Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 54

    Kordon Kanı Kök Hücre Tedavilerinde Umut Vadediyor

    0
    kok hucre tedavisi

    Kök hücre açısından zengin kordon kanı lenfomadan lösemiye kadar birçok kanser hastalığının tedavisinde umut ışığı oluyor.

    utku ates

    Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Prof. Dr. Utku Ateş, “Kordon kanı lösemi, lenfoma ve talasemi gibi bazı kan ve lenf kanser türlerinde etkin ve alternatif bir kök hücre kaynağıdır” dedi. 

    Dünyada her yıl 14 milyon, ülkemizde ise 163 bin kişiye kanser tanısı koyuluyor. Yüzde 90’ı çevresel, yüzde 10’u da genetik faktörler nedeniyle beliren kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz çoğalması sonucu oluşan hastalıklara deniyor. Erken tanı hayat kurtarırken, özellikle lösemi, lenfoma ve talasemi gibi kanser türlerinin iyileştirilmesinde kök hücre uygulamaları tedavide umut vadediyor. Kök hücre açısından zengin bir kaynak olan kordon kanı bu tedaviler için önemli hale geliyor. Doğum anı ise kordon kanının alınıp saklanması için tek şansımız; klinik araştırmalarda veya Sağlık Bakanlığının onayı ile erken erişim programı başlığı altında tedavi denemelerinde kullanılıyor. Bunun için uygun saklama koşullarının var edilmesi gerekiyor.

    Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Prof. Dr. Utku Ateş, “Özellikle kan ve lenf kanserlerinin tedavisinde büyük başarı sağlayan kan yapıcı kök hücreler, başta kemik iliği olmak üzere dolaşan kandan ve kordon kanından elde edilmektedir” dedi. Ateş, önemli kök hücre kaynaklarından biri olan kordon kanının toplama ve saklama koşullarını sıralarken, hücre ve doku bağışının önemine değiniyor. 

    Kalite ve güvenlik önemli

    Organ, hücre ve doku bağışlayabilmek, insanın insanlığa verebileceği en önemli biyolojik hediyedir. Bu dokulara ve hücrelere ihtiyaç olması halinde ise uygun koşullarda işlenen ve depolananlar kullanılabiliyor. Bu nedenle Türkiye’de, güncel kalite ve güvenlik kurallarına uyumlu güvenli işleme ve saklama hizmeti verebilen hücre doku bankasının olması büyük önem arz ediyor.

    Anne ile bebeğe zararı yok

    Doğum doktoru, bebek doğmasının ardından plasenta ve göbek kordonun içinde kalan kanı, steril özel bir torbaya topluyor. Kan toplama işleminden sonra yaklaşık 12-14 santimetre boyutundaki kordon dokusu da (göbek bağı) steril özel transfer kitine yerleştiriliyor. Bu işlemler toplam 2-5 dakika sürüyor. İşlemin gerçekleştirilmesi ise ağrı ve sancıya neden olmazken, anne veya bebeğe hiçbir zararı bulunmuyor.

    Kordon dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreler…

    Kordon kanından elde edilen hematopoietik (kan hücrelerini yapan) kök hücreler lenfoma, talasemi (Akdeniz anemisi), lösemi gibi bazı kan hastalıklarının tedavisinde kullanılırken; kordon dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreler ise ortopedi, romatoloji, oftalmoloji ve immünoloji gibi tıpta hemen hemen her branş tedavi amaçlı klinik çalışmalarda bir alternatif olabiliyor. 

    Merdiven Altı SPA’lara Dikkat!

    0
    merdiven altı spa lara dikkat

    Pandemiden sonra insanların sağlığına daha çok dikkat etmesi ve evden çalışmanın getirdiği duruş bozuklukları nedeniyle SPA merkezlerine ilgi arttı.

    Ancak bu noktada merkez seçiminde dikkatli olunması gerekiyor. Aksi takdirde işinin uzmanı olmayan kişilerden alınan hizmetler sonucunda verdiğiniz paranın karşılığını alamadığınız gibi rahatlamak isterken ağrı sahibi bile olabilirsiniz.

    Pandemiden sonra ilgi arttı

    Pandemi sonrasında SPA’lara artan ilgi hakkında bilgi veren Sanitas Spa & Wellness Kurucu Ortağı PhD Şebnem Akman Balta “Pandemide insanlar sağlıklarının kıymetini anladı. Bu da sıcak su havuzu, masaj ve aroma terapileri, güzellik ve bakım, kür gibi sağlıklı yaşam hizmetlerinin sunulduğu SPA’lara ilgiyi artırdı. Hem erkekler hem de kadınlar düzenli olarak SPA’lara gitmeye başladı” dedi,

    Artık lüks değil ihtiyaç

    SPA’nın artık bir ihtiyaç olduğunu aktaran Balta, “Özellikle evden çalışan insanların uygunsuz çalışma ortamları nedeniyle duruş bozuklukları yaşayabiliyor, ağrı çekebiliyorlar. Bu kişiler için büyük faydası oluyor. Ayrıca keyifli mekanlarda böyle hizmetler almazlarsa ilerde hastanelerde bunları yaptırmak zorunda kalacaklar. Bu hem daha keyifsiz hem de daha pahalıya mal olabilir” diye konuştu.

    Her yere güvenmeyin

    SPA seçiminde dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Balta, “Son dönemde artan ilgi nedeniyle her yerde yeni mekanlar açılmaya başlandı. Bu konuda her yere güvenilmemesi gerekiyor. Bazı merkezler birkaç uzak doğulu çalışan getirerek masaj hizmeti verdiklerini belirtiyorlar. Öncelikle çalışanlar minimum 608 saatlik sertifikaya sahip olması gerekiyor. Yurt dışından geliyorsa diploması olması lazım. Ayrıca hizmetler konusunda donanımlı olmalı. Öyle ki bazı merkezler, gelen tüm müşterilerine farklı masaj türleri sıralamalarına rağmen aynı masajları yapıyorlar. Halbuki her masajın birçok farklı detayı var. SPA hizmetleri öncesinde müşterinin rahatsızlıklarının öğrenilmeli. Kişinin bir hastalığı var mı, verilen hizmet sonrasında bir soruna neden olabilir mi diye hastayla konuşulmalı. Aksi takdirde işinin uzmanı olmayan kişilerden alınan hizmetler sonucunda verdiğiniz paranın karşılığını alamadığınız gibi rahatlamak isterken ağrı sahibi bile olabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

    Yöneticisi de önemli

    Merkezlerin yöneticilerinin de önemli olduğuna dikkat çeken Balta, “Genelde işletme sahiplerinin eğitim düzeyi çok düşük. Bir kısmı üniversite mezunu ama doktora yapmış ve Wellness ile ilgili çalışma yapmış tek kişiyim. Aynı zamanda iş sağlığı güvenliği uzmanıyım” dedi.

    “Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar”Şizofreni Farkındalığına Işık Tutuyor

    0
    sizofreni farkindaligi

    Şizofreni hastalığına, hastalara karşı toplum içindeki önyargılara ve hastaların desteklendiğinde hayata karışabildiğine dikkat çekmek üzere hayata geçen “Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar” projesinin lansmanı 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü’nde yapıldı.

    Janssen Türkiye’nin iş birliğiyle Ruh Sağlığı Gönüllüleri Eğitimi Derneği’ni ve karikatürist Eren Boz’u buluşturan proje kapsamında, tedavilerine devam eden şizofrenili bireylerin yarattığı eserler, Eren Boz’un çizimleriyle yeniden tasarlanarak dijital medya üzerinden paylaşıldı.

    Janssen Türkiye, şizofreni tedavisi gören bireylere karşı var olan ötekileştirmeye dikkat çekmek ve ‘şizofrenili bireylerin desteklendiğinde hayata karışabildiği’ mesajını öne çıkarmak hedefiyle Ruh Sağlığı Gönüllüleri Eğitimi Derneği ile “Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar” projesinde buluştu. İçgörüleri çizimlerine yansıtmasıyla tanınan karikatürist Eren Boz’un da desteklediği proje kapsamında Türkiye’nin dört bir yanında faaliyet gösteren Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri’nde (TRSM), hem tedavilerine hem de sosyal faaliyetlere devam eden bireylerin yarattığı eserler, Eren Boz’un çizimleriyle yeniden yorumlandı. Bazı toplumlarda %65’lere[i] varan damgalamaların, hastaların dışlanmasına, insanlarla ilişkilerine; sağlık hizmetlerine, eğitime, barınma ve istihdama erişimlerine etki ettiği[ii] gerçeğinden yola çıkan proje, TRSM’lerde iç dünyalarını resim ve çizimlere yansıtan şizofrenili bireylerin sağlıklı bireyler gibi hayatın içinde olabileceğini vurguluyor.

    Şizofreni tedavisinin seyrini değiştiren molekülü keşfeden bilim insanı Dr. Paul Janssen tarafından kurulan Janssen, Merkezi Sinir Sistemi alanında yenilikçi sağlık çözümleri üretmeye devam ediyor. Hastaların yaşam kalitesini artırmak ve toplumda hastalık farkındalığı yaratmak amacıyla çeşitli çalışmalar yürüten Janssen Türkiye, şizofreniyle yaşayan bireylere yönelik bakış açısını olumlu yönde değiştirmek ve bireylerin hayata dahil olmalarının önemine değinmek için iş birlikleri gerçekleştiriyor. Bu çalışmaların en yenisi olan “Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar” projesinin lansmanı, kalıplaşmış önyargıları aşmak ve şizofreni ile yaşayan bireylerin toplumdaki görünürlüğünü artırarak toplumsal damgalanmaların önüne geçmek üzere 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü’nde yapıldı. 

    Hastaların sağlıklı yaşam hayallerini gerçekleştirmek için çeyrek asra yakın süredir geleceğe dönük çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Janssen Türkiye Genel Müdürü Demet Russ; “Janssen’de şizofreni hastalığıyla mücadelenin bizler için anlamı farklı çünkü Janssen, şizofreni tedavisinin seyrini değiştiren molekülü keşfeden bilim adamı Dr. Paul Janssen tarafından kuruldu. Türkiye’de ise 11 yıldır, hastalığın takibini kolaylaştıran, hastalar ve bakım verenleri için yaşamı iyileştiren ve tüm toplumda şizofreninin yanlış algısıyla mücadele eden projeler gerçekleştiriyoruz. Şimdiye dek tedavi ve iş birliklerimizle on binlerce hasta ve hasta yakınının hayatında fark yaratmanın gururuyla çalışmalarımız devam ediyor. Bugün ise ‘şizofreni hastalarının desteklendiğinde hayata karışabildiği’ mesajını öne çıkarmak hedefiyle Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar projesini toplum ile buluşturmanın mutluluğu içerisindeyiz. Çizimlere Renk Vermiş Hayatlar projesinin, birçok hastaya, hasta yakınına ve sağlık ekosisteminde bizim gibi büyük bir tutkuyla çalışan paydaşlarımıza ilham vereceğine inanıyoruz.” açıklamalarında bulundu. 

    “Toplumun önyargılarından arınması kritik bir basamak”

    Ruh Sağlığı Gönüllüleri Eğitimi Derneği Üyesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Umut Karasu, şizofreninin, kişinin nasıl düşündüğünü, hissettiğini, gerçeği nasıl algıladığını önemli derecede etkilediğini ve hastaların yaşam kalitesini azalttığını[iii] ifade ederek: “Şizofreni, sıklıkla 20’li yaşlarda başlar ve cinsiyet, ırk, din, ülke ayrımı yapmaksızın genel olarak tüm toplumlarda %1 sıklıkta görülür[iv]. Toplum içinde damgalanmalara ve hastaların sosyal, mesleki, ailevi ilişkilerinde ve kendine bakım gibi alanlarda belirgin bozulmalara sebep olan şizofreni hastalığı için kapsayıcı mekanizmalar çok değer taşıyor. Janssen Türkiye’nin iş birliği ve Eren Boz’un çizimleriyle hayat bulan projemizin şizofrenili bireyler için bir ışık olmasını umuyoruz. Türkiye’de bulunan 182 aktif TRSM’de yüzlerce şizofrenili bireyler sanat yoluyla iyileşmeye, hayata dahil olmaya devam ediyor. Şizofrenili bireylerin duygu ve düşüncelerini pozitif araçlarla ifade edebildiği, sosyalleşmelerine ve üretmelerine fırsat veren merkezlerimiz, tedaviye katkı sağlamasının yanında hem hastalar hem de hasta yakınları tarafından oldukça ilgi görüyor. Bu merkezlerde yaratılan; yani hastalarımızın hayat verdikleri eserler, onların kendi dünyalarına renk katıyor. Projemiz sayesinde şizofrenili bireylerin içindeki renkleri, tüm toplumun aynı netlikte görmesini diliyoruz. Onları ötekileştirmek yerine onlara destek olmak, hastaları topluma kazandırmak adına büyük katkı sağlayacaktır.” dedi.

    Şizofrenili bireylerin TRSM’lerde sosyal aktiviteler yapabildiklerini, takiplerine devam edilebildiklerini, hekimleri ve danışmanlarıyla görüştüklerini ifade eden Karasu, toplum temelli ruh sağlığı hizmetlerinin dokunduğu kişi sayısını artırmak kadar, toplumun kendi önyargılarından arınmasının da ilerleme yolunda çok kritik bir basamak olduğunun altını çizdi. Karasu, şizofreninin tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, TRSM’lerin, hastaların sağlıklı bireyler arasında beceri kazanmalarına fırsat verdiğini ve var olan yanlış algıların geri çevrilmesinde önemli bir köprü görevi gördüğünü belirtti.

    Proje kapsamında karikatürist Eren Boz’un hazırladığı çizimlere Instagram hesabından ulaşmak mümkün.

    Uzamış Covid’e Dikkat

    0
    uzamıs covide dikkat

    2 yılı aşkın süredir hayatımızda olan Covid-19’un etkileri hala sürüyor.

    Tüm dünyada yüz milyonlarca insanı etkileyen salgın hastalık, şimdi de varyantları ve uzamış etkileriyle karşımıza çıkmaya devam ediyor. Hatta tıp literatüründe de Long Covid ya da Post Covid adı verilen Uzamış Covid ve Covid Sonrası terimleriyle varlığını sürdürüyor. Peki ‘’Uzamış Covid kimlerde oluyor?’’ ‘’Uzamış Covid’de neler oluyor?’’ ve ‘’Uzamış Covid’i nasıl yönetebiliriz?’’ tüm bu kritik soruların cevabı için Infinity Regenerative Clinic Medikal Direktörü Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver’le bir araya geldik.

    Covid-19 geçiren kişilere ilişkin kaydedilen sağlık verileri üzerinden yapılan bilimsel çalışmalarda; Covid-19 geçiren kişilerin yüzde 10 ile yüzde 35’inde Uzamış Covid belirtilerini ve bulgularını gördüklerini aktaran Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver “Özellikle Covid-19 hastalığı süresinde, hastanede yatan kişilerde bu oran çok daha fazla. Kadınlarda, sigara kullananlarda, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olan bireylerde, kilolu ve obezitesi olan hastalarda daha fazla görülen ‘Uzamış Covid’ toplumun büyük bir kesiminin risk altında olduğunu gösteriyor. ‘’ diyor.

    Yapılan araştırmalara göre; Covid-19’un vücudun sadece bir bölgesini etkilemediğini, tüm doku, organ ve sistemleri etkileyen bir çoklu sistem hastalığı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr.Tanrıver “Uzamış Covid’in en yaygın belirtileri; hayatı etkileyen yorgunluk, tükenmişlik, bitkinlik, fiziksel ve mental aktivite sonrası halsizlik, ateş, solunum güçlüğü, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kalp çarpıntısı gibi solunum ve kalp damar ile ilgili rahatsızlıklardır. Beyin sisi olarak da adlandırdığımız düşünmede güçlük ve odaklanamama, dikkati toplayamama, hafızada aksamalar ve baş ağrısı, uyku sorunları, ayağa kalkınca sersemlik, vücutta iğnelenme, karıncalanma, his farklılıkları, tat ve koku almada değişiklik ya da kayıp, depresyon ya da kaygı gibi nörolojik veya psikolojik belirtileri de bulunmaktadır. Ayrıca ishal ve karın ağrısı gibi sindirim sistemiyle ilgili kas, eklem ağrıları, deride döküntü, menstrüasyon döngüsünde farklılaşma gibi birçok belirti de görülebilmektedir” dedi.

    Bazı kişilerde daha önce olmayan diyabet gibi hastalıkların ortaya çıkmasının da mümkün olabildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Tanrıver ‘’Kan değerlerinde farklılık, akciğerlerde ve solunum fonksiyon testlerinde değişiklik, karaciğerde ve karaciğer fonksiyon testlerinde bozulma, carotis arter yani şah damarı dahil olmak üzere damar duvarlarında kalınlaşma ve bozulmalar bulgu olarak karşımıza çıkabiliyor.’’

    Uzamış Covid’in neden ve nasıl olduğuna dair çalışmaların halen devam ettiğini ve birçok faktörün rol oynadığından da bahseden Uzm. Dr. Tanrıver ‘’Herhangi bir enfeksiyon ya da travmaya karşılık vücut SIRS dediğimiz yangısal bir yanıt geliştirir. Yani bağışıklık sistemi aşırı aktive olur ve sadece enfeksiyon ya da travmaya karşı değil normal olan hücre ve dokulara da saldırabilir. Buna karşılık, vücut kendini korumaya almak üzere bu defa CARS dediğimiz bağışıklık sisteminin aktivasyonunu engelleyen sistem harekete geçmektedir. Bu iki sistemin zamanlaması ve şiddeti, hem Covid-19’un nasıl atlatılacağını hem de Covid-19 sonrası sürecin nasıl geçeceğini belirlemektedir” dedi.

    Covid-19’un Vücutta Bıraktığı Hasar İncelenmeli

    Kişinin şu anki sağlık durumunun saptanması, risk faktörlerinin ortaya çıkarılması, kalp ve kalp damarları dahil vücuttaki tüm damarların incelenmesi, kalp ritminin değerlendirilmesi ve pıhtılaşmaya yönelik tetkiklerin yapılması ve kas ve iskelet sistemi dahil tüm organ ve sistemlerin gerekirse ileri teknoloji kullanılarak incelenmesini öneren Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver ‘’Covid-19 döneminde ertelediğiniz tüm kontrolleri yaptırarak, bağışıklık sisteminizin size uygun olarak çalışmasını sağlayın. Hücre içi de olmak üzere vitamin, mineral ve aminoasitlerin ölçülmesi, eksiklerin uygun durumda ve hekim kontrolünde damar yoluyle tamamlanması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver; “Beslenmenin en uygun şekilde düzenlenmesi, hücre seviyesinde gıdalanmanın olması, stres yönetiminin yapılması, kaliteli bir uykunun sağlanması, kişiye özel egzersiz programının belirlenmesi, vücuttaki toksinlerin belirlenmesi ve atılması ana tedavi yaklaşımı olmalıdır” şeklinde özet bilgiler de verdi.  

    İleri yaştaki bireyler beslenmede nelere dikkat etmeli? Hazır melatonin kaynağı ceviz, sofradan eksik edilmemeli

    0
    melotonin kaynagi ceviz

    İleri yaştaki bireylerin beslenmelerinde dikkat etmesi gereken noktalara işaret eden Diyetisyen Özden Örkcü, kas kütlesinin kaybedilmesi, aktivite seviyesinin düşmesi eğilimi nedeniyle alınması gereken kalorilerin azalması gerektiğini söyledi.

    Özellikle 70 yaş üzerindeki bireylerin kemik sağlığını korumaları için daha fazla kalsiyum ve D vitaminine ihtiyaç duyduğunu belirten Örkcü, B12 vitamini kaynağı olan güçlendirilmiş tahıl, yağsız et, balık ve deniz ürünleri tüketilmesini tavsiye ediyor. Beyin tarafından salgılanan melatonin aynı zamanda çok kuvvetli bir antioksidan özelliği gösterdiğini kaydeden Örkcü, “Ceviz melatoninin insan vücudunun kullanıma hazır formunu içermektedir.” dedi.

    ozden-orkcu-1

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Diyetisyen Özden Örkcü, ileri yaştaki bireylerin beslenmesine bilgi verdi. Diyetisyen Özden Örkcü, kişinin günlük ihtiyacı olan enerji miktarının yaşına, boyuna ve ne kadar aktif olduğuna bağlı değişiklik gösterdiğini söyledi.

    Diyetisyen Özden Örkcü, “Ancak kas kütlesi kaybetme eğiliminde olduğunuzdan ve aktivite seviyeleriniz yaşla birlikte düşme eğiliminde olduğundan, aldığınız kalorilerin de azalması gerekebilir. Bu kesinlikle, daha az besine ihtiyacınız olduğu anlamına gelmez. Aslında karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler, mineraller, lif ve su gibi temel besin ihtiyacınız olan yiyecekleri dengeli ve porsiyon kontrolüne dikkat ederek almaz yeterli olacaktır.” dedi.

    Her gün üç porsiyon az yağlı süt, yoğurt ve peynir tüketilmeli

    Diyetisyen Özden Örkcü, ileri yaştaki bireylerin ihyitacı olan vitamin, mineral ve gıda maddelerini şöyle sıraladı:

    Kalsiyum ve D Vitamini: 70 yaşından büyük yetişkinler, kemik sağlığını korumaya yardımcı olmak için genç yaşlarına göre daha fazla kalsiyum ve D vitaminine ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçları karşılamak için kalsiyum açısından zengin yiyecek ve içecekleri seçin ve her gün üç porsiyon az yağlı süt, yoğurt ve peynir tüketmeye dikkat edin.  

    Diğer kalsiyum kaynakları arasında güçlendirilmiş tahıllar, koyu yeşil yapraklı sebzeler, yumuşak kemikli balıklar, somon, sardalye, ıspanak, lahana ve Çin lahanası gibi yapraklı yeşillikler, susam (ve tahin) ve badem ve güçlendirilmiş bitki bazlı içecekler bulunur. D vitamini kaynakları arasında somon, yumurta ve güçlendirilmiş yiyecek ve içecekler gibi yağlı balıklar bulunur. Kalsiyum takviyesi veya multivitamin alıyorsanız, D vitamini içeren takviye olmasına özen gösterin.

    B12 vitamini: Yaşlanma ile beraber yalnız kalma, ilaç kullanımı, iştahsızlık, tat kayıpları, çiğneme yutma güçlüğü gibi birçok sebepten B12 vitamini eksikliği görülebilir veya vücutta emilimi azalabilir. Eksikliğinde depresif rahatsızlıklar, bilişsel ve duygu-durum bozuklukları, şiddete eğilim, yorgunluk, delirium ve paranoid psikoz gibi nöropsikiyatrik bozukluklar görülebilmektedir. Güçlendirilmiş tahıl, yağsız et, balık ve deniz ürünleri B12 vitamini kaynaklarıdır.  

    Tam tahıllı ekmekler, kuru baklagiller diyet lifi içeriyor

    Diyet lifi: Yaşla beraber bağırsak florası da bozulabilir, diyet lifi ayrıca kalp hastalığı riskinizi azaltmanıza ve Tip 2 diyabet riskinizi azaltmanıza yardımcı olabilir. Diyet lifi içeren meyve ve sebzelerin yanı sıra tam tahıllı ekmekler bezelye, kuru baklagiller de örnek verilebilir.

    Tuz kullanımına dikkat!

    Potasyum: Sodyum (tuz) alımını sınırlamanın yanı sıra yeterli potasyum tüketmek yüksek tansiyon riskinizi azaltabilir. Meyveler, sebzeler, fasulye ve az yağlı veya yağsız süt ürünlerinin tümü potasyum kaynaklarıdır. Ayrıca az tuz içeren veya hiç tuz içermeyen yiyecekleri seçin ve baharatlarla yemeklere lezzet katın.

    Akdeniz tipi beslenme tercih edilmeli

    Yağlarınızı bilin: Yediğiniz yağların çoğu, öncelikle fındık gibi yağlı tohumlar, avokado, bitkisel yağlar (zeytinyağı gibi) ve balıkta bulunan çoklu doymamış ve tekli doymamış yağlar olmalıdır. Kalp hastalığı riskinizi azaltmaya yardımcı olmak için doymuş yağ oranı düşük yiyecekleri seçin. Yaşlanma sadece vücuda zarar vermez; zihni de etkiler. Birçok yaşlı, Alzheimer veya bunamanın erken uyarı işaretlerini görmekten korkar, bunun için sağlı dengeli,  Akdeniz beslenme tipi örnek alınmalıdır. 

    Ceviz hazır melatonin içeriyor

    İleri yaştaki kişilerin beslenmesinde cevizin önemini de vurgulayan Diyetisyen Özden Örkcü, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Melatonin beyin tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormon uyumayı kontrol eden bir mekanizmada rol alır ve aynı zamanda çok kuvvetli bir antioksidan özelliği gösterir. Ceviz, melatoninin insan vücudunun kullanıma hazır formunu içermektedir. 

    Melatonin, gece çalışan ve zaman farkından dolayı uyku düzensizliği çeken kişilerde uyku problemini ortadan kaldırabilmektedir. Bu hormonun üretimi vücut yaslandıkça azalmakta ve bu azalma sadece uyku düzensizliğine neden olmaktadır. 

    Ceviz kanser riskini azaltabilir

    Cevizin antioksidan özelliği sebebiyle kanser riskini azaltabileceğini, kardiyovasküler ve sinir sistemine zarar veren Parkinson ve Alzheimer gibi çok kuvvetli hastalıkların gelişimini erteleyebileceğini veya azaltabileceğini çalışmalarda da görülmüştür. Ceviz zengin bir omega-3 yağ tipi kaynağıdır.”

    Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesi Masum Olmayabilir!

    0
    cocuklarda yaz hastalıklari

    Tıp dilinde ‘lenfadenopati’ olarak adlandırılan lenf bezi büyümeleri hemen her çocuğun karşılaştığı bir sorun.

    Vücudun savunma mekanizmalarında önemli işlevler üstlenen lenf bezlerinin büyümelerine ise pek çok etken neden olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, lenf bezlerinin çocukluk çağında genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle büyüdüğünü belirterek, “Ancak büyüyen bezeler basit ve geçici hastalıkların bulgusu olabildiği gibi, lösemi ve lenfoma gibi kötü huylu ve hızla ilerleyen çocukluk çağı kanserine de işaret edebiliyor. Bu nedenle çocuklarda büyüyen lenf bezlerinde mutlaka hekime başvurulmalıdır.” diyor.

    Temel görevi enfeksiyonla savaşmak!

    Vücudumuzun pek çok yerinde lenf bezleri bulunuyor. Çocuklarda lenfatik sistem 10 yaşına kadar gelişimini sürdürüyor ve erişkinlere göre daha aktif çalışıyor. Lenf bezleri en sık baş-boyun bölgesinde olmak üzere; ensede, kulak önü ve arkasında, çene altında, koltuk altlarında, dirsekte, göğüs boşluğunda, karın içinde, kasıklarda ve diz arkasında yer alıyorlar. Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, lenf bezlerinde bol miktarda lenfosit denilen bağışıklık hücrelerinin yer aldığına işaret ederek, “Kemik iliğinde bulunan kök hücreler tarafından üretilen bu lenfositler, vücuda girmiş olan bakteri ile virüsleri, tümör hücrelerini ve yabancı maddeleri yakalayarak yok etmek, bir başka deyişle vücudumuzda oluşan enfeksiyon ve kansere karşı savaşmak gibi son derece önemli bir işleve sahipler.” diyor. 

    Pek çok nedeni var

    Lenf bezleri normalde fazla büyük olmasa da bazı durumlarda belirgin hale gelebiliyor. En sık üst solunum yolu enfeksiyonu olmak üzere pek çok etken lenf bezlerinin büyümelerine yol açabiliyor. Prof. Dr. Aziz Polat,çocuklarda lenf bezi büyümesine sebep olan etkenleri şöyle sıralıyor: 

    • Bademcik, farenjit, nezle, grip, otit ve sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları
    • Diş ve dişeti iltihapları
    • Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, 5. ve 6.hastalık gibi çocukluk çağı hastalıkları
    • Bakteri ve virüslerın sebep olduğu kızıl, brusella, kedi tırmığı hastalığı, CMV (sitomegali virus), EBV (Ebstein Barr virus) 
    • İdrar yolu enfeksiyonları
    • Lenf bezlerinin iltihabı
    • Lösemi ve lenfoma gibi hematolojik kanserler

    Ne zaman tehlikeli?

    Aşağıda yer alan belirtiler lösemi ve lenfomanın habercisi olabiliyor. Bu yakınmalarda zaman kaybetmeden hekime başvurmanız yaşamsal önem taşıyor.  

    • Enfeksiyon geçtikten sonra 6-8 hafta içinde küçülmeyen bezeler
    • Enfeksiyon bulgusu olmadan giderek büyüyen bezeler
    • Ağrısız, lastik kıvamında veya sert olup yapışık olan bezeler
    • Köprücük kemiği üzerinde beliren bezeler
    • Birkaç bezenin birleşerek büyümüş olmaları
    • Göğüs boşluğunda veya karın içinde olan büyümüş bezeler
    • Bezelere ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, iştahsızlık gibi semptomların eşlik etmesi

    Tedavi şansı yüzde 90’lara yükseliyor

    Lösemi ve lenfoma çocuklarda en sık görülen kanser türlerini oluşturuyor. Öyle ki ülkemizde her yıl yaklaşık 3 bin 500 çocuğa kanser tanısı konuyor. Bu çocukların yüzde 30-35’ini lösemi, yüzde 20’sini de lenfoma hastaları oluşturuyor. Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, lösemi ve lenfomada erken teşhisin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bu kanserler ne kadar erken teşhis edilirse tedavi şansı da o kadar yüksek oluyor. Özellikle son yıllarda çıkan yeni ilaçlarla tedavide önemli gelişmeler sağlanıyor. Örneğin yan etkileri daha az olan ve hedefe yönelik olup kanserli hücreleri yok eden ilaçlar kullanılıyor. Tıp dünyasında atılan bu tür önemli adımlar sayesinde tedavi şansı hastalığın tipi ve yaygınlığına göre yüzde 80-90’lara kadar yükselebiliyor.” diyor. 

    Robson Green’in Britanya Sularında Nefes Kesen Yolculuğu

    0
    robson green kiyi balikciligi

    Robson Green, kıyı balıkçılığına olan sevgisini meraklıları ile paylaşmak için Britanya kıyılarını ziyaret ediyor.

    Green’in deneyimlerini konu alan “Robson Green İle Kıyı Balıkçılığı” (Coastal Fishing with Robson Green) adlı BBC belgeselinin ilk bölümü 16 Mayıs Pazartesi günü saat 23:00’da Digiturk, Tivibu ve KabloTV platformlarında yer alan BBC Earth ekranlarında yayınlanacak. 

    Ünlü aktör Robson Green kıyı balıkçılığı macerasına İngiltere’nin güneybatısında yılan balığı aramakla başlıyor. Ardından Levrek aradığı Galler Pembrokeshire sahiline gitmeden önce, kabuklu deniz ürünleri balıkçılığını deneyimlemek için İskoçya’nın batı kıyısına doğru yola çıkıyor. Robson’ın, Britanya’nın önemli lezzetlerinden büyük karidesi aramak için ise rotasını aynı zamanda memleketi olan Northumberland’a çevirmesi gerekiyor.

    Sürdürülebilir ve çevre dostu yaşamın önemini vurgulayan belgesel serisi Britanya adaları çevresindeki farklı kültürleri keşfederken, yüzyıllardır süre gelen deniz ürünleri sevgisini ve bu sevgi karşısında balık stoklarının nasıl korunabileceğini inceliyor. Yapımla ilgili açıklama yapan Robson Green, “Okyanus kaynaklarının sürdürülebilirliğinin önemini vurgulamak bu serinin yapım aşamasındaki ana amacımız oldu. Dört bölümden oluşan belgeselimiz, sağlıklı ve üretken suların yaşam döngümüzdeki önemini izleyicilere bir kez daha hatırlatacak” diyor.

    Ailede Meme Kanseri Öyküsü Prostat Kanseri Riskini Artırıyor

    0
    Meme Kanseri

    Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü prostat kanseri.

    Anadolu Sağlık Merkezi’nin, bu yıl altıncısını düzenlediği Onkolojik Bilimler Sempozyumu’nda konuşan ve ailesinde prostat kanseri öyküsü olanların 2-3 kat daha fazla risk altında olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Kadınlarda meme kanserine neden olan BRCA1 ve BRCA2’deki mutasyonlar, erkeklerde de prostat kanserine neden oluyor. Dolayısıyla aile öyküsüne bakıldığında kişinin sadece babasındaki prostat kanseri değil, annesindeki meme kanseri de risk oluşturuyor. Ailesinde bu tarz kanser öyküsü olanlar prostat taramalarına 40’lı yaşlarda başlamalı” dedi.

    Sempozyumda Anadolu Sağlık Merkezi Onkolojik Bilimler Koordinatörü ve Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, Radyasyon Onkolojisi Bölümü Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ve Nükleer Tıp Bölümü Direktörü Doç. Dr. Kezban Berberoğlu da prostat kanseri tedavisindeki son gelişmelere ilişkin bilgiler verdi. 

    Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılında güncellediği verilere göre prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanan ikinci kanser türü olarak dikkat çekiyor. Rakamlar yalnızca 2020 yılında Türkiye’de 19 bin 444 kişinin prostat kanseri tanısı aldığını gösteriyor. Ailesinde, özellikle babasında veya erkek kardeşlerinde prostat kanseri öyküsü olan kişilerde, hastalığın görülme ihtimali normal kişilere göre 2-3 kat daha fazla.

    Ailede meme kanseri olanlar prostat muayenelerine 40’lı yaşlarda başlamalı 

    Son dönemde yapılan araştırmalara göre aile öyküsünde meme kanseri varlığı da prostat kanseri riskini artırıyor. Kadınlarda meme kanserine neden olan BRCA1 ve BRCA2’deki mutasyonların (değişimlerin) erkeklerde de prostat kanserinin nedeni olabildiğini anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Üroonkoloji Merkezi Direktörü Doç. Dr. İlker Tinay, “Bu yönde aile öyküleri olan erkeklerin prostat kanseri açısından taramalarına 40’lı yaşlarda başlamaları gerekiyor. Bazı kültürel nedenlerle prostat muayenesinden kaçınılsa da erken tanı konan hastalarda daha etkili tedavi yapma şansı mümkün” dedi. 

    Erken tanıda tedavi daha başarılı

    Erken tanı koymanın daha başarılı tedaviler ve daha uzun bir sağkalım anlamına geldiğinin altını çizen Doç. Dr. İlker Tinay, “İnsanların bilinçli olması ve düzenli kontrollere gelerek taramalarını yaptırması çok önemli. Yeni gelişmeler sayesinde ileri evre prostat kanserinde bile tedavide yüz güldürücü sonuçlar elde etmek mümkün olsa da, erken tanı alan kişilerin sonuçları da daha başarılı oluyor” dedi.

    Dengeli beslenme önemli

    Her hastalıkta olduğu gibi prostat kanseri olma riskini azaltmak için de sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. İlker Tinay, “Dengeli beslenme, aktif bir günlük yaşamı sağlayan fiziksel aktiviteler ve düzenli doktor kontrolleri önemli” şeklinde konuştu.

    Kardeşler Arası Rekabeti Önlemek İçin Çocuklarınızı Birbiriyle Kıyaslamayın

    0
    Karde__ler_Aras___Rekabet

    Kardeşler zaman zaman kavga edebiliyor, aralarında kıskançlık krizleri yaşanabiliyor.

    Bu durumun ebeveynleri rahatsız etse de aslında çok normal ve sağlıklı bir durum olduğunu söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Dan. Hava Arıtan, bu rekabetin çocukların ilerideki yaşam tarzını belirleyeceğinin altını çiziyor.

    İnsanın kardeşinin olması çok önemli ve değerli… Ancak bu durum kardeşler arasında rekabet olduğu gerçeğini de değiştirmiyor. Kardeş rekabetinin kardeşler arasında kıskançlık, yarış ve kavgaların yaşanması durumu olduğunu söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Dan. Hava Arıtan,aslında kıskanılanılanın kardeş değil ebeveynlerin ilgi ve zamanının paylaşılması olduğuna dikkat çekiyor. Kardeşler arasındaki rekabet büyük çocuk, ortanca çocuk ve küçük çocuk olma durumuna göre şekil değiştirebiliyor. Büyük çocuk her zaman evin ilk göz ağrısı oluyor. Büyük çocukla anne-baba olmayı öğrenen çiftler ilk çocuğa her zaman iltimas gösterebiliyor. Büyük çocuğun her şeyi en iyi bilen, çalışkan, başarılı çocuk unvanlarına sahip olduğunu anlatan Psk. Dan. Arıtan, bu nedenle ilgiden en büyük payı alanın ilk çocuk olduğunu belirtiyor. 

    “İkinci çocuğun dünyaya gelmesiyle büyük çocuğun tahtı sallanıyor” diyen Psk. Dan. Arıtan, şöyle devam ediyor: “Artık ailenin ilgisini ve sevgisini paylaşmak zorunda olduğu bir rakibi olan kardeşi dünyaya gelince büyük çocuk ne yapacağını şaşırıyor. Bu nedenle gücün önemli bir şey olduğu sonucunu çıkarabiliyor. İkinci çocuk ise doğduğu günden itibaren ilgiyi kardeşiyle paylaşmak zorundadır. Bu nedenle bir yarıştaymış gibi hisseder. Rakibi olan birinci çocuğu yenmek için sürekli kendini eğitir. Bunun içinde birinci çocuğun başarısız olduğu konularda başarılı olmaya çalışır ki ailenin ilgisini ve övgüsünü kazanabilsin. Ancak birinci çocuk çok iyi ise ikinci çocuk yarıştan vazgeçebilir. Bu da onu cesaretsiz biri yapabilir. Genellikle ikinci çocuk birinci çocuğun tam tersi özelliklere sahiptir.”

    Ortanca çocuklar kendini arada ezilmiş gibi hissedebilir

    En küçük çocuk her zaman ailenin bebeğidir ve bu nedenle de en çok şımartılan çocuktur. En küçük çocuğu kardeşleri ondan daha ileride olduğu için kendi yoluna gitme eğiliminde olduğunu belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Dan. Hava Arıtan, en küçük çocuğun oynayacak özel bir role sahip olmak için kendine diğer kardeşlerin denemediği farklı yollar geliştirebildiğini anlatıyor. Kardeş sayısının ikiden fazla olması durumunda ikinci, üçüncü çocuklar ortanca çocuk konumuna gelebiliyor. Ortanca çocuğun genellikle kendini arada ezilmiş hissedebildiğini söyleyen Psk. Dan. Arıtan, “Bu nedenle kendine acıyan bir ruh haline girip problemli bir çocuk olma yoluna girebilir. Eğer kardeşler arasındaki rekabetin şiddeti büyük ise bu karışıklığın içinde ortanca kardeş arabulucu rolü de üstlenebilir. Eğer ailede dördüncü çocuk varsa ikinci çocuk kendini ortanca kardeş gibi hissedebilir. Bu sayede üçüncü çocuk daha yumuşak başlı ve daha sosyal olabilir. Kardeşler arasında rekabet, anne babaları zaman zaman zor durumda bıraksa da aslında normal ve sağlıklıdır. Kardeşler arasındaki rekabet onların dünya yaşamında nasıl bir yer edineceklerini de belirler. Kardeşler bu rekabette belli bir yaşam tarzı kazanırlar. Bu tarzı yetişkinlik dönemlerindeki yaşantılarına da taşırlar. Bu nedenle ebeveynlerin dikkatli olması gerekir” diyor.

    DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Dan. Hava Arıtan, ebeveynlere düşen görevleri ise şöyle sıralıyor:

    • Çocuklar birbirleriyle kıyaslanmamalıdır. Örneğin; “Kardeşin ne kadar güzel yapıyor. Sen neden yapamıyorsun?” gibi cümleler kurulmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yeteneklerini ve başarıları vardır. Bu gibi durumlarda mutlaka övgü gösterilmelidir.
    • Her çocuğun kendine ait bir alana ve yeteri kadar zamana sahip olduğundan emin olunmalıdır. Oyuncaklarını ve özel eşyalarını paylaşmadan önce mutlaka sorulmalıdır.
    • Kardeşlerin birbirine nasıl yaklaşması gerektiği gösterilmelidir.
    • Her çocuğun kendi kimliği vardır. Onları etiketlemeyin.
    • İşbirliğine teşvik edin.
    • Adil olmak önemlidir. Her birine özel oldukları hissettirilmelidir.
    • Çocukların birlikte keyifli vakit geçirmeleri sağlanmalıdır. Çatışma yaşadıklarında bu vakitler koruyucu işlev görür. Birlikte güzel anıları paylaşmak, çözüm üretmeyi daha kolay hale getirir.
    • Ebeveynlerin düzenli olarak her çocukla birebir zaman geçirmesi önemlidir.
    • Aile yaşantınız hakkındaki duygu ve düşünceleri dinlenmelidir.
    • Tehlikeli kavgalar oluyorsa aile mutlaka araya girmelidir. Sakinleştiklerinde ne olduğu hakkında konuşulmalıdır.

    Dikkat, Covid 19 ile Alerjik Rinit Belirtileri Karışabilir!

    0
    alerjik rinit

    Havaların ısınmasıyla artan polen ve akarların duyarlı kişilerde ortaya çıkardığı semptomların koronovirüs belirtileriyle karıştırılabileceğine dikkat çeken Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Alerjik Rinit Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Figen Gülen, “Alerjiler tipik olarak, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi şikayetlere sebep olur, koronavirüs ve gribal enfeksiyonlarda olduğu gibi ateşe yol açmazlar” dedi.

    Polen mevsiminin başlamasıyla alerjisi olan hastalarda, şikayetlerin Covid-19’a bağlı olma endişesi de beraberinde geliyor. Özellikle ısınan havalarla birlikte, ortamda artan polen ve akar miktarları alerjide tipik olarak görülen, burun, göz ve solunum şikayetlerinin ortaya çıkmasına neden oluyor ve bu bulgular Covid-19 belirtileri ile karışabiliyor.

    Alerjik Hastalıkların Görülme Sıklığı Giderek Artıyor!

    Alerjik rinitin dünya nüfusunun %20-40’ını etkilediğini belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Alerjik Rinit Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Figen Gülen, “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de alerjik hastalıkların görülme sıklığı giderek artmaktadır. Veriler toplumumuzda her 4 kişiden 1’inin alerjik hastalıklardan etkilendiğini göstermektedir. Alerjik rinit, enfeksiyon dışı en sık karşılaştığımız rinit nedenidir” dedi.

    Alerjik rinit mi? Covid mi? Soğuk algınlığı mı?

    Havaların ısınmasıyla artan polen ve akarların etkisiyle duyarlı kişilerde ortaya çıkan semptomlar koronovirüs belirtileriyle karıştırılabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Figen Gülen; “Koronavirüse maruz kalındıktan sonra 2-14 gün içinde ‘ateş, kuru öksürük, halsizlik, baş ağrısı, boğaz kuruluğu ve nefes darlığı’ görülmektedir. Alerjiler tipik olarak, burun akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi şikayetlere sebep olurken, koronavirüs ve gribal enfeksiyonlarda olduğu gibi ateşe yol açmazlar” diye konuştu.

    Günümüzde alerjinin tek kesin tedavisinin aşı tedavisi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Figen Gülen şu açıklamayı yaptı: “Duyarlı olunan ve klinikten sorumlu alerjenin, hastaya gittikçe artan dozlarda uygulanmasıyla tolerans sağlanır. En sık, polen ve akarla yapılmaktadır. Sadece alerji uzmanının uygulayabildiği bu tedavi, cilt altı ve dil altı olmak üzere, iki şekilde yapılabilir ve en az 3-5 yıl sürelidir.”

    Alerji tedavilerinde kullanılan ilaçlar, enfeksiyona yatkınlık yapar mı?

    Antihistaminik ilaçların, bağışıklık sistemini etkileyerek enfeksiyon riskini arttırmayacağını belirten Gülen, “Steroid içeren ilaçların, koronavirüs bulaşma riskini arttırdığına dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.   Hastalar kullandıkları ağız, burun ya da nefes yoluyla alınan steroid içeren ilaçlara, kullandıkları dozlardan devam etmelidirler. İlaçları kesmenin, alerji ve astım atak riskini arttırabileceği unutulmamalıdır” dedi.

    Prof. Dr. Figen Gülen, alerjik rinit ve soğuk algınlığı farkını ise aşağıdaki şekilde sıralıyor: 

    Alerjik rinit ve soğuk algınlığı farkı nedir?

    • Alerjik hastalıklar, bağışıklık sistemimizin çeşitli alerjenlere karşı tepkisinden kaynaklanan, bulaşıcı olmayan bir durumdur. Alerjik rinit bulaşıcı değilken, koronavirüs dahil viral enfeksiyonlar, öksürük, hapşırık ve yakın kişisel temas ile bulaşmaktadır. 
    • Alerjik rinit, kalıtsal özellik gösterir, yani ebeveynlerde de genelde alerjik şikayetler mevcuttur, enfeksiyonlar kalıtsal değildir.
    • Alerjik rinit, ev tozu akarı, polenler gibi alerjenlerle karşılaşınca gelişirken, soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlar, virüs veya bakteri gibi mikroorganizmaların solunması sonucu gelişir.
    • Alerjik rinit belirtileri, on beş günden uzun sürebilir ve her yıl tekrarlarken, enfeksiyon belirtileri, genellikle 7 günden daha kısa sürer ve her yıl aynı zamanda tekrarlamaz.

    Alerjik rinitli hasta, ne zaman koronavirüs veya viral enfeksiyondan şüphelenmelidir?

    Yakın zamanda Covid-19 teşhisi almış kişiyle yakın teması olan alerjik rinitli hastanın enfekte olabileceğine dikkat çeken Gülen, “Alerjik rinitli hastanın her zamanki alerji şikayetlerinden farklı olarak gelişen ateş, öksürük, baş ağrısı, geniz akıntısı, halsizlik gibi şikayetlerinin olması enfeksiyon belirtisi olabilir. Bu tarz belirtilerde alerjik rinit hastaları en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı, soğuk algınlığı, grip ve koronavirüs enfeksiyonu açısından tetkik edilmelidir” dedi.