Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 247

    “Kafası Karışıklar” Serisinin İlki Okurlarla Buluştu

    0

    Felsefenin sorgulayan dünyasına adım atmaya hazır mısınız?

    Gençliğin nabzını tutan eserleriyle tanınan Seran Demiral‘ın kaleme aldığı, büyüme, kişilik oluşturma ve kendini keşfetme sürecinde sorularına yanıt arayanların düşünsel yolculuklarına rehberlik eden “Kafası Karışıklar” serisinin ilk halkası Benden Bize okurlarla buluştu.

    Seran Demiral

    Kendi tartışma ortamlarını yaratarak, zihinlerinde uçuşup duran soru balonlarını teker teker patlatan Kafası Karışıklar, hayatı yeni baştan keşfe çağırıyor. Yaşama, özgürlüğe, evrene ve insana dair eteğindeki bütün taşları döküyor.

    Okurlarını, gündelik hayatın seyrine etki eden ciddi meseleler üzerine “felsefe yapmaya” çağıran bu merak uyandırıcı kitap, yüksek temposuyla gençler için felsefe alanında kaleme alınmış bütün eserlerden ayrışıyor.

    Ece, sınıflarına yeni gelen Sevim’den pek hoşlanmıyor. Yakın arkadaşı Kaan ile kafa kafaya verip Sevim’e bir oyun oynamaya hazırlanırken, beklenmedik bir gelişme yaşanıyor. Kendilerini keşfetme sürecindeki beş arkadaş bir kulüp kuruyor. “Tartışmacılar Kulübü” adını verdikleri bu yeni oluşumda hayatı her yönüyle tartışmaya ve sorgulamaya açan gençler, birbirlerini anlayarak bakış açılarının ne denli farklılaşabileceğini ve zenginleşebileceğini keşfediyor.

    İki kitaptan oluşan serinin ilkinde Ece, “Peki ben kimim?” sorusuyla kendini tanıma çabasını arkadaşlarıyla ilişkileri üzerinden “benden bize” doğru genişletiyor. Kaan ise, “Nerede olmak isterim?” diyerek zamanı, mekânı, dünyadaki varoluşunu sorgulamaya başlıyor.

    Akıllarında milyonlarca soruyla etrafımızda dolaşan bütün gençleri Tartışmacılar Kulübünün bir parçası olmaya davet eden Seran Demiral, bu kitabıyla, konuşarak paylaşmanın insan ruhunu nasıl da iyileştirebileceğini gözler önüne seriyor.

    Künye:

    Benden Bize – ”Kafası Karışıklar”

    Roman, 10 yaş ve üzeri

    Çocukların Hayalleri Renklerle Buluşuyor

    0

    39. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması ile Çocukların Hayalleri Renklerle Buluşuyor

    1981 yılından bu yana kesintisiz düzenlenen Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması başladı. Türkiye’nin en uzun soluklu çocuk resim yarışması, bu yıl serbest temayla gerçekleştiriliyor. “Her şey çocuklarımız için” diyen Pınar; Türkiye, KKTC, Almanya, Özel Eğitim Uygulama Okulları ve Sosyal Medya’dan 6-14 yaş arasındaki tüm çocukların hayallerini renklerle buluşturduğu resimlerini 3 Nisan tarihine kadar bekliyor. Yapılacak değerlendirme sonucunda üç minik ressam, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı aracılığıyla bir yıllık eğitim bursunun sahibi oluyor.

    Çocukların uçsuz bucaksız hayal dünyalarını renklendiren resimlerin yarıştığı 39. Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması için başvurular başladı. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Almanya’daki 6-14 yaş aralığındaki tüm çocukların katılabileceği yarışma bu yıl serbest tema ile gerçekleştiriliyor. Özel Eğitim Uygulama Okulları’nda okuyan çocuklar için ayrı bir kategori düzenlenen yarışmada çocuklar, resimlerini #pinarcocukresimyarismasi etiketiyle sosyal medyada da paylaşarak yarışmaya katılabilecek. Türkiye’nin en çok katılımlı resim yarışması Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’na çocuklar 3 Nisan 2020 tarihine kadar resimlerini PTT aracılığıyla ücretsiz olarak gönderebilecek.

    Üç öğrenciye bir yıllık eğitim bursu desteği

    Prof. Dr. Mümtaz Sağlam öncülüğünde, Prof. Dr. Hayri Esmer, Prof. Dr. Hüsnü Dokak ve Doç. Dr. Devabil Kara’nın yanı sıra gazeteciler İhsan Yılmaz, Olkan Özyurt ile Fatoş Karahasan’ın jürilik görevini üstlendiği Uluslararası Pınar Çocuk Resim Yarışması’nda jürilerin değerlendirmeleri sonucunda 3 öğrenci bir yıllık eğitim bursunun sahibi olacak. Türkiye’nin 7 bölgesi, Almanya, Kıbrıs, Özel Eğitim ve Uygulama Okulları ile sosyal medya kategorilerinden seçilerek belirlenecek toplam 11 minik ressam, tablet ve profesyonel resim malzemeleri ile ödüllendirilecek. Yarışmaya katılım 3 Nisan 2020 tarihine kadar devam edecek.

    Kazanan çocuklar İzmir’de bir araya gelecek

    Türkiye’nin dört bir yanından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ve Almanya’dan yarışmaya katılacak minik ressamlar arasından seçilecek öğrenciler, Haziran ayında İzmir’de gerçekleştirilecek resim sergisine ve ödül törenine katılacak.

    Sekiz şehirde resim atölyeleri düzenlenecek

    “Her şey çocuklarımız için” diyerek gerçekleştirdiği Pınar Çocuk Resim Yarışması ile geleceğin ressamlarını sanatla tanıştırmayı amaçlayan Pınar, 2015’ten bu yana Pınar Çocuk Resim Atölyeleri düzenliyor. 8 şehirde kurulan 9 atölyede minik ressamlar uzmanlarla bir araya geliyor. Çocuklar ilgi duydukları resim sanatına ilk adımlarını atölyelerde atıyor. Bu yıl ilk durağı 22-23 Şubat tarihlerinde İzmir Mavibahçe’de olacak Pınar Çocuk Resim Atölyesi, sırasıyla Konya, Kayseri, Eskişehir, Bursa, İstanbul, Gaziantep ve Şanlıurfa’yı ziyaret edecek.

    39. Uluslararası Pınar Resim Yarışması’yla ilgili ayrıntılı bilgiye www.pinar.com.tr adresinden ulaşılabilir.

    Eti’den Yüzücümüz Sümeyye Boyacı’ya Tam Destek!

    0

    Eti, Türkiye’yi 2020 Dünya Paralimpik Oyunları’nda temsil edecek 16 yaşındaki Milli Yüzücü Sümeyye Boyacı’nın bir yıllığına sponsoru oldu

    Türkiye’nin lider gıda üreticilerinden Eti, paralimpik yüzme dalında başarılarıyla ülkemizi gururlandıran Mili Yüzücü Sümeyye Boyacı’yı destekleme kararı aldı.

    Eti’nin “Sen Gençsin, Güç Sensin” projesi kapsamında destek verdiği Sümeyye Boyacı, Portekiz’de düzenlenecek 2020 Paralimpik Avrupa Yüzme Şampiyonası’nda ve Tokyo’da düzenlenecek Dünya Paralimpik Oyunları’nda ülkemizi temsil edecek. Daha önce dünya ikincisi ve Avrupa şampiyonu olma başarılarını gösteren Milli sporcu, Tokyo, Singapur ve Almanya’da da çeşitli turnuvalara katılacak. Eti, Sümeyye Boyacı’ya 2020 sonuna kadar katılacağı tüm yarışlarda maddi ve manevi destek sağlayacak.

    Eti Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Firuzhan Kanatlı, Sümeyye Boyacı’nın sponsoru olmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, şunları söyledi: “Gerçekten istenildiği takdirde hayallerin gerçeğe dönüşebildiği, mucizelerin gerçekleştiği bir dünyada yaşıyoruz. İnandığı yolda kararlılıkla yürüyen ve engelleri aşarak büyük başarılar elde eden Sümeyye Boyacı da, bu bakımdan mucizenin ta kendisidir. Hayallerinin peşinde koşan ve bu uğurda azimle çalışan gençlerimizi yürekten destekliyoruz. Eskişehir’de doğup adını dünyaya duyuran Sümeyye’nin başarılarıyla iftihar ediyor, Olimpiyat yolunda kendisi ile birlikte yürüyecek olmanın gururunu yaşıyoruz. Gençlerimize sahip oldukları potansiyel ile ilgili farkındalık yaratmak için; o mucizeleri önlerine koyabilmek lazım ki, hayallerine ulaşmak için azim ve cesaretle çalışmaktan asla vazgeçmesinler. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz Sen Gençsin, Güç Sensin Sosyal Sorumluluk Projemizin temel amacı da budur.”

    Aynı zamanda Eti Sosyal Bilimler Lisesi 10’uncu sınıf öğrencisi olan Sümeyye Boyacı ise şöyle konuştu: “Yüzmeye henüz 5 yaşındayken başladım. Yüzerken kendimi çok özgür hissediyorum. Bir balık gibi hissediyorum. Kendi yaşam alanım gibi oluyor. Önemli bir sorumluluğum var. Ülkem bana çok güveniyor. Ben de bu sorumluluğumu yerine getirmek için çok çalışıyorum. Bende emeği olan kişilerin emeğini boşa çıkarmamak için büyük gayret sarf ediyorum. İnsanların bana olan desteği benim için çok kıymetli. Bu anlamda Eti’nin desteğini de çok önemsiyorum. ‘Sen Gençsin, Güç Sensin’ projesinin bir parçası olmak, benim için büyük gurur ve mutluluk. Kendilerine bana duydukları güven için çok teşekkür ediyorum. Bu güveni boşa çıkarmamaya çalışacağım. Katılacağım yarışlarda bayrağımızı dalgalandırmak için elimden gelenin en iyisini yapacağım.”

    Sen Gençsin Güç Sensin Sosyal Sorumluluk Projesi

    Eti ve TOG (Toplum Gönüllüleri Vakfı) tarafından 2019 yılında başlatılan proje, hayallerinin peşinden koşan, mücadeleci, hedefinden şaşmayan, hikayesi ile diğer gençlere cesaret ve ilham verecek gençleri desteklemek ve daha nicelerini bu yolda teşvik etmek amacını taşıyor.

    Proje kapsamında, alanlarında etkili isimlerin bulunacağı bir Danışma Kurulu oluşturulacak. Danışma Kurulu, TOG gönüllü ekiplerinin Türkiye genelinde tespit edeceği 15-25 yaş aralığında olan ve “hayallerinin peşinden giden” gençleri değerlendirecek. “Bilim’, ‘kültür/sanat’, ‘spor’ ve ‘sosyal sorumluluk’ alanlarında en başarılı bulunan 16 genç, ‘Sen Gençsin Güç Sensin’ projesinin kanatları altında başarı yolculuğuna çıkacak. Dört farklı kategoride seçilecek dörder gence Eti tarafından hibe ve mentorluk desteği sağlanacak.

    Çocuğu Olan Ailelerde En Çok Görülen Problem

    0

    Çocuklarda İdrar Kaçırma

    İdrar kaçırma, beş yaşından büyük çocuklarda, istemsiz olarak, en az ardışık üç ay süreyle, giysiye ya da yatağa, gece ve/veya gündüz idrar kaçırılması olarak tanımlanmaktadır.

    Prof. Dr. M. İhsan Karaman

    Gündüz saatlerinde idrarını kontrol etmeyi öğrenen ve alt bezinden kurtulan çocukların bir kısmı, gece uyku sırasında idrar yapmaya devam ederler. Çocuklarda sıkça görülen bir rahatsızlık olan idrar kaçırma hakkında Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman önemli açıklamalarda bulundu.

    Gece yatak ıslatma, idrarını tutamayıp küçük miktarda kaçırmanın ötesinde, idrarın tümünü boşaltmak biçimindedir. Aile büyükleri ertesi sabah iç çamaşırı, pijama ve çarşaflarını, hatta şiltelerini ıslak bulurlar. İlkokul çağına kadar kısmen hoş görülebilen bu durum, yaş ilerledikçe ailenin olduğu kadar çocuğun kendisi için de önemli bir sorun halini alır. Bilimsel açıdan bakıldığı zaman, 7 yaşına gelmiş çocukların %5 – %10’unda görülen bu durum, haftanın 3 ya da daha fazla gecesinde ortaya çıkabilir. Erkek çocuklarda ise daha sık görülür.

    Olası Nedenler

    • Aile fertlerinde daha önce benzer duruma rastlanmış olması (genetik eğilim)
    • İdrar torbasının yeterince büyümemiş olması, (Bu çocukların gündüz saatlerinde de sık idrara çıktıkları görülür)
    • İdrar torbasında normalde olmaması gereken, istemsiz gelişen kasılmalar
    • Uykunun derin olması ve çocuğun mesanesinin dolması nedeniyle beyne giden habere rağmen uyanamaması
    • Gelişmiş insanda gece-gündüz farkının algılanmasıyla oluşan ve otomatik olarak gece böbreklerin idrar oluşturmasını azaltan “Vazopressin” isimli hormonun, bu çocuklarda yeterince ve zamanında salgılanmaması
    • Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi olayların kaygı yaratması
    • Yeni bir kardeşin doğması (Çocuğun ilgiyi tekrar üzerinde toplayabilmek için kardeşine özenerek altını ıslatmasına neden olabilir)

    “İdrar kaçırma, özellikle etraf duymasın, kimse bilmesin diye saklanan ve çocuğun ruhsal dünyasında önemli travmalar yaratan ciddi bir sorundur.”

    Konu hakkında açıklama yapan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman, “çocuklarda gece yatak ıslatma ailelerin ve çocukların birlikte yaşadığı önemli bir sağlık sorunudur. Bu vakaların çocukluk çağında görülme sıklığı dünyada %5 -%22 arasında olduğu bilinirken, ülkemizde bu oranın %12,4 – %25,5 olduğu saptanmıştır. Yani ülkemizde bu durumun yaşanma oranı dünya standartlarının maalesef üstündedir. Öncelikle, tedavi planlanan bir çocukta, bu problemin gerçek nedeninin doğumsal bir yapı bozukluğu olmadığından emin olmak gerekir. Genellikle idrar tahlili ve ultrasonografik incelemeyle idrar iltihabı ve böbrek-idrar torbası yapılarında anatomik bozukluk olmadığı tespit edildikten sonra “Gece İdrar Kaçırma” sorunu tedavi edilmeye çalışılır. Beraberinde gündüz kaçırma şikayeti olan çocuklar ayrı değerlendirmeye tutulurlar. Genellikle ailenin bu konuda şikayete başladığı 5-6 yaş döneminde, çocuk henüz durumunun bir sorun olduğunun farkında değildir. Bu sebeple, doktorun bu konuda hem çocuğu bilinçlendirmesi hem de ailenin konuya bakış açısını yönlendirmesi gerekir; yani hem çocuğu hem de aileyi tedaviye hazırlaması gerekir. Doktor burada tedavi hangi türde olursa olsun sonuca varmanın uzun sürebileceğini, moral bozukluğuna yer olmaması gerektiğini de vurgulamalıdır.” dedi.

    Tedavi için uygulanan yöntemler nelerdir?

    • Alışkanlıkların Gözden Geçirilmesi

    Gece yatmadan önce sıvı alımının azaltılması ve idrara çıkılması, ilk akla gelen tavsiyedir. Ancak bunun dışında, gündüz saatlerinde uzun süreler idrarını tutan çocukların bu alışkanlıklarından vazgeçirilmesi de önemlidir. Ayrıca gündüz saatleri boyunca düzenli aralıklarla sıvı alınmalıdır.

    • Tuvalete Çıkma Çizelgesi

    Küçük çocukları motive etmek ve alt ıslatma istatistiği elde etmek için kullanılır. Bu çizelgede alt ıslatma olmadığı günler çizelge üzerinde birer sembolle (yıldız veya çiçek resmi gibi) aile tarafından işaretlenir. Çocuğun bu günlerde ödüllendirilmesi fayda sağlayacaktır. Aynı çizelge gün içi idrar kaçırmalarda da işlenirse, hekimin çocuğun ritmi hakkında fikir sahibi olmasını sağlar.

    • Alarm Sistemleri

    İç çamaşırına ya da yatak çarşafı üzerine konan, ıslanmaya duyarlı bir parçası olan, idrar yapılmaya başladığı an ses uyarısıyla çocuğu uyandıran bu sistemler, gece idrar kaçırmalarında başarıyla kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. İlk günlerde çok yararlı gibi görünmese de, 6-8 haftalık tedaviyle sonuç alınabilmektedir.

    • İlaç Tedavileri

    Gece boyunca böbreklerin idrar oluşturma hızını azaltacak ilaçlar kullanılmaktadır. Ana maddesi desmopressin olan ve dil altına konulup hemen eriyen bir tablet şeklinde kullanılan bu ilaç, gece boyunca idrarın daha az salgılanmasını sağlar, mesanenin dolma zamanını uzatır. Çocukların en az %70’inde iyi sonuç verir.

    Üroloji Uzmanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman son olarak, “buradan anne ve babalara, ebeveynlere şunu söylemek isterim, eğer çocuğunuz -erkek ya da kız olsun- 5 yaşını geçmesine rağmen geceleri yatağını ıslatmaya devam ediyorsa derhal bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir. Çok büyük tetkikler, çok eziyetli tahliller ve filmler gerekmeyecektir. Kısa bir muayene ve basit tetkiklerden sonra çocuğunuz tedavi altına alınabilecektir. Erken başvuru ve erken tedavi ile çocuğun ilerleyen hayatında bazı sosyal ve psikolojik sorunlara sahip olmasının da önüne geçilecektir. Böylece mutlu sabahlar, mutlu çocuklar bizlerin olacak” dedi.

    Doğal ve Taze Bir Cildin Saflığı

    0

    Karma ciltler için özel olarak geliştirilen Aquabella® cilt bakım serisi taze ve temiz bir cilt vadediyor

    Üç aşamalı cilt bakım rutini, içeriğindeki beyaz nilüfer ekstresi ile nemlendiriyor, patenti NUXE’e ait olan “doğal blur kompleksi” ile daha güzel bir görünüm kazandırıyor. Sonuç ise parlamadan ışıldayan, taze bir cilt!

    NUXE iki aktif içeriği bir araya getirdi

    Aquabella ® cilt bakım serisi, karma ciltlerin tüm ihtiyaçları gözetilerek geliştirildi: Benzersiz dokularla bütünleşen nemlendirme özelliği, cilde ihtiyacı olan tüm arınma ve nemi sağlıyor. Denizden gelen tatlı bir esintiyi andıran kokusu, yaseminin tazeliği ve salatalığın ferahlığıyla bütünleşiyor, son dokunuşları ise limon kabuğunun enerjik notaları yapıyor.

    NUXE iki aktif içeriği bir araya getirerek (beyaz nilüfer özleri ve doğal kökenli hyalüronik asit) karma ciltlerin en büyük problemlerinden birine çözüm getiriyor: Kuru bölgeler neme doyarken yağlı bölgeler arınarak temizleniyor.

    Saflığın sembolü olan beyaz nilüfer, su yaşamının döngüsünde sahip olduğu önem doğrultusunda suyun oksijenlenmesi ve temizlenmesinde önemli bir rol üstleniyor. Beyaz nilüfer ekstresi içeriğindeki su molekülleri ile etkin nemlendirme sağlarken tanin ve polifenol ile de yağlı bölgelerde bakterilerin çoğalmasını önlüyor. Doğal kökenli hyalüronik asitin süngersi yapısıyla su moleküllerini tutan aktif içerikler sayesinde de cilt suya doyuyor.

    Doğal güzelleştirici etki: NUXE’e özel doğal “Blur” kompleksi

    Kapatıcılara, fondötenlere ve cilt üzerinde yapay bir katman oluşturan tüm benzeri uygulamalara veda edin. Pürüzsüz bir cildin sırrı NUXE’ün patentli “Doğal Blur Kompleksi”ni oluşturan 3 botanik aktif içerikte gizli!

    Yulaf

    Yulaf özleri, ciltte anında rahatlama sağlıyor.

    Yeşil Mercimek Özütü

    Yeşil mercimek sebum üretimini azaltıyor, gözenekleri sıkılaştırıyor ve cilt dokusunu güzelleştiriyor.

    Latin Çiçeği

    Cilt hücrelerinin oksijenlenmesini artıran latin çiçeği, böylelikle cilde ışıltı kazandırıyor.

    Doğal “Blur” etkisi

    Anında ve kalıcı sonuç!

    – Yalnızca bir saat içinde ciltte daha ferah bir his.

    – Gözeneklerde azalma, cilt dokusunda kalıcı güzelleşme.

    – Sağlıklı bir ışıltı.

    Aquabella ® serisini keşfedin:

    Günlük Kullanıma Uygun, Mikro Tanecikli Arındırıcı Jel

    Yüzü kurutmadan derinlemesine temizleyen ürün, içeriğindeki beyaz nilüfer ve doğal “blur” kompleksi ile sebum üretimini baskılıyor. Doğal kaynaklı mikro tanecikler ciltteki pürüzleri nazikçe arındırıyor. Kullananlar ciltlerinde anında arınma ve ferahlık hissediyorlar. Sadece 28 günlük kullanımın sonunda daha temiz, daha ışıltılı bir cilt!

    Her sabah ve akşam nemli cilde, parmak uçlarınızı kullanarak uygulayın ve sonra durulayın.

    150 ml Tüp – 120 TL

    Gözenek Sıkılaştırıcı Losyon

    Beyaz nilüfer ve doğal kökenli hyalüronik asit ile zenginleşen losyon kullanım kolaylığı sağlıyor ve cilde tazelik veriyor. Doğal “blur” kompleksi ciltteki pürüzleri gözle görülür biçimde düzeltirken cildin görünümünü de iyileştiriyor: 28 günlük kullanımın sonunda gözenekler sıkılaşıyor.

    Gündüz ve/veya akşam, göz çevresi hariç yüzünüze uygulayın.

    200 ml Şişe – 115 TL

    Nemlendirici Emülsiyon

    Bu hafif emülsiyon taze bir bitiriş sağlayarak doğal bir cilt görünümünü tamamlıyor. Cildin farklı ihtiyaçlara sahip bölgelerine aynı anda cevap veren ürün kuru alanları nemlendirirken içeriğindeki Silica pudra ile yağlı bölgeleri matlaştırıyor. İlk uygulamadan itibaren daha nemli ve daha mat bir cilt.

    Her sabah ve/veya akşam yüze ve boyun bölgesine uygulayın.

    50 ml Pompalı Şişe – 150 TL

    Yeşilay’a Bu Yıl Rekor Sayıda Başvuru Yapıldı

    0

    Yeşilay’ın 100 kuruluş yılında, Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması’na rekor başvuru

    Yeşilay’ın bu yıl 10. kez düzenlediği “Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması”na rekor sayıda başvuru yapıldı. 2019 yılında 185 bin 763 başvurunun gerçekleştirildiği yarışmaya bu yıl 569 okuldan 483 bin 279 eser başvurdu.

    Genç nesilleri bağımlılıktan korumak ve toplumda bağımlılık farkındalığı oluşturmak amacıyla düzenlenen yarışmaya öğrenciler afiş, resim, karikatür ve kısa videoların dahil olduğu görsel kategorisinde 312 bin 879 ve kompozisyon, şiir, öykü, deneme ve anıların dahil olduğu edebi kategorisinde 170 bin 400 çalışma gönderdi.

    Genel Müdürü Sultan Işık

    Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması’na gösterilen rekor ilgiden büyük mutluluk duyduklarını belirten Yeşilay Genel Müdürü Sultan Işık“Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması’nı bu yıl 10’uncu kez düzenliyoruz ve yarışmaya ilgi her yıl giderek artıyor. Bu yıl Yeşilay’ın 100. yılında başvuru sayısı açısından rekor bir noktaya ulaştık ve geçtiğimiz yılın neredeyse 2 katından daha fazla başvuru aldık. Yarışmaya katılan tüm çocuklara ve gençlere teşekkür ediyorum. Onların ilham verici dünyasının eseri olan görsel ve edebi çalışmaları görmeyi heyecanla bekliyorum” dedi.

    Toplamda 300 bin TL ödül verilecek

    Her ilin kategori birincileri Nisan, ülke çapında her kategoride ilk 3’e girenler ise Haziran ayında açıklanacak. Her ilde ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde, edebi ve görsel olmak üzere 2 kategoride belirlenen birinciler 500 TL ile ödüllendirilecek. İl düzeyinde dereceye girmeye hak kazanan 486 öğrenci arasından ise her düzey ve kategoriden ülke çapındaki şampiyonlar belirlenecek. Kategori birincileri 5 bin TL, ikincileri 3 bin 500 TL, üçüncüleri 1.000 TL ödülün sahibi olacak. Yeşilay’ın Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek Yetenek Yarışması’nda bu yıl öğrenciler toplamda 300 bin TL ödül alacak. Ülke genelinde dereceye giren öğrenciler ayrıca yurtdışı gezisi ile ödüllendirilecek.

    Düzensiz ve Asimetrik Benlere Dikkat!

    0

    Vücudunuzdaki masum gibi görünen benler bazı tehlikelerin habercisi olabiliyor

    Aniden asimetrik yönde şekil ve renk değiştiren ya da 30’lu yaşlardan sonra birden bire oluşan benlerin kanserleşme riski daha yüksek olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı, yüz bölgesi ve vücuttaki benler konusunda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı

    Dikkat çeken benlerin dermatoskop ile incelenmesi gerekiyor

    Doğuştan olan benler konjenital nevüs olarak adlandırılmaktadır. Konjenital benlerin 20 cm’den büyüklerine dev konjenital nevus adı verilmektedir ve doğumsal benler arasında sadece dev konjenital nevuslar tehlikelidir. Zamanla kanserleşme riski yüksektir. Edinsel olarak adlandırılan sonradan çıkan benler ise hormonal tetiklenme ile genelde ergenlik döneminde başlamaktadır. Yaklaşık 30’lu yaşlara kadar hızla çıkarlar ve 30 yaşından sonra ben çıkışı nadirdir. Bunların çoğu riskli değildir. Benlerden risk taşıyanlar ise displastik nevüs adı verilmektedir. Benlerin birçok çeşidi bulunmaktadır, bu nedenle riskli olup olmadığının anlaşılması için dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskop adı verilen cihaz ile değerlendirilmesi gerekmektedir.

    30 yaşından sonra çıkan benlerinizi düzenli kontrol ettirin!

    Kanser riski taşıyan benlerin özellikleri şöyle sıralanmaktadır:

    • Olağandışı görünümler olabilmektedir.
    • Açıklı koyulu alanlar, hafif pembemsi alanlar görülebilmektedir.
    • Kenarları simetrik değil, girintili çıkıntılıdır.
    • Bazı yerleri daha açık, bazı yerleri daha koyudur.
    • Genellikle çapları yaklaşık 1 cm’den daha büyüktür.
    • Birkaç taneden fazla olabilmektedir.
    • Genellikle 30 yaşından sonra çıkmaktadır.
    • Aniden son zamanlarda büyümesi, düzensizleşmesi, bir kenarından büyümesi, renk değişikliği başlaması, koyulaşması, üzerinde sızıntı, kanama, kabuklanma görülmesi tehlike arz etmektedir.
    • Semptom olarak da ağrımaya, sızlamaya, yanmaya başlaması risklidir.

    Çocukluk çağında güneşe maruz kalmak önemli bir risk faktörü

    Güneş risk barındırmayan benleri dahi etkileyebilmektedir. Ailede deri kanseri öyküsü de önemlidir. Özellikle çocukluk çağında alınan güneş etkili olmaktadır. Bu yüzden çocukların güneşten korunmasının üzerinde çok durulmaktadır. Çocukluk çağındaki güneş yanıkları çok daha zararlıdır. Kişinin beyaz tenli olması da önemli bir etkendir.

    Et benlerinden korkmayın

    Et benleri normal benler arasında değerlendirilmez. Et benleri genellikle genetik geçişlidir yani aile bireylerinden aktarılmaktadır. Genellikle koltuk altı, boyun yan kenarları, kasıklar gibi büklüm yerlerinde daha fazladır. Herhangi bir travmayla kabuklanabilir ya da düşebilir. Keselenirken bile düşebilmektedir. Ancak et benlerinin genellikle herhangi bir tehlikesi yoktur.

    Önleminizi erken dönemde alın

    Benlerin riskli hale gelmemesi için alınabilecek önlemler şöyle sıralanmaktadır:

    • Yaz kış güneşten korunmak çok önemlidir. Güneşe çıkmadan 20 dakika önce mutlaka güneş koruyucu sürülmelidir.
    • Yazın güneşlenmemeli, şemsiye, gölgelik gibi alanlar tercih edilmelidir.
    • Özellikle displastik nevüsü olanlar ya da ailede malign melanom öyküsü bulunan kişiler mutlaka kendilerini aynada ayda bir kere özellikle avuç içi, ayak tabanı, genital bölge olmak kaydıyla kontrol etmelidir.
    • Displastik nevüsler kötü huylu tümör barındırmasa da, 6 ay ya da 1 yılda bir nevüsün durumuna göre belirlenecek sürede takibe alınmalıdır.
    • En önemlisi benlerde bu tür değişiklikler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına görünülmelidir. Ben, bilgisayarlı dijital dermatoskoplarla incelenmeli ve takibe alınmalıdır. Bu konuda çok gelişmiş cihazlar bulunmakta, gerekli takip ve tedaviler ile benler risk olmaktan çıkmaktadır.


    Kış Aylarında Kalp Krizi Riski %30 Artıyor!

    0

    Soğuk havalarda kalbinizi koruyacak 6 öneri

    Kış mevsimi deyince akla çoğunlukla gribal enfeksiyonlar gelse de soğuk hava kalp hastalıklarında da artışa neden oluyor; hatta kalp krizi riskini %30 oranında artırıyor.

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi

    Özellikle kalp, yüksek tansiyon, diyabet, akciğer hastalığı ve obezite gibi rahatsızlıkları olanların yanı sıra sigara içenler ve yaşlılarda da risk fazlalaşıyor.Bu nedenle göğüsteki sıkışma ve ağrı hissinin ciddiye alınması gerekiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi, soğuk hava nedeniyle damarların büzülmesi, vücut ısısının korunmasında kalbe düşen iş yükünün artması, kan basıncı ve kolesterol seviyelerindeki yükselme gibi faktörlerin kalp krizi riskini artırdığını vurguluyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi, soğuk havalarda kalbi koruyacak 6 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Sıkı giyinin

    Soğuk havalara karşı alınabilecek en basit önlem, mevsim şartlarına ve hava durumuna uygun giyinerek korunmak. Özellikle ilerleyen yaşlarda soğuğu hissetme yeteneğimizde azalma olabileceğine işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi, “Bu nedenle kalın giyinme ihtiyacı duymayabiliyoruz. Bazen de şık görünmek uğruna vücudumuzu soğuğa maruz bırakabiliyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki soğuğa bağlı kalp krizi riskini düşürmenin en kolay yolu, soğuktan korunmak. Sıkı giyinirken bere, atkı, eldiven gibi aksesuarları da ihmal etmemek gerekir” diyor.

    Fazla egzersiz yapmayın

    Soğuk kış aylarında kalp ve damar sistemimizin iş yükünün başında, vücut sıcaklığımızı korumak geliyor. Yüksek tempolu ve yoğun egzersizler de kalbin bu yükünü kat kat artırıyor. Çok soğuk havada yük taşımak, kar küremek, kara saplanan bir arabayı itmeye çalışmak gibi ani ve hazırlıksız hareketler, kalp damarlarında aşırı strese neden oluyor. Damarlarda birikmiş olan plakların yırtılmasına yol açarak kalp krizi veya benzer bir durumu ortaya çıkarabiliyor. Ayrıca açık havada spor yapacak olanların, egzersiz öncesinde en az 15-20 dakika ısınma hareketi yapması şart. Yapılan spora uygun giyinmek, tok karnına egzersiz yapmamak, egzersiz sonrası soğuma dönemini kapalı ve uygun sıcaklıktaki bir ortamda geçirmek de dikkat edilmesi gereken diğer önemli noktalar.

    İlaçlarınızı düzenli kullanın!

    Kışın değişen düzen ve koşullara karşın kronik rahatsızlığınız için kullandığınız tedavileri aksatmamanız, kontrollerinizi ihmal etmemeniz hayati önem taşıyor. Grip ve zatürrenin de; özellikle diyabet, hipertansiyon, akciğer hastalığı, kalp damar hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlar ile yaşlılar için hayati riske yol açabilmesi de, aşıyı gerekli kılıyor.

    Beslenmenize dikkat edin

    Kışın artan kalori ihtiyacımızla birlikte beslenme düzenimiz de değişebiliyor. Ancak uzun süren açlık döneminin ardından birden yağ ve karbonhidrattan zengin yiyecekleri aşırı şekilde tüketme, kalbin iş yükünü ve stresini belirgin düzeyde artırıyor. Bu nedenle uzun süreli açlıklardan kaçınmak, vitamin ve sebze yönünden dengeli şekilde beslenmek çok büyük önem taşıyor.

    Sigara ve alkolden uzak durun

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi “Sigara ve alkolden uzak durmak çok önemli. Hem genel sağlık açısından zararları hem de alkolün soğuk algımızı azaltarak ve cilt damarlarını geçici genişleterek ısınma hissi oluşturması, kalbin iş yükünü çoğaltarak yorulmasına neden oluyor” diyor.

    Temkinli ve tedarikli olun

    Soğuk havada kalbinizi korumak için, işlerinizi aceleye getirmeyin, yanınızda gerekli ilaçlarınız ve telefonunuz olmadan dışarı çıkmayın. Yardım alma olanağınızın olmadığı yerlerde soğukta kalmamak için önlemlerinizi önceden alın.

    İş Dünyasının Kabusu: Tükenmişlik Sendromu

    0

    Son yıllarda birçok çalışanın muzdarip olduğu “Tükenmişlik Sendromu” etkisini hızla artırarak, kurumsal zindeliğe engel oluyor

    Son dönemde iş dünyasında en çok duyulan kavramlardan birisi “Tükenmişlik”. Tükenmişlik sendromu ise; iş yaşantısı gereği yoğun duygusal taleplere maruz kalan ve devamlı olarak insanlarla yüz yüze olan bireylerde görülen fiziksel bitkinlik, uzun süren yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının, yapılan işe, hayata ve diğer insanlara karşı olumsuz tutumlarla yansıması ile oluşan bir durumun adı.

    Yaptığı Kurumsal Wellness çalışmaları ile global markalar başta olmak üzere pek çok şirkete danışmanlık hizmeti veren Size Bütünsel Yaklaşım Kurucu Ortağı Sibel Yücesan, tükenmişlik sendromunu şöyle tanımlıyor: Tükenmişlik, iş hayatının ortaya çıkardığı bir olgu ve başımızı döndürerek hızla akıp giden yeni dünyada sıkça ortaya çıkabiliyor. Çoğunlukla yavaş yavaş ve sinsice ilerleyen, genelde belirtilerini göz ardı ettiğimiz, bizi derinden sarsabilecek olumsuz bir durum. Tükenmişlik, nemli ve karanlıkta büyüyen, toprağı yavaşça ele geçiren bir mantar gibi gizli ilerleyen sonra yayılmaya başlayan ve kabusa dönüşen bir sendromdur.“

    Tükenmişlik sendromunu nasıl anlayabilirim sorusuna da değinen Sibel Yücesan, belirtileri 7 başlıkta sıralıyor:

    Dinleniyorum ama hep yorgunum

    Bedenin dinlenmesi ve yedi saat uyuması çok önemli olsa da zihin eğer dinlenemiyorsa yorgunluk kaçınılmaz olur. Gün içinde maruz kalınan stres seviyesi kortizol hormonunu tırmandırıyor ve bu hormon 12 saate kadar yukarda seyredebiliyor, bu da uykunun kalitesini ve bedenin dinlenme halini derinden etkiliyor.

    Odaklanma zorluğu

    En fazla görülen stres semptomlarından biri odaklanamama. Okuduğunu defalarca okumak, karşı tarafı dinlememek, toplantılarda zihni sıklıkla farklı yerlere kaçmış bulmak bunun tipik örnekleri olabilir. Bunun temel sebebi fiziksel ve zihinsel olarak yorgun ve bitkin düşmek, merak ve ilginin azalmasıdır.

    Aniden gelişen immün sistem hastalıkları

    Ani başlayan hızlı ilerleyen immün sistemi hastalıklarının gündemimize oturması, doktor hastane gibi tıbbi yardıma ihtiyaç duymamız, daha da ileri giden vakalarda gözümüzü hastane açmamız da bedenin aşırı yorulduğunu, yükünüzü taşıyamadığını gösterir. Aslen beden ufak ufak sinyaller vermiştir ama siz yoğunluktan bu sinyalleri göz ardı etmiş olabilirsiniz.

    Hayatın anlamını yitirmesi veya derin depresyon

    Her sabah yataktan kalktığınızda, ben bu hayatta niye varım, amacım ne diye cevaplayamadığınız sorularınızın olması, bu ruh durumunun süreklilik arz etmesi ve sizi depresyona sürüklemesi de tükenmişlik durumunun göstergelerinden.

    Kolay olan detayların bile gittikçe zor görünmesi

    On dakikada hallettiğiniz işlerin uzaması, çok kolay hallettiğiniz bir iş anlaşmasının size zor görünmesi, tüm idari işlerin gereksiz yorucu detaylar olarak algılamaya başlamanız ve bunların sürekli olması ilk belirtiler olabilir.

    Öfke ile tepki vermenin artması

    En küçük olaylara kolayca sinirlenmek, öfkelenmek, olumsuz ve aşırı tepkisel olmak da muhakkak dikkate alınması gereken belirtiler. Örneğin kendinizi yazıcıyı beklerken, kağıtları buruşturuyor veya bir yerleri hafifçe tekmelerken buluyor musunuz?

    Felaketleştirme eğiliminin artması ve kurban psikolojisine girmek

    Olan biten her şeyi olumsuz, hayırsız görmek, “asla düzelmez” “bundan kurtulamayız” benzeri felaket senaryoları üretmek, kurban hissetmek, karamsarlığa kolay kapılmak, mesleki özgüveni yitirmek de yine popüler göstergeler arasında yer alır.

    Ne Yapmak Gerekiyor?

    Sibel Yücesan,yukarıda bahsi geçenlerin bir kısmının kendinde var olduğunu düşünenler için ne yapmaları gerektiğini ise şöyle açıklıyor:

    Sakinlik anları yaratmak, molalar vermek: Klişe gibi gelebilir ama zihni zaman zaman durdurmak, beş on dakikalık molalar almak, o molalarda bir şey yapmamak, meditatif bir zihin düzeyine geçmek, vakit bulduğunuzda meditasyon, mindfulness gibi pratikleri uygulamak tükenmişlik için çok geçerli bir reçetedir.

    Bedene iyi bakmak: İyi beslenmek, uykulara önem vermek, ilave vitamin destekleri almak, açık havada yürüyüş yapmak, sık sık duş almak, yüzmek veya dans, yoga gibi bedene iyi gelecek aktiviteleri hayatınıza sokmak reçetenizde muhakkak olmalı.

    Hayatı basitleştirmek: Hayatımızı zorlaştırıyoruz, alternatifleri çoğaltıyor, her şeye evet diyor sonra yetişememe duygusuyla sürünüyoruz. Hayatı basitleştirmeye nerden başlayabilirsek başlayalım. Mesela bazı şeylere hayır yapamam demeyi deneyelim, satın aldıklarımızı azaltalım, başkalarından destek isteyelim, olmayan yürümeyen şeyleri oldurmaya çalışmayalım. Durduralım, kaldıralım.

    Sosyal ilişkilere önem vermek: Bu dönemlerin en önemli ilacı sevdiğimiz güvendiğimiz insanlarla vakit geçirmek, sorunları dertleri paylaşmak, gülmek ve mizah duygusunu hayatımıza taşımak olmalı. Ayrıca içinde olduğunuz durumu dostlarla paylaşmak, gerekirse “imdat” “boğuluyorum” demek onlardan destek istemek, yardımcı olmalarını talep etmek de çok çok değerli.

    Kendinize şefkatle yaklaşmak: Ve sorunlar ne olursa olsun, hayatınızdaki en önemli kişinin kendiniz olduğunuzu, yapabildiklerimiz veya yapamadıklarımızla bir bütün olarak insan olduğunuzu hatırlamak, her sabah kendinize “bugün nasılsın” “senin için ne yapabilirim”i sormak, olan halinize sevgi ve şefkatle yaklaşmak en güzel reçetelerden biridir.

    Bioderma, Türkiye’nin Cilt Haritasını Çıkardı!

    0

    ‘Atoderm Senin Şehrinde’ Roadshow projesiyle tam 7 farklı ile gidildi!

    Bioderma’nın cilt kuruluğuna karşı çözüm sunan Atoderm ile Türkiye’nin cilt haritasını çıkarmak ve Türkiye’de cilt kuruluğuna karşı farkındalık yaratmak için ‘Atoderm Senin Şehrinde’ Roadshow projesi hayata geçirilerek tam 7 il ziyaret edildi.

    Toplumu bilinçlendirme amacıyla başlatılan projede İstanbul başta olmak üzere İzmir, Eskişehir, Ankara, Ordu, Erzurum ve Iğdır illerine gidilerek hem Atoderm serisi başta olmak üzere Bioderma markası hakkında ve proje hakkında bilgi verildi hem de uzman dermatologlar eşliğinde cilt analizleri yapılarak Türkiye’nin cilt haritası çıkarıldı. Ziyaret edilen illerin analiz verilerine göre Türkiye’nin en kuru ve atopik cilt tipine sahip şehri Iğdır oldu. Iğdır’ın arkasından da sıralamayı Erzurum, Ankara ve Ordu illeri takip etti.

    Gücünü dermatoloji ve biyolojiden alan Bioderma, cilt kuruluğuna karşı çözüm sunan Atoderm ile Türkiye’nin cilt haritasını çıkarmak ve cilt kuruluğuna karşı farkındalık yaratmak için ‘Cilt Kuruluğuna Karşı İhtiyacın Nem, Çözüm Atoderm’ sloganıyla başlattığı roadshow projesi son erdi. 

    İstanbul başta olmak üzere İzmir,Eskişehir,Ankara,Ordu,Erzurum ve Iğdır gibi Türkiye’nin 7 bölgesinden illeri ziyaret eden Atoderm Tırı,Türkiye’nin cilt haritasını çıkardı.

    Ziyaret edilen iller özelinde analizler yapıldı

    Türkiye’nin doğu bölgelerinde cilt kuruluğunun ve atopik dermatit probleminin daha fazla olduğu gözlemlendi. Cilt kuruluğunun en fazla görüldüğü il ise Iğdır oldu. Sonrasında Erzurum, Ankara, Ordu, İstanbul, Eskişehir ve İzmir illeri sıralamayı takip etti. Türkiye’nin cilt haritasında kuru ciltten sonra en çok rastlanan cilt tipi ‘karma ve yağlı’ cilt tipi oldu. Bu sıralamayı ise akne eğilimli ciltler ve ardından da hassas ciltler takip etti.

    Yapılan analizler sonucunda %57,6 oranında kuru-atopik cilt 1. sırada yer alırken karma ve yağlı cilt tipine sahip %30’luk kesim 2. sırada yer aldı. 3. sırada ise %7,8 oranında akne eğilimli ciltler yerini aldı. En az görülen cilt tipi ise %4,6 oranında hassas cilt oldu. Kadın ve erkek dağılımına baktığımızda ise %67 oranında kadın, %33 oranında ise erkeklerin cilt analizi yaptırdığı sonucu çıkmıştır.

    İl il gezerek gerçekleştirilen projenin moderatörlüğünü Tanem Sivar, Oylum Talu ve Ceyda Düvenci gibi ünlü isimler üstlenirken Alerji ile Yaşam Derneği Kurucu Başkanı Özlem Ceylan ve uzman dermatologlar proje ve atopik dermatit rahatsızlığı hakkında bilgi verdi.

    Aynı zamanda projenin her ilinde farklı influencerlar projenin amacına yönelik farkındalık yaratabilmek adına projeye destek verdi. Deniz Özpınar ve Saadet Algan, İzmir’de Cocobolinho, Ankara’da Ucanbaba, Eskişehir’de Sezgin Yılmaz, Ordu’da Saadet Algan, Erzurum’da Keyifliyim ve Frenchos, Iğdır’da ise Billur Saatçi ve Mehmet Özcan cilt kuruluğuna dair dikkat çekti.

    Panayır havasında geçen etkinlik alanında hem çocukların hem de yetişkinlerin keyifli vakit geçirdikleri aktiviteler de yer aldı. Çocukların severek katıldıkları buz pistinde eğlence dolu anlar yaşan minikler kar küresinde ebeveynleriyle de birbirinden keyifli fotoğraf karesi yakaladılar. Kış mevsimine yakışan lezzetlerin de yer aldığı etkinlikte katılımcılar hem bilgilendiler hem de keyifli zaman geçirdiler.