evrene zamansız romantik tasarımlar bırakmaktı. ” diyerek genç markasının güçlü hikayesinden minik bir kesit anlattı. Markayı tercih eden isimler arasında Margherita Missoni , Carolina Santo Domingo, Mathile Ollivier, Jessica Kahawaty bulunuyor.

    STK, Meslek Kuruluşları Birlikler ve Kooperatiflerin Etkinlikleri 1 Aralık’a Kadar Ertelendi

    0
    STK, Meslek Kuruluşları Birlikler ve Kooperatiflerin Etkinlikleri 1 Aralık'a Kadar Ertelendi

    İçişleri Bakanlığı 81 İl Valiliğine “Koronavirüs Tedbirleri” konulu ek genelge gönderdi. Genelgeye göre; bugünden itibaren sivil toplum kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşları, birlikler ve kooperatifler tarafından düzenlenecek olan etkinlikler, 1 Aralık tarihine kadar ertelenecek.

    İçişleri Bakanlığı 81 İl Valiliğine “Koronavirüs Tedbirleri” ek konulu genelge gönderdi. Genelgede, koranavirüs salgınının toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, fiziki mesafeyi koruma ve hastalığın yayılım hızını kontrol altında tutma amacıyla Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu’nun önerileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda birçok tedbir kararı alınarak uygulamaya geçirildiği hatırlatıldı.

    Dünyada halen Covid-19 salgını ve vaka artışlarının devam ettiği, özellikle Avrupa kıtasında salgının seyrinde bir yükselme yaşandığı ifade edilen genelgede, birçok Avrupa ülkesinde, kişilerin toplu olarak bir araya gelmelerine yönelik yeni kısıtlamalara gidildiği belirtildi.

    Genelgede, içerisinde bulunulan kontrollü sosyal hayat döneminin temel prensipleri olan temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra salgının seyri ve olası riskler göz önünde bulundurularak hayatın her alanına yönelik uyulması gereken kurallar ve önlemler belirlendiğine vurgu yapıldı.

    ETKİNLİKLERİN İLERİ TARİHE ERTELENMESİ ÖNERİLDİ

    Genelgede, Sağlık Bakanlığı tarafından İçişleri Bakanlığına hitaben gönderilen yazıya da yer verildi.

    Yazıda; “Dünyayı tehdit etmeye devam eden Covid-19 pandemisine yönelik olarak; Covid-19 Bilimsel Danışma Kurulu ve Sağlık Bakanlığı’nca ülkemizdeki ve dünyadaki en güncel bilimsel gelişmeler ve deneyimler takip edilmekte, bu kapsamda pandeminin ülkemizdeki kontrolüne yönelik çalışmalar yürütülmekte teknik rehberler ve protokoller yayınlamakta ve güncellenmektedir.

    Dünyada halen Covid-19 vaka artışları devam etmektedir. Ülkemizde de Covid-19 vakalarının devam etmekte olması, her ne kadar vaka sayıları belirli bir düzeyde kontrol altına alınmış olsa da önümüzdeki sonbahar ve kış aylarında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle damlacık yolu ile bulaşan solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının artış gösterebilmesi beklenmektedir. Bu kapsamda Bakanlığımız bünyesinde oluşturulan Covid-19 Bilimsel Danışma Kurulu, fiziksel mesafenin korunmasının zor olacağı sivil toplum kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, birlikler veya kooperatiflerin geniş katılımlı toplantılarının yapılmamasını ve ileri tarihe ertelenmesini önermiştir.” denildi.

    ETKİNLİKLER 1 ARALIK’A KADAR YAPILAMAYACAK

    Bu çerçevede, Sağlık Bakanlığının ilgi yazısı ve Koronavirüs Bilim Kurulunun tavsiye kararı doğrultusunda, mevsimsel etkilerde göz önünde bulundurularak, 02.10.2020 tarihinden itibaren 01.12.2020 tarihine kadar sivil toplum kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, birlikler ve kooperatifler tarafından düzenlenecek olan etkinlikler ertelenecek.

    Vali ve Kaymakamlarca yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun27’nci ve 72’nci maddeleri uyarınca İl/İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları kararları ivedilikle alınacak. Uygulamada herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek ve mağduriyete neden olunmayacak.

    Alınan kararlara uymayanlara Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari işlem tesis edilmesi ve konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanununun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemlerin başlatılacak.

    Meme Kanseri ile İlgili Bilinmesi Gereken 15 Gerçek

    0
    Meme Kanseri

    “Ekim ayı Meme Kanseri Farkındalık Ayı” dolayısıyla erken tanının hayat kurtardığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanseriyle ilgili halk arasında birçok yanlış bilginin paylaşıldığına dikkat çekerek, meme kanseriyle ilgili kulaktan kulağa dolaşan şehir efsaneleri ile ilgili doğru bilgileri paylaştı.

    İşte bilinmesi gereken 15 gerçek…

    • Memede her ele gelen kitle kanser değildir; ancak kontrol amacıyla mutlaka doktora başvurulmalı.
    • Kanser tanısı konulan her kadın memesini kaybetmez.
    • “Ağrıyan kitle meme kanseri olmaz” algısı doğru değildir, ağrıyan kitle de meme kanseri olabilir.
    • Deodorant kullanmak meme kanserine yol açmaz.
    • Sütyen veya metal destekli (balenli) sütyen kullanmak kanser yapmaz. Bugüne kadar yapılan hiçbir çalışma vücudumuzdaki dokulara uygulanan fiziksel basının kansere neden olduğunu göstermemiştir.
    • Meme kanseri gebelerde ve emziren kadınlarda da görülebilir.
    • Alüminyum tencere meme kanseri nedeni değildir.
    • Meme kanseri riski olanlar mutlaka kanser olacak diye bir şey söz konusu değil. Tersi de doğru; ailede meme kanseri yoksa da meme kanserine yakalanılabilir.
    • Meme kanseri sadece ileri yaştaki kadınlarda görülmez. Ağırlıklı olarak menopoz sonrasında görülen meme kanseri 40 yaş altı kadınlarda da görülür.
    • Doğum kontrol hapı kullanmak meme kanserini tetiklemez.
    • Memesinden cerrahi olarak kitle çıkarılan kadın anne olduğunda bebeğini emzirebilir.
    • Meme kanserine cerrahi müdahale (bıçak değmesi) kanserin yayılmasına neden olmaz.
    • Mamografi kanseri yaymaz veya radyasyon ileterek kansere yol açmaz. Mamografideki radyasyon miktarı çok yüksek değildir, bir uçak yolculuğuyla eşdeğerdir. Hem tarama hem de tanı amacıyla kullanılan mamografinin çok sayıda kadının yaşamını kurtardığı bilimsel bir gerçektir.
    • Tüp bebek tedavileri meme kanserine neden olmaz.
    • Meme kanseri sadece kadınlarda görülmez, nadir de olsa erkeklerde de görülebilir.

    E-ticaret Devi Amazon’un 20 Bine Yakın Çalışanı Koronavirüse Yakalandı

    0
    E-ticaret Devi Amazon'un 20 Bine Yakın Çalışanı Koronavirüse Yakalandı

    ABD merkezli e-ticaret firması Amazon, resmi internet sayfasında mart ayından beri toplamda 20 bine yakın çalışanının koronavirüse yakalandığını duyurdu. Koronavirüsten ölenlerin sayısı hakkında bilgi verilmezken, şirket salgın boyunca yeteri kadar önlem almadığı için sıklıkla eleştirilmişti.

    E-ticaret ve bulut bilişim şirketi olan Amazon’un kurumsal internet sayfasında, koronavirüs ile ilgili ilk defa vaka rakamları açıklanırken, mart başından bu yana toplam 19 bin 816 çalışanın koronavirüse yakalandığı bilgisi paylaşıldı.

    EN AZ 10 ÇALIŞANI YAŞAMINI YİTİRDİ

    ABD genelinde 1,3 milyondan fazla işçi çalıştıran Amazon’un açıklamasında, çalışanlarının virüse yakalanma oranının, ülkedeki genel nüfus oranına kıyasla yüzde 42 daha düşük olduğu kaydedildi. Açıklamada, Kovid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı paylaşılmazken, bugüne kadar en az 10 çalışanın hayatını kaybettiği Amerikan basınında yer almıştı.

    YETERLİ ÖNLEM ALMADIĞI DÜŞÜNÜLÜYORDU

    Amazon, salgın döneminde, depo çalışanlarının güvenliği için Kovid-19’a karşı yeterince önlem almadığı konusunda zaman zaman eleştiri almış, bazı eyaletlerdeki işletmelerinde çalışanları tarafından protesto edilmiş, eyleme katılan çalışanların çoğu işten çıkarılmıştı.

    ABD’de mart ayından itibaren ülkeyi etkisi altına alan koronavirüs salgını döneminde ekonomi durma noktasına gelirken, talep patlaması yaşayan Amazon, aynı dönemde 100 binden fazla yeni işçiyi kadrosuna dahil etmişti.