Küresel ekonomiyi durma noktasına getiren yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının etkili olduğu bu yılın ilk çeyreğinde, Türkiye’nin “eczacılık ürünleri” ihracatı yüzde 30.7 arttı. Bu kalemde 3 ayda 386 milyon 451 bin 895 dolarlık ihracat yapıldı.
Çin’de başlayan ve tüm dünyaya yayılan Kovid-19’u engellemek için alınan önlem ve kısıtlamalar dünya ve ülke ekonomilerini durma noktasına getirirken bu durum, ülkelerin ithalat ve ihracatına da yansıdı. Salgınla mücadele kapsamında dış ticaret asgari düzeye inerken ülkeler sadece temel ihtiyacı olan ürünlerin alışverişini tercih ediyor.
En çok artış eczacılık ürünlerinde
Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerinden derlenen bilgilere göre, bu yılın ilk çeyreğinde gerçekleştirilen ihracatın alt kalemlerine bakıldığında, en çok artış eczacılık ürünlerinde gözlendi.
Bu kalemde 386 milyon 451 bin 895 dolarlık ihracat yapıldı. Geçen yıl aynı dönemde bu miktar 295 milyon 567 bin 505 dolar seviyesindeydi. Böylece eczacılık ürünlerinin ihracatında yüzde 30,7’lik artış yaşanmış oldu.
Eczacılık ürünlerinde ocakta 118 milyon 667 bin 612 dolar, şubatta 103 milyon 449 bin 934 dolar ve martta 164 milyon 334 bin 349 dolar ihracat yapıldığı görüldü.
ASYA AĞIRLIKTA
İhracatın ülkelere göre dağılımı incelendiğinde Asya ülkelerinin ağırlığı dikkati çekti. Bu dönemde yapılan toplam ihracatın yüzde 35’i Güney Kore’ye gerçekleşti. Güney Kore’ye 136 milyon 93 bin 57 dolar eczacılık ürünü ihracatı yapıldı. Bu ülkeyi 16 milyon 299 bin 658 dolarla Irak ve 14 milyon 404 bin 194 dolarla Özbekistan takip etti.
Aynı dönemde Azerbaycan’a 12 milyon 962 bin 862 dolar, Gürcistan’a da 12 milyon 229 bin 384 dolar eczacılık ürünü ihracı yapıldı
Ocak-mart döneminde Türkiye’nin en büyük dış ticaret partneri olan Avrupa ülkelerine eczacılık ürünleri ihracatına bakıldığında ise 9 milyon 736 bin 975 dolarla Polonya’nın ilk sırada olduğu görüldü. Bu ülkeyi 9 milyon 321 bin 76 dolarla Slovenya, 8 milyon 363 bin 593 dolarla İsviçre izledi. ABD’ye ise 793 bin 916 dolarlık eczacılık ürünü ihracatı yapıldı.
Barbie’nin Wellness Koleksiyonu, zamanımızı evde geçirdiğimiz bu dönemlerde dinlenmek ve yenilenmek için kız çocuklarına kendi egzersizlerini oluşturmaları konusunda ilham veriyor. Koleksiyon; sağlıklı yaşam, kişisel bakım ve egzersiz gibi temalar içeriyor.
Birçok farklı koleksiyonuyla kız çocuklarına ilham olmayı başaran Barbie, yeni Wellness Koleksiyonu ile zamanımızı evde geçirdiğimiz bu günlerde kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayacak içerikler sunuyor. Son yılların yükselen trendlerinden olan Wellness konseptinden ilham alınarak tasarlanan Barbie Wellness serisi; nefes alma, yoga gibi egzersizlerin altını çizerek çocuklara oyun aracılığıyla sağlıklı yaşamın önemi konusunda farkındalık yaratıyor.
Kız çocukları, birden fazla duyuya hitap eden Barbie oyuncakları ile çevrelerinde gördükleri yenilikleri oyun sırasında keşfetmeye başlıyor. Ayrıca evde kendilerini dinleyerek rahatlayabilecekleri farkı seçecekleri de öğrenme şansları oluyor
Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Barbie markasının Global Marka Müdürü Lisa McKnight yeni koleksiyonla ilgili “Her zaman kültürün nabzını tutan bir marka olarak; kızların evlerinde, derslerinde ve diğer birçok yerde gördüğü sağlık alışkanlıklarını uygulayabileceği yeni Barbie serimizi sunmaktan gurur duyuyoruz. Nefes alan Barbie bebekten spor yapan Barbie bebeğe kadar, bu yeni serideki her Barbie ürünü, kişinin en iyi halini kendisinin sağlayabileceğini keşfetmesi için sağlıklı yaşamın birçok farklı yönünü vurguluyor.” dedi.
Toplumlar koronavirüs pandemisi nedeniyle değişiyor, yeniliklere ve kısıtlamalara uyum sağlıyor. Peki pandemiden sonra bizleri ne bekliyor? Prof. Yuval Noah Harari, soruları yanıtladı.
Dünyanın neredeyse tamamını kontrolü altına alan koronavirüs krizi, dünya toplumları açısından bir dönüm noktası olma özelliği taşıyor. Yaşam, çalışma, beslenme ve eğlence biçimlerimiz pandeminin dayattığı koşullar nedeniyle değişiyor. Peki salgından sonra bizleri ne bekliyor?
Kurduğu Sapienship organizasyonu aracılığıyla Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) 1 milyon dolarlık bağışta bulunan Prof. Yuval Noah Harari, COVID-19‘a ilişkin alacağımız kararların geleceğimizi nasıl etkileyeceğini anlattı.
Yuval Noah Harari
DW: Sayın Harari, küresel bir salgının ortasındayız. Dünyanın değişimine dair sizi en çok ne endişelendiriyor?
Yuval Noah Harari:“En büyük tehlikenin virüs olmadığını düşünüyorum. İnsanlık, bu virüsün üstesinden gelmek için yeterli bilimsel altyapıya ve teknolojik araca sahip. Bizim en büyük problemimiz doğamızda yer alan nefret, açgözlülük ve cehalet. Maalesef insanlar bu krize küresel dayanışma ile değil, diğer ülkeleri, dini ve etnik azınlıkları suçlayarak, nefret dili kullanarak karşılık veriyor. Umuyorum ki nefret değil, şefkat ve cömertlik ile yardıma muhtaç insanlara, küresel dayanışma ruhuyla yardım edebiliriz. Bir de komplo teorileri ve gerçekler arasındaki farkı ayırt edebilmeliyiz. Eğer bunu yaparsak, bu krizi kolayca atlatacağımızdan şüphem yok.”
“Totaliter gözetleme sistemleri ve bireylerin güçlendirilmesi arasında bir seçim yapmak gerekecek.Eğer dikkatli olmazsak, bu salgın gözetleme mekanizmalarında bir dönüm noktasına yol açabilir.“
Peki kontrolümüzde olmayan bir duruma karşı nasıl dikkatli olunabilir?
“Durum tamamen kontrolümüz dışında değil, en azından demokratik ülkelerde. Sonuçta bu politikaları belirleyen siyasetçilere oy veriyoruz. Böylece siyasi sistem üzerinde kontrol kurabiliyoruz. Şu anda seçimler olmasa bile, siyasetçiler hala toplum baskısına duyarlı. Halkın salgından korkması, güçlü bir liderin yönetime geçmesini istemesi ve bir diktatörün bu durumdan yararlanarak gücü eline alması oldukça kolay. Ancak siyasetçiler ileri gittikleri zaman güçlü toplumsal tepkiler ile karşılaşırlarsa, tehlikeli gelişmelerin yaşanmasına da engel olunabilir.”
Kime veya neye güveneceğimizi nasıl anlayacağız?
“Öncelikle geçmiş tecrübeleriniz var. Eğer son yıllarda size yalan söylediğini düşündüğünüz siyasetçiler varsa, acil bir durumda onlara güvenmek için de pek bir sebebiniz yok demektir. İkinci olarak, insanların size aktardığı teorilerle ilgili sorular sorabilirsiniz. Örneğin, biri size koronavirüsün kaynağı ve yayılma şekli ile ilgili bir komplo teorisinden bahsederse, bu kişiden bir virüsün ne olduğunu ve nasıl hastalıklara sebep olabileceğini açıklamasını isteyin. Eğer hiçbir fikri yoksa, bu kişinin koronavirüs salgını ile ilgili söylediği hiçbir şeye inanmayın çünkü temel bilim altyapısı yok demektir. Biyoloji alanında doktora yapma zorunluluğu yok. Ama asgari bir bilimsel anlayışa sahip olmak gerekiyor.”
“İnsanlar bilime muhtaç”
“Aslında son yıllarda, birçok popülist politikacı bilime saldırıda bulunuyor. Bilim adamlarının halktan kopuk elit bir grup olduğunu ya da küresel iklim değişikliğinin yalan olduğunu iddia ediyorlar. Onlara inanmamalısınız. Zaten kriz zamanlarında, insanların bilime her şeyden daha muhtaç olduğunu görüyoruz.”
“Umuyorum ki bunu sadece kriz süresince değil, kriz bittiğinde de hatırlarız. Ve çocuklara virüslerin ne olduğunu ya da evrim teorisini açıklayan kaliteli bilimsel eğitim vermeye önem gösteririz. Ayrıca bilim insanları bizi iklim değişikliği veya ekolojik çöküntü gibi salgın dışındaki başka tehlikeler hakkında uyardığında da, şu anda koronavirüs konusunda olduğu gibi onları ciddiye alırız.”
Birçok ülke salgının yayılmasını önlemek amacıyla dijital gözetleme mekanizmaları inşa ediyor. Bu mekanizmalar nasıl kontrol edilebilir?
“Vatandaşların gözetimin arttırılması, hükümetlerin de aynı oranda gözetiminin arttırılması anlamına gelmeli. Hükümetler kriz zamanlarında parayı su gibi harcıyorlar. Örneğin ABD 2 trilyon dolar harcadı. Almanya da birkaç yüz milyar euro harcadı. Bir vatandaş olarak, kimlerin bu kararları aldığını ve paranın nereye gittiğini bilmek istiyorum. Bu para salgından önce bile yöneticilerin aldığı kötü kararlar yüzünden batmak üzere olan büyük şirketleri kurtarmak için mi kullanıldı? Yoksa küçük işletmeler, restoranlar veya dükkanlara yardım etmek için mi?Almanya’da gönüllüler Robert Koch Enstitüsü’nün izleme uygulamasına koronavirüs verisi gönderebiliyor.”
“Eğer bir hükümet daha fazla gözetleme yapmak için çok istekli ise, bunun iki yönlü olması gerektiğini bilmeli. O hükümet tüm finansal hareketleri açıklamanın zor olacağını söylerse “Hayır bu karmaşık değil. Her gün nereye gittiğimi bildiren devasa bir gözetleme sistemini yaratabiliyorsanız, vergilerimin nereye gittiğini gösteren bir sistem yaratmanız da elbette kolaydır” diyebilmemiz lazım.”
Bu da güç ayrımı ve gücün sadece bir kişide veya otoritede bulunmamasını sağlamaktan mı geçiyor?
“Kesinlikle. Örneğin şu anda herhangi bir koronavirüs hastasının yanına gittiğinizde, bunun alarmını verecek bir sistem geliştirilmeye çalışılıyor. Bunu yapmanın iki yolu var. Birincisi, merkezi bir otoritenin herkes hakkında bilgi toplayıp, COVID-19’a sahip birinin yanına gidildiğini belirmesi ve bunun üzerine sizi uyarması. Diğer yol ise merkezi bir sistem kullanmadan, telefonların birbirleriyle doğrudan iletişim kurmasından geçiyor. Eğer ben COVID-19 virüsü bulunan birine yaklaşırsam, ikimizin telefonu birbiriyle iletişim kurarak bizi uyarabilir. Merkezi otoritelerin de hakkımızda bilgi toplayıp bizi takip edebilmesi engellenir.”
“Distopik totaliter rejimler yaratılabilir”
Gözetleme sistemleri bu krizle birlikte bir adım daha ileri gidip deri-altı-gözetim sistemine geçiş sağlanabilir mi? Derimiz, yani vücudumuzun dokunulmaz yüzeyi “çatlamak” üzere. Bunu nasıl kontrol edeceğiz?
“Bu konuda çok ama çok dikkatli olmalıyız. Fiziksel gözetleme sistemleri dış dünyada ne yaptığımızı, nereye gittiğimizi, kiminle buluştuğumuzu, televizyonda ne izlediğimizi veya internette hangi siteyi ziyaret ettiğimizi izliyor. Vücudumuzla bir bağlantısı yok.”
“Ancak deri-altı-gözetim sistemleri vücudumuzda olup biteni takip ediyor. Sıcaklık gibi değerleri ölçmekle başladı ama kan basıncı, kalp ritmi veya beyin aktivitelerine de hakim olabilir. Bunlar aracılığıyla da insanlar hakkında hiçbir zaman olmadığı kadar fazla şey öğrenmek mümkün.”
“Böylelikle daha önce hiç görülmemiş boyutta totaliter rejimler ortaya çıkabilir”
“Okuduğumu ya da televizyonda izlediğimi biliyorsanız, bunlar size benim sanatsal zevklerim, politik görüşlerim ya da karakterim hakkında fikir verebilir. Ama bu hala kısıtlanmış bir bilgidir. Bir de bunları yaparken vücut sıcaklığımı, kan basıncımı ya da kalp ritmimi bildiğinizi düşünün. Artık her saniye ne hissettiğimi bilebilirsiniz. Bu da distopik totaliter rejimlerin yaratılmasını kolaylıkla sağlayabilir.”
“Bu durum kaçınılmaz değil, gerçekleşmesini engelleyebiliriz“
“Ama bunun için öncelikle tehlikenin farkına varmamız gerekiyor. Sonra da içinde bulunduğumuz bu acil durumda neye izin vermemiz gerektiği hakkında dikkatli olmamız.”
İçinde bulunduğumuz kriz, 21’inci yüzyıl insanının kafanızdaki imajını güncellemenize yol açtı mı?
“Bilemiyoruz. Çünkü her şey şu anda alacağımız kararlara bağlı. Şimdiki ekonomik kriz ortamı,gereksiz bir sınıfın ortaya çıkma tehlikesini de giderek arttırıyor. Otomasyonun arttığı bir çağdayız. Çünkü insanlar enfekte olabiliyor veya evlere kapanmak zorunda kalabiliyorlar. Ama robotlar ve bilgisayarlar için bu mümkün değil, dolayısıyla birçok işi artık onlar yapıyorlar.”
“Ayrıca bazı ülkelerde, yurtdışındaki fabrikalara bağlı kalmak yerine, bazı endüstrileri yeniden canlandırmaya karar verildiğini görebiliriz.”
“Dolayısıyla küreselleşme ve otomasyon süreci sonucunda, ucuz iş gücüne bağlı olan gelişmekte olan ülkelerde, bir anda işlerini kaybeden ve ekonominin parçası olamayan insan topluluklarının ortaya çıkması muhtemel. Bu zengin ülkelerde de olabilir tabii. Kriz iş piyasasında devasa değişimlere yol açıyor. İnsanlar artık evlerinden ve internet üzerinden çalışıyorlar. Dikkatli olmazsak, en azından birkaç endüstri sektöründe, örgütlü işgücünün çökmesi de olası. Ama kaçınılmaz bir durum değil bu, daha çok politik kararlara bağlı.”
“Tüm dünyadaki ve kendi ülkelerimizdeki işçilerin haklarını korumak doğrultusunda da kararlar alabiliriz. Hükümetler, endüstrilere veya firmalara kurtarma paketleri sunuyorlar. Bunu yaparken işçi haklarını koruma şartı da getirebilirler. Her şey bizim alacağımız kararlara bağlı.”
Şu anda içinde bulunduğumuz durum hakkında geleceğin tarihçileri ne diyecektir?
“Bence gelecekteki tarihçiler, bu krizi 21’inci yüzyılın dönüm noktası olarak belirleyecekler. Ama buradan nereye varacağımız, aldığımız kararlara bağlı. Hiçbir sonuç kaçınılmaz değil.”
Prof. Yuval Noah Harari “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi”, “Homo Deus – Yarının Kısa Bir Tarihi” ve “21‘inci Yüzyıl için 21 ders” kitaplarının yazarıdır. Harari’nin kurduğu Sapienship, ABD Başkanı Donald Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’ne yardımı kesme kararından sonra örgüte 1 milyon dolarlık yardımda bulundu.
Koronavirüs salgını nedeniyle giderek daha da hareketsiz hale gelen yaşam tarzımız, başka rahatsızlıkların da kapımızı çalmasına neden olabilir.
Durağan yaşam tarzı ve eklemlerin kötü kullanımına bağlı olarak 40 yaşından sonra ve özellikle kadınlarda daha çok görülen kireçlenme riskine dikkat çeken Acıbadem Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Zeynep Sağırkaya, “Kireçlenmeye karşı kilonuzu koruyun, mevcut koşullarınıza en uygun hareket olanaklarını hayatınıza katın. Pilates ve yogaya başlayın” çağrısında bulunuyor.
Osteoartritin
200’den fazla hastalığı içeren romatizma; kemik, kas, eklem, tendon ve bağların etrafındaki ağrı ve acıyı ifade etmek için kullanılıyor
Romatizmal hastalıkların temelde iltihaplı ve iltihapsız olarak ikiye ayrıldığını belirten Acıbadem Bursa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Zeynep Sağırkaya, en sık görülen romatizmal hastalıkların “kireçlenme, fibromiyalji, romatoid artrit, ankilozan spondilit, Behçet hastalığı, bağ dokusu hastalıkları” olduğunu söylüyor. Halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartritin 40 yaş üzerindeki kişilerde sıklıkla görüldüğüne işaret eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Zeynep Sağırkaya, “Osteoartrit vücuttaki herhangi bir eklemde ortaya çıkabilir. Ancak sıklıkla eklemleri, elleri, omuzları, kalçayı, dizleri ve omurgayı etkiliyor” diyor.
Kadınlarda daha sık görülüyor
Kireçlenmenin yaşlanma nedeniyle eklem kıkırdağında oluşan değişikliklerden kaynaklandığını ve hareketlerde kısıtlamaya, ağrıya neden olduğunu belirten Dr. Zeynep Sağırkaya, “Kadınlarda kireçlenme riski daha yüksek. Ancak bunun nedeni bilinemiyor. Hormon farklılıklarının etken olabileceği düşünülüyor” diye bilgi veriyor. Genetik faktörlerin yanı sıra özellikle sporcularda görülen yıllar içinden oluşan tekrarlayıcı küçük travmalar da diğer nedenler arasında. Tüm bu etkenler kişinin romatizmaya yakalanma riskini de ortaya koyuyor.
Sigara ve alkolden uzak durun
Romatizmaya yakalanmayı önlemenin mümkün olmadığını kaydeden Dr. Zeynep Sağırkaya, “Koronavirüs günlerinde daha sağlıklı olabilmemiz için beslenmemize ve mümkün olduğunca çok hareket etmeye özen göstermek gerekiyor. Yüzme ve yürüyüş gibi her zaman önerdiğimiz sporları yapmak şu an mümkün olmasa bile pilates ve yogaya başlayabilirsiniz. Bunun için dijital ortamda sunulan olanaklardan yararlanabilirsiniz. Böylece kilo almazsınız ve dolayısı ile eklemlerinize aşırı yük binmez. Ayrıca damar yapısını bozan sigara ve alkolden de uzak durmak gerekiyor” diye konuşuyor.
Alternatif tedavi yöntemlerinden de yararlanılıyor
Romatizma tanısı, hastanın şikayetlerinin yanı sıra kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinin sonucuna göre uzman doktor tarafından konuyor. Hayatın normal bir şekilde sürdürülmesini sağlayan çok sayıda tedavi seçeneği bulunduğunu söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Zeynep Sağırkaya, şöyle devam ediyor: “Tedavi, romatizmanın türüne ve hastanın şikayetlerine göre planlanıyor. Basit ağrı kesicilerden daha güçlülerine kadar bir dizi ilaç seçeneğimiz var. Bunun yanında eklem içine uygulanan kortizon, hyaluronik asit, PRP dediğimiz trombositten zenginplazma, kök hücre tedavileri fayda sağlıyor. Tamamlayıcı tıp uygulamalarından akupunktur, ozon, nöralterapi, proliterapi de diğer yardımcı tedavi yöntemlerini de kullanıyoruz.”
ABD dahil 125 ülkeye ihracat yapan, kozmetik ve kişisel bakım markası Farmasi, dünyanın en prestijli kozmetik listesinde 32. Sırada yer aldı.
700 çalışanı, 2.5 milyon girişimcisi, 125 ülkeye ihracatı ile 26 ülkede doğrudan satış yapan Farmasi 250 milyon dolar cirosu ile “Direct Selling News-DSN” listesinde dünya ölçeğinde ilk 50 marka arasında yer aldı
Farmasi,Türkiye’nin kadın istihdamına en büyük desteği veren şirketlerden biri. Doğrudan satış ağı ile günde 40 bin siparişi paketleyip müşterilerine ulaştıran markanın 1000’e yakın kişinin istihdam edildiği Lüleburgaz’daki fabrikası, Avrupa’nın da bu alanda en büyük entegre tesislerinden biri.
1950’li yıllarda Dr. Cevdet Tuna’nın kurduğu, bugün ailenin üçüncü kuşak temsilcileri Sinan Tuna ve Emre Tuna tarafından yönetilen, gelecek nesiller için girişimciliği öne çıkarmayı felsefe ediniyor
Dünyanın en iyi doğrudan satış sitesi Direct Selling News’un açıkladığı 2020 verilerine göre, Farmasi, 32. Sırada yer alarak dünyaca ünlü markaları geride bıraktı. Türkiye adına global düzeyde ilk yüz firma arasına girmeyi başaran marka, Avon, Amway, Oriflame gibi dünyanın en büyük doğrudan satış kozmetik firmaları ile zirveyi zorladı.
“Direct Selling News” listesine güvenilirlik ve büyüme oranları ile dahil oldu
Şu an 200 bin metrekare alanda 700 çalışanı ile üretim yapan, 2019 yılında %80 oranında büyüme gerçekleştiren, 2.5 milyon girişimci ağı ile 250 milyon dolar ciro yapan Farmasi, “Direct Selling News” listesine güvenilirlik ve büyüme oranları ile dahil oldu.
Farmasi 2019’u 8 milyon dolarlık satış ile tamamladı
Geçtiğimiz yıl ABD pazarında büyük bir atılım sergileyen Farmasi, 2019’da New York’ta bir operasyon merkezi kurdu. 622 Third Avenue binasının en üst katını kiralayan şirket, 2019’u 8 milyon dolarlık satış ile tamamladı.
Hem kurumsal, hem küresel olarak büyüme
Türkiye’nin kozmetik ihracatında birinci markası konumuna yükselen Farmasi’nin özellikle Dr.C.Tuna ürünleri, BB ve CC Kremleri, maskaraları, gıda takviyeleri, kişisel bakım ve ev temizlik ürünleri yok satanlar listesinde yer aldı.
Başarının arkasında müthiş bir AR-GE ve emek var
“Hedefimiz dünyanın en büyük doğrudan satış firması olmak“
Bu başarının tesadüf olmadığını, arkasında müthiş bir Ar-GE yatırımı olduğunu açıklayan Farmasi Yönetim Kurulu Üyeleri Sinan Tuna ve Emre Tuna, “Bu tarihi başarı bir ilktir. Farmasi Ailesi olarak çok çalışmanın karşılığını almanın haklı onuru ve gururu içerisindeyiz. Bu hepimiz için bir başlangıç. Hedefimiz dünyanın en büyük doğrudan satış firması olmak. Sağlıklı yaşam tarzını destekleyen ürünlerimizin kalitesi ile doğru orantılı olarak ihracat talebi büyüyor. Bu da Türkiye açısından da gurur verici başarıları getiriyor” dedi.
MentalUP, uzaktan eğitim döneminde de çocukların bilişsel beceri gelişimine destek oluyor.
500 bin yeni abone edinerek 5,5 milyon kullanıcıya ulaşan MentalUP, üyelik ücretlerinde de yüzde 30 indirim yaptı
Türk Telekom’un kurumsal girişim sermayesi şirketi TT Ventures ile ortak olduğu eğitim platformu MentalUP, uzaktan eğitim döneminde de çocukların bilişsel beceri gelişimine destek oluyor.
MentalUP, uzman doktorlar, akademisyenler ve oyun tasarımcıları tarafından geliştirilen keyifli egzersizlerle çocukların dikkat, hafıza, problem çözebilme gibi zihinsel becerilerinin gelişmesini amaçlıyor. Uzaktan eğitim döneminde de çocukların yanında olan MentalUP, yüzde 30 fiyat avantajı sağlayarak tam sürüm üyelik ücretlerini 179 TL yerine 125 TL’ye sunuyor.
4-13 yaş arası çocuklara özel içerikler
İnovasyon ve girişimciliğin ekonominin itici gücü olduğunu belirten Türk Telekom Strateji Planlama ve Dijital Genel Müdür Yardımcısı Barış Karakullukçu, 2016 yılında Türk Telekom Girişim Hızlandırma Programı Pilot’a dâhil ettikleri MentalUP’a, girişimciliği desteklemek amacıyla TT Ventures aracılığıyla ortak olduklarını ifade etti. Karakullukçu, “MentalUP, eğitici zekâ oyunlarıyla 4-13 yaş arası çocuklarımızın zihinsel gelişimini, dikkat ve motivasyonlarını artıran son derece faydalı içeriklere sahip. MentalUP, ders içeriklerinin ötesinde, çocukların problem çözme, dikkat, hafıza, görsel ve sözel yetenekler gibi alanlarda da gelişimlerine katkı sağlıyor” dedi.
4 farklı dilde, 102 ülkede
MentalUP Kurucu Ortağı Emre Özgündüz, MentalUP’ın, 200’den fazla okulda kullanılan, 4 farklı dilde, 102 ülkede satışı yapılan bir uygulama hâline geldiğini belirtti. Özgündüz, “Ana kategorisinde 100’den fazla oyun bulunan MentalUP’ta; dikkat, mantık, hafıza, görsel ve sözel ögelerin yer aldığı içeriklerle çocukların anlık gelişiminin takip edildiği analizler bulunuyor. Ayrıca çocuklara, kişisel becerilerini kendi yaş grubuyla kıyaslayabilme olanağı da sunuyoruz. Onların kişisel özelliklerine uygun bir egzersiz planı oluşturuyoruz.
“MentalUP’ta günlük çalışma planını 20 dakika süre ile sınırlandırdık”
“Çocukların belirlenen süreyi aşmasını engelliyoruz. Bu sayede çocukların ekran karşısında uzun saatler geçirmemesi ve teknolojiyi faydalı yönde kullanabilmesini amaçlıyoruz” dedi.
Metro Türkiye, fiyat spekülasyonlarıyla mücadeleye etmeye yardımlaşma ve dayanışmanın daha fazla anlam kazandığı ramazan ayında da devam ediyor.
Tüm tüketicilerinin güvenli ve ekonomik ürünlere ramazan ayında da erişimini sağlamak amacıyla Metro Türkiye, ramazan ayının ilk haftasına özel et ürünlerinde fiyat artışı yapmayacağını ve fiyatlarını sabitlediğini açıkladı.
Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı 1990 yılından bu yana tüketicilerine güvenilir bir alışveriş deneyimi sunan Metro Türkiye, yardımlaşma ve dayanışma kavramlarının daha fazla anlam kazandığı ramazan ayında tüm müşterilerine güvenilir ve ekonomik ürünler sunmaya devam ediyor.
Ramazanın ilk haftasında fiyat artışı yapmayacağını açıkladı
Ramazan ayında herkesin güvenle et tüketmesini sağlamak için ve bu dönemde özellikle ette yaşanan fiyat spekülasyonlarına karşı mücadele etmek amacıyla ramazanın ilk haftasında Dana Kıyma ve Kuşbaşı ürünlerinde fiyat artışı yapmayacağını açıklayan Metro Türkiye, Dana Köftelik Kıyma ürününü KDV dahil 42,00 TL, Kuşbaşı ürününü ise KDV dahil 45 TL‘den başlayan fiyatlarla satacak.
Metro Türkiye, kahvaltılık çeşitlerinden iftariyeliklere, bakliyatlardan pirince, un, yağ, tuz, şeker gibi temel gıda ürünlerinden et, yumurta ve balığa kadar geniş bir ürün yelpazesini; hijyenik ve güvenli bir şekilde tüketicilere sunuyor. Aynı zamanda 21 şehirdeki 37 mağazasında yardımlaşma ve dayanışmanın sembolü haline gelen erzak paketlerini de her bütçeye uygun şekilde müşterileri ile buluşturuyor.
Boris Minialai fiyat spekülasyonlarına karşı mücadeleye Ramazan ayında da devam ettiklerini belirtti
Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai
Metro Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Boris Minialai“Metro Türkiye olarak 30 yıldır amacımız müşterilerimize ihtiyaçları olan ürünleri güvenilir bir şekilde fiyat ve kalite dengesini gözeterek sunmak. Bu çerçevede Ramazan ayında herkesin güvenli et ürünlerine ulaşmasını sağlamak için ramazanın ilk haftasında bu dönemde tüketicilerimizin en çok tükettiği Köftelik Kıyma ve Kuşbaşı ürünlerimizde fiyat artışı yapmayacağız ve Dana Köftelik Kıyma ürününü KDV dahil 42,00 TL, Kuşbaşı ürününü ise KDV dahil 45 TL‘den başlayan fiyatlar ile müşterilerimizle buluşturacağız.
Fiyat politikamıza ek olarak uzun yıllardır şirket olarak ette izlenebilirlik konusu da gündemimizde yer almaya devam ediyor. 2014 yılında ‘Kırmızı Taze Ette İzlenebilirlik’projesini başlatan ilk şirket olduk ve “METRO TAKİP” barkod uygulamasını tüm mağazalarımızda hayata geçirdik. 2020’nin ilk ayı itibariyle de mağazalarımızda satılan tüm karkas ve vakum et ürünlerinin çiftlikten rafa geliş hikâyesini faturalarda gösteren, uluslararası standartlardaki GS1-128 barkod uygulamasını hayata geçiren ilk şirket olduk. Uygulamaya aldığımız bu yeni uygulama ile müşterilerimiz,mağazalarımızdan satın aldıkları tüm karkas ve vakum et ürünlerinin çiftlikten rafa kadar ki tüm hayat hikâyesini faturalarında görebiliyor.“ dedi.
Et ürünlerinde izlenebilirlik
“Etin İzlenebilirliği” alanında çalışmalar yürüten Metro Türkiye, 2017 yılında et ürünlerinde başlattığı dijital izlenebilirlik sistemindeki projelerini bir üst basamağa taşıyarak GS1-128 barkod sistemi uygulamasını başlatmıştı. Güvenli bir takip altyapısı sağlamak amacıyla 110 ülke tarafından oluşturulan GS1 Küresel İzlenebilirlik Standardı kapsamındaki GS1-128 barkod sayesinde satın alınan vakum ve karkas et ürünlerinin ticari kimliğini gösteren bilgilerin yanı sıra etin çiftlikten rafa geliş hikâyesi de tüm detaylarıyla faturalarda yer alıyor. Ayrıca faturadaki numaralar kullanılarak son kullanım tarihi, parti numarası, hayvanın kesim tarihi, kulak küpesi gibi tüm bilgilere ulaşabiliyor.
Sebze ve meyveler paketli satışa
Metro Türkiye’de tüm meyve ve sebzeler de en sağlıklı ve güvenli şekilde paketli şekilde satışa sunuluyor. Meyve-sebze tedarikçilerinin tesisleri ile ürünlerin yetiştirildiği tarla ve seralar, periyodik olarak gıda güvenliği, hijyenik koşullar ve pestisit kullanım koşulları ve ağır metal açısından denetleyen Metro Türkiye, denetimler sırasında tarla ve seralardan alınan numuneler analiz ediliyor ve sadece uygun olan ürünlerin rafa gelişini sağlıyor. Bu kontrolleri uzman denetçiler aracılığıyla yapan Metro Türkiye, denetimlerden geçen tüm ürünleri Türkiye’de ilk uluslararası geçerliliği olan IFS Lojistik Uluslararası Gıda Güvenliği Sertifikası’na sahip meyve-sebze platformuna ulaştırılıyor.
Hediye çeki ve hediye kartı da satışa sunuluyor
Metro Türkiye, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu yaşatmak için hediye çeki ve hediye kartını da satışa sunuyor. Mağazalardaki kasa şefliklerinden satın alınabilecek 150 TL’lik hediye çekleri ve 500 TL ve üzeri hediye kartı önemli bir yardımlaşma aracı olarak kullanılabilecek.
Uber, Türkiye’deki COVID-19 salgını ile mücadele sürecine destek olmak amacıyla, İstanbul’da görev yapan sağlık çalışanlarının hastaneden evlerine dönerken ticari sarı taksileri ücretsiz kullanabilmelerini sağlayacak “Medikal Taksi” hizmetini 5000 ücretsiz yolculuk ile başlatıyor.
Bu hizmet ile taksi yolculuk ücretleri tamamen Uber tarafından karşılanacak.Bu girişim, Uber’in salgının yayılmasını önlemek için var gücüyle mücadele eden sağlık çalışanlarına destek olmak amacıyla dünya genelinde hayata geçirdiği hizmetlerden biri.
Uber Medikal Taksi, sağlık çalışanlarının bir form doldurarak yolculuk talebinde bulunduğu ve ardından yolculuğun telefon üzerinden planlandığı bir taksi rezervasyon hizmeti olacak. Hiçbir kar amacı gütmeyen bu yeni hizmet, İstanbul’daki sağlık çalışanlarını ve aynı zamanda taksi esnafını bu zor günlerde desteklemeyi amaçlıyor.
Uber Medikal Taksi hizmeti sadece sağlık çalışanları için verilecek ve hizmet alanı kapsamında yer alan devlet hastanelerinde geçerli olacak. Uber Medikal Taksi’den faydalanmak isteyen sağlık çalışanları, bu hizmet için özel olarak oluşturulan www.medikaltaksi.com internet sitesini ziyaret edebilirler.
Prof. Dr. Tayfun Uzbay: “Kronik hastalıkları olanlar grip aşısı yaptırmalı”
Bölümü Başkanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay
Hastalıklardan korunmanın hastalığa yakalanıp tedavi olmaktan çok daha güvenli ve ekonomik olduğunu belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, aşılamanın önemine işaret ediyor. Özellikle kronik hastalıkları olan ve 65 yaşın üzerinde olan kişilerin her yıl mevsimsel grip aşısını ve pnömoni aşısını yaptırmaları gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bu kişiler için sadece Covid-19 değil, bu aileden gelen diğer grip virüsleri de ciddi risk taşır” uyarısında bulundu.
Her yıl Nisan ayının son haftası Dünya Aşı Haftası olarak kutlanıyor. Bu özel haftada aşının ve aşılamanın önemine dikkat çekilmesi hedefleniyor.
Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı ve Rektör Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, aşının insanları hastalıklardan koruduğunu, bu nedenle aşının güvenilir bir korunma aracı olduğunu vurguladı.
Aşı virüsler üzerinde oldukça etkili
Prof. Dr. Tayfun Uzbay, lokal ve küresel hastalıklar üzerinde aşının etkisine işaret ederek şunları söyledi: “Aşıların en etkili olduğu alan bakteri ve virüsler gibi mikroorganizmaların neden olduklarıdır. Bunlar bazen lokal veya küresel salgınlara da neden olurlar. Ya da salgına dönüşmese de tüm dünyada yaygın ölümlere neden olurlar. Aşı salgınların önlenmesi veya var olan bir salgının bitirilmesi için en etkili yoldur. Hastalıklar ve salgınların aşılama yolu ile önlenmesi, hem sağlığın korunması hem de ekonomik kaynakların hastalık tedavisi ve bakım hizmetlerine harcanması yerine sistemin iyileştirilmesi ve refahın artırılmasına katkı vermesine yardımcı olur. Çiçek, İspanyol gribi ve kızamık gibi salgınlar dünyada önemli can kayıplarının yanı sıra ekonomik zorlanmalara da yol açmıştır. Aşılar sayesinde bu gün bu hastalıkları konuşmuyoruz bile.”
Kronik hastalığı olanlar grip aşısı olmalı
Küresel salgına neden olan Covid-19’un bir aşısının henüz bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Covid-19 aşısı için umut verici çalışmalar devam ediyor. Mevcut grip aşıları koronavirüsten korumaz. Özellikle kronik hastalıkları olan ve 65 yaşın üzerinde olan kişilerin her yıl mevsimsel grip aşısını ve pnömoni aşısını yaptırmaları gerekir. Bu kişiler için sadece Covid-19 değil, bu aileden gelen diğer grip virüsleri de ciddi risk taşır” uyarısında bulundu.
Aşılar vücudu virüslere karşı hazırlıyor
Verem aşısı ve kızamık aşısı gibi aşıların immün sistemi daha hazırlıklı yaptığı ve bu tür salgınlarda koruyucu olabileceği konusunun tartışıldığını belirten Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bu konuda henüz kesin bir kanıt yok. Daha önceden yaptırılmış olan bu tür güçlü koruyucu özelliği olan aşıların vücudun immün sistemini daha hazırlıklı hale getirdiği bir gerçek. Pandemi süreci öncesinde düzenli aşılarını yaptırmış kişilerin immün sistemlerinin daha dirençli olacağı akla yatkın.Verem aşısının yoğun kullanıldığı bölgelerde ölümlerin daha düşük olduğuna dair bazı veriler var ancak bunların da teyide ihtiyacı var. Pandemi sona erdiğinde geriye dönük olarak tüm veriler değerlendirilecek. O zaman belki bu konuda daha kesin bir şeyler söyleyebiliriz” dedi.
Covid-19 aşısı hızla geliştirilmeli
Aşı geliştirmede ilk basamağın öncelikle hastalık etkenini iyi tanımak, ikinci aşamada ise onu izole etmek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “İlk iki basamak geçildi. Yani düşmanı iyi tanıyoruz ve izole etmeyi başardık. Virüsü izole eden ülkeler arasında Türkiye de var. Sonraki aşamalar hücre, hayvan ve insan çalışmaları gibi çeşitli basamaklar içeriyor. Bu basamakların her birinin de belli süreler alan çalışma paketleri var. İyi teknolojiye ve alt yapıya sahip, iyi bir ekip ile bu süreç 1,5 ile 2 yıllık bir zaman alır. Ancak Covid-19 bir pandemi. Yani küresel bir salgın. Bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde ölümlerin çok daha fazla olması ve salgın sonrası dünyanın ciddi bir ekonomik kriz yaşaması kaçınılmaz. Bu nedenle, sürenin kısaltılması adına bazı basamaklar daha hızlı geçilebilir” dedi.
Erken Covid-19 aşısı riskleri barındırıyor
Prof. Dr. Tayfun Uzbay, laboratuvarlar arası bilgi paylaşımı ve ortak çalışma yapma arzusunun yüksek olduğunu ifade etti ve sözlerine şöyle devam etti: “Bu da sürenin kısaltılması için iyi bir itici güç. Aşının ortaya çıkma süreci belki daha da kısalabilir. Örneğin yaklaşık 6 ayda yani Eylül Ekim gibi bir aşı kullanıma sunulabilir. Erken aşıda iki riski göze almak zorunda kalabiliriz. Birincisi bazı kademeler hızlı geçildiği için uygulama esnasında bazı yan etkiler can sıkıcı olabilir veya aşıyı kullanmamayı gerektirebilir. İkincisi de yeterli derecede yüksek oranda bir koruma sağlamayabilir. Aşı piyasaya sunulmadan önce yetkili birimler bu iki risk çerçevesinde ciddi değerlendirmeler yapacaktır. Pandemi hızını kesmez ise bu iki risk göze alınarak uygulamaya geçilebilir. Pandemi izolasyon, hijyen ve başka tedaviler ile kontrol altına alınırsa etkili bir aşı için gerekli süre sonuna kadar kullanılır diye düşünüyorum.”
Koronavirüs salgınıyla mücadele tüm ciddiyetiyle devam ederken, Türkiye’nin normalleşme planı da hazırlandı. Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, 4 aşamalı normalleşme planını yazdı. Türkiye’de de normalleşmenin birinci adımının hazırlık aşamasının 4 Mayıs’ta başlayacağını belirten Selvi, İkinci ve üçüncü aşamada neler olacağını da ayrıntılarıyla anlattı. Milliyet’in haberine göre ise Kabine Toplantısı’nda okulların açılmasının yaz sonuna bırakılması kararı alındığı belirtiliyor.
“Devlet, dört aşamalı bir normalleşme takvimi üzerinde çalışıyor. Normalleşmenin birinci adımını hazırlık aşaması oluşturuyor. Bu süreç önümüzdeki hafta, 4 Mayıs Pazartesi günü başlayacak” diyen Selvi, şöyle devam etti:
Birinci Aşama: Bayrama kadar kaldırılacak kısıtlamalar
“Ramazan Bayramı’ndan sonra, 26 Mayıs’ta sona erecek. Hazırlık aşamasında normalleşmeye kademeli bir geçiş öngörülüyor. Marketlerin, berberlerin, AVM’lerin belirli kısıtlamalar kapsamında açılması gibi. Şehirlerarası seyahatlerdeki kısıtlama buraya dahil değil” ifadelerini kullandı.
İkinci Aşama: Seyahat yasağı kalkacak ama okullar kapalı kalacak
“İkinci aşama 27 Mayıs-31 Ağustos 2020 tarihleri arasını kapsıyor. Şehirler arası seyahat kısıtlamasının kaldırılacağı, uluslararası seyahatlerin kademeli olarak açılacağı, belirli kriterler kapsamında yaz tatilinin gerçekleşeceği ama okulların kapalı olacağı dönem.”
Üçüncü Aşama: Okullar açılacak, devlet tam kapasite çalışacak
“Üçüncü aşama 1 Eylül’den başlayıp yıl sonuna kadar devam ediyor. 31 Aralık 2020’de sona erecek olan dönemde okullar açılacak, kamu tam kapasite olarak çalışacak.”
Dördüncü aşamada neler olacak?
“Dördüncü aşama 1 Ocak 2021 tarihinde başlayıp, gelişmelere göre ucu açık olarak devam edecek. Bu aşama büyük ölçüde Covid-19 aşısı ve ilacının bulunup bulunmamasına göre geçerli olacak. Eğer virüs ortadan kalkar ya da aşı bulunursa belki hiç ihtiyaç kalmayacak. 2021 yılı ona göre planlanacak.”
Kabine Toplantısı’nda belirlenen takvim nasıl?
Milliyet’in haberine göre ise Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan kabine toplantısının en önemli başlığı salgın sonrası normalleşme takvimiydi. Buna göre, bayram sonrası ‘yüzde yüz normalleşme’ gerçekleşmeyecek ancak kademeli olarak yasaklar kalkacak ve kapalı alanlar açılacak. AVM dışındaki restoranlar ve barların da oturma düzeni güncellenerek açılabileceği ancak disko ve benzeri konser alanı içeren mekanların ise bir süre daha açılmayacağı belirtiliyor.
Spor merkezleri: Spor merkezlerinin de yaz sonuna kadar kapalı kalmasının beklendiği belirtildi.
Konser, tiyatro: Yaz aylarında belediyeler ve yerel yönetimler tarafından organize edilen konser, tiyatro ve benzeri toplu etkinliklere de izin verilmeyecek.
Oteller: Dünyada ilk kez uygulanacak sertifikasyon sistemine göre otellerin sosyal mesafeye göre kademeli olarak açılması planlanıyor.
Seyahat yasağı: Seyahat yasağının bayram sorası da bir süre daha sürmesi ancak izinlerin kolaylaştırılması planlanıyor.
Okullar: Okulların da yaz aylarında açılmayacağı ifade ediliyor.
Camiler: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bayram namazının önlemler alınarak kılınabilmesi için çalışma yaptığı ancak buna izin verilmesinin ‘şu aşamada’ pek mümkün olmadığı değerlendiriliyor. Diyanet’in camilerde aralıkların korunabileceği, bahçelerde önlem alınabileceği yönünde taahhütler verdiği öğrenildi.
Normalleşme aşamaları
Aşama 1:(Hazırlık dönemi): 4-26 Mayıs 2020
Aşama 2: 27 Mayıs-31 Ağustos 2020
Aşama 3: 1 Eylül-31 Aralık 2020
Aşama 4: 1 Ocak 2021-Kovid 19 için aşının geliştirilerek uygulandığı tarih