Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 60

    Aşırı Hijyen Bebeğin Bağışıklık Sistemini Zayıflatıyor

    0
    asiri hijyen bebek bagisikligini zayiflatiyor

    Bebeğin sağlığı aileler için her şeyden önce geliyor.

    Dr. Kemal Akpınar

    Ailelerin bu hassasiyetle hijyene aşırı önem vererek çocuklarının bağışıklık sistemlerini olumsuz etkileyebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kemal Akpınar, “Bebeklerin mikroorganizmalarla geç karşılaşmaları bağışıklık sistemlerinin gelişimini önlüyor, öteliyor ya da sıkça enfeksiyon geçirmelerine sebep oluyor. Bebekler faydalı mikroorganizmalarla ne kadar erken yaşlarda karşılaşıp temas ederse hastalıklara karşı bağışıklıkları da o kadar güçlü oluyor” açıklamasında bulundu. 

    Ebeveynler bebek dünyaya geldiği andan itibaren “mikrop kaparsa” diye sürekli bir endişe ve gereğinden fazla hassasiyet içerisinde olabiliyor. Zararlı mikroorganizmalar için hijyenik olmanın doğru olduğunu ancak aşırı hijyenik olmanın da bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Kemal Akpınar, “Anne karnında dahi mikroorganizmalar var ve bebeğin içeride bu mikroorganizmalarla yaşadığı yönünde pek çok çalışma da mevcut. Özellikle normal doğumla dünyaya gelen bebek, annenin doğum kanalından geçtiği andan itibaren dış dünyanın mikroorganizmalarıyla tanışıyor. Annenin doğum kanalında var olan mikroorganizma yapısı, bebeğin florasının da olumlu yönde gelişmesini ve hastalıklarla çok daha iyi mücadele etmesini sağlıyor” dedi.

    Bebeğin dış dünyaya karşı güçlü ve sağlıklı olması ebeveynin atacağı doğru adımlarla mümkün olduğunu belirten Dr. Kemal Akpınar, bebeğin daha sağlıklı bir büyüme süreci geçirmesi için şu önerilerde bulundu: 

    • Bebeğinizi gezdirmek için AVM’ler yerine sokak, bahçe, park gibi doğal ortamları tercih edin. Bebeklerin ve çocukların günümüzde daha çok hasta olmalarının bir nedeni de toprağa temas etmemeleri.
    • Bir hastalığınız veya herhangi bir akıntılı durumunuz yoksa bebeklere temas etmekten korkmayın veya çevrenizdekileri uzaklaştırmayın. Abartı olmadığı sürece öpebilirsiniz. 
    • Bebeklerinizin hayvanlarla temas etmesinden çekinmeyin. Onlarla temasları ne kadar geç olursa alerjik reaksiyonları da o kadar fazla oluyor.
    • Dışarıdan aldığınız sebze ve meyveleri temizlemenin en iyi yolu sudur. Aldığınız yiyecekleri suda bekleterek temizleyebilirsiniz. Üzerindeki tabaka gitmiyor diyorsanız, kabuğunu soyarak yedirin. 
    • Hayatımızı kolaylaştırdığı var sayılan deterjanları ya da ıslak mendilleri, içerdikleri kimyasallar nedeniyle bebeğinizden uzak tutun. 
    • Evinizdeyken bebeğinizin emziği yere düşünce, kaba bir kir varsa temizleyin ve emziği bebeğinize verin. Bebek o ortamın mikroorganizmasına alışmalıdır. Ancak dışarıdaysanız, emziği yıkayabilirsiniz.
    • Bebeklerin cildi erişkinlere göre hassastır. Bu yüzden yıkarken kullanacağınız şampuan ve sabun seçimleriniz çok önemli. İçinde parfüm, boya maddesi, deterjan atığı dediğimiz sodyum, sülfat içeren ürünler olmamalı. 
    • Tercihen kompakt ürünleri kullanmaya dikkat edin.
    • Sabunu doğrudan bebeğinize değdirmeyin. Önce kendi elinizde köpürtün, sonra o köpükle yıkama işlemini yapın.
    • Bebeğinizi özellikle bol suyla durulayın. 
    • Bebeğinizin çamaşırlarını yıkarken deterjanlardan ziyade granül sabunlar kullanın. 
    • Bebeklerinizin çamaşırlarını kurutma makinelerinden çok, temiz havada kurutmayı tercih edin.
    • Bebeğinizi uygun ısıya getirdiğiniz çeşme suyuyla yıkamaktan çekinmeyin. İçme suyuna gerek yok. 

    Alzheimer ve“Annemin Zamanı”

    0
    Annemin zamani

    Sanatın gücü, eğlenceli konular kadar can sıkıcı konuların da üstesinden gelmeye yeter.”

    “Bu film bir sosyal sorumluluk projesi olarak filizlendi.”

    “Fırsat tanınırsa Ankara sinema sektörüne büyük katkılar sağlayacaktır.”

    Alzheimer’ı odak alarak, günümüzün aile ve toplum hayatında yaşanan pek çok sorununu gündeme taşıyan ve bir sosyal sorumluluk projesi olarak, farkındalığı yükseltmeyi amaçlayan “Annemin Zamanı” hakkındaki önemli detayları, yönetmen Hakan Gürtop, senarist Sadık Güneş, yapımcı Tuğrul Öztürk ve başrol oyuncuları Uğur Çavuşoğlu ile Meriç Başaran MAG Okurları için yanıtladı.

    Günümüz dünyasında eğlenceli ve sansasyonel konularla ilgili içeriklere ilgi duyulurken böylesine hassas bir konuyu niçin tercih ettiklerini anlatan yapımcı Tuğrul Öztürk “Çağımızın kendine özgü pek çok sorunu arasında gözden kaçan temel husus, çağın sorunlarına olan bakışımızdır. Bilişim ve eğlence sektörü ve bunu tamamlayan görsel sanatlar günümüzde ağırlıklı olarak eğlenceli konular seçmeyi tercih ediyor. Üretiminden tüketimine kadar bütün evrelerde yetişkin, sağlıklı, varlıklı ve sorunsuz bir insan profili tercih ediliyor. Böyle olunca can alıcı pek çok toplumsal sorun bu yarış içinde kayboluyor. Oysa sanatın gücü, eğlenceli konular kadar can sıkıcı konuların da üstesinden gelmeye yeter. Bir geçiş toplumu olan Türkiye, iç ve dış göçlerle, değişen sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikleriyle önümüze pek çok sorun çıkarıyor. Bütün bunları görmezden gelemeyiz. “Annemin Zamanı” bu anlamda bir ikazdır. En önlerde yaşlı ve hasta bir figürle yol alınabiliyor mu ve böyle bir yol alış toplumda karşılık buluyor mu, onu gösteriyor” diyerek konuya gösterdikleri hassasiyeti belirtti.

    “Hedefimiz Zehra Anaların sayısını azaltmak ve Kerim’lerin sayısını arttırmak olmalı…” açıklamasında bulunan Tuğrul Öztürk “Bu film bir sosyal sorumluluk projesi olarak filizlendi. Senaryo hazırlık aşamasından itibaren böyle bir çalışmanın neye hizmet edeceği çok konuşuldu, tartışıldı. Bu konudaki çalışmalar tarandı. Toplumun genel olarak hastalığı yeterli düzeyde tanımadığını gördük. Hızla yaşlanan bir nüfusa sahibiz. Bütün refah toplumlarında olduğu gibi bizim de yaşlı bakımı ve özellikle Alzheimer gibi risklere karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Yani bu çalışmanın bir tür toplumsal farkındalık sağlayacağını umuyoruz” dedi.

    Filmin Ankara’da çekilmesiyle ilgili konuşan Öztürk “İstanbul, başından beri Türk sinemasının merkezi olma ayrıcalığını koruyor. “Annemin Zamanı” konusu, hikâyesi, yönetimi, oyuncuları vb. bakımdan bir iç Anadolu hikâyesi. Ayrıca başarılı bir sinema filmi için pek çok şehrimiz gibi ve hatta onlardan da ziyade Ankara yeterlidir diye düşünüyoruz. Fırsat tanınırsa Ankara sinema sektörüne büyük katkılar sağlayacaktır. Ankara başkent olmanın ötesinde Anadolu’nun bütün birikimini, değerlerini, alışkanlıklarını ve sorunlarını bağrında taşır” ifadeleriyle Ankara’nın konumunun ve öneminin filmdeki yerini anlattı.

    Canlandırdığı Kerim karakteriyle ilgi konuşan ve filmin başrol oyuncularından olan Uğur Çavuşoğlu “Ailemde yok ama çevremde birçok Alzheimer’lı insan vardı.  Yönetmenimiz Hakan, geçtiğimiz sene vefat eden, Alzheimer hastası annesini ziyarete giderken beni de götürdü. Biraz gözlem de yapmak istedim. Onu baktıkları eve gittiğimizde oldukça duygulandım. Oradaki insanların durumlarını görünce çok etkilendim ve Kerim’i canlandırırken, yaptığım gözlemler üzerinden oynamaya çalıştım. Annesi hasta olduğu ve ona sahip çıkmaya çalıştığı için; bu insani durum beni içsel olarak çok etkiledi” açıklamasında bulundu.

    Bu Sendrom Kalp Krizini Taklit Ediyor!

    0
    BU sendrom kalp krizini taklit ediyor

    Pandemiden bu yana iki yıl sonra belki de ilk kez ağız tadıyla sevdiklerimiz ile görüşecek veya tatile çıkacağız.

    KALP VE DAMAR CERRAHI PROF. DR. BARIS CAYNAK (DUZENLI BIR HAYAT SAGLIGI DA BERABERIN DE GETIRIYOR)

    Tatillerde aşırı yemek yemek, uyku düzenin bozulması, sıvı kaybı ve adrenalin sporlarının yoğun şekilde yapılmasının kalbi yorarak Tatil Kalbi Sendromu’na davetiye çıkardığını söyleyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, uyarıyor: “Daha önce hiç kalp şikayeti yaşamayan kişilerde bile ciddi ritim bozukluğuna neden olabilen Tatil Kalbi Sendromu, kalp krizini taklit eden belirtiler verir. Önlem alınmadığı takdirde kalp yetmezliği veya inme gibi sorunlara yol açarak hayati risk oluşturabilir.”

    İngilizce’de ‘Holiday Heart Syndrome’ olarak geçen, Türkiye’de adı pek duyulmayan bir hastalık olan Tatil Kalbi Sendromu’nun aslında 40 yıl önce literatüre girdiğine dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, daha önce hiç kalp şikayeti olmayan bir kişinin kalbinde, tatilde aşırı yiyecek ve alkol tüketilmesi nedeniyle ciddi ritim bozukluğu görülmesine ‘Tatil Kalbi Sendromu’ adı verildiğini söyledi.

    KALP YETMEZLİĞİ VE İNMEYE KADAR GİDEBİLİR

    Tatillerde acil servislere kalple ilgili başvuru sayısının yüzde 15 oranında arttığını belirten Prof. Dr. Çaynak, Tatil Kalbi Sendromu şikayetiyle gelenlerin sayısının da bu grubun içinde hatırı sayılır oranda olduğunu ifade etti. Genelde 30-50 yaş grubunda sık görülen Tatil Kalbi Sendromu’nun ritim bozukluğunun dışında bayılma, bilinç kaybı gibi şikayetleri de ortaya çıkarabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Çaynak, “Tatil Kalbi Sendromu, tek başına ölümcül bir sendrom değil. Ancak buna eşlik eden baş dönmesi, nefes almada zorluk, göğüste baskı hissi, bayılma, bilinç kaybı, çarpıntı gibi durumların görülmesi tehlikeli olabilir. Durum kalp yetmezliği veya inmeye kadar gidebilir” diye konuştu.

    BOZULAN BESLENME DÜZENİ TETİKLİYOR

    Tatil Kalbi Sendromu nedeniyle hastaneye başvuran kişilerde olayın üstünden iki gün geçtikten sonra kalple ilgili yapılan tetkiklerin genellikle temiz çıktığına işaret eden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Çaynak, “Tatilde beslenme düzenimiz bozuluyor. ‘Tatilde yerim, eve dönünce aldığım kiloları veririm. Yılda bir kez tatile çıkıyorum, doya doya yiyip içmeliyim’ düşüncesi, sağlığımıza zarar veriyor. Kontrolsüz fast food tüketimi, her şeyden biraz tatma isteği, artı kilolar olarak hanemize yazılıyor. Her zaman yediğimizden daha fazla yemek yemek kandaki serbest yağ asitlerinin artmasına neden olarak kalpte ani ve sebepsiz ritim bozukluğuna sebep oluyor. Yaşanan ritim bozukluğu, daha çok kalbin kulakçıklarının ritmini kaybetmesi (atrial fibrilasyon) durumudur. Alkol kullandıktan sonra ilk 48 saat  içerisinde Tatil Kalbi Sendromu etkileri görülür. Ancak bırakıldıktan sonra durum düzelir. Hastalığa ‘Tatil Kalbi’ adının verilmesinin sebebi de tatildeyken insanların normalden fazla yiyecek ve içki tüketmesidir” dedi.

    AŞIRI ALKOL TÜM SİSTEMİ OLUMSUZ ETKİLİYOR 

    Aşırı alkol tüketiminin karaciğer hastalıkları, kalp yetmezliği, ağız içi ve yemek borusu kanserine yol açmasının yanı sıra, kan basıncını yükselttiğini de vurgulayan Prof. Dr. Çaynak, bu durumun hipertansiyon için de tetikleyici olduğunu, özellikle beyinde bölgesel olarak kan akımını etkileyerek geçici ve kalıcı inmelere de yol açabileceğini söyledi.

    Tatil Kalbi Sendromu’nun 40 yıldır bilinen bir sendrom olduğunu ama mekanizmasının bugüne kadar anlaşılamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Çaynak, şöyle devam etti:“Çünkü mekanizma aranırken kalple ilgili bir bulguya rastlanmıyor. Damar tıkalı değil, kalp kapağı bozuk değil, kalp yetmezliği yok ama kalp krizini taklit eden belirtiler gösteriyor. Kalbin ritim hücreleri tıpkı elektrik hattı gibi işliyor. Ritim hücrelerinin mekanizmasının işlemesini sodyum, potasyum, kalsiyum gibi bir takım elementler sağlıyor. Aşırı alkol tüketimi bu elementlerin dengesini değiştirerek kalbin ritmini bozuyor.  Kalpte ritim bozukluğu önemli bir semptomdur. Bu tür  çarpıntılar her zaman selim çarpıntılar değildir. Ritim bozukluğu devam ederse kalp içerisinde pıhtı oluşumuna sebep olur. O pıhtı da beyne atar ve inme olur. Bu nedenle devam eden bu ritim bozukluklarının tedavisinde çok kuvvetli kan sulandırıcılar kullanıyoruz. Bu yüzden ritim bozukluğunun geçici mi, yoksa kalıcı mı olduğunu iyi tespit etmek gerekiyor.”

    MİSAFİR GELECEK DİYE TELAŞ YAPMAK KALBİ YORAR 

    Tatilde psikolojik sorunların kalbi etkileyebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Çaynak, yaşanabilecek maddi sıkıntıların, misafir ağırlama telaşının, uyku düzeninin bozulmasının ve her gün düzenli yapılan egzersizlerin yapılmamasının da Tatil Kalbi Sendromu riskini artırdığını söyledi. Prof. Dr. Çaynak, “Toplum olarak misafirperverliğe önem veren bir toplumuz fakat bunu bazen telaş haline getirebiliyoruz. Sıkıntı ve telaş kalbi olumsuz etkilerken, sunulan ikramlar da diyetleri bozuyor. Tatillerde uyku ritmimizi de yitiriyoruz. Her zamankinden daha geç uyumaya ve daha geç uyanmaya başlıyoruz. Uyku ritminin bozulması kalp ritmimizi olumsuz etkiliyor. Rutin hayatında düzenli egzersiz yapan kişiler tatilde egzersizlerini yapmayınca veya spordan uzak hayat süren kişiler tatilde bir anda ekstrem sporlara merak salınca, doğal olarak kalpleri de olumsuz etkilenebiliyor. Tatildeyken ilk kez denenen paraşüt, jet ski vs. gibi ani heyecan ve korkuya sebep olan sporlar sempatik sinir sistemini aktive edebiliyor ve kalbi yorabiliyor” ifadelerini kullandı.  

    Tükenmişlik Sendromunu Yönetelim

    0
    Tukenmislik sendromu

    İş zamanı, an zamanı, tam zamanı diyerek sözlerine başlayan Eddi Anter, “Zaman, iyi idare edilmediği takdirde elimizde kolay tutamadığımız bir olgudur.  Söz konusu zaman göreceli olunca iş daha ilginç bir şekil alır. Mutluyken, eğlenirken, tatildeyken zaman hızla akıp geçer. Oysa sıkıldığımızda, sevmediğimiz bir işi yaptığımızda, mecburi sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizde zaman yavaşlar hatta durur.” diyor.

    Sözlerine “Peki neden acaba?” diyerek devam eden Eddi Anter 

    Evet, amaç sevdiğin işi yapmak, ancak yaptığın işi sevmek de bir çözümdür. 

    Yani elindeki imkanları değerlendirmek senin için bir avantajdır. İşini değiştiremiyorsan işin hakkındaki tavrını, bakış açını değiştirmek senin elindedir. Başarının ilk anahtarı elinden gelenin en iyisini yapmak. İleride bir gün bugüne geri dönüp baktığında ‘keşke’ dememek için elinde her ne iş varsa onun hakkını tam olarak vermelisin. Bu seni gelecekte içine düşeceğin zihnin tuzağından kurtaracaktır.”

    Zamanla ilgili düşüncelerini bizimle paylaşan Eddi Anter

     “Sıkılmak zamanın farkındalığıdır.” diyor. 

    Sözlerine “Zamanın farkındalığı önemlidir. Her ne yapıyorsan an içinde kalman senin zamanı uzatman demektir. ‘Carpe diem’ denen olgu zihinle bedenin aynı anda, aynı yerde olması demektir. 

    Yani sen zihninin kendi kendine bir yerlere gidip gezinmesine engel olamazsan o zaman zihin seni kontrol altına alır ve sana tükenmişlik kapılarını aralar. 

    Pek çoğumuz enerjimizi gün bitmeden tüketirken iyi, güzel ve başarılı bir performansı neden sürdüremediğimizi anlamayız. Basit bir cep telefonunun şarjının bitmesinden pek farklı bir durum değildir işin aslı. Tek soru pilin bittiğinde kendini nasıl şarj edeceğindir. 

    Bunun yolu kendini tanımaktır. 

    Kendini tanımaksa kendini arayıp bulmakla mümkündür.

    “Olduğun yerde mutlu değilsen sorun yerde değil sendedir.” 

    Her gününü tatil gününe çevirmen mümkün fakat nasıl yapılacağını bilmiyorsun. Başka bir yere, yeni bir işe, farklı bir ülkeye gitmen gerekmiyor çünkü nereye gidersen git zihnin de, soruların da, sorunların da beraberinde gidecektir. 

    Maksat kafandaki düşünceleri değiştirmek. Düşünceler değişince ruh hali de değişiyor. Haliyle farkındalık artıyor başarı ve performans oranı da yükseliyor. Ne kadar çok farkındalık ortaya çıkarsa o kadar çok iş zamanı keyifli zamana dönüşür ve sürekli kılınır.” diyen Eddi Anter’in bu konuda kullandığı birebir kişisel yönetici danışmanlığı programı var. 

    Kişisel Yönetici Danışmanlığı, standart hazırlanmış, kalabalık guruplar için sunulan etkisi kısa süren kişisel eğitimlerinden öte kişiye özel bir değişim ve dönüşüm hizmetidir. “Vaktim yok, sabrım yok, ihtiyacım yok” zihniyetindeki yöneticiler için ideal bir programdır. Şahsi ihtiyaçları tespit ederek çözüm üretmek, sonuç odaklı kalıcı çareler bulmak bu danışmanlık hizmetinin başarı sırrıdır.

    Bayram Sofralarına Dikkat; Yeme Bozukluğunuz Tetiklenebilir!

    0
    bayram sofralarina dikkat

    Tüm aile üyelerinin bir araya geldiği kalabalık sofralar ve iştah kabartan, birbirinden enfes lezzetler ile Ramazan Bayramı kapıya dayandı. 

    Bayram gezmelerinde ardı kesilmeyen ikramların, besin tüketim miktarında artma eğilimine neden olduğunu hepimiz yakinen biliyoruz. Bu dönemde, psikolojik kökenli yeme bozukluğu davranışlarında da artış görülebileceğinin altını çizen Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, diyet-fazla yeme döngüleri içinde olan kişilerin yemek ve kiloyla ilgili kaygılarının, özellikle bayram dönemlerinde daha da arttığını dile getirdi.

    Ramazan ayını yolcu ettiğimiz şu günlerde, gözlerimize bayram ettiren lezzetleri ve gönüllerimizi coşturan heyecanı ile Ramazan Bayramı’nı kucaklamak adına sabırsızlanıyoruz. Tüm sevdiklerimizin bir araya geldiği sofralar, birbirinden enfes tatlılar, kızartmalar, hamur işleri… Kimi için ağız sulandıran bu detaylar, kimisi için ise kabus olabiliyor.

    Özel günler yeme bozukluğunu tetikliyor

    Bayram, yılbaşı, doğum günü ve benzeri özel dönemlerin, yeme bozukluğu olan kişiler için oldukça zorlu geçtiğini belirten Psikolog Dr. Feyza Bayraktar, bol yemekli seyreden bayram daveti süreçlerinin özellikle yeme bozukluğu olan kişiler için bir risk teşkil ettiğini söylüyor. Bayraktar, bu döneme ilişkin açıklamalarına şöyle devam ediyor: “‘Çok zayıfsın, azıcık ye’ ya da ‘Kilo almışsın, yüzüne renk gelmiş’ gibi söylemlere maruz kalmak, yeme bozukluğu davranışlarını tetikleyen etkenler arasında yer alabilir. Anoreksiya Nervoza, bulimiya nervozatıkınırcasına yeme bozukluğuduygusal yeme ve diğer tüm yeme bozukluğu problemi olan kişilerin benzer sorunlarla karşılaştığı bu süreç, yemek karşısında kontrolü kaybetmekten korkup ‘Ne olur azıcık ucundan al, benim baklavam kimseninkine benzemez’ gibi ısrarlara karşı verilen mücadeleler ile geçebilir. Öte yandan, ısrarlı ikramlara “Hayır” demek, eve dönünce gizli ve daha fazla yemeyi de tetikleyebilir.”

    Sınır koymayı ve “hayır” demeyi bilmek gerekiyor

    Bayram süresinde gidilen tatillerde yer alan açık büfe mutfakların, sayısız yemek çeşidi arasında kontrolü kaybetme korkusunun, günlük yeme düzeni ve egzersiz yapma rutininin bozulması gibi etmenlerin de, yeme bozukluğu davranışını tetikleyen faktörler arasında yer aldığını belirten Bayraktar, “Yeme bozukluklarının başlıca sebeplerinden bir tanesinin, ‘Hayır’ diyemeyip kendi ihtiyaçlarını dile getirememek ve diğer insanlara sınır koyamamak olduğu göz önünde bulundurulursa, bol ısrarlı ve bol ikramlı seyreden bayram süreçlerinin, yeme bozukluğu olan kişiler için zorlu geçebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle akraba ziyaretlerinde, beden şekli ve kilosuna dair yapılan yorumlar karşısında, kişinin mutlaka sınır koymayı denemesi, diğer insanların yorumları karşısında onlara ne hissettiğini söylemesi ve onları yaptıkları yorumlara dair uyarması da kendi iyileşme süreci için oldukça etkili bir adım olacaktır” açıklamasında bulundu. 

    Meme Kanseri Görülme Yaşı Düşse De Can Kaybı Da Azalıyor

    0
    meme kanseri can kaybı

    Meme kanseri günümüzde kadınlarda en sık görülen kanser türü ve gün geçtikçe de görülme yaşı düşüyor. Ancak tüm bu olumsuz gibi görülen tabloya rağmen can kayıplarının azaldığına dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, toplumsal farkındalığın artması, tarama yöntemlerinin yaygınlaşması ve hedefe yönelik tedavilerle meme kanserine karşı son yıllarda yüz güldürücü sonuçlar elde edildiğini de vurguladı.

    Meme kanseri tedavisinin mümkün olduğunu ve erken tanı konulduğunda tedavi başarısının oldukça yükseldiğini söyleyen Prof. Dr. Neşet Köksal, “İstatistiklere göre, dünyada her 7-8 kadından birinin hayatının belirli bir döneminde meme kanserine yakalanabiliyor. Bununla paralel genç yaşta meme kanseri görülme sıklığı da günümüzde artış gösteriyor. Ancak bana bir şey olmaz demeden, 20’li yaşlardan başlayarak her genç kadının kendi kendine elle muayeneye başlaması gerekli. Erken tanı sayesinde meme kanserine karşı mücadeleyi kazanmak mümkün” diye konuştu.

    Erken Tanı İçin Üç Yöntem 

    Meme kanserinin erken teşhisi için yapılması gereken üç yöntem olduğunun altını çizen Prof. Dr. Neşet Köksal, öncelikle kadınların 20’li yaşlarından itibaren düzenli kendi kendine elle meme muayenesi yapmasını, elle yapılan muayenede şüpheli bir durum olduğunda hekim tarafından meme muayenesinin gerekli olduğunu ifade etti. Hekim muayenesi sonrasında yine şüpheli bir durum olduğunda mamografi ve/veya meme ultrasonu gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Prof. Dr. Neşet Köksal, bu şekilde hem erken tanı, hem de meme kanserine bağlı can kayıplarının azalmasının mümkün olduğunu dile getirdi.

    Son yıllarda ülkemizde de toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalarla birlikte insanların çok daha bilinçli hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal, 30-40 yaş arasındaki her kadın 3 yılda bir uzman hekim kontrolünden geçmelidir. 40 yaşından sonra ise yıllık mamografik kontrolleri yapılmalıdır. Birinci derece akrabalarında genç yaşta meme kanseri saptanan kadınlarda ise taramaya kanserin saptandığı yaştan 10 yıl önce başlanması gerekir” dedi.

    Düzenli yapılan mamografinin de meme kanserine karşı önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Köksal, düzenli mamografi taramaları sayesinde meme kanserinden yaşam kaybının önemli ölçüde düştüğünü de sözlerine ekledi.

    Ailevi Risk ve Gen Mutasyonlarına Dikkat!

    “İstatistiklere göre, kadınlarda meme kanseri yaklaşık yüzde 70-80 oranında 40 yaşından sonra ortaya çıkıyor. Ancak 40 yaş altında görülen meme kanserinin daha agresif seyirli olması önemini artırıyor” diye konuşan Prof. Dr. Neşet Köksal şunları da söyledi: “BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonlu kalıtsal meme kanserleri, meme kanserlerinin yaklaşık %15’ni oluşturur. Anne, kız kardeş gibi birinci derece akrabalarında meme kanseri olması bu hastalığa yakalanma riskini 2 kat artırır.  BRCA gen mutasyonu olan ya da ailesinde meme kanseri olan kadınlar daha genç yaşta meme kanserine yakalanabilir. Bu nedenle bu gruptaki kadınlar meme kanseri taramalarını yaptırmak için 40 yaş sonrasını beklememelidir.”

    29 Yaşında Meme Kanseri Tanısı Konulan Merve Türk; “Hayata Sıkı Sıkıya Tutundum”

    İstanbul’da yaşayan 29 yaşındaki Merve Türk, duş alırken memesinde sertlik ve kitle fark etmesiyle hastaneye başvurdu. İlk önce kemikte kitle olduğu söylense de Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal’a başvurusuyla yapılan tetkikler sonucu meme kanseri olduğu anlaşıldı. Hastalığı erken evrede yakalanan Merve Türk, umudunu kaybetmeden hayata sıkı sıkı tutunduğunu ve geçirdiği ameliyat sonrası sağlığına kavuşmaya başladığını belirtti.

    “Vücudunuzun Verdiği Sinyalleri Dinleyin”

    Daha öncesinde teyzesinde meme kanseri, annesinde ise kolon kanseri görüldüğü bilgisini veren Merve Hanım, tanı konulduktan sonra hastalığının erken evrede olduğu için moralini bozmadığını ve umudunu hiç kaybetmediğini belirterek şunları söyledi; “Meme kanseri tanısı konulduktan sonra ailemden, çalıştığım kurumdan ve çevremden çok destek gördüm. Ancak genç yaş grubunda kanserin yeteri kadar önemsenmediğini düşünüyorum. Ben de kanser tanısı konulana kadar henüz gencim kanser bana çok uzak gibi bir yanılgıya sahiptim. Başta gençler olmak üzere herkese vücutlarının verdiği belirtileri, sinyalleri dinlemelerini, gözlemlemelerini tavsiye ediyorum. Meme kanserinin tedavisi mümkün yeter ki farkında olup erken evrede tanısı konulsun.”

    Bayramda Her İkramı Kabul Etmeyin

    0
    Bayramda Her İkramı Kabul Etmeyin

    Bayram ziyaretlerinde bizi çeşit çeşit tatlılar, çikolata, şeker, kahve, çay gibi içecekler bekliyor. Sağlıklı bir bayram geçirmek için bu ikramların tümünü tüketmemek gerektiğini belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dyt. Nejla Kazoğlu, önemli beslenme önerileri veriyor.

    11 ayın sultanı Ramazan’ı geride bıraktık. Ramazan ayı boyunca uzun süren açlık ve susuzluk, yetersiz beslenme, beslenmenin 2-3 öğüne inmesiyle metabolizmada yavaşlamalara neden oluyor. Ramazan’ın bitmesi ve hemen akabinde evleri şenlendiren Ramazan Bayram’ının gelmesi, bir nevi normal beslenmeye geçişin köprüsü olarak sayılıyor. Bu dönemde yumuşak bir geçiş yapmanın mide sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Dyt. Nejla Kazoğlu, Ramazan Bayramı’nda doğru beslenmeye ipuçlarını paylaşıyor.

    Bayramda tüm ailenin bir araya gelmesi, keyifli aile sofralarını da beraberinde getiriyor. Bu durumda tüketilen yemek miktarı da artıyor. Dyt. Kazoğlu, yemek miktarını kısıtlı tutmanın, porsiyon kontrolü sağlamanın ve yemek seçimini hafif besinlerden yana yapmanın, sebze-meyve tüketmenin ve bol su içmenin daha sağlıklı bir bayram geçirmeye yardımcı olacağını söylüyor. Güne hafif bir kahvaltıyla başlanması gerektiğini belirtenDyt. Kazoğlu, şu önerilerde bulunuyor: “Gidilen misafirliklere aç karından ziyade; saatine göre ana veya ara bir öğün yaparak tok karna gitmek süreci daha sağlıklı geçirmenizi sağlayacaktır. Bu sebeple öğünlerinizi düzenli ve dengeli yapmak, protein ve sebze tüketimiyle beraber su tüketiminizi arttırmak daha iradeli olmanıza yardımcı olacaktır. Bayram ziyaretlerinde, hamurlu, şerbetli ağır tatlılardan uzak durun. Bunun yerine sütlü tatlılar, meyveli tatlılar ve meyve tercih edin, şeker ve çikolata tüketimi de sınırlandırın. İkramlar konusunda seçici davranıp her yerde ikram kabul etmeyin. İçecek olarak ise asitli, şekerli içecekler yerine daha besleyici ve doyurucu olan su, ayran veya mineralli su tercih edebilirsiniz. Kafein içeriği yüksek olan çay ve kahve tüketimine sınırlandırıp, bunlar yerine bitki çayları tercih edin.” 

    Bayramı Hafif Geçirmenizi Sağlayacak 10 Altın Kural

    0
    bayramda beslenme

    Ramazan ayında günlük öğün sayısının azalması ve beslenme düzeninde meydana gelen değişiklikler Ramazan Bayramı’nın gelmesiyle tekrar eski haline dönüyor. Kalabalık sofraların kurulduğu, çeşit çeşit yemeklerin yapıldığı bayram sofralarına hayır demek oldukça zor. Hamur işleri ve tatlıları bayramda birdenbire sık tüketmek sindirim sistemi problemlerine ve kan şekerinin hızlı yükselmesine sebep olarak çeşitli rahatsızlıklara yol açabilir. Bu nedenle bayram sofralarında aşırıya kaçılmamalı, yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri unutulmamalıdır.

    Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden, Dyt. Benan Koç ‘Bayram ve bayram sonrası beslenme de dikkat edilmesi gerekenleri’ anlattı.

    Bayramda Beslenme 

    1. Doyurucu ve hafif bir kahvaltı öğünü ile güne başlayın.

    2.Bayram ziyaretlerinde tüketilen çay ve kahve miktarına dikkat edin. Çay ve kahve fincanlarına şeker ilave etmeyin. İkram edilen çikolata, tatlı ve şeker tüketimini sınırlandırın.

    3.Sevdiğiniz bir tatlıyı porsiyon ölçüsüne dikkat ederek ara öğününüze ekleyebilirsiniz. Ağır ve şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih etmeye çalışın

    4. Konuk olduğunuz göz döndüren çeşit çeşit yemeklerin olduğu bayram sofralarında tüm yemek çeşitlerinden yemek ve tabağını sürekli doldurmak yerine sadece bir kere her çeşit yemekten az az alarak tabağın doldurması hem göz doygunluğunu artıracak hem de alınan kaloriyi sınırlandıracaktır.

    5.Ana öğünlerde tercih ettiğiniz et grubunu hazırlarken ızgara, haşlama,  fırınlama yöntemlerini tercih edin.

    6.Sofranızda denge sağlamak için mevsim yeşillikleri ve fırınlanmış sebzeleri öğünlerinize ekleyin.

    7. Su içmeyi ihmal etmeyin. Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketin.

    8. Bütün bir yorgunluğun ardından gün sonu hafif tempoda yürümek hem hareketinizi artıracak hem de gün boyu yediğiniz yemeklerin sindirimini kolaylaştıracaktır.

    9. Yemek odaklı olmak yerine sevdiklerinizle yaptığınız sohbetlerin keyfini çıkarın.

    10. Bayramın birinci günü çok yediniz diye bir sonraki gün sınırsız yeme davranışınızı devam ettirmeden veya suçluluk duyarak kendinizi aç bırakmadan, sağlıklı beslenme rutinine geri dönün.

    Sevdiklerinizle dolu dolu geçireceğiniz mutlu bayramlar…

    Bayram sonrası beslenme programı

    Sabah uyandıktan sonra: 

    1 büyük bardak su (içine birkaç dilim limon ve yeşil elma parçası atabilirsiniz.)

    Kahvaltı : 

    1 fincan yeşil çay + 1 adet haşlanmış yumurta + 3 yemek kaşığı lor peyniri + mevsim yeşillikleri + söğüş + 1-2 ince dilim organik tam buğday ekmeği

    Ara Öğün:

    1 fincan kahve + 1-2 adet kuru kayısı

    Öğle:

    Yeşil mercimekli mevsim salata ( 5 yemek kaşığı haşlanmış mercimek + mevsim yeşillikleri + 4-5 adet cherry domates + ½ avokado + 1 tatlı kaşığı zeytin yağ + ½ limonun suyu) + 1 su bardağı kefir

    Ara Öğün:

    1 adet wasa veya etimek + 1 ince dilim az yağlı beyaz peynir

    Akşam:

    1 kepçe çorba + 100 gram haşlanmış tavuk + zeytinyağı ile sotelenmiş fırında kabak + 4 yemek kaşığı yoğurt

    Ara Öğün:

    1 fincan bitki çayı + 10-12 adet çilek + 2 adet ceviz

    Not: Bu beslenme programı herhangi bir sağlık problemi olmayan bireyler için hazırlanmıştır. Lütfen 3 günden fazla uygulamayın ve herhangi bir sağlık probleminiz varsa mutlaka hekiminize danışın.

    Ramazan Sonrası Rutine Dönerken Bu Önerilere Kulak Verin!

    0
    Ramazan sonrasi beslenme

    Ramazan’ın sona ermesine birkaç gün kaldı. Uzun saatler boyu tutulan orucun ardından yeniden rutin düzene dönüleceğini kaydeden Diyetisyen Özden Örkcü birkaç günlük geçiş sürecinde yapılması gerekenler hakkında tavsiyelerde bulundu.

    Normal beslenme rutinine yumuşak bir geçiş yapmak için en iyi seçeneğin su tüketimini arttırmak ve vücudu susuz bırakmamak olduğunu kaydeden Özden Örkcü, öğünlerde tüm besin gruplarının bulunmasını, porsiyon miktarına dikkat edilmesini ve besinlerin iyi çiğnenmesi gerektiğini vurguladı. Fiziksel aktivite yoluyla metabolizmayı hızlandırarak aktif kalınmasını tavsiye eden Özden Örkcü, kilo almaktan veya kaybedilen kiloları geri vermekten kaçınmak için egzersize mutlaka zaman ayrılması gerektiğini söyledi.

    Ozden Örkcü

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Diyetisyen Özden Örkcü, Ramazan sonrası dönüş yapılacak normal beslenme düzenine ilişkin tavsiyelerde bulundu.

    Diyetisyen Özden Örkcü, Ramazan’da sahur ve iftar şeklinde iki öğün beslenmeye alışmış vücut sisteminde, metabolizma hızı ve vücut ağırlığının korunması açısından normal beslenmeye kolay bir geçiş yapılabileceğini söyledi.

    Sadece iftar yapmak metabolizmayı yavaşlatıyor

    Sahuru atlayıp sadece iftar yapanların sindirim ve metabolizma anlamında sorun yaşayabileceklerini kaydeden Diyetisyen Özden Örkcü, “Vücutları günde sadece bir öğün yemek yemeye alıştığı için günde üç veya dört öğüne geçerlerse mide bulantıları, ani şeker yükselmeleri, gaz sancısı, kabızlık gibi sindirim sorunları yaşayabilirler ve kilo alabilirler.” uyarısında bulundu.
     

    Yumuşak geçiş için su tüketimi artırılmalı

    Normal bir beslenme rutinine yumuşak bir geçiş yapmak için en iyi seçeneğin su tüketimini arttırmak olduğunu vurgulayan Diyetisyen Özden Örkcü, “Vücut susuz bırakılmamalıdır. Vücudun bu döneme uyum sağlaması için tüm besin gruplarını (karbonhidratlar, yağlar ve proteinler, meyveler ve sebzeler) içeren besinleri öğünlere konulmalı, porsiyon miktarına dikkat edilmeli, porsiyonlar arttırılmamalı ve besinler iyi çiğnenmelidir.” tavsiyesinde bulundu.

    Hafif bir kahvaltı tercih edilmeli

    Bayram sabahı yapılan en sık hatalardan birinin yüksek kalori içeren bir kahvaltı ile güne başlamak olduğunu kaydeden Özden Örkcü, “Hafif bir sahur ile uzun süre açlık ardından, yüksek kalori içeren bir kahvaltı ile güne başlanmamalıdır. Bayram sabahı heyecanlı beklenen kahvaltı kızartılmış yumurta yerine omlet, börek yerine tam buğday unundan hazırlanan bir krepe sarılı peynir, bol yeşillik ve kızartılmış patates ve sebzeler yerini fırınlanmış sebzelere bırakabilir.” dedi. 

    Tatlıda aşırıya kaçılmamalı!

    Bayramların olmazsa olmazı tatlılara da değinen Özden Örkcü, “Tatlı yemekte aşırıya kaçılmamalıdır. Meyve ya da sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Çok fazla çeşitlilikten kaçınılmalıdır. Sadece bir veya iki ana yemek yenilmeli ve alkolsüz içeceklerden kaçınılmalıdır. Meyve suları yerine de su tercih edilebilir.” dedi.

    Yüksek dozda kafein tüketimine dikkat!

    Ramazan’dan hemen sonra pek çok kişinin yeme alışkanlıklarında ani bir değişiklik yaparak sindirim sorunlarına ve kilo alımına yol açacak davranışlarda bulunduğunu kaydeden Özden Örkcü, “Normal beslenme rutinine dönerken kalori alımımıza çok dikkat etmeliyiz. Oruçluyken vücudumuzun daha fazla miktarda yiyecek ve yüksek kalori tüketme yeteneğini azalttığını ve metabolizmanın buna göre ayarlandığını asla unutmayın. Aşırı yemenin yanı sıra yaygın bir hata, dehidrasyon gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek yüksek dozda kafein tüketimidir. O yüzden su tüketimine dikkat edin ve idrar renginiz koyu ise su tüketiminizi açık sarı olana kadar devam ettirin.” önerisinde bulundu.

    Bu önerilere kulak verin!

    Diyetisyen Özden Örkcü, normal düzene geçişte yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    • Tatlı isteğinizi hurma, incir ve kuru üzüm gibi taze ve kuru meyvelerle yenin.
    • Fiziksel aktivite yoluyla metabolizmayı hızlandırarak aktif kalın. Kilo almaktan veya kaybedilen kiloları geri vermekten kaçınmak için egzersiz için zaman bulun.
    • Mümkün olduğunca fazla fayda sağlamak için doğru yiyecek kombinasyonuna sahip olun. Çeşitli besin gruplarından besinleri birleştirerek öğünlerinizi dengeleyin.
    • Bol sebze, meyve yiyin ve doymuş ve trans yağ asidi çeşitleri yerine daha sağlıklı yiyecekler seçin.
    • Midenize yük bindirmemek için her seferinde bir öğün veya ara öğün ekleyerek yavaş yavaş normal yeme alışkanlıklarına dönün.
    • Sağlıklı pişirme yöntemlerini kullanarak ve kan şekerini ve tüketilen kaloriyi etkilemeden vücudu daha uzun süre besleyebilecek basit şeker ile kompleks şekeri değiştirerek öğünü dengelemeye çalışın.

    Bunları yapmamaya özen gösterin!

    Diyetisyen Özden ÖrkcüRamazan Bayramı ve devamında yapılmaması gerekenlere de değinerek tavsiyelerini şöyle sıraladı:

    • Şekerli ve yağlı yiyeceklerin tüketimi bayramın ilk günü ile sınırlandırılmalıdır. Mideyi rahatsız etmek başka sağlık sonuçlarına yol açabilir.,
    • Taze sağlıklı gıda çeşitleri yerine işlenmiş gıdaları tüketmek, sağlıkla ilgili komorbidite olasılığını da artırabilir.
    • Dehidrasyonu önlemek ve bitkisel içeceklere veya kafeinsiz kahveye dönüştürmek için kafein alımından kaçının.
    • Mideyi çok miktarda yiyecekle doldurmayın; bunun yerine, daha sık küçük miktarlarda yiyin.
    • Kızartılmış gıda maddeleri gibi doymuş ve trans yağ asitlerinin aşırı tüketiminden kaçının ve bunları çiğ kuruyemiş ve avokado gibi sağlıklı yağlarla değiştirin.
    • Mideyi zorladığı ve sindirimi daha uzun sürdüğü için gece geç saatlerde yemek yemekten kaçının.

    Weddıng Effect İle Cildinizi Düğün Gününe Hazırlayın

    0
    cildiniz dugun gunune hazirlayin

    Medikal estetik alanında uzun yıllardır hizmet veren Doku Medical, özel günlerde pürüzsüz bir cilde sahip olmak isteyenler için Wedding Effect’i yarattı.

    Düğün, gala, davet ya da doğum günü gibi özel günler öncesi cildin parıldamasını sağlayacak tedavilerin ihtiyaçlara uygun kombinlenerek yapıldığı Wedding Effect ile akneden selülite ya da inatçı yağlara kadar birçok soruna yönelik medikal estetik uygulamaları bir arada sunuluyor. U

    ygulanan kombinlemeyle kısa sürede ve sıfır yan etkiyle mükemmel sonuca ulaşıldığını aktaran Doku Medical Dermatoloji Uzmanı Dr. Zahide Eriş, Wedding Effect uygulamaları arasından en çok tercih edilenleri ve tedavi önerilerini paylaşıyor.

    Düğün, gala ya da doğum günü kutlamaları gibi özel günler söz konusu olduğunda hazırlıklar haftalar hatta aylar öncesinden başlayabiliyor. Bu hazırlıklar arasında belki de mükemmel sonuca ulaşması en zor olan ama en az kıyafet, saç ve makyaj hazırlıkları kadar önemli bir diğer konu ise cilt.

    Sonuçta çekilen onlarca fotoğrafta pürüzsüz, sıkı ve ışıl ışıl parıldayan bir cilt görmeyi kim istemez ki? Wedding Effect terimi, Doku Medical’ın uzun yıllardır medikal estetik alanında sahip olduğu deneyimi sayesinde tam da bu ihtiyaçtan yola çıkarak geliştirildi.

    En kısa sürede, hiçbir yan etkiye maruz kalmadan mükemmel sonuçların alındığı Wedding Effect, farklı birçok uygulamayı bir arada sunuyor. İhtiyaca uygun olarak kombinlenebilen tedaviler, Doku Medical’ın uzman doktorları ile gerçekleştirilecek konsültasyon süreci sonunda kişiye özel olarak seçiliyor.

    Dr Zahide Eriş

    Doku Medical Dermatoloji Uzmanı Dr. Zahide Eriş, en çok tercih edilen uygulamalar arasından kolajen üretimine direkt olarak etki eden Red Touch, derin izlere ve lekelere yönelik BBL Hero Full Body, selülitlerle savaşan Emtone, kasları spordan bile çok çalıştıracak Emsculpt ve inatçı yağlardan kurtaran CoolSculpting tedavilerine dikkat çekiyor.

    Minimum Risk ile Maksimum Parıltı

    Wedding Effect işlemlerinden biri olan Red Touch, kolajen liflerine direkt olarak etki etmesi ve herhangi bir yan etki yaratmaması sebebiyle parlak bir cilt görünümü isteyenlerin son zamanlarda sıkça tercih ettiği bir yöntem.

    Tüm cilt tiplerine hatta koyu renkli ciltlere, lekeleri ya da melazması olan kişilere bile güvenle uygulanabiliyor. Red Touch, bir lazer uygulaması olmasına rağmen, diğer lazerler ve iğneli işlemlerde olduğu gibi ciltte termal bir hasar yaratmadan, direkt olarak kolajen liflerini uyarmayı hedeflediği için ciltte herhangi bir soyulma ya da kızarıklığa sebep olmuyor.

    Red Touch uygulamasının ayda bir olmak üzere üç seans yapılmasını öneren Doku Medical Dermatoloji Uzmanı Dr. Zahide Eriş, tek seansta bile ciltte gözle görülebilir bir canlılık ve sıkılaşma yaratacağını belirtiyor.

    Bu işlemin diğer tedavi yöntemleriyle herhangi bir reaksiyona girmediği için kombinlenmesinin oldukça güvenli olduğunu aktaran Eriş, cildin sıkılaşmasında etkili sonuç veren Ultherapy işlemiyle desteklenmesinin de sonuçların kalıcılığını artıracağını vurguluyor. Ayrıca kişinin ihtiyacına yönelik olarak cilt bakımı, canlılık için mezoterapi, aydınlık bir görünüm için göz altı ışık dolgusu, botoks ya da dudak dolgusu ile de bir arada uygulanabileceğini aktarıyor.

    Son Güne Kadar Gitmeyen İnatçı Yağlara Çözüm

    İnsanların doğuştan sahip oldukları yağ hücreleri, zamanla hacimlerinin 100 katına kadar büyüyebiliyor fakat kilo verildiğinde vücuttan tamamen atılamıyor. Dolayısıyla özel günler öncesi hazırlıkların telaşı arasında spor yapmaya vakit ayıramayanlar için Wedding Effect işlemleri arasından seçilecek bölgesel incelme uygulamaları oldukça hızlı ve etkili sonuçlar sağlayabiliyor.

    Bu uygulamalardan biri olan Emsculpt, elektromanyetik dalgalar ile bölgedeki sinirleri uyararak normal tempoda yapılan sporla ulaşılamayacak yüksek yoğunluklu kasılmalar yaratıyor. Yapılan klinik çalışmalarda yağ oranını %10-12 oranında azalttığı ve kaslarda %16 oranında bir artış sağladığı tespit edilen Emsculpt, kolsuz elbiselerde kadınların en rahatsız olduğu noktalardan biri olan sarkmalar konusunda da oldukça etkili.

    Doku Medical Dermatoloji Uzmanı Dr. Zahide Eriş, bu uygulamanın ilk seansta yağ kütlesinde %20 ile %40 oranında azalma vadeden ve soğuk lipoliz olarak bilinen CoolSculpting ile bir arada uygulanabileceğini aktarıyor. CoolSculpting’in ideal kilosuna yakın fakat inatçı bölgesel yağlardan şikayetçi kişiler tarafından tercih edilebileceğini vurgulayan Eriş, selülit problemi yaşayan kişiler için ise kan dolaşımını düzenleyerek cildin elastikiyetini artıran Emtone uygulamasını öneriyor.

    Bu uygulamaların yanı sıra vücudun tüm bölgelerine uygulanabilen BBL Hero Full Body tedavisi ile ince kırışıklıkların, yanık izlerinin ve kılcal damarların tedavisi sağlanabilirken cildin gençleştirilmesi ve gözeneklerin sıkılaştırılması da dahil olmak üzere özellikle boyun ve dekolte bölgelerinin toparlanması sağlanabilir.