Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 66

    Ramazanda Hem İftarda Hem Sahurda Maden Suyu İçin

    0
    ramazanda hem iftarda hemde sahurda maden suyu

    Sağlıklı yaşam için önemli bir içecek olan maden suyunu Ramazan ayında da hem sahur hem iftarda tüketmek sağlığımızı korumanın en önemli yollarından biri.

    Maden suyu; susuzluk giderici etkisi, gün içinde ihtiyacımız olan mineralleri içermesi, sindirimi kolaylaştırıcı, hazımsızlığı ve kabızlığı önleyici etkisi nedeniyle Ramazanı sağlıkla geçirmek isteyenlerin başucu içeceği.

    Ramazanda uzun süren açlık ve azalan öğünler nedeniyle besinler kadar içilen içecekler de yeterli ve dengeli beslenme, ramazanı sağlıklı geçirmek için oldukça önem taşımaktadır. Özellikle, maden suyu tercih edildiğinde vücut için gerekli olan besin ögeleri alınabilmekte ve sindirim sonrası yaşanan hazımsızlık ve kabızlık gibi sorunlar ortadan kalkabilmektedir.

    Maden suyu hem iftar hem sahur için uygun

    Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme Ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Şule Aktaç,  Ramazanda madensuyu tüketiminin faydalarını şöyle sıraladı: “Maden suyu, ramazanda su ihtiyacını karşılarken, içerdiği magnezyum, kalsiyum, potasyum, bikarbonat, sodyum, demir ve çinko ile mineral eksikliklerini de giderdiği için özellikle iftarda tercih edilse de sahur için de uygundur. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenen bireylerde daha fazla olmakla birlikte besin alımı günlük sıvı alımının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu nedenle sıvı ihtiyacının karşılanmasında doğru içeceklerin tercih edilmesi, besinlerle alınamayan vücut için gerekli olan besin ögelerinin alınmasına da yardımcı olur. Maden suyu ayrıca içindeki karbondioksit ile; tat tomurcukları üzerindeki hafif anestezik etkisiyle daha fazla susuzluk giderici etkisi bulunmaktadır” diye konuştu.

    Maden suları sindirim sistemi ve insülin düzeni için faydalı

    Ramazan döneminde yaşanan sindirim sorunları için maden suyunu öneren Dr. Aktaç; “Ramazanda besin ve sıvı alım zamanlarının azalmasına bağlı olarak kabızlık görülebilmektedir. Sülfat içeriği yüksek maden suları, bağırsak hareketlerini artırarak, kabızlığı önlemeye yardımcı olmaktadır. Safra kesesi ve safra yapımı üzerine olumlu etkileri ile sindirim sistemi desteklemektedir. Maden suyunun karbondioksit içeriği mide salgısını artırarak sindirimi kolaylaştırmaktadır. Bikarbonatlı maden suları ise mide boşalmasını hızlandırarak gün boyu boş kalan ve dinlenen mideyi öğünler sonrası rahatlatarak hazımsızlığa iyi gelmektedir. Magnezyum bakımından zengin olan maden suları da, sindirim sisteminin çalışmasına yardımcı olmaktadır. Magnezyum; insülinin düzenlenmesinde, şekerin kandan ve depolama için hücrelere taşınmasında yardımcı olmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı magnezyum zengini maden suları, öğünler sonrası yükselen kan şekerinin dengelenmesini destekleyici özelliktedir” dedi. Dr. Aktaç; maden suyu tercih ederken etiketlerine bakarak ihtiyaca uygun olanların tercih edilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

    Madensuyu.org, maden sularının içerisindeki sağlığı ve iyiliği anlatıyor

    Sağlığımız açısından mucize bir içecek olmasına rağmen maden suyunun tüketim oranları oldukça düşük olan ülkemizde Kızılay Maden Sularının desteğiyle madensuyu.org sitesi hizmete girdi. Madensuyu.org’da, her biri kendi alanında uzman akademisyen ve doktorların yer aldığı bilim kurulu aracılığıyla maden sularına dair tüm güncel bilgiler paylaşılıyor. Kızılay Maden Suları, maden sularının içerisindeki sağlığı ve iyiliği anlatmak amacıyla kurduğu platformda; maden suları hakkında farklı içeriklere ve doğru bilgiye rahatça ulaşılabilecek.

    Afyonkarahisar zengin mineralleriyle Erzincan zengin magnezyum içeriğiyle öne çıkıyor

    Gelirinin tamamı Türk Kızılay eliyle insani yardım için kullanılan Kızılay maden sularının Afyonkarahisar kaynağı 3480mg/l oranında zengin mineraller, Erzincan kaynağı da 317 mg/l oranında zengin magnezyum içeriği ile maden suyu dünyasında ayrışıyor. Türkiye’nin iki kaynağa sahip tek maden suyu markası olan Kızılay maden suları, besin değerleriyle öne çıkıyor.

    Hamileler Oruç Tutabilir mi?

    0
    Hamileler Oruc Tutabilirmi

    Anne adaylarının en çok merak ettiği ve araştırdığı konuların başında ‘Hamilelikte oruç tutulabilir mi?’ sorusu geliyor.

    Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, “Anne adayının herhangi bir hastalığı ve erken doğum riski yoksa; sahur yapmak ve bol su tüketmek koşuluyla oruç tutabilir” diyor  

    “Yurt içinde ve yurt dışında yapılmış çalışmalarda hamilelerin oruç tutmasında herhangi bir sakınca olmadığı gösterilmiştir” diyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, hamilelere Ramazan ayını sağlıklı geçirmeleri için önerilerde bulundu…  

    Bazı riskli durumlarda gebelerin oruç tutması önerilmez. Bunlar; gebelik şekeri, gebelik yüksek tansiyonu, bebeğin suyunun azalması, kanama riski, gelişim geriliğinin olduğu durumlar ya da erken doğum riski olanların oruç tutması önerilmez.  

    SAHURSUZ ORUÇ OLMAZ 

    Oruç tutacak olan hamilelerin mutlaka sahur yapmaları gerekiyor. Proteinden ve liften ağır beslenmeleri gerekiyor ki gün içerisinde şekerleri düşmesin. 

    Sahurda yumurta, ceviz, badem, az tuzlu peynir, kaşar peynir ve hatta bir bardak süt tüketmelerini öneriyorum.  

    Çok şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalardan, kızartmalardan uzak durulması gerekiyor. 

    Sahurda az yağlı, az tuzlu gıdalar tercih edilip yemek yedikten hemen sonra yatılmamalı. 

    Su, gebeliğin devamında önemlidir. Hamilelerin günde 3 litre su tüketmeleri gerekiyor. Bunu da iftar ile sahur arasında tüketmeleri gerekiyor ki bebeğin suyu azalmasın. Oruç nedeniyle az sıvı alınması durumunda eğer bebeğin suyu azalırsa erken doğum riski ortaya çıkabilir. 

    Hamileler herhangi bir durumda hemen doktorlarına başvurmalı. Bebek hareketleri azalıyorsa, bebek günde en az 10 defa hareket etmiyorsa acilen doktorlarına başvurmaları gerekir. 

    Kanserde Erken Tanı Gerçekten Erken Tanı Mıdır?

    0
    Koruyucu Tip Uygulamalariyla

    Koruyucu Tıp Uygulamalarıyla Erken Tanı Rehberi

    Tıp dünyası uzun yıllardır çevresel faktörlerin neden olduğu hastalıkların önlenebildiğini kabul ediyor. Ancak son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerinin birleşmesiyle ortaya çıkan kanser gibi hastalıkların da ortaya çıkma riskini azaltmak mümkün. Erken tanı, doğru ve etkin tedavi uygulamalarıyla, hastalığın ortaya çıkması tamamen engellenebilir veya geciktirilebilir. 

    Kanserle ilgili koruyucu tıp uygulamalarıyla her üç vakadan en az birinin önlenebildiğini söyleyen Infinity Regenerative Clinic Medikal Direktörü Onkoloji Uzmanı Dr. Yıldıray Tanrıver; Infinity Regenerative Clinic’te uygulanan TTK (Tetkik Tarama Konsültasyon) ve kanserden koruyucu program hakkında bilgi verdi.

    Erken teşhisin, yaşamsal tehlikelerin önüne geçmek için en önemli yöntemlerden biri olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver; “Kanser teşhis edilemediği her dakika vücutta daha da tehlikeli bir hal alabiliyor. Ancak, erken teşhis gerçekten de erken teşhis midir?” diyerek hastalık oluşmadan önce önlem alınmasının önemini vurguladı.

    Erken tanı ve tarama programları ile kanser hastalıklarının önüne geçilebileceğini belirten Dr. Tanrıver; “Erken evrede konulan tanı, hastalığın ilerlemesini durdurabilir ancak bizim hedefimiz, kansere hiç yakalanmamak için yapılabilecekleri önermek. Kanser riskini azaltmak için uygulanan kapsamlı ve kişiselleştirilmiş tedavilerle, daha hastalık oluşmadan önlem alınabiliyor. Sağlık yönetimini bütüncül bir tedavi ilkesiyle ele aldığımız Infinity Regenerative Clinic’te, hastalık başlamadan önce ve hastalık sonrası uygulamalarla fark yaratıyor; geniş önlemler alınmasına yardımcı oluyoruz” dedi.

    “TTK (Tetkik Tarama Konsültasyon) ile İleride Oluşabilecek Hastalıkları Tespit Edebiliyoruz”

    Onkoloji Uzmanı Dr. Yıldıray Tanrıver; “İleri teknolojik cihazlar, ekipmanlar ve genetik testlerle vücudun baştan aşağı tarandığı, kişinin genel sağlık haritasının çıkarıldığı TTK (Tetkik Tarama Konsültasyon) var olan ya da ileride oluşabilecek hastalıkların tespit edilebildiği bir tarama sistemi. Klasik check-up uygulamalarından daha kapsamlı olan bu tarama tekniğinin herhangi bir sağlık sorunu olmadığını düşünen bireylerin dahi yaptırmasını öneriyoruz” dedi.

    Yapay zekaya sahip 3 boyutlu görüntüleme sistemleri sayesinde tüm doku, organ, hücre ve sistemler değerlendiriliyor; rapor sonuçları uzman doktorlardan oluşan konsültasyon ile incelenerek kişiye en uygun tedavi programları belirleniyor. Böylelikle hastalığa yakalanma riski olan kişiler de tespit edilebiliyor ve ona göre önlem alınabiliyor. 

    Kanserden Koruyucu Program

    Kanser, genetik ve çevresel koşulların etkisi ile DNA’nın hasara uğraması sonucu hücrelerin hızlı ve kontrolsüz bölünmesi olarak bilinen patolojik durumdur. Onkoloji Uzmanı Dr. Yıldıray Tanrıver; “Kanserli hücreler düzensizce çoğalarak, önce hasta organın büyümesine ve fonksiyonlarının bozulmasına, sonra ise lenf ve kan sistemleri aracılığıyla tüm vücuda yayılıp organizmanın tamamen tahrip olmasına yol açabiliyor. Infinity Regenerative Clinic’te uyguladığımız kanserden korunma programıyla, kanser hücrelerinin oluşumunu ve ilerlemesini önlemeyi amaçlıyoruz” dedi.

    Tedavi kapsamında öncelikle ileri laboratuvar ve genetik testler dâhil tıbbın tüm erken tanı araçlarını kullanarak, kanser risk faktörleri belirlediklerini aktaran Dr. Tanrıver; ‘’ Tıbbın tüm bakış açılarının kombinasyonu ile oluşturulan medikal uygulamalar ve önlemler ile bağışıklık sistemini kişiye özel olarak düzenliyoruz. Böylece kansere yol açan risk faktörlerini minimize edebiliyoruz. Bağışıklık sisteminin güçlenmesiyle vücudun doğal savunma mekanizmaları, başta kanser hücreleri olmak üzere tüm hastalıklarla etkin şekilde mücadele edebiliyor. Beslenmenin düzenlenmesi, varsa vücudu etkileyen olumsuz alışkanlıkların giderilmesi, uykunun verimli hale getirilmesi, bağışıklık sisteminin uygun olarak çalıştırılması, eksiklerin giderilmesi, kurşun, cıva gibi kansere yol açabilecek ağır metallerden bedenin arındırılması da dahil olmak üzere çok yönlü yaklaşım ile kanser ve kronik hastalıkların oluşma riskini minimize edilebilir.

    Ramazan Ayını Sağlıklı Geçirmek İçin Bulgur Tüketimine Ağırlık Verin

    0
    Ramazan Ayini Saglikli Gecirmek

    Birbirinden lezzetli ve sağlıklı ürünleriyle Türk halkının büyük bir beğeniyle tercih ettiği Duru Bulgur, bu Ramazan’da da sofralara sağlık ve lezzet katmaya devam ediyor.

    Duru Bulgur Gıda Mühendisi Ece Duru: “Hem lezzeti hem de lif oranı %30 daha fazla olan Başbaşı bulgur iftar sofralarınıza ilham katacak” dedi.

    Ramazan ayında normal beslenme düzenimizden farklı bir yemek düzenine geçiş yapıyoruz. Beslenme tarzımızdaki bu hızlı değişiklik doğru beslenme ile desteklenmediği takdirde çabuk acıkma, açlık kan şekerinin ani düşmesi ve kabızlık gibi sorunlara neden olabiliyor. Uzmanlar ramazan ayını sağlıklı geçirebilmek için sindirim sistemini yormayan hafif, lifli besinlerin tercih edilmesini; halsiz ve bitkin düşmemek için beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine, enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten bulgur pilavının tüketilmesini öneriyor. Barındırdığı vitamin ve mineraller açısından önemli bir besin kaynağı olan Bulgur, uzun süre tok tutuyor. 

    Gün boyu tokluk hissi için: Başbaşı Bulgur 

    Duru Bulgur Gıda Mühendisi Ece Duru, “Ramazan ayında beslenme biçimine özen göstermek için bulgur ve bakliyatlar iyi bir lif kaynağıdır. Diyet lifi sindirim enzimlerine karşı dirençli olup ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa geçer ve kalın bağırsakta fermente olur. Lifli gıdaların sindirimi daha uzun süre aldığı için insülin miktarındaki düşüşe ve tokluk hissinde artışa sebep olur. Duru,  içerdiği %30 lif miktarı ile diğer bulgurlardan bir adım öne çıkan Başbaşı Bulgur’un kan şekerini hızla yükseltip düşürmediği ve ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi verdiğini söyledi.  

    Ramazan’da Formunu Korumak İsteyenlere Meyveli Fit Güllaç

    0
    Ramazan’da formunu korumak isteyenlere meyveli fit güllac

    Ramazan Ayı’nın vazgeçilmez lezzetlerinin başında güllaç geliyor. Bu lezzete evde de kolayca ulaşmak mümkün.

    Klasik güllaç tarifi

    Evde güllaç yapmak isteyenler için tarif veren Sağlıklı Yaşam Koçu Meltem Demir, malzemeleri “10 adet güllaç yaprağı, 8 su bardağı süt, 2 su bardağı toz şeker, 1,5 su bardağı ceviz, 1 tatlı kaşığı tarçın” olarak sıraladı.

    Demir’in tarifi ise şöyle: “Sütü tencereye alıp, şekeri ekleyin. Şeker eriyene kadar karıştırarak ısıtın ve ocaktan alın. Serçe parmağınızı yakmayacak kıvama gelene kadar ılınmaya bırakın. 5 adet güllaç yaprağını teker teker sütle ıslatın ve orta büyüklükte bir kabın içine parçalara ayırarak yerleştirin. Üzerine kıyılmış cevizi serpin ve kalan güllaçları da ıslatıp, üzerine koyun. Kalan sütlü karışımı üzerine gezdirin ve tarçın serperek, dilediğiniz mevsim meyveleriyle süsleyip, servis yapın.”

    Şekersiz isteyenlere

    Meltem Demir şeker kullanmak istemeyenlere yönelik de bir tarif paylaştı. Bu tarif için gerekli malzemeler ise 5 adet güllaç yaprağı, 1 su bardağı bal, 5 su bardağı sıcak süt, 2 adet kivi, 1 adet muz, 5 adet çilek, yarım su bardağı bal, çeyrek limonun suyu.

    Meyveleri küçük küçük doğrayıp, bir kapta balla karıştırılması gerektiğini belirten Demir, şunları söyledi: “Bir tencerede sütü kaynatın ve kaynamaya yakın balı, 1-2 damla limon suyunu ekleyin. Bir güllaç yaprağını dörde bölün. Sütlü karışımı bir tepsiye alın. Güllaç yapraklarını batırıp çıkarın ve düz bir zemine yayın. İç malzemesinden yerleştirip yaprak sarma şeklinde gevşekçe sarın. Malzeme bitinceye kadar bu işlemi tekrarlayın. Daha sonra dikdörtgen şeklinde kesin ve servis edin.”

    Sephora ile Doğanın İyileştirici Gücü Cildinizde!

    0
    Sephora ile Doganin İyilestirici Gucu

    Sephora, sürdürülebilir güzellik odaklı kadın girişimi markalarının doğal içerikli ürünleriyle, doğanın iyileştirici gücünü cildinize yansıtmaya devam ediyor.

    sephora.com.tr ve Sephora Mobil Uygulama üzerinden Sephora Collection ‘Good For’çatısı altında sunulan Bade Natural, Cosmed, Feu du Ciel, Mellys’ Nature ve The Sim Co.’nun ürünleri, bakım rutinlerinin vazgeçilmezleri arasında yerini alıyor. 

    Canlı ve aydınlık bir cilt görünümü destekleyen özel formüller, her cilt tipinin ihtiyacını karşılayarak cildin özlediği nemi ve temizliği kolaylıkla sağlanmasına yardımcı oluyor. Doğal ve etkili formüllere sahip ürünler, çevresel faktörlerden yıpranan ciltlerin yol arkadaşı oluyor. Cilt ve saç bakımı ve rahatlatıcı aromaterapi rutinlerine farklılık getiren ürünler, temiz güzellik anlayışına eşlik ediyor. 

    Bütünsel bir güzellik rituelinin kahramanı olan Cosmed’in göz çevresinin hassas yapısına uygun micellar göz temizleme suyu ve Bade Natural’in C Vitamini antioksidan yüz serumu, cilt bakımı tutkunlarının vazgeçilmezi oluyor. The Sim Co.’nun dinlendirici roll on’ları, Mellys’  Nature’ın %100 doğal çok amaçlı kuru yağı ve kendinizi daha iyi hissetmenizi destekleyen  Feu du Ciel’in harika kokulara sahip mumlarıyla  keyifli bir bakım yolculuğunu keşfetmek size kalıyor. 

    Anne Adayları Ramazan’da Nasıl Beslenmeli?

    0
    Ramazanda anne adaylari

    Gebelik planlayan anne adaylarının en sık merak ettiği konuların başında Ramazan ayında oruç tutup tutamayacakları konusu geliyor.

    Normal beslenme rutinin dışına çıkıldığı, öğün sayısının ikiye düştüğü ve beslenme arası sürelerinin arttığı Ramazan ayında oruç tutmayı düşünen anne adaylarının, iyi hazırlanmış bir beslenme düzenine ihtiyacı artıyor.

     Bu noktada anne adaylarının sadece hekimi uygun görürse Ramazan ayında oruç tutmasının doğru olacağını söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman; “Oruç tutmanın gebe ve bebek üzerindeki etkileri çok iyi değerlendirilerek karar verilmelidir. Fizyolojik ve psikolojik olarak değişen, günlük alması gereken besin miktarı artan anne adayının bu süreci hem kendini hem de bebek için en sağlıklı şekilde sürdürebilmesi için hem sıvı hem gıda olarak dengeli bir rutin oluşturulması gerekiyor. Riskli gebelik sürecinde olan anne adayları ise kesinlikle oruç tutmamalıdır” şeklinde konuştu.

    Gebelik sürecinde beslenme yönünden en hassas ve özel döneme giren anne adayları Ramazan ayının gelmesiyle birlikte oruç tutup tutmama konusunda karar veremiyor. Hekimin onay vermesi halinde ise oruç tutacak olan anne adaylarının yeterli düzeyde enerji ve besin ögesi alması şart oluyor.

    Bu süreçte hem sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek hem de kendi sağlıklarını korumak için iftar ve sahurda bu gereksinimlerini tam karşılanması gerekiyor.  İftar ve sahur arasındaki ara öğünlerin çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, ramazanda anne adaylarının nasıl beslenmesi gerektiğine dair önemli ipuçları verdi.

    Sıvı alımı ihmal edilmemeli

    Sahur ile iftar arasındaki süre çok uzun olduğundan dolayı vücudun susuz kalmasını engellemek için anne adaylarının iftar ile sahur arasında en az 3 litre su içmesi önerilir. Gebelikte ciddi sorunlara yol açabilecek vücutta sıvı kaybı (dehidrasyon) yaşamaması için sahurda su içmenin yanı sıra çok yorulmamaya, dışarıda olan anne adaylarının gölgede vakit geçirmesine dikkat edilmelidir. 

    Protein ağırlıklı beslenmeli

    Bebeğin sağlıklı gelişimini devam ettirebilmesi için hamilelik sürecinde anne adayının mutlaka protein yönünden zengin besinleri tüketmesi çok önemlidir. Bu anlamda süt, yumurta, az tuzlu peynir, yulaf gibi besinler tercih edilebilir. Aynı şekilde besleyiciliği yüksek ve tok tutan besinler de hem sahurda hem iftarda sofrada yer almalı. Bunlar; fındık, çiğ badem, ceviz gibi yağlı tohumlar…

    Mevsim yeşillikleri ve lifli gıdalar tüketilmeli 

    Hem anne adayının hem de bebeğin günlük vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması için mutlaka beslenme rutinine mevsim yeşillikleri dahil edilmelidir. Hem çiğ hem de pişmiş olarak tüketilebilecek mevsim yeşillikleri, besleyiciliği yüksek olmasıyla çok önemlidir. Bunun yanı sıra oruç süresinde gerekli olan enerjiyi sağlayacak ve kan şekerini dengeleyecek lifli gıdalar, tam tahıllı besinler de mutlaka sofradaki yerini almalıdır. 

    Tatlı yerine meyve, ağır yerine hafif besinler 

    Hamilelikte oruç tutmak başlı başına zor olduğundan bu süreci en rahat şekilde atlatmak için sindirim sistemini de rahatlatmak gerekir. Bu anlamda iftar ve sahurda yağlı, kızarmış, ağır yiyecekler yerine ızgara, haşlama ya da fırın yemekleri tercih edilmelidir. Tatlı ihtiyacını karşılamak için yine aynı şekilde ya hafif sütlü tatlılar ya da mevsim meyveleri tüketilmelidir. İftar ve sahur arasında yapılacak ara öğünde meyvelerden, yulaf ve yoğurttan oluşan lezzetli karışımlarla da gebeler kendi tatlılarını oluşturabilirler. 

    “Ramazan Ayı İnsan Sağlığı İçin Çok Önemli”

    0
    ramazan insan sagligi icin onemli

    “Bu Besinlere Dikkat”

    Ramazan ayında oruç tutmanın etkisiyle hazımsızlık, şişkinlik, kabızlık gibi mide-bağırsak problemlerinin görülme sıklığı artabiliyor.  Well World Aesthetic & Longevity Clinic Uzman Diyetisyen Tuğçe Gençel, ramazan ayının insan sağlığı için çok önemli olduğunu, uzun günlerde oruç tutarken bol su tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. 

    Diyetisyen Tuğçe Gençel

    “YEMEK YEME SÜRESİNİ UZATMAK GEREKİYOR”

    “Öğün sayısının azalması ve öğünler arası açlık süresinin uzun olmasından kaynaklı, boş mideye bir anda yüklenmek ve çok hızlı yemek, bazı sindirim sistemi şikâyetlerine yol açabilir. Bu nedenle; hazımsızlık, şişkinlik, gaz, mide ağrısına engel olmak için yemek yeme süresini uzatmak ilk dikkat etmemiz gereken noktadır” diyor. 

    “YEMEK YERKEN SU TÜKETMEYİN”

    “Su tüketimi çok önemlidir. İftar ile sahur arasında en az 1,5-2 litre (8-10 bardak) su tüketmeye özen gösterelim. Su tüketimini yemek esnasında yapılmamalı.  Yemekle su içmek, mide asidini seyrelttiğinden ve mide kapasitesini zorladığı için sindirim sistemi problemlerine yol açabilir. Bu anlamda aralarda su içmek daha doğru olacaktır. Suyun yanı sıra iftarda çorba, ayran, yoğurt, şekersiz komposto tüketimi de bize kaliteli sıvı desteği sağlamaktadır” dedi. 

    “SAHURA KALKMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    “Sahurda, tok tutan, lif ve su oranı yüksek, düşük glisemik indeksli, kaliteli enerji sağlayan, uykuya yeniden geçişte problem yaratmayacak besinleri tüketmek gerekiyor. Kızartma, hamur işleri, tatlı, gazlı içecekler, çok tuzlu ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulması lazım.  Yumurta, kaliteli protein içeriği sayesinde tok tutar”

    “İFTARDA YEMEK ARASINDA 15 DAKİKA MOLA”

    “İftar açılırken bir anda boş mideye yüklenmek ve ağır yiyeceklerle açılış yapmak yanlıştır. 1-2 bardak su ile açılış yapabilirsiniz. Limonlu su veya ev yapımı elma sirkeli su ile orucunuzu açmanız mide asidini arttırarak sindirimi kolaylaştırır. Akabinde 1-2 adet hurma veya zeytin tüketebilirsiniz ve 1 kâse hafif bir çorba ile devam edebilirsiniz. Bu aşamada, uzun süre açlık sonrası mideyi dinlendirmek ve olası sindirim sistemi problemlerinden korunmak için 15-20 dakika mola vermek önemlidir”

    “İFTARDAN SONRA BİR PORSİYON MEYVE”

    “İftardan sonra ara öğün yapmak zorunda değilsiniz. Ancak, ara öğün ihtiyacınız olursa iftardan 2 saat sonra, 1 kâse yoğurt/ kefir/ çiğ kuruyemiş (fındık, badem, ceviz vb.) yanında 1 porsiyon taze meyve tüketebilirsiniz. Alternatif olarak meyveli tarçınlı yoğurtlu kâse/ kefirli meyveli smoothie/ fit ev yapımı meyve tatlıları veya tarifler ve haftada 1 günü geçmemek koşuluyla sütlü tatlı veya dondurma tüketebilirsiniz”

    “RAMAZAN AYI BOYUNCA LİF ALIMI KABIZLIĞI ÖNLÜYOR

    Ramazan sürecinde iştah kontrolünü sağlamak ve kabızlığı önlemek için lif alımı çok önemli olduğunu belirten Well World Aesthetic & Longevity Clinic Uzman Diyetisyen Tuğçe Gençel,  “Kırmızı pancar, avokado, koyu yeşil yapraklı sebzeler, bal kabağı, çiğ kuruyemişler, öğütülmüş keten tohumu gibi besinlere sofranızda yer vermeniz gerekiyor” dedi. 

    Kansızlığa Karşı Meyve Suyu Tüketin

    0
    Kansizliga Karsi Meyve suyu

    Kansızlık ve kansızlığa bağlı olarak görülen demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde geri dönülemez etkilere neden olduğunu söyleyen uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimi için C vitamininin şart olduğunu, bu sebeple meyve suyu tüketmenin çok önemli olduğunu belirtiyorlar.

    Hayat kaynağı olan kanın azalmasıyla ortaya çıkan kansızlık ve ona bağlı demir eksikliği yaşam kalitesini azaltıyor. Demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde önemli bir rolü olduğunu ifade eden uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimini arttırmak için meyve suyu tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. 

    Kansızlığın kandaki hemoglobin miktarının azalması olarak tanımlandığını ve bunun da demir eksikliğine neden olduğunu belirten Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, demir yetersizliğinin genellikle büyümenin çok hızlı olduğu çocukluk ve ergenlik çağı ile hamilelik döneminde ortaya çıktığına dikkat çekti. İnanç, “Dünyada her 5 erkekten biri, her 3 kadından biri, her 2 gebeden biri ve her 5 çocuktan biri kansızlık problemi yaşar. Ancak pek çoğu bu durumlarının ne yazık ki farkında olmuyor. Gelişmiş ülkelerde 0- 5 yaş arası çocuklarda kansızlığa rastlanma sıklığı yüzde 4 ile 20 arasında iken, az gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubunda bu oran yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Ülkemizde ise kansızlığa rastlama sıklığı maalesef yüzde 50 gibi oldukça yüksek bir oran olarak seyrediyor” dedi.

    C vitamini demir emilimini artırıyor

    Demirin hem hayvansal hem de bitkisel besinlerde bulunduğunu kaydeden Prof. İnanç, “Besinlerdeki demirin tamamı vücutta emilemez. Aldığımız demirin yararlı olabilmesi için C vitamini içeren besinlerle birlikte tüketmeliyiz. Örneğin yemekle alınan 500 miligram C vitamini, demirin emilimini 6 kat artırır. Bu nedenle vitamin alımını artırmak için meyve suları iyi bir kaynaktır. Özellikle C vitamini içeren portakal suyu, ananas suyu ve greyfurt suyu gibi meyve sularının, yüksek miktarda protein ve demir içeren öğün ile birlikte tüketilmesi demir emilimini artırır. Kansızlıktan korunmak ve kansızlık oluştuktan sonra daha etkin ve hızlı bir şekilde tedavi edilebilmek için her yaş grubunda vitamin kaynağı olan meyve suyu tüketimine özen gösterilmelidir” ifadelerinde bulundu. 

    İşitme Kaybı Çocukların Dil, Konuşma Ve Beyin Gelişimlerini Olumsuz Etkiliyor

    0
    İsitme kaybi cocuklarin dil, konusma ve beyin gelisimlerini olumsuz etkiliyor

    İşitme sistemini oluşturan dış kulak, orta kulak, iç kulak ve işitme sinirlerinde ortaya çıkabilecek bir aksaklık işitme kaybına sebep olabiliyor.

    Kişinin normal bir işitmeye sahip olmasına rağmen konuşmaların anlaşılmasında sorun yaşadığında işitsel işlemleme bozukluğu meydana gelebildiğini hatırlatan Demant İşitme Sağlığı Grup Şirketleri Eğitim Müdürü, Odyoloji Doktoru Bahtiyar Çelikgün, “Özellikle dil gelişiminin kritik olduğu dönemlerde veya okul dönemlerinde ortaya çıkabilecek çok hafif dereceli bir işitme kaybı bile çocukların dil, konuşma ve beyin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor” açıklamasında bulundu.

    TUİK tarafından yapılan güncel çalışmalara göre 2-17 yaş aralığındaki çocukların yaklaşık yüzde 2’sinde işitme kaybı olduğu belirtiliyor. Yenidoğan işitme taramasıyla erken dönemde tanı konulamayan çocukların sonraki dönemlerde de işitme kaybı yaşayabildiğini söyleyen Demant İşitme Sağlığı Grup Şirketleri Eğitim Müdürü, Doktor Odyolog Bahtiyar Çelikgün, “İşitsel işleme bozuklukları doğuştan olabildiği gibi yaşlanmaya bağlı işitme kayıpları, ses travması ve kafa yaralanmaları ile birlikte de ortaya çıkabiliyor. İşitsel işleme bozukluğunun çocuklarda görülme oranı yüzde 2 ila 3 sınırındayken bu oran erkek çocuklarında 2 kat daha fazla görülebiliyor. Dolasıyla çevrenin ve öğretmenlerin geri dönüşlerinin dikkate alınması oldukça önemli” dedi.

    Söylenenleri sık sık tekrarlatıyorsanız gizli işitme kaybınız olabilir

    İşitme testlerinin işitme kaybının türü ve derecesi belirlenmesinde rol oynarken, değerlendirme sonucunda medikal ve akustik çözümler sunulabildiğini belirten Demant İşitme Sağlığı Grup Şirketleri Eğitim Müdürü, Doktor Odyolog Bahtiyar Çelikgün “Gürültüye bağlı ya da yaşla birlikte iç kulak yapılarının hasarına bağlı gizli işitme kaybı meydana gelebilir., “Gürültülü ortamlardaki konuşmaları anlamada zorlanıyor, sık sık söylenenleri tekrarlatma ihtiyacı duyuyorsanız göz ardı edilmemesi gereken gizli bir işitme kaybınız olabilir. Bu anlamda kişilerin işitme testleri yapılsa bile işitme eşikleri çoğunlukla normal sınırlarda olduğu için göz ardı edilebiliyor. Gizli işitme kaybını engellemek için yüksek sesli ve gürültülü ortamlarda çok bulunmamaya, bu gibi ortamlarda bulunuyorsanız koruyucu kulaklık takmaya özen gösterilmeli. Düzenli yapılacak işitme testinin yanı sıra konuşma testleri ve gürültüde anlama testleri ile işitmenizi kontrol ettirmeli ve önlemlerinizi gözden geçirmelisiniz. İşitme kaybınız olmamasına rağmen duyduklarınızı anlamlandırmada zorluk yaşıyorsanız daha ileri tetkikler için üniversite ve araştırma hastanelerine başvurmalısınız” dedi.