Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 263

    Gebelik Şekeri Olan Her 4 Gebeden Birinde Depresyon Görülüyor

    0
    gebe kadın

    Tip 2 diyabet ve depresyon ilişkisi araştırmalarla gösterilmişti. Diabetic Medicine dergisinde yayınlanan yeni bir makalede gestasyonel diyabet depresyon ilişkisi de ortaya kondu. Prof. Dr. Hasan Aydın, yapılan 62 araştırmanın analiz sonuçlarına dayanarak elde edilen çalışmanın sonucuna göre gestasyonel diyabet tanısı alan her 4 kadından birinde depresyon bulunduğunu söyledi.

    Diyabet ve depresyon arasındaki ilişki uzun zamandır birçok araştırmaya konu oldu. Toplumda en yaygın görülen diyabet olan tip 2 diyabetin depresyona neden olduğu biliniyordu. Bununla birlikte gestasyonel diyabet tanısı alan kadınlarda da doğum sonrası daha fazla depresyona rastlandığı çalışmalarla gösterilmişti. Ancak gebelik sırasında depresyona yakalanma riski açısından yeterli bilginin bulunmadığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın, yapılan bu meta analiz çalışmasının, gestasyonel diyabet tanısı alan her 4 kadından birinde depresyon görüldüğünü ortaya koymakla birlikte gestasyonel diyabetli kadınlarda tanı konduğu anda depresyon riskinin 2.08 kat arttığına işaret ettiğini söyledi. Bu sonucun, “Acaba bu kadınlarda depresyon mu diyabet gelişimini tetikliyor sorusunu akla getiriyor” diyen Prof. Dr. Hasan Aydın konuyla ilgili çalışmaların sürdürüldüğünü vurguladı.

    HER 7 GEBEDEN BİRİNDE GESTASYONEL DİYABET VAR

    İlk defa gebelikte ortaya çıkan şeker yüksekliği olarak tanımlanan gestasyonel diyabet, hem dünyada hem de ülkemizde yaygın olarak görülen ve sıklığı giderek artan bir sorun. Bu konuda gerçekleştirdikleri bir çalışmada ülkemizde her 7 gebeden birinde gestasyonel diyabet tespit edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Hasan Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

    “Hastalığın gelişimine neyin neden olduğu tam olarak bilinmemektedir. Ailevi ve genetik faktörler, gebelik öncesi veya gebelikte alınan fazla kilo, hareketsiz yaşam, gebelik öncesinde şeker bozuklukları, polikistik over sendromu, daha önceki gebeliklerde 4 kg’dan fazla bebek doğurma öyküsü gibi bazı risk faktörlerinin hastalık gelişiminde rol oynadığı biliyor. Bu çalışma depresyonun da yeni bir risk faktörü olarak hastalık gelişiminde rolü olabileceğini göstermektedir.”

    ZAMANINDA TANI RİSKLERİ EN AZA İNDİRİR

    Gestasyonel diyabet varlığının hem anne, hem fetüs hem de yenidoğan bebek için önemli bir risk faktörü olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Hasan Aydın, “Bu durum, annede gebelik sırasında tansiyon yüksekliği ve preeklampsi gelişimine neden olabileceği gibi, fetüste sakat doğum, erken doğum, ölü doğum, plasental problemler gibi riskleri doğurmaktadır. Yenidoğan bebeklerde ise solunum problemleri, hipoglisemi (şeker düşüklüğü), 4 kilogramın üzerinde doğum gibi sorunlara yol açmaktadır. Ancak gebelik döneminde şeker yükleme testi ile zamanında tanı konup, tedavi uygun şekilde yapılırsa tüm bu sorunla minimuma indirilebilir.”

    DEPRESYON GEBELİKTE İSTENMEYEN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR

    Duygu durum bozuklukları da gebelik döneminin sık karşılaşılan problemlerinden biri. Öyle ki her 5 gebe kadından birinde gebelik sırasında veya doğum sonrası ilk bir yıl içinde ruhsal sorunlar ve depresyon görülebiliyor. Depresyonun de gebelikte istenmeyen sonuçlara yol açtığına dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın,konuyla ilgili şu bilgileri verdi:

    “Fetusta hiperaktivite, düzensiz kalp atışına, yeni doğan döneminde kortizol ve epinefrin hormon düzeylerinde artışa, EEG (beyin dalgası) ölçümlerinde bozukluğa, stres/depresyon benzeri bozukluklara, yeni doğan yoğun bakım ihtiyacında ve erken ölüm riskinde artışa neden olmaktadır. Çocukluk ve ergenlik döneminde ise daha fazla depresyon, içe kapanıklık, şişmanlık ve suça eğilim olasılığında artışa neden olmaktadır. Dolayısıyla gebelik başında ve süresince kadınların depresyon yönünden iyi takip edilmesi ihtiyaç halinde psikiyatri desteği verilmesi hem depresyonun yol açtığı bu problemlerin önlenmesinde hem de belki de gestasyonel diyabetin önlenmesinde önemli bir adım olabilir.”

    Kadinvesaglik.org

    Müşterisinin En Büyük Kaygısından Yola Çıktı,Hiç Kullanılmaması Dileğiyle Ürün Hazırladı

    0

    Boyner’den İki Yenilikçi Ürün Ve Hizmet:

    Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Eren Çamurdan, 11 Aralık’ta Boyner Metropol İstanbul mağazasında medya mensuplarıyla bir araya gelerek, değişen tüketici alışkanlıkları ve sektörün dönüşümü doğrultusunda Boyner’in yenilikçi hizmetlerini ve hedeflerini paylaştı.

    Perakende sektörüne yeni bir soluk getirirken, müşterilerin hayatına büyük değer katacak projeleri hayata geçireceklerini ifade eden Eren Çamurdan, devreye aldıkları iki yeni hizmet ve ürün hakkında bilgi verdi.

    “İlk kez hiç kullanılmamasını dileyerek bir ürün yaptık”

    Eren Çamurdan
    Eren Çamurdan

    Ürün ve hizmetleri geliştirirken müşterilerin beklentilerini dikkate aldıklarını, bu kez müşterilerin en büyük kaygısını düşünerek yola çıktıklarını belirten Eren Çamurdan, Boyner olarak “Hazırlıklı olun, hayata tutunun” sloganıyla 3 farklı deprem çantası hazırladıklarını ve çantaları maliyetine müşterilerine sunduklarını açıkladı.

    Çamurdan, “İlk kez hiç kullanılmamasını dileyerek bir ürün yaptık” diyerek, şunları söyledi: “İstanbul’da geçtiğimiz Eylül ayında meydana gelen depremin ardından herkes bir deprem çantası nasıl hazırlanır sorusunun cevabını araştırmaya, sağdan soldan topladıklarıyla bir hazırlık yapmaya başladı. Fakat kendi çabamızla oluşturacağımız bir deprem çantasında mutlaka eksikler olacağını fark ettik. Depreme hazırlık konusunda elimizi taşın altına koyuyoruz. Uzman danışmanlar eşliğinde bir deprem anında ve sonrasında kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayacak farklı içeriklerde 3 deprem çantası hazırladık. Özellikle deprem bölgelerinde ve tüm Türkiye’de, afet ve acil durum kiti olmayan kalmasın istiyoruz.”

    “En doğru Ürünlerden Oluşturulan Deprem Çantalarını Maliyetine Sunuyoruz”

    Çantaların içeriği hakkında da bilgi veren Çamurdan, sözlerine şöyle devam etti: “Deprem gibi doğal afette temel ihtiyaçları pratik bir şekilde karşılayabilmeye yardımcı olacak kitler, sektörde ilk kez bu kadar detaylı bir şekilde hazırlandı. 24 saat, 48 saat ve 72 saat süreler için tüm yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek malzemelerden oluşan çantaların içinde Yemek Seti, İlk Yardım Seti, Hijyen Seti ve Afet Seti bulunuyor. Özel teknolojiyle hazırlanan ve en az iki yıl dayanıklı gıda malzemelerinden oluşan yemek seti, acil bir durumda ihtiyaç duyulacak kalori hesabı yapılarak hazırlandı. Sette yemekleri ısıtma imkânı sunan özel alevsiz ısıtıcı dahi var. İlk yardım setinde acil bir durumda yaralanmalara karşı ilk müdahale için gerekli tüm malzemeler bulunuyor. Afet setinde ise el ve vücut ısıtıcılarından battaniyeye, kafa fenerinden gözleri toz ve darbelere karşı korumak için gözlüğe birçok ince detay var.” Çamurdan, en doğru ürünlerden oluşturulan setleri, ürünlerin toplam maliyetine sunduklarını, bu projeyi bir ticari faaliyet olarak değil, toplumsal bir fayda yaratmak amacıyla yaptıklarını ve Boyner mağazalarındaki özel bölümlerle depreme hazırlıklı olma bilincini sürekli gündemde tutacaklarını sözlerine ekledi.

    Eve Teslimat Hizmeti ile Rakip Poşetlerini’de Evlere Taşıyacak!

    Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Eren Çamurdan’ın açıkladığı bir başka yenilikçi hizmet ise mağazalardan eve paket teslimatı oldu. Bu hizmet kapsamında, e-ticaret dünyasından alıştığımız eve paket teslimatı hizmetinden, mağazadan alışveriş yapan müşterilerin de yararlanmasını sağladıklarını belirten Çamurdan, “Online dünyada olan bir alışkanlığı, offline alışveriş dünyasına taşıyoruz” diyerek şunları söyledi: “Hayatın yoğun temposu içerisinde müşterilerimize kolaylık sağlamak istiyoruz. İster Boyner’den ister rakiplerimizden yapılsın, Türkiye’de ilk kez marka ayırt etmeden mağazadan eve paket teslimatı hizmetine başlıyoruz. Bu anlamda rakiplerimizin ürünlerini de taşıyarak sektörde bir tabuyu yıkmış oluyoruz. AVM içinden, herhangi başka bir mağazadan alışveriş yapan bir tüketici de eve paket teslimatı hizmetimizden yararlanabilecek. İlk olarak İstanbul’da 10 mağazada başlattığımız bu hizmetimizi diğer mağaza ve şehirlere de yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Bu projemizin devamı olarak bir sonraki etapta müşterilerimizin aldıkları hediyeleri, arzu ederlerse özel tasarımlı kutularla verecekleri adrese teslim edeceğiz.”

    Sanata Ve Gençlere Destek Projesi

    Boyner, en çok tercih edilen hediye destinasyonu olmasından yola çıkarak sanatı ve gençleri destekleyen bir projeye de imza atıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü öğrencileri, yılbaşı alışverişinin yoğunlaştığı bu dönemde kullanılmak üzere Boyner için hediye kutuları tasarladı. Birbirinden yetenekli 5 tasarımcı öğrenci “hayal”, “umut”, “coşku”, “mutluluk”, “paylaşma” gibi kavramlardan yola çıkarak tasarımlar yarattı. Proje kapsamında satılacak bu hediye kutuları ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne ve tasarımların sahibi öğrencilere destek olduklarını belirten Eren Çamurdan, “Bu özel hediye kutularının başta tasarımı yapan öğrenciler olmak üzere hayallerinin peşinde koşan herkese umut vermesini diliyoruz. Müşterilerimiz sevdikleri için alacakları yılbaşı hediyeleri için bu güzel hediye kutularını tercih ederek hem sevdiklerini sevindirecek hem de pırıl pırıl gençlere destek olacak. Yeni hediye kutularımızı kimse atmaya kıyamayacak!” dedi.

    2020’de 12 Yeni Mağaza Açacak

    Boyner’in 38 ilde toplam 112 mağaza ve 270 bin metrekareye ulaşan satış alanı ile Türkiye’nin lider mağaza zinciri olduğunu belirten Eren Çamurdan, 2019 yılında farklı illerde 7 mağaza açtıklarını söyledi. Müşteri deneyimi ve mutluluk odaklı yeni mağaza konseptinin de çok beğenildiğini vurgulayan Çamurdan, “Yeni mağaza konseptimizin müşterilerimizin konfor ve rahatlığını ön planda tutmasından dolayı müşterilerimiz mağaza içinde %25 oranında daha fazla vakit geçiriyor. Sepet ortalaması da buna bağlı olarak %20 oranında artıyor” dedi. Çamurdan ayrıca yeni mağaza yatırımlarına devam edeceklerini ve 2020’de 12 yeni mağaza açacaklarını söyledi.

    “E-ticarette %95 Büyüdük”

    Boyner’in e-ticaret operasyonu hakkında da bilgi veren Eren Çamurdan, bu alandaki başarılarını ise şu ifadelerle anlattı: “E-ticaret platformumuz boyner.com.tr tarafında, bir önceki seneye göre satışlarımızı %95 gibi büyük bir oranda artırma başarısı gösterdik.Boyner mobil uygulamamız da 3,2 milyon kez indirildi. E-ticaret Türkiye’de toplam perakende sektöründen henüz %5’in üzerinde bir pay alırken Boyner’de bu oran %9 seviyesine ulaşmış durumda. Geçtiğimiz Kasım ayında bu oran %12’ye çıktı.Önümüzdeki 2 yıl içinde bu payın %15’e gelmesini hedefliyoruz. Yaptığımız yenilikçi uygulamalarla e-ticaret ile mağazaların ideal entegrasyonunu sağlamak için önemli adımlar atıyoruz.”

    Türkiye’nin En Büyük Makyaj Festivali Hilltown AVM’ye Geliyor!

    0

    14-15 Aralık tarihlerinde Gerçekleşecek  Olan Make-Up Festivali Ziyaretçilerine Benzersiz Bir Deneyim Yaşatacak 

    İstanbul Anadolu yakasında ziyaretçilerine yeni nesil alışveriş ve yaşam merkezi deneyimi sunan Küçükyalı Hilltown AVM, soğuk kış aylarında misafirlerinin içini ısıtacak bir festivale imza atıyor.

    Küçükyalı Hilltown AVM’de 14-15 Aralık tarihlerinde düzenlenecek Make-Up Festival’de, ünlü Make-Up artisti Alp Kavasoğlu moderatörlüğünde influencerlar’ın da katılımıyla ‘Cilt Bakımı ve Sağlıklı Yaşam’, ‘Makyaj Modası’, ‘Yüz Tiplerine Göre Doğru Makyaj’, ‘Kombinlere Göre Makyaj Yapmak’ gibi konularda paneller düzenlenecek.

    Make-Up standlarını ziyaret eden katılımcılar, etkinliğe özel tasarlanan makyaj dekorları ile eğlenceli fotoğraflar çekme şansı yakalayacak. Aynı zamanda 3 farklı makyaj deneyim standında, profesyonel makyözler tarafından tüm makyajlar ücretsiz olarak yapılacak.

    Küçükyalı Hilltown AVM, Make-Up Festival kapsamında 15 Aralık tarihinde düzenlenecek Make-Up Defilesi ile sıra dışı bir organizasyona ev sahipliği yapacak.

    Make-Up Festivali, Küçükyalı Hilltown AVM içerisinde özel kurulacak olan alanda, tüm ziyaretçileri için ücretsiz olacak.

    Make-Up Festival Programı:

    • 14 Aralık Cumartesi:

    Kombinlere Göre Makyaj – Enfal Diner
    Makyajda Doğru Bilinen Yanlışlar – Deniz Karasu
    Makyaj Sırları – Melis Erkılıç

    • 15 Aralık Pazar:

    Nasıl Influencer Olunur? – Hilal Şefkatli
    Sağlıklı Beden, Sağlıklı Cilt Bakımı – Yasemin Yürük
    Makyaj Defilesi

    Erken Doğumun 13 Önemli Risk Faktörü!

    0

    Dikkat! Bu Risk Faktörlerinden Birine Bile Sahipseniz…

    Bebek bekleyen çiftlerin en başta gelen istekleri bebeklerinin zamanında ve sağlıklı doğmaları hiç kuşkusuz. Ancak günümüzde her 8-10 doğumdan 1’inde bebekler beklenen tarihten erken dünyaya geliyor. Ülkemizde yılda bir milyon 250 bin civarında doğum olduğu düşünülürse, bu her yıl yaklaşık 125 bin bebeğin erken dünyaya gözlerini açtığı anlamına geliyor. Dünya genelinde her yıl 15 milyon bebek erken doğuyor ve 1 milyon bebek erken doğumun yol açtığı sorunlar nedeniyle kaybediliyor. Üstelik bu doğumların en az yarısında hiçbir risk faktörü bulunmuyor, dolayısıyla aslında her hamile kadın risk altında oluyor.

    Prof. Dr. İbrahim Bildirici
    Prof. Dr. İbrahim Bildirici

    Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici ancak yine de umutsuzluğa kapılmamak gerektiğine, özellikle hamilelik öncesi danışma, hamilelikte düzenli muayene, testler ve takipler sayesinde erken doğumun çeşitli risk faktörlerinin öngörülebildiğine dikkat çekerek, “Örneğin hamilelik öncesinde smear testinde normal dışı bir durum saptanırsa, hızla, gelecekte rahim ağzı kanseri için risk teşkil edebilecek durumlar tedavi ediliyor, ayrıca varsa vajinal veya rahim ağzı enfeksiyonları hamile kalınmadan tedavi edilebiliyor. Yine rahimdeki şekil bozuklukları, rahim içinde yer alan polip ve miyom gibi bazı patolojiler de henüz hamile kalınmadan kapalı yöntemlerle tedavi edilebiliyor ve bu sorunlar nedeniyle oluşabilecek erken doğumlar önlenebiliyor” diyor.

    Peki hangi etkenler erken doğuma yol açabiliyor? Bu sorunlara karşı tıp dünyası hangi tedavileri uyguluyor? Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici erken doğuma neden olan etkenleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

    • Çok Kilolu ya da Çok Zayıf Olmak

    Özellikle obezite sorunu olan kadınlarda hamilelikte hipertansiyon ve diyabet daha fazla görülüyor; bu hastalıklar da erken doğumu gerektirebiliyor. Çok zayıf kadınlarda ise beslenme bozukluğu ve artmış stres hormonları erken doğuma zemin hazırlayabiliyor. Dolayısıyla hamile kalınmadan önce ideal vücut kitle indeksi olan 18.5-24.9 kg/m2 arası değere ulaşmak çok önemli.

    • Çoğul Hamilelikler

    Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bildirici çoğul hamileliklerin erken doğum için önemli bir risk faktörü olduğu uyarısında bulunarak, “Bu nedenle infertilite tedavilerinde tekiz hamilelik hedeflenmeli ve mümkün olduğunca tek embriyo transfer politikası tercih edilmeli” diyor.

    • Sigara Kullanımı

    Sigara anne adayının ve plasentanın oksijen alımını bozarak; erken doğum, erken su gelmesi, düşük doğum ağırlığı ve plasentanın erken ayrılması gibi risklerin tümünü artırıyor. Bu önemli zararları nedeniyle sigaranın hiç içilmemesi, eğer içiliyorsa tercihen hamile kalınmadan veya hamilelikle birlikte bırakılması çok önemli.

    • Hamilelikler Arasının 6 Aydan Kısa Olması

    Yapılan çalışmalara göre; 6 aydan kısa aralıkla hamile kalınması erken doğum riskini 1.5 kat artırıyor. Hamilelikler arasında 1.5-2 yıl olması ideal kabul ediliyor.

    • Hamilelik Zehirlenmesi

    Tansiyon yükselmesi ve idrarda proteinle karakterize preeklampsi, toplumdaki bilinen adıyla ‘hamilelik zehirlenmesi’ sıklıkla erken doğumla sonuçlanıyor. Annede nörolojik sorunlara, kan değerlerinde, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya, akciğer ödemi gibi hayatı tehdit edebilecek tablolara; bebekte de büyüme geriliği ve ölüm riskinde artışa yol açabiliyor. Uygun hamilelerde tedaviyle doğum için zaman kazanılmaya çalışılıyor.

    • Tiroit Hastalıkları ve Diyabet

    Prof. Dr. İbrahim Bildirici tiroit hormonu ve kan şeker düzeylerinin ideal olarak hamile kalınmadan önce değerlendirilip kontrol altına alınması ve bu kontrolün hamilelik boyunca devam ettirilmesi gerektiğini belirterek, “Yapılan çalışmalara göre, tiroit hastalıkları kontrol altında değilse, erken doğum riskini 1.2 kat artırıyor. Bunun yanı sıra gebelik şekeri de tanı almaz ve iyi kontrol edilmezse hem ölü doğum hem de erken doğum riskini artıran bir diğer önemli faktörü oluşturuyor” diyor.

    • Erken Doğum Öyküsü

    Prof. Dr. İbrahim Bildirici daha önceki hamilelikte erken doğum hikayesi varlığının riski artıran en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu gruptaki her 3 kadından biri mevcut hamilelikte erken doğum yapabiliyor. Hamileliğin 16-36. haftaları arasında uygulanan progesteron tedavisi fayda sağlıyor ve erken doğum riskini azaltıyor. Yine bu grupta 16-22. hafta arasında rahim ağzı uzunluğunun değerlendirilmesi ve kısa bulunduğunda progesteronun yanı sıra rahim ağzına dikiş atılmasıyla erken doğum önlenebiliyor”

    • Diş eti Hastalıkları

    Diş hastalıkları ve özellikle diş eti iltihabı erken doğum için bir risk faktörü. Bu nedenle hamile kalınmadan önce iyi bir diş hekimi muayenesi ve çürükler ile diş eti iltihabının tedavi edilmesi de çok önemli.Hamilelik sürecinde de gereken diş tedavilerinin hızla yapılması, doğumun zamanda gerçekleşmesinde önem taşıyor.

    • Rahimdeki Sorunlar

    Çoğul hamilelikler ve bebeğin çevresini saran suyun fazla olması nedeniyle rahmin fazla gerildiği durumlarda da erken doğum riski artıyor. Rahimde perde olması, ikili veya yarım rahim gibi rahimdeki şekil bozuklukları ile geçirilmiş rahim ameliyatlarında da erken doğum riski genel popülasyondan daha fazla oluyor. Prof. Dr. İbrahim Bildirici rahim ağzı yetmezliğinin de önemli bir risk faktörü olduğunu belirterek, “Özellikle geçirilmiş LEEP/konizasyonu olan, birden fazla kürtaj ya da öyküsünde 2. üç aylık dönemde (trimesterde) hamilelik sonlandırılması olan hamileler bu açıdan risk altında” diyor. Rahim ağzında kısalma mevcutsa dikiş (serkülaj) yöntemi uygulanarak erken doğum önlenebiliyor.

    • Enfeksiyonlar

    Vajina ile rahim ağzı florasının değişmesi ve bakterilerin yukarıya doğru tırmanarak normalde buna geçit vermeyen amniyotik sıvıyı enfekte etmeleri, erken doğumun önemli nedenleri arasında yer alıyor. Miyadından önce suyu gelen hamilelerde gizli enfeksiyon olabiliyor, bu olgulara erken doğumu erteleyebilmek için bir hafta antibiyotik tedavisi uygulanıyor. Hamilelik öncesinde ya da hamilelikte; rahim ağzında chlamydia ve gonore gibi enfeksiyonlar, bakteriyel vaginozis denilen ve vajinal floranın bozulmasıyla seyreden akıntılı durumlar tespit edilirse, tedavi ediliyor. Bunların yanı sıra idrar yolu enfeksiyonu ve zatürre gibi başka organlarda oluşan enfeksiyonların da hızla tedavi edilmeleri erken doğum riskini azaltıyor.

    • Plasental Sorunlar

    Plasentanın rahim ağzına yerleşmesi (plasenta previa) veya plasentanın erken ayrılması (ablasyo plasenta) gibi tablolar da erken doğum nedeni. Plasenta previa tablosunda kanama oluşursa hastanede izlem ve takiple beklenen doğum tarihine yaklaşılabiliyor, bu sırada uygun hamilelerde anneye bebeğin akciğerlerini geliştirici iğne uygulanıyor.

    • Fetal Büyüme Geriliği

    Hamilelik haftasına göre, kilosu beklenen ağırlığın %10’undan daha az olan fetuslarda kordondaki kan akımında bozulma, sıvı azalması, anne karnında stres ve kayıp riski gelişebiliyor; bu durum da erken doğum gerektirebiliyor. Ayrıca fetusun bazı doğumsal anormallikleri de erken doğumla sonuçlanabiliyor.

    • Vajinal Kanamalar

    Hamilelikte özellikle 12. haftadan sonra vajinal kanamalar olması halinde erken doğum riski yükseliyor. Çoğu hamilede kanama sonrası hayat temposunun düşürülmesi, istirahatin artırılması, cinsel aktivite yasağı, sancılar varsa buna yönelik ilaç tedavileri gibi yöntemler önerilse de, bunların etkinliği kanıtlanmış değil.

    Wish More Hotel İstanbul Rüya Gibi Bir Evlilik Fuarı’yla Hayalleri Gerçeğe Dönüştürüyor

    0

    Dünyanın Düğün ve Gelinlik Trendleri Wish More Hotel “Evlilik Fuarı”nda

    Hayalleri süsleyen bir düğünün vazgeçilmezleri olan gelinlikten damatlığa, kına gecesinden saç ve makyaj tasarımına kadar aklınıza gelen ne varsa, Wish More Hotel İstanbul’un düzenlediği “Evlilik Fuarı”nda gelin ve damat adaylarıyla buluşacak. Dünya trendlerini katılımcıların ayağına getirecek olan bu kapsamlı organizasyon, rüya gibi bir düğün planlarken bir yandan da keyifli vakit geçirmek isteyen çiftlere eşsiz fırsatlar sunuyor.

    Berlis Franquiz
    Berlis Franquiz

    Evlilik Fuarı’na katılan ve düğününü Wish More Hotel İstanbul’un şık ve modern balo salonunda yapmayı planlayan çiftlere de etkinliğe özel olarak farklı sürprizler ve cazip indirim avantajları sunuluyor. Fuara özel gelinlik tasarımlarıyla podyuma çıkacak olan Venezuela 2019 Miss Turizm Kainat Güzeli Berlis Franquiz ise dünyanın önde gelen gelinlik markalarının moda esintisini Türkiye’ye taşıyacak.

    Modern mimarisi, kent kültürünü yansıtan hizmet özellikleri ve gönülden servis yaklaşımı ile konforlu ve keyifli bir deneyim sunan Wish More Hotel İstanbul, 15 Aralık 2019 Pazar günü düzenlenecek olan “Evlilik Fuarı” ile düğün organizasyonlarındaki en son trendleri Türkiye’ye taşıyacak.

    Hayalleri süsleyen şık alternatifleri, kolay ulaşılabilir lokasyonu ve konforu ile hayatlarının en önemli gününü, deneyimli ellerde olmanın verdiği huzur ve keyifle geçirmek isteyenlerin öncelikle tercih ettiği Wish More Hotel İstanbul, bu kapsamlı organizasyon ile evlilik yolunda ilerleyen çiftlere unutulmaz bir gün yaşatacak. Birbirini seven çiftlerin ömür boyu bir arada olma yolunda atacakları adımlara destek olmak adına düzenlenen ve düğün organizasyonlarına dair her detayın düşünüldüğü etkinliğe katılım ise ücretsiz olacak.

    Gelin ve Damat Adaylarına Sürpriz İndirimler!

    Wish More Hotel İstanbul, Evlilik Fuarı ile rüya gibi bir düğün planlayan çiftlerin üzerindeki yükü hafifletmenin yanı sıra cazip indirimler sunarak da gelin ve damat adaylarına sürprizler hazırlıyor. Evlilik Fuarı’na katılan ve düğünlerini Wish More Hotel İstanbul’un modern çizgiler taşıyan, şık balo salonunda gerçekleştirmek isteyen çiftlere, etkinliğe özel olarak düğün organizasyonları ve kına gecesi organizasyonunda 1.000 TL’den 5.000 TL’ye kadar varan cazip indirimler uygulanacak.

    Unutulmaz aşk hikâyelerini eşsiz bir düğünle taçlandırmak isteyen çiftler, fuar kapsamında sunulan zengin bir programla hayallerindeki düğün konusunda kafalarında oluşan tüm soru işaretlerine yanıt bulabilecekler. Saat 13.00’da Nikâh Seremoni Show ile başlayacak olan program, 2020 trendlerini içeren Saç & Makyaj Show, Kına Show ve Gelinlik & Damatlık Defilesi ile devam edecek. Defilede Venezuela 2019 Miss Turizm Kainat Güzeli Berlis Franquiz de podyuma çıkacak. Alanında uzman saç, makyaj ve moda profesyonellerin gerçekleştireceği show’lar düğün organizasyonlarında şıklık ve zarafetin sırlarını katılımcılarla paylaşacak.

     

    Hediyenizle Yeni Yılda Bir Çocuğa Umut Olun  

    0

    Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), sizi yeni yılda sevdiklerinizi mutlu ederken çocuklara da umut olmaya çağırıyor
     

    Maddi sorunları nedeniyle kanser tedavileri aksama riski taşıyan çocuklara ve ailelerine destek sağlamak amacıyla kurulan Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (KAÇUV), herkesi KAÇUV Umut Dükkanı’ndan seçeceğiniz bir hediyeyle yeni yılda sevdiklerinize sürpriz yaparken çocuklara da umut olmaya çağırıyor.

    KAÇUV’un kacuvumutdukkani.org adresinden ulaşabilen sitesinde satışa sunulan yılbaşı setlerinin satışından elde edilen tüm gelir, kanserli çocukların tedavilerine uygun koşullarda devam edebilmeleri için gerçekleştirilen projelere aktarılıyor. Kırtasiye ürünlerini sevenler için hazırlanan ilk sette kalemlik, defter ve kurşun kalem yer alıyor. Kitap kurtlarına hitap eden set eğlenceli desenleriyle öne çıkan termos ve kitap ayracından, çevre dostları için hazırlanan set ise çizgi çocuk bez çanta ve termostan oluşuyor. KAÇUV Umut Dükkanı’nda yılbaşı setlerinin yanı sıra nikah ürünleri, yeni doğan hediyeleri, özel günler için kutlama kartları, çikolata gibi ürünlerde satışa sunuluyor.

    KAÇUV’a destek olarak çocuklara umut olmak isteyenler aşağıdaki hesap numarasından, bagis.kacuv.org üzerinden bağış yapabiliyor:

    Kanserli Çocuklara Umut Vakfı

    Denizbank Zincirlikuyu Şubesi

    Hesap No: 439719

    IBAN: TR08 0013 4000 0004 3971 9000 04

    “Arılar Varsa Yarınlar Var”

    0

    “Arılar Varsa Yarınlar Var” Projesinin 2019 Yılı Eğitimleri Tamamlandı

    TEMA Vakfı, Balparmak ve Millî Eğitim Bakanlığı işbirliğinde Mayıs ayında başlanan Arılar Varsa Yarınlar Var projesi çerçevesinde ilkokullarda verilen eğitimler için 2019 yılı hedefi tamamlandı. Arıların doğa ve insan için öneminin yanı sıra ekosisteme katkılarının da anlatıldığı eğitimlerle 2019 yılında 30 ilde, 136 okulda 5.282 çocuğa ulaşıldı.

    Doğanın sunduğu büyüleyici biyolojik çeşitliliğin ve sürekliliğin mimarlarından biri olan arılar, 100 milyon yıldır varlığını sürdürüyor. Ömürleri boyunca bir çay kaşığının ucu kadar bal için 30 bin çiçek gezip 240 km uçan arılar, yüz binlerce polen taşıyarak bitkilerin üremesini sağlıyor.

    Gıdalarımızın en az üçte biri, arıların tozlaşma işlemi sayesinde elde ediliyor. Çiçekli bitkilerin ve ağaçların %80’i arıların taşıdığı polenler sayesinde çoğalıyor. Bu bilinçle hareket eden TEMA Vakfı ve Balparmak’ın Millî Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle Mayıs ayında hayata geçirdiği “Arılar Varsa Yarınlar Var” projesi de arıların ekosistemin çeşitliliğine ve yaşamın sürdürülebilirliğine katkıları konusunda önce çocuklardan başlayarak kamuoyunda farkındalık oluşturma amacına hizmet ediyor.

    Proje kapsamında ilk yıl için belirlenen 30 ilde, ilkokullarda 2, 3 ve 4. sınıf öğrencilerine verilen eğitimlerle 136 okulda, 5.282 çocuğa ulaşıldı. Sadece eğitimle sınırlı kalmayan projede çocuklarla arı farkındalık kitleri de paylaşıldı. Yetişkinlere ise 30 ildeki farkındalık stantları, 10 ilde düzenlenen Arıların İzinde Bisiklet Turları ve www.arilarvarsa.org adlı internet sitesiyle ulaşıldı. Üç yıl sürecek proje sonunda 50 ilde, 46 bin 500’ü çocuk olmak üzere toplamda 70 bin kişiye ulaşılması hedefleniyor.

    Grip Ve Nezleyseniz Bu Besinlerin Tüketimine Ara Verin

    0

    Havaların Soğuması İle Birlikte grip, Nezle, Farenjit, Sinüzit gibi Hastalıklar da Yavaş Yavaş Kapıyı Çalmaya Başladı

    Bu tür üst solunum yolu enfeksiyonlarında sıklıkla burun tıkanıklığı, halsizlik, hapşırık, burun akıntısı gibi olumsuz durumlar ortaya çıkıyor. Bu etkileri ortadan kaldırmak için hangi besinlerin tüketilmesi gerektiği genelde biliniyor ancak hangi gıdalardan uzak durulması gerektiğinin üzerinde pek durulmuyor. Oysa soğuk algınlığı şikayetlerini tetikleyecek besinlerden kaçınmak, bu hastalıkları hafif şekilde atlatmak açısından önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, üst solumun yolu enfeksiyonlarında uzak durulması gereken besinler hakkında bilgi verdi.

    Histamin İçeren Besinlere Dikkat!

    Grip, nezle, farenjit, sinüzit gibi durumlarda doktora başvurulduğunda antihistaminik ilaçlar verilir. Çünkü üst solumun yolu enfeksiyonları ve alerjilerde vücutta oluşan şikayetlerden sorumlu olan madde histamindir. Histamin vücutta arttığı zaman bu olumsuz durumlarla karşılaşılır. Dolayısıyla soğuk algınlığı durumlarında histamini azaltacak, histamin içermeyen ya da histamin salınımını artırmayan besinleri tüketmek gerekmektedir. Bazı besinler doğal olarak histamin içermektedir. Bazı besinler histaminin vücutta artmasına sebep olmaktadır. Bazı besinler ise histamini parçalayarak kandaki miktarının artmasına sebep olmaktadır.

    Soğuk Algınlığında Eski Peynirlerden Uzak Durun

    Histaminden zengin olan besinlerde ilk sırada mayalı besinler bulunmaktadır. En çok mayalı alkollü içkiler uzak durulması gereken içeceklerdir. Mayalı gıdalardan turşu, sirke, yoğurt, ayran histamini ve histaminin vücutta salgılanmasını artırmaktadır. Ancak bunların fayda-zarar dengelerini ayarlamak, tüketimi tamamen kesmek yerine sınırlandırmak, böylece bağışıklığı güçlendirici faydalarından da mahrum kalmamak doğru olacaktır.

    Sucuk, pastırma, sosis, salam gibi işlenmiş etler de histaminden zengin gıdalardır. Sadece soğuk algınlığı zamanlarında değil, sağlıklı beslenmek adına da zaten bu işlenmiş gıdalardan uzak durmak gerekir. Peynirler de dikkat edilmesi gereken besinler arasındadır. Özellikle histamin içeriği en yüksek olan eski peynirlerdir. Bu nedenle sert ve pastörize peynirleri günde 60-90 gramı aşmadan tüketmek gerekmektedir. Sebzelerden de ıspanak, domates ve patlıcan histamin içeriği zengin besinlerdendir. Ancak sadece soğuk algınlığı durumlarında da olsa bu sebzeleri hiç tüketmemek değil tüketimini sınırlamak daha doğru olacaktır. Tütsülenmiş besinlerden özellikle balıklar histamin açısından zengindir. Dolayısıyla soğuk algınlığı durumunda tütsülenmiş balıklar değil daha çok taze olanlar tercih edilmelidir.

    Çikolata Soğuk Algınlığı Şikayetlerini Artırıyor

    Çikolata histamin salgılatılmasına yol açtığı için soğuk algınlığı durumlarında çikolata tüketilmemelidir. Bunun yanında çikolatanın içerisinde rafine şeker bulunmaktadır. Rafine şekerin histamini artırıcı etkisi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini engelleyici özelliği nedeniyle rafine şeker içeren tüm gıdalardan uzak durulması önemlidir. İnek sütü de histamin salgılatan besinler arasındadır.

    Soğuk algınlığı durumlarında inek sütü yerine belki keçi sütü tercih edilebilir. Bunun yanında yoğurt ve kefir de mayalı ve histamin içeriği fazla olan gıdalardandır. Dolayısıyla hasta iken süt değil yoğurt ve kefiri tercih edip bunu da günde 400 ml ile sınırlandırmak gerekmektedir. Bunların yanında ananas ve papaya da histamin salgısını artıran besinlerdir. Kabuklu deniz ürünleri aynı şekilde histamin salgılatmaktadır. Dolayısıyla soğuk algınlığına yakalandıysanız midye gibi besinlerden de uzak durmanız gerekmektedir. Ana kaynağı buğday olan glüten de histamin salgısını artırdığı için soğuk algınlığı dönemlerinde mümkünse glüten içeriği az olan siyez ekmeği tercih edilebilir. Ayrıca buldur pilavı tüketilecekse siyez buğdayının seçilmesinde fayda vardır.

    Yeşil Çay İyi Gelmiyor

    Soğuk algınlığı durumlarında yeşil çay, siyah çay ve mate çayı da soğuk algınlığı dikkat edilmesi gereken içecekler arasındadır. Bu çaylar vücutta soğuk algınlığı komplikasyonlarının daha çok yaşanmasına sebep olmaktadır. Bunların yerine ıhlamur, adaçayı gibi hastalık bulgularının iyileşmesine yardımcı olacak çayların tercih edilmesi tavsiye edilmektedir.

    Kışın Evde Çocuklarla Oynayabileceğiniz 7 Oyun

    0

    Kış Mevsimin Gelmesi ve Havaların Soğumasıyla Birlikte Çocuklar Parklardan ve Yazın Oynadıkları Açık Alanlardan Uzaklaşarak Evde Daha Çok Zaman Geçirmeye Başlar.

    Günün büyük bir bölümünü evde geçiren çocuklara alternatif oyunlar sunulmadığı takdirde tüm zamanlarını ekran (TV, tablet, bilgisayar, telefon) karşısında geçirme eğiliminde olurlar.

    Zeynep Sancak
    Zeynep Sancak

    Liv Hospital Ulus Çocuk Psikoloğu Zeynep Sancak kış aylarında hem evde ailece zaman geçirmeyi hem de çocukların öğrenmesini sağlayacak oyunları anlattı.

    1) MASA TOPU

    Yaş: 3 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 4 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Pamuk-masa

    Nasıl oynanır? Oyuncular iki gruba ayrılır ve bir masanın etrafında oturur. Her grubun önüne kendi alanlarını belirlemek için çizgi çizilir. Masanın ortasına bir pamuk yumağı konur. Başlama sesiyle beraber oyuncular pamuk yumağını karşı tarafın alanına göndermek için üflerler. Belirlenen alana kadar üflenen her yumak için 1 puan kazanılır. Toplam 5 puan alan takım oyunu kazanır.

    Çocuğa ne kazandırır? Görsel-mekansal alanda planlama yapma, konsantre olma, hızlı hareket etme becerilerini geliştirir.

    2) HEYKELTRAŞ

    Yaş: 4 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 4 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Hiçbir materyal lazım değil

    Nasıl oynanır? Oyunculardan biri heykeltıraş seçilir. Heykeltıraş çalışmaya başlamadan önce farklı uygulamaları ifade etmek istediğini söyler. Örneğin; “Heykellerin en sevimlisi, en mutlusunu, en korkuncunu yapmak isterim” der. Bunu söylediği anda her oyuncu heykeltıraşın istediği şekilde vücuduyla ve yüzüyle bir ifade oluşturur. (Sevimli, mutlu, çirkin vb.) heykeltıraş hangi ifadeyi beğenirse o ifadeyi sergileyen oyuncu yeni heykeltıraş olur.

    Çocuğa ne kazandırır? Konsantre olma, yönergeleri takip edebilme, psikomotor gelişim hızı, kaba motor becerileri ve duyguları ifade edebilme becerilerini geliştirir.

    3) EVET – HAYIR

    Yaş: 4 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 2 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Hiçbir materyal lazım değil

    Nasıl oynanır? Oyunculardan biri sunucu diğeri de cevap veren kişi olur. Cevap veren oyuncunun hiçbir soruya “EVET” ya da “HAYIR” şeklinde cevap vermemesi gerekir. Örneğin; “okula gidiyor musun?” sorusuna “EVET” derse yanar. “Gidiyorum” demelidir. Karşı oyuncu “Kaç kardeşsiniz? 3 kardeşsiniz değil mi?” gibi şaşırtmalı sorularla karşısındaki oyuncuya “EVET-HAYIR” dedirtmeye çalışır.

    Çocuğa ne kazandırır? Dikkatli olmayı ve hızlı düşünmeyi geliştirir.

    4) HAYVAN TUTMACA

    Yaş: 4 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 2 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Hiçbir materyal lazım değil

    Nasıl oynanır? Oyunculardan biri aklından bir hayvan tutar. Diğer oyuncular tutulan hayvana dair sorular sorar: “Kaç ayaklı? “, “ne yer?” “nerede yaşar?” gibi. Verilen cevaplara göre oyuncunun aklında tuttuğu hayvan tahmin edilmeye çalışılır. Oyun bu şekilde sıra ile devam eder.

    Çocuğa ne kazandırır? Hayvanları tanımasını ve özelliklerini bilmesini sağlar.

    5) DOKUN TAHMİN ET

    Yaş: 4 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 3 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Tepsi ya da kutu- küçük nesneler

    Nasıl oynanır? Bir tepsi içinde evde bulunan nesneler konur. (Toka, para, saç fırçası, cüzdan vb.) oyuncular bu nesneleri kısa süre gördükten sonra tepsinin üzeri bir bezle örtülür. Oyuncular sırasıyla nesnelere dokunarak doğru bir tahminde bulunmaya çalışırlar.

    Çocuğa ne kazandırır? Dokunma duyusunu kullanarak akıl yürütme, kısa süreli ve aktif işleyen bellek alanlarını geliştirir.

    6) PET BARDAĞA SEKTİRME

    Yaş: 6 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 2 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Sehpa-pin pon topu- pet bardak

    Nasıl oynanır? Oyuncuların önüne iki tane sehpa konur. Oyuncunun uzağındaki sehpaya bir adet bardak konur. Oyuncu elindeki pinpon topunu önünde duran boş sehpaya değdirerek diğer sehpadaki bardağın içine atmaya çalışır. Topu bardağa atan ilk oyuncu oyunu kazanır. Bu oyun en az iki kişi yarışarak oynanabileceği gibi süre tutarak sırayla da oynanabilir. En kısa sürede tamamlayan oyunu kazanır.

    Çocuğa ne kazandırır? Görsel-mekansal alanda planlama yapma, konsantre olma, el-göz koordinasyonu kurma, hızlı hareket etme becerilerini geliştirir.

    7) BALONLA BADMİNTON

    Yaş: 4 yaş ve üzeri

    Oyuncu sayısı: 2 kişi ve üzeri

    Ne lazım? Sopa ya da kaşık- balon

    Nasıl oynanır? İki yarışmacı şişirilmiş balonu kaşık veya sopa yardımı ile birbirine atar. Balona hamle yapamayan ve yere düşüren oyuncu rakibine bir puan kazandırır.

    Çocuğa ne kazandırır? Görsel-mekansal alanda planlama yapma, konsantre olma, el-göz koordinasyonu kurma, hızlı hareket etme becerilerini geliştirir.

    Bu oyunların yanı sıra evinizde küçük şef olup mutfakta kolay bir tarif seçip yemek yapabilirsiniz, evdeki sandalyeleri karşılıklı dizerek üzerlerine büyükçe bir battaniye örtüp çadır yaparak kamp kurabilirsiniz ve çocuğunuzla beraber kutu oyunları (jenga, zingo, tabu jnr, biz bize, acaba neyim? make’n break) oynayarak kış aylarında güzel ve kaliteli zaman geçirebilirsiniz.

    Çağın Hastalığı: Obezite

    0

    KONU: 10 soruda obezite

    * Yanlış beslenme ve hareketsizliğin tetiklediği obezite; kanser, kalp, şeker başta olmak üzere pek çok hastalığa da neden oluyor. Hazır gıda, meşrubat ve unlu mamul tüketiminin yanı sıra son yıllarda görülen obezite artışında bilgisayar, telefon ve televizyon ile fazla vakit geçirmek, hareketsizlik en önemli faktörler arasında.

    Peki Obeziteden Korunmak Mümkün mü, Kimler Tehdit Altında, Cerrahi Operasyon Çare mi?

    Doç. Dr. Uğur Deveci
    Doç. Dr. Uğur Deveci

    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Uğur Deveci obeziteyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.Çağın hastalığı obezite, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere dünya genelinde insan sağlığını giderek daha çok tehdit ediyor. Vücut sağlığını ve fonksiyonlarını bozacak ölçüde kilo alan çocukların sayısı her geçen gün yükseliyor. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Uğur Deveci’ye göre Türkiye’de obezite giderek artıyor ve önlem alınmazsa yükseliş devam edecek.

    1- Kimler Obezite Riski Altında?

    Doç. Dr. Deveci, hem vücut hem de ruh sağlığına olumsuz etkileri olan obezitenin belirlenmesi için boy ve kilo dengesini gösteren vücut kitle indeksine bakıldığını, vücut ağırlığının (kg) boy uzunluğunun (metre) karesine bölünerek hesaplanan bu indeksin 18-25 arasından olmasının normal, 25-30 arası kilolu, 30 üzeri olmasının ise obez bireyleri tanımladığını vurguladı. Bu rakamın 40’ın üzerinde olmasının ise cerrahi müdahale adayı morbid obez (yaşam süresini kısaltan obezite) sınıfına girdiğini belirten Deveci, Türkiye’de obezitenin her geçen arttığını söyledi.

    2- Şişmanlık Genetik Miras mı?

    Deveci, obezitenin gelişmesinde genetik faktörlerin önemli olduğunu, normal kilolu anne ve babanın çocuğunun obez olma oranının %10, obez anne ve babanın çocuğunda ise bu oranın %80’lere ulaştığına dikkat çekti. Deveci, obeziteyi belirleyen çevresel etmenlerin ise diyet, yaşam tarzı ve kültürel yapı olduğunu vurguladı.

    3- Teknoloji Obezitenin Düşmanı mı?

    Teknolojik olanakların artması yaşam konforunu iyileştirse de insanların daha az enerji harcamasına yol açtığını vurgulayan Doç. Dr. Deveci, otomobil, asansör, ev içi teknolojileri ve online alışverişin bir yandan zamandan kazanım yaratırken bir yandan da düzensiz veya hiç hareketin olmadığı yaşama neden olduğunu söyledi.

    4- Hızlı ve Hazır Yiyen Tehdit Altında mı?

    Son yüzyılda gıda üretimi ve sunumundaki değişime de dikkat çeken Doç. Dr. Deveci, “İnsanların metabolik dengesi değişiyor. Hızlı acıkan hızlı yemek yiyen bir bireyin kilo alması kaçınılmaz oluyor. Rafine edilmiş hazır gıda tüketimindeki artış, ev yapımı doğal yiyecek tüketiminde azalma obeziteye katkı sağlıyor” dedi.

    5- Çocuklar Neden obez oluyor?

    Televizyon, telefon ve bilgisayar ile çok vakit geçiren kişilerin daha az enerji harcadığını, bu durumun özellikle çocuklarda çok etkili olduğunu dile getiren Doç. Dr. Deveci, çocuklarda ve genç erişkinlerdeki obezite artış hızının, erişkinlerdekine paralel olduğunu söyledi. Batı ülkelerinde her dört çocuktan birinin aşırı kilolu olduğunu belirten Deveci, çocukların erişkinlere göre daha hareketli olmasına karşın teknolojik cihazların çocukların hareketlerini kısıtladığına, bu durumun son on yıl içinde çocuklarda obezitenin artışında etkili bir faktör olduğuna dikkat çekti.

    6- Glisemik İndeks Neden Çok Önemli?

    Doç. Dr. Deveci, obezite için tüm yaş gruplarında etkili bir faktörün de besinlerdeki karbonhidratların kan şekerini yükseltme hızını gösteren glisemik indeksi yüksek gıdaların aşırı tüketimi olduğunu söyledi. Deveci, şöyle dedi: “Özellikle meşrubat ve unlu mamuller gibi vücutta insülin hormonunun fazla salınmasına neden olan bu tür gıdalar daha kısa sürede daha fazla acıkmaya neden olmaktadır. Obezite ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelere göre daha fazladır. Gelişmekte olan ülkelerde bireysel enerji harcaması daha fazladır ve ekonomik sebeplerle ev üretimi gıdaların tüketilmesi daha yüksek orandadır. Gelişmiş ülkelerde ise glisemik indeksi yüksek gıdalar daha çok tüketilmekte ve bireysel enerji harcaması genel popülasyonda daha düşük düzeyde kalmaktadır”

    7- Obezite Kanser Riskini Artırıyor mu?

    Doç. Dr. Deveci, kalp hastalıkları, metabolik sendrom, şeker hastalığı, solunum problemleri, uyku apne sendromu, hiperlipidemi, kalça ve diz eklem sorunları gibi pek çok hastalıkla ilişkisi kanıtlanan obezitenin koroner kalp hastalığında da kilit rol oynadığının ispatlandığını söyledi. Deveci, şu bilgileri verdi:“Özellikle karın ve bel çevresinde yoğun yağlanmanın olduğu ‘santral obezite’ ile hipertansiyon ilişkisi kanıtladı. Obezitenin kansere yol açtığı da biliniyor. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu verilerine göre ülkemizde obeziteye atfedilen kanser sayısı 2014 yılı için altı bine yakındı. Obeziteye bağlı gelişen kanserlerin daha çok kadınları etkilediği, meme ve rahim kanserlerinin, kalın bağırsak tümörlerinin ve prostat kanserinin obez insanlarda daha fazla görüldüğü kanıtlandı. Kilo verme ile bu riskin azaldığı da görülüyor. Obezite probleminin çözümü kanser oranlarını ciddi oranda düşürür”

    8- Obezite Tedavisi Nasıl Olmalı?

    Doç. Dr. Deveci, obezite şikayetiyle başvuran hastada öncelikle kilo alımına neden olabilecek organik ve hormonal bir neden olup olmadığının araştırması gerektiğini çünkü hipotiroidi, böbrek üstü bezinde hormon üretim bozukluğu ve insülin direncinin fazla yemek yemeye yol açarak kilo alımına neden olabileceğini söyledi.

    Deveci, “Bu durumlar tespit edilerek tedavi edilmeli, buna göre kişinin günlük diyeti ve yaşam tarzı düzenlenmeli. Yapılan araştırmalarda organik bir durumun saptanmadığı hastalarda diyet düzenlenmesi ve yaşam tarzının değiştirilmesi ilk aşamayı oluşturuyor. İlaç tedavisi genellikle daha ağır, vücut kitle indeksinin 27’den çok veya tek başına yaşam şekli değişikliklerinin işe yaramadığı hastalarda kullanılan ikinci basamak tedavidir. Ancak ilaçlar, davranış, diyet ve aktiviteyi içeren ayrıntılı bir programın çerçevesinde kullanılmalı”

    9- Obezite Ameliyatı Riskli mi?

    Doç. Dr. Deveci, obezite tedavisinde uygulanan laparoskopik yöntemle cerrahi başarının sağlandığını söyledi. Vücut kitle indeksi 40 veya yandaş hastalıklar söz konusu olduğunda 35 olan kişilerin obezite cerrahisi adayı olduğunu belirten Deveci, ameliyat kararı alınmasına neden olan temel belirleyicinin hastayla ilgili riskler olduğunu söyledi. Deveci, ameliyat kararının bir kurul tarafından verildiğini belirterek, “Obezite cerrahisinde şu yöntem en iyidir demek yanlıştır. Hasta özelliklerine göre belirlenen müdahale türü o hasta için en iyi yöntemdir” dedi.

    Obezite cerrahisinin estetik amaçla yapılan bir cerrahi olmadığına da dikkat çeken Doç. Dr. Deveci, temel amacın obezitenin oluşturduğu hastalıkları düzeltmek ve obeziteye bağlı yaşam süresi kısalmasının önüne geçmek olduğunu belirtti. Deveci, ancak hastanın kabul edilebilir görüntüsel değişiminin, ruhsal ve fiziksel olarak pozitif kazanım sağladığını da söyledi.

    10- Cerrahi Sonrası Neler Yaşanıyor?

    Obezite cerrahisinin bir mucize olarak algılanmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Deveci, ameliyat sonrası elde edilen kazanımların sürdürülebilir olması için hastanın yaşam biçimini ve yeme alışkanlığını değiştirmede kararlı olması gerektiğini vurguladı.

    Hareketli bir yaşam ile birlikte ameliyat sonrası erken dönemde kazanılan yeme disiplininin sürdürülmesinin zorunlu olduğunu belirten Deveci, hastanın yeni sisteme uyum güçlüğü ve yeterli fiziksel aktiviteye sahip olmamasının başarı oranlarının düşmesine yol açtığını, bu nedenle hastanın uzman diyetisyen, obezite cerrahı ve metabolizma uzmanı tarafından oluşturulmuş ekip tarafından düzenli takip edilmesi gerektiğini dikkat çekti.