Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 237

    “Beni En Çok Üzen, Yüzyılın Sağlık Olayında Hastalara Katkı Sağlamamak Oldu”

    0
    taburcu oldu

    Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, korona günlerini anlatıyor Tedavi ederken, koronavirüse yakalanan Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu 1 ay sonra taburcu oldu!

    O, Türkiye’de Covid-19’a ilk yakalanan hekimlerden… Kendini hastalarına şifa vermeye adamış Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, 17 Mart’ta doktor olarak değil, bu kez hastaneye hasta olarak girdi. Yaklaşık 1 aylık çok zorlu tedavi sürecini geride bırakıp taburcu olurken bile ‘yüzyılın sağlık olayı’ diye tanımladığı pandemi sürecinde ‘hastaların tedavisine katkı sağlayamamanın üzüntüsünü yaşadığını’ söylüyor. Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu koronavirüse ilk yakalandığı anları, çok zorlu geçen tedavi sürecini anlattı, önemli mesajlar verdi.

    Rulette kırmızı ve siyah renkler vardır. İkisinin de gelme ihtimali yüzde 50’ye yakındır. Şükür şimdilik kırmızı kazandı.” Yoğun bakım sürecinde duygularını böyle anlatmıştı Acıbadem International Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu. Şimdi yeniden yürüme çabalarında. Çok ağır geçirdiği Covid enfeksiyonuna bir ay önce yakalandı. Ülkemizde henüz Covid-19 vakalarının resmi olarak tanı konulamayan o günlerde, Covid enfeksiyonu açısından en çok risk altında olan gruptaydı ve nihayetinde hastalarından Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu’na da sirayet etmişti virüs. 16 Mart gecesi yüksek ateş şikayeti ve halsizlik baş gösterince kendisinde de olduğunu hissetti ve valizini hazırlayıp hastaneye bu kez kendisi ‘hasta’ olarak gitti; muhtemel Covid şüphesiyle yatışı yapıldı. İlk iki testi negatif çıktı ama hastalığının 11. gününde pozitif çıkınca Covid-19 olduğuna yönelik kesin tanı kondu ve zorlu tedavi sürecinde o günlerde protokolde yer alan plazmaferez (kanın tümden yenilenmesi) ve kök hücre dahil her türlü, en güçlü tedaviler uygulandı.

    Öyle bir hastalık ki!

    Covid-19 öyle bir hastalık ki çok fazla iniş-çıkış gösteriyor. İlerliyor ve bazen engel olamıyorsunuz. Tedavi sırasında kendimi iyi hissettiğim günler oldu ama sonra yeniden çok kötüleşti. Hastalığımın 12. gününde hiç ummadığım halde solunumum bozuldu, oksijenim düşmeye başlayınca yoğun bakım sürecim de başlamış oldu; tahmin edemeyeceğim kadar çok ağır ve zor seyretti. Tedavi sırasında bir dezavantaj sayılacak yüksek tansiyonum vardı, kilo sorunum vardı. Bunlardan başka vücudum daha önceden hiç karşılaşmadığı bu virüse karşı bütün silahlarını kullanmaya kalktı, bağışıklık sistemim aşırı reaksiyon gösterdi ve bu da vücuduma çok zarar verdi” diyor Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu.

    Tüm tedaviler uygulandı ama hızla kötüleşiyordum!

    Çin’den gelen ilaç, plazmaferes ve kök hücre tedavisi dahil her tür tedavinin hemen uygulanmaya başlandığını belirtiyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu ve süreci şöyle anlatıyor: “Protokolde ne kadar ilaç varsa hemen uygulamaya başladık. Bir yandan da aklımda ‘ya başta 84 yaşındaki annem olmak üzere hastalarıma, yakınlarıma da bulaştırmışsam!’ endişesi vardı. Ama kimseye bulaştırmamış olmam beni rahatlattı. Tedavilere onay vermiştim. Kabullenmek istemiyorsunuz, duygu ile mantık arasında gidip geliyorsunuz. Arkadaşlarım yoğun bakımda oksijenlerimin çok düşük olduğunu görünce doğrudan bayıltarak entübasyona geçirildim. Her şeye onay vermiştim.”

    Yoğun bakımda “ %50 şansım var” diye düşündüm

    Yoğun bakımda arkadaşlarım beni bayıltırken kendi kendime 59 yaşındayım, yüzde 50 kurtulacağım, yüzde 50 öleceğim dedim. O sıkıntıyla bir an evvel sıkıntının sona ermesini istiyorsunuz. Uyanırsam uyanırım dedim. 5-6 kere plazmaferez (kanın bir araç yardımıyla temizlenmesi) uygulamak zorunda kaldılar ki bu çok yüksek bir rakam. Kök hücre tedavisi de uygulandı. Uçlardan döndüm.”

    Bu süreçte katkı sağlayamamak içimde ukde kaldı!

    Hayatını insanlara sağlığa adamış olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, en büyük üzüntüsünü ise şöyle anlatıyor: “Bir aylık çok zorlu geçen sürecin ardından arkadaşlarımın yoğun gayretiyle tedavi oldum, sağlığıma kavuştuğum için çok mutluyum ama inanın şu an içimde, yüzyılın bu sağlık olayında hastalara destek verememenin, bu sürecin dışında kalmış olmanın üzüntüsü var. Taburculuk sonrası 3-4 hafta daha dinlenmem gerekecek ve kendimi izole edeceğim.

    Hastalara tedavi hizmeti sunamamak ve diğer çalışan sağlık emekçileri arkadaşlarıma destek verememek beni çok üzdü, üzmeye devam ediyor. Sağlık çalışanlarının Covid-19’a karşı son derece fedakar mücadelesinin hakkının ödenemeyeceğini belirten Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu “Tüm sağlık çalışanları büyük bir fedakarlıkla canla başla çalışıyor ve bu beni çok duygulandırıyor. Çünkü bu öyle bir savaş ki elinizde silah yok, hastalığa karşı yapabileceğiniz sadece önlem alıp savunmada kalmak. Hasta olanlar olsa bile hızlıca iyileşip aynı motivasyonla hastalarına şifa vermeye gayret ediyorlar. Oradan oraya hepsi koşturuyor, hasta akınına karşı hiç yorulmadan! Bu da beni gerçekten çok duygulandırıyor” diyor.

    “Lütfen herkes kendini ve başkalarını korumaya özen göstersin”

    Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, yüzyılın bu büyük savaşında, gerekli güvenlik ve hijyen önlemlerine herkesin uymaya büyük özen göstermesinin şart olduğunu belirterek “Lütfen herkes Sağlık Bakanlığımızın açıkladığı ve Covid’e karşı tek savunmamız olan bu güvenlik önlemlerine çok büyük özen göstersinler. Yakalanmamak çok önemli ama yakalandıktan sonra da korkmayın, tedavide çok önemli gelişmeler oluyor. Süreç virüs lehine değil, bizlerin lehine işliyor, tecrübemiz de artıyor. Dolayısıyla yakalandıktan sonra kendinizden şüpheleniyorsanız, yüksek ateş, öksürük, halsizlik ve nefes darlığı gibi şikayetleriniz varsa hemen kendinizi izole edip, maskenizi takıp hastaneye gidin” diyor.

    Karantina Günlerinde Yemek Bağımlılığına Dikkat

    0
    yeme bağımlılığı

    Artan yemek yeme davranışını kontrol altına alabilirsiniz

    yeme bağımlılığı
    Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç

    Koronavirüsün yol açtığı Covid-19 salgını nedeniyle karantinada bulunduğumuz bugünlerde yeme alışkanlıklarımız değişiklik gösterebiliyor. Kaygı ve stres, duygusal açlık, güvende hissetmek, motivasyon, haz arayışı ve bağımlılığın artan yemek yeme davranışını tetiklediğine işaret eden uzmanlar, alınacak bazı önlemlere dikkat çekiyor. Uzmanlar, haz ertelemeyi öğrenmek, doğru zamanda ve miktarda yemek, dikkati başka yöne çevirmek gibi tavsiyelerde bulunuyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç, küresel salgın Covid-19 nedeniyle evlerde geçirilen zamanın arttığını, bugünlerde yemek yeme davranışlarında artma ve yeme bağımlılığı gelişebileceğine dikkat çekti.

    Bugünlerde yemekten çok bahsetmek normal mi ?

    İnsana dair ‘normal olan ve olmayan’ algısının değiştiği bir dönemden geçtiğimize dikkat çeken Sedef Koç, “Sağlıklı bireyi tanımlarken bir özelliğimiz de değişen koşullara uyum sağlayabilme becerimizdir. Evlerimizde karantina sürecine ayak uydurmaya çalışırken yemek yeme, hem temel bir ihtiyaç hem de vakit geçirebileceğimiz bir aktivite diyebiliriz. Bu nedenle bu dönemde yemekten bahsetmek gayet normal bir durum ancak birey yemek yeme davranışının sıklığını kontrol etmekte zorlandığında, gününü çeşitlendirmek yerine tek yönlü geçirdiğinde ve bununla beraber birtakım sağlık sorunları meydana geldiğinde durum farklılaşır” uyarısında bulundu.

    Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç, “İnsan sosyal bir varlıktır; iletişimde kalmayı, paylaşımda bulunmayı sever. Kültürel motifler de göz önünde bulundurulduğunda toplum olarak yakın ilişkilere alışkın olduğumuzu söyleyebiliriz. Dolayısıyla karantinaya uyum sağlamak beraberinde pek çok davranış değişikliğini getirecektir. İlk akla gelenlerden biri de yeme alışkanlıklarımız. Birey bir yandan hayatta kalma güdüsüyle hareket ederken diğer yandan duygusal ihtiyaçlarını da karşılama eğilimindedir” dedi.

    Bu etkenlere dikkat!

    Artan yemek yeme davranışını tetikleyen etmenleri değerlendiren Sedef Koç, bunları şöyle değerlendirdi:

    Kaygı ve Stres

    Hemen her fırsatta belirsizlikten kaynaklanan ‘kaygı ve stres’ kavramlarıyla karşı karşıyayız. Stres bilinenin aksine, her zaman olumsuz değildir. Bireyi öğrenmeye, gelişmeye ve en önemlisi hayatta kal mesajı vererek mücadele etmeye iter. Peki bu nasıl oluyor? Şöyle ki, stres anında vücudun savunma sistemi devreye girer ve böbrek üstü bezlerimiz adrenalin hormonu salgılar, adrenalinin etkisiyle alarm durumuna geçen beyin kendini tehlikede algılayarak “savaş ya da kaç’’ komutunu verir ve birtakım önlemler alır. Böylece kendini olası tehlikelere karşı korur. Her konuda olduğu gibi burada da önemli olan nokta, süreklilik ve miktar. Beyin zaman zaman yanlış yorumlamaları nedeniyle gerçek tehlikeyi ve gerçekleşme ihtimali oldukça düşük olan tehlikeleri ayırt etmekte zorlanabilir. Tehlike algısı devam ettiğinde yani beyin sürekli tetikte olduğunda ise vücut kortizol hormonu üretmeye başlar. Stresin kronik hale gelmesine paralel olarak kortizol hormonu da tüm gün aktif olur. Kortizol seviyesinin artmasıyla kan şekeri ihtiyacı da artar ve iştah artışı görülür. Beynin asıl amacı hayatta kalmaktır; bunun için yeterli enerjiyi sağlamalı ve vücudu korumalıdır. Bu güdüyle hareket eden beyin, kişiyi daha fazla yemeye iter. Böylece insan otomatik olarak karbonhidrat, yağ ve şeker içerikli besinlere yönelir.

    Karantina sürecinde kontrolsüz bir şekilde artan market alışverişlerini ve istifleyiciliği bu bilgiler ışığında değerlendirdiğimizde daha anlaşılabilir olacaktır. Kendisinin salgına yakalanma ihtimalini gerçekçi bulmayan biri için aç kalmak daha olası bir tehlike olarak algılanabilir. Bu düşünce biçimi de bazı satın alma davranışlarımızı açıklar.

    Güvende Hissetmek

    Bu durumun en güzel örneğini bugünlerde hemen herkesin evinde ekmek yapması ile somutlaştırabiliriz. İnsanlar sadece karbonhidrat ihtiyacını karşılamıyor, diğer yandan güven ihtiyacını karşılamak istiyor. Fırından çıkan sıcak ekmek kokusu, sürekli tetikte olan bireye güvenli alanda olduğunu hissettiriyor. Güven arayışı insanlığın ilk izlerinden itibaren hayat mücadelesinin temelidir. Bireyin ihtiyaçlarını kademeli olarak sınıflandıran Maslow (1943); ilk sıraya yiyecek, su, barınma gibi fiziksel ihtiyaçları yerleştiriyor, ardından korunma ve güvenlik ihtiyacı geliyor. Kısa bir süre öncesine kadar günümüz insanları aidiyet, değer görme ve kendini gerçekleştirme gibi sonraki basamaklara geçmeye odaklıyken; salgınla beraber öncelikler değişti. İnsanlığın ortak derdi şu an için yalnızca karnını doyurmak ve güvende olmak; kısacası en basit haliyle hayatta kalmayı başarmak.

    Duygusal Açlık

    Açlık hissini sadece fizyolojik temele dayandıramayız, işin bir de duygusal boyutu var. Kaygıyla beraber kişi kendini huzursuz, gergin hissettiğinde rahatlamak adına yemek yeme eğilimi görülebilir. Stres, üzüntü, öfke, suçluluk, can sıkıntısı gibi duyguların yarattığı huzursuzlukla mücadele etmek herkes için kolay olmayabilir. Olumsuz duygu ve düşüncelerle baş etmekte zorlanan biri için yemek yeme basit bir rahatlama yöntemi olabilir. Kendini motive etmeye çalışan biri yeterli iç ve dış kaynaklara sahip değilse, sıkıntısını geçiştirmek için keyif veren başka şeylerin arayışına girecektir, ilk seçeneklerden biri yemek yeme. Dolayısıyla toplum olarak zorlayıcı günlerden geçtiğimiz bu karantina süreci devam ettikçe kendinizi mutfakta buzdolabının önünde bulmanız kaçınılmazdır. Yani kişi karnını doyurduğunu zannediyorken sadece kısa bir süre için duygularını besliyordur. Kendimize yöneltebileceğimiz asıl soru şu: Aç olan ben miyim, duygularım mı?

    Motivasyon

    Karantina sürecine uyum sağlamaya çalışan insanlar uzmanların da önerisiyle motivasyonu arttırmak üzere evlerinde çeşitli aktiviteler deniyor. Ne var ki daha önce bu konuda deneyimli olmayanlar için yemek yeme nispeten ‘kolay ulaşılabilir’ bir zevk. Hazırlık aşamasından, sunumuna, özlenilen tatlardan, denenmeyi bekleyen yeni tariflere vakit ayırmak ve en önemlisi uzun zamandır bir arada olamayan aile üyeleriyle sofrayı paylaşmak günü pozitif kılmak için iyi bir seçenek olabilir.

    Haz Arayışı ve Bağımlılık

    İnsanlar evlerinde kaldığı bu süreci normalleştirmeye ve keyifli hale getirmeye çalışırken uzun vadede birtakım davranışsal problemler ortaya çıkabilir. Diğer bağımlılık türlerinde artış görülme ihtimalinin yanı sıra yeme bağımlılığı da karşılaşabileceklerimiz arasındadır.Yeterli motivasyona sahip olmayan kişinin beyin fonksiyonları incelendiğinde serotonin ve dopamin miktarlarının azaldığı gözlemlenir. Beyin bu nörokimyasalların eksikliğini karbonhidrat ve yağlı yiyeceklerle karşılamaya çalışabilir. Bağımlılık yapıcı diğer maddeler gibi gıdalar ve yemek yeme davranışı da dopamin salgılayarak beyindeki ödül sistemini aktive eder. Bağımlılık merkezi dediğimiz ödül sisteminin uyarılmasıyla dopamin seviyesi artar ve kişi haz duymaya başlar. Bu hazzı tekrar ve tekrar deneyimlemek isteyen kişide söz konusu yeme davranışı sıklaşır.

    Kısacası; teknoloji, alışveriş, sosyal medya, sanal kumar gibi davranışsal bağımlılıklar, alkol ve madde kullanım bozukluklarına ek olarak yeme bağımlılığının görülme sıklığının artması beklenmektedir.

    Yemek tutkumuzu nasıl yavaşlatacağız?

    Davranışlarımız üzerinde kontrol sağlayabilmek için ihtiyacımız olan şeyin farkındalık olduğunu kaydeden Sedef Koç, “Yemek yeme davranışımız sıklaştığında bireyin işlevselliği ve sağlığı olumsuz etkileniyorsa dikkate alınması gereken bir durum söz konusudur. Bunun için de birey bir sorun olduğunun bilincinde ve değişime istekli olmalıdır” dedi.

    Herhangi bir davranışta aşırılık görüldüğünde ve önüne geçmekte zorlandığımızda sınıra ihtiyacımız olduğunu kaydeden Sedef Koç, bunları şöyle sıraladı:

    – Haz ertelemeyi öğrenmeliyiz. Elbette yemek de yiyeceğiz ama doğru zamanda ve miktarda. Beslenme çizelgesi yaparak somut bir sınır çizmiş oluruz ve belirli saatlerde yemeye uyum sağlama eğilimimiz artar.

    – Aklımıza sıklıkla yemek geldiğinde dikkatimizi başka yöne çevirmeyi ve zihnimizi yemekten başka bir şeyle meşgul etmeyi deneyebiliriz. Bir ilgi alanımıza yönelmek, başkalarıyla yaşıyorsak onlarla iletişime geçmek denenebilir.

    – Kendimizi buzdolabının önünde bulduğumuzda şu an gerçekten aç olup olmadığımızı sorgulayabiliriz. Oradan dönmek zor oluyorsa buzdolabının üzerine önceden yapıştıracağımız bir not yardımcı olabilir: ‘’Gerçekten aç mıyım yoksa canım mı sıkılıyor?’’ Çünkü rahatlamak veya motivasyon için yemek istiyorsak, bunun başka yolları da mümkün.

    – Yemek yeme düşüncesinden uzaklaşamadığımızda olumsuz sonuçlarını kendimize hatırlatabiliriz. Kontrolsüz beslendiğimizde kısa sürede sağlıksız kilo artışımız olacaktır. Bu kilolardan kurtulmak için yeni bir mücadele dönemine girmek zorunda kalacağız ve bu da bizi uzun vadede mutsuz edecektir.

    – Diyelim ki bu önerileri denedik ama kendimize engel olamıyoruz. Karşı koymak zorlaştığında en azından sağlıklı ve hafif içerikleri tercih ederek hem çok yüklenmemiş hem de beslenme çizelgemizin fazla dışına çıkmamış oluruz.

    Uzman Psikolog Sedef Koç, “Bireysel müdahaleler yeterli gelmediğinde uzman desteği almak daha etkili olacaktır. Ayrıca yanlış müdahalenin risklerinden koruyacağı gibi asıl soruna dokunamamış olmamanın yaratacağı başarısızlık hissinin de önüne geçecektir” dedi.

    Evden Çalışmayı Kolaylaştıracak İpuçları Koçtaş’tan!

    0
    Koçtaş

    Önerilerle rahat ve verimli bir çalışma ortamını evlere taşıyarak, yapılan işten daha fazla keyif almak oldukça kolay.

    Koçtaş, ofis ortamındaki verimli çalışma düzenini evlerinde kurmak isteyenler için ilham veren birçok güzel fikir önerisinin yanı sıra her tarza ve ihtiyaca uygun yüzlerce ürün seçeneği sunuyor.

    Evde geçirilen zaman artarken Koçtaş, evden çalışanlar için bu süreci kolaylaştıran ve keyifli hale getiren ipuçları sunuyor. Kendisi veya ailesi için evde düzenli ve zevkine göre bir çalışma ortamı oluşturmak isteyenler, bunu yaparken sağlığına da önem verenler, aradıkları en uygun çalışma sandalyesi, çalışma masası, aydınlatma, saklama kutusu ile kahve molaları için küçük ev aletlerine en uygun fiyatlarla Koçtaş’tan ulaşabiliyor.

    Koçtaş
    Koçtaş Ticari Grup’tan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mert Kesimer

    Koçtaş Ticari Grup’tan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mert Kesimer, son dönemde evden çalışma sistemine geçilmesi nedeniyle evlerde verimli bir çalışma ortamı oluşturmak için çalışma masaları, çalışma sandalyeleri, masa lambaları, kitaplıklar, gibi ürün gruplarının yoğun ilgi gördüğünü belirtti. 

    Kesimer sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ürün gruplarındaki satışlar, karantina dönemi öncesine göre %120 oranında arttı. Ayrıca evlerde geçirilen vaktin artmaya başlaması ile birlikte, çay ve kahve gibi küçük ev aletleri, mini fırın ve mikrodalga satışlarında da artış gözlemliyoruz. Hava nemlendirici ve klima gibi kapalı ortamlarda hava sirkülasyonunu sağlayan ürünler de oldukça rağbet görüyor. Salgın süreci öncesindeki gibi yoğun olarak İstanbul, Ankara, İzmir’den sipariş alıyoruz. Ancak mağazalarımızın geçici bir süre kapanmasıyla birlikte özellikle Adana, Konya, Gaziantep gibi illerimizde online satış büyüme yüzdesi, ilk 3 Büyükşehre oranla daha fazla arttı.”

    Kesimer açıklamalarına söyle devam etti: “Evden çalışmayı kolaylaştıracak verimli bir çalışma ortamı oluşturmak isteyenlere, koctas.com.tr ve Koçtaş mobil uygulamasını ziyaret etmelerini öneriyoruz. Bu dönemde müşterilerimizin ihtiyacı olabilecek binlerce ürünü hijyen kurallarına uygun olarak 7/24 kendilerine ulaştırmayı sürdüreceğiz. Ayıca, danışmak istenen bir ürün veya konu olursa Koçtaş’ın uzman çalışanları, 0 850 209 50 50 Koçtaş Çözüm Merkezi aracılığıyla müşterilerimize alışverişlerinde ya da küçük tamirat işlerinde yardımcı olmaya hazır.”

    Koçtaş

    Evde verimli bir çalışma ortamı oluşturmanın püf noktaları

    Evlerde verimli bir çalışma alanı oluşturmak için dizüstü bilgisayar ve diğer malzemeler için yeterli genişlikte ve kullanışlı bir çalışma masası ile boyu ayarlanabilir, ergonomik bir çalışma sandalyesi seçimi büyük önem taşıyor. İdeal ölçü açısından sandalyenin oturulan çalışma masasının, göğüs kafesi ile bel arasında kalması gerekiyor.

    Bu nedenle Koçtaş uzmanları, çalışma sandalyesi tercihi yaparken boyu ayarlanabilir ürünlerin seçilmesini özellikle tavsiye ediyor.Ekran ışığına maruz kalmaktan dolayı yaşanabilecek göz yorgunluğu gibi şikâyetlerin oluşmasına engel olacak masa lambaları, lambader, abajur gibi aydınlatma seçenekleri ile tamamlanan çalışma ortamı ile evden çalışmak artık çok daha konforlu. Düzenli bir çalışma ortamı odaklanmayı arttırarak çalışma motivasyonunu yükseltir. Kitaplıkların yanı sıra doküman düzenleyiciler ve saklama kutuları ile çalışma alanında düzen sağlanabilir.

    Garanti BBVA’dan İkinci Parti Destek

    0
    Garanti

    Garanti BBVA’dan 200 adet Solunum Cihazı

    Koronavirüs salgınıyla mücadelede büyük bir adım daha atan Garanti BBVA, yaklaşık 30 milyon TL değerinde 200 adet solunum cihazıyla Milli Dayanışma Kampanyasına destek oluyor.

    Garanti BBVA, bünyesinde bulunduğu BBVA Grubu’nun faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde salgınla mücadele için yürüttüğü ve toplam tutarı 35 milyon Euro’yu bulan yardım kampanyası kapsamında, Sağlık Bakanlığına teslim etmek üzere 4 milyon Euro (~30 milyon TL) değerinde 200 adet solunum cihazının tedarikini sağlıyor. Ülkemizde salgınla mücadeleye katkı sağlamak amacıyla ilk adım atan kurumlardan biri olan ve daha önce devlet üniversitesi hastanelerine teçhizat ve malzeme tedariki için 10 milyon TL’lik bağışta bulunan Garanti BBVA’nın toplam desteği 40 milyon TL’yi buluyor.

    Yeni destekle ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “Ülke olarak dünyayla birlikte çok zor bir sınavdan geçiyoruz. Bu dönemde hepimizin önceliği insan sağlığı ve bunun için yapılacak katkı ve dayanışma. Garanti BBVA olarak 2. bağışımızı, BBVA Grubunun faaliyet gösterdiği tüm ülkelerde farklı inisiyatiflerle birlikte gerçekleştirilen ve toplam tutarı 35 milyon Euro’ya varan yardım paketi kapsamında hayata geçiriyoruz. Bu çerçevede, Garanti BBVA olarak biz de ülkemizin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, 200 adet solunum cihazının tedarikini sağlamaya talip olduk.”

    “Milli Dayanışma kampanyası başlamadan önce ilk adımı atıp hastanelerimizin ihtiyacı için 10 milyon TL’lik bir fon ayırırken, ülkece sahiplendiğimiz bu kampanyamıza da anlamlı bir katkı yapmak adına yaklaşık 30 milyon TL tutarında cihaz alımıyla destek oluyoruz. Bu süreçten en az kayıpla çıkmanın yolunun birbirimizi desteklemekten, ihtiyaçları doğru tespit edip işbirliğimizi canlı tutmaktan geçtiğine inanıyoruz. Biz Garanti BBVA’lılar olarak, insan sağlığının her şeyden önemli ve öncelikli olduğu bilinciyle, ısrarla bu konuda öncü görevimizi sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.

    Alerji İle Yaşam Akademisi, Bilgilendirici 50 Video Hazırladı

    0
    alerji

    Uzman görüşleriyle hazırlanan videolar, derneğin web sitesinde ailelerin sorularına yanıt veriyor

    Sabancı Vakfı’nın Hibe Programları kapsamında desteklediği Alerji ile Yaşam Derneği, özellikle çocuklar için hayati risk oluşturabilecek ölçüde ağır bir tehdit olan alerji konusunda ebeveynleri ve çocukların bakımından sorumlu olan tüm yetişkinleri bilgilendirmek üzere 50 video hazırladı. Alerji ile Yaşam Derneği alerjiyle ilgili güncel, güvenilir ve kapsamlı bilgilere ulaşarak ailelerin kendilerini bu konuda eğitebilecekleri Alerji ile Yaşam Akademisi platformunda bilgilendirici videolar sunuyor. Bu videolarda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin uzman doktorlarının görüşlerine yer veriliyor. Alerji ile Yaşam Akademisi’ni ziyaret edenler, alerji risk testine de katılarak çocuklarında bir alerjik hastalık riskinin söz konusu olup olmadığı sorusuna da yanıt bularak tedavi için harekete geçme sürecini hızlandırıyor.

    Güncel ve güvenilir içerik ihtiyacı karşılanıyor

    Cerrahpaşa Tıp Fakültesi çocuk alerji ve immünoloji uzmanları, çocuk gastroenteroloji uzmanları, hemşireler, psikologlar ve diyetisyenlerden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan videolarda alerji konusunda en güncel ve güvenilir bilgiler yer alıyor. Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş, Doç. Dr. Ayça Kıykım, Doç. Dr. Ömer Faruk Beşer, Uzm. Dr. Sezin Aydemir, Diyetisyen Pelin Karaboğa, Uzm. Klinik Psikolog Yasemin Meriç Kazdal, Hemşire İlkay Balaban ve Hemşire Ulviye Muştu’nun anlatımlarıyla solunum yolu, deri, besin, ilaç alerjileri, alerjik bebek ve çocukların bakımı ve beslenmesi, alerjinin çocuklar üzerindeki psikolojik etkileri, medikal cihaz kullanımları gibi en çok merak edilen konularda detaylı bilgiler paylaşılıyor. Tüm videolara https://alerjiakademisi.alerjidernegi.org.tr adresi üzerinden ücretsiz ulaşılabiliyor.

    Videolarda Türk İşaret Dili çevirisi de bulunuyor

    Tümünde Türk İşaret Dili çevirisi olması ile Türkiye’de bir ilk olan videolarda uzman anlatımlarının farklı görsellerle desteklenmesi, eğitimlerin erişilebilirliğini ve verimliliğini artırıyor. Sitede yer alan değerlendirme testini başarıyla tamamlayanlar mezuniyet belgesi alabiliyor.

    Pınar Ramazan Ayında İftar Sofralarında Yerini Alıyor

    0
    Pınar

    Sağlıklı ve lezzetli ürünleriyle sofralarda yerini alıyor

    Türkiye’nin ilk özel girişim entegre et tesisi olarak kurulduğu 1985 yılından bu yana sorumlu üretici kimliğinden ödün vermeyen Pınar Et, lezzetli ve yenilikçi ürünlerini sağlıklı üretim tesislerinde üreterek Ramazan ayında da tüketicilerin beğenisine sunuyor. Değişen tüketici trendlerini yakından takip eden Pınar Et, şarküteri, dondurulmuş et ürünleri, dondurulmuş unlu ürünler, dondurulmuş deniz ürünleri, deniz ürünleri ve işlenmemiş et ürünleri ile Ramazan ayında tüketicilerin iftar ve sahur sofralarında yerini alıyor.

    Sektöründe ve tüketiciler nezdinde yüksek marka güvenilirliğiyle Pınar Et, sorumlu üretici kimliğinden taviz vermeden son teknolojiyle donatılmış modern tesislerde Türk Gıda Kodeksi ve AB standartlarına uygun olarak üretim gerçekleştiriyor. Üretim süreçlerinin her aşamasında yüksek kalite yönetim sistemlerini kullanarak güvenli, sağlıklı ve hijyenik koşullarda üretim yaparak sağlıklı ve pratik ürünleriyle Ramazan sofralarında yerini almaya hazırlanıyor.

    Tüketim alışkanlıkları değişiyor

    Pınar
    Pınar Et Genel Müdürü Tunç Tuncer

    Tüm Dünyada ve Türkiye’de etkisini gösteren pandemi günlerinde tüketicilerin sağlıklı ve güvenilir ürünlere talep gösterdiğini belirten Pınar Et Genel Müdürü Tunç Tuncer “Korona Virüs salgını ardından ev yaşam alışkanlıklarındaki değişim, evde sağlıklı yemek pişirme eğilimlerindeki artış, dünya genelinde tüketimi kolay, pratik kullanımlı, aynı zamanda sağlıklı ve lezzetli yiyeceklerin tercih edilmeye başlanması, tüm gıda sektörlerini olduğu gibi et sektöründe de değişiklikleri beraberinde getirdi. Tüm bu gelişmeler global düzeyde gıda üreticilerinin sağlıklı ve pratik ürünler sunan ambalajlı ürün portföylerinin artmasına ve yeni ürün alternatiflerinin doğuşunu beraberinde getirdi. Ramazan boyunca ürettiğimiz sağlıklı ve lezzetli ürünlerimizle tüketicilerimizin sofralarında yer alacağız. Türkiye için üretmeye devam ediyoruz.” dedi.

    Türkiye’de salgının etkisinin artığı günlerde sağlıklı, lezzetli ve pratik ürünlere olan talebin arttığını belirten Tuncer, sağlıklı beslenme konusunda artan farkındalıkla birlikte günlük protein ihtiyacını karşılayacak hazır yemeğe olan ilginin de arttığını vurguladı. Pınar Et Genel Müdürü Tunç Tuncer, “Protein ihtiyacının karşılanmasında tüketimi önem arz eden kırmızı etin yanı sıra hindi eti de yine sağlıklı olması ve yüksek protein içeriği ile daha çok tercih edilmeye başlandı. Sağlığa faydalı içerikleriyle deniz ürünleri de tüketiciler tarafından daha çok tüketilmeye başlandı. Geleneksel lezzetleri korunurken bu lezzetlerin hızlı hazırlanabilen farklı alternatifleri tüketicilere sunuyoruz. Ramazan ayı boyunca tüm tüketicilerimizin sağlıklı ve lezzetli ürünlere ulaşması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

    Sağlıklı Beslenmenin Lezzetle Buluşması: “Kaşarlı Pirinç Köftesi”

    0

    Türkiye’nin milli peynir markası Muratbey’in nefis taze kaşar peyniriyle hazırlanan “Kaşarlı Pirinç Köftesi” ile misafirlerinizi sofrada lezzetle baş başa bırakın.

    Geleneksel lezzetlerin ve değerlerin korunarak üretildiği, Türk halkının; “En kaliteli taze kaşar peyniri” ödülüne layık gördüğü QUDAL madalyalı Muratbey Taze Kaşar Peyniri, bu kez “Kaşarlı Pirinç Köftesi” tarifine benzersiz bir lezzet katıyor. Kaşarlı Pirinç Köftesi tarifi protein, kalsiyum ve fosfor açısından zengin, aynı zamanda da doyurucu yumurta ve taze kaşar ile güçlü bir iftar menüsünün ana yemeği olmaya aday.

    Ramazan’da hem sağlıklı beslenmek hem de sofranıza eşsiz bir lezzet katmak istiyorsanız, Kaşarlı Pirinç Köftesi tarifi tam size göre…

    Kaşarlı Pirinç Köftesi

    İçindekiler

    1.5 su bardağı (rendelenmiş) Muratbey taze kaşar peyniri

    2 adet yumurta

    1 su bardağı pirinç

    1 kahve fincanı maden suyu

    2 su bardağı su

    3 dolu yemek kaşığı galeta unu

    1/4 demet dereotu

    Tuz, karabiber

    Kızartmak için sıvıyağ

    Köfteleri bulamak için 1 kase galeta unu

    Hazırlanışı

    Pirinçleri bol suda yıkayıp süzün. Süzülen pirinçleri pilav tenceresine alarak, üzerine 2 bardak kaynamış su ekleyin. 1 çay kaşığı tuz ekleyip, suyunu çekene kadar pişirin. Ardından demlenip soğumaya bırakın. Soğuyan pirinçleri derin bir kaba alın. Üzerine yumurta, galeta unu, maden suyu, Muratbey taze kaşar peynirini koyup karıştırın. Baharatlarını ve kıyılmış dereotunu da ilave ederek karıştırın. Kızartma tavasına ya da tenceresine sıvıyağ koyup kızdırın. Bu arada hazırlanan malzemeden bir dolu kaşık alıp elinizle köfteye şeklini verin ve galeta ununa bulayın. Kızgın yağda her iki yüzünü de kızartın. Kızarttığınız köfteleri kağıt havlu koyduğunuz tabağa alın. Afiyet olsun!

    Doğtaş, İlklere İmza Atmaya Devam Ediyor

    0
    Doğtaş

    Doğtaş korona günlerine özel randevulu müşteri ve ücretsiz mimari destek hizmetleriyle sektöre öncülük ediyor

    Mağazalarında Covid19 ile mücadele kapsamında yeni alışveriş sistemlerini hayata geçiren Doğtaş, müşterilerine güvenli alışverişin kapılarını açarken mobilya sektöründe ilklere imza atan marka olmaya devam ediyor.

    Tüm dünyanın mücadele ettiği Koronavirüsün Türkiye’yi de etkisi altına aldığı ilk günden bu yana gerek fabrikalarında gerekse genel merkezinde aldığı tedbirlerle ve evde kalmayı destekleyen uygulamalarıyla dikkat çeken Doğtaş, mağazalarında da yeni alışveriş anlayışına uygun üç önemli sistemi hayata geçirdi.

    Doğtaş randevulu alışveriş sistemini devreye soktu

    Doğtaş

    Tüm mağazalarında öncelikle randevulu alışveriş sistemini devreye sokan Doğtaş, müşterilerine alışveriş yapmak istedikleri mağazayı arayarak kendilerine özel ayarlanan gün ve saatte sosyal mesafe kurallarına uygun güvenli alışveriş imkanını sunuyor.

    Evini yenilemek isteyenler için telefonda ücretsiz mimarlık hizmeti vermeye başlayan Doğtaş, aynı zamanda yine sosyal mesafe kuralları çerçevesinde en yakın mağazada mimarlarla görüşme imkanı da sağlıyor. Tercihe göre Whatsapp üzerinden görüntülü ya da randevu sistemiyle mağazada buluşabileceğiniz mimarlarla evinizin ölçüsünü paylaşarak, odalarınıza çizim yaptırıp en uygun Doğtaş ürünlerini seçebilirsiniz. Seçtiğiniz tasarımların evinizde nasıl duracağını, Doğtaş mimarlarının size özel hazırlayacağı 3D sunumlarla görebilme keyfini yaşayacağınız bu uygulama, evinize ve tarzınıza en uygun ürünleri doğru renkler ve uyumlu aksesuarlarla birlikte daha kolay seçmenize yardımcı oluyor.

    Doğtaş

    Doğtaş’ın sunduğu ücretsiz mimarlık hizmetinden yararlanmak isteyenler, 444 3487 numaralı telefonu ya da www.dogtas.com adresindeki mağazalar sekmesinden en uygun mağazayı arayarak özel randevu oluşturarak güvenli koşullarda alışveriş yapabilirler.

    Doğtaş’ın hızlı ve gönül rahatlığıyla alışveriş imkanını destekleyen bir diğer sistemi ise; Evinde Gör uygulaması. Evinde Gör uygulaması ile beğendiğiniz ürünleri satın almadan önce evinizde nasıl görüneceğine bakabilirsiniz. Uygulamaya evinizi tarif edip beğendiğiniz ürünleri hızlı bir şekilde evinize yerleşmiş bir halde görerek kararınızı kolayca verebilirsiniz.

    Ramazan’da Tüketilmesi Gereken 5 Mucize Besin

    0
    Ramazan sonrasi beslenme

    Bu yıl kalabalık iftar yemeklerinden, çeşitli buluşmalardan sağlığımız için vazgeçmemiz önemli. Ancak evde de geleneksel Ramazan sofraları hazırlayabilir, sağlıklı bir şekilde oruç tutabiliriz.

    Ramazan
    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir

    Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, çoğunlukla evde olduğumuz bu salgın döneminde beslenme hataları yapıldığına ve kilo alındığına dikkat çekiyor. Kilo kontrolüne Ramazan’da da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ulaş Özdemir önemli önerilerde bulunarak Ramazan’da tüketilmesi gereken 5 “mucize besin”den de söz etti…

    Nasıl olsa kilo veriyorum düşüncesi ile Ramazan ayında porsiyon aşımlarının yapılmaması gerektiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ulaş Özdemir, “Ramazan döneminde uzun süre açlık sebebiyle kilo kaybı gözlemlenir ancak yediklerinize dikkat etmezseniz kaybettiğiniz kilo büyük oranda kas ve su kaybı olur. Ayrıca iftarda yemek hızlı yenmemeli çünkü uzun süre açlık metabolizmasına bağlı olarak vücut kan şekerini yükseltme eğilimindedir. Bu yüzden hızlı yemek yeme ve tatlı eğilimleri artabilir. Yediğiniz yemeğin porsiyonu sabit kalsa bile yeme sürenizi uzatmanız hem sindirim sistemi sağlığınız için olumlu olacağı gibi hem de kilo kontrolünde size destek olur” dedi.

    Her gün tatlı tüketmeyin

    İftar sonrasında her gün tatlı tüketilmesinin kilo değerini düşürse de yağ oranını arttırabileceğine dikkat çeken Ulaş Özdemir, “Ramazan ayında her gün iftar sonrasında tatlı tüketiminiz olursa kilo değeriniz düşecek ancak yağ oranınız artacaktır. Aynı zamanda diğer gün için kendinizi halsiz ve yorgun hissetmenize sebep olabilir. Şekerin sizi daha fazla acıktıracağını unutmayın. Tatlı tüketmeniz gereken bir durumdaysanız aşırı sütlü ve az şekerli sütlaç, muhallebi veya sade dondurma tercih edebilirsiniz” önerisinde bulundu.

    Ramazan

    Ramazan’da mucize 5 besin

    • Çorba: Yüksek sıvı kayıpları sebebiyle hem sıvı dengenizi düzenleyecek hem de düşük kalorisi sebebiyle kilo kontrolünüz açısından en önemli besin olacaktır.
    • Zeytin: Sizi en uzun süre tok tutacak yiyeceklerin en üst sıralarında olan zeytin hem sahur hem iftarınızın vazgeçilmesi olsun.
    • Hurma: Uzun açlık sonucu tatlı krizlerinizi bastıracağınız harika bir yiyecek olması yanı sıra yüksek lif içeriği sebebiyle mide bağırsak sisteminizde de düzenleyici etkisi olacaktır.
    • Yumurta: Kas kaybetmemeniz için günlük yeterli protein almanız gerekir. Yumurta protein içeriği bakımından en yüksek besindir. Bu yüzden sahurlarınızda eksik etmeyin.
    • Zerdeçal: Özellikle yemek sonrası oluşan hazımsızlık ve rahat bir sindirim sistemi için muhakkak yemeklerinizin ve salatalarınızın üzerine zerdeçal ekleyin.

    Ramazan’da 5 önemli beslenme taktiği

    • Muhakkak sahur yapın: Sağlıklı bir metabolizma için sahur oldukça önemlidir.
    • Günde minimum 2 litre su için: Günlük 2 litre suyunuzu tek seferde değil 4 veya 5 seferde içmeye özen gösteriniz.
    • Yemeklere ara verin: Yemeğinizin ortasında yemeğinizi bırakıp 10-15 dakika ara veriniz. Bu sizin sindirim sisteminizi rahatlatacağı gibi doyma hissinizi de düzenleyecektir.
    • Sofranızdan salatayı eksik etmeyin: Yemeklerinizin yanında salatayı ihmal etmeyin. Zeytinyağlı salatanız lif içeriği bakımından sağlıklı bir bağırsak sisteminin vazgeçilmez besini olacaktır. Aynı zamanda kalori olarak düşük olduğu için kilo kontrolünüzde de kurtarıcı olacaktır.
    • Kas kaybetmemek için: Sofranızda mutlaka proteinlere yer verin. Et, tavuk, balık ve hindi gibi hayvansal proteinler yanı sıra yeşil mercimek, siyah mercimek, kuru fasulye ve barbunya gibi kurubaklagiller de proteinlerden zengin olduğu için sofranızda muhakkak yer verilmesi gereken besinlerdendir.

    Ramazan çorbası tarifi (Ulaş Çorba)

    Hem besleyici hem de sıvı elektrolit düzeninize yardımcı bir çorba iftarlarınızın vazgeçilmezi olabilir.

    Ulaş Çorba

    • 500 gr yoğurt
    • 4 yemek kaşığı haşlanmış nohut
    • 3 yemek kaşığı haşlanmış yeşil mercimek
    • Taze nane
    • 1/ 2 salatalık
    • 1-2 diş sarımsak
    • İsteğe bağlı buz
    • 1 çay kaşığı keten tohumu
    • 1 çay kaşığı toz zerdeçal

    Nohutlar ve yeşil mercimek haşlandıktan sonra karışımı ayran yapar gibi karıştırıp tüketebilirsiniz.

    Ramazan tatlısı tarifi (Unsuz / Şekersiz Kek)

    • 200 gram hurma
    • 1 tatlı kaşığı tarçın
    • 2 gün kurusu
    • 1/4 yerli muz
    • 100 gram kabuksuz iç badem
    • 100 gram kabuksuz Antep fıstığı
    • 2 kuru kayısı
    • 10 adet çekirdeği çıkarılmış kuru erik
    • 1 tatlı kaşığı keçi boynuzu pekmezi
    • 1 yemek kaşığı keçi boynuzu tozu
    • 2 yemek kaşığı kakao
    • 2 yemek kaşığı su

    Yapılışı

    • Hurma, gün kurusu ve çiğ kuruyemişleri 15 dk. sıcak suda bekletiniz.
    • Kurutulmuş hurma ve diğer meyvelerini, çekirdeklerini çıkardıktan sonra ılık suda yaklaşık yarım saat kadar bekletin.
    • Suyunu süzdürdüğünüz hurmaları küçük parçalar halinde doğrayıp rondoya alın.
    • Kabuksuz iç bademleri hurma parçalarıyla birlikte rondoda toz haline gelene kadar çekin. Hurma püresinin yoğunluğuna göre kıvamı ayarlamak için suyu ekleyin.
    • Suyunu süzdürdüğünüz kakao, keçi boynuzu tozu ve pekmezini katıp karıştırma işlemini rondoda sürdürün.
    • Kabuksuz Antep fıstıklarını ayrı bir yerde iri parçalar halinde çekin ya da havanda dövün. Tatlı harcına ekleyip bir kaşık yardımıyla karıştırın.
    • Geniş bir tepsi ya da kek kalıbının tabanını yağlı kâğıt ile kaplayıp şekil vererek 3-4 saat dolapta dinlendirin.

    GNÇ Star Müzik Yarışması’nda Büyük Final Yaklaştı

    0
    GNÇ Star

    Turkcell’in genç müzisyenlere destek olmak amacıyla hayata geçirdiği GNÇ Star Müzik Yarışması’nda oylama 30 Nisan’da sona eriyor.

    2 Mayıs akşamı düzenlenecek dijital finalde jüri üyeleri Fatma Turgut ve Ferman Akgül, ilk 10’a kalan performansları canlı yayında değerlendirecek

    Turkcell’in gençlere yönelik farklı teklif ve fırsatlar sunduğu uygulaması GNÇ, büyük ilgi gören GNÇ Star Müzik Yarışması ile geleceğin müzisyenlerini keşfediyor. GNÇ uygulaması üzerinden devam eden oylama 30 Nisan’da sona erecek ve 2 Mayıs akşamı yarışmanın finali dijital ortamda canlı yayınla gerçekleşecek.

    2 Mayıs Cumartesi akşamı 21.00’den itibaren GNÇ YouTube kanalından canlı yayınlanacak final gecesinde Fatma Turgut ve Ferman Akgül, 2 bin video arasından ilk 10’a kalan finalistleri izleyecek ve değerlendirmelerde bulunacak. Değerlendirmenin ardından ilk 3’e giren yarışmacılar belirlenecek ve kazananlara canlı yayınla bağlanılarak o anki duyguları paylaşılacak.

    GNÇ Star

    Canlı yayına evlerinden katılacak Fatma Turgut ve Ferman Akgül, yayın sırasında kendi müzikal yolculuklarına dair deneyimlerini ve genç müzisyenlere ilham verecek hikayelerini paylaşacak. Ayrıca yayın boyunca jüri üyeleri, izleyiciler için özel performanslara imza atacak.

    Geleceğin müzisyenleri televizyon ve radyolara konuk olacak

    15-25 yaş arası gençlerin istedikleri müzik türünde başvuru yaptığı yarışmada dereceye girenlere toplam 22 bin 500 lira ödül dağıtılacak. Birinci seçilen yarışmacı 10 bin TL, ikinci 7 bin 500 TL, üçüncü ise 5 bin TL para ödülünün sahibi olacak.