YANINDAYIZ Derneği üyeleri dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla mücadelede toplumsal motivasyon ve sosyal uyum çerçevesinde çifte mesaj verdi. Mesajda hem yetkililerin “evde kal” tavsiyesine uyum çağrısı yapıldı hem de toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat çekildi.
Dr. Erkan Tozluyurt
YANINDAYIZ Derneği’nin kurucu üyelerinden Mert Fırat ve Dr. Erkan Tozluyurt’un yer aldığı videolar sosyal medya üzerinden #EvdeKalTürkiye ve #BirlikteYeneceğiz etiketleriyle paylaşılıyor.
Kısa sürede büyük ilgi gören videolarda koronavirüs salgınını önlemek amacıyla topluma “evinizde kalın” demenin yanı sıra “ev işlerini paylaşın” mesajı da veriliyor.
Ev işlerini paylaşan erkeklerin yanındayız
Mert Fırat ve Dr. Erkan Tozluyurt binlerce beğeni alan videolarda şu mesajları veriyor: “Ülkemiz uzun ve zorlu bir süreçten geçiyor. Bu dönemde zamanımızın en büyük kısmını sokaktan, kahveden, maçtan ve işten uzakta evimizde geçireceğiz. Günlerce eşimizle, çocuklarımızla, evdekilerle aynı mekanda birlikte olacağız. Çocuklarımız evde uzaktan eğitim görecek. Bazılarımızın evinde şimdi daha da çok özen göstermesi gereken yaşlılarımız olacak. Gelin bu zor zamanlan bir fırsata çevirelim. Ev işlerinin, çocukların ve yaşlıların bakımını, temizliğin ve alışverişin yükünü paylaşalım. Bilmediğimiz ev işlerinin nasıl yapıldığını öğrenelim. Uzaktan eğitim gören çocuklarımıza yakından ilgi gösterelim. Kadın ve erkek arasında en temel eşitsizliklerden biri olan ev işlerini eşit paylaşmaya özen gösterelim. Göreceksiniz karantina çok daha rahat geçecek. Ev işlerini paylaşan erkeklerin YANINDAYIZ.”
Çok hızlı yayılıma sahip olan Koronavirüs de, diğer tüm virüsler gibi özellikle bağışıklık sistemi zayıf olanları ve kronik hastalığı bulunanları çok daha fazla etkiliyor. Bu nedenle, evde kalmak ve hijyen kurallarına dikkat etmek kadar, sağlıklı ve dengeli beslenme de şüphesiz çok büyük önem taşıyor.
Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak“Her gün yeterli ve dengeli beslenmeye özen göstererek bağışıklık sistemimizin ihtiyaç duyduğu besin öğelerini vücudunuza alabilirsiniz. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirmek için bazı kurallara dikkat ederek bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirmeniz mümkün” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, bağışıklığımızı güçlendirmek için soframızdan eksik etmememiz gereken besin öğelerini anlattı, 9 güçlü savaşçıyı sıraladı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Antioksidan içeren besinler tüketin
Vücudumuzda virüs gibi dış etkenlerin etkisiyle başlamış olan savaşı kazanmamızda en önemli besin ögelerinin başında antioksidanlar geliyor. Yaban mersini, nar, pancar, kırmızı lahana, yeşil çay gibi güçlü antioksidanların yanı sıra; bitkilere rengini ve tadını veren, en çok da sebze ve meyvelerde bulunan fitokimyasallar ile de bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz.
C vitaminine ağırlık verin
Bağışıklık sistemini güçlendirip vücut direncini artırmanın yanı sıra, antioksidan olarak da görev yaptığı için hücre ve doku onarımlarında başrol oynayan C vitaminine sofranızda mutlaka yer verin. C vitamini açısından zengin yiyecekler arasında portakal, mandalina, limon, kivi, maydanoz, ıspanak, turp, brokoli, kırmızı kapya biber ve yeşil biber yer alıyor.
A vitaminini ihmal etmeyin
Yapılan bilimsel çalışmalar; A vitamini eksikliğinin bağışıklık sisteminde bozulmalara yol açtığını, bunun da enfeksiyon hastalıklarının ilerlemesini hızlandırdığını ortaya koyuyor. Hücresel farklılaşma, büyüme, üreme, göz sağlığı ve bağışıklık sistemi için oldukça önemli bir mikro besin ögesi olan A vitaminini özellikle bu süreçte ihmal etmeyin. A vitamininden zengin olan; yumurta, süt ve süt ürünleri, havuç, kırmızı biber gibi besinlerden karşılayabilirsiniz.
Çinko kaynaklarına özen gösterin
Çinkonun bağışıklık sisteminde merkezi bir rol oynadığı bilimsel veriler ışığında yıllar önce kanıtlandı. Yapılan çalışmalar, çinko eksikliği olan kişilerin çeşitli patojenlere (virüs, bakteri gibi) karşı duyarlılıklarının artmış olduğunu gösteriyor. Bu nedenle günlük beslenmenizde kabak çekirdeği, tam tahıllar, yulaf ve çiğ badem gibi çinko mineralinden zengin besinleri tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye özen gösterin.
D vitamininizi ölçtürün
Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak“D vitamini eksikliği özellikle kış aylarında ve yaşlı nüfusta en çok rastlanan vitamin eksikliğidir. Covid-19 da ilk olarak 2019 kışında tanımlandığı ve çoğunlukla orta yaşlıları ve yaşlıları etkilediği için bilim insanları tarafından D vitamini eksikliği ile Covid-19’a yakalanma riskinin arttığı düşünülüyor. D vitamininin bağışıklık sistemini destekleyici, vücut direncini artırıcı ve dolayısıyla viral enfeksiyonlara karşı koruyucu etkileri bulunuyor. Ancak D vitamininin yiyecekler ile alımı zor olduğundan hekiminize danışarak vücuttaki düzeyini ölçtürüp destek kullanmak gerekip gerekmediğini öğrenebilirsiniz” diyor.
Probiyotik ve prebiyotiklere sofranızda yer açın
Bilimsel çalışmalar, sağlıklı bir bağırsak yapısının, zararlı mikroorganizmaların bağırsaklardan dolaşım sistemine geçişini azalttığını ve bu yapının beslenmeden etkilendiğini ortaya koyuyor.Bağırsak floramızın bütünlüğünü korumak için sağlıklı ve dengeli beslenmek, yararlı bakterilerin gelişimi için onlara prebiyotik lifler vermek, bunun için de günlük beslenmemizde kefir, peynir gibi probiyotik yiyecekler ile yulaf, tam tahıllar, kurubaklagiller gibi prebiyotik kaynaklara yer vermek gerekiyor.
İdeal kiloda olun
Obezite bağışıklık sisteminde görevli yapıların üretimini ve sayısını bozuyor ve başlı başına enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artıran bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle kilonuzu kontrol ederek, sağlıklı kilo aralığında kalmaya dikkat edin.
Taze ya da toz zencefil tüketin
Zencefil; artrit ve romatizma gibi dejeneratif hastalıklardan sindirim sistemi hastalıklarına (hazımsızlık, kabızlık ve ülser gibi) birçok kronik hastalığın tedavisinde destekleyici olarak kullanılıyor. Hastalıkların tedavisinde yararlanılan anti-enflamatuar ve antioksidan özelliklerinin yanı sıra bulaşıcı hastalıkların tedavisinde yardımcı olabilecek antimikrobiyal potansiyele de sahip olan zencefili taze ya da toz zencefil olarak yemeklerinize ekleyerek de tüketebilirsiniz.
Covid-19’a karşı hayatınıza bu 9 kuralı adapte edin
Yeterli ve dengeli beslenin.
Mevcut ağırlığınızın her kilosu için 35 ml su tüketin. 60 kg için, 60 X 35 ml
Günlük toplam 5 porsiyon mevsimine uygun taze sebze ve meyve tüketin.
Bağışıklığı güçlendirmede bilimsel kanıtı olan baharatlarla yiyecek ve içeceklerinizi tatlandırın.
Düzenli egzersiz yapın.
İdeal kilonuzda olun.
Sigara ve alkol tüketmeyin.
Günlük 7-9 saat uyumaya özen gösterin.
Kişisel hijyenin yanı sıra besin hijyenine de dikkat edin.
Ülkemizde ve tüm dünyada görülen Koronavirüs salgınının, “Sigortam virüs tedavisini karşılıyor mu?” sorusunu gündeme getirmesinin ardından, Türkiye’de de faaliyet gösteren beş sigorta şirketi harekete geçti. Bu kapsamda Allianz, Acıbadem, Mapfre, Sompo ve Doğa Sigorta; virüs şüphesi taşıyan ya da virüs tedavisi ihtiyacı duyan müşterilerinin teşhis ve tedavi giderlerini sigortaları kapsamında karşılayacak.
Dünya Sağlık Örgütütarafından Pandemiilan edilen ve ülkemizde de görülen Koronavirüs vakalarıyla birlikte, sağlık sigortalarıyla ilgili birçok soru gündeme geliyor.
Bugüne dek dünyada olduğu gibi ülkemizde de, küresel salgın (Pandemi) tedavisi hem özel hem de tamamlayıcı sağlık sigortalarında tedavi noktasında kapsam dışı kalıyordu. Hastalık ilk aşamada diğer grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları ile benzer semptomlar göstermesi nedeniyle, tanı netleşene kadar özel hastanelere yapılan başvurular ve tedaviler, özel sağlık sigortasında kişinin sahip olduğu teminatlar doğrultusunda karşılanıyordu. Koronavirus için yapılan spesifik test sonuçlarının pozitif çıkması durumunda ise tedaviler, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan tedavi hastanelerinde SGK tarafından karşılanmaya devam ediyordu.
Şimdi, Allianz, Acıbadem, Maphre, Sompo ve Doğa Sigorta şirketleri inisiyatif alarak, tedavi kapsamını genişletme kararı aldı.
Bu doğrultuda, her üç şirketten özel ve tamamlayıcı sağlık sigortalarına sahip bireysel ve kurumsal sağlık sigortalıların; Sağlık Bakanlığı tarafından pandemi hastanesi olarak belirlenen tüm özel hastanelerde, COVID-19 tedavisiyle sınırlı olmak üzere, ortaya çıkacak fark ücretleri ve tedavi giderleri, istisnai olarak salgın süresince mevcut poliçe teminat, network ve limitleri dahilinde jest uygulaması olarak kaşılanacak.
Ayrıca Nisan ayı itibariyle poliçe sürelerini başlatmayı düşünen tüm yeni sağlık sigortası sahiplerinin de COVID-19 tedavi giderleri [Poliçe başlangıcından önce başlayan rahatsızlıklar hariç] istisnai olarak karşılanacak.
Sigortaladım.com olarak konuyu yakından takip ediyor, doğru bilginin kaynağı olma misyonumuzla edindiğimiz her bilgiyi www.sigortaladım.com web sitemiz üzerinden paylaşıyoruz.
Sigortaladim.com yalnızca bir sigorta karşılaştırma sitesi değil, aynı zamanda sektörle ilgili en doğru bilgiye ulaşabileceğiniz bir bilgi kaynağıdır.
Küresel çapta etkii olan Koronavirüs nedeniyle içinde bulunduğumuz zor günler, ikili ilişkileri de etkiliyor.
Sağlıklı bir evlilik-aile ilişkisinin, insana zor zamanlarda ihtiyacı olan sosyal desteği sağladığını belirten uzmanlar, eşler arasında açık ve net, sağlıklı bir iletişim ve etkileşim varsa krizin neden olduğu sorunlarla başa çıkabilmenin kolaylaşacağını vurguluyor. Uzmanlar, “Böyle kriz durumlarında sevgi ve şefkati karşılık beklemeden vermek, insana ihtiyacı olan desteği sağladığı için birbirine yakınlaşmayı sağlar, böylece kriz durumu evlilik ilişkisi için fırsata dönüşebilir” tavsiyesinde bulunuyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, böylesi kriz dönemlerinin ikili ilişkilerde de yansımaları olduğunu, sorunlarla baş etmenin mümkün olduğunu söyledi.
Çiğdem Demirsoy
Kriz dönemlerinde şiddet ve boşanmalar artıyor
Bu tür kriz dönemlerinde toplumun sosyal ve kültürel yapısında değişimler, bozulmalar olduğunu araştırma istatistiklerinin söylediğini kaydeden Çiğdem Demirsoy, “Örneğin ekonomik kriz dönemlerinde suç oranında artış, aile içinde geçimsizlik, şiddet ve boşanmaların arttığı görülüyor. Krizle başa çıkamayan bir bireyin işlevsiz olan davranışları kendisi ile sınırlı kalmaz, başta en yakınındaki kişi olarak eşi, çocukları, ailesi olmak üzere sosyal çevresine de yansımaları olur” dedi.
Sağlıklı evlilik, en önemli sosyal destek
Çiğdem Demirsoy, “Sağlıklı bir evlilik-aile ilişkisi insana zor zamanlarda ihtiyacı olan sosyal desteği sağlar. Sağlıksız ilişkiler ise zaten kendi başına stres ve zorluklar içerdiği için iyi gitmeyen bir evlilik yeni bir zorlayıcı yaşam olayına karşı dayanıksız olabiliyor, bu nedenle de kriz dönemlerinde boşanmalar artış gösteriyor” diye konuştu.
Sosyal kriz durumları evlilik-aile ilişkilerine etki edebiliyor
Krizi “önceden beklenmeyen, sezilemeyen, ani olarak ortaya çıkan ve insanın kontrolü dışında gelişerek yaşamın doğal akışını engelleyen olaylar karşısında yaşanan psikolojik durum” olarak tanımlayan Çiğdem Demirsoy, “Doğal afetler, ekonomik çalkantılar ve terör olayları gibi salgın hastalıklar da kriz sebebi olabiliyor. Kişinin kontrolü dışında gerçekleşen olaylar yaşamın doğal akışını sekteye uğrattığında insanın başa çıkma kapasitesini zorlayarak kendisini aciz, çaresiz hissetmesine yol açabilir, gerginlik, kaygı, bunalım yaratır. Bireyin sıkıntısı evliliğe, evlilik ilişkisindeki sıkıntılar da bireye etki ettiği için bu tür sosyal kriz durumlarının evlilik-aile ilişkilerine olumsuz etkileri olabilmektedir.”
Herkes farklı tepki gösteriyor
Kriz yaratan olaylar karşısında başta bir reddediş, inanma güçlüğü yaşandığını kaydeden Çiğdem Demirsoy, “Bu ilk şok tepkisinden sonra süreç kişiden kişiye farklı duygu ve davranışlarla seyreder. Olağanüstü bu duruma uyum sağlayıp, gerekli olan davranışları sergileyerek yaşantısını devam ettirenler olduğu gibi bazı kişilerde yoğun korku, kaygı, panik, öfke gibi baş edilemeyen duygulara bağlı olarak kendine ve çevresine zarar verecek davranımlar da görülebilir. Yaşam güçlükler ve zorlayıcı olaylar çıkarabilir insanın karşısına, bunların bazıları yaşamımızı tehdit edecek ölçüde oldukça zorlayıcı da olabiliyor. Her şeyden önce sükuneti korumak ve paniğe kapılmadan problem çözücü davranabilmek önemli. Eğer bu yaşamsal güçlükleri görmezden gelirsek ya da yapılması gerekenler yerine eksik, hatalı çözüm yolları ile yaklaşırsak o zaman kalıcı sorunlar yaratabilir” uyarısında bulundu.
Korkunun paniğe dönüşmesi engellenmeli
“Korku sağlıklı, insanı tehlikelerden koruyan bir duygudur ama kontrol edilemeyen bir kaygı insanı işlevsiz hale getirir” diyen Çiğdem Demirsoy, “Kontrol duygusunu kaybetmemeye çalışmak, var olan tehlike ile orantılı olan doğru davranışları sergilemek, korkunun paniğe dönüşmesini engellemek gerekir. Kendini zorlayan duygularının farkında olmak, bunları dile getirebilmek önemlidir. Paylaşılan duyguların yükü hafifler, bu nedenle sağlıklı iletişimin olduğu bir evlilik ilişkisi korku ve kaygı ile daha güçlü bir şekilde baş edebilmeyi sağlar” diye konuştu.
Bu tavsiyelere kulak verin
Eşlerin bu dönemde alabileceği birtakım önlemler olduğunu belirten Çiğdem Demirsoy, tavsiyelerini şöyle sıraladı:
Kriz durumlarına hazırlıklı olmak ve güçlü karşılayabilmek için ilişkiyi güçlü kılmak, evlilik sorunlarına zamanında çözümler getirmek.
İlişkide var olan sorunları kriz durumunu atlatana kadar gündemden kaldırmak.
Yaşanan somut durum ile ilgili iş birliği yapmak.
Krizi yönetmek bizim elimizde
Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Kriz kavramı aslında hem tehlike, risk, tehdit, kayıp gibi olumsuzlukları, hem de değişim, yenilik, gelişim ve fırsat gibi özellikleri içinde barındırır. Kriz durumlarında başlangıçta yaşamın dengesi bozulur, aksar. Krizin nasıl sonuçlanacağı ise krizin nasıl yönetildiğine ve başa çıkma yöntemlerine göre değişir. Evlilik hem mutluluğu, sevinci hem de güçlükleri, zorlukları birlikte yaşamayı sağlayan bir süreç. Bu yönüyle kriz durumlarında insanın ihtiyacı olan sosyal desteği sağlayarak yaşanan zorluk ile daha güçlü bir şekilde baş edilmesine yardım edebilme potansiyeli var. Yaşanan zorluklar, eşler arasında paylaşım ve dayanışmaya vesile olması açısından da ilişkilerini geliştiren, aralarındaki bağı güçlendiren bir olay niteliği kazanabilir” diye konuştu.
Krizi fırsata çevirmek için
Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, krizi fırsata çevirebilmek için tavsiyelerini de şöyle sıraladı:
Birbirinin duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmak
Empatik yaklaşmak
Reddedici davranmamak
Yanında hissettirmek
Eşinin korku, kaygı gibi olumsuz duygularını göğüsleyebilmek
Eşinin sakinleşebilmesi için ihtiyacı olan desteği verebilmek
Birbiri ile iletişim içinde olmak
Birlikte hareket edebilmek
Uzlaşmacı olmak
Yol gösterici olmak
Karşılık beklemeden verebilmek
Kriz zamanlarında doğru iletişimin formülü
Eşler arasında; sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı, eleştirilme korkusu olmadan duyguları ifade etme özgürlüğü hissettiren besleyici ve destekleyici bir ilişki olması gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy , “Açık ve net, sağlıklı bir iletişim ve etkileşim varsa krizin neden olduğu sorunlarla başa çıkabilme kolaylaşır. Buna karşın, çatışmalı, gergin bir ilişki, suçlayıcı ve yıkıcı bir iletişim kalıbı varsa yaşanan güçlük karşısında ihtiyaç duyulan sosyal destek sağlanamayacaktır. Korku, kaygı ve çekincelerini ya da ihtiyaçlarını eleştirilme ve reddedilme kaygısı yaşamadan ifade edebilmeli ve kişi anlaşıldığını, kabul edildiğini hissedebilmelidir. Karşısındakinden neleri bekliyorsa kendisi de eşine bunları hissettirecek davranışlarda bulunması gerekir. Böyle kriz durumlarında sevgi ve şefkati karşılık beklemeden vermek, insana ihtiyacı olan desteği sağladığı için birbirine yakınlaşmayı sağlar, böylece kriz durumu evlilik ilişkisi için fırsata dönüşebilir” diye konuştu.
Son aylarda tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınına yönelik sağlık tedbirleri kapsamında kamu otoritelerince yapılan uyarılarla birlikte halk zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmama kuralına uyuyor.
Türkiye’nin en kalabalık metropollerinden İstanbul’da sokaklar büyük oranda boş, trafik ise sakinliğiyle tarihi günlerini yaşıyor. Böyle bir zamanda ise komşuluk ve sosyalleşme özellikle büyük ölçekli sitelerde balkonlardan yaşatılmaya devam ediyor.
AND Pastel’de Balkon Konseri
Anadolu Grubu’nun gayrimenkul sektöründe faaliyet gösteren firması AND Gayrimenkul’ün konut projesi AND Pastel’de de komşuluğu ve bu zor günlerdeki dayanışmayı devam ettirecek güzel anlar yaşandı. AND’nin eski mahalle ve komşuluk alışkanlıklarını bugünlere taşımak üzere ‘’Yeni Nesil Mahalle’’ mottosuyla Kartal’da inşa ettiği AND Pastel, ‘’Evde Kal’’ çağrısına uyan sakinleri için keyifli bir balkon konserine ev sahipliği yaptı.
İstanbul Kartal’ın en büyük ölçekli projelerinden biri olan AND Pastel’in sakinleri, evlerinde geçirdikleri bu zorlu günlerde, komşuluk ilişkilerini unutmadılar. Yan yana olamasalar da birbirlerine destek olacakları bir etkinlik ile evlerinin balkonlarından bir araya geldiler. Site sakinlerinden DJ Canberk KIR’ın balkon konserine tüm site sakinleri evlerinden eşlik ederek katıldılar.
Site sakinleri ile birlikte bu etkinliğe online olarak katılmak isteyenler için de AND Gayrimenkul’ün sosyal medya hesapları üzerinden canlı yayın gerçekleştirildi.
AND Pastel’de yaşayanlar birbirlerine destek olurken, sağlık çalışanlarını ve kendileri için dışarıda olan tüm ekiplere de alkışlarıyla teşekkür etmeyi unutmadı.
Çok geç olmadan yumurtalarınızı dondurmayı ve tüp bebek yapmayı düşünmelisiniz? Peki ne zaman?
Sayıları her geçen gün artan bekar kadınlar sınıfındaysanız ve çocuk istiyorsanız bir plan yapmalısınız. Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Kalay (Görgen), bu konuda önemli bilgiler verdi:
Op. Dr. Betül Kalay (Görgen)
İDEAL YAŞ 30-35
Yumurta dondurma 30 yaşında ve bekarsanız, muhtemelen aklınızda olacak son şeydir. Bu işlemdeki zorluk, yumurtalarınızı çok genç dondurursanız, onlara daha ihtiyaç duymanız daha az olasıdır çünkü bir eş bulmak için daha fazla zamanınız olur ve bu da yumurta saklama ücretlerini ödemek için daha fazla yılınız olacağı anlamına gelir. Ancak yumurtalarınızı çok geç dondurursanız, muhtemelen işe yaramayacaklardır – bu yüzden önemli nokta; muhtemelen 30 ila 35 yaşları arasında bir yerdedir.
Yumurtalarını dondurmayı seçen kadınların yaş ortalaması 2015-2018 yılları arasında üç yıl içinde 38’den 36’ya düştü.
TÜP BEBEK NE ZAMAN DENENMELİ?
Bu işlem için genel kural 35 yaşın altındaysanız ve bir yıl denedikten sonra hamile kalmadıysanız, yardım almanız gerektiğidir. Ancak altı ay sonra bile, ucuz bir test yapmak veya doktorunuzla konuşmak mantıklı olacaktır. Ayrıca hamile kalma ile ilgili belirgin bir şey olmadığından emin olmalısınız. Eğer çok şişman veya çok zayıfsanız doğurganlık için bir diyet programı izlemenizin bir garantisi yoktur. Makul derecede sağlıklıysanız, daha sağlıklı olmanız da doğurganlığınızı artırmaz. Bu durumda daha fazla gecikmeden tüp bebek yöntemini denemelisiniz.
Corona virüse karşı önlem olarak Türkiye’nin hemen her yerinde belediyeler sokakları dezenfekte ediyor.
Ancak uzmanlara göre bu, virüsün yayılmasını engellemediği gibi aksine yararlı bakterilere zarar vererek ekosistemin dengesini bozarak başka virüslere davetiye çıkarabilir.
29 çevre derneği ortak bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı: “ Bizler temel hijyen konusunu maskeleyen, takıntıyı öne çıkartan, topluma kafa karıştırıcı mesajlar veren bu şovlara karşıyız. O yüzden bakterilere, kentin ağaçlarına, hayvanlarına sahip çıkıyoruz. Herkesi korona virüsüne karşı doğayı ve toplumu savunmaya çağırıyor, bu kimyasal kirliliğin yol açacağı ekolojik yıkıma karşı çıkmaya davet ediyoruz.“
Metni hazırlayan 360 Ankara Derneği’nden enerji ve iklim uzmanı Önder Algedik, Hürriyet’ten Ece Çelik’e yapılan bu dezenfekte çalışmalarının yarattığı tahribatı şu sözlerle anlattı: “Belediyeler, içinde çok çeşitli kimyasal maddelerin olduğu sıvılarla kent meydanlarını yıkıyor. Ancak buralar iki saat içinde eski haline geliyor. Peki bu kimyasallar nereye gidiyor? Bu maddeler ağaç köklerini kurutuyor, çok sayıda bakteri ve mikroorganizmayı öldürüyor. Yani ekosistemi bozuyor. Uzmanlar virüslerin insanların doğal hayata müdahale etmesinden kaynaklandığını söylüyor. Doğaya verdiğimiz tahribatlar ortadayken bizler temel hijyen kurallarını uygulamak yerine kimyasal kullanmayı tercih ediyoruz. Bu kimyasallar yeni hastalıkların oluşma ihtimalini arttırıyor .”
Halk sağlığı uzmanı Dr. Kayıhan Pala da belediyeler çalışmalarını yürütürken bilimin ışığından uzaklaşmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bu pandemi döneminde belediyelerin sokakları değişik kimyasallarla yıkamasının enfeksiyon zincirini kırma açısından hiçbir faydası yok. Şehirlerdeki bulaşma zincirini kırmak için kapalı kapılar, asansörler, ortak kullanılan tuvaletler gibi yerler, çamaşır suyu 10’da bir oranında seyreltilerek günde en az iki kez temizlenmeli. Yerel yönetimlerin atık toplamaya büyük özen göstermesi gerekiyor. Enerjimizi salgına faydası olmayan işlere harcamamalıyız”.
Boyner, “Seninle Tamam” projesiyle ev kadınlarına istihdam yaratıyor
Türkiye çapında 110 mağazası ve merkez ofisi ile birlikte yaklaşık 6.000 kişinin çalıştığı büyük bir aile olan Boyner, ev kadınlarını istihdam etmeye yönelik yeni bir projeyi hayata geçirdi. Boyner, “Seninle Tamam” projesiyle daha önce hiç çalışmamış ya da çeşitli nedenlerden dolayı çalışma hayatına ara vermek durumunda kalmış kadınlara iş imkânı sunuyor. İş deneyimi olmayanlara da açık olan “Seninle Tamam” projesinde çalışma saatleri de esnek tutuluyor; çocuğunu okula bırakma veya karşılama gibi zorunlulukları olan kadınlar çalışma saatlerini kendi programlarına göre düzenleyebiliyor. Proje ile ilk etapta 100 kişinin meslek sahibi olması hedefleniyor.
Perakende sektöründe en çok istihdam sağlayan markaların başında gelen Boyner, 2020 yılında yeni mağazalar açarken insan kaynağını da güçlendirmeye başladı. Boyner yeni başlattığı bir proje ile işe alımları toplumun önemli bir ihtiyacını da çözmek üzere tasarladı.
Boyner’in “Seninle Tamam” projesi, şimdiye kadar çalışmamış, çocuk sahibi olduktan sonra çalışma hayatına ara vermiş ve sonrasında da iş hayatına dönememiş kadınları Boyner ailesinin bir parçası olmaya davet ediyor. “Seninle Tamam” projesi, kadınlara kendi belirleyecekleri çalışma saati opsiyonlarıyla işe başlama özgürlüğü sunuyor. Bu sayede, çocuklarını okula götürmek ya da onları karşılamak zorunda olan kadınların, iş hayatına atılmalarında ya da geri dönmelerinde karşılaştıkları en büyük dezavantajlardan biri ortadan kalkıyor.
“Boyner Seninle Tamam” projesine daha önce hiç çalışmamış, iş deneyimi olmayan kadınlar da başvurabiliyor. Boyner Mağazaları’na “Satış”, “Satış Destek”, “Operasyon”, “Müşteri İlişkileri” gibi farklı pozisyonlarda işe alınan adaylar Boyner’in sunduğu eğitim olanaklarından faydalanabiliyor. Verilen eğitimlerle mağazacılık mesleğini öğrenen adaylar, çalışmaya, kazanmaya ve fark yaratmaya hazırlanıyor.
Vardar: “İnsan kaynağımızı güçlendirme hedefimizi, sosyal sorumluluk bakış açısıyla birleştirerek ‘Seninle Tamam’ projesini başlattık”
Boyner Büyük Mağazacılık İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Ebru Vardar, “Seninle Tamam” projesi hakkında şunları söyledi: “Boyner olarak, yeni mağazalar ve mevcut mağazalardaki büyümeye bağlı olarak her yıl düzenli olarak yeni işe alımlar gerçekleştiriyoruz. 37 ilde yaklaşık 6.000 çalışanımızla Türkiye’nin en önemli işverenleri arasında yer alıyoruz.”
Boyner Büyük Mağazacılık İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Ebru Vardar
“Bu yıl insan kaynağımızı güçlendirme hedefimizi, sosyal sorumluluk bakış açısıyla birleştirerek ‘Seninle Tamam’ projesini başlattık. Bu proje ile ev kadınları için istihdam yaratıyoruz. Kadınlara geç kalmış hissetmeden çalışma, kazanma ve meslek sahibi olma fırsatı sunuyoruz. İşe geliş-gidiş saatlerini kendi şartlarına göre ayarlayarak ‘Çocuğumu kim okula bırakacak’ diye düşünmedikleri daha rahat bir çalışma hayatı yaratıyoruz. ‘Deneyimim yok’ diye endişe etmeden, işi öğrenebilecekleri eğitimler vererek meslek sahibi olmalarına yardımcı oluyoruz. Kısa süre önce başlattığımız projenin, ev kadınlarını çok sevindirdiğini görüyoruz. Doğru bir projeyi hayata geçirdiğimizin kanıtı olan bu yoğun ilgi bizi mutlu ediyor. Boyner olarak çalışmak isteyen tüm ev kadınlarının yanındayız. Elde edeceğimiz yeni başarılarda onların önemli katkıları olacağına inancımız tam. Bu nedenle kadınlara ‘Yeter ki Sen İste. Boyner Seninle Tamam’ diyoruz.
Boyner bu yeni projesiyle daha çok kadını iş gücüne katarken, insan kaynağını güçlendiriyor. İlk etapta İstanbul, İzmir ve Ankara’da başlayan proje, diğer şehirlerde de uygulanacak.
Küresel ölçekte yaşadığımız Covid-19 pandemisinde, ilk günden bugüne ‘Hep Birlikte’ mottosuyla hareket eden Penti, kadın sağlık çalışanlarına anlamlı bir destek sunuyor.
Topluma sorumlu ve duyarlı marka kimliğini Covid-19 salgınının ilk gününden bugüne koruyan marka, kadın sağlık çalışanlarının bu süreçteki kişisel tekstil ihtiyaçlarını karşılamak üzere hareket geçti. Bugüne dek 14 kamu hastanesinin tüm kadın sağlık çalışanlarına 50 bin adet çamaşır, çorap ve pijama desteği veren marka, desteklerine hız kesmeden devam ediyor.
Kadın sağlık çalışanlarına ‘Sizler hiçbir zaman yalnız değilsiniz! Hep birlikteyiz!’ diyerek seslenen Penti, gerek sosyal medya hesaplarına gelen mesajlardan, gerekse direkt ulaşılıp ihtiyaçları sorulan kamu hastanelerine destek paketlerini iletti. Evlerine gidemeyen, kişisel hijyen ihtiyaçlarını giderme ihtiyacı olan kadın sağlık çalışanlarının yanında olan Penti, bu süreçte gece gündüz demeden büyük bir özveri gösteren başta kadın sağlık çalışanları olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına desteğini sürdürecek.