Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 176

    Tasarım Çiçeklerinin Yeni Adresi Via Bonte

    0
    Tasarım Çiçeklerinin Yeni Adresi Via Bonte

    Türkiye’de online çiçek siparişi sektörüne yepyeni bir boyut kazandıracak olan Via Bonte, birbirinden özel çiçek buketleri ve aranjmanları sunuyor.

    Sevdiklerini, dostlarını eşsiz aranjmanlar ve buketlerle mutlu etmek isteyenler için Via Bonte online çiçek siparişi sektörüne yeni bir soluk getiriyor.

    Via Bonte, sıradan bir günü güzelleştirecek özel çiçek buketler, sıra dışı aranjmanlar sunarak müşterilerine online çiçek siparişinde farklı bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. Birbirinden güzel çiçekleri kadar kutu tasarımlarıyla da dikkat çeken Via Bonte’nin herkesi mutlu edecek, doğanın muhteşem renkleri ve tazeliğini yansıtan premium çiçek koleksiyona www.viabonte.com adresinden ulaşılabiliyor.

    Sağlıklı Kilo Almanın 10 Yolu

    0
    Sağlıklı Kilo Almanın 10 Yolu

    Diyet denildiğinde ilk akla gelen zayıflama olsa da, kilo almak için de bir diyet programı uygulanması gerekiyor. Kilo alımına engel bir sağlık problemi olmadığı takdirde uygun bir planlama ile ideal kiloya ulaşılabiliyor.

    Orantılı ve formda bir vücuda sahip olmak için uzman yardımı almak ve bazı kurallara uymak önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, sağlıklı kilo almanın püf noktaları hakkında bilgi verdi.

    İlk adım, kilo almaya engel sağlık sorunu olup olmadığını bulmak

    Öncelikle mutlaka bir iç hastalıkları ya da endokrinoloji uzmanı ile görüşülmelidir. Doktor tıbbi muayeneyi gerçekleştirdikten sonra, kilo almaya engel olan fizyolojik bir durum olup olmadığı belirlenir. Temel neden genetik olabilmekle birlikte, bağırsak sistemindeki bozukluklar, tiroit bezlerinin fazla çalışıyor olması, stres, yeme bozukluğu problemleri, aşırı fiziksel aktivite gibi durumlar da zayıflığa neden olabilmektedir.

    Aşırı zayıflık da birçok hastalığa davetiye çıkarıyor

    Zayıflık derecesi, obezite hastalığının tanısında kullanılan Beden Kitle İndeksi hesaplanarak ölçülmektedir. Yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte 18 yaşın altına göre olan değerler zayıflığa işaret etmektedir. Yeterli vücut ağırlığı ve yağ kütlesi olmaması bağışıklık sisteminin zayıflaması, vitamin ve mineral eksikliğine bağlı hastalıklar, saç dökülmesi, tırnak kırılmaları, kadınlarda regl düzensizlikleri, kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi sağlık problemlerine neden olmaktadır.

    Kilo almak için çikolata, mantı, makarna yiyip yatmayın

    Kilo alma diyetleri; zayıflık dereceleri ve varsa yan sağlık problemleri göz önünde bulundurularak kişiye özel planlanmaktadır. Sadece fazla yemek, aşırı kalori ve karbonhidrat almak, fazla yağlı beslenmek, yatmadan önce yemek yemek kilo alma konusunda işe yaramayabilir. Kilo almaya çalışırken tıpkı kilo verme diyetlerinde olduğu gibi temel prensip “sağlıklı” kilo almaktır.

    Sağlıklı kilo almak için bu önerilere kulak verin

    • Güne 1 su bardağı veya 1 çay bardağı kadar sade kefir ile başlayın. Uyanır uyanmaz bunu alışkanlık haline getirin.
    • Kahvaltı yapmayı ihmal etmeyin. Kilo almak isteyenlerin en iştahsız olduğu öğün sabah saatlerdir. Dolu dolu bir öğün yapmak zorunda olmasanız da yumurta ve yanında 1 küçük muz, 1-2 dilim peynir, 1-2 adet grisini gibi alternatifler de sağlıklı bir kahvaltı yerine geçecektir.
    • Öğle ve akşam ana öğünlerini mutlaka yapın. Yemek yemeye çorba ile değil ana yemek ile başlayın.
    • Günlük protein miktarınızı tamamlamaya özen gösterin. Örneğin 45 kg iseniz günde 60 gr kadar protein almalısınız. Hayvansal gıdalar protein açısından zengin olan gıdalardır. (60 gr protein: 1 yumurta + 2 dilim (60 gr peynir) + 1 su bardağı kefir + 1 kâse yoğurt (300 ml) + 150 gr et veya tavuk veya balık olarak hesaplanabilir)
    • Karbonhidrat tüketirken rafine olanları değil kompleks olanları seçin. Yani şeker ve şeker içeren gıdalar, beyaz un ve ürünleri, mısır (glikoz) şurubu içeren besinlerden uzak durun. Tam tahıllı un ve ürünlerini, kuru baklagilleri tercih edin.
    • Günde 1 yemek kaşığı bal, reçel veya pekmezden fazlasını tüketmeyin.
    • Günde 1 avuç içi kadar kuruyemiş (ceviz, fındık, fıstık, kaju, kabak çekirdeği) tüketin.
    • Günde 1-2 porsiyon taze mevsim meyvesini mutlaka tüketin.
    • Günde 8-10 su bardağı su tüketin. Bu suyu öğünlerle birlikte değil öğün aralarında tüketmeyi tercih edin.
    • Her tedavi gibi beslenme tedavilerinin de kişiye özel olduğunu unutmayın. Mutlaka uzman ve diyetisyen kontrolünde ilerleyin. Beslenmenin yanında destek ürünlere veya destek medikal tedavilere ihtiyacınız olabileceğini unutmayın.

    Cinsel Açlığın Nedenleri Nelerdir?

    0
    Cinsel Açlığın Nedenleri Nelerdir?

    Psikolog Mehmet Başkak, cinsel istek azlığının ardında yatan ya da yatması muhtemel problemler ve çözüm yolları hakkında önerilerde bulundu

    Sizinle evlenecek kadar sizi çok seven birinin, sizinle pek sık seks yapmak istememesi, incitici olduğu kadar biraz da kafa karıştırıcıdır. Siz de evli olduğu halde, seks açlığı çekenlerden misiniz?

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Cevabınız ‘evet’ ise bu problemi çözmek için eşinizin cinsel isteksizliğinin altında yatan sebepleri ortaya çıkarmakla başlayın. Cinsel isteksizliğin arkasında çok çeşitli sebepler yatmaktadır. Cinsel istek azlığının altında yatan sebepleri belirleyin, kibar fakat kararlı bir üslupla bu sebepler hakkında eşinizle konuşun ve bu sebepleri ortadan kaldırma konusunda ısrarcı olun.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak, cinsel istek azlığının altında yatan nedenleri ‘isteksizlik’, ‘ilişkiyle ilgili problemler’ ve ‘fiziksel problemler’ olmak üzere üç grupta topluyor. Psikolog Mehmet Başkak, cinsel istek azlığının ardında yatan ya da yatması muhtemel problemler ve çözüm yolları hakkında şu önerilerde bulunuyor:

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    İSTEKSİZLİK NEDENLERİ

    Çocuklukta cinsel taciz ya da tecavüze maruz kalma: Çocukken maruz kalınan taciz ya da tecavüz vakaları sonucu duyulan acı, korku ve utancı bastırmak için bazı kişiler cinsel isteklerini bastırmak için özel bir çaba harcarlar.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Özel Alanın Olmaması: Ebeveyn ya da çocuklarla aynı yerde uyumak kişide mahremiyet eksikliğinden dolayı cinsel isteksizliğe neden olabilir. Bu durum erkeklere nazaran, kadınları daha çok etkiler.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Dış Görünüşünü Beğenmeme, Kendini Cinsel Olarak Çekici Bulmama: Dış görünüşümüz ya da cinsel performansımızla ilgili olumsuz bir algıya sahip olmak cinsel isteği yok eden sebeplerden biridir. Vücudumuzdan utanmak ya da cinsellikle ilgili bir vücut organının çok küçük ya da garip görünüşlü olduğunu düşünmek hep cinsel isteksizliğe sebep olan düşüncelerdir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Yakınlaşma Korkusu: Kişinin geçmiş ilişkilerinde aldığı yaralar mevcut ilişkisindeki ruh halini de etkiler ve kişinin partneriyle yakın ve bir bütün olduğu bir ilişki kurmasını zorlaştırır. Erkeklerdeki bu korku bir kadınla bu denli yakınlaşmanın zayıflık göstergesi olduğu ya da erkekliğe yakışmadığı düşüncesinden kaynaklanabilir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Çok Yoğun Olma, Stres, Gerginlik: Cinsellik için kişinin biraz zamana ve rahatlamaya ihtiyacı vardır. Sürekli stres altında olmak ya da kişinin yapması gereken çok fazla şey olması sonunda cinsel isteğin azalmasına sebep olur.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Depresyon: Depresyonda olmak hayatınızdaki birçok şeyi sekteye uğratır, buna cinsel istek de dahil.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Affedememezlik, Üzüntü, Karamsarlık, Korku, Öfke, Nefret: Güçlü negatif duygular hayatınızın geri kalan kısmındaki duygusal enerjiden çalarlar. Cinsel isteğinizin etkilenmesi için bu negatif duyguları eşinize karşı hissediyor olmanız da şart değil.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Fazlasıyla Çılgın Bir Cinsel Fantezi Dünyası: Aldatma, aşk romanları, pornografi, mastürbasyon, diğer cinsel bağımlılıklar ve vaktinizi alıp, eşiniz için gereken duygusal ve fiziksel istekten sizi yoksun bırakan tüm duygusal meşguliyetler cinsel isteğinizi azaltabilir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Çok Yoğunsanız Cinselliğe Vakit Kalmaz: İşinize çok fazla vakit ayırmak ya da duygusal olarak diğer insanlarla çok meşgul olmak da cinsel isteğinize ket vurabilir ve eşinize harcamanız gereken enerjiden çalabilir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Bu mesele her ne kadar basit gibi görünse de, bir çok problemin ortaya çıkmasına sebep olur. İşkoliklik, çok yoğun bir yaşam tarzı, arkadaşları (kadın ya da erkek) eşinize tercih etme cinsel isteğinizi azaltabilir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    İLİŞKİYLE İLGİLİ PROBLEMLER

    Cinsellik Dışı Yakınlığın Olmaması: Size karşı soğuk ya da yabancı gibi duran birine karşı cinsel arzu duymanız biraz zor. Uzun yıllar süren evliliklerde, evlilikten ve eşten duyulan memnuniyetin ve ona karşı hissedilen yakınlığın cinsel istek üzerinde büyük etkisi vardır ve cinsellik dışı yakınlaşmalarınız ve sıcak ilişkiniz iyi bir cinsel yaşamın temel taşlarını oluşturur.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    Cinsel Yakınlık Eksikliği, Cinsel Bozukluklar, Kızgınlık, Hayal Kırıklığı: Seks isteğinizin sürekli olarak reddedilmesi duygusal ve sonunda da fiziksel olarak cinsel isteğinizi öldürebilir. Aynı şey sürekli olarak cinsel ilişki anında orgazm olamadığınızda, iktidarsızlık, erken boşalma, gecikmeli boşalma ve yatak odasında yaşadığınız diğer hayal kırıklıklarında da başınıza gelir.

    Cinsel açlığın nedenleri nelerdir?

    İlişki Tekniği Seçimiyle İlgili Problemler, Cinsellik Bilgisinin Olmaması: Kişinin cinsellik bilgisinin olmaması ya da eksik olması yatak odasında işlerin kötü gitmesine sebep olabilir.

    Cinsel Uyarılma Bozukluğu Nedir? Cinsel Uyarılma Bozukluğunu Kimler Yaşar?

    0
    Cinsel Uyarılma Bozukluğu Nedir? Cinsel Uyarılma Bozukluğunu Kimler Yaşar?

    Psikiyatrist/Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney cinsel uyarılma konusu hakkında bilgiler verdi.

    Cinsel uyarılma bozukluğunun görüldüğü bir kadın, tedavi sonrası bu sorundan tamamen kurtulabiliyor mu?

    Cinsel tedavi sonuçları oldukça başarılıdır. Ancak tedavinin sonucunu etkileyen faktörler vardır. Çiftin tedaviye verdiği önem, verilen görevlerin yerine getirilmesi, eşlerin tedavi isteği ve seansların aksatılamaması, tedaviyi olumlu etkilemektedir. Eşini istemeyen çiftlerde tedavi genelde başarısız olur. Tedavinin şartları yerine getirilirse, kadın bu sorundan tamamen kurtulmaktadır.

    Psikiyatrik açıdan bu sorunun ortaya çıkışında cinsel mitlerin rolü var mı? Geçmiş öğretiler, toplumsal baskılar ve benzeri…

    Cinsel yaşam, kültürden ve toplumdan etkilenir. Yeni kuşaklar yetişirken toplumun hafızasında olan bilgilerle, kalıp düşüncelerle, yargılarla karşılaşmaktadırlar. Cinsellik alanında da doğru ve yanlışlar bize öğretilir. Cinsellikle ilgili abartılı, yanlışlarla dolu bir sürü bilgiye maruz kalmaktayız. Zaten birçok kişi cinselliği, gençlik döneminde arkadaşlarıyla yaptıkları konuşmalardan öğrenir. Genelde yeterince cinsel deneyimi olmayan gençler birbirlerine yanlış bilgi vermektedirler. Bugün internete, kitaba, dergilere, gazetelere ulaşmanın kolay olması, cinselliğin daha konuşulur bir konu olması, bu yönde önemli ilerlemelere sebep olmuştur. Buna rağmen yanlış bilgiler hala çok yaygındır.

    Peki, bu cinsel mitler (Yanlış cinsel bilgiler, şehir efsaneleri, cinsel hurafeler) nelerdir?

    Cinsellikte başarı önemlidir: Cinsellikte hedef başarı değildir. Sonucun her seferinde iki kişinin orgazmıyla sonuçlanması gerekmez. Bunu bir başarı görmek kişide performans endişesi yaratır.
    Cinselliği erkek başlatır: Cinsellikte ideal olan yarı yarıya kadın ve erkeğin cinselliği başlatmasıdır. Cinselliği kadının başlatması ahlaken olumsuz bir anlam oluşturmaz, aksine eşine olan cinsel ilgisini gösterir.
    Yaşlanma cinsel isteği ortadan kaldırır: Yaşlılarda da cinsel istek gençlerden farklı değildir. Bazen sıklığı azalsa da cinsellik aynı hazla yaşanır. Yaşlılıkta nedense cinsellik ayıpmış gibi bir kavram oluşmuştur. Bu tamamen uydurmadır.

    Menapoz cinsel isteği ortadan kaldırır: Menapozla birlikte doğurganlık sona erer, ancak cinsel istek etkilenmez. Bazen menapozda vajinal kuruluk olabilir. Ancak bu tedavi edilebilir.
    Kadınların cinsel isteği azdır: Kadınların erkeler kadar cinsel isteği vardır. Aynı oranda cinsellikten haz alırlar. Ancak toplum dayatmaları, yetiştiriliş, verilen yanlış bilgiler nedeniyle kadınlar cinsellikte daha pasif bir konuma itilmiştir.
    Her erkek her kadına nasıl zevk vereceğini bilir: Her insandan dünyada bir tane vardır. Herkesin huyu, alışkanlıkları, vücutlarında zevk aldıkları yerler farklıdır. Genel kurallar cinselliğe uygulanamaz.
    Çiftler içgüdüsel olarak cinsellikte karşı tarafın ne istediğini bilirler: Nasıl ki güncel yaşamda karşı tarafın isteklerini öğrenmek için konuşuyoruz, cinsellikte de konuşmak karşı tarafın cinsel isteklerini öğrenmemizi sağlar.
    İlk cinsel ilişki kadın için oldukça sıkıntılı ve acı vericidir: Çoğunlukla cinsel ilişkiler acı ve sıkıntı vermezler aksine haz alınan durumlardır. Kızlık zarının yırtılması ise en fazla parmağınıza bir toplu iğnenin dokunması kadar acı verir.

    Kadınlarda mastürbasyon kızlık zarını bozabilir: Genç kızları cinsellikten uzak tutmak için uydurulmuştur. Mastürbasyon daha çok klitorisi uyararak olur. Bu durum kızlık zarını etkilemez. Aksine kızların mastürbasyon yapması ileriki dönemlerde çift olarak orgazm yaşamasını kolaylaştırır.
    Hamilelikte; cinsellik ve orgazm olma erken doğuma veya düşüğe neden olur: Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının herhangi bir sakınca görmediği durumlarda hamileliğin 30. Haftasına kadar cinsellik rahatlıkla yaşanır. Ancak bu sürede pozisyonlara dikkat etmek gerekebilir. Herhangi bir risk oluşturmaz.

    Cinsellik mahremiyet içermektedir. Ancak eşler arasında bu geçerli değildir. Cinsellikle ilgili en önemli konu eşlerin kendi aralarında konuşmalarıdır. Böylece birçok sorun kendi aralarında bilgilenerek çözülebilir. Ayrıca konuşmak sorunları ortaya koyabilmektir. Bu da çiftin, olan sorunları için bir cinsel terapiste gitmesini sağlayabilir. Cinsel sorunların neredeyse tamamının çözümü mümkündür. Bu konuda sorun yaşayanların cinsel tedaviye başvurmaktan çekinmemeleri önemlidir.

    Regl Sancılarınız Kabus Olmasın

    0
    Regl Sancılarınız Kabus Olmasın

    Regl döneminin en çekilmez yanlarından biridir regl ağrıları. Değişen hormonlar, rahmin kasılması, stres gibi faktörler özellikle karnın alt kısmında sancılara neden olabilir.

    Bazen yanlış beslenme, sigara, uykusuzluk gibi yan unsurlar da bu ağrıları tetikleyebilir. Kısa süren ama hem kadınların psikolojisini hem de sosyal hayatlarını olumsuz etkileyen bu durum çözümsüz değildir. Özellikle bazı bitki çayları, kaslarda gevşeme ve rahatlama sağladıkları için regl dönemi ağrılarında oldukça etkilidir.

    Peki, regl ağrılarına iyi gelen bu bitki çayları hangileridir? Türkiye’nin ilk dijital kadın asistanı Pepapp; regl döneminde kadınların yaşadığı ağrıların kaynağını araştırdı ve ağrılara iyi gelen 6 bitki çayını ve faydalarını kadınlarla paylaştı.

    Böğürtlen çayı:

    Antioksidan açısından zengin olan Böğürtlen çayı, C vitamini deposudur. bu sayede vücudunuza enerji verir ve regl dönemini de daha kolay geçirirsiniz.

    Zencefil çayı:

    Bu çay tam bir adet söktürücüdür. adet dönemlerinde en çok tercih edilen çaylardan biri olan zencefil tam bir adet söktürücüdür. Ağrı kesici özelliği ile tanınan zencefil çayı, regl ağrınız olduğunda tüketilebilir.

    Papatya çayı:

    Sakinleştirici bir etkisi vardır. Hormonları düzenler, sinirleri yatıştırır, kasları gevşetir.

    Safran çayı:

    Kısa sürede çözüme ulaşmanıza yardımcı olabilecek bir bitki de safran. Regl kanının vücuttan kolay atılmasını sağlar ve aynı zamanda ferahlık verir. Adet söktürücü etkisiyle birlikte ağrılarınızın daha kısa sürede ortadan yok olmasını sağlar.

    Civanperçemi çayı:

    Regl başlamadan üç gün önce içmeye başladığınız civanperçemi çayı daha kolay bir regl dönemi geçirmenize yardımcı olur. Sancıları önler ve regl dönemini daha aktif geçirmeni sağlar.

    Nane çayı:

    Regl ağrılarını çok iyi hafifleten bitki çaylarından biri nane çayıdır. Gerginliği azaltır. Karın kaslarını rahatlatarak krampların önüne geçer. Regl döneminden dolayı görülen şişkinliğin giderilmesinde oldukça etkilidir.

    Tabii ki bu bitki çaylarını 2 fincandan fazla tüketmemelisin. Tıbbi tedavinin yerine geçmedikleri gibi, herhangi bir rahatsızlığın ya da alerjin varsa öncesinde mutlaka doktoruna da danışmalısın.

    Kullanıcısını çok iyi tanıyan, onun istek ve ihtiyaçlarını dikkate alan, ona özel tavsiye ve mesajlarıyla gününü güzelleştiren Pepapp’tan regl dönemi ile ilgili en doğru ve sağlıklı bilgilere ulaşabilirsin. Bunun gibi hayatını kolaylaştıracak ve renklendirecek pek çok makaleyi Pepzine’den takip edebilirsin. Pepapp’ın kullanıcı dostu ve keyifli özellikleri bununla da bitmiyor. Uygulama içindeki PepLand, PepStore gibi alanlarıyla dolu dolu zaman geçirmeni, eğlenirken kazanmanı sağlıyor. PepBox isimli kutu aboneliği ile her ay düzenli olarak en popüler ve kullanışlı ürünleri, mutluluk kutuları aracılığıyla seninle buluşturuyor. Pepapp, tüm bu yönleriyle 2015’ten beri kadınların severek kullandığı ve tercih ettiği bir uygulama. Onların en iyi arkadaşı. Sen de Pepapp ile kendini iyi hissetmek, seni düşünen bir arkadaş edinmek istiyorsan Pepapp’ı indirmek için aşağıdaki linkleri kullan:

    Covid-19 2020 Hedeflerini Saptırdı

    0
    Covid-19 2020 Hedeflerini Saptırdı

    Türkiye’nin yer altı zenginliklerini “Hayatımız Maden” mottosuyla ekonomiye kazandıran Ege Maden İhracatçıları Birliği olarak, 2019 yılını yüzde 3’lük ihracat artış hızıyla 946 milyon dolar döviz geliri ile geride bıraktık.

    2020 yılına da büyük umutlarla girdik. 2020 yılı için ihracatta 1 milyar doları aşma hedefi koymuştuk. 2020 yılının ilk ayında ihracatımızdaki yüzde 22’lik artışla 2020 yılına güzel bir giriş yaptık ve 76.5 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdık.

    Türk Madencilik Sektörünün açık ara en büyük ihracat pazarı Çin’in Wuhan şehrinde Aralık ayında ortaya çıkan ve kısa sürede pandemiye dönüşen Covid-19 virüsü sadece madencilik sektöründe değil, tüm sektörlerde 2020 yılı için tüm dünyanın ekonomik hedeflerinin revizesini gündeme getirdi.

    Covid – 19’un etkisiyle 2020 yılı Ocak – Haziran döneminde Türkiye Geneli maden ihracatımızı yüzde 15’lik kayıpla 1,5 milyar dolar olarak gerçekleştirdik.

    Doğaltaş ihracatına baktığımız ise Ocak-Haziran 2020 döneminde yüzde 16’lık bir kayıpla 730 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirdik.Blok doğaltaş ihracatımız ise bu dönemde Çin pazarındaki talep düşüklüğü nedeniyle yüzde 35 kayıpla 261 milyon dolar olarak gerçekleşti.

    2020 yılının Ocak – Haziran aralığında, Ege Maden İhracatçıları Birliğimizin kayda aldığı maden ihracatı 2019 yılının Ocak – Mayıs dönemine göre yüzde 7 azalış ile 420 milyon, Doğaltaş ihracatı ise yüzde 11 azalış ile 250 milyon dolar olarak gerçekleşti.

    2020 yılının başında Çin’in Wuhan kentinde başlayan ve tüm Dünya ülkelerine yayılan COVID-19 virüsü salgını nedeniyle Dünya ekonomisi durma noktasına geldi.

    Yılbaşından itibaren diğer sektörler fuar, ticaret heyeti gibi etkinlikleri yaparken sektörümüzün önemli etkinlikleri iptal edilmiş ya da ertelendi. Dolayısıyla 2020 yılına sektörümüz fuar ve etkinliksiz başlamış oldu.

    Ülkemiz maden sektörünün en önemli pazarları başta Çin olmak üzere AB, ABD ve Ortadoğu ülkeleridir. Çin’e ihracatımızın tamamen durması, diğer ülkelerde (özellikle Ortadoğu ülkelerinde) siparişlerin bekletilmesi dolayısıyla madencilik sektörü büyük sıkıntı yaşamaktadır.

    Ocak ayında en büyük alıcımız olan Çin’e normal seyreden blok mermer ihracat rakamları Şubat ayında yüzde 43, Mart ayında yüzde 68 oranında düşmüş Nisan ve Mayıs aylarında ise normalleşmeye başlayarak Haziran 2020 döneminibir önceki senenin aynı ayına göre yüzde 13 kayıpla kapadı.

    Çin salgın sürecinde diğer ülkelerden 1-2 ayda önde gidiyor. Oradaki insani hareketler normale dönmeye başladı. Çin’de inşaat sektöründe mevsimlik işçilerin çalışması nedeniyle, sektör durma noktasında gelmişti. Çünkü bu çalışanlar seyahat edemiyordu. Ancak şu an bu çalışanlar seyahat etmeye başladılar.

    Çin’de doğaltaş üretim tesislerinin yoğun olarak yer aldığı Yunfu Bölgesinde tek bir Covid-19 vakası görülmedi. Buradaki tesisler de şu an yavaş yavaş üretim yapmaya tekrar başladılar. Mayıs ayından itibaren Çin’den gelecek doğaltaş talebinin kademeli olarak artış göstermesini bekliyoruz.

    Firmalarımız bu dönemde doğaltaş ürünlerinin resimlerinin gönderilmesi yoluyla satışlarına az da olsa devam ettiler.

    Bu sürece katkı sağlaması amacıyla, Bizde Çin’den ciddi sayıda bir alıcıyı karantina süreçlerini de dikkate alarak Sağlık Bakanlığımızla ve Ticaret Bakanlığımızla koordineli olarak Türkiye’ye getirmeyi planlıyoruz. Şu an birçok Çinli alıcı firma Türkiye’ye geliyor. Bu firmalarımızı blok mermer üreticisi firmalarımızla buluşturmayı planlıyoruz.

    Şu an İtalya ve İran’dan Çin’e ihracat yapılamıyor. Ancak Türkiye’den ihracat şu an Çin’e gerçekleşiyor. Bu dönemde firmalarımızın Çinli firmalara sürekli kendini hatırlatarak bu durumu fırsata çevirme şansı var.

    Tüm dünya ülkelerine bu dönemde yapılan maden ihracatının düşmesi, şirketlerin devlete, piyasaya, istihdam ettiği personele (doğrudan 150.000 kişi, dolaylı olarak ise 2 milyon kişiye) karşı yükümlülüklerini yerine getirmekte büyük sorunlar yaşamasına neden olmuştur.

    Madencilik sektörü tarım sektörü ile toplumların hammadde ihtiyaçlarını sağlayan iki temel üretim alanından biri olmakla birlikte yaklaşık2019 yılında gerçekleştirdiği 4,7 milyar$’lık ihracat rakamına ek olarak diğer sektörlere hammadde üreterek ülkemizde 40 milyar $’a yakın değer oluşturmaktadır.

    İhracatta yaşanan bu sıkıntıların yanında ülke içerisinde tüketilen hammaddeleri sağlayan madencilik sektörünün alt kollarında faaliyet gösteren özellikle KOBİ niteliğindeki şirketler üretim ve tahsilat süreçlerinde telafisi zor sıkıntılar yaşamaya başlamışlardır.

    Bu nedenlerle ilk açıklandığında madencilik sektörünü kapsamayan “Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketine” sektörümüzün dahil edilmesi için sektörümüzde faaliyet gösteren bütün STK’larımızın da destekleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından kapsama alınmasını sağladık.

    Yine bu dönemde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığımızca sektörümüze;

    -Madencilerin nisan ayı sonuna kadar vermeleri gereken inceleme raporu, arama projesi, faaliyet raporu, işletme projesi gibi beyanları ertelenerek 30 Eylül 2020 tarihine uzatılmış,

    -Mali yükümlülüklerden devlet hakkı ve ruhsat bedellerinin ödeme süreleri 28 Aralık 2020 tarihinekadar ertelenmiş,

    -24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ ve Malatya illerinde meydana gelen depremden dolayı bu illerde doğrudan etkilenen maden ruhsat sahipleri ve rödavansçıların da vermeleri gereken rapor, proje gibi beyanları 30 Eylül 2020 tarihine uzatılmış, yapmaları gereken devlet hakkı ve ruhsat bedeli ödemeleri de 28 Aralık 2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

    Türk madenciliği henüz değerini tam olarak bulabilmiş değil, değerini bulması için Birlik olarak, Ticaret Bakanlığımızın da destekleriyle, aktif 2 URGE projemiz faaliyetlerine bu dönemde elektronik ortamda yaptığı toplantılar ile devam ediyor ve ABD, Katar pazarlarına yönelik elektronik sektörel ticaret heyetleri organize etmeyi planlıyoruz.

    Bu heyetlere Ticaret Bakanlığımızca uygulanacak “Pazara Girişte Dijital Faaliyetlerin Desteklenmesi Hakkında Karar”ın çok büyük katkıları olacağını düşünüyorum.

    Ayrıca yıl içerisinde iki kez ertelenen ve Ekim ayı içerisinde düzenlenmesi planlanan Dünyanın en büyük doğaltaş fuarı olan “Xiamen International Stone” fuarı ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz.

    6 Haziran 2020 tarihinde açılan ve bütün yıl erişilebilecek “Cloud Xiamen Stone Fair” etkinliği öncesinde firmalarımızın tanıtımlarına wechat hesabımızdan paylaşımlarımızla devam ettik.

    Bu yıl ilk defa “Taşa Sanat Kat” teması ile “Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışmasını” düzenliyoruz. Bu yarışmaları bölgemizin katma değerli ürün ihracatına ciddi anlamda katkıları olacağını düşünüyoruz.

    Mart ayı itibariyle kapanan ve elektronik ortamda dersleri devam eden üniversitelerimizin derslerine dahil olup yarışmamızın tanıtımına aktif olarak devam ettik.

    Üniversitelerimizin akademik takvimlerinde Covid-19 nedeniyle yaşanan sarkma nedeniyle Doğaltaş Proje ve Tasarım Yarışmamıza başvuruları 13 Temmuz 2020 tarihine kadar uzatma kararı almıştık. Yapmış olduğumuz tanıtım faaliyetlerinin başarısını yarışmaya yapılan başvuru sayılarında gördük.

    Toplamda 400’e yakın profesyonel ve öğrenci kategorisinde başvuru aldık. Şu an başvuruları değerlendirme aşamasındayız. Değerlendirme sonrası Ekim ayının ilk haftası ise yarışmamızın ödül töreni organizasyonunu gerçekleştirmeyi planlıyoruz.

    Ben ve yönetim kurulum bu sektörde taşın altına elimizi değil gövdemizi koymuş durumdayız; ancak sektör olarak yaşanan salgın süreci nedeniyle önümüzde gerçekten ciddi günler bizi bekliyor.

    Ama bizim mottomuz, inadına ihracat, inadına üretimdir. Çünkü başka kurtuluşumuz ve başka bir Türkiye yok.

    Türkiye’nin 2020 yılında pozitif büyüme rakamına ulaşabilmesi için tek çıkış yolu ihracatını arttırmaktır. Bunun için bugüne kadar verilmiş desteklerin yılın geri kalanında artarak devam etmesi gerekmektedir.

    Tüp Bebek Tedavisine Başlayacak Çiftlere 10 Öneri

    0
    Tüp Bebek Tedavisine Başlayacak Çiftlere 10 Öneri

    Günümüzde bebek sahibi olmak için tüp bebek merkezlerine başvuran çiftlerin sayısı hiç de az değil. Merkezlere başvuran çiftlerin sayısındaki artışla birlikte, tüp bebek yöntemleri de sürekli gelişiyor, başarı oranları giderek artıyor.

    Anadolu Sağlık Merkezi Tüp Bebek Merkezi Direktörü Doç. Dr. Tayfun Kutlu ile Kadın Sağlığı, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Ebru Öztürk Öksüz, bebek sahibi olmak isteyen çiftlere bazı önerilerde bulundu. İşte tüp bebek tedavisine başlamadan önce çiftlerin mutlaka aklında bulunması gerekenler…

    1. İnfertilite sadece sizin yaşadığınız bir sorun değil 

    Çocuk sahibi olmayı engelleyen infertilite günümüzde çok yaygın bir sağlık sorunu. Her 6 çiftten birini etkileyen infertilitenin çeşitli nedenleri olabilir. Kadınları etkilediği kadar erkeklerde de oldukça yaygın bir sorun olan infertilite, özellikle de sağlıksız yaşam ve beslenme şartlarına bağlı olarak karşımıza çok sık çıkıyor.

    2. Tüp bebek tedavisi sabır gerektirir

    Tüp bebek tedavisinde kadından alınan yumurta, baba adayının spermiyle laboratuvar ortamında döllenir ve döllenen yumurta (embriyo) uygun aşamada annenin rahmine transfer edilir. Bu süreçte anne adayının bir süre alması gereken ilaçlar, yumurtlama dönemi, embriyonun transfer öncesi belli aşamaya gelmesi, rahimde tutunması için belli bir sürenin geçmesi gibi durumlar dikkate alındığından tedavi süresi uzayabilir. Tedavi yöntemi ve süresi çifte özel belirlenir. Tüp bebek tedavisi genelde 2-3 haftada tamamlanır. Ancak bazı durumlarda 4-5 haftayı da bulabilir. Bu nedenle sabırlı olmakta yarar vardır.

    3. Çeşitli tüp bebek yöntemleri vardır, bunlar çifte özel belirlenir

    Tek bir tüp bebek yöntemi yoktur. Geliştirilmiş pek çok yöntem vardır ve bunlar özellikle anne adayının yaşına, kilosuna, sağlık durumuna, yaşam tarzına, hatta baba adayının sperm kalitesine göre belirlenir. Herkese uygun olan tek bir “süper yöntem” yoktur. Kulaktan dolma bilgileri ciddiye almamak, aklınıza takılan her konuda hekime danışmak önemli.

    4. Kadının yaşı önemli

    Tüp bebek tedavisinin başarılı olmasında kadının yaşı büyük rol oynuyor çünkü yaşla birlikte yumurta sayısı ve kalitesi azalarak bebek sahibi olma şansını düşürüyor. Bebek sahibi olmak için mümkünse 35 yaşını geçirmemekte fayda var. Ancak 35 yaşın üzerinde de uygulanabilecek başarılı tüp bebek yöntemleri mevcut.

    Erkeklerde de üreme sağlığı zamanla olumsuz etkileniyor. Özellikle de testosteron seviyelerinin düşmesine bağlı olarak vücut daha az sperm üreterek bebek sahibi olma şansını düşürüyor. Ayrıca erkeklerde yaşla birlikte sperm kalitesi de düşüyor.

    5. Tedavide geç kalınmamalı

    Bebek isteyen çiftler, bir sene boyunca korunmasız cinsel ilişkiye rağmen bebek sahibi olamıyorlarsa bir tüp bebek merkezine danışmaları önerilir. Kadın yaşı 35 yaşın üzerinde ise bu süreyi 6-8 ay ile kısıtlamakta fayda var. İnfertilite nedeni ne kadar erken tespit edilip tedaviye başlanırsa başarı oranı o kadar yükselir.

    6. Tedavi tekrarlanabilir

    İlk tüp bebek denemesinde gebe kalınamayabilir; tedavi gebelikle sonuçlanmadığında hekim aynı tedaviyi tekrar veya farklı bir tedavi yöntemi uygulamaya karar verebilir. Tüp bebek tedavisine başlayan çiftler, hayal kırıklıklarını önlemek için birkaç tüp bebek denemesinden geçebilecekleri ihtimaline karşı da hazırlamalılar.

    7. Donmuş yumurtalar da kaliteli

    Yumurta dondurma, herhangi bir hastalık nedeniyle yumurtalarını kaybetme riski olan kadınların yanı sıra gebelik planını erteleyen veya yumurta rezervi azalmaya başlayan tüm kadınlara öneriliyor. Gelişen teknoloji sayesinde dondurulmuş yumurtalar çözüldüklerinde de kaliteleri bozulmuyor ve kadınlar gebelik düşündükleri zaman dondurulan bu yumurtalarla hamile kalabilyorlar. Kadınların, yumurtalarını dondurmaları için evlilik şartı da bulunmuyor.

    8. İkizleriniz olabilir

    Eskiden tüp bebek tedavilerinde başarı şansını artırmak için birden fazla embriyo anne rahmine transfer ediliyordu. Ancak çoğul gebelikleri önlemek, anne ve bebek sağlığını korumak için Sağlık Bakanlığı uzun bir süredir en fazla iki embriyo transfer edilmesine izin veriyor. Bu durumda üçüz ve dördüzleriniz olmayabilir ancak tüp bebek tedavisiyle ikiz bebek sahibi olma şansınız var. Çünkü doğal yolla hamile kalan bir kadının ikiz dünyaya getirme olasılığı yüzde 3 civarındayken, tüp bebek tedavisiyle bu oran yüzde 30’un üzerinde…

    Günümüzde en fazla iki embriyonun rahime transfer edilmesine izin veriliyor, ancak burada gebelik şansının düşmesi söz konusu değil. Gelişen teknoloji ve ilaçlar sayesinde artık tek embriyo transferiyle bile gebelik elde etmek mümkün.

    9. Başarı oranları yüksek

    Gelişen teknoloji ve ilaçlar sayesinde tüp bebek tedavisiyle bebek sahibi olma şansı her geçen gün daha da yükseliyor. Başarı oranları yükseldiği kadar, tedavi süreci de çiftler için daha az zahmetli hale geliyor. Daha etkili ve daha az yan etkili tedaviler sayesinde çiftlerin, özellikle de anne adaylarının yaşam kalitelerinde ciddi düşüşler yaşanmadığını vurgulamakta yarar var.

    10. Moral önemli

    Her tedavide olduğu gibi tüp bebek tedavisinde de psikolojinin önemi büyük. Morali yüksek tutmak, sadece tedaviye odaklanmamak, tedavi sürerken günlük hayata devam etmek, hobilerle vs. meşgul olmak önemli. Özellikle de başarısız tüp bebek denemlerinden geçen çiftleri örnek alıp moral bozmak yanlış. Çünkü her çiftin tedavisi kendine özel. Bir çiftte işe yaramayan yöntem, sizde işe yarayabilir. Bu nedenle bu süreçte olaylara pozitif yaklaşmak, gerektiğinde ise profesyonel yardım almak önemli.

    COVID -19’a Karşı Lokal Antiviral Etki: Nar Kabuğu İçeren Pastil

    0
    COVID -19’a Karşı Lokal Antiviral Etki: Nar Kabuğu İçeren Pastil

    Alman Prof. Dr. Martin Müller, İtalya’da COVID-19 virüsüyle ilgili yapılan klinik çalışmayı yorumladı. İtalyan bilim insanları, koronavirüse karşı koruyucu etkiye sahip yeni pastil formunun, değerli üç bitki özütü sayesinde güçlü bir koruma kalkanı olduğunun altını çizdi.

    Giovanni Belcaro ile Ezio Bombardelli yönetiminde İtalyan bilim insanları tarafından COVID-19 virüsüyle ilgili klinik bir çalışma yapıldı. Bilim insanları üç günlük test sürecinde, virüslerin hedefi olan organ olan akciğere ulaşmadan; ağız ve boğaz bölgesinde yoğunlaştığını keşfetti. Bilimsel araştırma raporlarına göre koronavirüs pozitif hastalarda günde 3 kez kullanılan nar kabuğu özütü içeren bu pastil sayesinde; virüs 3. günde %91 oranında yok edildi.

    Pastil formları fonksiyonel olarak daha etkili!

    Pastil formu; ağızda uzun süre kaldığından ötürü, ağız ve boğaz hattında lokal bir bariyer oluşturuyor. Bu sayede virüsün hücrelere yerleşmesi, çoğalması engelleniyor. Bunun neticesinde; virüs üst solunum yollarını geçip, hedef organ olan akciğere ulaşamıyor.

    Nar kabuğu içeren tıbbi pastilin; AB çapında ruhsat konusu tartışılıyor

    Araştırma sonucunu yorumlayan Alman Prof. Dr. Martin Müller, “Bu pastil, doğrudan boğaz-burun-gırtlak bölgesindeki mukozalarda etkisini artıran değerli üç bitki ekstresi nedeniyle güçlü bir koruma desteği. Pandemi döneminde sıklıkla uyarı yapılan aldatıcı nitelikte sahte ürünlerinden kesinlikle değil. Ağız ve boğaz bölgesinde lokal antiviral etki sağlayan bu tıbbi ürünün, AB çapında ruhsat konusu tartışmaya değer görünüyor” dedi.

    Sebepsiz Yorgunluk ve Öfke Nöbetleri Tiroit Habercisi

    0
    Sebepsiz Yorgunluk ve Öfke Nöbetleri Tiroit Habercisi

    Kendinizi sürekli yorgun hissediyor, kilo vermekte zorlanıyor ya da günlük yaşamınızda sebepsiz yere sinirlenip çarpıntı yaşıyorsanız bu durum tiroit bezi hastalıklarına işaret edebilir.

    Tırnaklardan, saç tellerine kadar vücuttaki birçok dokuda metabolik aktivitenin gerçekleşmesi için gereken hormonların salgılanmasını sağlayan tiroit bezinin eksik ya da fazla çalışması hayat kalitesini düşürmektedir. Anne karnındaki bebeğin zeka gelişimi açısından da annenin tiroit hormonları büyük önem taşımaktadır. Memorial Ankara Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ethem Turgay Cerit, tiroit hastalıkları ve tedavileri hakkında bilgi verdi:

    Metabolizmadan sorumludur

    Tiroit bezi, boynun ön kısmında “Adem elması” denilen kıkırdak çıkıntının hemen altında yer alan, kelebek şeklinde ve yaklaşık 15-20 gram ağırlığında bir bezdir. Vücuttaki birçok metabolik aktivitenin çalışmasını sağlayacak olan hormonları üreten tiroit bezinin her türlü büyümesine ise “Guatr” adı verilmektedir.

    Tiroit bezi hastalıkları iki gruba ayrılır

    Tiroit bezi hastalıkları genel olarak iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Birinci grupta tiroidin az çalıştığı hipotiroidi ve aşırı çalıştığı hipertiroidi gibi fonksiyonel hastalıklar bulunurken, ikinci grupta ise nodüller ve tiroit bezi kanserleri yer alır.

    Ülkemizde Haşimoto hastalığına çok sık rastlanıyor

    Tiroit bezinin az çalışması anlamına gelen hipotiroidinin iyot eksikliği, otoimmün tiroit bezi iltihaplanmaları (Haşimoto tiroiditi) ve tiroit bezi cerrahisi olmak üzere üç önemli sebebi bulunmaktadır. Bu sebepler arasında ülkemizde en sık haşimoto hastalığına rastlanmaktadır. Haşimoto hastalığında bağışıklık sistemi sağlıklı tiroit bezi hücrelerine saldırarak, hormon üretiminin bozulmasına neden olmaktadır.

    “Anne-Kız” hastalığı olarak da bilinen Haşimoto’da aile öyküsü önemlidir

    Tiroit bezi hastalıklarında aile öyküsü önemli bir risk faktörüdür. Haşimoto tiroiditi olan kadınların kızlarında da bu hastalığın görülme ihtimalinin yüksek olması nedeniyle “anne kız hastalığı” olarak da bilinir. Bununla birlikte Tip 1 diyabet gibi otoimmün hastalığı olanlarda tiroid bezi hastalığı görülme riski daha fazladır ve bu kişilerin takip edilmesi gerekmektedir.

    Mutsuzluk ve yorgunluğun sebebi hipotiroidi olabilir

    Hipotiroidi hastalarında halsizlik, yorgunluk, cilt kuruluğu, kilo alımı, ödem, saçlarda kuruma ve dökülme, kaşların dökülmesi, soğuğa tahammülsüzlük, çok üşüme, reflekslerin ve hareketlerin yavaşlaması, kemik ve kas ağrıları, uyuşmalar, tansiyon ve kolesterol yüksekliği, adet düzensizliği, kabızlık, hafıza problemleri, şişkinlik, unutkanlık, depresif belirtiler, isteksizlik, sabah uyanma güçlüğü ile kısırlık gibi belirti ve bulgular görülebilmektedir. Bu etkiler hipotiroidi olanların yaşam kalitesini ciddi oranda düşürür.

    Hipertroidi sebeplerine dikkat!

    Kanda tiroit hormonlarının fazla bulunmasına tirotoksikoz denir. Hipertiroidi ise tiroit bezinin normalden fazla hormon üretmesi durumudur. Tirotoksikoz sebepleri arasında geçici tiroit bezi iltihaplanmaları (subakut veya sessiz tiroiditler), toksik nodüller ve Graves hastalığı bulunur.Tirotoksikozun ve hipertiroidinin hangi sebepten kaynaklandığı, fizik muayene,ultrason, sintigrafi ve kanda bakılan hormon ile antikor testleriyle belirlenmektedir.

    Çarpıntı, ellerde ince titreme,sinirlilik, huzursuzluk, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı sıcak basması, iştah artmasına rağmen kilo kaybı, saçların incelmesi, kırılması ve dökülmesi, ishal, gözlerin dışarı doğru çıkması, adet düzensizliği ve kısırlık hipertiroidinin belirtileri arasında yer alır. Bu bulgulara sahip olan kişilerin endokrinoloji uzmanına başvurması gerekmektedir.

    Tedavi kişiye özel planlanır

    Tiroit hastalıklarında fiziki muayene büyük önem taşımaktadır. Hastanın boynunun elle muayene edilmesinin yanı sıra, ultrasonografi, kan testleri, gerektiği durumlarda tiroit sintigrafisi ve şüpheli nodülü olan hastalarda da ince iğne biyopsisi yapılır. Hipotiroidi ve hipertiroidi hastalıklarının tedavileri kişilere ve hastalık nedenlerine göre farklılık göstermektedir. Hipotiroidi hastalığında hormon düzeyi kişinin yaşına, cinsiyetine, gebelik durumuna göre hekim tarafından değerlendirildikten sonra, yetersiz görülmesi durumunda sentetik tiroit hormonu ile takviye tedavisi uygulanır. Hipotiroidi hastalarının ilaçlarını aksatmadan her gün kullanması gerektiği unutulmamalıdır. Ağrılı tiroit bezi iltihaplanmalarında iltihap baskılayıcı tedavi uygulanır. Toksik nodül ve Graves hastalığında ise ilaç tedavisi, ameliyat veya radyoaktif iyot (atom) tedavilerinden uygun olanı seçilir.

    Tiroit hormonları anne karnındaki bebek için hayati önem taşır

    Gebelikte hem hipotiroidi hem de hipertiroidi görülebilmektedir. Gebeliğin ilk 12-13 haftasında özellikle bulantı kusma şikayetleri fazla olan gebelerde gebelik hipertiroidisi görülebilmektedir. Bu durum genellikle geçici olmaktadır. 12-13. haftadan sonra düzelme eğilimi gösterir. Gebelikte başka bir hipertiroidi sebebi ise Graves hastalığıdır. Bunun gebelikte kullanılabilen ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir. Gebeliğin 20. haftasına kadar bebeğin tiroit hormonu ihtiyacı anneden karşılanır. Annenin tiroit hormonu düzeylerinin yeterli olması hamilelikte olmazsa olmazlar arasında yer almaktadır. Çünkü, tiroit hormonları bebeğin zeka gelişimi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan gebelikte alınan iyot desteğine de gerekli itina gösterilmelidir. Anne adaylarının aksi önerilmedikçe ülkemiz koşullarında günde 100-150 mcg iyot desteği alması önerilmektedir.

    Koronavirüse Karşı Dikkat Edilmesi Gereken 5 Altın Kural

    0
    Koronavirüse Karşı Dikkat Edilmesi Gereken 5 Altın Kural

    Yeni tip korona virüsün neden olduğu Covid-19 pandemisi son günlerde ülkemizde ve dünyada yeniden atağa geçiyor. Enfeksiyonun yayılmasını önlemede temizlik kurallarına uymak kadar, fiziksel mesafenin korunması ve maske kullanımına özen gösterilmesi hayati önem gösteriyor.

    Ancak bunaltıcı sıcaklar nedeniyle, maske kullanımı ve sosyal mesafeye uyum konusunda ciddi problemler yaşanıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, koronavirüsten korunmak için önerilerde bulundu.

    1- Kapalı ortamlarda maskesiz olmayın!

    Koronavirüs hasta bireylerden gelen damlacık enfeksiyonu ile çevreye yayılmaktadır. Özellikle öksürme ve hapşırma esnasında risk artmaktadır. Konuşma sırasında da etrafa mikro zerrecikler halinde salgılar yayılabilir. Bu mikro zerreciklerin yoğunluğu zamanla azalsa da, önemli bir süre havada asılı olarak kalabilmektedir. Enfekte olmuş havanın sağlıklı bireyler tarafından solunmasıyla virüsün burun ve ağız yoluyla kişilere ulaşması kolaylaşmaktadır. Bu risk özellikle kapalı mekanlarda çok daha yüksektir. Açık alanda havaya yayılan zerrecikler küçük esintilerin yardımıyla hızla dağılabilecek iken, kapalı mekanlarda saatlerce havada asılı kalabilir. Bu nedenle maskenin önemi kapalı ortamlarda daha çok ortaya çıkmaktadır.

    2- Fiziksel mesafe olmazsa olmaz…

    Kapalı ortamlarda hasta kişiler aksırıp öksürdüklerinde enfeksiyonu 3-5 metre uzağa yayabilmektedir. Mesafe uzadıkça havadaki virüs yoğunluğu azalır. Bu açıdan fiziksel mesafenin de önemi ortaya çıkmaktadır. Pek çok insan hastalığı kendisinde hiç bir belirti görülmeden başkalarına geçirebilmektedir. Hatta daha önemlisi henüz belirtilerin ortaya çıkmadığı ilk günlerde hasta kişilerden virüsün etrafa saçıldığı gösterilmiştir. Bu nedenle kişilerin o an Covid-19 virüsü taşıyıp taşımadığından emin olmak mümkün olmamaktadır.

    3- Maske ağzınızı ve burnunuzu kapatmalı

    Hastalığın havadan damlacık enfeksiyonu yoluyla bulaşması ne kadar kolay olsa da, bundan korunmak da o kadar pratiktir. Maske kullanımı özellikle hasta kişilerdeki salgıların etrafa yayılmasını önlemek için çok önemlidir. Hangi tip maske olursa olsun usulüne uygun, ağız ve burnun kapatıldığı şekilde kullanılmalıdır. Bu sayede maske takan bir kişi; başkalarının aksırma, öksürme ve konuşması sırasında etrafa mikro zerrecikler halinde yayılan salgılardan büyük oranda korunabilir. Etrafta kimsenin olmadığı açık hava bir ortamda pratik olarak maske takılmayabilir. Ancak kapalı ortamlarda, özellikle fiziksel mesafenin kontrol edilmesinin güç olduğu kalabalık yerlerde herkesin maske kullanması hayati derecede önemlidir.

    4- Maskenizdeki hava geçirgenliğini test edin

    Piyasadaki maskelerin bir bölümü el yapımı, değişik kumaşlardan üretilmiş, yıkanabilir, tekrar tekrar kullanılabilen maskelerdir. Maskede hava geçirgenliği ne kadar düşükse, koruyuculuğu o kadar yüksektir. Maske takılıyken üflendiğinde, maskenin önüne tutulan bir mumun ya da çakmağın alevi sönüyorsa genel olarak koruyuculuğu çok azdır. Yani iyi bir maskenin içinde geçebilen hava miktarı oldukça azaltılmış olmalıdır. Takılan maske muhtemel hasta olan kişideki mikro salgıların ortama yayılmasını kontrol etmek içindir. Yani maske takan kişi çevresindeki kişileri de korumuş olur.

    5- Hasta olanlar ve yakınları için özel maske kullanılmalı

    Maskelerin de çeşitleri bulunmaktadır.Sıklıkla üç katlı cerrahi maskeler kullanılmaktadır, profesyonel ekiplerin takması gereken maskeler de farklılık göstermektedir. Sağlık kuruluşlarında hasta olma ihtimali çok yüksek olan kişilerin veya Covid-19 tanısı konulmuş bireylerin tedavisiyle ilgilenen sağlık personelinin ve hasta yakınlarının kullanması gereken özel amaçlı maskeler de vardır. Bu tip maskelerin koruma oranları filtre geçirgenliğine göre değişir. Genel olarak N95 olarak adlandırılan bu tip maskeler, koronavirüs için %80-90 koruma sağlayan FFP1 maskeler, %90-95 koruma sağlayan FFP2 maskeler ve %97-99 koruma sağlayan FFP3 maskeler olarak gruplanır.