Yeni Yıla Sayılı Günler Kala Yılbaşı Hediye Önerilerini Düşünürken Kadınların Çanta Tutkusunu’da Unutmamak Gerekiyor
Hediye seçiminde kadınların vazgeçilmez aksesuarlarından olan çantalar ilk akla gelen alternatiflerden oluyor. Güvenliği en üst seviyeye taşıyan gizli fermuarları ve şarj edilebilir özelliği ile her kadının dolabında olması gereken XD Design sırt çantaları, birbirinden farklı modellerini müşterilerinin beğenisine sunuyor. %20 hafifletme özelliği ile ergonomik bir yapıya sahip olan XD Design sırt çantaları şıklığın yanında rahatlık ve fonksiyonelliği de vadediyor. Yeni yıl telaşının yaşandığı son günlerde sevdikleri için hala eşsiz bir hediye bulamamış olanlar ya da hediye seçmekte zorlananlar için XD Design’in sırt çantası modelleri Beymen, Vakkoroma ve Hipicon.com’da müşterilerini bekliyor.
Yeni yıla sevdiklerinizi sevindirmenin yollarından biri de onları düşündüğünüzü dile getiren hediyelerden geçiyor. Kombinlerin en önemli aksesuarlarından biri olan çanta modelleri, aynı zamanda kadınları stillerini ön plana çıkarıyor.
Yeni yılda sizin ve sevdiklerinizin şıklığını yansıtacak XD Design sırt çantaları, birbirinden farklı modelleriyle müşterilerinin beğenisine sunuluyor. Sırt ve bel kısmına tam oturan ve herhangi bir darbede formunu koruyan özelliği ile kalitesini yansıtan XD Design sırt çantası modelleri, Beymen, Vakkoroma ve Hipicon.com’da satışa sunuluyor.
Kilo vermek isteyenlere 14 temel öneride bulunan Diyetisyen Melda Demiröz, beslenme programı hazırlanırken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Demiröz, “Uzman bir diyetisyen takibinde sağlıklı beslenme programı hazırlanmalı. Hazırlanacak çalışma sağlıklı kilo vermeyi sağlar” dedi.
Diyetisyen Melda Demiröz
Kilo problemi olan birçok kişi zayıflamak için elinden geleni yapsa da çabalar bazen istenildiği gibi sonuçlanmıyor. Uzmanlar, sağlıklı bir beslenme ve diyet programı olmadan yapılan girişimlerin kilo alımıyla sonuçlandığına dikkat çekiyor.
Diyetisyen Melda Demiröz, “Kilo vermek için beslenme programına dikkat edilmesi gerekiyor. Diyetisyen takiplerinin düzenli şekilde yapılması gerekiyor. Eğer tek sorun yanlış beslenme değilse; diyetisyen-hekim-psikolog- antrenör gibi bir çok alanlı çalışma gerekebilir. Bu çalışma sağlıklı ve hayat boyu korunabilecek şekilde kilo vermeyi sağlar” dedi.
Diyetisyen Melda Demiröz, Kilo Vermek İsteyenlerin Dikkat Etmesi Gereken Püf Noktaları Şöyle Anlattı:
Kan Değerlerinize Baktırın
İlk iş olarak; Tiroid hormonları, D vitamini, insülin direnci, cinsiyet hormonları gibi değerlerde bir problem olup olmadığına bakılması ve sonrasında doğru beslenmeyi öğrenmek için mutlaka bir uzman hekime başvurulmasını öneririm. Bireylerin kan değerlerinde kilo vermeye sebep olan problemler olabilir, bazen bu durum tedavi edilmeden kilo vermek imkânsız hale gelir. Doktor, tahlilleri değerlendirip, ilaç tedavisine gerek olup olmadığına karar verecek, ardından diyetisyene yönlendirecektir.
Yağı Azaltın!
Aşırı yağlı ve kötü yağlar içeren yiyeceklerden, özellikle de kızartmalardan uzak durulmalı. Yemeklerin tamamen yağsız değil, az yağ kullanarak pişirilmesine dikkat edilmeli. Et yemeklerine ekstra yağ eklenmemeli. Tavuk ve balığın derisi ile etin yağı tüketilmemeli. Bunlar az yağlı olarak tercih edilmeli.
Şeker Bağımlılığından Kurtulun
Şeker en tatlı zehirdir. Şeker birçok hastalığa neden olduğu gibi kilo vermenin önünde büyük engeldir. Bu yüzden şekerli yiyecek ve içecekler minimuma indirilmeli. Bazı insanlar şekeri azaltın dediğimizde, çaya şeker atmadıklarından bahsediyor. Pastadan, kurabiyeye, gofretten meyveli yoğurda ve pek çok kahvaltılık gevreğe kadar pek çok yiyecekte şeker var. Şekeri minimuma indirirsek sorunun büyük ölçüde önüne geçmiş oluruz.
Beyaz Una Dikkat!
Beyaz ekmek, poğaça, açma, simit gibi hamur işleri ve daha pek çok beyaz un içeren yiyeceği minimuma indirilmeli. Sağlıklı tahıllara geçmek gerekiyor. Bulgur, esmer pirinç, karabuğday, kinoa, tam buğday- tam çavdar ekmeği gibi yüksek tahıllı ekmekler kaliteli, sağlıklı ve lif oranı yüksek tahıllardır. Beyaz unlu yiyeceklerin yerini bunlar almalı.
Alınan Gıdaların Etiketlerini Kontrol Edin!
Satın alınacak yiyeceklerin etiketleri mutlaka okunmalı. Tükettiğimiz gıdaların içeriğinde nelerin olduğuna dikkat etmeliyiz. Bu artık alışılması gereken bir konu. Markete girdiğimizde raftan aldığımız ürünü direk alışveriş torbasına koyuyoruz. Bu yanlış. İnsanların pek çok ürünü, yıllarca sağlıklı sanarak veya içinde şeker olduğunu veya tuz olduğunu bilmeden tüketiyor. Diyet diye lanse edilen veya sağlıklı olan yiyeceklerin bile içerisinde sanılanın aksine daha fazla yağ, şeker veya kalori olabilir.
Örneğin tahin-pekmez sağlıklı bir yiyecektir ama yüksek enerjilidir. Porsiyonuna dikkat edilmelidir. Örneğin diyet bisküviler daha düşük kalorilidir ama çoğu zaman onlar da şeker içerir ve standart bisküvilere oranla enerjileri %25 azaltılmıştır, bu yüzden sınırsız tüketilmeleri söz konusu değildir.
Öğünlerinizi Mutlaka Düzenleyin
Günde 3 ana öğün, 2-4 küçük ara öğün tüketilmeli. Güzel ve sağlıklı bir kahvaltı ile güne başlamak, tüm gününün ve yapılan işlerin kalitesini yükseltecektir. Ağır olmayan fakat protein-lif-karbonhidrat sağlıklı bakımından yeterli öğle ve akşam yemekleri tüketmeye dikkat edilmeli. Ara öğünlerde de yine çiğ kuruyemişler, meyveler, süt ürünleri gibi gıdalardan destek alınabilir. Tatlı ihtiyacını kuru meyvelerle yapılmış şekersiz tatlılarla veya kaliteli bitter çikolata ile karşılanabilir. Tabii ki hangi besinin hangi içeriğe sahip olduğu ve ne kadar tüketmek gerektiğinin doğru bilgilerini de yine bir uzmandan öğrenmek mümkün.
Öğünlerin Saatlerini Düzenleyin
Hep aynı saatlerde öğün yapmak alışkanlık haline getirilmeli. Bu çok da üzerinde durulmayan bir konu ama insülin dengesi ve dolayısıyla kilo verme açısından bu çok önemli.
Kabızlıktan Kurtulun
Günlük düzenli olarak probiyotik tüketmek kabızlık probleminin önüne geçecektir. Kefir, probiyotik yoğurt veya eczanelerde satılan probiyotik tozları kullanmak çok önemli. Bilinçsizce yapılan diyetler, çok düşük yağlı beslenme de kabızlığa sebep olur. Mutlaka bu konulara da dikkat edilmeli.
Meyveyi Abartmadan Tüketin
Meyve hayatımızda büyük yere ve öneme sahip. Vitamin, mineraller ve lif içerdiği için sağlıklı ancak, meyvenin de fazlası şekerli ve zararlı. Kilo verme döneminde meyve günde 2-3 porsiyonla sınırlı tutulmalı. Meyve sıfıra indirilmemeli ancak düzenli tüketilmeli.
Sağlıklı Zayıflama İçin Spor Şart!
Sağlıklı kilo vermek isteyen bireyler, hayatlarının tamamına sporu yaymalı. Günlük 10 bin adımı hedeflenmeli, her gün en az 30-40 dakika tempolu yürünmeli. Spor salonuna gitmeden de bunu başarmak mümkün. Akıllı telefon uygulamaları evde yapılabilecek egzersiz videolarıyla dolu. Sokaklar ve parklar yürüyüş alanıyla dolu. Araç kullanımını azaltılmalı ve bol bol hareket edilmeli.
Düzenli Uyku Alışkanlığı Edinin
Uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu yeterli salgılanmazsa kilo vermeyi engelleyebiliyor. En yoğun salgılandığı saat aralığı 23:00-04:00 arası. Bu saatlerde bireyler mutlaka uyumalı. Uyku ile kilo verme ilişkisi çoğu zaman göz ardı ediliyor fakat hem hormonal denge, hem de iştah dengesi için son derece önemli.
Hayatınızdan Stresi Uzak Tutun!
Stresli anlarda kortizol hormonu salgısı artıyor ve bu hormon vücutta yağ depolanmasını artırıyor. Ayrıca stres aşırı yeme isteğine ve tıkınırcasına yemeye sebep olarak da kilo alımına sebep olabilir. Egzersiz ve meditasyon yapılmalı. Nefes düzeni kontrol edilmeli.
Israrlarla Başa Çıkın!
Yedirme-içirme ısrarı gerçekten kültürel olarak ülkemizde inanılmaz yaygın bir olay. Şeker hastası olan birine “bir şey olmaz, ye gitsin” diyerek bir tabak baklava yedirmek isteyip, şeker komasına sokanları bile çevremizde rahatlıkla görebiliriz. Hatta farkında olmadan biz de arkadaşlarımıza, eşimize, çocuğumuza bunu yapıyor olabiliriz, lütfen bunun farkındalığında olalım. Bu iyilik yapmak değil, gerçekten kötülük yapmak. Çevreden gelen ısrarlarla başa çıkarsak gerçekten başarılı olabiliriz.
Önce Sağlığa, Sonra Görüntüye Odaklanın!
Herkes yalnızca dış görünüşü için yediklerine dikkat etmeye veya kilo vermeye çalışır. Oysa kişi sağlığını kaybettiğinde görüntü umurunda bile olmaz. Zayıflamak uğruna zararlı yollara başvurulmamalı. Yavaş yavaş kilo verecek bile olsan her zaman sağlıklı yiyeceklerle beslenerek sonuca ulaşmaya çalışmak daha doğru olacaktır. Yüksek protein diyetleri, karbonhidratsız diyetler, şok diyetler kısa vadede hızla kilo verdirse de uzun vadede sağlığa zararlıdır.
“Kilo vermeye giden her yol mübah değildir” diyen Diyetisyen Melda Demiröz, “Kilo verirken sağlığımızdan olmayalım. Kilo vereceğim derken sağlığı ve enerjiyi kaybetmeyelim. Uzman desteği alarak kilolardan kurtulalım” ifadelerini kullandı.
Günümüzde Uygulanan Yöntemler ile Ön Dişlerde Oluşan Bu Boşlukları, Tek Seansta Kapatabilmek Mümkün!
Ayrık dişlere sahip insanların birçoğu, gülerken elleriyle ağızlarını kapatırlar. Bu durum, en güzel anların bile gölgelenmesine neden olur. Ancak günümüzde uygulanan yöntemler ile ön dişlerde oluşan bu boşlukları, tek seansta kapatabilmek mümkün! İstanbul Okan ÜniversitesiDiş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Hakan Yasin Gönder, açıkladı.
Dr. Öğr. Üyesi Hakan Yasin Gönder
Diestema olarak adlandırılan; dişler arasında boşluk bulunması durumu, birçok kişinin sosyal hayatının yanı sıra, bu sıralar çok popüler olan sosyal medya hayatını da olumsuz yönde etkileyen bir problemdir. Günümüzde kullanılan materyallerin gelişmesiyle birlikte özellikle, “anterior” olarak adlandırdığımız, ön bölgede bulunan dişler arasındaki boşluklar; tek seansta bile kapatılıp, estetik bir görüntüye sahip olmak mümkündür.
Dişler Arasında Oluşan Boşluğun Nedenleri Nelerdir?
Kişinin dişleri normal boyutta olsa bile, çene yapısı geniş veya tam tersi şekilde çene yapısı normal olmasına rağmen dişleri küçük ise dişler arasında, diestema dediğimiz boşluklar oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra, diş eti hastalıkları nedeniyle de dişler arasında boşluklar meydana gelebilmektedir.
Peki Bu Boşlukları Kapatma Yöntemleri Nelerdir?
Dişler arasındaki boşlukları, çeşitli tedavi seçenekleri ile kapatmak mümkündür. Ortodontik tedavi yani diş teli takılması, porselen lamine uygulanması ya da son zamanlarda çok popüler olan ve tek seansta tedavinin bitirildiği bonding sistemi ile tedavi yapılabilir.
Ortodontik Tedavi
Ağız içerisinde, hastanın kapanışını da etkileyecek şekilde geniş alanlı bir diş ayrılığı söz konusu ise hastanın ortodontik tedavi görmesi gerekebilir. Günümüzde nerdeyse hiç görünmeyen şeffaf plaklarla ya da diş telleri ile tedavi yapılabilmektedir.
Porselen laminalar
İnce yaprak porselen olarak bilinen porselen laminalar, özellikle ön bölgede bulunan dişlerin üzerinden çok az ve ya hiç aşındırma yapmadan diş üzerine yapıştırılması ile sağlanır. Ayrıca laminalar ile dişlerinizin üzerinde bulunan renklenmelerin ve şekil bozukluklarının giderilmesi de mümkün olup, çok estetik ve doğal görünen dişlere kavuşabilirsiniz. Porselen laminaların yapımı son derece hassastır. Hassas tekniklerle çok ince bir şekilde üretilen laminalar, diş ve çevredeki dokularla başarılı şekilde uyum sağlar ve dişlerdeki ayrık görünümün düzeltilmesine yardımcı olur.
Bonding Uygulaması İle Tek Seansta Estetik Gülüşler
Bonding uygulaması özellikle diş teli kullanmak istemeyen, daha hızlı bir çözüm arayan kişiler için ideal bir yöntemdir. Bonding uygulaması olarak adlandırılan uygulamada, dişler arasındaki boşluklar tek seansta, dişin kendi rengine birebir uygun olarak beyaz renkli kompozit dolgu materyali ile diş üzerinden herhangi bir madde kaldırmadan yapılabilmektedir.
Dişler arasındaki boşluklar kapatılabildiği gibi, aynı seansta dişler üzerindeki renklenmeler ve şekil bozuklukları da giderilebilir. Aynı seans diş üzerinde var olan çürükler de temizlenip, kompozit dolgu materyali ile restore edilerek tedavi edilebilir. Bonding sistemi, özellikle sosyal hayatınızda gülüşünüzü saklamak istemediğiniz; düğün, gala veya davetlerden önce, çok fazla zaman almayan, güzelliğinize gülüşünüzü de eklemenize yardım eden pratik bir yöntemdir. Bu yöntemin uygulama süresi genel olarak 30-60 dakika arasındadır.
Kış aylarında, özellikle okul çağındaki çocuklarda ateşle seyreden grip gibi üst solunum yolu hastalıkları sıkça kapımızı çalıyor. Bu tabloda ebeveynlerin en büyük kaygılarından biri ise çocuklarının yüksek ateş nedeniyle havale nöbeti geçirmesi ve bunun sonucunda beyninde kalıcı bir hasar oluşması.
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel
Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel ateş yükseldiğinde hemen paniğe kapılmamak gerektiğine dikkat çekerek, “Ateş vücudun bağışıklık sistemine bir yanıtıdır, bir başka deyişle vücudumuz zararlı mikroorganizmalarla savaşmak için ateşi yükseltiyor. Yüksek ateşin ve/veya eşlik eden havalenin beyne kalıcı zarar vermesi için altta menenjit veya ensefalit gibi ağır bir tablo olması gerekiyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ateşli havalelerde ise kalıcı bir hasar olmuyor” diyor. Ancak çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin yine de doğru müdahalede bulunmaları çok önemli, çünkü hatalı davranışlar sonucunda hipotermi, havale ve ilaç zehirlenmesi gibi tablolar gelişebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel çocuklar ateşlendiğinde ebeveynlerin kaçınmaları gereken 8 hatayı anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.
Hata: Soğuk suyun altında tutmak
Doğrusu: Ateşi yükseldiğinde çocuğu soğuk veya buzlu suyun altında tutmak çok tehlikeli. Soğuk suda ısı vücut içinde kalıyor ve bunun sonucunda ateş daha da yükseliyor. Ayrıca grip veya zatürre gibi enfeksiyonlara yakalanma riski artıyor. Dolayısıyla su ne sıcak, ne de soğuk olmalı.
Hata: Ateşi hızla düşürmek
Doğrusu: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel yüksek ateşi hızla düşürmenin de doğru olmadığını belirterek, “Çünkü ateşi hızlı düşüren ilaçlar hipotermiye, bir başka deyişle vücut ısısının aniden düşmesine yol açabiliyor. Ayrıca fazla ilaç tüketimi ilaç zehirlenmelerini tetikleyebiliyor” diyor.
Hata: Antibiyotik kullanmak
Doğrusu: “Her ateşli durumda antibiyotik kullanılması doğru değil” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Çünkü ateş diş çıkarma, aşı sonrası veya sıcak ortamda kalmaya bağlı da gelişebiliyor. Ayrıca enfeksiyonların büyük bir kısmı antibiyotik tedavisinin etkili olamadığı viral enfeksiyondan kaynaklanıyor. Bu tür durumlarda antibiyotik tedavisi fayda etmeyeceği gibi, vücutta antibiyotik direncinin gelişmesine ve çocuğun bağırsak florasının bozulmasına neden olabiliyor. Bağırsak florası bozulursa hastalıklara karşı direnç azalıyor, ileri yaşlarda otoimmün (romatizmal hastalıklar, ülseratif kolit, multipl skleroz vs) hastalıklara yakalanma riski artıyor”
Hata: Vücudu susuz bırakmak
Doğrusu: Dr. Özlem Altay Yücel vücudu susuz bırakmanın da ateşin düşmesini önlediğini hatırlatarak, “Su tüketimi veya sıvı kaybı varken damar yolundan sıvı vermek, zararlı mikroorganizmaların azalmasına, bağışıklığın artmasına ve damarların genişleyerek ateşin düşmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle ateşli durumlarda çocuklarda su tüketimi mutlaka artırılmalı” diyor.
Hata: Kalın giydirmek
Doğrusu: Sıcak ateşi daha da yükselterek havaleyi tetiklediği için çocuğunuzu kalın giydirmeyin ve vücudunu sıcak tutmayın. Ateşin derecesine göre üstünü inceltin. Örneğin üzerinde ince bir atlet-bez kalabilir. Ateş yükselip 40 dereceye ulaşırsa tamamen soyun ve ılık duş aldırın. Ateş hafifken çocuğun titremeye başlaması ateşin aniden yükseleceğinin habercisi oluyor. Bu durumda oda ısısını yükseltmeyin, çünkü vücut ısısının yükselmesi nedeniyle ateşli havale riski artıyor. Oda ısısını 22-23 derece arasında tutmaya dikkat edin.
Hata: Alkol içeren suyla kompres yapmak
Doğrusu:“Yüksek ateş olduğunda eklem yerlerine alkollü su veya aspirin eritilmiş suyla kompres yapılmasını da önermiyoruz” diyen Dr. Özlem Altay Yücel sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü bu maddeler ciltten emilerek, özellikle küçük bebeklerde zehirlenmelere yol açabiliyor. Ayrıca sirkeli suyun da yüksek ateşte iyi geldiğine dair bir kanıt yok. Eklem yerlerine ılık suya batırılmış bezlerle kompres yapabilirsiniz”
Hata: Hatalı ilaç kullanmak
Doğrusu: Ateş düşürücü olarak aspirin kullanmak da ebeveynlerin kaçınmaları gereken bir başka önemli hatayı oluşturuyor. Bunun nedeni ise aspirinin bazı ateşli hastalıklar sırasında Reye sendromu denilen ve karaciğer yetmezliğine (karaciğer enzimlerinde yükseklik ve şuur kaybı) kadar gidebilen bir tabloya yol açabilmesi. Bunun yanı sıra ibufen içeren ilaçlar da 6 ay altındaki bebeklerde açık olan bazı kalp damarlarında kapanma yapabildiği için kullanılmamalı. Bu ilaçlara ancak doktora danışılarak ve acil durumlarda, yani hemen doktora gidilemeyecekse veya ateşe eşlik eden ciddi bir durum yoksa-evde 48-72 saatlik takip sırasında başvurulabilir.
Hata: Zor sindirilen gıdalarla beslemek
Doğrusu: Yüksek ateşte yapılan bir başka önemli hata ise çocuğu yağlı ve zor sindirilen gıdalarla beslemek oluyor. Vücut mikroplarla savaşırken zor sindirilen besinleri parçalamakta güçlük çekiyor ve bu işlevini yerine getirirken metabolizmanın hızlanması nedeniyle ateşi düşürmek zorlaşıyor. Çocuklar ateş sırasında genelde iştahsızlık oldukları için her zaman tükettiği besinlerde ısrar etmeyin; devam sütü, yoğurt, ayran ve çorba gibi sıvı gıdalarla besleyin.
Yüksek ateş ne zaman tehlikeli?
Yüksek ateşte ebeveynlerin en çok merak ettikleri konu, “ Ne zaman doktora başvurmalıyız?” oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Altay Yücel bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “0-1 yaş arasındaki bebeklerde fazla beklemeden mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Bir yaşından sonra ise çocuğun ateşi 39 dereceyi buluyorsa veya ateşe eşlik eden aşırı halsizlik-iştahsızlık, öksürük, ishal ve kusma gibi sıvı kaybettiren bir durum varsa hiç beklemeden hastaneye başvurulması çok önemli”
Batıgöz Sağlık Grubu’ndan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Murat Ün, Göz Kapağı İltihabı İle İlgili Bilgiler Verdi…
Göz kapağı iltihabı, kolay tedavi edilebilen fakat tekrarlayabilen inatçı bir hastalıktır. Yapılan makyajın temizlenmemesi ve uzun süre ciltte kalması; göz iltihabına sebep olabilir. Temiz bir pamuk yardımıyla göz kapağına ve kirpik diplerine çam ağacı ekstresi içeren özel şampuan ile yapılan hafif masajla kirpik dibinin temizlenmesi önemlidir.
Op. Dr. Murat Ün
Göz kapağı iltihabı (Blefarit); cinsiyet farkı gözetmeksizin, her yaşta görülebilen ve oldukça yaygın bir göz hastalığıdır. Hastalık ön blefarit ve arka blefarit olmak üzere 2’ye ayrılır. Ön blefaritte göz kapağının dış kenarı ve kirpik dipleri etkilenir. Vücuttaki bakterilerin aşırı miktarda çoğalması ve derinin yağlı/ kepekli olmasından dolayı blefarit meydana gelmektedir. Arka blefaritte ise kapağın gözün içine değen kısmı etkilenir, gözyaşı yağ bezlerinin normal çalışmaması ile ilişkilidir.
KİRPİK BÖLGESİ KIZARABİLİR
Göz Kapağı İltihabı Nasıl Anlaşılır?
Her yaşta gözlemlenebilen bu hastalık, kendini belirtileriyle kısa sürede belli eder. Bu belirtilerden ilk ve en önemlisi; göz kapağında meydana gelen şişlik hissidir. Bu durum kimi zaman dışarıdan bakıldığında belli olurken, bazen de sadece hastaya bu hissi yaşatabilir. Bir diğer belirti ise kirpik bölgesindeki kızarıklıktır. Işığa olan hassasiyet de yine hastalığın belirtileri arasında yer alır. Hastalık, doktor muayenesi ile kısa sürede teşhis edilebilir ve genellikle de ilaç tedavisine başlanır. Tedavi evde de devam edebilir fakat doktor kontrolünde olması iyileşme sürecini hızlandıracaktır.
GÖZ KAPAĞININ İÇİ DE MUAYENE EDİLİR
Göz Kapağı İltihabında Tanı Nasıl Konulur?
Göz kapağı iltihaplanması yani arpacık hastalığını teşhis etmek için göz muayenesinin yanı sıra göz kapağı içi muayenesine de ihtiyaç duyulur. El ve göz yordamı ile yapılacak muayene neticesinde tedavi planlaması yapılır ve ilaç tedavisi ile 1 hafta gibi kısa bir sürede tedavi etkisini gösterir.
ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRABİLİR
Göz Kapağı İltihabının Tetiklediği Hastalıklar Hangileridir?
Blefarit, göz kapağı bezlerinde tekrarlayan akut iltihaplara (arpacık) ve sert şişkinliklere (şalazyon) neden olabilir. Özellikle yaşlılarda kirpiklerin içe dönmesi, göze batması ve dökülmesi gibi sorunlar meydana gelebilir. Göz kapağı iltihabı gözün görme işlevini etkilemez. Çok nadiren kornea tabakasında iltihaba ve görme sorunlarına sebep olabilir. Göz kapağı iltihabı, göz içi ameliyat geçirecek hastalarda, ameliyat sonrası enfeksiyon riskini artırabilir.
YATMADAN ÖNCE MAKYAJ MUTLAKA ÇIKARILMALI
İltihaba Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?
“Sebebini bildiğimiz bu rahatsızlıkla ilgili alınabilecek birkaç temel önlem vardır” diyen Batıgöz Sağlık Grubu’ndan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Murat Ün, bunları şu şekilde sıraladı:
Yıkanmamış ellerin göz ile teması, blefarit için temel etmenlerden bir tanesidir. Ebeveynlerin çocuklarda bu konuya özen göstermesi ve el yıkama alışkanlığı kazandırması çok önemlidir.
Yıkanmamış ve kirli eller, çok sayıda mikrobu barındırdığından göz ve çevresine temas ettiğinde mikroplar buraya yerleşiyor ve başta göz iltihabı olmak üzere pek çok hastalığa yol açabiliyor. Hem çocukların hem de yetişkinlerin bu konuda hassasiyet göstermeleri ve gün içerisinde ellerini sık sık yıkamaları gerekiyor.
Bir başka faktörse lens kullanırken dikkat edilmeyen hijyen kurallarıdır. Gerek kırma kusurlarından kaynaklı kullanımı, gerekse estetik amaçlı kullanılan lenslerin göze takılmadan önce lens suyu ile iyice temizlenmesi, temiz ellerle göze takılması çok önemlidir. Buna dikkat edilmeyen ortamlar yine göz kapağı iltihabına zemin hazırlar.
Ayrıca gün içerisinde yapılan makyajın temizlenmemesi ve uzun süre ciltte kalması da göz iltihabına sebep olabilmektedir. İçerisinde pek çok kimyasal madde barındıran bu ürünler, cildimizdeki yağ ve çevreden gelen toz zerrecikleriyle birleşerek, göz iltihabına ve hatta dikkat edilmez ve tedavi edilmezse çok daha ciddi göz rahatsızlıklarına yol açabilir. Bu yüzden yatmadan önce mutlaka makyajın temizlenmesi ve gözün bol suyla yıkanması çok önemlidir.
ÇAM AĞACI EKSTRESİ İÇEREN ÖZEL ŞAMPUAN İLE TEMİZLEYİN
Göz Kapağı İltihabı Tedavisi Nasıl Yapılır?
Göz kapağı iltihabı, kolay tedavi edilebilen fakat tekrarlayabilen inatçı bir hastalıktır ve evde de tedavisi mümkündür. Tedavide her gün düzenli olarak, sıcak, nemli ve temiz bez ya da pamuk ile göz kapağına ve kirpik diplerine yapılan hafif bir masajla kirpik dibinin temizlenmesi önemlidir. Bu işlem 5 dakika boyunca günde 2-3 kere uygulanmalı ve çam ağacı ekstresi içeren özel şampuanlar ile kirpik dibi temizlenmelidir. Hastaların çoğu, bu rahatsızlığın nüksetmemesi için yaşam boyu günlük temizlik rutinini sürdürmek zorundadır. Ayrıca göz hekiminin yazacağı antibiyotikli kremler veya steroidli göz damlaları da komplikasyonları önlemek ve hastayı rahatlatmak için çok önemlidir. Ayrıca göz kuruluğu varsa gözyaşı damlaları yine hekim tarafından önerilecektir.
Paranit, Ürünlerinin Tanıtımı İçin Düzenlediği Toplantıda Bit İle Mücadele Ve Ailelerin Nasıl Davranması Gerektiğine Dair Önemli Bilgiler Verdi
Okul çağındaki çocuklarda daha sık görülen bit sorunu, hem ebeveynlerin hem çocukların kabusu olabiliyor. Ebeveynler bitten kurtulmanın yollarını ararken, çocuklar ise arkadaşlarının alay etmesinden ve dışlanmaktan endişe ettiği için büyük stres yaşıyor.
Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarda sıkça görülen saç biti, ebeveynlerin korkulu rüyası olabiliyor. İnanıldığının aksine hijyenik ve ekonomik şartlarla ilgisi bulunmayan bit, her çocuğa bulaşabiliyor. Tedavisinde doğru yöntemler kullanılmadığı takdirde bit, çocukta travma dahi yaratabiliyor. Çocuklar birbiriyle yakın temasta olduğu için çabuk yayılabilen bitle mücadele etmek ise ayrı bir sorun oluşturuyor.
Saç biti tedavisinde Avrupa ve Türkiye’nin 1 numaralı markası Paranit, bu soruna etkin ve kolay bir çözüm sunan ürünlerinin tanıtımını 12 Aralık’ta The House Cafe Garden’da Paranit Kıdemli Marka Müdürü Feyza Ehlidil ev sahipliğinde düzenlenen bir toplantıyla yaptı. Toplantıya konuşmacı olarak katılan Uzman Doktor Orkan Karaca Paranit’in tek kullanımda kesin çözüm sunan bit tedavi ürünleri ve bit bulaşmasını önleyen koruyucu ürünleriyle ilgili bilgi verirken, Çocuk Gelişimi ve Pedagojisi Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt ise ailelerin bit konusundaki yaklaşımı ve nasıl davranmaları gerektiğine dair önemli bilgiler aktardı.
15 Dakikada Bitlerden Kurtulmak Mümkün!
Yapılan araştırmaya göre Paranit kullanmayan annelerin bitlerden ortalamada 9 günde kurtulduğunu söyleyen Paranit Marka Müdürü Feyza Ehlidil, Paranit ürünlerinin tek uygulama ile sadece bitleri değil sirkeleri de %100 yok ettiğine dikkat çekti. “Bit dediğimiz zaman komik anılarımızla birlikte bir çoğumuz travmatik anılarını da hatırlayacaktır. Bitten kurtulma süreci uzadıkça annelerin gerginliği artar, bu da çocuklarda kendini suçlama, korkma gibi travmatik duygular yaratırdı. Paranit ile bu süreci kısaltarak hem anneleri rahatlatmak hem de çocukların yaşadığı bu stresli, sıkıntılı sürecin etkisini azaltmak amacındayız… Bit ve sirke sorununa ‘Paranit’le tek yıkamada bitti gitti’ diyoruz.”
Hem Bit Hem Sirkede Güvenilir Çözümler Tercih Edilmeli
Bit dünyada var olmaya devam edecek, önemli olan doğru yöntemlerle kurtulmak ve korunmak. Bitin insan sağlığı üzerinde etkilerine ilişkin bilgiler veren Uzman Doktor Orkan Karaca ise bit sorununu hızlı ve güvenilir yöntemlerle yapılması gerektiğini belirtti. “Paranit’in yenilenmiş formülü, sadece 15 dakikada tek yıkamayla %100 kesin çözüm sunuyor. İçeriğindeki Osmolone® ve hipertonik kompleks sayesinde bitleri boğuyor ve kurutuyor.” dedi. Böylece Paranit’in sadece bitler üzerinde değil sirkelerde bile %100 etki gösterdiğini ifade eden Orkan Karaca ayrıca gaz yağı, böcek ilacı gibi eski tedavi yöntemlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Cilt ve solunum rahatsızlıklarına yol açabilecek bu yöntemlere karşı bitlerin direnç de geliştirebileceğini vurgulayan Orkan Karaca güvenli ve klinik testleri olan ürünlerin tercih edilmesini önerdi.
“Bit problemine bir bütün olarak yaklaşılmalı ve bitten kurtulduktan sonra salgın boyunca tekrar bulaşmanın engellenmesi için mutlaka bir kovucu ürün kullanılması gerekir” diyen Dr. Orkan Karaca Paranit Bit Bulaşmasına Karşı Kovucu Sprey’in 12 saat boyunca etkili olduğunun altını çizdi. Geleneksel yöntemlerin etki süresinin bilinmediğini ve bir klinik çalışması olmadığından bulaşmayı kesin olarak önleyemeyeceğini belirtti.
Bit Sorunu Çocuğa Doğru Şekilde Anlatılmalı
Çocuk Gelişimi ve Pedagojisi Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt ise çocukların birbirini “bitli” diye etiketlemesi ya da bitlendiği için içine kapanması gibi bir durumla karşılaşmamak için çocuklara doğru açıklamanın yapılmasının önemine dikkat çekti. Yetişkinlerin bile bitlenme olayına travmatik baktığını, bu nedenle çocuğa kafasında gezinen küçük böceklerin olduğunu söylemek için doğru cümleleri seçmek ve sorularına anlaşılabilir yanıtlar vermek gerektiğinin altını çizen Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti: “Bizi korkutan biti, sirkeyi nasıl ayıklayacağımız kısmıyken, çocukları korkutan bu böceklerin kafada dolaştığı, başını ısırıp kanını emerek beslendiği ve yumurtalarını bırakıp daha da çoğalacağını bilmesi… Ama okula giden bir çocuğun asıl korkulan şey, arkadaşlarının bitlendiğinin fark etmesi, onu dışlaması ve alay etmesi… ”
“Çocuklarınıza şunları söyleyebilirsiniz: Bit doğal bir durumdur, herkesin başına gelebilir ancak yeterli önlemlerle ve doğru ürünle kişi bitin bulaşmasından kendini koruyabilir. Bit bizi hasta eden mikroplar gibi bulaşır ama mikroplar gözle görülmezken, biti görebiliriz, kaşıntısını hissedebiliriz böylece önlemini erkenden alabiliriz! Kaşıntı hissettiğimiz an önlemini almalı, bitleri vücudumuzdan uzaklaştırmalıyız! Bu noktada ebeveynlerin de bu süreci ne kadar hızlı çözerlerse çocuğun psikolojisinin etkilenmemesi için o kadar iyi olduğunu unutmaması gerekir. Okula giderken bitten koruyucu spreyimizi de sıktık mı, 12 saat boyunca etraftaki bitler ve sirkeler bize bulaşmayacaktır. O yüzden bu durumda mutlaka koruyucu spreyimizi bir süre bit salgını bitene kadar kullanmaya devam etmeliyiz.”
Sadece Bitte Değil Sirkede de Etkili
Paranit ürün yelpazesinde bulunan ve böcek ilacı içermeyen şampuan, sprey bit ve sirke sorununu kısa sürede çözerken, baş biti kovucu sprey bit bulaşma sorununu önlüyor. Bitler ve sirkeler üzerinde %100 etkili olan Paranit Tedavi Şampuanı, içeriğindeki mineral yağlar ile bitleri ve sirkeleri boğuyor, kurutuyor ve böylece bitlerin direnç geliştirmesine izin vermeden bit ve sirke sorununa kesin çözüm sağlıyor.
Kuru saça uygulanan Paranit Şampuan, masaj yaparak saça yedirildikten sonra sadece 15 dakika bekleyip kendi metal tarağı ile tarandıktan sonra durulanıyor. Paranit Sprey de kuru saça uygulanıp 15 dakika bekletiliyor. Ardından yine kendi özel metal tarağı ile taranıyor ve herhangi bir şampuanla saçın yıkanması bitlerden tamamen kurtulmak için yeterli oluyor. Yağsız bir yapıya sahip Paranit Baş Biti Kovucu Sprey ise çocuğunuzu ve diğer aile bireylerinizi bit bulaşmasına karşı aktif bir şekilde koruyor. Üstelik günde tek uygulama ile 12 saate kadar bit bulaşmasını engellediği klinik olarak kanıtlanmıştır.
Gözlerinizi sürekli ovuşturuyor musunuz? “Göz ovuşturmanın ne zararı olabilir ki?” diye düşünmeyin sakın. Gözün saydam tabakasını sürekli incelten ve tedavi edilmezse kalıcı görme kaybına kadar gidebilen ‘Keratokonus’ hastalığına kelimenin tam anlamıyla “kendi ellerinizle” davetiye çıkarıyor olabilirsiniz!
Son aylarda gözlük numaranız hızla artıyor mu? Gözlük kullanmanıza rağmen sık sık net görememekten yakınıyorsunuz musunuz? Yanıtınız ‘evet’ ise sorununuzun nedeni, çoğunlukla her iki gözü de etkileyen keratokonus hastalığı olabilir. Keratokonus gözün en dış ortamında bulunan saydam tabakanın incelmesi, bombeleşmesi veya dikleşmesi şeklinde tanımlanan bir hastalık.
Genellikle ergenlik döneminde başladığı düşünülen keratokonus 20 ila 40 yaşlar arasında ilerleme gösteriyor ve bu ilerleme çoğu hastada hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Oluşum nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, ergenlik döneminde yoğun alerji şikayeti olanlarda gözü ovalamanın bu hastalığın gelişimine yol açtığı düşünülüyor. Ayrıca özellikle uzun süreli bilgisayar kullanımında sık görülen kuru göz sendromunda gözleri aşırı ovalamak da riski artırıyor.
Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi
Erken evrelerde şikayet oluşturmaması nedeniyle genellikle geç teşhis edilen keratokonus ilerlemesi durdurulmazsa gözlük numarasında ciddi artışlar, ileri vakalarda kornea nakli ihtiyacı ve eğer bu ihtiyaç giderilemezse körlükle sonuçlanabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi bu nedenle özellikle 2 dereceden yüksek astigmatı olan ve sorunu gözlükle tam düzeltilemeyen hastaların erken tanı için her yıl görme keskinliği muayenelerini yaptırmaları gerektiğine dikkat çekiyor!
Bu Belirtileri Asla Gözden Kaçırmayın
Hastanın günlük işlerini yapamaz hale gelmesine neden olan keratokonusun en tipik belirtisi, ortalama 6 ayda bir artan gözlük numarası. “Gözlük numarası için muayene olduğunuzda kornea kalınlığınıza mutlaka baktırın” diyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, hastalığın diğer belirtilerini şöyle sıralıyor:
Görüşte hafif bulanıklık
Işığa ve parlamaya karşı hassasiyet
Düz çizgilerin bükülmüş veya dalgalı görünmesi
Gözde kızarıklık ve şişme
Hastalığın ilerlemiş olması halinde; yüksek astigmata bağlı ileri derecede görme kaybı, araç kullanırken ve yakın mesafede kitap okurken zorluk yaşama.
Tedavi Hastalığın Aşamasına Göre Belirleniyor
Keratokonus hastalığının tedavisi bulunduğu aşamaya göre planlanıyor.Erken evrelerde sert kontakt lens kullanılırken, orta evrede yeni teknoloji olan çapraz bağlama (cross- linking) tedavisi tercih ediliyor. İleri evrelerde ise tek tedavi çözümü kornea nakli oluyor’ diyen Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, çapraz bağlama tedavisinin hastalığı ameliyatsız 4 yıla kadar aynı düzeyde tutabildiğine ve bu sayede nakle gidiş süresini uzatabildiğine dikkat çekiyor.
Umut Veren Yöntem: Çapraz Bağlama
Günümüzde bu hastalığın konforlu bir tedavi seçeneği var: Çapraz bağlama yöntemi! Ultaviyole lazerle gerçekleştirilen bu yöntem göze dokunulmadan, sadece ışın gönderilerek uygulanıyor. Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi son yıllarda giderek yaygınlaşan çapraz bağlama yönteminde verilen vitamin desteğiyle kornea tabakasının güçlendiğini, bunun sonucunda hastalığın 4 yıla kadar durdurulabileceğini söylüyor. Tedavide önce incelmiş ve dış bükeyliği artmış kornea tabakasına ‘riboflavin’ damlatılıyor. Daha sonra sorunlu göze yaklaşık bir saat boyunca UV-A ışını gönderiliyor. Hasta aynı gün evine dönebiliyor. Ancak hastalığın çok hızlı ilerlediği durumlarda ikinci bir çapraz bağlama tedavisi gerekebiliyor. Doç. Dr. Ali Rıza Cenk Çelebi, işlem sırasında göze uygulanan UV miktarının deniz kenarında bir saat güneşlenmekle maruz kalınan UV miktarından daha az olduğunun altını çizerek, “Bu dozda kornea endoteli, lens ve retina gibi gözün önemli tabakaları önemli bir hasar kalacak düzeyde UV’ye maruz kalmıyor” diyor.
Yerli Üretimi Destekleyen Ve Her Zaman Yerli Üreticinin Yanında Olan Tadında Yerli Malı Haftası’nı Kutluyor
Cevizden kuru incire, yerli kividen Trabzon hurmasına pek çok lezzetli ürünün tadılabileceği haftada misafirler Türkiye’nin dört bir yanından gelen yöresel ürünleri deneyimleyebilecek.
Yerli MalıHaftası’nda yerli üretim bilincini aşılamayı hedefleyen Tadında Anadolu, bu hafta süresince tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve Türkiye’de emek verilerek üretilen yerli malı kullanmanın önemi vurguluyor. Her yörenin özgün ürünlerini, o yöreden özenle tedarik ederek misafirleriyle buluşturan, Anadolu mutfak kültürünü yenilikçi yaklaşımlarla geliştirmek için emek sarfeden her üreticinin yanında olan Tadında Anadolu, kutladığı Yerli Malı Haftası ile bu ürünleri misafirlerine de ikram ediyor.
12-18 Aralık tarihleri arasında kutlanan haftada, ceviz, fındık, kuru incir, keçiboynuzu, kayısı ve dut kurusu, armut, mandalina, Trabzon hurması, kestane, yerli kivi, nar, iğde gibi pek çok yerli üretim Tadında Anadolu şubelerinde misafirlere ikram edilecek. El emeğine, göz nuruna, alın terine değer veren Tadında Anadolu, bu ürünleri yerinden temin ederek yerel üreticiye de destek oluyor.
Tadında Anadolu, İstanbul Havalimanı, Ankara Esenboğa, İzmir AdnanMenderes havalimanlarında ve Altunizade Capitol AVM’de misafirlerine Anadolu’nun zengin ve çeşitli lezzetlerini sunmaya devam ediyor.
Kilo problemi olan hastalara, obezite tedavisi için uygulanan ameliyat yöntemlerinin dışında pek çok seçenek sunuluyor
Son yıllarda obezite alanında sık kullanılan ameliyatsız yöntemlerden biri olan mide balonu, özellikle hayati riskle karşı karşıya olan morbid obezite hastalarında ameliyat risklerini düşürmek için tercih ediliyor.
Uz. Dr. Hilmi Dikici
Ameliyat gerektirmeyen “mide balonu” tekniği ortalama olarak 20-25 kilo vermeyi sağlıyor ancak balon çıkarıldıktan sonra eğer hastalar diyet uyumu konusunda istikrarlı davranmazsa verilen kiloların geri alınması kaçınılmaz oluyor. Memorial Sağlık GrubuMedstar Antalya Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Hilmi Dikici, mide balonu tekniği hakkında bilgi verdi.
Mide Hacmini Kaplayarak Tokluk Hissi Veriyor
Mide balonu, izlenen bir zayıflama programının yeterli olmadığı durumlarda kilo kaybını sağlamak için tasarlanmış bir yöntemdir. Beden kitle endeksi 27 kg/m² ve üzerinde olan kişiler, obezite cerrahisi öncesi veya kilo kaybı gerektiren başka bir operasyon öncesinde zayıflatılması gerekenler ve obezite cerrahisine engeli bulunan hastalarda bu işlem uygulanabilmektedir. Mide içi balon, mide hacmini kaplayarak tokluk hissine ve bu sayede gıda alımında azalmaya yardımcı olur. Tedavi, diyet ve davranış yönetimi ile birleştirilmelidir. İşlemden sonra hastalarda 6 ayda yaklaşık 16 kg yani fazla ağırlığın %34’lük bir kilo kaybı beklenir. Hastanın başlangıç kilosuna bağlı olarak 35 kiloya kadar çıkabilir.
Balon Sayesinde Daha Az Yemek Mümkün
Mide balonu uygulaması, mideyi yerleştirilen bir balonun hava veya fizyolojik sıvı ile doldurulmasını içerir. Mideye yerleştirilen balon, mide hacminin üçte birini kaplar. Geri kalan hacim hızla dolduğu için hastaya midede bol miktarda yiyecek olduğu hissini verir. Kullanılan hacim, doygunluğu ve kilo kaybını artırır. Balon işlem sonrasındaki 6 ay boyunca tüketilebilecek besin miktarı azaltır ve mideyi doldurmama konusunda kalıcı olarak bir alışkanlık sağlamayı amaçlar ve bu sayede kişiyi eğitir. Diğer taraftan şişirilmiş bir balon mide çıkışının önünde bir engel oluşturarak, midenin çok yavaş boşalmasını ve yiyeceklerin normalden daha uzun süre midede kalmasını sağlar. Bu durum, tokluk hissinin uzun süre devam etmesine yardımcı olur.
İşlem Yarım Saat Sürüyor
Daha önce mide ameliyat öyküsü, ciddi bir mide hastalığı, alkol ve uyuşturucu alışkanlığı olmayan ve kan sulandırıcı ilaç kullanmayan herkes balon uygulaması yaptırabilir. Endoskopik olarak anestezi altında uygulanan işlem yarım saat sürmektedir. Gastroenteroloji uzmanı tarafından sönük mide balonu, yemek borusundan geçirilerek mideye yerleştirilir. Balon steril bir su ile yaklaşık greyfurt büyüklüğünde şişirilir. Hasta aynı gün taburcu edilir. Mide balonun yerleştirilmesi sonrasındaki ilk günlerde midede ağırlık ve doygunluk hissi ve 2 – 7 gün içerisinde ortaya çıkan bulantı ve kusma genellikle görülebilmektedir. Bu problemler, işlem sonrasında bazı ilaçlar verilerek tedavi ile düzeltilebilir. Nadir olarak görülen inatçı kusma şikayetleri, balonun erken çıkarılmasını gerektirebilir.
Beslenme Şekli Ve Diyet İle Başarı Sağlanıyor
Mide balonunun uygulanması için 6 aylık maksimum süreye uyulması gerekir. Mide balonu 6 ay sonra takıldığı gibi, yine anestezi altında endoskopik olarak çıkarılır. Bazı balon tiplerinde çıkartma gerekmez. Balon sönerek dışkı ile atılır. Ameliyat gerektirmeyen mide balonu tekniği hastanın ortalama olarak 20-25 kilo vermesini sağlar ancak balon çıkarıldıktan sonra eğer hastalar diyet uyumu konusunda istikrarlı davranmazsa verilen kiloların geri alınması kaçınılmaz olmaktadır.
Mide balonu yaptırdıktan sonra dikkat edilmesi gerekenler şunlardır;
Yemek porsiyonları azaltılmalıdır.
5-6 öğün şeklinde beslenme planlanmalıdır.
Küçük lokmalar alarak ve dikey pozisyonda yemek yenmelidir.
Sıvı alımı öğün aralarında, 1,5-2 lt kadar olmalıdır.
Yatmadan 2-3 saat öncesinde yemek yemek bırakılmalıdır.
Kızartmalar, kremalı yiyecek ve içecekler gibi yağlı gıdalar tüketilmemelidir.
Pasta ve börek her türlü unlu gıda, rafine şeker kullanılarak yapılmış şerbetli her türlü tatlı diyetten kesinlikle çıkartılmalıdır.
Türktraktör, Filizlerin Mucizeleri Projesiyle Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İçin Her Alanda Çalışmalarını Sürdürüyor
TürkTraktör, Filizlerin Mucizeleri Projesi ile Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerindeki kız öğrencileri otomotiv sektöründe kariyer için teşvik etmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor.
Türkiye’de tarım ve otomotiv alanında kadın işgücünün artırılması ve girişimciliği desteklemek üzere başlatılan projenin eğitim ayağında TürkTraktör, bugüne dek toplam 261 kız öğrenciye burs verdi.
Otomotiv sektöründe düşük olan kadın saha çalışan sayısının artmasında özellikle meslek liselerinde okuyan kız öğrencilerin eğitim döneminde yapacağı seçimler büyük önem taşıyor. TürkTraktör, bu bilinç ile başlattığı Filizlerin Mucizeleri Projesi’nin eğitim ayağındaki çalışmalarına 3 senedir aralıksız devam ediyor.
Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Türkiye Aile Planlama Vakfı’nın (TAPV) katkılarıyla otomotiv sektörünün de kalbi olan altı ilde Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerindeki kız öğrencileri sektörde çalışmalarına teşvik etmek üzere okullara ziyaretler gerçekleştiriliyor ve seminerler düzenleniyor.
Seminerlerde “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”eğitimlerinin yanı sıra üretim ve ağır sanayi alanına kız öğrencilerin sağlayabilecekleri katma değer anlatılırken, kadın gücünün çalışma hayatındaki önemine dair gerçek hikayeler paylaşılıyor. Bu seminerlere 100’e yakın TürkTraktör Gönüllü Ekibi destek veriyor.
Proje kapsamında Türk Eğitim Vakfı (TEV) koordinasyonunda, okulların, makine teknolojisi, motorlu araçlar teknolojisi, metal teknolojisi, elektrik elektronik teknolojisi, ulaştırma hizmetleri, tarım teknolojisi alanlarını seçen kız öğrencilere de TürkTraktör tarafından eğitim bursu sağlanıyor.
Projenin başladığı ilk günden bu yana 6 ilde toplam 70’e yakın okul ziyaret edildi; 6 bin 200’ü aşkın kız öğrenciye ulaşıldı. 261 öğrenci sağlanan eğitim burslarından yararlanırken; 39 öğrenci de TürkTraktör fabrikalarında stajlarını gerçekleştirerek, okul sıralarında öğrendikleri bilgileri gerçek hayata taşıma olanağına sahip oldu.
Filizlerin Mucizeleri Cinsiyet Eşitliği İçin Yaşamın Her Alanında
Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadınların iş hayatındaki yerini güçlendirmeye yönelik bir çalışma olarak dikkat çeken Filizlerin Mucizeleri Projesi kapsamında TürkTraktör Gönüllü Ekibi, kadın çalışanları ile birlikte 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde cinsiyete dayalı şiddet ile mücadele hareketinde yerini aldı.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesive İsveç Büyükelçiliği ortaklığında düzenlenen kadına yönelik şiddete dikkat çeken “Karanlığı Aydınlat” ışık enstalasyon sergisini ziyaret eden TürkTraktör çalışanları şiddetle mücadelenin güçlenmesine, farkındalığın artmasına ve toplumsal gelişime yönelik desteklerini gösterdiler.