Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 53

    3 – 5 Dakilalık Ertelemeler Sigarayı Bırakmada Etkili Oluyor…

    0
    sigara birakma

    Dikkat! Elektronik sigaralar da kanser riskini artırıyor

    Ayda birkaç sigara içmek, bağımlılık tanı kriterlerini karşılamasa da ilerleyen zamanlarda tütün bağımlılığını geliştirebiliyor. Sigaranın tüketilmediği durumlarda kişide psikolojik gerginliği artırdığını belirten Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, kullanmaya yönelik yoğun bir istek ve karşı konulamaz bir dürtünün hissedilmesinin de bağımlılık kriterleri arasında sayıldığını ifade ediyor. Güz, sigara yerine kullanılan elektronik sigaraların da akciğer kanseri riskini artırdığına dikkat çekiyor ve 3-5 dakikalık ertelemeler ile bağımlılıktan kurtulmanın mümkün olabildiğini vurguluyor.

    31 Mayıs her yıl Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak anılıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, tütün ürünleri kullanımı bağımlılığının tanı kriterleri ve zararları hakkında değerlendirmelerde bulundu, önemli tavsiyeler paylaştı. 

    Tüketilmeyince psikolojik gerginlik artıyor

    Nikotin bağımlılığı diye bilinen durumun günümüzdeki tıbbi karşılığının aslında tütün bağımlılığı olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, “Tütün bağımlılığı kişilerin beyin hücrelerini, fonksiyonlarını ve fiziksel sağlığını çeşitli şekillerde etkileyen, kronik olarak sıklıkla tekrarlanan davranışların olduğu bir beyin hastalığıdır. Tütün bağımlılığı tanısının konulması için bazı kriterlerin karşılanıyor olması önemlidir.” dedi.

    Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, bağımlılık tanısı kriterlerini şöyle sıraladı:

    – Kişinin çoğu kez tekrarlayan biçimlerde ve tolerans geliştirerek tütün tüketiyor olması,

    – Tüketmediği durumlarda psikolojik olarak gerginliğin artması,

    – Kişinin sosyal çevresini veya bulunduğu ortamları tüketebilmeye uygun açıdan seçiyor olması,

    – Tüketmeyi bırakmak istediğinde sonuç vermeyen durumlarla karşı karşıya kalması ve tekrar tekrar kullanıma başlaması, 

    – Zararlarının biliniyor olunmasına rağmen bırakmaya isteksizliğin olması ve,

    – Kullanmaya yönelik yoğun bir istek ve karşı konulamaz bir dürtünün hissedilmesi durumlarıdır.

    Eski miktar keyif vermeyince tüketim artıyor

    Ayda birkaç sigara içmenin bahsedilen kriterleri karşılamadığı için bağımlılık olarak sayılmayabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, “Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, eskiden ettiği kadar etki etmemesi ve eski miktarın keyif vermemesi sonucunda kullanılan miktarın dozunun artırılmıyor olmasıdır. Yani kişi ayda 4 adet sigara kullanıyorsa buna tolerans geliştirebilir ve aynı hazzı, etkiyi alabilmek için kullanılan sigara miktarını artırabilir. Sonuç olarak ayda birkaç sigara kullanımı ilerleyen zamanlarda tütün bağımlılığını geliştirebilir.” uyarısında bulundu.

    Birçok rahatsızlığa yol açıyor

    Sigara içme sıklığı ya da sayısının değil kişinin bu durum karşısında gösterdiği tavrın önemli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, “Ancak unutulmamalıdır ki sigara tüketiminde konu sadece bağımlılığın değil fiziksel açıdan da birçok hastalığın gelişebileceğidir. Tek bir adet sigara tüketiminin bile başta akciğer olmak üzere dudak, ağız, dil, gırtlak, böbrek, pankreas, özofagus ve mesane kanserleri, kronik bronşit ve kalp hastalıkları gibi çeşitli hastalıklara yol açan faktörlerin en önemlilerinden birisi olduğu bilimsel açıdan da kanıtlanmış bir gerçektir.” diye konuştu.

    Elektronik sigaralar da kanser riskini artırıyor

    Elektronik sigara veya nikotin bandı diye adlandırılan ve sigaraya göre zararının daha az olduğu sanılan pek çok yöntemin olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, “Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılında bu konu ile ilgili yapmış olduğu bir açıklamasında en az tütün ürünleri kadar elektronik sigaraların da zararlı olduğu, özellikle akciğer rahatsızlıklarının olası riskini daha da arttırdığı bildirildi. Sıvı nikotin olarak kullanılan elektronik sigaralar toksik olabilecek farklı ve zararlı pek çok kimyasalı içeriyor. Dolayısıyla geri dönüşü olmayacak farklı fiziksel sıkıntılara yol açabileceği, en az sigara kadar zararının olduğu unutulmamalı.” dedi.

    Hatırlatacak içeceklerden uzak durulmalı

    Uzman Klinik Psikolog Gürler Güz, sigarayı bırakmak için bir gün belirlenmesi ve peşinden küçük hedefler oluşturulması gerektiğini söyledi ve sözlerini tavsiyeleri ile sonlandırdı:

    “Bol egzersiz yapılmalı, bir süre tetikleyici ortamlardan, hatırlatıcı yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalı. Kullanımı hatırlatacak boş vaktin minimumda tutulması ve gün içerisinde meşguliyetlerin olması oldukça önemlidir. İçmeyi ertelemek isteğin azalmasına ve kaybolmasına neden olacağı için 3’er ya da 5’er dakikalık ertelemelerde bulunmak da bırakma konusunda yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerin işe yaramaması durumunda mutlaka bir uzmana başvurmak ve profesyonel destek almak gerekiyor. Uygun ve gereken vakalarda ilaç, nikotin sakızı ve nikotin bandı seçenekleri doktor kontrolünde uygulanabilir. Unutulmamalıdır ki bu bir irade meselesi değil, bir beyin hastalığıdır.”

    Kötü Anıların Hayatınızı Etkilemesine İzin Vermeyin

    0
    kotu anilar

    Geçmişte yaşadığımız güzel anılar kadar kötü anılar da unutulmuyor.

    Ancak kimi zaman bu kötü anılar hayatımızın başrolünde kalmaya devam ediyor ve tüm yaşamımızı etkileyebiliyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Gizay Nur Kepen, kötü anılarından nasıl etkilendiğimizi konuştuk.

    Zihnimiz geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği aynı anda düşünüp, işleyebilir. Bu sayede geçmişten bugüne mutlu, heyecan veren, bizi üzen, olumlu ya da olumsuz bir sürü anı inşa ederek hayatımızı sürdürebiliriz. Ancak geçmişteki olumsuzluklardan bazılarını kendimize yük ederek geleceğe kadar taşırız. Böylesi ağır bir yükle yola devam etmemizin giderek zorlaştığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Gizay Nur Kepen, bu nedenle de yorulduğumuzu hatta sanki hiç bitmeyen kısır bir döngünün içinde dönüp durduğumuzu düşünmeye başladığımızın altını çiziyor. 

    Anılarımız hayatımızın gündem maddesi olmamalı

    Geride bırakılmamış, bir tecrübe, bir deneyim olarak bakılamamış her anının bizim için hep bir gündem maddesi olarak kaldığını ve bir süre sonra hayatımızı yöneten bir hal aldığını anlatan Psk. Kepen, bu durumu bir örnekle açıklıyor: “Çocukluğunda akran zorbalığına maruz kalmış, sınıf içerisinde küçük düşürülmüş, alay konusu olmuş biri, çevresi ve ailesinde de yeterli onayı, takdiri, kabulü göremediyse kişiler arası iletişimlerinin içerisinde diğerlerinin düşüncelerini okumaya çalışır. Kendisi hakkında düşünülenleri kontrol etmeye, fark etmeye dair çaba harcar. Küçük düşebileceğine inandığı konuşmalar yapmaktan kaçınır, iletişim kurmaz. Yani bir anı bütün kişiler arası iletişimi yöneten, belirleyen, kontrol eden bir düşünce sistemini oluşturabilir. Kişi derin duygusal bağlar kuramayacağını, anlaşılamayacağını veya her an yanlış anlaşılmalara açık iletişimlerin içerisinde bulunduğunu düşünebilir.”

    Geleceği öngörmeye çalışmaktan kaçının

    “Kötü bir anıdan aldığımız etkilerin başında yeniden deneyimlenmesinden duyduğumuz endişe yer alır. Bununla birlikte gelişen kaçınma ve kontrol mekanizmaları işleri zorlaştırır ve günlük hayatımızın içerisindeki yerini böylelikle sağlamlaştırır. Kaçıp savuşturmaya çalıştığımız bir durum zihnimizde aktif bir şekilde hatırlanıyor, yeniden işleniyor durumdadır” diyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Psk. Gizay Nur Kepen, kötü anılarla başa çıkmanın mümkün olduğunun altını çiziyor. Kötü anılarımızla başa çıkabilmek için olayın, durumun ve duygusunun konuşulması, bugünkü bir gözle yeniden işlenip, değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Psk. Kepen, psikoterapinin bu durumun çözümünde faydalı olduğunu belirtiyor. Çözüm için kişinin aşırı genellemeler yapmaktan, zihin okumaktan ve geleceği öngörmeye çalışmaktan kaçınılması gerektiğini hatırlatan Psk. Kepen, bu anıları yeniden düzenlemenin ve hayatımızı etkilemesini önlemenin mümkün olduğunu söylüyor. 

    Kordon Kanı Kök Hücre Tedavilerinde Umut Vadediyor

    0
    kok hucre tedavisi

    Kök hücre açısından zengin kordon kanı lenfomadan lösemiye kadar birçok kanser hastalığının tedavisinde umut ışığı oluyor.

    Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Prof. Dr. Utku Ateş, “Kordon kanı lösemi, lenfoma ve talasemi gibi bazı kan ve lenf kanser türlerinde etkin ve alternatif bir kök hücre kaynağıdır” dedi. 

    Dünyada her yıl 14 milyon, ülkemizde ise 163 bin kişiye kanser tanısı koyuluyor. Yüzde 90’ı çevresel, yüzde 10’u da genetik faktörler nedeniyle beliren kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz çoğalması sonucu oluşan hastalıklara deniyor. Erken tanı hayat kurtarırken, özellikle lösemi, lenfoma ve talasemi gibi kanser türlerinin iyileştirilmesinde kök hücre uygulamaları tedavide umut vadediyor. Kök hücre açısından zengin bir kaynak olan kordon kanı bu tedaviler için önemli hale geliyor. Doğum anı ise kordon kanının alınıp saklanması için tek şansımız; klinik araştırmalarda veya Sağlık Bakanlığının onayı ile erken erişim programı başlığı altında tedavi denemelerinde kullanılıyor. Bunun için uygun saklama koşullarının var edilmesi gerekiyor. Histoloji ve Embriyoloji Uzmanı Prof. Dr. Utku Ateş, “Özellikle kan ve lenf kanserlerinin tedavisinde büyük başarı sağlayan kan yapıcı kök hücreler, başta kemik iliği olmak üzere dolaşan kandan ve kordon kanından elde edilmektedir” dedi. Ateş, önemli kök hücre kaynaklarından biri olan kordon kanının toplama ve saklama koşullarını sıralarken, hücre ve doku bağışının önemine değiniyor. 

    Kalite ve güvenlik önemli

    Organ, hücre ve doku bağışlayabilmek, insanın insanlığa verebileceği en önemli biyolojik hediyedir. Bu dokulara ve hücrelere ihtiyaç olması halinde ise uygun koşullarda işlenen ve depolananlar kullanılabiliyor. Bu nedenle Türkiye’de, güncel kalite ve güvenlik kurallarına uyumlu güvenli işleme ve saklama hizmeti verebilen hücre doku bankasının olması büyük önem arz ediyor.

    Anne ile bebeğe zararı yok

    Doğum doktoru, bebek doğmasının ardından plasenta ve göbek kordonun içinde kalan kanı, steril özel bir torbaya topluyor. Kan toplama işleminden sonra yaklaşık 12-14 santimetre boyutundaki kordon dokusu da (göbek bağı) steril özel transfer kitine yerleştiriliyor. Bu işlemler toplam 2-5 dakika sürüyor. İşlemin gerçekleştirilmesi ise ağrı ve sancıya neden olmazken, anne veya bebeğe hiçbir zararı bulunmuyor.

    Kordon dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreler…

    Kordon kanından elde edilen hematopoietik (kan hücrelerini yapan) kök hücreler lenfoma, talasemi (Akdeniz anemisi), lösemi gibi bazı kan hastalıklarının tedavisinde kullanılırken; kordon dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreler ise ortopedi, romatoloji, oftalmoloji ve immünoloji gibi tıpta hemen hemen her branş tedavi amaçlı klinik çalışmalarda bir alternatif olabiliyor. 

    Cep Telefonları Alerjik Hastalıklara Yol Açar mı?

    0
    cep telefonlari alerji

    Teknolojinin hayatımızda her geçen gün daha fazla yer almasıyla nikele bağlı alerjilerin önemli sağlık sorunlarına yol açacağı öngörülüyor. 

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya “Özellikle, uzun süreler el ve yüze temas eden nikel içeren telefon ve tabletler sebebiyle hastalarda kızarıklık, kaşıntı, kuruluk, kabarıklıklar, çatlamalar, pullanmalar ve ileri aşamalarda sızıntı ve kabuklanmalar olabilir” dedi.

    Son yıllarda neredeyse herkesin elinde bir cep telefonu veya tablet bilgisayar veya diz üstü bilgisayar görmekteyiz.  Bilgiye ulaşma ve haberleşme yönünden son derece yararlı olan bu cihazlar ne yazık ki kullanıcıların sağlığı yönünden de ciddi tehlike kaynağı olabiliyor.

    Bu cihazlardan kaynaklanan radyasyonun yol açabileceği sağlık sorunları konusunda bugüne kadar kesin bir kanıt ortaya konulamadığına değinen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Ancak radyasyon yayan bu cihazların özellikle küçük çocuklar tarafından uzun süre kullanılması durumunda yıllar sonra sakıncalarının olabileceği düşünüyoruz” dedi.

    ‘Cep Telefonu Dermatiti’ Ağır Reaksiyonlara Neden Olabilir!

    Teknolojinin hayatımıza soktuğu nikele bağlı alerjiye dikkat çeken Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya şu açıklamayı yaptı: “Son yıllarda akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlara bağlı olarak görülebilecek önemli bir sağlık sorunu dikkati çekmeye başladı. Bu cihazların yapımında kullanılan nikele bağlı olarak alerjik temas dermatiti gözlemliyoruz. Özellikle, uzun süreler el ve yüze temas eden nikel içeren telefon ve tabletlere bağlı ciddi reaksiyonlar ortaya çıkabiliyor.   Son yıllarda ortaya çıkan bu dermatit tipine “cep telefonu dermatiti” adı verilmektedir. Nikelden daha az olarak kobalt da cep telefonlarından kaynaklanan alerjik temas dermatitine yol açabiliyor.”

    Nikel tahmin etmediğimiz birçok yerde!

    Nikelin sandığımızdan daha fazla hayatımızda olduğuna değinen Çetinkaya, “Tablet bilgisayarlar ve cep telefonlarında bulunan menü düğmeleri, dekoratif logolar ve likit kristal ekranın (LCD) etrafındaki metalik çerçeveler nikelin en yaygın olduğu yerlerdir. Maalesef, nikel telefon ve tablet bilgisayarların yanında insanların günlük hayatta sık karşılaştıkları pek çok araç ve gereç içinde de (mücevher, kemer tokası, fermuar, düğme, çıtçıt, gözlük, madeni para ve anahtar gibi) bulunmaktadır” açıklamasında bulundu.

    Kadınlarda Nikel Duyarlılığı Daha Fazla!

    Genel popülasyonda kadınların %17’sinde ve erkeklerin %3’ünde nikele duyarlılık saptandığının altını çizen Çetinkaya, “Çocukların ise %17-33’ünde nikele bağlı alerjik   temas dermatiti saptanmıştır” dedi.

    Nikele bağlı alerjik temas dermatiti olan   hastalarda, temasın yoğun olduğu vücut bölgelerinde kızarıklık, kaşıntı, kuruluk, kabarıklıklar, çatlamalar, pullanmalar ve ileri aşamalarda    sızıntı ve kabuklanmalar olacağını belirten Çetinkaya, cep telefonlarına bağlı alerjik temas dermatitini önlemek için duyarlı bireylerin ve çocukların bu tür cihazlarla   olabildiği kadar az temas etmesini önerdi. 

    Prof. Dr. Çetinkaya, “Gerekirse eldiven kullanması ve ellere sık sık nemlendirici krem ve losyonları kullanması öneriyoruz. Bu tarz belirtirler olduğunda ise mutlaka bir hekime başvurmak gerekir” diye konuştu.

    Fibromiyalji Yatak Odalarını Vuruyor

    0
    Fibromiyalji Yatak Odalarını Vuruyor

    Ağrı ve sızılarla boğuşan, uykusunu alamayan, en ufak bir dokunmada ağrı hisseden, sürekli yorgun ve depresif fibromiyaljili kadın hastaların kocaları da mutsuz. 


    Fizik Tedavi Uzmanı Doktor Mehmet Portakal bu tip hastalar, kocaları ile bize geldiklerinde eşlerinden en çok duyduğumuz şikayetler, “Hocam bir insanın her gün mü başı ağrır? Hep mi yorgun hisseder? Karım beni uzun zamandır yanına yaklaştırmıyor. Cinsel hayatımız sona erdi.” Oluyor diyor. Eşlerindeki bu isteksizliği yanlış yorumlayıp, sevilmediklerini veya arzulanmadıklarını düşünenler evliliklerini bitirme noktasına dahi gelebiliyorlar.

    Doktor Portakal, “Bu durumda biz eşlere sabırlı olmalarını telkin ediyoruz. Zira fibromiyalji nedeniyle hastanın birçok şikayetinin yanısıra cildi de çok hassas olabiliyor. Bırakın birinin dokunmasını bazen giysisinin kumaşı hatta güneşin cildine teması bile canını çok fazla yakabilir.” Dedi. Fibromiyaljide tedavi ilerledikçe ve dokulardaki oksijenlenme arttıkça bu şikayetlerin de azalacağını belirten Doktor Mehmet Portakal, “Eşler bu zor hastalığın alevli dönemlerinde daha anlayışlı olmalıdır. Karşısındakini zorlamak yerine tedavisine destek olmalı ve evliliklerindeki bu durumun geçici olduğunu bilerek endişeli olmak yerine iş birliği içinde olmalıdırlar” dedi.

    Dr. Portakal sözlerini şöyle sürdürüyor, “Fiziksel, zihinsel ve ruhsal iyilik hali için Fibromiyalji tedavisinde kökten ve kalıcı sağlık için ilk yapılması gereken hücrelerin oksijenlenmesini artırmaktır. Bununla ilgili hem fizik tedavi yöntemleri var hem de geleneksel tamamlayıcı tıp uygulamaları var. Örnek olarak osteopati, lazer, TMS, Biorezonans gibi modern fizik tedavi yöntemlerinin yanında bölgesel ozon oksijen tedavisi, PRP, hacamat, sülük tedavileri, bilimin ışığında etkileri kanıtlanan bitkilerle tedaviler, egzersizler, damardan yapılan romatizma kokteylleri, vitamin/mineral element destekleri ve beslenme programının düzenlenmesi çok önemlidir 

    Fibromiyaljide, gluten -lektin- laktoz intoleransı gibi durumları sık yaşadığımız için belli bir beslenme programı uygulanmalıdır ki bu saydıklarımızla birlikte günlük yaşama uygun bir yaşam tarzı planlamak mümkün olabilsin.”

    Boyunda şişlik ve kalınlaşma guatr belirtisi olabilir!

    0
    guatr hastaligi

    Guatr hastaları deniz ürünleri, yoğurt ve yumurta tüketmeli

    Alınan gıdalardaki iyot eksikliğinin veya emilimin bozulmasının guatra yol açabileceğini ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, guatrın önlenmesinde beslenmede iyotun dengeli alınması gerektiğini vurguladı. İyot eksikliği olan kişilerin karalahana, lahana, soya, karnabahar gibi gıdalardan kaçınması gerektiğini kaydeden Koca, “İyot eksikliğine iyi gelen deniz ürünleri, yoğurt, yumurta, patates ve muz gibi gıdaları da tüketmelidir.” tavsiyesinde bulundu. Koca, guatrın belirtilerini boyunda şişlik ve boyunda kalınlaşma, baskı hissi ve hassasiyet, yutmada zorlanma ve takılma hissi, nefes almada güçlük ve öksürme, hırıltı sesi ve kolları yukarı kaldırınca başın dönmesi şeklinde sıraladı.

    1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası olarak. Bu özel haftada iyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi ve farkındalığın artırılması hedefleniyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, iyot yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan guatr hastalığına ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Guatr, tiroid büyümesidir

    Op. Dr. A. Murat Koca, tiroid salgı bezinin boyunda soluk borusunun iki yanında yer alan ve tiroid hormonlarını salgılayan bir organ olduğunu söyledi. Op. Dr. A. Murat Koca, “Guatr, tiroid bezinin hacminin artması yani tiroid büyümesine verilen isimdir. Guatr da tiroid bezi az veya çok çalışmasına göre zehirli guatr veya tembel guatr diye adlandırılır.” dedi.

    Op. Dr. A. Murat Koca, tiroid bezi hastalıklarının guatr ve tiroidit olarak iki şekilde olduğunu belirterek “Guatrda hormon üretiminde sorun vardır. Tiroidit ise tiroidin iltihabıdır. Bakteri, mantar, virüs, travma veya otoimmün olabilir.” dedi.     

    Tiroidit üç gruba ayrılıyor

    Op. Dr. A. Murat Koca, tiroiditin Akut tiroidit, SubAkut Tiroidit ve Kronik Tiroidit olmak üzere üçe ayrıldığını söyledi. Op. Dr. A. Murat Koca, bunları şöyle sıraladı:

    Akut tiroidit ( Süpüratif / radyasyon / Travma nedenli )

    SubAkut Tiroidit ( Ağrılı (De Quervan) / Ağrısız (sessiz / doğum sonrası / Oİ) 

    Kronik Tiroidit ( Hashimato / Riedel )

    • Nodül ve kistleri
    • Tiroid kanseri diye gruplara ayrılır.

    İyot eksikliği guatra yol açabilir

    Op. Dr. A. Murat Koca, guatrın oluşma nedenlerine de değinerek alınan gıdalardaki iyot eksikliği veya emilimin bozulmasının guatra yol açabileceğini ifade etti. Op. Dr. A. Murat Koca, vücudu dışardan etkileyen radyasyon ve çevre faktörleri, lityum içeren bazı ilaçların da guatra yol açabileceğini kaydetti. Guatrın oluşmasında kalıtsal yatkınlığa da dikkat çeken Op. Dr. A. Murat Koca, ailesinde guatr ve tiroid hastalığı olanlarda guatr oluşabileceğini ifade etti. Graves, Hashimato, nodüller, kanser  ve tiroidit gibi otoimmün nedenlerin de kanser oluşumunda etkili olacağını kaydeden Op. Dr. A. Murat Koca, “Tüm bu durumlar tiroid dokusunda büyümeye ve guatr oluşmasına neden olur. Ayrıca, kadın olmak, hamilelik, menopoz ve 40 yaş üstü olmakta risk faktörüdür.” dedi. 

    Guatrın herkeste görülebileceğini kaydeden Op. Dr. A. Murat Koca, “Ancak kadınlarda 40 yaş sonrası daha sıktır. Bazı hastalıklar, travmalar da guatrı tetikleyebilir.”uyarısında bulundu.

    Bu belirtilere dikkat!

    Op. Dr. A. Murat Koca, guatrın belirtilerini de boyunda şişlik ve boyunda kalınlaşma, baskı hissi ve hassasiyet, yutmada zorlanma ve takılma hissi, nefes almada güçlük ve öksürme, hırıltı sesi ve kolları yukarı kaldırınca başın dönmesi şeklinde sıraladı.

    Zehirli guatr ve tembel guatrda farklı belirtiler ortaya çıkabilir!

    Op. Dr. A. Murat Koca, ayrıca zehirli guatr veya tembel guatr olmasına göre de farklı belirtilerin ortaya çıkabileceğini ifade ederek şunları söyledi:

    Zehirlli guatr (Hipertiroidizm): Çarpıntı, terleme, sinirlilik, ellerde titreme, aşırı iştah ama kilo kaybı, saç dökülmesi / incelmesi, sık adet, insomnia, ateş basması / sıcaklık hissi, ishal, bulantı, kusma, kısırlık, göz sorunu.

    Tembel Guatr (Hipotiroidizm): Kalpte ağırlık hissi, üşüme hissi, sakinlik / halsizlik, kiloluluk / obezite ve kilo verememek, güçsüzlük, saç kabalaşması, uzun adet, uyuşukluk / uyku hali, kabızlık, kısırlık, ses kalınlaşması, depresyon.

    İyot dengeli alınmalıdır

    Guatrın önlenmesi için yapılması gerekenlere de dikkat çeken Op. Dr. A. Murat Koca, “Risk faktörlerini ortadan kaldırma ya da minimalize etmeye çalışılmalıdır. Risk grubundakiler kontrollerini mutlaka yaptırmalıdırlar. Beslenmede iyot dengeli alınmalıdır. İyot eksikliği olan kişi karalahana, lahana, soya, karnabahar gibi bazı gıdalardan kaçınmalıdır. İyot eksikliğine iyi gelen deniz ürünleri, yoğurt, yumurta, patates ve muz, gibi gıdaları da tüketmelidir.” tavsiyesinde bulundu. 

    Guatrın tedavi edilmediği takdirde çalışma hızına göre rahatsızlıklara neden olacağını ifade eden Op. Dr. A. Murat Koca, “Uykusuzluktan, psikolojik probleme kadar; Kısırlıktan kalp problemlerine kadar pek çok sistem etkilenir.” dedi.

    Üç ayrı tedavi yöntemi kullanılıyor

    Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, guatr tedavisinde amacın aksaklıkları gidermek ve tiroid bezinin normal çalışmasını sağlamak olduğunu kaydederek “Etkin tedaviyle tiroid küçültülmesi de amaçlanır. Ayrıca kanser riski varsa onun da çözülmesi amaçlanır.” dedi.

    İlaç tedavisi, radyoaktif İyot tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere üç ayrı tedavi yöntemi olduğunu kaydeden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. A. Murat Koca, bunlara ilişkin de şu bilgileri verdi:

    • İlaç Tedavisi: Çalışma hızının normalleştirilmesi için ilaçlar verilir. İltihap varsa ona yönelik tedavi yapılır. Hormon veya hormon baskılayıcı verilir. Guatr küçülerek normal boyutlara gelir.
    • Radyoaktif İyot tedavisi: Zehirli guatrda uygulanır. Tedavi sonrasında tiroid çalışamaz duruma gelebilir, ona yönelikte troid ilacı verilmesi gerekir.
    • Cerrahi Tedavi: Diğer tedavi yöntemlerine cevap olmadığı durumlarda ameliyatla tiroid dokusunun bir kısmı veya hepsi çıkarılması şeklindedir. Eğer tümör kaynaklıysa tiroid dokusunun tamamı alınır. Ameliyat sonrasında alınan doku ve tiroid bezi çalışmasına göre ilaç takviyesi gerekebil

    Dünya Adet Hijyeni Günü’nde” Türkiye’nin Regl Farkındalık Araştırması Raporu Yayınlandı

    0
    dunya adet hijyeni

    Son derece doğal, biyolojik bir olgu olan regl ile ilgili Türk toplumunun regl bilincini anlamak ve demografik farklılaşmaları tespit etmek amacıyla önemli bir çalışmaya imza atan Endometriozis ve Adenomyozis Derneği, Molped ile 28 Mayıs Dünya Adet Hijyeni Günü’nde “Türkiye’nin Regl Farkındalık Araştırması Raporu”nu yayınladı. Araştırma, toplumun doğru şekilde bilgilendirilmesi için yapılacak çalışmalara devam edilmesi gerektiğini ortaya koyarken, kadınların yüzde 68’inin regl dönemlerinden artık daha rahat bahsedebildiğini göstererek, umut vadeden bir tablo çizdi.

    Regl olmanın utanılacak, saklanacak bir şey olmadığına ve konuştukça normalleşeceğine inanan Molped, ön yargıları kadınlar lehine değiştirmek adına sorumluluk üstleniyor, bu yönde araştırmalarına ve çalışmalarına devam ediyor. Molped, bu amaçla 28 Mayıs Adet Hijyeni Günü* kapsamında, Endometriozis ve Adenomyozis Derneği aracılığıyla “Türkiye Regl Farkındalık” indeksini ortaya koyan bir araştırmaya imza attı.  

    Ipsos tarafından İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Gaziantep, Samsun, Malatya, Kayseri, Balıkesir, Trabzon ve Erzurum olmak üzere 12 ilde ve 1.829 kadın ile yüz yüze görüşülerek yapılan araştırma, Türkiye’de “Regl” farkındalığı konusunda geçmişe nazaran büyük ilerleme olduğunu gösterse de doğru bilinçlenme için çalışmaların devam etmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

    Molped Global Pazarlama Direktörü Gülhan Eğilmez“Molped olarak, her sağlıklı kadının hayatının belirli bir döneminde biyolojik olarak geçirdiği bu sürecin bir tabu olarak görülmemesi arzusundayız. Uzun yıllardır “regl doğaldır” diyerek bu konu ile ilgili ön yargıları değiştirmek adına çalışmalar gerçekleştiriyoruz. 28 Mayıs Adet Hijyeni Günü vesilesiyle yayınladığımız araştırma raporunun da gösterdiği gibi, regl hakkında konuştukça, konuyla ilgili farkındalık artıyor, “hastalık” tanımlaması yavaş yavaş toplumsal hafızadan siliniyor. Elbette daha gidecek yolumuz var. Sivil toplumun bu anlamdaki gayreti çok değerli. Biz de Molped olarak “regl doğaldır” demeye devam edeceğiz.” dedi

    Endometriozis ve Adenomyozis Derneği Başkanı Prof.Dr. Taner Usta; “Dernek olarak hedefimiz kadınlara ulaşarak yaşadıkları zorluklarda yalnız olmadıklarını hissettirebilmek ve onlar için güvenilir bir kaynak yaratmak. Endometriozis, kadınların gündelik hayatını, ruh sağlığını, iş ve özel ilişkilerini kaliteli bir şekilde yürütmesine engel oluyor. Çünkü enerjilerini hastalık ve onun yarattığı olumsuz etkilerle başa çıkabilmek için harcıyorlar; kimi dayanılmaz regl sancılarından şikayet ederken kimi de gebe kalmayla ilgili bir problem yaşadığında Endometriozis hastası olduğunu öğreniyor. Dernek olarak bu araştırmanın farkındalık yaratarak kadınların regl dönemlerinde yaşadıkları zorlukları rahatça konuşmalarının ve yardım istemelerinin önünü açacağına inanıyor; bu değerli çalışmaya destek oldukları için teşekkür ediyoruz.” dedi. 

    Kadınlar ‘regl’im demekten utanmıyor

    Her bölgede regl için ayrı ifadeler kullanılsa da araştırmaya katılan kadınların yüzde 35’i “Reglim”, yüzde 33’ü “Adetliyim” ve yüzde 14’ü de “Hasta Oldum” ifadeleriyle regl dönemlerinde olduklarını belirtiyor.  Regl ifadesini kullanmada Akdeniz yüzde 52 ile en yüksek oranda, onu yüzde 40 ile İç Anadolu ve yüzde 39 ile Marmara izliyor. 18-30 yaş arasındaki katılımcılar “regl” ifadesini daha çok kullanırken, en yüksek oran yüzde 47 ile 20 yaşındaki gençlerde.

    Türkiye’nin her bölgesinden katılımcı kadınların neredeyse tamamı (yüzde 98) regl olmayı “normal bir durum” olarak tanımlarken, katılımcıların yüzde 87’si regl olmanın kendilerini utandırmadığını belirtiyor. Katılımcı kadınların yüzde 68’i artık regl ile ilgili konuları çekinmeden konuşabiliyor ancak regl dönemlerinin dışarıdan belli olmasından hala çekiniyorlar. Katılımcıların yüzde 79’u koku ya da sızma gibi durumlardan regl olduklarının anlaşılmasından çekinirken, yüzde 48’i ped satın alırken kağıda sarma ya da saklama ihtiyacı duyuyor.  Katılımcıların yüzde 34’ü regl olmanın kendilerini kirli hissettirdiğini belirtirken, bu oran Karadeniz bölgesinde diğer bölgelere kıyasla göreceli olarak daha yüksek seyrediyor.

    Regl takibi dijitale taşınıyor

    Kadınların yüzde 75’i, 11-13 yaş arasında ilk kez regl olduklarını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 94’ü, 21-35 günde bir regl olduklarını ve yüzde 98’i regl dönemlerinin 3 ile 10 gün arası sürdüğünü belirtiyor. Ancak araştırma her 3 katılımcıdan 1’inin regl döngüsünü takip etmediğini gösteriyor.  Her yaştan “telefonumun not kısmına tutuyorum / alarm kuruyorum” diyen kadınların oranı yüzde 30’a yakınken, “Takvime/ not defterine işleyerek takip ediyorum” diyenler 24, “Cep telefonumdaki uygulamadan takip ediyorum” diyenler ise yüzde 15 oranında. Bu oran 20-30 yaş arasında ise yüzde 21’e çıkıyor.

    “Annelere” ve “İnternete” danışılıyor

    Kadın sağlığı ve hastalıkları için ilk başvurulan bilgi kaynakları; “kadın doğum uzmanları”, “anneler” ve “internet” olarak çıkıyor.  Kadın doğum uzmanları yüzde 49, anneler yüzde 44, internet ise yüzde 39.. Kadın Doğum Uzmanı diyenlerde Marmara yüzde 60 ve Karadeniz yüzde 62; Anne diyenlerde Ege yüzde 60 ve Marmara yüzde 51; Internet diyenlerde Doğu Anadolu yüzde 48 ve Karadeniz yüzde 47 ile öne çıkıyor. Yaş ilerledikçe doktordan bilgi alma oranları artarken gençler daha çok annelerine danışıyor.

    Katılımcıların yüzde 84’ü regl ve regl hijyeni ile ilgili bilgiye sahip olduklarını söylerken, yüzde 60’a yakını, regl ve regl hijyeni ile ilgili anneleri tarafından bilgilendirildiklerini belirtiyor. Diğer bilgi kaynakları olarak internet, ardından okul ve öğretmenler geliyor.

    Her 2 kadından 1’i “yalnızca hastalık halinde” kadın doğum uzmanını ziyaret ediyor.

    Katılımcıların yarısından çoğu (yüzde 61), kontrole ihtiyaçları olmadığı için kadın doğum uzmanını ziyaret etmediklerini belirtiyor. Yaş grubu fark etmeksizin, “hastalık haricinde kadın doğum uzmanına gitmiyorum” diyen kadınların yarısından çoğu, kontrole ihtiyaçları olmadığını düşündükleri ve kontrole gitmelerine sebep olacak bir durum yaşamadıkları için kadın doğum uzmanını ziyaret etmiyor.

    Katılımcılara göre reglin kaynağı «Rahim» 

    Katılımcılara regl kaynağı sorulduğundan yarısı «Rahim» olduğunu söylerken, katılımcıların yüzde 65’i regl kanamasının nedeni olarak “normal kadınlık hormonları ile ilgilidir” cevabını veriyor. Yumurtalık olduğunu söyleyenlerde ise en yüksek oran yüzde 47 ile Akdeniz. 

    Ped arkadaş tavsiyesiyle alınıyor

    Regl döneminde katılımcıların neredeyse tamamı (yüzde 99) çoğunlukla «ped» kullandıklarını belirtirken, yüzde 8’i regl dönemlerinde ped dışında zaman zaman da olsa kağıt peçete, bez peçete ya da pamuk kullanabildiğini söylüyor. 

    Her 4 katılımcının 1’i alışveriş yaptıkları yerlerdeki kampanyalara dikkat ederek ped satın almayı tercih ediyor. Ped markası seçiminde genç katılımcılar «annemden bilgi alarak», «internetten araştırarak» ve «arkadaşlarımdan bilgi alarak karar veriyorum» diye belirtirken, daha ileri yaştaki katılımcıların kullandıkları ped markasına “kendi deneyimleri ile” karar verdikleri (yüzde 85) sonucu ortaya çıkıyor. Katılımcıların yüzde 59’u regl döneminde bir günde ortalama 3-4 arası ped değiştiriyor ancak yüzde 42’si kendilerine diledikleri kadar ped verilse 5-6 arası ped değiştireceğini söylüyor.

    Kansere Karşı Koruyan Yaşam Biçimi

    0
    kanseri koruyan yasam bicimi

    Kanserle mücadele etmek; olduktan sonra değil, olmadan önce oluşturulan yaşam tarzı ile çok daha etkilidir.

    Kansere karşı koruma hakkında çeşitli yöntemler mevcut. Bazen bir çalışmada önerilen belirli bir kanser önleme yöntemi diğerinde önerilmemektedir. Bununla birlikte önleme yöntemleri hakkında bilinenler de her gün gelişmektedir. Tüm hastalıklarda olduğu gibi kanserde de en büyük etken, hastalığı oluşturmayacak yaşam biçimini benimsemek ve sağlıklı bir hayatı oluşturmak için olması gerekenleri dikkate almaktır. Kanserle mücadele etmek olduktan sonra değil, olmadan önce oluşturulan yaşam tarzı ile çok daha etkilidir.

    YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümünden Doç. Dr. Yakup Bozkaya, kansere karşı koruyan yaşam biçimi hakkında beslenmeden, güneşe, fiziksel aktiviteden uyku düzenine, ev ve iş ortamından stres yönetimine kadar günlük yaşam içinde her alanda bilgiler paylaştı. 

    BESLENME BİÇİMİ

    Bol sebze ve meyve tüketilmesi: 

    Diyetimizin meyce sebze tam tahıllar ve fasulye gibi bitkisel kaynaklardan elde edilen gıdalara dayandırmalıyız. Sebze tüketiminin hem çiğ ve pişmiş olarak tüketilmesi ve sebze meyve tüketiminin mevsiminde olmasına dikkat etmek gerekir. Özellikle mevsiminde ve taze olarak tüketilen sebze ve meyveler mide kanserine karşı koruyucu olmaktadır. 

    Tek bir beslenme yerine her besinden yeteri kadar beslenme en sağlıklı olan beslenmedir. Bu nedenle karbonhidratı tamamen hayatımızdan çıkarmak yerine tam tahıl kaynakları ve kuru baklagilleri tüketmek sağlık açısından önemli olacaktır. Çünkü tahıllar özellikle B1 vitamini açısından zengin besinlerdir. B1 vitamini de depresyon açısından koruyucu olması nedeniyle bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir .Bu nedenle tam buğday ekmek, bulgur, yulaf, mercimek, kuru fasulye ve nohut haftanın belirli günlerinde tüketmeye özen göstermek gerekir.

    Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre Omega 3 yağ asitlerinin tüketilmesi kanserin gelişme riskini azalttığı gösterilmiştir.  Bu nedenle Omega 3 yağ asit kaynağı olan balık tüketiminin hafta 2-3 kez ve özelliklede kızartma yerine buğulama veya fırında pişirilmiş şekilde olması önemlidir. Ek olarak, sızma zeytinyağı ve karışık kuruyemişlerle desteklenmiş bir Akdeniz diyeti uygulayan kadınların meme kanseri riski daha düşük olabilir. Akdeniz diyetini uygulayan kişiler, kırmızı et yerine tereyağı ve balık yerine zeytinyağı gibi sağlıklı yağları tercih ederler.

    İşlenmiş gıdalardan uzak durmak:  

    Çeşitli çalışmalarda çok miktarda işlenmiş et yemenin belirli kanser risklerini artırdığı sonucuna varmıştır. Özellikle bu kanserler arasında ön planda mide-bağırsak kanserleri gelmektedir. Kırmızı et tüketiminin bu nedenle hafta 2 günü geçmeyecek şekilde olmasına dikkat etmek gerekir. Pişirme yöntemi olarak kızartma ve kavurma yöntemi yerine haşlama ve buharda olması tercih etmek gerekir. 

    Şeker oranını azaltmak:

    Rafine şekerler ve hayvansal kaynaklardan elde edilen yağlar da dahil olmak üzere daha az kalorili yiyecekleri seçerek daha hafif ve yağsız yemek sağlıklı kiloyu korumak açısında önemlidir. Rafine şeker özellikle vücutta insülin seviyesinin yüksekliğine ve yağ dokusunun artışına neden olması nedeniyle kanser riskini artırabilmektedir. Bu nedenle günlük aldığımız şeker oranının %5 den fazla olmamasına dikkat etmemiz gerekir.

    Bağırsaklar bağışıklık sistemimiz açısından çok önemli organlardır. Bu nedenle işlevlerdeki herhangi bir bozukluk doğal olarak bağışıklık sistemimizi etkileyerek hastalıklara ve özelliklede kansere davetiye çıkarabilmektedir. Özellikle son dönemlerde yapılan çalışmalarda kanser tedavisinde kullanılan yeni ilaçlarda bile bağırsak işlevlerinin de tedavi etkisi üzerine çok önemli olduğuna vurgu yapılmaktadır. Bu nedenle kötü beslenme ve stresten uzak durulması ve yoğurt (özellikle ev yapımı) kefir gibi probiyotiklerden faydalanması bağırsak fonksiyonları açısından önemli olacaktır.

    Sigara ve alkolden uzak durmak: 

    Sigara içmek kanser dahil olmak üzere vücutta hemen hemen her organla ilgili hastalıklara yol açmaktadır. Akciğer kanserlerinin büyük bir çoğunluğu sigara nedenli olduğu bilinmesinin yanı sıra diğer nedenli akciğer kanserlerine nazaran sigara içen akciğer kanserli hastalar daha kötü seyretmektedir. Bu nedenle sigarayı bırakmak hem hastalığa karşı korunmada hem de tedavi ve hastalık gidişatında önemli iyileşmelere neden olacaktır. Pasif içicilik olarak nitelendirilen ve bulunduğumuz ortamda sigara dumanına maruz kalmamız ilerde akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Bu nedenle ev dahili olmak üzere kapalı ortamlarda sigara içiminden uzak durulması gerekir. Alkol tüketimi meme, kolon, böbrek ve karaciğer kanseri olmak üzere çeşitli kanserlerin oluşması üzerine risk oluşturmaktadır. Özellikle içilen alkol miktarı ve içilen süre artıkça bu risk daha da artmaktadır.

    Bütün bu beslenme çeşitlerine ek olarak özellikle içerdiği curcumin maddesi sayesinde kanserin önlemesinde fonksiyon gösteren zerdeçal  besinlerle birlikte kullanılabilir.  Bunun yanı sıra son zamanlarda yapılan çalışmalarda kanser tedavisine yardımcı olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle yemeklerin içinde taze olarak tüketilmesi önerilir.

    FİZİKSEL AKTİVİTE

    Sağlıklı bir kiloyu korumak, meme, prostat, akciğer, kolon ve böbrek kanseri dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin riskini azaltabilir. Kilonuzu kontrol etmenize yardımcı olmasının yanı sıra, fiziksel aktivite tek başına meme kanseri ve kolon kanseri riskini azaltabilir. Sağlık açısından yararlı olması için haftada en az üç gün 45 dakika boyunca orta derece aerobik aktivite veya iki gün 45 dakika boyunca yoğun aerobik aktivite yapmak gerekir. Düzenli fiziksel aktivite kanserlerden korunma dışında bağışıklık sistemini artırarak mevcut kanserle de daha iyi bir gidişata neden olur. Bu nedenle hiç olmazsa günlük en az 30 dakika fiziksel etkinlik sağlık açısından çok önemli olacaktır.

    GÜNEŞTEN KORUNMA

    Deri kanserli erkek ve kadınlarda en sık görülen ve önlenebilen kanserlerden biridir. Güneş ultraviyole ışınları derideki hücreler üzerinde kimyasal hasarlara yol açarak kansere neden olabilmektedir. Özellikle açık cilt ve saç rengine sahip renkli gözlü kişiler güneş ışınlarına daha hassastır. Bu nedenle öğlen güneşi olarak adlandırılan güneş ışınlarının en güçlü olduğu saat  10:00 ile 16:00 arasında güneşten uzak durun. Dışarıda olduğunuzda mümkün olduğunca gölgede kalmaya dikkat etmek ve güneş gözlüğü ile geniş kenarlı şapkalar takmak yardımcı olur. Cildinizin mümkün olduğunca çoğunu kaplayan, sıkı dokunmuş, bol giysiler giymek ve daha fazla ultraviyole radyasyon yansıtan parlak veya koyu renkleri tercih etmek önemlidir. Güneşten korunmak için güneş kremi kullanmak özellikle bolca uygulamak ve her iki saatte bir veya yüzüyorsanız veya terliyorsanız daha sık olarak yeniden uygulamak önemli olacaktır. Bronzlaşma yataklarından ve güneş lambalarından kaçınmak önemlidir.  Çünkü bunlar doğal güneş ışığı kadar zararlıdır.

    AŞI

    Çeşitli viral enfeksiyon ajanlarının kanserle ilişkisi net bilinmektedir. Hepatit B karaciğer kanserine neden olan bir virüstür. Belli başlı yetişkinler bu virüs için risk altındadır. Örneğin cinsel olarak aktif olan ancak karşılıklı tek eşli bir ilişki içinde olmayan yetişkinler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları olan kişiler, damardan ilaç kullanan kişiler ve sağlık hizmetleri veya enfekte kan veya vücut sıvılarına maruz kalabilecek kamu güvenliği çalışanları. İnsan papilloma virüsü dediğimiz HPV rahim ağzı ve diğer genital kanserlerin yanı sıra baş ve boyundaki i kanserlere yol açabilen cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV aşısı 11 ve 12 yaşlarındaki kız ve erkek çocuklar için önerilir. 

    İŞ VE EV DÜZENİ 

    İş veya ev ortamında çeşitli maddelere maruz kalmak akciğer mesane mezotelyoma lösemi  başta olmak üzere çeşitli kansere neden olabilir.  Bu iş grupları başında özellikle maden işçileri, petrol sanayisi, kimyasal madde kullanımının olduğu diğer sanayi grupları gelmektedir. Bu hastalıkların korunma için temel yaklaşım kişinin hastalık etkeni ile karşılaşmasının önüne geçilmeli, kişinin etkenle teması önlenmesidir. Diğer önlemler solunum yolu teması açısından kapalı ortamlarda bulunmanın minimuma indirilmesi ve koruyucu maskeler kullanılması ve etkili bir havalandırma sisteminin olmasıdır.  Özellikle yalıtımda olmak üzere kullanılan çeşitli kimyasal maddeler ve gazlardan dolayı ev ortamında sık sık havalandırma çeşitli akciğer kanserleri ve mezotelyoma    önlenmesi açısından önemli olacaktır.

    UYKU 

    Uykunun insan sağlığında merkezi bir rol oynadığı iyi bilinmektedir. Vücudun bağışıklık sistemi gibi neredeyse tüm sistemleri üzerindeki etkisi mevcuttur. Araştırmalarda gecede altı saatten az uyuyan kişilerde herhangi bir nedenden dolayı ölüm riskinin ve kanser riskinin yüksek olduğunu bulunmuştur. Özellikle kolon kanserine neden olabilen polipleri ve mide kanseri tiroid ve baş boyun kanserinde kısa uyku süresiyle pozitif bir korelasyon çalışmalarda gösterilmiştir.  Uyku süresi yanında uyku kalitesi de kanserde önem arz etmektedir. Bu nedenle günde en az 6 saat (9 dan fazla olmamalı) düzenli ve kaliteli uyku sağlıklı bir vücut için gereklidir. 

    STRES YÖNETİMİ 

    Kanser gelişiminde çevresel, genetik, yaşam tarzı, sosyoekonomik faktörler etkili olsa da stresin de kanser gelişme sürecinde rol aldığı düşünülmektedir Stresli bireylerde görülen daha fazla alkol-sigara tüketimi, egzersiz eksikliği, diyete dikkat etmeme ve şişmanlık, zayıf uyku ve düşük tedaviye uyum gibi yüksek riskli davranışlar kanseri tetikleyebilir. Bu nedenle stres yönetimi kanser önlemi açısından önemli olacaktır. Bu nedenle bireysel olarak stresi azaltmak için, spor, solunum egzersizi, meditasyon, biyo feedback, gevşeme, beslenme ve diyet, yakınlardan sosyal destek alma, sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılma, masaj, dua ve ibadet, zaman yönetimi gibi teknikler kullanılabilir.

    DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DİĞER YÖNTEMLER 

    Çeşitli kanser türlerinde yapılan taramalarla ve düzenli tıbbı bakım ile hastalık erken dönemde veya kanserleşmeden tanı alınabilmekte ve tamamen şifa ile sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle Cilt, kolon, serviks ve meme kanseri gibi çeşitli kanser türleri için düzenli kendi kendine muayene ve sağlık kuruluşunda taramalar önemlidir.

    Beslenmeye Dikkat Ederek Bahar Alerjisiyle Başa Çıkmak Mümkün Olabilir

    0
    bahar alerjisi

    Baharın gelmesi kimilerine canlılık ve tazelik getirirken, alerji problemi yaşayan kişiler için rahatsız edici durumlar yaratabiliyor.

    Baharla birlikte ağaçların, çimenlerin, otların ve diğer bitki türlerinin oluşturduğu polenler havaya yayılırken, insanlarda alerjik reaksiyonların oluşmasına neden olabiliyor. Hafif ateş, burun akıntısı, öksürük, halsizlik, nefes darlığı, gözlerde sulanma ve sürekli hapşırma belirtileriyle ortaya çıkan bahar alerjisini en çok tetikleyen faktörler arasında zayıf bağışıklık sistemi, uykusuzluk, beslenme bozuklukları ve hareketsiz yaşam yer alıyor. Alerjik reaksiyonu bulunan kişilerin hayat kalitesini son derece etkileyen bahar alerjisini geleneksek beslenme ve sağlıklı yaşamla hafifletmek mümkün… Datça Murat Çiftliği Sağlık Danışmanı Uzman Dr. Hüseyin Tapik, bahar alerjisine iyi gelen besinleri açıklıyor. 

    Bahar alerjisine iyi gelen doğal besinler…

    Bahar aylarında vücudun alerjen maddelere karşı daha dirençli olması için bağışıklık sistemini güçlendirmek ve sağlıklı beslenmek fazlasıyla önem kazanıyor. Sağlıklı yaşamanın ilk şartı olan yeterli su ve sıvı tüketimi, besinlerin sindirilmesinde ve iç organların temizlenmesinde etkili oluyor. Limon ile birlikte içilen su ise alerji ve birçok hastalığın önlenmesinde büyük bir fayda sağlıyor. Bunun yanında mevsimin en taze sebze ve meyveleri özellikle kuşkonmaz gibi antioksidan bakımından zengin ürünlerin bol miktarda tüketilmesi gerektiğini belirten Datça Murat Çiftliği Sağlık Danışmanı Uzman Dr. Hüseyin Tapik, “Ferahlatıcı etkisiyle bahar ve yaz aylarının favori lezzeti nane çayı ve dalından koparılan taze nane mikrop öldürücü özelliğiyle yemeklerde, salatalarda ve çaylarda kullanmak bahar alerjisine karşı dayanıklı durabilmek için vazgeçilmezler arasında… Bununla birlikte elma sirkesi, içerdiği probiyotik sayesinde burun tıkanıklığı ve sürekli hapşırma gibi alerjik belirtileri azaltmaya ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı oluyor. Güçlü bir antioksidan olan ve C vitamini dışında da birçok vitamin ve mineral de içeren çilek, yeşil çay, çörek otu ve tarhana çorbası gibi besinler de doğal vitamin içerikleriyle bağışıklık sistemini güçlendirerek bahar alerjinin etkilerini azaltabiliyor.” dedi.

    Bahar alerjisini azaltan doğal vitamin ve mineral kaynakları…

    Bahar alerjisi olanların C, E ve B vitaminleri bakımından zengin ürünler tüketmesi gerekiyor. Bütün vitamin ve minerallerin orijinal kaynaklardan alınması gerektiğini belirten Uzman Dr. Hüseyin Tapik, “Bahar alerjisi dönemlerinde özellikle bağışıklık sisteminin güçlenmesine etki eden ve vitamin kaynağı olan; Datça bademi, Çorum cevizi, kurt üzümü, kan üzümü ve fındık gibi kuruyemişler ve kurutulmuş meyvelerin tüketilmesi oldukça önemli… Aynı zamanda C vitamini açısından zengin olan limon, portakal, mandalina ve yeşil sebzeler tüketilmelidir. Ayrıca birçok hastalıkta olduğu gibi alerjik reaksiyonların tedavisinde de arı ürünleri çok büyük fayda sağlıyor. 4 yaşından büyük çocuklar ve yetişkinler bal, propolis ve arı sütü gibi ürünleri mutlaka tüketilmelidir.” dedi.

    Bağırsak sağlığı büyük etken!

    Bağırsak sisteminin de bahar alerjisini tetikleyen en önemli etkenlerden bir olduğunu belirten Uzman Dr. Hüseyin Tapik, “Yapılan çalışmalar alerjik hastalıkların gelişmesinde bağırsak sisteminin bozulmasının rolünü ortaya koyuyor. Bu nedenle bağırsak ve bağışıklık sistemi onarıldığında bahar alerjisinden kurtulmak ya da oluşan reaksiyonları aza indirmek mümkün. Hem prebiyotikleri (tahıllar, sebzeler ve meyveler), hem de probiyotikleri (süt ve ürünleri) tüketerek bağırsak florası düzenlenebilir. Bunların dışında kemik suyu, hindistan cevizi, nane, limon, zencefil ve elma sirkesi gibi bağırsak onarımına katkıda bulunan besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.” dedi.

    Beslenmenin yanı sıra hangi ek önlemler alınmalı?

    Doğru beslenme ve sağlıklı yaşamın yanı sıra bahar alerjisinin etkilerini aza indirebilmek için bir takım dış faktörlere de dikkat edilmesi gerekiyor. Bahar alerjisinin sebebi olan polenlerin en çok etrafa yayıldığı sabah saatlerinde dışarı çıkmamaya özen gösterilmelidir. Alerjinin nüksettiği dönemlerde piknik, bahçede çalışma ve açık hava egzersizlerine de ara verilmesi öneriliyor. Dışarı çıkılacağı zamanlarda ise  polenlerden korunmak için şapka ve gözlük kullanılabilir. Bununla birlikte, polenlerin hareketliliği rüzgarla birlikte arttığından dolayı rüzgarlı havalarda açık alanlarda çok fazla zaman geçirmemeye özen gösterilmelidir. Dışarıda giyilen kıyafetler de polenleri üzerinde taşıdıkları için kıyafetler çıkarıldıktan sonra mutlaka yıkanmalıdır. Bahar aylarında yıkanan çamaşırlar ise polenlerin olabileceği açık alanlar yerine kapalı yerlerde kurutulmalıdır.

    Hamilelikte Tetanoz Aşısı Yaptırılmalı Mı?

    0
    hamilelikte tetanoz asisi

    Hamilelikte tetanoz aşısı ikileminde son perde: “Sadece tetanoz değil, difteri ve boğmaca aşısı da yaptırılmalı”

    Hamilelik sürecinde anne adayları, “Aşı olmalı mıyım?” sorusu ile karşı karşıya kalıyor. Birçok kişi, aşıların canlı mikroorganizma içermesi sebebiyle aşıları sakıncalı bulurken bazı aşılar ise anne adayları için hayati önem taşıyor. Bunların başında tetanoz aşısının geldiğini, kızamık veya kabakulak aşısı gibi canlı organizma içermediği için gebelikte mutlaka yaptırılması gerektiğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram, gebeliğin 28. haftasında tek doz tetanoz aşısı yaptırılmasını öneriyor.

    Mikrobu doğada yaygın bulunan ve önlenebilir bir hastalık olan tetanoz, yapılacak aşılar sayesinde önemli bir risk olmaktan çıkıyor. Özellikle de hamilelikte yapılan tetanoz aşısı, anne adaylarında oluşan antikorların bebeğe geçmesini sağlayarak güçlü bir koruma mekanizması yaratıyor. Bu noktada gebelerin tetanoz aşısı yaptırmakla ilgili soru işaretleri yaşamaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Mustafa Behram, gebelerin 28. haftada tetanoz ile birlikte difteri ve boğmaca aşılarının da yaptırılması gerektiğini vurguluyor.

    Yenidoğan tetanozu bebek için ölümcül olabilir!

    Geçmişte hiç tetanoz aşısı hiç yapılmamış veya üzerinden 10 yıldan fazla süre geçmiş olan gebelere tetanoz aşısını önerdiklerini söyleyen Doç. Dr. Mustafa Behram; “Tetanoz aşısı anne adaylarının korunması adına çok önemli olmakla birlikte bebekler için de hayati önem taşır. Çünkü doğumun gerçekleşmesinden hemen sonra göbek kordonunun steril ve temiz olmayan maddeler ile temas etmesi bu mikrobun bebeğe bulaşmasını doğurur. Bu noktada meydana gelebilecek yenidoğan tetanozu, bebek için öldürücü etkiye sahiptir. Böylesine riskli bir durumu önlemek içinse gebeliğin 3. ayın bitiminde aşı uygulaması yapılmalıdır. Gebe hiç aşılanmamışsa üç aydan sonra 4-8 hafta arayla 2 doz aşı yaptırılması önerilir” dedi.

    Üçlü aşı, bebeği boğmacaya karşı da koruyor

    Doç. Dr. Mustafa Behram; “Bizim TDAP olarak tanımladığımız üçlü aşı boğmacanın ölümcül olması veya önemli morbiditeye sahip olabilmesi sebebiyle bebeğe bulaşma riskini azaltmak için verilir. Maternal antikorların plasental transferi, bebeğin boğmacaya karşı pasif korunmasını için gereklidir. Kritik olan ilk iki ay boyunca antikorlar, bebeği boğmacaya karşı koruyacaktır” diye belirtti.