Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 248

    Corona Virüs’ten Korunmak İçin 10 Öneri

    0

    Corona Virüsünden korunmak için gerekli önlemleri almak yaşamsal önem taşıyor

    Daha çok hayvanlarda hastalık etkeni olan “Corona virüs” ailesine ait mutasyon geçirmiş ve “2019-nCov” olarak adlandırılan virüs, geçen yılın Aralık ayının son günlerinde Çin’in Wuhan kentinde insanlarda da hastalık oluşturmaya başladı. “Corona virüs” ailesinin SARS ve MERS olarak adlandırılan üyelerinden farklı olarak insandan insana bulaşabilen virüs, akciğer enfeksiyonları ve tedavi edilmediğinde, ağır akut solunum yetersizliği sendromu hastalıklarına yol açabiliyor. Corona Virüsünden korunmak için gerekli önlemleri almak yaşamsal önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak, “Corona virüs” hakkında uyarılarda bulundu.

    Prof. Dr. Mustafa Asım Şafak

    Hızla bulaşıyor, risk oluşturuyor…

    Corona virüsü, influenza virüsünün neden olduğu gribal enfeksiyonlara benzer şekilde hapşırık ve öksürük sonucu, havadan damlacık yoluyla solunum sistemine ulaşabilir. Ayrıca enfekte yüzeylerden temasla, ağız ve gözler de bulaş yolu olabilir. Virüsün geçişini takiben 5-11 gün içinde öksürük ve ateş gibi genel grip şikayetleri ortaya çıkar. Hastalığın tanısı, solunum yolu salgılarından alınan örneklerle konulmaktadır. Üst solumum yollarındaki bu tabloya, alt solunum yolları tutulumu da eklendiğinde hastanın durumu ağırlaşabilir. Corona virüs; SARS’ta %11 -12 ve MERS’te %35-50 olan yaşam kaybı oranları ile karşılaştırıldığında, %1-2 gibi oldukça düşük bir orana sahip olsa da hızla bulaşabilme özelliğine sahiptir ve bu nedenle tehlike oluşturmaktadır.

    Özel koruyucu maske kullanımı ve hijyen kuralları önemli!

    Virüsün boyutu 3 mikron civarındadır. Bu nedenle normal ağız ve burun maskeleri hastalıktan korunmada yarar sağlamasa da hasta olan kişilerin bu tip maskeleri kullanması, çevrelerine virüsün bulaşmasını önemli oranda azaltmaktadır. Virüsten koruyucu özellikteki maskelerin çok daha özel filtreleri bulunmaktadır ve bunlar, koruma gözlükleriyle birlikte kullanılmalıdır. Hijyen kurallarına uyulması, el temizliğine dikkat edilmesi, eller ile göz, ağız ve burun temasından kaçınılması çok önemlidir.

    Hastalık bu belirtilerle ortaya çıkıyor:

    • Ateş
    • Öksürük
    • Nefes darlığı
    • İshal
    • Bulantı – Kusma

    Hastalık belirtileri görülen kişilerden mutlaka örnek alınmalı!

    Hastalığa yakalanan kişilerin tedavisinde özellikli bir yöntem henüz keşfedilmiş değildir. Virüsü taşıyan ve hastalık şüphesi taşıyan kişilerden virüs tanısı için örnek alınmalıdır. Tanı konulan kişiler karantinaya alınmalı ve genel destek tedavileriyle takip edilmelidir. Hastalıktan korunabilmek için henüz bir aşı bulunmamaktadır.

    Corona Virüs’ten korunmak için bu uyarıları dikkate alın;

    1-Ellerinizi sık sık, 20 saniye süreyle su ve sabunla yıkayın.

    2-Küçük çocuklara hijyen kurallarını sürekli hatırlatın, ellerini yıkamasını sağlayın.

    3-Su ve sabun bulunamıyorsa, alkol bazlı bir el dezenfektanı kullanın.

    4-Öksürürken veya hapşırırken, ağzınızı ve burnunuzu kağıt mendille kapatın, ardından mendili mutlaka çöpe atın.

    5-Kirli ellerle ağzınıza, burnunuza ve gözlerinize dokunmayın.

    6-Hastalarla aynı tabaktan yemek yemek, aynı bardağı paylaşmak veya yakın temastan kaçının.

    7-Kapı kolları ve oyuncaklar gibi sık dokunulan yüzeyleri temizleyin ve dezenfekte edin.

    8-Riskli bölgelere seyahat edilmesi gerekiyorsa hayvanlarla temas öncesi ve sonrası düzenli olarak ellerinizi yıkayın.

    9-Hasta hayvanlarla temastan kaçının.

    10-Çiğ ya da iyi pişmemiş hayvan ürünlerini tüketmeyin.

    Enfeksiyon Kalıcı İşitme Kaybına Neden Olabiliyor

    0

    İşitme algısının azalması veya tamamen ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan işitme kaybının nedenleri dikkat çekiyor

    Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Tedavi edilmeyen enfeksiyonların kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor” uyarısında bulundu.

    Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar

    İşitme kaybının iki şekilde görüldüğünü ifade eden Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “İletim tipi işitme kayıpları; dış kulak yolu, orta kulak ve orta kulaktaki kemikçikleri ilgilendiriyor. Sensörinöral işitme kayıpları iç kulakta oluşuyor” diyerek işitme kayıplarının oluştuğu bölgeye ve nedenine göre yaklaşım gerektirdiğini anlattı.

    İleri işitme kayıplarında koklear ımplant yapılıyor

    Prof. Tatlıpınar, işitme kayıplarının nedenlerine ilişkin şu bilgileri verdi: “İletim tipi işitme kayıplarında; dış kulak yolundaki enfeksiyonlar, kulak kiri, ekzostos adı verilen kemik oluşumu gibi nedenler etkin rol oynuyor. Bununla beraber, orta kulaktaki kemikçiklerde deformasyona yol açan orta kulak enfeksiyonları, kolesteatom, orta kulak tümörleri ile kulak zarında delinmeye veya kalınlaşmaya neden olan kronik otitis media ya da otoskleroz gibi rahatsızlıklarda da bu soruna rastlanabiliyor. Sensörinöral işitme kayıplarında iç kulağın tutulumu öne çıkıyor. Bu rahatsızlık; genellikle ileri yaşta görülen presbiakuzi adlı işitme kayıplarında, sürekli gürültülü ortamda çalışanlarda veya patlama, yüksek müzik sesi gibi nedenlerle ani, aşırı gürültüye maruz kalanlarda, ilaç kullanımına bağlı olarak görülen ototoksisite nedeniyle ve iç kulak tümörlerinin varlığında görülüyor.”

    Sensörinöral işitme kayıplarına yol açan nedenler arasında yenidoğan döneminde ortaya çıkan rahatsızlıkların da bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, “Bu rahatsızlıktık prematüre veya yenidoğan döneminde geçirilen TORCH (toksoplazma, rubella, sitomegalovirüs ya da herpes simplex) gibi enfeksiyonlara bağlı gelişebiliyor. Genetik hastalıklar da işitme kaybına neden olabiliyor” dedi.

    Tanıda hasta öyküsü ön planda

    İletim tipi iletişim kayıplarında buna yol açan nedenler belirlenerek, cerrahi, tıbbi tedavi ya da işitme cihazı kullanımıyla tedavi edildiğini söyleyen Prof. Dr. Tatlıpınar, tedavi yaklaşımıyla ilgili şunları söyledi:
    “Çocukluk çağında bu rahatsızlık en sık otitis media nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu çocuklarda öncelikle tanıyı doğrulamak için hasta öyküsü alınır. Genellikle kulakta ağrı ve işitme kaybının yanı sıra aileler boğaz ağrısı gibi üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetlerinden de söz ediyor. Çocuk hastalarda ayrıca alerji, geniz eti ve bademcik problemleri de olabiliyor. Odyometri testiyle işitme derecesi, timpanometri testiyle de orta kulak basıncı ölçülüyor. Yapılan inceleme sonrası çocukta işitme kaybı tespit edilirse öncelikle ilaç tedavisi uygulanıyor. Eğer bu yolla orta kulaktaki enfeksiyon çözülmezse hasta takipte tutuluyor.”

    Her çocuğa tüp takılmıyor

    Orta kulakta sıvı birikimi tespit edilen durumlarda önce ilaç tedavisiyle sıvının çözülmesinin beklendiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, çocuklarda bu soruna bağlı olarak ortaya çıkan işitme kaybı, az duyma, özellikle dersi takip edememe, dikkat dağınıklığı, televizyonun sesini fazla açma, anne-babası seslendiği zaman cevap verememe veya özellikle gürültülü ortamlarda konuşmayı ayırt edememe gibi şikayetlerin yaşandığını söyledi. Tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi: “Bu durumda eğer antibiyotik tedavisi, burun spreyleri ve sistemik dekonjestan olarak adlandırılan süspansiyon şeklindeki ilaçlara rağmen düzelme olmuyorsa kulak tüpü tedavisi öneriliyor.

    Her çocuğa kulak tüpü takılmadığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi KBB Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Tatlıpınar, şöyle devam etti: “Söz konusu enfeksiyonların yaklaşık %80’i antibiyotik ve dekonjestan tedavisiyle düzeliyor. Ancak bu durumdaki çocuklar doğru şekilde tedavi edilmezse ilerleyen dönemlerde kalıcı işitme kayıplarıyla karşılaşılabileceğinin unutulmaması gerekiyor. Çünkü rahatsızlık, orta kulaktaki kemikçik ile zar yapısında birtakım kalıcı değişikliklere yol açabiliyor.”

    Ameliyat sonrası kulağın korunması gerekiyor

    Cerrahinin ardından kulak tüpleri ortalama altı ay ile bir yıl içinde kendiliğinden dış kulak yoluna atıldığını ve bunu ailelerin çoğu kez fark etmediğini belirterek, ameliyat sonrasında kulağın korunması konusunda Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, şu bilgileri verdi: “Rutin kontrollerde kendiliğinden çıkmadığı görülen tüpler ise iki yıl sonra alınıyor. Ameliyatın ardından, tüp görevini tamamlayıp çıkana dek kulağa kesinlikle su kaçmaması gerekiyor. Bu yüzden özellikle banyo yaparken çocukların kulağına vazelinli pamuk koyulması veya eczaneden alınabilecek, dış kulak yoluna uygun birtakım tıkaçlar kullanılması önem taşıyor. Eğer deniz tatiline gidilecekse işitme cihazı satan firmalardan temin edilebilecek birtakım aparatlarla dış kulak yolu tamamen kapatılabiliyor.”

    Koklear ımplant ne zaman kullanılıyor ?

    Yenidoğan döneminde işitme kayıplarını tespit edebilmek için Sağlık Bakanlığı’nın rutin tarama programına dahil ettiği yenidoğan işitme testleri yapılıyor. İleri derece kayıp olması durumunda erken dönemde işitme cihazı kullanımına geçildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, şu bilgileri verdi:

    “Bir-iki yaş öncesi dönemde çok ileri işitme kayıpları olan bebekler koklear implantasyon cerrahisine yönlendiriliyor. Erişkin tipi işitme kayıplarında ise hastalara işitme cihazları önerilebiliyor. Her iki kulağında ileri derecede işitme kaybı olan ve işitme cihazından fayda görmeyen erişkinlerde de koklear implant bir tedavi seçeneği olarak uygulanabiliyor.”

    Türkiye’nin Otizm Yolculuğu Dünyaya Anlatıldı

    0

    Tohum Otizm Vakfı, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 5’inci yıl dönümü etkinliklerine konuşmacı olarak davet edildi

    Otizmli çocukların eğitimden en verimli şekilde yararlanmaları için çalışan Tohum Otizm Vakfı, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü” nün 5’inci yıl dönümü etkinliklerine konuşmacı olarak davet edildi.

    Programa katılan Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin, Türkiye’nin otizm yolculuğunu, vakıf olarak otizmli bireyler için yaptıkları çalışmaları New York’taki BM Genel Merkezi’nden tüm dünyaya anlattı.

    1990’larda otizmi anlamaya çalışan bir kadın olarak “cam tavan”ın sadece başının üstünde değil, tüm bedenini kaplayan kalın ve katmanlı bir duvar olduğunu paylaşan Aylin Sezgin; “O günden bugüne bu katmanları hiç durmadan, teker teker kırmam gerekti, hala da gerekiyor” dedi.

    Çeşitli etkinliklerle kutlama yapıldı

    BM Genel Kurulu’nun 22 Aralık 2015 tarihinde ilan ettiği ‘11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü’, 5’inci yıldönümünde iki gün süren çeşitli etkinliklerle kutlandı. Bu yıl, Kraliyet Bilim Akademisi Uluslararası Kurulu ve Milletlerarası Ticaret Odası’nın iş birliğinde New York’taki BM Genel Merkezi’nde düzenlenen etkinliklere Türkiye’de otizmli çocukların eğitimden en verimli şekilde yararlanmaları için çalışan ve yaklaşık 475.000 otizmli bireyin ve ailelerinin hayatına temas eden Tohum Otizm Vakfı, konuşmacı olarak davet edildi. Yıldönümü nedeniyle 11 Şubat’ta düzenlenen “Bilim, Teknoloji ve İnovasyonda Eşitlik: Küresel Trendler ve Engeller” başlıklı panelde konuşan Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin, Tohum Otizm Vakfı’nın kuruluşunda ilham kaynağı olan oğlu için verdiği mücadeleyi, vakfın çalışmalarını ve Türkiye’nin otizm yolculuğunu BM’den tüm dünyaya anlattı.

    Konuşmasına; “Tohum Otizm Vakfı’nın Kurucu Başkan Yardımcısı ve otizmli genç bir yetişkinin annesiyim” diyerek başlayan Aylin Sezgin şunları söyledi:

    Aylin Sezgin

    “1990’ların başında ülkemde otizme dair erişebildiğim hizmet yok denebilecek kadar azdı. Üniversite mezunu bir kadın olarak öncelikle otizm konusunda kendimi eğitim. Eğitime ve araştırmalara başladığım anda ise otizmin ne denli kapsamlı bir konu olduğunu gördüm. O an sadece benim çocuğumun kurtuluşunun gerçek kurtuluş olmayacağını anladım. Süreç içinde çok değerli destekçilerimizin de katkılarıyla, kanıta dayalı ve bilimsel yöntem olan Uygulamalı Davranış Analizi temelli bir okul kurduk. Tohum Otizm Vakfı olarak; bu bilimsel bilgi birikiminin ABD’den Tohum Otizm Vakfı’na transferine yardımcı olduk ve edindiğimiz bu bilgiler özel eğitim alanında yenilikçi adımlar atmamızı sağladı. Bunun yanında programlarımıza eğitsel teknolojileri de dahil ettik ve kendimiz de teknolojik gelişmelere imza attık.”

    Türkiye’de 55 bin çocuğu otizm taramasından geçirdik

    Türkiye’de otizmli birey sayısına dair resmi verilere sahip değiliz. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı ile ortaklaşa yürüttüğümüz projelerde 55.000 çocuğu otizm taramasından geçirdik ve Türkiye’deki otizm görülme sıklığının dünya rakamları ile aynı olduğunu gördük. Nüfusa yönelik yaptığımız projeksiyon gösteriyor ki bugün ülkemde 0-19 yaşları arasında 450.000 kişi var ve bu kişilerin yalnızca 30.000’i örgün eğitime dahil olabiliyor.

    Otizm tanısı alan kız çocuklar daha dezavantajlı

    Otizmli kız çocuklarının karşılarına çıkan zorluklar ele alındığında çifte bir dezavantajdan bahsedebiliriz. Kız çocukları için otizm, omuzladıkları toplumsal cinsiyet yükünün üzerine binen farklı bir dezavantaj haline geliyor. Türkiye’de kız çocuklarının okullaşması, otizmden bağımsız zorlukları olan ağır bir konu. Otizmli kız çocukları eğitime erişse bile çoğunlukla erken özel eğitim alma fırsatı bulamıyor ve ilkokul çağına geldiklerinde akla gelen her alanda kaynaştırma ile ilgili sıkıntılar yaşıyorlar. Etkili ve bireysel eğitim hizmetlerine erişemedikçe kızların yükü ağırlaşıyor ve bu öğrenciler okulu bırakmaya itiliyor. Sadece kız öğrenciler değil otizmli erkek öğrenciler de eğitim sistemi içinde kademe atladıkça sistem dışında kalıyor; liseye geçişte özel eğitim alan öğrenci sayısı ortaokula göre neredeyse %65 azalıyor.

    Kaynaştırmada ise ülkemdeki yasal düzenlemeler dünya standartlarında olsa da uygulamaya dair aksaklıklar var. Özellikle kurum içi eğitimlerin yetersizliği öğretmenlerin yetkinliğini fazlasıyla etkiliyor. Öğretmenlerin yaklaşım ve becerileri de otizmli öğrencilerin hayatını ve geleceğe dair hayata tutunma ihtimallerini doğrudan etkilemiş oluyor.

    Yükseköğretimde otizmli öğrenci sayısı sadece 21!

    Türkiye’deki istatistikler 2019 yılında Otizm ve Asperger tanısı almış üniversite öğrenci sayısının sadece 21 olduğunu söylüyor.Bu sayı büyük ihtimalle 21’den daha fazla… Ancak üniversite eğitimine ulaşabilmiş otizmli bireylerin hem kendilerinin hem de ailelerinin bu durumu sakladıklarını düşünüyoruz. Etiketlenme korkusu yüzünden otizmli olduklarını gizleme ihtiyacı duyan bireyler olduğunu biliyoruz.

    Pek çok ülkenin aksine, Türkiye’nin Bakanlık ve Sivil Toplum Kuruluşlarının emeği ile inşa edilmiş ulusal bir “Otizm Eylem Planı” var!

    Diğer pek çok ülkenin aksine, Türkiye’nin Bakanlık ve Sivil Toplum Kuruluşlarının emeği ile inşa edilmiş ve 2016 yılında yayımlanmış ulusal bir “Otizm Eylem Planı” var. Bu planın sonuçlarını ihtiyatlı bir iyimserlikle bekliyorum.

    Otizmli kız çocukları başarılı bilim insanları, teknoloji önderleri ve mucitler olmak anlamında büyük bir potansiyele sahipler!

    Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Uluslararası Günü’nde burada olmamıza imkan tanıdıkları için Kraliyet Bilim Akademisi Uluslararası Kurulu ve Milletlerarası Ticaret Odası’na sonsuz teşekkürler. İnanıyorum ki otizmli kız çocukları başarılı bilim insanları, teknoloji önderleri ve mucitler olmak anlamında büyük bir potansiyele sahipler ve onlara şans verildiği takdirde alınacak sonuçlar sınır tanımayacak. Tüm kalbimle inanıyorum ki bir gün buraya otizmli bir kadın bilim insanımız gelecek ve bu konuşmayı sizlere o yapacak…

    Lazer Epilasyon İçin İdeal Zamanı Biliyor Musunuz?

    0

    Lazer epilasyon nedir? Kaç seans yaptırmak gerekir?

    İstenmeyen tüylerden kurtulmanın hızlı, pratik ve kalıcı yollarından birini hiç şüphesiz lazer epilasyon oluşturuyor.

    Uzman Dr. Emine Dilek Bahçekapılı Yıldırım

    Lazer epilasyon için ideal zaman hangisidir? İşte bu ve bu gibi soruların yanıtlarını DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzman Dr. Emine Dilek Bahçekapılı Yıldırım veriyor. İstenmeyen tüyler hem kadınlar hem erkekler için büyük sorun oluşturuyor.

    Sıkça tercih edilen jilet, tüy dökücü krem, ağda gibi yöntemler maalesef bu soruna kalıcı bir çözüm sunamıyor.İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en sağlıklı, hızlı, pratik, rahat ve güvenli yollarından birinin lazer epilasyon olduğunu söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Emine Dilek Bahçekapılı Yıldırım, lazer epilasyon hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

    Kıl kökleri tahrip ediliyor

    Kalıcı veya uzun süreli epilasyon sağlayan bu yöntemin lazer enerjisi yoluyla kıl köklerini tahrip eden ve günümüzde sıkça kullanılan bir yöntem olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Lazer enerjisi, saniyeden daha kısa sürede uygulandığı alanlarda birçok kıl kökü tarafından emilir ve ortaya çıkan ısıyla kıl kökünü tahrip eder. Tahrip olan kıl kökü bir daha kıl üretemez hale gelir. Lazer epilasyonda kıl folikülü hedef alındığı için deri ve deri altı diğer dokular zarar görmez. Lazer epilasyon amaçlı farklı dalga boylarında işlev gören Alexandrite lazer, Nd YAG lazer ve Diod lazer kullanılabilmektedir.”

    Acıdan endişe etmeyin

    Pek çok kişi lazer epilasyonun acılı bir işlem olup olmadığını merak ediyor. Uzm. Dr. Emine Dilek Bahçekapılı Yıldırım, bu konuda endişeye mahal olmadığının altını çizerek “İşlem esnasında ağrının minimize edilmesi için uygulanan lazer enerjisinin çeşidine göre soğutucu jel veya soğuk hava kullanılarak epilasyon yaptıran kişilerin acı çekmesi önleniyor” diyor.

    Uygulama sonrası deride kıl foliküllerinde hafif kabarma ve kızarıklık oluşabildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Yıldırım, lazer epilasyonun yüz, bel, bikini, kalça, genital, kol altı, bacak gibi mukoza içermeyen cilt bölgelerine uygulanabildiğini ifade ediyor. Uzm. Dr. Yıldırım, ileri lazer teknolojileriyle ortalama 4-8 seansta olumlu sonuç elde edildiğini belirterek lazerin etkinliğinin cilt rengi, kıl rengi ve uygulanacak bölgeye göre değiştiğini anlatıyor. Yıldırım, lazer ışınından en çok etkilenen ten ve kıl yapısının ise açık ten rengi ve koyu kalın kıl olduğuna dikkat çekiyor.

    Kış aylarında lazer epilasyon yaptırmak mantıklı mı?

    Lazer epilasyonda ışığın kıl folikülünü etkilemesi ve çevre dokuyu seçmemesi öngörülür böylece kıl folikülü harap edilirken çevre dokunun zarar görmemesi sağlanıyor. Bu yüzden kılla birlikte derideki melanin de ışından etkilenebileceği için güneşe maruz kalmış bronz tende ve yaz aylarında lazer epilasyon önerilmiyor. Sonbahar döneminden itibaren kış aylarının lazer epilasyon için uygun zamanlar olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Emine Dilek Bahçekapılı Yıldırım, “Bronzlaşmış, güneş görmüş ciltlerde kılla birlikte deri de ışından etkilenebileceği için yanık, su toplaması, aşırı reaksiyonlar gibi istenmeyen durumlar oluşabiliyor.Kış döneminde güneş maruziyeti azaldığı için güvenle işlem yapılabiliyor. Lazer epilasyon sırasında kıl çevresi dokuların zarar görme riskinin en az olduğu dönem kış ayları olduğu için de bu dönemde lazer epilasyon yaptırmak daha mantıklı” diyor.

    Prof. Nina Shapiro İstanbul’da Soruları Yanıtladı

    0

    “Sağlıklı yaşama dair haberlerin önce bilimselliğini sorgulayın”

    Amerika’da 2018’in en çok satan kitaplardan “Hype”, “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler” adıyla Sabri Ülker Vakfı Yayınları tarafından yayınlandı, kitabın tanıtımı İstanbul’da yapıldı.

    Amerika’da 2018’in en çok satan kitaplardan “Hype”, “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler” adıyla Sabri Ülker Vakfı Yayınları tarafından yayınlandı, kitabın tanıtımı İstanbul’da yapıldı.Yazarı Prof. Nina Shapiro’nun katıldığı tanıtım, sağlık ve beslenme alanında takıntılı bir hale geldiğimiz pek çok konuda neyin bilimsel, neyin geçersiz bilgi olduğunu ortaya çıkarmayı hedefliyor.

    2018 yılının En İyi Yaşam Tarzı kitabı seçildi

    Publisher Weekly tarafından 2018 yılının En İyi Yaşam Tarzı kitabı seçilen Tıp Doktoru Prof. Nina Shapiro tarafından kaleme alınan “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler”, beslenme ve bilim yayıncılığa yeni bir soluk katma hedefiyle yola çıkan Sabri Ülker Vakfı Yayınları’ndan çıktı. Kitabın lansmanı Prof. Nina Shapiro’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen özel bir davetle tanıtıldı.

    Orijinal adı “Hype” olan “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler” sağlık alanında doğruluğu sorgulanan birçok bilginin altında yatan varsayımları irdeleyerek, bu varsayımların ne kadarının doğru, ne kadarının yanlış olduğuna dair ilgi çekici ve bilgilendirici bir bakış açısı sunuyor. Harvard ve UCLA’daki çalışmalarıyla hem klinik hem de akademik tıpta 20 yıldan fazla deneyime sahip Prof. Shapiro kitabı, kişileri popüler sağlık tavsiyeleri hakkındaki gerçeklere karşı uyanık kılmayı sağlayan, gözü açık bir sağlık tüketicisine ve hastasına dönüşmesi için özenli, güveni­lir bir rehber olarak tanımlıyor.

    “Neyin doğru ya da yanlış olduğunu rasyonel olarak değerlendirebilmek de her geçen gün daha zorlaşıyor”

    Kitaba ilişkin konuşan Prof. Nina Shapiro, şunları söyledi: “Günümüzde teknolojiyle paralel olarak bilginin ve tabii yanlış bilginin yayılma hızı inanılmaz bir düzeyde. Sürekli sağlık önerilerinin bombardımanı altındayız. Her gün defalarca daha sağlık­lı, daha mutlu ve daha uzun bir yaşam vaadiyle bizlere tedavi­ler, diyetler, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlar öneren sosyal medyaya, basına ve hatta sağlık profesyonellerine maruz kalı­yoruz. Abartılı iddialarla başa çıkmak kadar, neyin doğru ya da yanlış olduğunu rasyonel olarak değerlendirebilmek de her geçen gün daha zorlaşıyor.

    Türkiye’nin özgün mutfağından toplumsal sağduyusuna kadar uzanan, zengin kültürel geleneklerine rağ­men, Türk halkı giderek artan şekilde modern dünyanın büyük bölümünü istila eden yanlış sağlık önerilerinin tutsağı oluyor. Bu nedenle “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler” kitabının Türkçe olarak yayınlanmasından mutluluk duyuyor, Sabri Ülker Vakfı Yayınları’na teşekkür ediyorum.”

    “Yayın portföyümüzü beslenme ve sağlıklı yaşama ilişkin herkese hitap eden kitaplarla büyüteceğiz”

    Vakıf olarak her zaman yeni projeler için çalıştıklarını, Sabri Ülker Vakfı Yayınları’nın da bunun bir sonucu olduğunun altını çizen Sabri Ülker Vakfı Başkanı Talat İçöz,“Projelerimizi elimizden geldiğince geniş kitlelere yaymak için çaba gösteriyoruz. Sabri Ülker Vakfı Yayınları ile hedefimiz seslendiğimiz kitleleri daha da genişletmek, onları beslenme, sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirebilmek” dedi.

    Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler ile diyetlerden takviye gıdalara, egzersizden alternatif ilaçlara sağlık ve beslenme alanında üzerimize adeta bir sağnak gibi yağan bilgileri doğru değerlendirebilmek, takıntılı bir hale geldiğimiz pek çok konuda neyin ger­çek, neyin balon olduğunu ortaya çıkarmanın mümkün olduğunun altını çizen Sabri Ülker Vakfı Genel Müdürü Begüm Mutuş ise, “Yayıncılık bambaşka ve uzmanlık gerektiren bir alan… Biz de bu alanda var olabilmek ve elimizden gelenin de ötesinde en iyisini yapabilmek için alanında uzman isimlerle uzun süre bu proje üzerinde çalıştık.

    Vakıf Başkanı Talat İçöz ve Genel Müdürü Begüm Mutuş

    Kategorilerimizden, odağımıza aldığımız kitaplara her konuda ince eleyip sık dokuduk. Yayınlarımız üç farklı kategoride kitaplar sunacak: Çocuk kitapları, popüler bilim ve akademik yayınlar… Hedefimiz tüm dünyada tıp ve beslenme alanında çok satanları ve gelecek vaat eden yeni eserlerini Türkçeye kazandırarak okurlarla buluşturmak… Bu konuda son derece heyecanlı ve hevesliyiz.” dedi.

    Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgileri kitabı, tüm kitapçı ve online kitap satış noktalarında güncel sağlık konularında aydınlanmak isteyen herkesin ilgisine sunuluyor.

    Prof. Nina Shapiro Kimdir?

    Nina Shapiro, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Klinik ve tıp alanında yirmi yılı aşkın tecrübesiyle Kaliforniya Üniversitesi (UCLA) Mattel Çocuk Hastanesi’nde pediatrik KBB bölümü direktörü ve UCLA David Geffen Tıp Okulu Baş ve Boyun Cerrahisi profesörü olarak görev yapıyor. Hype isimli kitabı, “Publisher Weekly”nin “2018’in En İyi Kitapları” listesinde En İyi Yaşam Tarzı Kitabı olarak listelendi. Wall Street Journal’da düzenli yazılar yazan Prof. Shapiro, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Los Angeles’ta yaşıyor.

    Kapalı Kasık Fıtığı Ameliyatının 7 Önemli Yararı

    0

    Halk arasında kasık fıtığı olarak bilinen inguinal herni, çocuklarda doğuştan görülüyor ve kasık kanalının kapanmayıp açık kalmasıyla ortaya çıkıyor

    Toplumda her 100 bebekten 3’ünde, prematüre doğan bebeklerin ise ortalama %30’unda kasık fıtığı görülebiliyor. Erkek çocuklarda daha sık rastlanan kasık fıtığı, hastaya konfor sağlayan kapalı ameliyatlar ile tedavi edilebiliyor. Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Taner Kamacı, kasık fıtığı ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.

    Kasık fıtığı erkek çocuklarda daha sık görülüyor

    Kasık fıtığı, bazı bebeklerde hayatın ilk günlerinde kasıkta şişme ile ortaya çıkarken bazen daha ileri yaşlarda, hatta erişkin dönemlerde bile ortaya çıkabilmektedir. Çoğunlukla bebeklerin yaşamının ilk 2 yılında belirti gösterir ve muayene sırasında kolaylıkla tanı konulur. Bazı durumlarda tanı konulması için ultrasonografi ihtiyacı duyulabilir ancak ultrason her zaman güvenli sonuç vermeyebilir. Kasık fıtığında sıkışma olmadığı sürece ciddi bir ağrı görülmez. Bu nedenle kasığında şişlik veya anormal bir kabarma görülen tüm çocuklar kasık fıtığı teşhisi için mutlaka bir çocuk cerrahisi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Kasık fıtığı, sağ kasık tarafında ve daha çok erkek çocuklarda görülür. Her beş hastanın birinde ise her iki kasıkta da ortaya çıkabilir. Fıtığın iki tarafta ortaya çıkması, prematüre ve kız bebeklerde daha sık görülür ve çoğunlukla iki taraf aynı anda şişmez.

    Tedavi için zaman kaybı bazı riskler doğurabilir

    Kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Beklemekle veya ilaçla fıtık iyileşemez. Bağırsaklar veya kız çocuklarında yumurtalıklar kasık kanalında sıkışabilir ve kangren gelişebilir. Kasık fıtığı olan hastalarda bu tür ciddi riskler nedeniyle fıtık ameliyatı tanı konulduktan sonra en erken dönemde yapılmalıdır. Sıkışma oluşması durumunda ise beklemeden acil olarak ameliyat yapılmalıdır. Kasık fıtığı ameliyatları her yaşta ve her kilodaki hastaya hem açık hem de kapalı olarak bilinen laparoskopik yöntemle yapılabilir. Hastanın düşük kilolu, birkaç günlük veya birkaç aylık olması ameliyata engel değildir.

    Kapalı ameliyat tedavide konfor sağlıyor

    Ameliyat, hastanın durumuna göre açık veya kapalı olarak yapılabilir. Kapalı ameliyatta; Göbekten 3 mm’lik bir kamera yardımı ile karın içi gözlenir. Bu gözlem sırasında fıtık olan taraf ve diğer taraf kasık kanalının açık olup olmadığı, kanala giren bir bağırsak veya yumurtalık varsa, bunun herhangi bir sıkışmaya veya kangrene yol açıp açmadığı belirlenebilir ve anında müdahale edilip sorun ortadan kaldırılabilir. Kasık fıtığı ameliyatını laparoskopik (kapalı) olarak yapmanın açık ameliyata göre birçok avantajı vardır.

    Kapalı kasık fıtığı ameliyatının avantajları:

    • Kasıklardan kesi yapılmadığı için hemen hemen hiç iz kalmaz.
    • Kasık bölgesinde açık ameliyattaki gibi cilt, cilt altı dokuları ve kasık kanalı tabakası kesilmez. Dolayısıyla hastanın duyacağı ağrı açık ameliyata göre çok daha azdır.
    • Kapalı kasık fıtığı onarımının en önemli avantajlarından biri de şişlik olmayan diğer kasık kanalının işlem sırasında görülebilmesidir. Bu sayede diğer kasıkta da sorun varsa, orası aynı ameliyatta tedavi edilebilir.
    • Erkek çocuklarında yapılan açık ameliyatta fıtık kesesini testisin damarlarından ve sperm kanalından ayırmak için tutmak ve bazen de çekmek gerekebilir ancak kapalı ameliyatta fıtık kesesi çıkartılmadığı için testisin damarlarına veya sperm kanalına hiç dokunulmaz.
    • Tekrarlayan kasık fıtığında, tedavi için altın standart kapalı ameliyattır. Karın içi yapışıklıkların olmadığı daha temiz bir alandan ameliyat yapılır ve bu sayede testis ve testis yapıları zarar görmez.
    • Kapalı kasık fıtığı ameliyatı, açık ameliyata göre daha kısa sürer ve dolayısıyla hastanın alacağı anestezi miktarı da daha az olur. Bu sayede hasta daha hızlı bir şekilde kendine gelir.
    • Hastanede yatış süresi kısalır, hatta gelişen bir komplikasyon yoksa hasta ameliyattan 2 saat sonra taburcu edilebilir.

    Erasta Antalya’da Kadınlar, Ünlü Aşçı Elif Korkmazel İle Kazanacak

    0

    Ziyaretçilerine eğlenceli faaliyetler eşliğinde hediyeler kazandıran Erasta Antalya Alışveriş ve Yaşam Merkezi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm kadınları, aşçı Elif Korkmazel ile hazırlanan “Hünerli Eller Yarışıyor” etkinliğine davet ediyor

    Giyimden aksesuara, dekorasyondan ev elektroniğine, birçok prestijli markayı bünyesinde bulunduran alışveriş ve yaşam merkezi Erasta Antalya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çok özel bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Erasta Antalya bu etkinlik kapsamında, televizyon ekranının tanınmış yüzü, aşçı Elif Korkmazel’i ağırlayarak kadın ziyaretçilerin katılımına açık “Hünerli Eller Yarışıyor” adlı bir yarışma düzenliyor.

    “Mutfağın Pratik Hali”

    8 Mart Pazar günü saat 16.00 ile 18.00 arasında gerçekleşecek etkinlik, Elif Korkmazel’in mutfağın en pratik hallerini ve lezzetli tarifleri misafirlerle paylaştığı “Mutfağın Pratik Hali” başlıklı eğlenceli ve interaktif bir şovla başlıyor. Ünlü aşçı bu bölümde, zamanının büyük bir çoğunluğunu mutfakta geçiren ev hanımlarına ve tüm misafirlere; sebze pişirmenin püf noktalarını, ete lezzet katmak için gerekli küçük detayları, ani misafirler için dakikalar içinde hazırlanabilecek yemek tariflerini ve hamur işlerinin lezzet sırlarını aktaracak. Soru-cevap bölümünün ardından ise birbirinden eğlenceli yarışmalara geçilecek. “Elma Soyma”, “Tişört Katlama”, “İpliği İğneye Geçirme” ve ”Yastık Kılıfı Geçirme” gibi dört farklı kategoriden oluşan yarışmanın her bir bölümünde ise dört kişi yarışacak. Yarışma sonrasında kazananlara ödülleri takdim edilecek ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından etkinlik sona erecek.

    Alışveriş ve yaşam merkezi Erasta Antalya8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde tüm Antalyalı kadınları, ünlü aşçı Elif Korkmazel’in birbirinden özel mutfak sırlarını paylaşacağı interaktif şova ve ardından gerçekleştirilecek eğlenceli yarışmalara katılmaya davet ediyor.

    NUXE ile Evde Kendine İyi Bakma Rehberi

    0
    nuxe

    Cilt Bakımı

    Tüm dünyayı saran koronavirüse karşı en etkili önlemlerin zorunda kalmadıkça evden çıkmamak, insanlarla mesafemizi korumak ve hijyen kurallarına uymak olduğunu biliyoruz.
    Evde kaldığımız bu günleri daha keyifli ve verimli geçirmek için bizi takipte kalın, NUXE bakım önerileriyle buradayız!

    nuxe

    Ayrıca cilt bakımına dair herhangi bir sorunuz olursa NUXE güzellik uzmanları sorularınızı cevaplamak için evlerinde bekliyor. Bize @nuxeturkiye Instagram hesabından ulaşabilirsiniz!

    Huile prodigieuse® çok amaçlı kuru yağlı cildi ve saçları besler, onarır ve nemlendirir.

    Cilt Bakımı:

    • Evde kendinize vakit ayırmanız için size bir önerimiz var! Duştan sonra vücudunuza yapacağınız masajla kendinize iyi bakın. %100 botanik yağlardan oluşan Huile Prodigiuese® ile yapacağınız masajla kan akışını canlandırabilir, vücudunuzdaki çatlakların görünümünü azaltabilir ve vücudunuzu neme doyurabilirsiniz. Kendinizi bu eşsiz doku ve büyüleyici kokuya bırakırken varsa bir mum yakabilir, müzik dinleyebilirsiniz.
    • Bol sabunla derinlemesine arındırdığınız ve temizlediğiniz cildinizin kuruduğunu hissederseniz el veya yüz kreminize bir – iki fıs Huile Prodigieuse® sıkıp karıştırın. İçerisindeki %100 botanik yağlar ile kreminizin nemlendirme özelliğini yoğunlaştıracak ve ciltteki çatlamalara iyi gelecektir.

    Sosyal izolasyon devam ederken kendinize iyi bakmayı unutmayın! Daha fazla ipucu ve önerileri için bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

    Deprem Korkusu Uyku Bozukluğunu Tetikliyor

    0

    Son günlerde sıklıkla olan depremler, insanların deprem korkusunu artırıyor

    Deprem gibi doğal afetlerin toplumda ortak bir korku yaratırken, kişilerde yarattığı izler ve kaygı durumlarının farklı olabildiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Deprem, kişinin ailesi ve yakın çevresini de içerisine alan felaket senaryolarıyla tetiklenen bir korkudur. Depremin ne zaman olacağını, şiddetini ve yarattığı etkileri bilmemek bu korkuyu besleyen etkenledir” dedi.

    Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu

    Hayatımızın gerçeği olan deprem, birçok insan için tedirginlik yaratıyor. Kişilerin ailesi ve yakın çevresinin de dahil olduğu felaket senaryolarının korku ve endişe durumlarını daha da tetiklediğini belirtiyor.

    Deprem, birçok insan için tedirginlik yaratıyor

    Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Deprem korkusu kişilerde yüksek sese karşı aşırı hassasiyet, her an deprem oluyormuş hissi veya beklentisi, yoğun korku, uyku bozuklukları ve yeme düzeninde bozulmalar şeklinde karşımıza çıkıyor ve genellikle kişi depremin kendisinden değil olası sonuçlarından endişe duyuyor” şeklinde konuştu.

    Deprem travmatik etki yaratabilir

    Deprem ve yarattığı etkilerin korku, öfke, suçluluk ve pişmanlığın insanların deprem sonrasında gösterdiği tepkiler arasında görülebileceğini söyleyen Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Deprem gibi travmatik olaylar, kişilerin bir süre tedirginlik yaşamasına neden oluyor. Günlük yaşamında bu gibi yaralayıcı ve oldukça etkileyici bir deneyim yaşamayan kişi için deprem sonrasındaki süreç oldukça zorlayıcı olabiliyor ve kişinin yeniden yaşamına kaldığı yerden devam etmesi ayları hatta yılları bile bulabiliyor” dedi.

    Özellikle enkaz altından çıkmış veya yakınını kaybetmiş kişiler için durumun çok daha zor olduğunu dile getiren Dokuzlu, “Sağlıklı olan, bu süreçten bir süre sonra normal yaşama devam etmektir ancak travma yaşayan kişi adaptasyon evresinde ve travmayla başa çıkma konusunda zorluk yaşıyorsa mutlaka uzman desteği almalıdır” açıklamasında bulundu

    Türkiye’nin Mühendis Kızları İstanbul’da Buluştu

    0

    Mühendislikte cam tavanları yıkan kızlar 5’inci yılında

    2015’ten bu yana Limak Vakfı tarafından sürdürülen “Türkiye’nin Mühendis Kızları” İstanbul’da 5. kez bir araya gelirken, bugüne kadar toplam 430 öğrenci proje kapsamına alındı.

    Türkiye’de kadın mühendis sayısını artırmak, kadınların iş hayatında daha etkin ve karar verici mekanizmalarda yer almasını sağlamak, sektörde cam tavanları yıkmak amacıyla Limak Vakfı tarafından başlatılan Türkiye’nin Mühendis Kızları (TMK) Projesi, 5’inci yılında büyüyerek ilerlemeye devam ediyor. Limak Vakfı’nın T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yanı sıra T.C. Milli Eğitim Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ile birlikte yürüttüğü projenin yeni dönemi için “Türkiye’nin Mühendis Kızları” İstanbul’da bir araya geldi.

    Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir

    5. İstanbul Buluşması, 14-16 Şubat tarihleri arasında Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir’in ev sahipliğinde İstanbul Kavacık’taki Limak Eurasia Luxury Hotel’de düzenlendi. T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürü Gülser Ustaoğlu ve UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Sukhrob Khojimatov’un açılış konuşmalarıyla başlayan buluşma; Jacobs Deprem Mühendisliği Teknik Grubu Eşbaşkanı Dr. Menzer Pehlivan, Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı, TurkishWin & BinYaprak Kurucusu Melek Pulatkonak, A Milli Kadın Voleybol Takımı ve Vakıfbank Baş Antrenörü Giovanni Guidetti, sevilen oyuncu Belçim Bilgin ve yazar Aret Vartanyan’ın ilham verici ve renkli konuşmalarıyla devam etti.

    “Bu proje bir KSS değil ; geleceğe sosyal yatırım ”

    Toplantının açılışında konuşan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir; bu projenin sadece iyi bir kadın mühendis değil, aynı zamanda iyi bir insan yetiştirme vizyonundan bahsetti. 5’inci yılına giren TMK’nın Türkiye’de marka olma ve geleceğin lider kadın mühendislerini yetiştirme konusunda öncülük etmeye devam edeceğini vurgulayan Özdemir, “Bu yeni dönemle birlikte desteklediğimiz 430 mühendis kızımız oluyor. Mentör havuzumuzda ise 150’nin üzerinde mentör var. Geçen yıl aramıza koçlarımız da katıldı. Son 4 yılda 66 kızımızı mezun ettik. Onlar da birer TMK Gönüllüsü olarak artık aramızda… TMK Ailesi’nin büyümesi, en büyük mutluluğumuz” dedi.

    Bugün tüm dünyada sosyal etkisi ölçülebilen, sürdürülebilir işlerin önem kazandığına dikkat çeken Ebru Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte bu nedenle TMK’yı sadece bir ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ olarak değil; bir ‘sosyal yatırım’, bir ‘etki yatırımı’ olarak konumlandırıyoruz. TMK ile toplumumuz ve geleceğimiz üzerinde önemli bir etki yaratmanın, iz bırakmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sadece kızlarımızın değil, ülkemizin istihdamına, insan kaynağına ve geleceğine etki yapıyoruz. Gelecekte bizlere liderlik edecek, ülkemizin geleceğine yön verecek, ‘cam tavanları kıracak’ kadın liderleri yetiştirmek bizim önceliğimiz…”

    “Kadın iş gücüne katılım oranı artışında Türkiye önde”

    Buluşmada söz alan T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürü Gülser Ustaoğlu ise, Türkiye’nin kadın işgücü sayısındaki 4 milyonun üzerindeki artışla birçok Avrupa ülkesini geride bıraktığını hatırlattı. “Ülkemizde kadının iş gücüne katılımı %34.6 seviyesinde. Bakanlık olarak hedefimiz 2023’te bu rakamı %38.5 seviyesine çıkarmak” diyen Ustaoğlu, sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye’de mühendislik eğitimi görenler ise ne yazık ki sadece % 28.3 civarında. Bakanlık olarak bu kalıp yargılarla mücadele ediyor; kadınlarımızın nitelikli ve kayıtlı işgücüne katılımı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda Limak’a Türkiye’nin Mühendis Kızları gibi bir projeye imza attıkları için teşekkür ediyoruz. Bu tür uygulamalarla kızlarımız Türkiye’nin kalkınmasına öncülük edecek.”

    UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Sukhrob Khojimatov ise “Limak Vakfı ile beraber yürüttüğümüz ve başarı hikayeleri ile dolu TMK projesi, bütüncül ve kapsayıcı bir yaklaşımla tasarlandı. STEM alanında uzmanlaşmış kadınların dönüştürücü etkisi, eğitimde ve mesleklerde kalıp yargılardan arınmış bir gelecek için büyük önem taşıyor. TMK projesi de mühendislik eğitimi alan genç kadınları 5 yıldır destekleyerek bu dönüşümün önemli bir parçası oldu” dedi.

    TMK ailesi büyüyor

    Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmak ve kadınların mühendislik alanında daha fazla yer almalarını sağlayarak, ülkemizin ekonomik ve sosyal güçlenmesine katkıda bulunmak amacıyla 2015’ten bu yana yürütülen TMK, mühendislik eğitimi alan veya alacak olan, lise ve üniversitede okuyan kız öğrencilere yönelik programlardan oluşuyor.

    TMK Üniversite Programı’nın ilk yılından itibaren sırasıyla; 40, 54, 106 ve 110 olmak üzere 4 yılda toplam 310 kız öğrenci burs ve çok yönlü desteklerden faydalandı. 2019-2020 döneminde ise 120 öğrenci program kapsamında sunulan imkanlardan yararlanıyor.

    Devlet üniversitelerinin bilgisayar, çevre elektrik-elektronik, endüstri, inşaat ve makine mühendisliği bölümlerinde okuyan kız öğrencilere burs imkânı ile birlikte mühendislik fakültesindeki eğitimleri boyunca kişisel ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunacak sertifika programı, İngilizce dil eğitimi, mentorluk desteği, staj ve istihdam imkânı gibi fırsatlar sunuluyor.

    Projenin lise ayağında ise geçtiğimiz dönem eğitim programları ve rol model buluşmaları ile yirmi bini aşkın öğrenciye ulaşılırken; 2019-2020 döneminde lise programına 10 ili kapsayan (Adana, Isparta, Diyarbakır, İzmir, Aydın, Bitlis, Ankara, Samsun, Balıkesir, İstanbul) 25 okulda, Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) iş birliğinde devam ediliyor.