Ayak sağlığı için günlük hayatta tercih edilen ayakkabılar dikkatli seçilmeli.
Hava aldıran, sentetik ve terleten malzemeler içermeyen, ayak yapısı ile uyumlu ve yumuşak ayakkabıların ayak sağlığı açısından önemli olduğunu ve yanlış ayakkabı seçiminin birçok sağlık sorununa yol açabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, “Sadece modeli ve duruşu beğenilerek satın alınan ayakkabılar ayak dokusuna zarar verebiliyor. Özellikle bu zararların önlemi alınmaz ve gerekli müdahaleler yapılmazsa bazı deri hastalıkları görülebiliyor. Ayakkabı seçimi ayak sağlığı için çok önemli. Bu nedenle doğru ayakkabı seçilmesine dikkat edilmeli” açıklamasında bulundu.
Günlük hayatta, yeni alınan ve kalıbı sert ayakkabılar ciddi ayak sağlığı problemlerine neden olabiliyor. Tüm bedenin ağırlığını taşıyan ayaklar için ayak dostu ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, “Hava akımı bulunan, plastik materyal içermeyen, dar ve sert olmayan ayakkabılar tercih edilmeli. Özellikle ayağa baskı yapan ve ayak yapısına uymayan ayakkabılardan uzak durulmalı. Ayak yapısına zarar verecek etmenlere ayrıca dikkat edilmeli, hijyenik olmayan şartlar, çalışılan ortam ve tercih edilen ayakkabılar ayak sağlığına uygun olmalı. Ayrıca, aynı ayakkabı üst üste giyilmemeli, giyilecekse de bu ayakkabılar havalandırılmalı, aşırı nem ve terleme varsa kurutulmalı” önerilerinde bulundu.
Ayakkabı vurmasıyla oluşan yaraların iyileşmesi için rahat ayakkabılar tercih edilmeli
Ayakkabı vurmasıyla oluşan yaralara gerekli müdahalenin yapılmasının gerekliliğine dikkat çeken Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Coşkun Acay, “Oluşabilecek ciddi sorunları önlemek için ilk olarak ayakkabının vurduğu yerde oluşan yara ılık su ile yıkanmalı. Yaranın olduğu bölge kurulandıktan sonra cilt losyonları ile bölgeye pansuman yapılmalı. Eğer kişi dışarıdaysa ve tekrar ayakkabı giymesi gerekiyorsa kapalı pansuman yöntemini uygulaması gerekiyor. Yaranın daha da zarar görmemesi ve ciddi bir boyut kazanmaması için rahat ve yumuşak ayakkabılar tercih edilmeli” dedi.
19 Mayıs Dünya İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları (İBH) Günü’nde hastalığa dikkat çeken Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, İBH’nın tedavisinde düzenli doktor kontrolünün önemine vurgu yaptı.
Prof. Dr. Başaranoğlu, “3 aydan uzun süren karın ağrısı, 4 haftadan uzun süren ishal ve son 3 ayda anlamlı kilo kaybı gibi belirtileriniz varsa bir gastroenteroloji uzmanına giderek gerekli tetkikleri yaptırmanız önemlidir” dedi.
İnflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH), bağırsak duvarının ve iç tabakasının iltihaplanması sonucu oluşan, bulaşıcı olmayan kronik bir hastalıktır.2 İBH’nın en yaygın belirtileri arasında ishal, ateş, kilo kaybı ve karın ağrısı yer alır.3
“Yalnız değilsiniz!”
Prof. Dr. Metin Başaranoğlu
19 Mayıs Dünya İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları (İBH) Günü’nde hastalıkla ilgili bilgiler paylaşan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, İBH’nın ülseratif kolit ve Crohn hastalığını içeren, uzun süreli ve vücudun tüm sistemlerini etkileyen hastalıklar olduğuna dikkat çekerek “Dünyada tanı almış 7 milyona yakın İBH hastası olduğu tahmin edilmektedir” dedi.
“İBH tedavisinde, hedeflere ulaşmak için erken tanı ve tedavi önemlidir”
İnflamatuvar bağırsak hastalıklarının tedavisinde, hedeflere ulaşmak için erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu4 belirten Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, “İBH hastalığı ile başa çıkmak için hastanın düzenli bir şekilde doktor kontrollerine gitmesi, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, düzenli ilaç kullanması, egzersiz yapması ve sigarayı bırakması önemlidir” dedi. Prof. Dr. Başaranoğlu ayrıca ilkbahar aylarında yaşanan İBH vaka sayılarındaki artışa5 değinerek hastalığın mevsimsel etkisine vurgu yaptı.
Prof. Dr. Metin Başaranoğlu, “3 aydan uzun süren karın ağrısı, 4 haftadan uzun süren ishal ve son 3 ayda anlamlı kilo kaybı gibi belirtileriniz varsa bir gastroenteroloji uzmanına giderek gerekli tetkikleri yaptırmanız önemlidir. Ayrıca, bu belirtileri gösteren hastalar www.ibhileyasam.com internet sitesindeki anketi doldurabilirler” dedi.
Yazılı tarihin en büyük salgınlarından birisi olarak tanımlanan ve hayatımızı yıllar boyunca ciddi şekilde etkileyen COVID sonrasında hayata adapte olmak, geleneksel yaşantıya yeniden motive olmak toplumun geneli tarafından “zor” olarak tanımlanıyor.
İki yıl boyunca, bambaşka bir yaşam biçimine kavuşup, yeni alışkanlıklar edindiğimiz bu süreçten sonra nasıl bir yol izlemeliyiz? Covid Sonrası hayata motive olmak için neler yapabiliriz? Yeniden eski hayatımıza dönebilir miyiz?
Sorularımıza Gonca Yener Thomas , bir yaşam koçunun bakış açısıyla cevaplar veriyor.
Global bir salgın, fikir olarak dahi oldukça sıkıntılı bir kavram olarak kabul edilmeli. Özellikle devletlerin sokağa çıkma yasaklarına varan önemler aldığı ciddi bir hastalık durumu söz konusu iken ve ölümler gibi durumlardan söz edilirken, dikkat ve bir miktar panik doğal olarak yaşandı. Korku, sosyal yaşamın sınırlandırılması ve sokağa çıkma yasağı gibi durumlar da hayatımızı ciddi şekilde değiştirdi ve uzunca bir süre devam eden bu süreç, bir ölçüde alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Örneğin, maske yasakları gevşetildiğinde dahi, kimilerimiz maskelerimizi çıkarmak istemiyor, hala sosyalleşmekten çekiniyoruz. Uzmanların kabul edilebilir saydığı sosyal sınırlardan dahi daha katı sınırları kendiliğimizden uyguluyoruz ki, bunun sonucu olarak hayata adaptasyon problemi olarak tanımlanacak bir durumun merkezinde yer alıyoruz.
Pekiyi bundan nasıl sıyrılacağız ve normal hayatı olması gerektiği şekilde yaşamaya başlayacağız.
Uzmanları Dinleyin
Resmi kaynaklar tarafından belirlenen sınır ve koşulların daha ilerisinde tedbirler almaya çalışmayın. Salgından korkmak, elbette rasyonel bir davranış sayılabilir. Ancak aşılarınızı yaptırdınız ve risk grubunda yer almıyorsanız, salgın dönemindeki aşırı önlemleri biraz esnetmenin zamanı gelmiş demektir. Bu konuda size duyurulan şekilde davranmanız yeterlidir.
Duyumlara Aldanmayın
Sansasyon, iyi bir medya manipülasyonu yöntemidir. Sansasyonel bilgiler ciddi ilgi çeker ve sonucunda haber kaynağına popülerlik kazandırır. Bu bakımdan, özellikle salgın ve diğer hastalıklarla ilgili olarak resmi kaynaklar dışında kaynaklardan yapılan duyuruları dikkate almayın. Sağlığınızı nasıl koruyacağınızı, tabip odaları ve Sağlık Bakanlığı resmi kanallardan duyurur ve salgının seyrine dair en doğru bilgiler de bunlardır.
Küçük Adımlarla Başlayın
Elbette Covid sonrasında sosyal hayata yeniden adapte olmaktan kastımız, Covid hiç olmamış gibi davranmak anlamına gelmez. Zaten sınırlamalar da bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak görünen o ki, hastalık büyük ölçüde hayati etkinliğini yitirmiştir ki, buna önemli etkenlerden bir tanesi de aşılardır. Aşılarınızı olduysanız, küçük adımlarla eski hayatınızı anımsamaya başlayabilirsiniz. Mesela bir kafede oturup, manzaranın tadını çıkarmakla sürece başlayın. Orta vadede bir film izleyebilir ve hobileriniz için bir kursa yazılabilirsiniz. Süreç bu şekilde size şok yatamadan normalleşecek ve bir süre sonra eski sınırsız günlerinize geri dönebileceksiniz.
Tabii COVID ve diğer hastalıklardan uzakta kalmak için bedeninize yapacağınız iyilikler de var. Hem fizyolojik, hem de mental bakımdan iyileşmenize yardımcı olacak başlıca etkenler ise aşağıdaki şekilde listelenebilir.
Sağlıklı Beslenmek
Güne başlarken iyi bir kahvaltı yapmak gününüzün güzel geçmesi için sağlam bir adım olacaktır. Sağlıklı besinler tükettiğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Kan şekerinin düşmemesi için öğünlerin atlanmadan tüketilmesi gerekir. Öğünlerinizi atlamadan günlük almanız gereken besinleri tüketerek enerji eksikliği önüne geçmeniz mümkün olacaktır. Kaliteli ve güzel bir gün için sağlıklı bir şekilde beslenmeyi ihmal etmemelisiniz.
Uyku Düzenine Dikkat Etmek
Sağlıklı beslenmenin yanı sıra uyku düzeniniz çok önemli. Uyku düzeninizin dışına çıktığınız zamanlarda kendinizi yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Kişinin ihtiyacı olan uykuyu alması enerjisini doğrudan etkilemektedir. Yorgun, halsiz ve uykulu kişiler gün içerisinde enerjisi düşük olacağından kötü bir gün geçirmeye meyilli olacaklardır. Bu sebeple uyku düzeni enerji düşüklüğü ile baş etme konusunda son derece önemlidir. Uyku düzeninize bağlı olarak enerjiniz düşebilir.
Sıvı Tüketmek
Enerji seviyelerinin dengelenmesi için kişinin bol bol sıvı tüketmesi gerekir. Gün içerisinde 2,5 – 3 litre olmak üzere su tüketen kişilerin daha enerjik olduğunu görebilirsiniz. İnsan vücudunun %50 – 70’ini su oluşturduğunu düşünürsek neden bolca sıvı tüketilmesi gerektiğini de anlayabiliriz.
Spor Yapmak
Ruhsal enerji düşüklüğü yaşayan kişiler için psikologların da tavsiye ettiği spor aktivitelerini yaparak enerji düşüklüğü ile baş etmeniz söz konusudur. Son yıllarda bir çok kişinin enerji düşüklüğü ile karşı karşıya kalmasıyla spora yöneldiğini ve bu sayede enerji düşüklüğü ile baş edebildiğini gözlemleyebiliriz.
Sosyal Olarak Aktif Olmak
Sürekli mutsuz ve yorgun hissediyorum diye şikâyetçi olan kişilerin arkadaşları ile vakit geçirmesi enerji düşüklüğünün dengelenmesinde oldukça faydalı olacaktır. Keyifli geçirilen bir günün ardından enerjiniz yükseleceğinden sürekli olarak enerji düşüklüğünden şikâyetçi olmayacaksınız. Aksine arkadaşlarınızda geçirmiş olduğunuz keyifli zamanlar aklınızda yer edecek.
Hobi Edinmek
Kronik yorgunluk tedavisi uygulanan kişilerde uyku düzeni ve sosyalleşebileceği alanlar olması gerekir. Kronik yorgunluğa sahip olan kişilerde çeşitli hobiler ile ilgilenilmesi ve sosyallik kazanmak oldukça önemlidir. Sosyallik kaliteli bir hayat sürdürmek ve enerjinin düşmemesi için önemli bir adımdır.
Motive Edici Faaliyetler Yapmak
Enerjinizi düşük hissediyorsanız bu durumu değiştirmek için kendinizi motive edici birkaç faaliyete yönelebilirsiniz. Resim yapmak, müzik dinlemek ya da doğa yürüyüşleri gibi faaliyetler enerjinizi yükseltmek için çok doğru bir seçenek olacaktır.
Tüm bu adımları tek tek yerine getirdiğiniz zaman covid artık size etki etmeyecek ve motivasyonunuzu hiçbir şey düşüremeyecektir. Bu adımları gerçekleştirdiğiniz halde hala motivasyonunuzu ve enerjinizi düşük hissediyorsanız destek almanızın yararı olacaktır.
Yaz ayların da etkisini gösteren sıcak hava, hemen hemen herkesin metabolizma düzenini değiştirir.
Özellikle hamileleri büyük ölçüde etkileyen yaz mevsiminde, bazı noktalara dikkat etmek rahat bir gebelik için son derece önemli sayılır. Aşırı sıcak hava, nem ve güneş ışınları, gibi etmenler anne adaylarını daha fazla etkiler.
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden, Dr. Öğr. Üyesi Şefik Gökçe, yaz aylarında sağlıklı bir hamilelik geçirmek isteyen anne adaylarına dikkat etmeleri gereken önerilerde bulundu. Dr. Şefik Gökçe, ‘Yaz mevsimi hamileleri daha çok etkiliyor. Özellikle kilo alımı, akciğer hacminin küçülmesi gibi durumlar anne adaylarının zorlanmasına neden olabiliyor’ diyerek önemli noktalara değindi.
Sıvı kaybına dikkat!
Yaz aylarında hissedilen bunaltıcı sıcaklıklar başta hamileler olmak üzere pek çok kişiyi yorar. Ciddi sıvı kaybının yaşandığı aşırı sıcak ve nemli havalarda hamileliği rahat geçirmek daha fazla önemli hâle gelir. Özellikle gebelik sürecinde görülen akciğer hacminin azalması, anne adaylarının daha güç nefes alıp vermesine neden olabilir. Gebelik süresince yeteri kadar sıvı tüketilmediğinde dehidratasyon sorunu ortaya çıkar. Anne adayının kan basıncının düşmesi, kandaki tuz ve şeker oranının bozulması, nabız hızlanması gibi problemlere yol açan bu durum, yeteri kadar sıvı tüketimi sayesinde dengelenir. Ayrıca sıvı eksikliği doğrudan bebeğin gelişimi üzerinde de etkili olur. Bebeği saran amniyon sıvısının azalması gelişimin yavaşlamasına hatta durmasına yol açabilir. Dolayısıyla özellikle yaz aylarında su tüketimi 3 ile 4 litre arasında olmalıdır.
Güneşin dik açılarla geldiği saatlerde dışarı çıkılmamalı
Hamilelik sürecinde kandaki östrojen hormonun artması, güneş ışınlarına karşı hassasiyetin yükselmesine neden olabilir. Güneş ışınlarının yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmak hem anne adayı hem de bebek için zararlı etkenlere yol açar. Özellikle açık havada yapılan egzersizler sırasında dışarıya çıkma saatlerini düzenlemek son derece önemli. Güneş çarpması, kalp basıncının artması, nefes darlığı gibi sağlığı etkileyen durumlar için 11.00 ile 17.00 arasında güneşe çıkmamak gerekiyor. Bunun yerine günün ilk ışıklarıyla veya akşam üzeri hafif tempolu yürüyüşler yapılabilir. Yeryüzüne dik açıyla ulaşan güneş ışınları; ciltte lekelenmeye yol açabilir. Bunun için güneşe çıkmadan 30 dakika önce mutlaka güneş kremi kullanılmalı. Ayrıca şapka, güneş gözlüğü, açık renkli keten kıyafetler de açık hava egzersizlerinde hamilelerin rahat etmesine yardımcı olmaktadır.
Yaz aylarında hamilelerin beslenme konusunda dikkat etmesi gerekenler
Yaz aylarında hamilelik geçirenler taze meyve ve sebzelere daha kolay ulaşma imkânına sahip olur. Yaz aylarında meyve ve sebze çeşitliliği sayesinde hamiler için bol bol vitaminli gıdalar tüketmek hem bebeğin hem de anne adayının sağlığı açısından son derece önemli. Taze meyve suları, sebze yemekleri; vitamin ve mineral alımında oldukça etkili rol oynar. Bunların yanı sıra soda içmek de vücudun aşırı sıcaktan kaybettiği tuz ve minerallerin geri alınmasına yardımcı olur. Tüm bunlara ek olarak folik asit alımına devam edilmeli. Doğal kaynaklardan ve takviye ürünlerden yeteri düzeyde alınan folik asit, hem hamilelik boyunca hem de doğumdan sonra da tüketilmelidir. Doğal yollardan gıdalarla alınan folik asit düzeyinin zaman içerisinde azaldığı gözlemlendiği için yapılan son çalışmalar gösteriyor ki günlük 600 mikrogram folik asit takviyesi anne karnındaki bebeğin erken dönemde gelişimi için son derece önemlidir.
Bunların yanı sıra alınması gereken bileşenlerle ilgili konuşan Dr. Şefik Gökçe, ‘’İyot, çinko, selenyum, magnezyum, D vitamini, B vitaminleri, demir, kalsiyum gibi bileşenler anne karnındaki bebeğin gelişimine destek olur. Dolayısıyla bu tip faydalı bileşenleri doğal yollardan ve takviye ürünlerle almak da yaz aylarında sağlıklı bir hamilelik geçirilmesine yardımcı olur’’ diyerek görüşlerini belirtti.
Birçok evcil hayvan sahibi, yatağını veya yatak odasını evcil hayvanıyla paylaşıyor. Köpeğinizle veya kedinizle uyumanın çeşitli faydaları var. Ancak koşullara bağlı olarak, göz önünde bulundurmak isteyebileceğiniz riskler de vardır.
Evcil hayvanıyla uyumanın birçok insan için önemli bir ritüel olduğunu belirten Hospetall Veteriner Kliniği’nden Veteriner Hekim Dr. Ebru Akbaş, hem evcil hayvanınız hem de siz sağlıklıysanız evcil hayvanınızla uyuyabileceğinizi söylüyor. Dr. Akbaş, evcil hayvanınızla uyuyup uyumama konusunda şu bilgileri verdi:
HAMİLELER VE KANSER HASTALARI EVCİL HAYVANIYLA UYUYABİLİR
“Kediler ve köpekler çeşitli bakteri ve parazitler taşırlar; bunlardan bazıları insanlara aktarılabilir. Stafilokok (cilt enfeksiyonları) ve yuvarlak solucanlar gibi parazit hastalıkları, insanlar ve evcil hayvanlar arasındaki yakın temasla ilişkili bazı sağlık tehlikelerine örnektir.
Ancak bu riskler, özellikle hayvanlar temiz tutulursa ve rutin veteriner kontrolleri yapılırsa düşüktür.
Aslında bir evcil hayvanla uyumak, başka bir insanla aynı yatağı paylaşmanın risklerinden çok da farklı değil.
Ortalama, sağlıklı bir evcil hayvanın bir kişiye hastalık bulaştırma riski çok düşüktür. Riskleri azaltmanın basit bir yolu, hayvanı yatağın ucunda ayrı bir battaniye üzerinde uyuması için eğitmektir.
Bir kişinin bağışıklık yeterliliği azalmışsa (hasta olduğunuzda veya tıbbi tedavi gördüğünüzde olduğu gibi bağışıklık sistemi tam kapasiteyle çalışmadığında), evcil hayvanınızla yatmamayı seçmek mantıklıdır.
Hamileler evcil hayvanıyla uyuyabilir. Kemoterapi aldığı zaman ilk beş gün hariç kanser hastaları da evcil hayvanıyla uyuyabilir.
ÇOCUKLAR EVCİL HAYVANLARLA YATAĞINI PAYLAŞABİLİR Mİ?
Yetişkin evcil hayvan ebeveynleri gibi, küçük çocuklar da genellikle aile köpeği veya kedisi ile uyumak ister. Ancak altı veya daha küçük yaştaki bir çocuğun bir evcil hayvanla yalnız uyuması genellikle akıllıca değildir.
Evcil hayvanın bebekle uyumasını istemesek de evin yeni bireyini tam anlamıyla evcil hayvandan uzak tutmamak ve ebeveyn gözetiminde bebeği koklamasına ve tanımasına izin vermek gerekir. Aksi taktirde kardeş kıskançlığı yaşanabilir.
EVCİL HAYVAN YATAĞI
Yatakta uyumak evcil hayvan ebeveyni için rahat değilse, yatak odasının içine veya yatağın yanına rahat, temiz bir evcil hayvan yatağı yerleştirebilirsiniz. Evcil hayvanınızın kokunuzu alması için giysinizin bir parçasını (örneğin bir tişört) yatağına koyun. Evcil hayvanlar ebeveynlerini sever ve kokularını içine çekmek ister.”
Narsistik kişilik, “Tanrılaştırılmış ve gerçekçi olmayan bir öz önem duygusu” olarak tanımlanıyor.
Herkeste narsistik eğilim olabileceğini ama narsistik kişilik ile karıştırılmaması gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, narsist insanın sevgi nesnesinin kendisi olduğunu ve sevilip övülmek istediklerini ifade ediyor. Taşkın, narsist kişilerin ilişkide karşı tarafı baskı ve denetim altında tutmak istediklerine dikkat çekerek böyle bir ilişki içerisinde olan kişilerin ruh sağlığı uzmanından destek almalarını öneriyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, narsistik kişilik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı.
Üstünlük duyguları çok yoğun oluyor
Narsistik kişiliğin tanrılaştırılmış ve gerçekçi olmayan bir öz önem duygusu olarak tanımlanabileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Narsisizm için benmerkezciliğin kişilik haline dönüşmüş hali de diyebiliriz. Bazen narsisizm dışarıdan belli olurken bazen de hiç belli olmaz. Dışarıdan belli olmayan kişilere gizli narsist kişiler deniyor. Bu kişilerin üstünlük duyguları çok yoğun oluyor. Böyle dendiğinde de her üstünlük düşüncesi olan kişiler üzerine alınmamalı.” dedi.
Narsist insanın sevgi nesnesi kendisidir
Narsistik kişilik ile narsistik eğilimin karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Narsistik eğilim herkeste olabilir. Özellikle de çocukluk çağında çocuk kendini dünyanın merkezi zannedebilir ve tüm sevgi yatırımı kendisine yapılsın isteyebilir. Ardından dünyayı ve çevresini sevmeyi öğrenebilir ve sevgi nesnelerini çoğaltabilir. Fakat narsist insanın sevgi nesnesi ise kendisidir. ‘Hemen ve şimdi’ ye odaklıdır. Sevgi nesnesi kendisi ise sevilmeli ve övülmelidir. Eleştiriye çok kapalıdırlar. Olumsuz yorumları kaldıramaz, nötr yorumları ise eleştiri gibi kabul edebilirler. Eleştiri aldıkları kişiyi düşman olarak algılarlar.” dedi.
Narsist insana karşı denge sağlamak önemli
Narsist insan ile baş etme yönteminin onu övmek olmadığını belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Narsist insanı sürekli olarak överseniz, o sizi yendim gibi görür ve onun için bir değeriniz kalmamış olur. Tahterevalli gibi dengeyi sağlamak oldukça kritiktir. Konu açılır kişi lafı dolandırıp kendisini övecek noktaya getirir. Narsist ile yaşayan kişi kendini yalnız ve değersiz hissedebilir fakat bu hisler o kadar içten içedir ki kişinin anlaması zor olabilir. Kişi bazen ‘Bende bir sorun mu var?’ şeklinde düşünebilir. Narsist ile iletişimde kişi kendinden şüphe edebilir.” ifadelerini kullandı.
Narsist kişi karşı tarafı baskı altında tutmak ister
Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bir narsist ile ilişkide olmanın ‘ilişkisel olarak araf’ olarak da tariflenebileceğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlişkisel araf dediğimiz durum, bizi karşı taraf ile hep bir kol mesafesi uzaklıkta bırakır. Kişi kıskanç gibi gözüküp sizi denetim altında tutabilir. Sizi denetim ile rahatsız edebilir. Bütün bunlardaki asıl amaç sizi kıskanmak değildir. Baskı altında tutmak ve onun çizdiği sınırlarda hareket etmenizi sağlamaktır. Manipülasyon yolu ile sizi suçlayabilir, kendinizi zayıf, hassas hatta sıkıntılı bile olduğunuzu düşünebilirsiniz. Kendinizi ‘acaba ben paranoyak mıyım?’, ‘acaba ben depresif miyim?’ gibi birçok düşünce içerisinde bulabilirsiniz. Siz bu durumu fark edip karşı tarafa istediğini vermekten vazgeçerseniz yani ilişkide gücün kendinden gittiğini anlarsa sizi kendisinin yokluğu ile tehdit edebilir.”
Karşı tarafı değersiz hissettiriyorlar
‘Narsist kişiye kendinizden bahsetme ihtiyacınız olduğunda bile böyle bir şansın olmadığını görürsünüz.’ diyen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Çünkü gerçekçi olmayan öz önem duygusu sizin konuşmanıza ket vuracaktır. Kişi hep kendinden konuşmak isteyecektir. Eleştiri ve küçümsemeyi karşı taraftan hep görüyor olabilirisiniz. Ne yazık ki bunlar ‘şaka’ başlığı altında olur. Fakat bu durum size şaka gibi gelmeyebilir ve kendinizi değersiz bile hissedebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.
Narsist kişi ile yaşanan ilişki derinleşmeyebilir
Narsist kişi ile yaşanan ilişkinin cinsellikle kalabileceğini ve derinleşemeyebileceğini belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Yani ilişki ‘ben ile ben’ arasında kalıyorsa burada siz sadece araç olarak kullanılıyor olabilirsiniz. Sonuç olarak bu sayılan durumların hiçbirinde siz yoksunuz. Kişi hep kendi ile mücadele ediyor. Siz sadece araç olabilirisiniz. Kişiyi değiştirmeye çalışmak, kişi ile mücadele etmek nafile olacaktır. Partneriniz ya da ailenizden bir kişi ile aranızda bu maddelerdeki gibi bir iletişim geçiyorsa mutlaka kişinin bir ruh sağlığı uzmanından destek alması gerekir. Diğer türlü ilişki kurmak imkânsız olacaktır. Bu maddeler bir kişiye ‘narsist’ tanısı koymanızı sağlamaz. Kişiye tanı koyacak kişi sadece ‘Psikiyatri Uzmanı’ olacaktır.” dedi.
İlköğretim çağındaki çocuklarda daha fazla görülen bit sorunu, sadece kaşıntı değil travma nedeni de olabiliyor.
Çocuklar ne olduğunu bilmediği bitten hem korkuyor hem de bitlendiği için arkadaşlarının kendisiyle dalga geçmesinden endişeleniyor. Bu yüzden çocukları bite karşı korurken aynı zamanda bit konusunda bilgilendirmek de gerekiyor. ParanitRepellent Baş Biti Kovucu Sprey*, 12 saate kadar** süren etkili korumasıyla bitleri uzak tutmaya yardımcı oluyor.
Kendini kaşıntıyla belli eden bit, saçta yaşayan ve kafa derisindeki kan ile beslenen bir böcek türü. İlköğretim çağındaki çocuklarda daha sık görülebiliyor. Çok hızlı bulaşan, mont, şapka veya atkılardan da kolaylıkla saça geçebilen bit, saç derisinde 4 haftaya kadar yaşayabiliyor. Günde ortalama 10 tane sirke adı verilen yumurtalarından bıraktığı için de bitten kurtulma süreci uzayabiliyor. Ebeveynler, bit sorununa hızlı ve etkili bir çözüm bulunmazsa bu durum çocukta travmaya neden olabiliyor. Çocuk hem kafasında gezinen böcekler olduğu düşüncesiyle hem de bitlendiğini duyan arkadaşlarının onu dışlanmasından korkuyor. Bitli diyerek dalga geçilen çocuğun psikolojisi bozuluyor, çocuk içine kapanabiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin bit sorununa hızla çözüm bulması gerekiyor.
Çocuğunuza bitin ne olduğunu anlatın
İlk adım elbette bitle mücadeleden başlıyor. Çocuğun bitlendiği fark edildiği an bit şampuanıyla saçların yıkanması, ardından sık dişli bir tarakla saça yapışan bitleri ayıklanması için taranması gerekiyor. Ayrıca kişisel eşyaların bitten temizlenmesi için nevresimlerin, montların, kıyafetlerin en az 60 derecelik suyla yıkamalısınız. Bere, atkı, toka gibi saç ürünleri debit şampuanıyla yıkanabilir, sıcak suda bekletebilirsiniz. Yıkanmayan eşyaları da büyük bir çöp poşetine koyarak ağzını sıkıca bağlamalısınız. Bitten kurtulana kadar 3-4 günde bir bit kontrolü yapmayı unutmamalısınız.
Ebeveynlere düşen tek görev biti temizlemek ile sınırlı kalmıyor. Çocuğa bitin ne olduğunun korkutmadan, aşırı tepki verilmeden, çocuğu suçlamadan anlatılması şart. Bit, kirli ya da temiz saç ayırt etmediği için çocuğu “Ellerini yıkamadığın için böyle oldu. Elini sürekli başına sürersen böyle olur” gibi sözler söyleyerek suçlamayın. Bitin yan yana asılı montlardan bile bulaşabileceğini hatırlayarak, duruma empatik yaklaşın. Bitin kan emen bir böcek olduğu düşüncesi çocuğu korkutabilir. Bu nedenle ona gerekli önlemleri aldıktan sonra, biti saçından temizleyebileceğinizi anlatın. Çocuğunuza yeterli bilgiyi verdiğinizde hem korkularının önüne geçebilir hem de bu problemi büyütmesini önleyebilirsiniz.
Sadece saçları temizlemek yetmez!
Bit, temiz ya da kirli fark etmeden herkese bulaşabiliyor. Bitle mücadeleye kaşıntı hissedildiği an başlamak şart. Bit şampuanıyla saçların yıkanması, ardından sık dişli bir tarakla saça yapışan bitleri ayıklanması için taranması gerekiyor. Bunun yanı sıra kişisel eşyaların bitten temizlenmesi için nevresimlerin, montların, kıyafetlerin en az 60 derecelik suyla yıkayabilirsiniz. Bere, atkı, toka gibi saç ürünlerini bit şampuanıyla yıkayabilir, sıcak suda bekletebilirsiniz. Yıkanmayan eşyaları da büyük bir çöp poşetine koyarak ağzını sıkıca bağlamalısınız. Bitten kurtulana kadar 3-4 günde bir bit kontrolü de yapmayı unutmamalısınız.
Bitlere karşı 12 saate kadar etkili formül**
Saç bitine karşı etkili ve güvenli koruma sağlayan, etkisi klinik olarak da kanıtlanan ParanitRepellent Baş Biti Kovucu Sprey*, bit sorununun çözümüne destek oluyor. ParanitRepellent Baş Biti Kovucu Sprey, baş bitlerine karşı anında ve uzun süreli koruma sağlıyor. Hoş kokulu, yağsız ve durulama gerektirmeyen sprey, kolayca uygulanabiliyor. Hemen başlayan ve 12 saate kadar** süren etkili korumasıyla bitleri uzak tutmaya yardımcı oluyor.Bu sayede, hane halkından bir kişide bitlenme görüldüğünde, tedavi süreci boyunca, evdeki diğer kişilere bulaşmaması için kullanılabiliyor.
* İlaç değildir. Biyositleri güvenli kullanınız. Kullanmadan önce her zaman ürün etiketini ve kullanım talimatlarını okuyunuz.
Kadıköy’de, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı her yıl olduğu gibi bu yıl da coşkuyla kutlanacak. Kutlamaların ana buluşma noktası Kalamış Atatürk Parkı, gün boyunca farklı ve renkli aktivitelere ev sahipliği yapacak.
Kadıköy Belediyesi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı birbirinden renkli etkinliklerle kutlayacak. Kutlamaların ana buluşma noktası Kalamış Atatürk Parkı olacak. Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı’nın da katılacağı bayram kutlamaları 11.00’de bisiklet turu ile başlayacak. Yaklaşık 10 kilometrelik parkurdan oluşan bisiklet turunda her yaştan yurttaş Cumhuriyet için pedal çevirecek. Saat 10.30’da bisiklet turu öncesinde, Varillaz performans grubu müzik gösterisi yapacak.
KALAMIŞ SAHİLİ RENGARENK OLACAK
Kadıköylüler gün boyu sürecek olan etkinliklerde; DJ performansı, balon futbolu, trambolin, tırmanma dağı, langırt, boks makinası ve Angry Bird oyunu gibi etkinliklerle bayramın tadını çıkaracak. Saat 13.00’ten itibaren Slackline gösterisi alanda olacak. Etkinliklerde yer alacak olan Kadıköy Belediyesi Gençlik Sanat Merkezi öğrencileri Pop Orkestrası, “Let’s Dance” Latin Dansları Topluluğu ve Gençlik Korosu’yla müzik sesleri yankılanmaya devam edecek. Tüm Kadıköylülerin davetli olduğu bayram kutlamalarında zumba dansı, bando, Parlak Şapkalılar, Yaren Zeybek Kulübü gibi renkli etkinlikler de gelenlere keyifli anlar yaşatacak. Saat 19.00’da ise Cem Eroğlu stand up gösterisi ile sahnede olacak.
Frekans bilgisi:
19 MAYIS FREKANS BİLGİSİ:
SAAT: 10.45/12.45– Kadıköy Belediyesi, Kalamış Atatürk Parkı
Evde bozulan rutinler yeniden düzenlenmeli. Depresyon son zamanlarda sadece yetişkinlerin değil, çocukların ve ergenlerin de yaşadığı bir sorun haline geldi.
Depresyonun ilk belirtilerinin sanıldığından daha erken yaşlarda ortaya çıktığını belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, Covid-19 pandemisinin de çocukların hayatını değiştirdiğini ifade ediyor. Dr. Melek Gözde Luş; isyan, konsantrasyon eksikliği, sosyal geri çekilme, madde ve alkol kullanımı gibi girişimlerin depresyon belirtisi olduğuna dikkat çekiyor. Luş, ebeveynlere öncelikle ev ortamında duygu odaklı konuşmalar yapmalarını ve evde bozulan rutinlerin yeniden düzenlenmesini tavsiye ediyor.
Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, çocuklarda ve gençlerde de görülen depresyonun belirtilerine dikkat çekerek ebeveynlere son derece önemli tavsiyelerde bulundu.
Depresyon çocuklar için de önemli bir sorun
Son zamanlarda depresyonun sadece yetişkinlerin yaşadığı bir sorun değil aslında çocukların da yaşadığı bir problem olduğunun anlaşıldığını belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, “Hatta depresyonun ilk görülme süreci sanıldığından daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor. Ergenlik dönemine gelindiğinde ise, özellikle intihar riskinin artmasıyla birlikte depresyon başlıbaşına toplum için uyarı haline geliyor. Yüksek risk grubunda olan kişilerden başlanarak erken başlangıçlı depresyonun tanınmasına ve önenmesine yönelik çalışmalar günümüzde gittikçe önem kazanıyor.” dedi.
Pandemi önlemleri yaşam biçimlerini değiştirdi
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, ‘Pandemi ilan edildikten sonra UNICEF (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) COVID-19 nedeniyle hayatları değişen çocukların bu salgının en büyük kurbanları arasında olabilecekleri görüşünü bildirdi.’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Çocukların sürekli olarak evlerinde salgınla ilgili olumsuz durumlara, haberlere maruz kalmaları, salgını süresince yaşanan sosyal izolasyon, stres ve değişen yaşam şekli gibi unsurlar çocuklarda korku, anksiyete, depresyon ve ilgili birçok psikososyal soruna yol açabiliyor. Pandeminin önlenmesi amacıyla uygulanmak zorunda kalınan okulların kapatılması ve sokağa çıkma yasağı gibi izolasyon yöntemleri, çocukların yaşam biçimlerinde önemli değişikliklere yol açtı. Sokağa çıkamayan, eğitim ortamından uzaklaşan, arkadaşlarıyla sınırlı bağlantı kuran ve bu durumu zoraki ev hapsinde tutulma olarak yaşayan çocukların pandemi döneminde özel olarak ele alınması gerektiği görüldü. Bu durumun bazı çocuklar için uzun süreceği de tahmin ediliyor.”
Küçük çocuklarda oyun terapisi fayda sağlıyor
‘Takma kafana, sen yenersin, güçlüsün’ ve benzeri tavsiyeler vermeye çalışarak gençlerin üzüntü ve endişesini yok saymanın tam tersine kaygı kişinin anlaşılmadığını hissetmesine yol açtığını vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, “Klinik depresyon bulguları görüldüğünde özellikle ergenlerde psikoterapinin çok önemli bir yeri vardır. Psikoterapi ilaç tedavisiyle birlikte uygulanabileceği gibi tek başına da etkili olabilir. Sık görüşmelerle ergeni dinlemek, anlamaya çalışmak, kendi özelliklerinin farkında olmasına yardım etmek tedavide temel amaçlardandır. Daha küçük çocuklarda oyun terapisi faydalı olabiliyor. Ayrıca ilaç tedavisi de okul döneminden itibaren çocuklarda uygulanıyor.” diye konuştu.
Bu belirtiler depresyona işaret ediyor
Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş; ergenlerde özellikle isyan, risk alma davranışlarında artış, konsantrasyon eksikliği, okul derslerinde başarısızlık, sosyal geri çekilme, ilgi ve etkinlikte azalma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul ve evden kaçma, madde ve alkol kullanma eğilimi ile intihar düşünce ve girişimlerinin depresyon belirtileri olarak sayılabileceğini söyledi. Luş, “Gençler duygu, düşünce ve ilişkilerinde ani değişiklikler yaşarlar, depresyondaki ergenler bu değişiklikleri daha hızlı yaşayabilir. Okul çağından itibaren çocuklarda kardeş kavgaları, huzursuzluk, korku saldırganlık, bulantı kusma gibi fiziksel sorunlar, sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınma, odaklanmada zorluk, uyku sorunları görüldüğü zaman depresyon akla gelmesi gereken bir durumdur.” dedi.
Bozulan rutinler yeniden düzenlenmeli
Ebeveynlerin pek çok kez çocuğun durumundan kendilerini sorumlu tuttuğunu belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Melek Gözde Luş, “Ailelerin bu konuda bilgilendirilmesi önemli bir rol oynuyor. Anne ve babalar, çocuklarının bu durumlarından dolayı kendilerini suçlamamalı. Özellikle oyun çağından itibaren aileler, çocuğa zaman ayırmalı ve ona değer verdiklerini hissettirmeli.” dedi.
Dr. Melek Gözde Luş sözlerini şöyle tamamladı:
“Özellikle ev ortamında duygu odaklı konuşmaların olabildiğince yapılmasına gayret edilmeli. Çocuğun duygularını olabildiğince rahat ifade edebileceği bir ortam oluşturulmalı ve kendi hissettiklerini ifade etmesi sağlanmalı. Rutinler çocuk ve ergenler için oldukça önemlidir. Bu yüzden ailede yeme – içme, uyku saatleri ve hafta sonu etkinlikleri gibi bozulmuş olan rutinlerin mümkün olduğu kadar yeniden düzenlenmesine çalışılmalı. Çocuklarda üzüntü, kaygı, iştah kaybı, uyku problemleri gibi belirtiler bulunup kendilerini iyi hissetmedikleri görüldüğünde vakit kaybetmeden çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına danışmakta yarar var.”
Erkekler tarafından tercih edilen estetik operasyonların başında gelen saç ekiminde son yıllarda kadınlardan da oldukça talep var.
Koranavirüs hastalığını geçiren kişilerde saç dökülmesi probleminin sıklıkla yaşanması sonucunda saçını kaybeden bireylerden donör alanı uygun kişilere, saç ekimi yapılabiliyor.
Well World Aesthetic & Longevity Clinic’in Medikal Direktörü Dr. Burak Tuncer, saç ekiminin yılın her mevsiminde rahatlıkla yapılabildiğinin ve uzman kişilerin yaptığı operasyonların doğru sonuçlar vereceğinin altını çiziyor.
Dr. Burak Tuncer, gelişen teknolojiyle birlikte saç ekimine dair merak edilenleri anlattı.
Donör Alanı Uygun Kişilere Saç Ekimi Yapılabilir
Saçı tamamen dökülen birine saç ekimi yapılamaz. Öncelikli olarak saç ekimine uygun olup olmadığına bakılıp değerlendirilmesi lazım. Birincisi donör alanının uygunluğu çok önemli. Çünkü donör alandaki kök miktarı bizim kapatabileceğimiz açıklığı belirliyor. Muayene sonucunda donör alanı uygunsa, bu sefer kan tetkikleri yapılıyor. Sonuçlar, operasyona uygun olduğunu gösterdiği durumda operasyona uygun kabul ediyor ve işlemleri başlatıyoruz.
Kök Hücre İle Hızlı İyileşme ve Verimli Sonuç
Saç ekiminde en aktif kullandığımız iki yöntem var. Birincisi FUE (Follicular Unit Extraction) dediğimiz her bir folikülün teker teker çıkarılmasını sağlayan yöntemdir. Diğeri ise DHI (Direct HairImplantation) olan direkt olarak saç folikülünün implant edilme yöntemidir.
Bunun yanı sıra bu yöntemlere ekstra ekleyeceğimiz, konforunu ve etkisini arttırıcı bazı protokoller var. Bunlardan bir tanesi kök hücre. Kök hücre, saç ekimi operasyonunun hem daha hızlı iyileşmesini hem de daha verimli sonuç almasını sağlıyor. Konforu arttıran en etkili yöntem ise sedasyon. Genel anestezi ile lokal anestezi arasında olan 10 dakikalık uyku süreci sırasında, ağrılı bütün işlemleri hallettiğimiz bir protokoldür. Sedasyonlu kök hücreli saç ekimi operasyonu, kişinin kalıcı ve en etkin sonucu almasını sağlıyor.
Saç Ekimi Operasyonu 6-8 Saatte Gerçekleşiyor
Saç ekimi yaparken öncelikle yerleştireceğimiz yuvaları Safir FUE metodu dediğimiz, safir kalemlerle açıyoruz. Son zamanlarda gelişen safir teknolojisi, daha hızlı yara iyileşmesi ile birlikte daha sık ve yoğun operasyon imkanı sağlıyor. Saç kökleri, FUE robotu olarak adlandırdığımız özel bir otomatik biyopsi punch yöntemi ile çıkartılıyor.
Kişiye göre değişkenlik göstermekle birlikte saç ekimi ortalama 6-8 saat süren bir operasyon. İşlem tamamen ağrısız, sızısız, konforlu geçiyor. Operasyon içerisinde bir anestezi uzmanının olması, operasyonun ağrısız sızısız geçmesini sağlıyor.
Saç Ekiminden 3 Gün Sonra İşe Dönülebilir
Operasyon sonrasında bir gün dinlenme oluyor, ikinci günde kontrol ve yıkama yapılıyor. Saç ekimi operasyonunu yaptıktan 3 gün sonra rahatlıkla kişi işine dönebiliyor. 10. günde ise tamamen kabuklar ve kızarıklık geçmiş oluyor. Kısa saçlı bir görüntü ortaya çıkıyor. Sonrasında kişi rahatlıkla sosyal hayatın içerisinde yer alabiliyor. Dışarıdan bakıldığında 10. günde kimse operasyon geçirdiğini anlamaz hale geliyor.
Ekilen Saçların Tamamı 1 Yıl sonra Çıkıyor
Operasyondan yaklaşık 4 ay sonra, ekilen saçların yüzde 10’u ile 20’si, 6 ay sonra yüzde 50 ve 60’ı, birinci yılın sonunda ise tamamı çıkmış oluyor.