Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve bazen de şişme şeklinde kendisini gösteren alerjik nezle, tedavi edilmediğinde ve tedavide kullanılan ilaçların reçetesiz kullanımı nedeniyle oluşan yan etkisi trafik kazalarına zemin hazırlıyor.
Bahar aylarında, alerjik riniti olan bireylerde astım, sinüzit gibi hastalıklar daha fazla nükseder, odak ve dikkat dağınıklığı artar. Alerjisi olan hastaların yol hakimiyetini kaybedip trafik kazalarına karışma riski çok olup neredeyse ölümcül boyutlara ulaşmaktadır.
Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Alerji Astım Derneği
Prof.Dr. Ahmet Akçay
Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay; alerjik rinitin, oldukça yaygın alerjik bir hastalık olduğunu, dikkat ve hafızayla bağlantılarının bulunduğu konusunda bilgiler verdi.
Trafikte Alerjik Rinit Terörü!
Alerjik rinitin kontrol altına alınmasının yanında doğru ilaç tedavisinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Akçay; tedavide kullanılan antihistaminik adı verilen ilaçların, sersemliğe neden olduğunu, araba sürmenin, yola odaklanmak gibi bireyin dikkatini toplaması gereken durumlarda, trafik kazalarına yol açan çeşitli problemler yarattığını söyledi. Son senelerde geliştirilen antihistaminiklerin sersemlik etkisinin en az düzeye indirgendiğini ancak sersemliğe neden olan eski tip antihistaminiklerin reçetesiz şekilde hala sıklıkla kullanıldığına dikkat çekti. Soğuk algınlığında alınan ilaçların içeriğinde sersemliğe sebep olan antihistaminik maddesi bulunur.
Trafik kazalarında alerjisi olan hastaların bilhassa ilaç alerjisi olanları bekleyen tehlike ise trafik kazası sonucunda bilinci kapanan hastaya müdahale esnasında alerjisi olduğu bir ilacın verilmesidir. Hekim tarafından alerjisi olduğu bir ilacın kullanılabilme ihtimali olduğundan, ilaç alerjisi olan kişilerin, bu ilaçların bir listesini yanında bulundurmaları gerekir.
Alerjik Rinit Can Alıyor!
500 kişiden 65’inin alerjik rinit sebebiyle sürüş esnasında ciddi derecede rahatsızlık çektiğini ve araç sürmekten kaçındığını belirten Prof. Dr. Akçay bunun sebebini şöyle açıkladı: “Hapşırma sırasında oluşan sarsılma sürüş kontrolünün bozulmasına neden olur. Alerjik nezle burun tıkanıklığı, arka arkaya defalarca hapşırma, burun akıntısı ve kaşıntısını içeren bir hastalık olmakla beraber kuvvetli bir hapşırma esnasında vücudun sarsılmasıyla gözlerin kapanması sonucunda sürücünün yol hakimiyeti kaybolur. Alerjik rinit ile alakalı sorunlar içerisinde göz şikayetler; gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma ve bazen de şişme şeklinde kendisini görünür kılabilir. Çeşitli alerjik rinit türleri tedavi edilmediğinde veya tedavide kullanılan ilaçların yan etkisi sebebiyle trafik kazalarının doğmasına zemin hazırlar.’
Alerjik Rinit Hastanın Hayat Kalitesini Bozar!
Prof. Dr. Akçay; “Alerjik rinit hastanın gündelik işlerini yapmasını ve sosyalliğini engeller. Hastanın günlük yaşantısını kısıtladığı gibi özellikle gece oluşan alerjik rinit semptomları hastanın uyku düzenini ve kalitesini bozar. Bu durum hastanın konsantrasyon ve dikkat düzeyine ciddi ölçüde zarar verir, performansını aşağı çeker, sürüş esnasında oluşabilecek yol kazalarına davetiye çıkarır” dedi.
Trafikte Alerjik Rinitin Önüne Geçin!
· *Önceden antihistaminik bir ilaç alınabilir fakat bu ilaçlar belirtilerin oluşmasını önleme noktasında yetersiz kalacaktır.
· * Bir antihistaminik kullanılacaksa bile bunun sersemliğe neden olmayan yeni nesil bir antihistaminik olmasına özen gösterilmelidir. Aşı tedavisi gibi daha etkili ve kesin tedavi yöntemi uygun bireylerde uygulanmalıdır.
· *Taşıtın havalandırma sistemi, dışarıda bulunan polen dolu havayı hastanın en hassas olduğu gözlerine ve burnuna doğru püskürtür, bu sebeple kapatılmalıdır.
· *En iyi seçenek arabanın bir polen filtresine sahip olmasıdır. Bu filtreler mikro partiküllerin arabanın içine nüfuz etmesini önlemektedir.
Galata Kulesi, İzmir Saat Kulesi, Gaziantep Kalesi Ve Amasya Kalesi Mor Renkle Aydınlatıldı
Uzun Lafın Kısası Türkiye’nin Sembol Yapıları Epilepsi İçin Mor Işıklandırıldı
Mor Gün’de Epilepsi Farkındalığı Binalara Mor Yansıdı
pilepsi Farkındalık Günü’nde Türkiye’nin sembol yapılarından Galata Kulesi, İzmir Saat Kulesi, Gaziantep Kalesi ve Amasya Kalesi epilepsi farkındalığı için mor ışıkla aydınlatıldı
Türk Epilepsi ile Savaş Derneği, kemikleşmiş yanlış inanışlar ve eksik bilgilerden kaynaklı toplumsal ön yargıların epilepsi hastalarının sosyal yaşamına zarar vermesine dur demek için altı yıldır Epilepsi İçin Bak farkındalık kampanyasını hayata geçiriyor. Epilepsi İçin Bak farkındalık kampanyasının 26 Mart Mor Gün – Epilepsi Farkındalık Günü girişimleri kapsamında, Türkiye’nin sembol yapılarından Galata Kulesi, İzmir Saat Kulesi, Gaziantep Kalesi ve Amasya Kalesi mor renkle ışıklandırıldı.
Epilepsi Farkındalık Araştırması sonuçlarına göre; çevresinde epilepsi hastası bireylerin olmasından rahatsızlık duyanların oranının yüzde 60 olduğu ülkemizde, epilepsili bireyler, evlenmekten çalışmaya kadar sosyal hayatta onları hastalıktan çok daha fazla zorlayan ön yargılarla mücadele ediyor. Epilepsi İçin Bak farkındalık kampanyası yürüttüğü farkındalık çalışmalarıyla epilepsi hastalarının yaşadıkları sıkıntıları duyurmayı ve bu ön yargıları ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Kar yağışının arttığı şu günlerde evde karla hazırlanan basit bir uygulamayla güzelleşmek mümkün. Peki karın cilde ne gibi bir faydası var? Kar maskesi nasıl yapılır? Detaylar Haberimizde.
Güzellik iksiri karla cildinizi temizleyin
Birçok şehir Mart ayını kar yağışıyla geçiriyor. Her yeri bembeyaz bir gelinlik gibi süsleyen kar, sadece şehirleri değil kadınları da güzelleştiriyor. Adeta bir güzellik iksiri olan karla yapılan masaj, kan dolaşımını hızlandırıp teni canlandırırken; kar maskesi ise cildi temizliyor.
Faydasını saymakla bitmiyor
Karın güzelliğe olan etkisi hakkında bilgi veren Güzellik Koçu Meltem Demir, “Aşırı soğuk veya aşırı sıcağın cildi olumsuz yönde etkilediği biliniyor ancak karın da sağladığı birçok fayda var. Bu faydalarını bilenler kar banyosunu hiç ihmal etmiyor. Keşke kar banyosu yapabilsek fakat yüzümüze bile sürsek yeter” dedi.
‘İyi bir oksidan’
Temiz karla cilde yapılan masajın teni canlandırdığını aktaran Demir, “Cildi güzelleştiriyor, kan dolaşımını hızlandırıyor. Ayrıca kar suyu iyi bir antioksidandır. Şiş gözleri ve kızarıklıkları giderir. Aynı zamanda koyu göz altlarını da azaltır” diye konuştu.
Hava kirliliğine dikkat!
Karla yapılan güzellik uygulamaları için karın temiz olması gerektiğine dikkat çeken Demir, “Kullanacağınız karı güzel ve temiz yerden almalısınız. Öte yandan bazı şehirlerdeki hava kirliliği nedeniyle yağan karın içinde karbon, kükürt ve azot bileşenleri olabileceğinden suyu zararlı olabilir” ifadelerini kullandı.
Örnek uygulamalar
Meltem Demir
Meltem Demir, karla yapılabilecek uygulamalar hakkında ise şunları söyledi: “Kar yeni yağdığı zaman veya yağdıktan bir süre sonra, bekleyince formu daha farklı oluyor. Bekleyen kar kristal gibi, sert bir eksfoliyan haline gelebiliyor ve cildi çizebilir. O yüzden direkt uygulama yerine klasik temizlenmiş, peeling yapılmış, toniklenmiş cilt üzerine 10 dakika yüz masajı yapılabilir, bu sıcak uygulama masaj da olur. Ardından maske şeklinde kesilmiş iki gazlı bez arasına 4-5 cm kalınlığında kar konulup yüz bölgesinde kompresle 5 dakika gezdirilir. Böylece klasik buz masajındaki gibi gözenekleri sıkılaştırır, kan dolaşımını düzenler ve cildi canlandırır. Ayrıca elle veya ısı uygulanmış taşlarla önce cildi gevşetir, dolaşımı hızlandırır ardından şok etkisiyle yapılan masa cildi sıkılaştırır. Aynı yöntem göz altı morlukları, sarkmaları ve kırışıklıkları için de uygulanabilir.”
Vıctorıa’s Secret Türkiye, Yeni Koleksiyonu Love Cloud İçin Türkiye’nin Güçlü Ve Alanında Başarılı 4 Kadınını Dijital Projede Buluşturdu.
Victoria’s Secret Türkiye, rahatlığı şıklıkla birleştirerek bambaşka bir boyuta taşıyan Love Cloud Koleksiyonunu, farklı uzmanlık alanlarında başarılı işlere imza atan dört kadının yer aldığı video serisi ile tanıtıyor. Projede; başarılı oyuncu Esra Bilgiç, Türkiye’nin En Genç Kadın Ralli Şampiyonu Burcu Burkut Erenkul, Dünya Tekvando Şampiyonu Zeliha Ağrıs, “Umarım Annem Dinlemez” podcast serisinin kurucusu Tuluğ Özlü yer aldı.
Victoria’s Secret globalde sütyen ve külotlarıyla tamamıyla konfora odaklanan yeni koleksiyonu “Love Cloud” tanıtımını, farklı yaşlarda, kültürlerde ve mesleklerde on sekiz farklı kadın ile yaparak Victoria’s Secret’ın tüm kadınları kucaklama, kutlama ve her zaman destekleme konusundaki kararlılığına dikkat çekmişti.
Victoria’sSecretTürkiye ise Love Cloud Koleksiyonu için markanın dönüşümündeki önemli bir adım olan her biri hikayesi ve başarıları ile ilham veren birbirinden değerli dört Türk kadınının yer aldığı dijital video serisi projesine imza attı.
Love Cloud kampanyasını desteklemek adına lokal yüzler ile gerçekleştirilen bu dijital video çekimlerinde; her biri alanında başarılı, çeşitliliği simgeleyen, farklı vücut tipleri ve tarzları temsil eden, değişik yaş gruplarından dört kadın özel olarak seçildi.
Global lansmanın Türkiye uzantısı olan bu dijital projede, bu dört başarılı kadın Love Cloud Koleksiyonunda yer alan birer modeli sahiplenerek, bu sütyenlerle tanıştıkları andan itibaren hissettiklerinden ve kişisel deneyimlerinden samimiyetle bahsetti. Victoria’s Secret’ın özgürlüğü, öz güveni, şıklığı ve rahatlığı ön plana alarak tasarladığı bu özel koleksiyon; meslek, beden, veya yaş fark etmeksizin herkesi kucaklayan kalıplara ve konfora sahip.
Victoria’s Secret’ın müşterilerin gerçek ihtiyaçlarına kulak verip onlardan ilham alarak tasarladığı Love Cloud koleksiyonunu Türkiye’deki kadınlara ilham olan dört farklı kadının deneyiminden dinlemeye hazır mısınız? Victoria’s Secret Türkiye’nin öncülüğünde hazırlanan bu projeninönemli bir parçası olan bu kadınları birlikte tanıyalım…
Ankara’da dünyaya gelen Esra Bilgiç; tiyatro ile sekiz yaşında Mamak Belediyesi’nin kurslarında çocuk oyunları oynayarak tanıştı. On yaşında annesinin yönlendirmesiyle keman çalmaya başladı. Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde üniversite öğrenimini tamamladı. İlk projesi olan “Diriliş Ertuğrul” ile oyunculuğa profesyonel adımını attı.
Bu projedeki başarısı ile dikkat çeken Bilgiç, uluslararası markaların reklam yüzü oldu. 2018 yılında dünyanın en prestijli sanat okullarından olan Royal Academy of Dramatic Art’ta drama ve ses eğitimi almak için İngiltere’ye gitti. BKM yapımcılığında Adana’da çekilen “Ramo” dizisinde başrolü paylaşarak başarılı oyunculuğu ile birçok seyircinin beğenisini topladı.
İlgiyle izlenen “Kanunsuz Topraklar” dizisinini yanı sıra çekimleri yeni başlayan “Süslü Korkuluk” adlı Netflix dizisinde Çağatay Ulusoy ile başrolü paylaşacak olan Bilgiç; Türkiye’de birçok sosyal sorumluluk projesinde yer aldı.
16 yaşında Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’ndan (TOSFED) aldığı özel izinle Polo Ladies Cup’ta yarışarak Türkiye’nin en genç yarış pilotu olan Burcu Burkut Erenkul, aynı zamanda Türkiye’nin en genç kadın ralli şampiyonudur. Rüzgarın kızı olarak anılan Erenkul, başarılı bir kadın olarak hikayesi ile birçok kalıbı yıktı.
Erkek egemen bir spor dalı olan ralli serüvenine babasının yanında Co Pilot olarak başlayan Erenkul, çok sayıda yarışta önemli derecelere imza attı. Ralli tutkusu ve disiplini ise ona Türkiye’nin en güçlü ralli şampiyonlarından biri olma unvanını kazandırdı.
23 yaşında genç ve dinamik bir sporcu olan ZelihaAğrıs, dünya şampiyonu unvanına sahip olan Türk tekvando sporcusudur. Tekvandoda ülkemize birçok madalya kazandıran sporcu Zeliha Ağrıs, Güney Kore’nin Muju kentinde düzenlenen 2017 Dünya Şampiyonası’nda kadınlar 53 kg mücadelesinde altın madalya kazanmış ve ardından finalde Rus bir sporcuyu 11-8 mağlup ederek dünya şampiyonu olmuştur.
Ülkemize sayısınız şampiyonlukla büyük gurur yaşatan Zeliha Ağrıs genç kızlara ve sporculara ilham olmayı hedefliyor.
“Umarım Annem Dinlemez” podcast serisinin kurucusu ve sanat yönetmeni olan Tuluğ Özlü, kadınları ilgilendiren konuları işlemesinin yanı sıra tabuları yıkan sohbetler ile özgürce konuşmanın önemine dikkat çekiyor. Özlü, podcastlerinde alanında başarılı ve ilham veren hikayesi olan kişileri ağırlayarak samimi sohbetler gerçekleştiriyor.
Kadınların kendi hikayelerini, özgürlüğün, rahatlığın onlar için ne anlama geldiğini ve Love Cloud Koleksiyonu ile yaşadıkları kişisel deneyimleri aktardıkları ilham veren bu dijital projeyi Victoria’s Secret Türkiye sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın!
Metabolizma hızı, hareketsizlik ve beslenme şekli gibi nedenler vücudumuzda aşırı yağlanmaya sebep olabiliyor.
Uzmanlar, bütünsel sağlığın sürdürülmesi için vücuttaki yağ ve kas dengesinin korunmasına dikkat çekiyor.
Şehir yaşamında ağırlıklı olarak kapalı alanda vakit geçirilmesi, masa başı çalışmanın çoğunlukta olması, yoğun iş temposunda spora zaman bulunamaması ve yanlış beslenme, yağlanmayı arttıran faktörler arasında yer alıyor. Kalp ve damar sağlığı için uzmanlar vücuttaki aşırı yağlanmanın olumsuz etkisine dikkat çekerken, sağlıklı yaşam için dengeli yağ-kas dağılımını öneriyor.
Vücuttaki yağ-kas dengesinin korunması için günlük hareket miktarının arttırılması, kısa mesafelerde araç kullanımı yerine yürüyüş yapılması, günlük rutinde hafif egzersizlere yer verilmesi ve mümkünse düzenli olarak bir spor aktivitesi ile ilgilenilmesi tavsiye ediliyor.
Vücudumuzdaki yağ-kas oranının korunmasında dengeli beslenme son derece önem taşıyor. Beslenme rutininde sağlıklı yağlara yer verilmesi bütünsel sağlığın korunmasına yardımcı oluyor. Ayrıca uzmanlar protein, yağ ve karbonhidrat alımının dengelenmesini önerirken işlenmiş ve paketli yiyeceklerin tercih edilmemesi konusunda uyarıyor.
Bütünsel sağlığını desteklerken dengeli beslenmesine önem verenler, çoklu doymamış yağ asidi Konjuge Linoleik Asit (CLA)in doğal kaynağı Zade Vital Aspir Yağı’nı egzersizlerinden önce almayı tercih ediyor.
Yeni NIVEA Luminous630 Koyu Halka Karşıtı Göz Bakım Kremi, aydınlanmış ve genç görünen bir göz çevresi için yüksek etkili koyu halka karşıtı bakım sağlıyor.
Patentli Luminous630 formülü ile göz çevresindeki koyu halka görünümünü 4 haftada azaltmaya yardımcı oluyor*!
Ayrıca içeriğindeki enerji veren kafein ile göz altı torbası görünümünü azaltmak için yorgun gözlerdeki şişkinlik görünümünü hafifletmeye yardımcı oluyor ve hyaluronik asit ile cildi nemlendiriyor, ince çizgi ve kırışıklık görünümünü azaltmaya yardımcı oluyor.
Beyin sağlığını en çok etkileyen hastalıkların Alzheimer, demans, inme gibi hastalıklar olduğunu belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor.
Beyni korumak için genel sağlığa dikkat etmenin önemli olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, düzenli egzersiz yapmayı, yoğun gerilimden uzak durmayı, hobiler edinmeyi ve okumayı, yeni şeyler öğrenmeyi tavsiye ediyor. Özellikle Alzheimer’dan korunmak için hayatın içinde olmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Yalnız yaşamayın, eve kapanmayın. Erken emekli olup kabuğunuza çekilmeyin. Hep aynı işlerle uğraşmayın, yeni şeyler deneyin” tavsiyesinde bulunuyor. Şarkı söylemenin hafızayı koruduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Şarkı söylemek de benzeri şekilde hafıza oluşturarak ve hafızayı koruyarak beyni uyarır” diyerek müziğin beynin gıdası olduğunu söyledi.
2008 yılından bu yana başta Society for Neuroscience ve Dana Foundation olmak üzere sinirbilimle ilgili uluslararası kuruluşlar öncülüğünde her yıl Mart ayının üçüncü haftası Beyin Farkındalığı Haftası olarak kutlanıyor. Sinirbilimin dünyada daha iyi tanıtılması ve öneminin anlatılmasının hedeflendiği bu özel haftada sinirbilim alanındaki yeni gelişmelerin topluma duyurulması amaçlanıyor.
Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Beyin Farkındalığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada beyin sağlığı ve nörolojik hastalıklar arasındaki ilişkiye değindi.
Beyin sağlığının kimlik ve benliğimize sahip olarak yaşamak, bellek, iletişim, duygular, beceri gibi işlevleri sağlıklı ve bağımsız biçimde sürdürebilmek için önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, bu işlevlerin beyin tarafından ortaya konulan işlevler olduğunu söyledi.
Nörogenetik hastalıklar artacak
Beyin sağlığını en çok etkileyen hastalıkların Alzheimer, demans ve inme gibi hastalıklar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, yakın gelecekte de bu hastalıkların yanı sıra nörogenetik hastalıklardan bahsedileceğini söyledi. Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Önümüzdeki yıllarda “Nörogenetik hastalıklar, Alzheimer hastalığı ve demanslar, inmenin acil tedavisi konuşulacak. Özellikle Alzheimer hastalığında artış görülecek. Bunun da en önemli nedeni tanı yöntemlerinin gelişmesi ve yaşlı insan sayısındaki artış olacak. İnsan ömrü uzadığı için Alzheimer görülme sıklığı da artacak. Alzheimer için çağın hastalığı da denilmektedir. Bunun nedeni toplumsal ilginin ve hasta oranının artışı. Medyanın da katkısı var.” diye konuştu.
Beyin check up 50 yaş üzeri için çok önemli
Beyin sağlığında erken tanının önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, kalp ve diğer iç organların sağlığından emin olabilmek için düzenli olarak check up yaptırılması gerektiğinin bilinmesine rağmen beyin sağlığı için henüz bu tür bir kavramın yeterince yerleşmediğini söyledi. Yapılan araştırmaların ortalama 50 yaşın üzerinde her yıl beyin check- upı yaptırılması gerektiğini ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Beyin check up; genel kan ve idrar testlerinin üzerine MR, Beyin Haritalaması, Zihin Testleri ve Depresyon sorgulamasının yapılmasından oluşuyor.” dedi.
Beyin check-up Alzheimer’ın erken teşhisini sağlıyor
Beyin check-up’ın özellikle Alzheimer hastalığının erken tanı ve tedavisi için önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Sinsi başlayan ve ciddi hafıza kayıplarına yol açan Alzheimer, beyin check up’ı ile erken belirtiler verdiği dönemde anlaşılabilir. Erken dönemde tedavi uygulanmaya başlanır.” dedi.
Beyin check-up unutkanlıkta da kullanılıyor
Herkeste zaman zaman unutkanlık görülebileceğini belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, ancak unutkanlığın bazı durumlarda kötüleşerek kalıcı sorunlar doğurabileceğini söyledi. Beyin check up’ı ile erken tanı konulması halinde hastalara özel zihinsel geliştirme ve rehabilitasyon programları uygulanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Erken tanı sayesinde zamanında uygulanacak tedavi ile dikkat ve konsantrasyon artırılabilir. Öğrenme ve kavrama yeteneği geliştirilir. Hafıza güçlendirilir. Gerekirse ilaç da önerilebililir.” dedi.
Sadece belli bir yaşın üzerine değil, yönetici ve öğrencilerde unutkanlık ve dikkat dağınıklığı bulunanlara da beyin check-up tavsiye edildiğini ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Hücre yenileyici ve beynin stres salgılarını düzenleyici ilaçlar önerilir. Ayrıca bilgisayarla; dikkat, bellek, mantıklı düşünme, öğrenme, akılda tutma, hatırlama becerilerini artırıcı beyin egzersizleri yaptırılır.” dedi.
Beyin sağlığı için yeni şeyler öğrenilmeli
Beyin sağlığını korumak için genel sağlığa dikkat etmenin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Düzenli egzersiz yapmak, yoğun gerilimden uzak durmak, hobiler edinmek ve okumak ve yeni şeyler öğrenmek gerekiyor” tavsiyesinde bulundu. Beyin sağlığını tehdit eden faktörlere de değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Hipertansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, obezite, kronik alkol kullanımı, depresyon, sınırlı ve dar çevrede yaşamak beyin sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor” dedi.
Şarkı söylemek beyni uyarıyor
Şarkı söylemenin hafızayı koruduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Şarkı söylemek de benzeri şekilde hafıza oluşturarak ve hafızayı koruyarak beyni uyarır. Alzheimer hastalarının uzak belleklerindeki şarkıları genelde yakın bellek sorunu yaşadıkları halde eksiksiz söyleyebilmeleri müziğin koruyucu gücü konusunda önemli bir hatırlatmadır. Nitekim son yıllarda Alzheimer hastalarına uygulanan grup çalışmaları sırasında en başarılı performanslardan birinin şarkı söyleme olarak öne çıkması bütün bunların ispatı niteliğindedir. Müziğin insan için ifade ettiği bu eşsiz konumun onun hastalıkları özellikle de beyin ve zihin hastalıkları sırasında oynadığı sağaltıcı etkisi çok uzun zamanlardan beri bilinmektedir. Yüzyıllar boyunca diğer bazı kültürlerde akıl hastaları odun ateşinde yakılırken kendi geçmişimizde ve kültürümüzde müziğin tedavi olarak kullanıldığını biliyoruz.” dedi.
Müzik dinlerken beyinde çok yönlü uyarılmalar oluyor
Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, son yıllarda yapılan beyin araştırmalarının müzik dinlerken ve şarkı söylerken beyinde çok yönlü ve yaygın uyarılmalar olduğunu gösterdiğinden beri ‘Müzik beynin gıdasıdır’ sözünün eski deyimin yerini almaya başladığını belirterek şunları söyledi:
“İşlevsel Manyetik Rezonans (fMR) yoluyla yapılan araştırmalarda müziğin farklı yönleriyle ilgili beyin alanları saptanmıştır. Müzik algısı hem sağ hem de sol beyinde hareket ve algıyla ilgili birçok alanın ortak biçimde uyarılmasıyla mümkün hale gelir. Klasik nörolojiden gövde hareketlerinin ve gövde üzerine gelen uyarıcıların hareket ve algı hangi gövde yarısıyla ilgiliyse karşı tarafın beyin yarısı tarafından yani ağırlıklı olarak tek bir beyin yarısı tarafından ortaya konulduğunu biliyoruz. Bu durumda müzik algısının bu modelin çok dışında her iki beyin yarısı tarafından yani yaygın bir beyin organizasyonu tarafından ortaya konulduğunu görüyoruz.”
Bu unutkanlıklara dikkat edilmeli!
Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığına yol açabilen ve 1 kez bile yaşanması durumunda dikkat edilmesi gereken unutkanlıkları şöyle sıraladı:
– 50 yıldan beri sahip olunan ve son yıllarda içinde yaşanmayan ev ya da evlerin var oldukları veya nerede oldukları unutuluyorsa,
– 5 – 6 kadar, çok fazla sayıda olmayan torunların adları ve yaşları karıştırılıyorsa,
– Gündelik olarak sık kullanılan eşyaların yerleri hatırlanmakta zorluk çekiliyorsa,
– 15 – 20 yıl önce ölmüş bir Cumhurbaşkanı şimdiki ile karıştırılıyorsa,
– Daha önceden iyi tanınan ve ölmüş oldukları da bilinen insanlardan yaşıyormuş gibi söz ediliyorsa,
– Yukarıda sayılanlar söylendiğinde unutulduğu kabul edilmiyorsa bu belirtiler Alzheimer için önemli işaretlerdir.
Alzheimer’dan değil, geç kalmaktan korkulmalı
Alzheimer’a karşı tavsiyeleri anlatırken beyin ve moral güçlendirici etkenlerden bahsetmenin daha gerçekçi olacağını belirten Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Alzheimer, beyinde ne zaman başladığı belli olmayan, aynı zamanda beyni zayıf düşüren ve depresyonla da bağlantısı olan bir hastalık. Bu bağlamda hastalığın ne zaman ortaya çıkacağını beklemek yerine yaşam tarzıyla ilgili bazı öneriler getirmek hem gerçekçi olur hem de toplumun morali üzerinde olumlu etkileri olur.” dedi.
Erken emekli olmayın, eve kapanmayın!
Prof. Dr. Oğuz Tanrıdag, Alzheimer’a karşı benimsenmesi gereken yaşam tarzı önerilerini şöyle paylaştı:
– Yalnız yaşamayın, eve kapanmayın,
– Erken emekli olup kabuğunuza çekilmeyin,
– Hep aynı işlerle uğraşmayın, yeni şeyler deneyin,
– Yaşınızın insanı olmayın! Statünüzden sıyrılın,
– Dünyanın merkezinde oturmaktan vazgeçin,
– Mantığınızdan önce sezgilerinize güvenin,
– Kontrollu açlık tavsiye ediliyor, bizde oruç bu tavsiyeye karşılık gelebilir.
– Alternatif tıbbın hiçbir faydası yok,
– Bulmaca çözecekseniz sudokuyu tercih edin,
– Nefret duygusundan uzak durun, olumlu düşünün,
– Çocukluğunuzun ve gençliğinizin mekanlarına gidin,
– Müzik dinleyin, mümkünse şarkı söyleyin,
– Sabahları ilk işiniz gazete okumak olmasın,
– Televizyondaki haber ve tartışma programlarından mümkün olduğunca uzak durun,
– Daha çok belgeselleri, dizileri, müzik ve yemek programlarını izlemeyi tercih edin,
– Hastalıkla ilgili efsanelere inanmayın,
– Düzenli cinsel yaşam beyni uyarıyor,
– Ailenizde Alzheimer gibi herhangi bir bunama hastalığı varsa genetik riskinizi dikkate alın.
– 65 yaşın üstündeyseniz hiçbir neden görünmese de yıllık beyin Check – Up’ı yaptırın.
Kadınlar gününü geride bırakırken sektörde kadın olmaya dair farkındalığı artırmak adına Evrenol Architects olarak bu konudaki görüşlerimizi sektörle paylaşmak isteriz.
Modern hayatımızda her meslekte kadının rolü her geçen gün artsa da yapı sektöründeki erkek egemen algısı devam etmektedir. Yapı sektöründe kadın olarak sadece işi başarıyla sonuçlandırmak değil aynı zamanda bu algı ile mücadele etmek gerekmektedir. Yapı sektöründe uygulama, tasarım ve yönetim alanlarında yer alan kadınların, gün geçtikçe imza attıkları başarılarıyla sektördeki ‘’erkek egemen’’ algısını yıkma konusunda önemli adımlar atmaları geleceğimiz için umut vericidir.
Mimarlık ve İnşaat Alanında Cinsiyet Eşitsizliği Devam Ediyor
20. yüzyılın başına kadarki algı ‘’erkekler inşa eder kadınlar da içinde yaşar’’ düşüncesi idi. 100 yıl önce mimarlık eğitimi hakkı için mücadele edilmiş, bu meslekte çok başarılı olmuş ve o zamandan beri bazı standartların oturmasını sağlamış olsalar da, mimarlık ve inşaat alanında hala cinsiyetler arası eşitsizliğin devam ettiğini görmekteyiz. Ülkemizde mimarlık alanında kadınlara yol açan ve mimarlığın gelişmesine büyük katkıları bulunan ülkemizin ilk mimarları olan Cahide Tamer Aksel, Celile Berk Butka, Harika Alpar, Leman Cevat Tomsu, Mualla Eyüboğlu ve Münevver Belen’i de bu vesile ile anmak ve cinsiyet eşitliğinin önemini hatırlatmak isteriz. Sektörde artan kadın profesyonellerin ve günümüzde mimarlık fakültelerinin yarısından fazlasını kadınların oluşturuyor olması umut verici ve olumlu bir gelişme olarak görülmelidir.
Mücadele Edin, Vazgeçmeyin ve Risk Alın
Evrenol Architects’in kurucu ortağı Mehpare Evrenol, “Kadınlar yaratılış gereği her şeyi organize edebilme gücüne sahiptir. Mimarlık da bir organizasyondur, mimarlıkta ekonomiyi, sosyolojiyi, sanatı, teknolojiyi, modayı, rengi her zaman koordine etmeniz gerekir. Çalışanları, sunumları ve işveren gereksinimlerini sürekli koordine edebilmelisiniz.” sözleri ile kadınların sektörde yüksek empati becerileri sayesinde sonuç odaklı ve daha üretken olabileceğine inandığını dile getirmiştir.
Mehpare Evrenol, yapı sektöründe bir kadın olmanın temellerini mücadele etmek, vazgeçmemek ve risk almak olarak açıklamıştır. Karşılaştığı zorlukların üstesinden tecrübe, kendine güven ve çözümcü yaklaşımla geldiğini belirtmiştir.
Mehpare Evrenol’un Türkiye’de Kadın Mimar Olmakla İlgili Düşünceleri
‘’İnşaat sektörü erkek egemen bir sektör. Bu sektörde erkeklerle ilişki kurmak tarafında kadın olmak anlamlı. Bana inanmasını sağladığım işverenlerimin hepsi erkek; yatırımcı erkek, projeyi kontrol eden erkek… Sanırım, bir eş sahibi olmanın ve iki zor erkek çocuğu büyütmenin avantajı olarak, idare etmeyi biliyorum. Beni mimarı olarak seçen işverenlerimden birçoğu; “ne derse yapın, dediğini bozmayın, değiştirmeyin!” diyerek bana güvendiler.
Mehpare Evrenol’un Genç Mimarlara Tavsiyeleri
Mimarlık zor bir iştir, gönülle yapılır. Düşülse de, başarılamasa da, ayağa kalkılıp, vazgeçmeyip, gayret edilmeli. Mimarlık, insanlar için bir barınak dikmenin çok daha ötesindedir. Uçsuz bucaksız seçenekler ve olanaklar içinde olan mimar, aslında çok güçlüdür.
Genç mimar, projesinin işverenini, son kullanıcısını anlamalı, gereksinimleri analiz edip doğruyu bulmak için sosyoloji ve psikolojiden anlamalıdır. İklim şartlarını ve yeryüzü şekillerini bir coğrafyacı gibi inceleyebilmelidir. Bölgenin geçmişini, tarihi verilerini gözden geçirmeli, kültür mirasını özümseyebilmelidir. Projelendirme sürecinde, gelişen teknolojiyi ve yeni malzemeleri sıkı takip ederek statik, mekanik, elektrik gibi disiplinleri yönetebilmelidir. Akustik, aydınlatma, cephe teknolojileri, yangın, peyzaj, malzeme, imar mevzuatı, hukuki şartlar vb. birçok konuyu bilmelidir. Proje maliyetini iyi kurgulayabilmeli, hesabını verebilmelidir. Başarılı bir mimarın bu disiplinlerdeki her konuya hakim olması, hepsini bir potada eritmesi gereklidir. Mimar adeta bir orkestra şefi, aynı zamanda da çok sabırlı, gözlemci, detaycı, özverili ve iddialı olmalıdır.
Kronik baş ağrısı ve migren atakları için yapılan botoks uygulaması, ilaca karşı duyarlılığı olan hastalar için alternatif çözüm
Migren tipi baş ağrısı toplumun genelinde sıklıkla görülen şikayetler arasında yer alır. Çocuklar dahi, her yaş grubunda gözlemlenebilen bu ağrılı durum özellikle üretkenlik döneminde ki kadınlarda daha sıklıkla karşımıza çıkar. Migren ataklarına eşlik eden durumlar genellikle bulantı, kusma, ışık, ses ve kokuya karşı hassasiyettir. Tedavisi mümkün olan migren için Migren Botoks ilaç kullanmak istemeyen, çoklu ilaç kullanan veya ilaçlara karşı duyarlığı olan hastalar için alternatif bir tedavi yöntemidir.
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Nöroloji bölümünden, Doç. Dr. Ülkü Figen Demir ‘Migren tedavisinde botoks uygulaması’ hakkında bilgiler verdi.
Migren daha çok kadınları etkiliyor.
Migren toplumda görülen baş ağrısının en sık sebeplerinden biridir. Çocuklar dahil her yaş grubunda gözlemlenebilen bu ağrılı durum özellikle üretkenlik döneminde kadınlarda daha sıklıkla karşımıza çıkar. Bu farklılığın temel sebebi hormonal döngüdeki fizyolojik değişimlerdir. Bugün için neden olduğunu bilmediğimiz migrenin genetik geçişi ile ilgili elimizde güçlü deliller bulunmaktadır. Bu durum o kadar belirgindir ki, migrenli bireylerin ailelerinde bu ağrılı durumdan şikayet eden en az bir kişinin daha olması sıklıkla karşılaştığımız bir özelliktir.
Neden oluştuğu ile ilgili yeterli bilgimiz olmamasına karşın tetikleyici unsurlardan da söz edebiliriz. Özellikle farkındalıkları oluşmuş olan hastalar ağrılarını tetikleyen faktörleri çok iyi tanımlayabilmektedir. Bunların başında uykusuzluk, açlık, stres, ıslak saçla dolaşmak, lodos, havasız ortam, susuz kalmak ve bazı gıdalar gelir. Tetikleyici gıdalar hastalarda farklılık gösterebilir. Mayalı içecekler, alkol, çikolata, kabuklu deniz ürünleri sayılabilir.
Düzenli yaşam tarzı migren ataklarının görülme sıklığını azaltıyor.
Migren düzensizlik ortamında ortaya çıkma eğiliminde bir rahatsızlıktır bu nedenle tedavide öncelikle atakları tetikleyen unsurlardan korunulması yanında mümkün olduğu kadar düzenli saatlerde uyunup uyanılması gerekmektedir. Zira özellikle hafta sonları standart uyku süresinden daha fazla veya eksik uyumak da ağrı tetikleyicisi olabilir. Ayda 2 atak veya 48 saatten daha az ağrılı olan hastalar seyrek ataklı olarak nitelendirilir ve analjezik tedavi ile şekillenen atak tedavisi ile takip edilirler. Standart ağrı kesiciler ile ağrıları geçmeyen hastalara normalde ağrı kesici olmayan fakat migren ağrılarını sonlandırabilin triptanlar denilen ilaçlar seçilmiş hasta gruplarında kullanılabilir. Bu ilaçların hekim tavsiyesi ile kullanılması gereklidir çünkü kullanılmaması gereken, yani kontendike olduğu hasta grupları mevcuttur.
Günlük ağrı kesici kullanımı ağrıların daha da şiddetli ve geçmeyen hale gelmesine neden oluyor.
Son 3 ayda, ayda 15 günden fazla ağrılı gün sayısı olması halinde kronik migrenden bahsedilir. Kronik migren uzun yıllardır hastalığa sahip olmak dışında çeşitli sebeplerden dolayı oluşabilir. Özellikle günlük ağrı kesici kullanımı ağrıların daha da şiddetli ve geçmeyen hale gelmesinin baş nedeni olarak sayılabilir. Belli bir noktadan sonra ağrı kesici ve ağrı kısır bir döngü içine girer kişi ağrısı arttığı için ağrı kesici alır, ağrı kesici aldığı için ağrılar daha şiddetlenir. Bu nedenle aşırı ağrı kesici kullanımının da önüne geçmek amaçlı sık ağrısı olan hastalarda uzun sürebilen koruyucu tedavi programı uygulamak gerekir. Bun tedaviler içinde temelde, depresyon, hipertansiyon, aritmi, epilepsi için kullanılan bazı ilaçları etkilerinden faydalanmak amaçlanır.
Uzun süreli ilaç kullanımı yerine alternatif tedavi migren botox.
Bu tür uzun süreli koruyucu ilaç tedavilerine ek olarak BOTOKS enjeksiyon tedavi yöntemi de uzun yıllardır kullanılan güvenli alternatiflerden biridir. BOTOKS bakterilerden elde edilen bir çeşit proteindir. Uygulandığı bölgede kaslarda geçici bir zaaf oluşturur. Bu mekanizma ile estetik amaçlı kırışıklık görünümünü azaltmak için toplumda çok yaygın kullanılmaktadır. Migrende ise aynı mantıkla tetikleyici olan belli kas gruplarını hareketsiz bırakarak ağrının uyarılmasını engellemek amaçlanmaktadır. Migren tedavisi için yapılan BOTOKS enjeksiyonları, genel itibariyle estetik amaçlı kullanılan noktalardan farklıdır, alın şakak, kafanın arkasındaki çıkıntılar ense ve boyun gibi belirli standart 31 noktaya yaklaşık 1,5 flakon uygulama yapılır. Uygulama öncesi lokal anestezik maddeler kullanılabilir ancak genel olarak ağrısız kabul edilebilecek bir işlemdir. 15-20 dakikada uygulama yapılır. 1 hafta sonra etkisi görülmeye başlar ve yaklaşık 4-5 ay etkinliği devam eder. Botox tedavisi için tek handikap etkinlik süresi bitiminde tekrarlayan uygulama gerekliliğidir. Gebelerde, emzirenlerde, kas hastalığı veya BOTOKS alerjisi olanlarda kullanılmamakla birlikte özellikle çoklu ilaç kullanan veya ilaç kullanmak istemeyen hastalar için oldukça tatmin edici bir alternatif oluşturabilir.
Covid-19 enfeksiyonu geçirmiş hastalarda solunumsal ve fiziksel işlev bozuklukları gelişebilmektedir.
Özellikle uzun süre yoğun bakımda kalan hastaların kas kuvvetinde azalma, yürüme ve denge fonksiyonlarında bozulma, akciğer ve kalp kapasitesinde ciddi azalma meydana geliyor.
Covid-19’u ağır geçiren hastaların eski sağlıklarına kavuşabilmesi bazen aylarca sürüyor. Özellikle uzun süre yoğun bakımda kalan hastaların kas kuvvetinde azalma, yürüme ve denge fonksiyonlarında bozulma, akciğer ve kalp kapasitesinde ciddi azalma meydana gelirken uzmanlar bunun fizik tedavi ve rehabilitasyonla azaltılması için yeni yöntemler geliştirdi.
Doç.Dr. Hülya Şirzai
Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Sağlık Grubu’nda görev yapan Doç.Dr. Hülya Şirzai, Covid-19 sonrası hasarı en aza indirmek için geliştirilen fizik tedavi programıyla hastaların rahat bir rehabilitasyon süreciyle virüsten önceki sağlıklarına kavuşabileceklerini dile getirdi. Şirzai, “Tıp dünyası Covid-19 tedavisine harcadığı mesaiden daha fazlası virüs sonrası rehabilitasyon için harcamaya başladı. Biz de geliştirdiğimiz fizik tedavi odaklı program sayesinde Covid-19’un yol açtığı kas problemlerine odaklandık. Yeni programda hastaların kalp, solunum ve fiziksel fonksiyonlarını tam anlamıyla geri kazanmalarını hedefliyoruz” dedi.
Doç.Dr. Hülya Şirzai, “Programımız vücut fonksiyonlarının geri kazanımı ve virüsün verdiği hasarların tam anlamıyla onarımı için ideal olduğunu söylemek mümkün. Özellikle virüs dönemini ağır geçiren hastaların bu program sayesinde tazeleneceğini düşünüyoruz” dedi.
Covid-19 sonrası fizik tedavi ve rehabilitasyon programı:
Pulmoner (akciğer) Rehabilitasyon
Kardiyak (kalp) Rehabilitasyon
Kuvvet, denge ve endurans rehabilitasyonunu içermektedir.