Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 249

    Baba Olmayı Önleyen 10 Tehlike!

    0

    Dikkat! Bu alışkanlıklarınız varsa, risk altındasınız!

    Hiç kuşkusuz çocuk sahibi olmak hemen her çiftin hayali. Ancak bu her zaman kolay olmayabiliyor, zira ülkemizde her 100 çiftten 10-15’inde infertilite (kısırlık) sorunu yaşanıyor. Nedeni kimi zaman kadından, kimi zaman erkekten kaynaklanan infertilite probleminde sperm sayısının ve kalitesinin düşmesi önemli bir yer tutuyor. Öyle ki yapılan araştırmalar son 50 yılda sperm sayısının%50 oranında azaldığını gösteriyor.

    Uzman Prof. Dr. Bülent Alagöl

     Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl günümüzde sperm sayısı ile kalitesinin düşmesinde hatalı alışkanlıkların da önemli bir yer edindiğine dikkat çekerek, “Üstelik üreme sağlığını tehdit eden alışkanlıklar günümüzde gittikçe yaygınlaşıyor. Bu nedenle infertilite sorunu yaşayan erkeklerde öncelikle yaşam alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor” diyor.

    Peki erkeklerin baba olmalarını önleyen faktörler neler? Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl sperm sayısını ve kalitesini düşüren etkenleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

    Sigara ve alkol

    Sigarada bulunan karbonmonoksit gibi zararlı maddeler testise ulaşan oksijen miktarını azaltarak sperm yapımını olumsuz etkiliyorlar. Ayrıca benzopiren, kadmiyum, karbonmonoksit gibi metabolitler de spermde DNA kırıklarına neden oluyor, bunun sonucunda spermin sayı ve kalitesini düşürüyorlar. Uzun süreli ve aşırı alkol tüketimi de karaciğer ile hormon dengesini bozarak sperm sayısını düşürmesinin yanı sıra anormal sperm üretimine yol açıyor.

    Aşırı kilolu olmak

    Aşırı kilo, özellikle de göbek çevresindeki yağlanma, testis ısısının artmasına ve östrojen miktarında artışa sebep oluyor. Erkeklerde beden kitle indeksinin artması aynı zamanda androjen hormon seviyesini de düşürüyor. Tüm bu faktörler sonucunda sperm sayısı azalırken, kalitesi de düşüyor. 30-37 yaş aralığındaki erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada; kilolu erkeklerde (BKİ: 25.1–30.0 kg/m²) sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı normal kiloda (BKİ: 20.0–25.0 kg/m²) olan erkeklere oranla daha düşük bulunmuş. Aynı çalışma; obezite sorunu olan erkeklerin testosteron hormonlarının da %25-32 oranında daha az olduğunu belirlemiş.

    Isıyı artıran faktörler

    Testis skrotumda (torba) yer aldığı için vücut sıcaklığının 2-4 derece altında oluyor ve bu sıcaklık sperm yapımı için ideal sıcaklığı sağlıyor. Ancak saunanın sık kullanılması, uzun süreli oturmak, araba kullanmak, sıkı ve dar kıyafetler giymek skrotal ısıyı arttırarak sperm yapım mekanizmasında sorun oluşturabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl, “Bu nedenle sauna ve jakuzi gibi ortamlarda 30 dakikadan fazla kalınmamasına dikkat edilmeli. Araba kullanırken 3-4 saatte bir mola verilmeli” diyor.

    Egzersizi abartmak

    Yapılan araştırmalar; düzenli egzersizin stres hormonu olarak da bilinen kortizol ve testosteron seviyelerini yükselttiğini, bunun sonucunda da sperm kalitesinin arttığını gösteriyor. Egzersiz sayesinde aynı zamanda spermlerin hareketleri de hızlanıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl aşırı yapılan egzersizin ise tam aksine erkeğin doğal üreme kapasitesini azalttığı uyarısında bulunarak “Sperm kalitesini artırmak isteyen erkeklere egzersizi kesinlikle öneriyoruz. Ancak gereğinden fazla, özellikle de vücudun dayanıklılığını artırma amaçlı yapılan uzun süreli egzersizler ve kas yapımı için kullanılan bazı ilaçlar hormon dengesini değiştirerek testosteron miktarını azaltıyorlar. Buna paralel olarak sperm üretimi olumsuz yönde etkileniyor”

    Varikosel

    Testislerdeki, özelikle de sol testislerdeki toplardamarların genişlemesi ‘varikosel’ olarak adlandırılıyor. Varikosel skrotal (torba) ısıyı arttırarak ve hormonal etkiyle sperm yapımında negatif etki oluşturuyor. Varikoselin bulunduğu testiste 3 mekanizmaya bağlı hasar gelişiyor: ısı artışı, androjen yoksunluğu ve toksik metabolitlerin birikimi. Varikoselin genel popülasyonda %15 iken infertil erkeklerde bu oran %40’lara kadar yükseliyor. Varikosel ameliyatından sonra sperm parametrelerinde %40-60 oranında düzelme bekleniyor. En fazla olumlu etki, sperm sayısı ve hareketliliğinde görülüyor.

    D vitamini eksikliği

    D vitamini, hem kadınlarda hem de erkeklerde üreme hücrelerinin sağlığı için çok önemli. Yapılan çalışmaların büyük bir çoğunluğu D vitaminin testis fonksiyonlarını düzenlemeye yardım ettiğini gösteriyor. D vitamininin ayrıca spermde hücre içi kalsiyum konsantrasyonunu arttırarak sperm hareketliliğini sağladığı düşünülüyor. Yine yapılan çalışmalara göre; erkeklerde D vitamini eksikliği spermlerde DNA hasarı oluşturabiliyor. D vitamini düzeyi yetersiz olan erkeklerle kıyaslandığında, D vitamini düzeyi yeterli olan erkeklerde hareketli sperm sayısı daha yüksek bulunmuş.

    Bazı ilaçlar

    Bazı tansiyon, ülser ve gastrit ilaçları ile antidepresanlar sperm sayısını düşürebiliyorlar. Pek çok ilaç türü üremeyi çeşitli şekillerde etkileyebiliyor: Örneğin bazı ilaçlar testislerde toksik etki oluşturarak sperm üreten hücrelere hasar verebiliyor. Bazı ilaçlar da dolaylı olarak etki ediyor: Sperm üreten testis hücrelerini uyaran hormonlarınsinyallerini keserek, sperm sayısının düşmesine neden olabiliyor. Bazı ilaçlar da cinsel isteği olumsuz etkileyebiliyor ya da ereksiyonu ve spermin dışarı çıkmasını bloke edebiliyor. Yine bazı ilaçlar spermin yumurtayı dölleme kapasitesini azaltabiliyor. Dolayısıyla üreme yeteneğinde sorun oluşursa hekim tarafından alternatif ilaçlara geçilebiliyor.

    Cep telefonları ve bilgisayarlar

    Mobil telefonlardan ve dizüstü bilgisayarlardan yayılan radyofrekans, elektromanyetik ve radyasyon dalgaları testis dokusuna zarar vererek sperm yapımını kötü yönde etkiliyor. “Dizüstü bilgisayarların erkeklerde infertiliteye neden olduğuna dair iddialar, bu cihazların kullanım sürecinde ısıl etkilerine bağlı olarak sperm yapım sürecinin bozulmasına dayandırılıyor” diyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl şu bilgileri veriyor: “Isının çoğunlukla geçici olarak sperm sayısı ya da hareketliliği üzerinde olumsuz etkisi olabileceği yolunda yayınlar var. Kalıcı kısırlığa yol açtığına dair kanıta dayalı bilimsel veri mevcut değil. Endişeler günümüz itibariyle teorik düzeyde. Diz üstü bilgisayar kullanırken skrotal ısı artışına neden olduğu için bacakların kapalı olmamasına dikkat edilmeli ve yarım saat aralıkla ayağa kalkıp dolaşılmalı. Bunların yanı sıra cep telefonu kullanımının gün içinde 60 dakikayı geçmemesine özen gösterilmeli”

    Stres

    “İnfertilite ile psikolojik stres arasındaki ilişki karmaşıktır” diyen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagölsözlerine şöyle devam ediyor: “Stres infertilite nedeni iken, infertil olmak da strese yol açabiliyor. Psikolojik stres, sperm yoğunluğunun, hareketliliğinin ve oranının azalmasına, anormal sperm üretiminin de artmasına neden olabiliyor. İmpotans (ereksiyon kaybı), cinsel ilişkide performans azalması, anksiyete gibi stres faktörleri de doğal hamilelik oluşmasını önleyebiliyor. ”

    Kimyasallar ve ağır metaller

    Yapıştırıcılar, boya çıkarıcılar, temizleme ve yağ giderici maddeler, boya, vernik, cila ile reçinelerin içerdiği çözücüler, mikroelektronik devrelerde bulunan bifeniller de sperm yapımını bozan etkenlerden. Bunların yanı sıra doğada yaygın olarak yer alan kurşun, civa, kadmiyum, arsenik ve krom gibi ağır metaller de spermatogenesisin, bir başka deyişle sperm yapımının birçok aşamasında etkili oluyor.

    Şiddetli Horlamaya Dikkat!

    0

    Uyku apnesi rahatsızlığı bireylerde yaşam ve uyku kalitesinin bozulmasına, yakınlarında da endişe duygusunun artmasına yol açıyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, uyku esnasında hastanın nefes alıp vermesinin durması, tıkanması ve zorlanması ile meydana gelen uyku apnesi rahatsızlığı ile ilgili özellikle kalp rahatsızlığı olanlar için tedaviye geç kalınmadan başlanması gerektiğini vurguluyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, uyku apnesinin kişinin yaşamını önemli derecede etkilediğini belirterek erken müdahalenin önemine dikkat çekiyor.

    Birçok belirtisi var

    Solunum durma sayısının hastalığın şiddetine göre değiştiğini söyleyen Doç. Dr. Barış Metin, “Uyku apnesi olarak tanımladığımız rahatsızlıkta uyku sırasında solunum durmaları meydana geliyor. Hekimler için saatteki durma sayısı büyük önem taşıyor. Hastalığı yaşayan insanlar gece boyunca soluk alıp verirken tıkanmalar yaşıyor, bunu daha çok bireyin yakınları söylüyor. Yakınları hastalardaki nefes durması, tıkanması, yüksek sesle horlama, soluk alıp vermede zorlanma gibi sorunları paylaşırken, hastaların da gece fazla uyanma, sabah baş ağrısı, gün içinde aşırı yorgunluk ve uyuya kalma gibi şikayetleri oluyor. Uyku apnesi olan bireyler çok gürültülü horluyor” dedi.

    Uyku apnesi obeziteye yol açıyor

    Uykunun hayati bir süreç olduğunu ve kaliteli uyunmadığında zihinsel ve metabolik işlevlerin bozulduğunu belirten Doç. Dr. Barış Metin, “Hiper tansiyon ve kalp hastalıklarının yanı sıra konsantrasyon bozuklukları, uykusuzluk, depresyon gibi etkenler uyku apnesine neden oluyor. Uyku apnesi bireylerde obeziteye sebep oluyor, ne kadar diyet yaparlarsa yapsınlar kilo veremiyorlar. Boyun bölgelerinde yağ miktarı fazla olan obez bireylerde bu rahatsızlık daha fazla görülüyor. Çocuklar açısından baktığımızda özellikle bademcik, geniz eti olanlar risk altında diyebiliriz. Çocuğun nefesi tıkandığı için büyüyemiyor, okul başarısı düşüyor. Çocuklarda da bu rahatsızlığın tedavisini ihmal etmemek gerekiyor. Kadın ve erkeklere baktığımızda ise uyku apnesi, erkeklerde biraz daha sık görülüyor. Boyun bölgelerinde kalınlaşma oluşan kadınları da risk altında değerlendirebiliriz” dedi.

    Uyku apnesinin farklı evreleri var

    Uyku apnesinin hafif, orta ve şiddetli evrelerini olduğunu söyleyen Doç. Dr. Barış Metin; “Solunum durması sayısı 5 ile 15 arasındayken hafif, 15 ile 30 arasındayken orta ve 30’un üzerindeyse ağır olarak nitelendiriyoruz. Hafif olduğu zaman hasta yakınları durumu daha az fark ediyor. Çok ağır bir uyku apnesi olmamasına rağmen gece sık sık uyanan bir hastamız vardı. Pek çok doktora gitmiş, uyku ilacı verilmiş ve derdine çare bulamamış. Tedavi ettiğimiz zaman bu rahatsızlıktan kurtuldu ve uyanmamaya başladı. Hafif ve orta düzeydeki hastalarımızda gece uyanma ve uyuyamama gibi sorunlar görüyoruz” dedi.

    Uykularını kaydediyoruz

    Doç. Dr. Barış Metin, şöyle devam etti: “Rahatsızlık hafif ya da orta düzeydeyse, özellikle bir darlık mevcutsa cerrahi tedavi söz konusu oluyor. Cerrahi müdahale çocuklarda daha çok tercih ediliyor. Geniz eti, boğaz yolunu tıkayan bir durum varsa bunu almak genişlemesine neden oluyor. Cihaz tedavisinde ise hortumdan boğaza hava veriliyor, böylece solunum yolunun açık kalması sağlanıyor. Konforsuz gibi görünse de birkaç gece kullandıktan sonra varlığı hissedilmiyor. İnsanlar uyku sorunuyla da geliyorlar. Sık olarak ‘gündüz sürekli uyuyorum, eşim uyurken tıkandığımı söylüyor’ şeklinde şikayetlerle karşılaşıyoruz. Böyle durumlarda uyku laboratuvarında solunum hareketi yapılan kaslara ve bacaklara elektrotlar bağlıyor, uykuyu kaydediyoruz. Sonuçlara göre tedavi uyguluyoruz.”

    Uykuda ölümlere sebep oluyor

    Uyku apnesinin tedavi edilmediğinde tansiyon, kalp yetmezliği, uykuda ani ölümlere sebep olduğunu ifade eden Doç. Dr. Barış Metin, “Özellikle tansiyonu ve kalp yetmezliği olan hastaların acil olarak tedavi olması gerekiyor. Uyku apnesi şeker hastalığına yol açabiliyor. Bunun şeker ilaçları ile tedavisi mümkün ancak esas sıkıntı uyku apnesi olduğu için kesin sonuç alınamıyor. Uyku apnesi olan insanlar diyetle kilo veremiyorlar, ancak tedavi olduktan sonra kilo vermeleri mümkün oluyor. Tedavi olduktan sonra, şeker ilaçlarını azaltan, tansiyon ilaçlarını bırakan, kilo veren hastalarımızı görüyoruz. Kişinin kalp damar sisteminden metabolizmasına kadar ciddi şekilde olumsuz etkilediği için tedavisinin ihmal edilmemesi gerekiyor” dedi.

    Çocuklarda Güçlü Bağışıklık Sistemi İçin 7 İpucu

    0

    Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en önemli yolu ise doğru ve dengeli beslenmeden geçiyor

    Bağışıklık sisteminin zayıf olması hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Özellikle okul çağındaki çocuklar sınıf ortamında zaman geçirdiği için enfeksiyon hastalıklarına çok daha kolay yakalanabiliyor.

    Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Dilara İsmailoğlu, çocuklarda bağışıklık sistemini güçlendirmek için tüketilmesi gereken besinler hakkında bilgi verdi.

    Çocukların bağışıklık sistemlerinin güçlenmesi ve kışı daha rahat geçirebilmesi için doğal karışımlar:

    1-Zerdeçal ve zencefili, ev yapımı yoğurtla tüketin

    Hem Zencefil hem de zerdeçalın sayısız faydası yoğurdun probiyotik etkisi ile birleşince çocuklar için hem doğal hem de antioksidan bağışıklık güçlendirici bir karışım ortaya çıkmaktadır. Her gün 1 kase yoğurdun içerisine 1 çay kaşığı zencefil ve 1 çay kaşığı zerdeçal ilavesi ile çocukların kış aylarından etkilenmesinin önüne geçilebilmektedir. Yoğurdun probiyotik maya ile evde mayalanması önemlidir.

    2-Bağırsak dostu kefiri meyve ile tatlandırın

    Günde 1 çay bardağı doğal kefir tüketimi bağışıklık sisteminin desteklenmesine büyük yarar sağlamaktadır. Mayalanırken oluşan prebiyotik ve probiyotik bakteriler bağırsaklardaki yararlı mikroorganizmaları artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Çocukların sade kefirin tadını sevmediği durumlarda içerisine bir miktar meyve püresi ilave edilerek tadı cazip hale getirilebilir.

    3-Çocuğunuza kiviyi, pekmezle yedirin

    Diğer meyvelere oranla çok yüksek C vitamini kaynağı olan kivi bu sayede bağışıklığı güçlendirip vücudun mikroplara karşı savunma sistemini güçlendirmektedir. C vitamini aynı zamanda vücutta demir mineralinin emilimini de artırıcı etkiye sahiptir. Demir eksikliği problemi yaşayan çocuklarda kivi üzerine pekmez sürülerek tüketmeleri, pekmezde bulunan demir emilimini artırarak çocuklara iki kat bağışıklık kazandırmaktadır. Çünkü pekmezin içeriğindeki demirin emilimi için de C vitamini gerekmektedir.

    4-Balın etkisini, arı sütü ile artırın

    Besleyici özelliği oldukça yüksek olan arı sütü, 1 haftalık arıların salgıladıkları jel yapıda bir maddedir. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinen arı sütünün her sabah 1 çay kaşığı bal ile tüketilmesi yarattığı etkiyi artırmaktadır. Ancak arı sütünü 3 yaşından küçük çocuklarda tüketilmemesi olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.

    5-Balıkla çocuğunuzun hem zihnini hem bağışıklığını destekleyin

    Balık, çok güçlü bir antioksidan olan selenyum içerir. Haftada 2-3 gün balık tüketmek çocuğun okuldaki konsantrasyonunu artırarak derslerdeki başarısına yansırken bağışıklık sistemini de üst seviyede tutacaktır. Selenyum sadece balıkta değil tam tahıllı ekmekler, ceviz, fındık gibi yağlı kuruyemişler, yumurta, süt ve süt ürünlerinde bulunmaktadır.

    6-Yumurtayla zinde kalmasına yardımcı olun

    Anne sütünden sonra vücudun ihtiyaç duyduğu en iyi protein kaynaklarından biri olan yumurta, aynı zamanda çok iyi demir kaynağıdır. A, D, E ve B12 vitaminlerinden zengin yumurta çocuğun zeka gelişimini destekleyip beyin yapısını korurken içerdiği kaliteli protein sayesinde de sağlıklı büyümelerine büyük katkı sağlamaktadır. Çocuğun sevdiği pişirme şekliyle omlet, menemen veya haşlanmış olarak her gün bir yumurta tüketilmelidir.

    7-Fast food yerine anne yemeği pişirin

    Fazla şekerli besin tüketimi ve fazla kilo artışı da çocuklarda bağışıklık sistemini düşürmektedir. Çocuk mutlaka ev yemekleri tüketmelidir. Fast-food beslenme tarzı, kızartmalar, şekerli yiyecekler, asitli içecekler, hazır meyve suları, gofret, bisküvi gibi hazır ambalajlı gıdalardan çocuklar uzak tutulmalıdır. Çocukların ev yemeklerine ilgisini çekmek için değişik tarifler hazırlanabilir. Dışarıdan hazır almak yerine evde yapılmış kek veya kurabiye yanına süt ile güzel bir ara öğün olabilirken, fast-food seven çocuklar için haftada 1 gün evde yapılmış köfte ile güzel bir hamburger hazırlanabilir.

    Kışın Cildi Koruyan 10 Besin

    0

    Bu Besinler Kışın Cildiniz İçin Kalkan Oluyor!

    Kış soğuklarına karşı cildinizin nemini koruyup sağlıklı bir görüntü kazandırmak için uyguladığınız bakım kadar, tükettiğiniz besinler de son derece önemli. 

    Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, “Bazı besinler içerdikleri bileşikler sayesinde cildi onarmaya katkıda bulunuyor. Sağlıklı ve dengeli beslenerek cildinizin ışıldamasını sağlayabilirsiniz” diyor.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, kışın dondurucu soğuklara karşı cildi koruyan ve canlandıran 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Balkabağı

    % 90’ı su olan balkabağında potasyum, magnezyum, çinko, kalsiyum, fosfor ve demir gibi çok önemli mineraller bulunuyor. Ayrıca A vitamini açısından oldukça zengin olan balkabağı, retinoid adı verilen bileşikler sayesinde de sivilce, iltihap ve diğer cilt problemlerinin iyileşmesinde yardımcı oluyor.

    Somon

    Vücudun ihtiyacı olan ancak kendi başına üretemediği doymamış yağ asitleri içeren somon, hücrelerdeki yaşlılık sürecini yavaşlatmaya yardımcı olarak yaşlanmayı geciktiriyor. Ayrıca selenyum içeriği sayesinde cildi dış etmenlerden gelen zararlara karşı da koruyor.

    Greyfurt

    C vitamini, kolajen ve elastinin içeriği ile greyfurt cildi korumaya yardım ediyor. Yazın güneşin etkisiyle oluşabilen kırışıklıklar ve lekeleri azaltmaya yardımcı olurken, bağışıklık sistemini güçlendirerek, iltihaplı cilt problemlerini engelliyor. 

    Ceviz

    Soğuk kış günlerinde, içeriğindeki omega 3 ve omega 6 sayesinde cildin doğal yağ bariyerini oluşturmaya yardımcı olan ve cildin kurumasının önüne geçen ceviz, lekelere karşı da kalkan oluyor. İçeriğindeki önemli bir antioksidan olan E vitamini ve çinko ile de cildi besliyor, yara iyileşmesinde etkili oluyor. 

    Yeşil çay

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Yeşil çay antioksidan kapasitesi sayesinde cildin yenilenmesini hızlandırır ve kolajen üretimini destekler. DNA’nın zarar görmesini engeller ve yaşlanmayı geciktirir. Ayrıca yeşil çayda bulunan polifenol adı verilen bileşikler antiinflamatuar etki göstererek vücutta iltihaplanmayı azaltabilir” diyor. 

    Avokado

    İçerisindeki E vitamini ve sağlıklı yağlar sayesinde cildi nemlendirmeye yardımcı olan avokado, aynı zamanda C vitamini sayesinde de cildin elastik yapısını koruyor.

    Antioksidan kapasitesi yüksek olan bu vitaminler deri hücrelerindeki DNA hasarını da azaltabiliyor. Güneş ışığı, sigara ve çevre kirliliği ile ortaya çıkabilen serbest radikallere karşı savaşarak ciltteki zararlı etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor.

    Brokoli

    A vitamini, C vitamini ve çinko minerali açısından zengin olan brokoli cilt güzelliği için oldukça önemli gıdalardan biri. Ayrıca; yapılan klinik çalışmalar, içeriğinde bulunan sulforaphan sayesinde serbest radikallere karşı vücudu koruduğunu ve cildin yaşlanmasını geciktirdiğini ortaya koyuyor.

    Kurubaklagiller

    Kalsiyum, çinko, magnezyum ve demir yönünden de zengin olan kuru baklagiller ayrıca B12 hariç diğer tüm B vitaminleri için güzel bir kaynak. B vitaminleri cilt sağlığının korunmasına destek oluyor, cildi nemlendiriyor ve iltihabı önlüyor. Ayrıca içeriğindeki çinko sayesinde A vitamini seviyelerini artırıyor ve akneye karşı cildi koruyor. 

    Yumurta

    İçeriğindeki A vitamini sayesinde cilt dokusunun yenilenmesine yardımcı olan yumurta; zengin selenyum içeriği ile de öne çıkıyor. Yapılan birçok çalışmaya göre; selenyum deri kanserini önlemede anahtar rol oynarken, elastin de cilt yapısı için kilit öneme sahip.

    Bitter Çikolata

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Bitter çikolatanın kakao yüzdesi ne kadar yüksek ise faydası da o kadar fazla oluyor. Yapılan klinik çalışmalar, kakonun cildi daha yumuşak ve nemli tutmaya yardımcı olduğunu gösteriyor ancak şeker oranı düşük çikolatayı seçmeyi ihmal etmeyin ve günlük tüketim miktarı olarak 20 gram (yani 2 küçük kare) çikolatayı aşmayın” diyor.


    BabyCollege® artık Türkiye’de!

    0

    Yaşamın ilk 3 yılındaki deneyimler, çocuğun sosyal, duygusal, bilişsel ve dil gelişimleri için çok kritik bir öneme sahip

    Bebeğinizin ilk 3 yılını gerçekten değerli bir öğrenme ve duyusal keşif zamanı haline getirmek mümkün. Uluslararası erken çocukluk dönemi eğitimi EYFS hedefleri ile tam uyumlu, 0-36 aylık bebek ve ebeveynlerinin katılımlarıyla gerçekleştirilen, makaton (işaret dili) yöntemini içeren ödüllü ebeveyn-çocuk oyun ve aktivite programı BabyCollege® artık Türkiye’de…

    Yaşamın ilk 3 yılındaki deneyimler, çocuğun sosyal, duygusal, bilişsel ve dil gelişimleri için çok kritik bir öneme sahip

    Bireyin gelişimi üzerinde yapılan araştırmalar, 0-3 yaştaki beyin gelişimi başta olmak üzere tüm alanlarındaki gelişimin, diğer dönemlerden daha hızlı olduğunu ve bu deneyimlerin, bebeklerin yaşamları boyunca etkili olacak düşünme, hissetme, iletişim kurma, öğrenme, hareket etme ve benlik algısı başta olmak üzere tüm ergenlik ve yetişkinlik dönemlerini etkilediğini göstermektedir. 

    Bu yüzden mucize yıllar olarak da nitelendirilen 0-3 yaş dönemi, tüm ebeveynler ve bakım veren diğer kişiler tarafından hassasiyetle hareket edilmesi gereken dönemdir. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye: Bir Sonraki Kuşak için Fırsatların Yaygınlaştırılması – Yaşamda Şanslar Raporu’ bu konuda şu bilgileri ortaya koyuyor: “Erken dönemde iyi bakım alan çocukların ergenlik dönemlerinde öz saygı geliştirme, daha sonraki yaşamlarında ise toplumun yaratıcı ve üretken üyeleri olma olasılığı da yüksektir. Buna karşılık, yaşamlarının ilk yıllarında, tüm alanlardaki gelişimin en hızlı olduğu dönemde uyarım alamayan çocuklar kendi potansiyellerini hiçbir zaman eksiksiz gerçekleştiremeyebilirler.”

    BabyCollege®, İngiltere Oxford’da 2000 yılında geliştirilen ve bugün dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanan ebeveyn bebek katılımı ile 7 farklı gelişim alanında bütünsel gelişimi hedefleyen benzersiz bir dizi etkinlik ve oyun içeren, ebeveyn bebek etkileşimini temel alan, ödüllü oyun ve etkinlik programı. BabyCollege®, gelişimin en hızlı olduğu 0-36 aylık dönemde, denge hareket, işitsel ve görsel iletişim, dikkat-öğrenme, bedensel farkındalık, güvenli bağlanma, sosyal adaptasyon, çoklu duyusal entegrasyon ve benlik algısı gibi birçok farklı alanda bebeğinizin gelişimine katkı sağlıyor. BabyCollege® ile bebeğinizin ilk 3 yılını gerçekten değerli bir öğrenme ve duyusal keşif zamanı haline getirmek mümkün. 25 Şubat 2020’de Türkiye ofisi, Sosyolog ve Eğitimci Filiz Kantekin tarafından hizmete açılacak olan dünyaca ünlü bu etkinlik programında; hamilelik sürecinden itibaren ebeveynlerin ihtiyaç duyduğu ilham veren teorik bilgilerin yanısıra işaret dili, pentatonik müzik, duyusal öğrenme ve okul öncesi döneme hazırlık ile ilgili eğlenceli ve uygulamalı aktiviteler yer almaktadır.

    BabyCollege® ile mucize yıllar

    BabyCollege®, uluslararası erken çocukluk dönemi eğitimi EYFS hedefleri ile tam uyumlu, 0-36 aylık bebek ve ebeveynlerinin katılımlarıyla gerçekleştirilen, makaton (işaret dili) yöntemini içeren, ödüllü ve benzersiz, etkileşimli grup etkinlikleri içeren oyun ve aktivite programıdır. BabyCollege®, bebeğin doğumdan itibaren 0-9, 9-18, 18-36 aylık dönemlerin etkinlikleri gelişim özelliklerine göre, dilsel oyun, ritm, dans, makaton (işaret dili), duyusal oyunlar ve bilişsel gelişime yönelik farklı aktiviteleri içeriyor. Hafta hafta planlanmış, oyuncak ve uygulama materyalleri eşliğinde süren oyun ve grup etkinliklerinden oluşan muhteşem bir rehberlik programı sunuyor.

    BabyCollege®, 126 haftalık seanstan oluşan etkinlik programı boyunca; ebeveynleri bebeklerinin vestibüler (denge) ve proprioseptif (vücut farkındalığı) duyularıyla tanıştırıyor; bebeklerin hız, yön, yer çekimi, hareket duyarlılığı ve postural denge algılarına ebeveynlerin rehberlik edebilmeleri için modern teknikleri deneyimleyebilmelerine ve oyunlarla geliştirmelerine olanak sağlıyor. Erken öğrenme ve gelişim standartlarıyla desteklenen çocuklar, bağımsızlık, yaratıcılık, inisiyatif alma, kendine ve çevresine karşı sorumluluk, tolerans, dayanışma, çeşitliliğe, topluma saygı gibi temel değerleri erken yaşta edinmeye başlıyor.

    Bebeğin keşif yolculuğunu anlamlı kılıyor

    BabyCollege® kurucularından Nöro Gelişim Uzmanı Alison Lawson, iki oğlunun dispraksi ve disleksi rahatsızlıklarıyla başa çıkmaya çalışırken erken çocukluk gelişim dönemi araştırmalarıyla başlamış ve nörolojik gelişimsel gecikmelerin öğrenme ile ilgili sorunlara yol açabileceği bilgisinden hareketle araştırmalarını derinleştirerek İngiltere’nin Chester şehrindeki Nöro-Fizyolojik Psikoloji Enstitüsü’nden Sally Goddard Blythe ile birlikte çalışarak eğitim programını yapılandırmıştır.

    BabyCollege®, seanslarını etkili yapan, her aktivitenin bebeğinizin tüm duyularını harekete geçirmek, potansiyelini en üste taşımak için özenle tasarlanmış ve farklı disiplinlerin profesyonelleri tarafından onaylanmış olmasıdır. Her BabyCollege® etkinliğini destekleyen ve tekrar etme şansı veren ise, bebeğinizin dokunduğu, gördüğü, duyduğu, kokladığı ve hissettiği her şeyi yedekleyen, ayrıntılı bir eğitim materyali ve dijital platforma sahip olmasıdır.

    Lenf Bez Büyümesinde Bu Belirtilere Dikkat !

    0

    Dikkat! Lenfoma, gribal enfeksiyonla karıştırılabiliyor!

    Tıpkı gribal bir enfeksiyonmuş gibi yorgunluk, halsizlik ve ateşle kendini gösterebilen lenfoma, çocukluk çağında en sık karşılaşılan kanser türleri arasında yer alıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, birçok hastalığı taklit edebilen bu sinsi hastalığın, karaciğer ve dalak büyümesinin yanı sıra, halk arasında beze olarak adlandırılan lenf nodüllerinin, vücudun herhangi bir bölgesinde nedensiz büyümesi ile de ortaya çıkabildiğini söylüyor.

    Uzman Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu

    Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü kapsamında yaptığı açıklamada, çocuklarda her lenf bezi büyümesinde kaygılanmanın gereksiz olduğunu ancak lenf bezi büyümesinin lenfomanın (lenf kanseri) habercisi de olabildiği için çok dikkatli olunması gerektiğini belirterek, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Çocukluk çağında en sık karşılaşılan kanser türleri arasında yer alıyor

    lenfoma (lenf kanseri) yorgunluk, halsizlik, ateş ve iştahsızlık gibi belirtiler nedeniyle grip başta olmak üzere birçok hastalığı taklit edebildiğinden sinsice ilerleyerek zaman kaybedilmesine neden olabiliyor. Çocuklarda özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ve sonrasında en sık boyunda, kasıkta, koltuk altı ve köprücük kemiğinde görülen lenf bezi büyümelerinin çoğunlukla gribal enfeksiyonlardan kaynaklanmakla birlikte, lenfomanın da önemli bir bulgusu olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, bu nedenle anne-babaların çok dikkatli olmaları gerektiği uyarısında bulunuyor.

    Hastalığın tedavisinde erken tanının hayat kurtarıcı olduğunu belirten Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu “Lenf nodları her sağlıklı insanda bulunan, özellikle küçük çocuklarda fark edilir hale gelebilen normal yapılardır. Çocuklarda her lenf bezi büyümesinde kaygılanmanız gereksiz. Ancak büyümüş bir lenf nodu, lenfomanın da habercisi olabildiğinden; çocuğun tanısal yaklaşımında gereksiz tetkik isteyerek zaman kaybına yol açmamak için ayrıntılı öykü ve fizik muayene eşliğinde her vaka ayrı değerlendirilmeli ve buna göre testlerin istenilmesi gerekmektedir. Kan testlerinin yanı sıra hastalığın tanısı için iki yönlü akciğer grafisi, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme tetkikleri ve biyopsi başlıca yararlanılan yöntemlerdir” diyor.

    Bu belirtiler kritik önem taşıyor!

    Çocuklarda enfeksiyon, ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, kansızlık ve döküntü gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiği, lenf bezlerinin 1 cm’den büyük olması durumunda da hastalık göstergesi olup olmadığının araştırılmasının kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Funda Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Yumuşak, rahatça bastırılabilen, hareket ettirilebilen lenf düğümleri ‘iyi huylu’ yani kanser olmayan karakterlidir. Lenfoma ile ilişkili lenf düğümleri sert veya lastik kıvamındadır. Sabit veya birbiriyle küme yapmış lenf düğümleri ise metastatik kanserler veya lenfomaların bir bulgusu olabilir. Bu nedenle süre ayrıntılı sorgulanmalı, bu süreçte lenf nodlarının boyutları ve sayısında artış olup olmadığı irdelenmelidir. 4-6 hafta içinde boyutları gerilemeyen ya da 8-12 hafta içinde tamamen normal boyutlara dönmeyen lenf nodları biyopsi ile incelenmelidir. Boyunda 2 cm’nin üzerinde gösteren lenf nodlarında lenfomadan şüphelenilmelidir. Köprücük kemiği üzerinde yer alan lenf nodlarında ise boyuta bakılmaksızın kanser riski yüksektir.”

    Erken tanı ile tam iyileşme mümkün!

    En sık görülen çocukluk çağı kanserlerinde lösemi ve santral sinir sisteminin ardından üçüncü sırada olan lenfomalar ülkemizde yüzde 15-18 arasında görülüyor. Dikkatli öykü, muayene ve tetkikler sayesinde tanı kesinleştirildikten sonra nedene yönelik tedavi uygulandığını belirten Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, “Erken tanı lenfomada da hayat kurtarıyor ve tedavide tam başarıyı mümkün kılıyor. Bu nedenle lenfoma/lösemi ve diğer çocukluk çağı kanserlerinin atlanmaması ve erken tanı konulması için çocukların özenle ve büyük bir dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Funda Çorapcıoğlu, çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, düzenli spor yapmaya teşvik edilmeleri, sigaralı ortamlardan uzak tutulmaları ve işlenmiş et ürünleri (salam, sosis, sucuk vb) ile şekerli gıdaların zararlarına karşı da bilinçlendirilmelerinin önemli olduğunu söylüyor.

    Kedi Sahibi Olmak,Ruh Sağlığına İyi Geliyor

    0

    Kedi Sahibi Olmak Ruh Sağlığını Olumlu Yönde Etkiliyor

    Kedi sahibi olmanın ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu kaydeden uzmanlar, kedilerin yalnızlığa ve depresif ruh haline iyi geldiğine dikkat çekiyor. Uzmanlara göre kedi beslemek çocukların sosyal iletişimini olumlu etkileyip empati ve sorumluluk duygularını artırıyor. Öyle ki kedi besleyen kişilerin kalp krizi geçirme olasılıkları ise beslemeyenlere göre daha az.

    Dünyada pek çok ülkede 17 Şubat Dünya Kediler Günü olarak anılıyor

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, kedilerin fiziksel ve ruhsal sağlığa önemli katkıları olduğunu belirtti.

    Kedi besleyenlerin kalp sağlığı daha iyi…

    Yapılan bilimsel çalışmaların bu önemli ilişkiyi gözler önüne serdiğini kaydeden Dilara Aloğlu, “Kediler insanlar için hem ruhsal hem de fiziksel açıdan yarar sağlayan hayvanlardır. Bazı araştırmalar kedi besleyen kişilerin kalp krizi geçirme olasılıklarının beslemeyenlere göre daha az olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Minnesota Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara göre kedi sahibi olmayanlar, evlerinde kedi besleyen kişilere kıyasla kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanan ölümlere % 40 oranında daha fazla eğilimlidir. Buffalo’daki New York Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar ise, kedi sahiplerinin diğerlerine göre daha düşük tansiyona sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda yalnız yaşayan kişilere arkadaş ve sorumluluk sahibi olmaları konusunda son derece yardımcı olmaktadır” diye konuştu.

    Çocuk ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri var

    Evde kedi beslemenin çocuk gelişimi ve ruh sağlığı açısından da önemli etkileri olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, “Çocuklar için evcil hayvan beslemek onların sosyal iletişimini, empati ve sorumluluk duygularını arttırmaktadır. Kedilerle büyüyen çocukların dışa dönük oldukları ve özellikle tek çocukların paylaşmayı öğrendiği söylenebilir. Kediler, aile içerisine girdiğinde, çocuklara sorumluluk alma ve hayvan bakımı eğitimi konusunda önemli bir rol oynamaktadırlar. Amerikan Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Kurulu’nda görevli Dr. Marshall Plaut, erken yaşlarda evcil hayvan teması ile büyümenin ileriki dönemlerdeki bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve sık görülen alerjileri ciddi oranda azalttığını ifade etmektedir” diye konuştu.

    Kedi, yalnızlığa iyi geliyor

    Kedilerin özellikle yalnız kişileri hayata bağladığını ve ev içerisinde onlara arkadaş olduğunu kaydeden Dilara Aloğlu, “Kedi, depresyonda olan kişilerin hayattan keyif almalarına sebep olabilir. Bir kedinin size eşlik etmesi, kendisini sevdirmesi ve sürekli yanınızda vakit geçirmesi kendinizi iyi hissetmenize ve yalnızlık hissinize iyi gelecektir. Araştırma sonuçlarına göre birçok psikolojik rahatsızlığın yalnızlık sonucu ortaya çıktığı görülmektedir. Aynı zamanda sevildiğiniz duygusuyla birlikte depresif ruh halinize de oldukça iyi gelecektir. Günün sonunda eve geldiğinizde, kedinizle vakit geçirmek moralinizi yükseltecektir.”

    Kedi sahiplerinin akademik başarısı yüksek

    Günümüzde birçok araştırmanın hayvan sevgisinin insana iyi geldiğini ortaya koyduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Dilara Aloğlu, “Bristol Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara göre kedi sahibi insanların üniversite bitirme oranı köpek sahibi olanlara nazaran daha yüksek. Benzer şekilde 2014 yılında Wisconsin’de yapılan araştırmaya göre kedi sahibi olan üniversite öğrencilerinin olmayanlara göre daha yüksek notlar aldığı ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak her evde evcil bir hayvanın olması, hem çocuk gelişimi açısından hem de fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar bakımından koruyucu bir faktör olacaktır” diye konuştu.

    Çocuklar Filmlerinin Hikayesini Yazıyor

    0

    10-16 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan “Filmimin Hikâyesi” Yarışması’na başvurular başladı

    T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı , T.C. Eyüpsultan Belediyesi , CGV Mars Cinema Group destekleri ile TÜRSAK Vakfı tarafından 10-16 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 16. TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen “Filmimin Hikâyesi” Yarışması’na başvurular başladı.

    Çocukların sağlıklı bir hobi edinmelerine, sanatsal üretim gerçekleştirmelerine ve hatta gelecek mesleklerine bir katkı sağlamak hedefi ile yola çıkan TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali bu sene İstanbul, Ankara, Samsun, İzmir ve Urfa illerine yeni bir çağrı yapıyor. Bu yıl 16.sı düzenlenecek olan festival kapsamında düzenlenen “Filmimin Hikâyesi” Yarışması’nın amacı sanatsal alanlarda yeteneği olan çocukları üretime teşvik etmek ve sinema sanatını uygulamada öğretmek.

    Bu sene “Filmimin Hikâyesi” İstanbul, Ankara, Samsun, İzmir ve Urfa illerinde yaşayan 8-12 yaş arası ilkokul ve ortaokul çocuklarının katılımına açık bir hikâye yarışması. Bu seneki konusu “Geleneksel Eyüp Oyuncağı” olarak belirlenen ve çocukların kendi hayallerindeki filmin hikayesini yazdıkları bu yarışmada Ön Jüri “Filmimin Hikâyesi” kitabında yer almak üzere ilgili illerden 10’ar hikâye seçecek. Daha sonra bu 50 hikâye profesyonel sinemacılar ve yazarlardan oluşacak Ana Jüri’ye gidecek ve Ana Jüri “Filmimin Hikâyesi” Kısa Film Yapım Atölyesi’nde filme çekilecek 5 hikâyeyi belirleyecek.

    Basılan kitaplar, festivale katılan çocuklara ve ilgili illerdeki okulların kütüphanelerine dağıtılacak

    Yarışmayı kazanan çocuklar, ödüllerini 16. Çocuk Filmleri Festivali’nin Ödül Töreni’nde teslim alacaklar. Ayrıca Ödül Töreni’nde “Filmimin Hikâyesi” Kısa Film Yapım Atölyesi’nde çekilen kısa filmin gösterimi de gerçekleştirilecek.

    TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali her sene olduğu gibi 16. senesinde de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü işbirliği ile film gösterimleri ve atölyeler vasıtasıyla ülkemizin farklı bölgelerinde yaşayan binlerce çocuğu sinema sanatıyla buluşturacak

    Dikkat! Sosyal Medyada Çekiliş Aldatmacası…

    0

    Son günlerde özellikle çekiliş kampanyaları düzenlenerek çeşitli hediyeler dağıtan markalar ve sosyal medya fenomenleri, sosyal medyada takipçi sayısını artırmak adına birçok yönteme başvurmaya devam ediyor

    Peki sosyal medyada gerçekleştirilen bu çekilişler yasal mı? Sosyal medya fenomenlerinin bu çekilişlerden çıkarı ne? Dijital Pazarlama Uzmanı Furkan Lüleci, sosyal medyada gerçekleştirilen çekiliş furyası ve aldatmacası ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    Sosyal medya, hayatımızın her alanında var olmaya devam ediyor. Hem markalar hem de sosyal medya tüketicileri için takipçi sayısının yüksek olması bir hayli önem taşıyor

    Özellikle online ürün ve hizmet satışı yapan markalar, takipçi sayısını artırmak adına birçok yönteme başvurmaya devam ediyor. Son günlerde bu yöntemlere bir yenisi daha eklendi: Sosyal medyada çekiliş aldatmacası.

    Konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Dijital Pazarlama Uzmanı Furkan Lüleci, sosyal medya üzerinde gerçekleştirilen bu çekilişlerin yasal olmadığını ve niteliksiz bir dijital kimlik ortaya koyduğunu belirtiyor ve ekliyor:

    Dijital Pazarlama Uzmanı Furkan Lüleci

    “Sosyal medya fenomenleri, kendi hesapları üzerinden toplu olarak gerçekleştirdikleri çekilişlerden ciddi kazançlar elde ediyor. Son zamanlarda bu çekilişler araba hediye edilmesine kadar uzandı. Çekilişe katılmak isteyen kullanıcıların, sosyal medya fenomenlerinin takip ettiği kâr amacı güden markaları da takip etmeleri zorunlu. Aslında aldatmaca da burada devreye giriyor. Sosyal medya fenomenleri, her bir hesaptan ortalama 15 Bin TL ile 50 Bin TL arası ücret alıyor. Bu ücret karşılığında, bu işletmelerin takipçi sayıları 1 Milyona kadar çıkıyor. Bu yöntemle, adı daha önce duyulmamış küçük çaplı markalar, yüz binlerce takipçiye sahip oluyor. Ancak işin kaymağını tabii ki fenomenler yiyor. Üstelik gerçekleştirilen bu çekiliş kampanyaları için Milli Piyango İdaresi’nden de izin alınmıyor.”

    Konuyla ilgili açıklamalarına devam eden Furkan Lüleci, çekiliş kampanyalarının yasal zeminde gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’de bu yasal mevzuata uyulmadığının altını çizdi ve konu ile ilgili Bilişim Hukuku Avukatı Emre Avşar ile konuyu gözlem altına aldı.

    Avukat Emre Avşar konu ile ilgili şu ifadeleri kullandı;

    “Sosyal medya üzerinden çekilişle ‘Borusan Garantili’ tabiri kullanılarak 2012 Model BMW marka bir araç hediye edildiğini görüyoruz. Bunun yasal bir prosedüre bağlı olarak gerçekleştiğini düşünmek mümkün olamaz. İfade etmek gerekir ki, Milli Piyango İdaresinin piyango ve çekilişler hakkındaki 04.10.2006 tarihli yönetmeliği ve 320 sayılı KHK dikkate alındığında, idarenin bilgisi ve onayı olmadan dolaylı ya da doğrudan kazanç elde edilecek çekilişler, mutlak suretle Milli Piyango İdaresinin onayı ve resmi izni ile yapılmak zorundadır. Bu durum ise, yapılan çekilişte aleni bir biçimde alınan izin numarası ve tarihi ile belirtilmelidir. Aynı zamanda çekilişler, sponsorlar aracılığı ile yapılıyorsa, belli bir kazancın olmadığı ya da olamayacağı durumundan bahsetmek yanlış olacaktır. O halde sponsorların bu fiilleri de, Türk Ticaret Kanununun ilgili maddelerine göre, haksız rekabet ve aldatıcı reklam yasağını açık bir biçimde ihlal ettikleri anlamını taşır. Yani özetle, sosyal medya kullanıcıları, bu tarz durumlara dikkat etmeli ve aldatıcı olduğu şüpheli durumlarda bu kişi ve kurumlara itibar etmemeliler.”

    Fenomenlerin kazancı dudak uçuklatıyor!

    Dijital Pazarlama Uzmanı Furkan Lüleci’nin ifadesine göre; “Şu durumu unutmamak gerekir; Kullanıcıların katıldığı bu çekilişlerden, sosyal medya fenomenleri inanılmaz kazanç elde ediyor. Fenomenler aslında bir nevi kendi takipçilerini bir ücret karşılığı kullanıyor. Artık gerçekten kaliteli içerik üreterek takipçilerini şaşırtan ya da takipçilerine bir şeyler katan sosyal medya fenomenleri bir elin on parmağını geçmeyecek kadar azaldı. Sosyal medya kullanıcılarının bu tarz yasa dışı çekilişlere katılmayarak bu furyaya bir dur demesi ve kolay yoldan para kazanılmasının önüne geçmesi son derece önemli.”

    Milli Piyango İdaresi’nin izni ve haberi yok!

    Konu ile ilgili Milli Piyango İdaresini arayan Lüleci, İdarenin bu tarz çekilişlerin yapıldığından haberleri olmadığını, hukuk müşavirliğine konunun aktarıldığını kendisine ilettiklerini bildirdi.

    Yapay Geri Zeka: Bilgisayarlar Dünyayı Nasıl Yanlış Anladı?

    0

    Meredith Broussard yapay zekânın (AI) ve teknolojik çözümlerin sınırlarını araştıran bir akademisyen olarak teknolojinin sosyal olarak yapılandırılmış bozukluk ve eşitsizlikleri nasıl kopyaladığını da yeni çıkan kitabında anlatıyor

    Yapay Geri Zekâ, teknolojinin sınırlarını öğrenmek ve bilgisayarların neden her zaman doğru hamleyi yaptığını düşünmemek gerektiğini anlamak için bir önemli bir rehber. Kitap Nisan 2018’de MIT Press tarafından yayınlandı ve Teknoloji Tarihi Derneği tarafından Hacker Ödülü ve Amerikan Yayıncılar Birliği tarafından bilgisayar ve bilgi bilimleri alanında en iyi kitap olarak 2019 PROSE Ödülü‘ne layık görüldü. PROSE ödülü uluslararası alanda en önemli ödüllerden biri olarak kabul ediliyor. Kitabın Türkçe’si Sola Unitas etiketiyle yayınlandı.

    Meredith Broussard, bu kitapta, bilgisayarları hayatın her alanında kullanma hevesinin kimi zaman nasıl kötü tasarlanmış sistemlere dönüştüğünü anlatıyor

    İnsanlar, işe uygun çalışan seçmekten, faturalarını ödemeye; hatta özel hayatlarındaki partnerlerini seçmeye kadar her şeyi dijital olarak yapmak istiyor. Yazılım geliştiricisi ve gazeteci olan Broussard, teknolojiyi kullanarak yapılabilecek işlerin temel bir sınırı olduğunu savunuyor.

    Broussard, yeni teknolojik gelişmelere karşı savaşmak yerine bilinçli bir şekilde teknolojiyi deneyimlemenin, özümsemenin ve sonuçlarına şahitlik etmenin önemli olduğunu düşünüyor

    Teknolojiyi ütopik bir kavram olarak değil, toplum sorunları adına kullanılacak bir kaynak olarak görmenin önemini vurguluyor. Bu yüzden bilgisayar programcılığı alanında yepyeni maceralara çıkıyor. Bir diğer deyişle sürücüsüz bir arabada endişe verici bir yolculuğa çıkıyor. Öğrencilerin standartlaştırılmış sınavları neden geçemediklerini araştırmak ve anlamak için yapay zekâ kullanıyor. Titanik felaketinden hangi yolcuların kurtulabileceğini tahmin etmek için makine öğrenimi uyguluyor ve “AI” yazılımı oluşturarak ABD finans sistemini onarmaya çalışıyor.

    “Teknolojiyle yapabileceklerimizin sınırlarını anlamalıyız. Böylece dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek için neler yapabileceğimizi anlayabilir ve daha iyi seçimler yapabiliriz.”

    Meredith Broussard, New York Üniversitesi Arthur L. Carter Enstitüsü’nde veri madenciliği profesörüdür. Araştırmaları yapay zekânın gazetecilikteki rolüne odaklanıyor.