Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 65

    Sedef İybar’dan glutensiz şekerpare tarifi

    0
    glutensiz sekerpare

    Yemek yazarı Sedef İybar, Türk mutfağının en sevilen tatlılarından şekerpareyi glutensiz beslenenler için yeniden yorumladı. İybar’ın tarifteki püf noktası glutensiz un oldu.

    Instagram hesabından paylaştığı lezzetli tarifleriyle mutfaklara konuk olan yemek yazarı Sedef İybar, Ramazan ayında da Türk mutfağının en sevilen tatlarını takipçileriyle buluşturmaya devam ediyor. İybar, son olarak paylaştığı glutensiz şekerpare tarifiyle beğeni topladı. Çölyak hastalığı, gluten/buğday hassasiyeti gibi sağlık sorunları nedeniyle glutensiz beslenmek durumunda olan veya tercihen glutensiz beslenenler için şekerpareyi yeniden yorumlayan İybar’ın, tarifteki püf noktasıysa glutensiz un oldu.

    Glutensiz şekerpare nasıl yapılır?

    250 gr. Schär Mix B Glutensiz Un

    60 gr. Fındık unu (Öğütülmüş çiğ)

    60 gr. Pudra şekeri

    1 çay kaşığı kabartma tozu

    100 gr. Oda sıcaklığında tereyağı

    1 yumurta

    Üstünü süslemek için bir avuç fındık

    Yapılışı

    Malzemelerin hepsini bir kabın içinde yumuşak hamur haline getirin. 30 dakika buzdolabında dinlendirin. Buzdolabından aldığınız hamuru ceviz büyüklüğünde mini toplar şeklinde fırın kağıdının üzerine dizin. Üzerine birer adet fındık ekleyin. Yaklaşık 25 adet şekerpare elde edeceksiniz.

    Şerbeti için;

    1 su bardağı kaynar su

    5 çorba kaşığı bal

    1 tatlı kaşığı limon suyu

    Not: Yarım su bardağı şeker, 1 su bardağı kaynar su ve 1 tatlı kaşığı limon suyu ile klasik usul şerbet de hazırlayabilirsiniz.

    160 derece ısıtılmış fırında 50 dakika pişirin ve üzerine tercih ettiğiniz şerbeti dökün.

    Afiyet olsun!

    Ramazanda Susuz Kalan Cildinizi Hurma Maskesiyle Parlatın

    0
    ramazanda susuz kalan cilt

    Ramazanda uzun saatler susuz kalmak cildi de etkiliyor. İftar sofralarının vazgeçilmezi hurmayla yapılan maske ise kolay yoldan parlak ve canlı bir cilde sahip olmayı sağlıyor. 

    Ramazanda susuz kalan ciltlerin parlaklığını yitirdiğini belirten Güzellik Koçu Meltem Demir, “Parlak bir cilt için evde çeşitli uygulamalar yapılabilir. Hem de pahalı cilt bakımlarına gerek kalmadan Ramazan’da her evde bulunan hurmayla parlak bir cilde sahip olunabilir” dedi.

    Macun haline getirin

    Hurmayla yapılabilecek maskenin tarifini veren Demir, “3 Adet hurmanın çekirdeklerini çıkarın ve iyice yıkayın. Yarım su bardağı sütü 5 dakika kısık ateşte kaynatın. Ateşi kapatın ve süte hurma ekleyin. Yarım saat demlenmesine izin verin. Süt ile hurmayı iyice birbirine karıştırın ve macun haline getirin. Karışıma bir çorba kaşığı irmik ekleyip çırpın. Karışıma bir yemek kaşığı bal ve birkaç damla çuha çiçeği yağı ekleyin” diye konuştu. 

    Haftada bir kez

    Hafif bir temizleyici ile yüzün temizlendikten sonra maskenin uygulanması gerektiğini aktaran Demir, “30 dakika yüzünüzün her tarafına uygulayın ve bekleyin. Sonrasında ise yüzünüze biraz su püskürtün. Maske gevşemeye başladığında dairesel hareketlerle ovalayın ve sade su ile durulayın. Cilt tonunuzda gözle görülür bir fark görmek için haftada bir kez parlak bir cilt için hurma kullanın” ifadelerini kullandı.

    Elma ile gelen aydınlık

    Hurmanın yanı sıra elmanın cildi aydınlattığını kaydeden Demir, Elmalar doğal olarak güçlü bir malik asit kaynağıdır. Bu sebeple elmaları cilt bakım maskelerinde kullanmak oldukça faydalıdır. Elma, donuk bir cildi aydınlatmaya yardımcı olur ve cildi tahrişe ve akne oluşumuna katkıda bulunan ölü cilt hücresi birikiminden arındırır” dedi.

    Demir, elma sosu maskesi için gerekli malzemeleri ise “2 yemek kaşığı organik, koruyucusuz elma püresi, 1 yemek kaşığı öğütülmüş organik yulaf, 1 çay kaşığı ham organik bal, 2 çay kaşığı limon suyu” olarak sıraladı. 

    Hassas cildi olanların isteğe bağlı olarak limon suyunu kullanmaması tavsiyesinde bulunan Demir, şunları söyledi: “Tüm malzemeleri bir kapta birleştirin ve yüzünüze ve boynunuza uygulayın. 10 dakika bekletin. Maskeyi yıkarken, cildi dairesel hareketlerle nazikçe ovmaktan çekinmeyin. Havlu kurulayın ve nemlendirici ile takip edin.”

    Ramazan’da Spora Ara Vermeyin

    0
    ramazanda spora ara vermeyin

    Birçok kişi Ramazan’da spor yapmaya ara vermek gerektiğini düşünse de oruç tutarken spor yapmak mümkün.

    MACFit Lara kulübünden eğitmen Erdem Yetişir, eşlik eden bir sağlık problemi yoksa oruç tutulurken fiziksel aktivite ve egzersiz yapmakta sakınca olmadığını belirterek “Oruç tutarken spor rutininizden ödün vermenize gerek yok, sadece yaptığınız egzersizin şiddetini azaltmalısınız” diyor.

    Ramazan’da beslenme düzeninin değişmesine bağlı olarak alışkanlıklarımız ve metabolizma hızımız da değişiyor. Bu nedenle oruç tutarken sağlıklı beslenmek kadar düzenli egzersiz yapmak da önem kazanıyor. Birçok kişi Ramazan’da spor yapmaya ara vermek gerektiğini düşünüyor. Ancak uzmanlar, egzersiz düzeninde ve saatlerinde yapılacak küçük değişikliklerle oruç tutarken de spor yapılabileceğini belirtiyor. 

    Ağır egzersizlerden uzak durun

    MACFit Lara kulübünden eğitmen Erdem Yetişir, eşlik eden bir sağlık problemi yoksa oruç tutulurken fiziksel aktivite ve egzersiz yapmakta sakınca olmadığını belirterek “Oruç tutarken spor rutininizden ödün vermenize ye gerek yok, sadece yaptığınız egzersizin şiddetini azaltmalısınız” diyor. Vücutta depo edilen şekeri azaltan ve terle kaybedilen suyu artıran yüksek yoğunluklu egzersizlerden ramazanda uzak durulması gerektiğini kaydeden Yetişir, “Spor kulübündeyken yaptığınız antrenman sürelerini biraz kısaltıp, dinlenme sürelerini artırabilir, set sayılarını ve kullandığın ağırlıkları azaltabilirsiniz. Bunun yanı sıra pilates, yoga, reformer pilates, düşük tempolu yürüyüş veya yüzme gibi egzersizleri de tercih edebilirsiniz” önerisinde bulunuyor. İftardan sonra yapılacak egzersizle hazımsızlığın da önüne geçeceğini ifade eden Yetişir, şunları söylüyor:

    Su tüketimine dikkat

    “İftardan 2-2,5 saat sonra, düşük tempolu yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi egzersizler yapabilir. Bunlar yağ yakmaya yardımcı olacaktır. Pilates, yoga gibi egzersizler ise sindirim sistemini harekete geçirerek hazımsızlığı giderir ve vücuttaki ödemi dağıtır. Egzersiz vakti gelmeden önce mutlaka en az 2 su bardağı su tüketmeyi de unutmamak gerekiyor.   Egzersizden 1 saat önce ise meyveli yoğurt gibi karbonhidrat ve protein içerikli bir ara öğün tüketilebilir.”

    Ramazan ayında spor yapmak için doğru saatleri seçmek gerektiğini vurgulayan Yetişir, bu saatlerin egzersize göre değişiklik gösterdiğini ifade ediyor.  Yetişir’in verdiği bilgiye göre, sabah saatlerinde pilates, yoga, yürüyüş yapılabilir. İftara yakın saatlerde ise hemen sonda sofraya oturacak şekilde düşük şiddette ağırlık egzersizi yapılabilir, iftardan 2 saat sonra egzersize devam edilebilir.

    Spora başlamak için ideal zaman

    MACFit Lara kulübünden eğitmen Erdem Yetişir, henüz düzenli olarak spor yapmayan ancak spora başlamayı düşünenler için en ideal zamanın Ramazan ayı olduğunu söylüyor. Oruç tutmanın metabolizma hızında düşüşe sebep olduğuna dikkat çeken Yetişir, bu düşüşü egzersiz yaparak dengelemenin mümkün olduğunu belirtiyor. Sadece Ramazan’da değil, her dönem spora düşük şiddetli ve düşük yoğunluklu egzersizlerden başlamak gerektiğini hatırlatan Yetişir, “Böylece Ramazan’da uygulanacak hafif egzersiz programı, kişiye hem kısa vadeli kazanım sağlayacak hem de ileride yapılacak yüksek yoğunluklu egzersizlere zemin hazırlayarak sakatlıkların önüne geçecektir” diyor. 

    Bahar Alerjilerine Dikkat!

    0
    Bahar Alerjisi

    Polen kaynaklı bahar alerjilerinde, solunum yollarında şikayetler oluşabileceğini vurgulayan Türkiye Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu, “Polenlerden kaçınma, ilaç ve alerjene özgü aşı tedavileriyle bahar alerjilerinden korunmak mümkün” dedi.

    Baharın gelişiyle birlikte kendini göstermeye başlayan alerjiler, bu konuda hassas olan bireylerin yaşam kalitesini etkiliyor. Türkiye’de her 3-4 kişiden birinde görülen bahar alerjilerinin en büyük nedeni ise, doğanın canlanmaya başladığı dönemde rüzgârın da etkisiyle atmosfere yayılan polenler. Türkiye Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr.  

    Polen kaynaklı bahar alerjilerinde, solunum yollarında şikayetler oluşabileceğini vurgulayan Türkiye Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu, “Polenlerden kaçınma, ilaç ve alerjene özgü aşı tedavileriyle bahar alerjilerinden korunmak mümkün” dedi.

    Baharın gelişiyle birlikte kendini göstermeye başlayan alerjiler, bu konuda hassas olan bireylerin yaşam kalitesini etkiliyor. Türkiye’de her 3-4 kişiden birinde görülen bahar alerjilerinin en büyük nedeni ise, doğanın canlanmaya başladığı dönemde rüzgârın da etkisiyle atmosfere yayılan polenler. Türkiye Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr.  Emine Dibek Mısırlıoğlu, burunda akıntı, tıkanıklık, kaşıntı, hapşırık, gözlerde kaşıntı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren bahar alerjisinin tanısı için muayene ve testlerin yapılması gerektiğini belirtiyor. 

    Prof. Dr. Dibek Mısırlıoğlu, bu konuda bireysel düzeyde alınabilecek önlem ve tedavi yöntemlerini ise aşağıdaki şekilde sıralıyor: 

    Polenlerin olduğu saatlerde açık hava aktivitelerinden kaçının: Çevresel ve tetikleyici faktörlerin kontrol edilmesi alerjik hastalıkların tedavisinde önemli. Polenler özellikle sabah saatlerinde daha yoğunken yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dış ortamda bulunulmaması ve açık hava aktivitelerinden kaçınılması gerekli. Ayrıca polen döneminde, dış ortamda çamaşır kurutulmaması, eve gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınarak polenlerin uzaklaştırılması yine alınacak önlemler arasında sayılabilir.

    Güneş gözlüğü kullanın, yüz maskesi takın: Güneş gözlüğü kullanılması göz semptomlarına etkili oluyor. Pandemi ile hayatımıza giren yüz maskeleri sayesinde semptomlarda azalma görülüyor. Tüm bu önlemlerin dışında ilaç tedavileri ve seçilmiş hastalarda alerjenle aşı tedavisi önemli. 

    Alerji uzmanınıza başvurun: Belirtiler genellikle belirli zaman dilimlerinde tekrarlasa da bahar alerjileri mikropların neden olduğu bazı hastalıklarla karıştırılabilir. Ağaç polenleri, çayır-çimen polenleri ve yabani ot polenleri olmak üzere üç grupta değerlendirilen polen alerjilerinin tanısında neden olan alerjeni saptamaya yönelik olarak deri testleri yapıldığı gibi bazı durumlarda kanda alerjene karşı gelişen değerler incelenebilir.  

    İlaçlarınızı düzenli kullanın: Semptomları kontrol etmek için; ağızdan, burun içine ve göze uygulanan ilaçlar alınabileceği gibi hastaların şikâyet derecelerine göre ilaç tedavisi düzenlenmeli. İlaçların hekimin önerdiği şekilde düzenli kullanımı tedavi yanıtı açısından önemli. 

    Alerjene özgü aşı tedavileri uygulanabilir: Alerjenden kaçınma ve ilaç tedavisine rağmen semptomları devam eden veya artan alerjik nezle hastalarında, duyarlı olunan alerjene özgü aşı tedavileri uygulanabilir. 

    , burunda akıntı, tıkanıklık, kaşıntı, hapşırık, gözlerde kaşıntı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren bahar alerjisinin tanısı için muayene ve testlerin yapılması gerektiğini belirtiyor. 

    Prof. Dr. Dibek Mısırlıoğlu, bu konuda bireysel düzeyde alınabilecek önlem ve tedavi yöntemlerini ise aşağıdaki şekilde sıralıyor: 

    Polenlerin olduğu saatlerde açık hava aktivitelerinden kaçının: Çevresel ve tetikleyici faktörlerin kontrol edilmesi alerjik hastalıkların tedavisinde önemli. Polenler özellikle sabah saatlerinde daha yoğunken yağmur yağdıktan sonra ve akşam saatlerinde polen yoğunluğu azalır. Polenlerin yoğun olduğu saatlerde pencerelerin kapalı tutulması, dış ortamda bulunulmaması ve açık hava aktivitelerinden kaçınılması gerekli. Ayrıca polen döneminde, dış ortamda çamaşır kurutulmaması, eve gelindiğinde kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınarak polenlerin uzaklaştırılması yine alınacak önlemler arasında sayılabilir.

    Güneş gözlüğü kullanın, yüz maskesi takın: Güneş gözlüğü kullanılması göz semptomlarına etkili oluyor. Pandemi ile hayatımıza giren yüz maskeleri sayesinde semptomlarda azalma görülüyor. Tüm bu önlemlerin dışında ilaç tedavileri ve seçilmiş hastalarda alerjenle aşı tedavisi önemli. 

    Alerji uzmanınıza başvurun: Belirtiler genellikle belirli zaman dilimlerinde tekrarlasa da bahar alerjileri mikropların neden olduğu bazı hastalıklarla karıştırılabilir. Ağaç polenleri, çayır-çimen polenleri ve yabani ot polenleri olmak üzere üç grupta değerlendirilen polen alerjilerinin tanısında neden olan alerjeni saptamaya yönelik olarak deri testleri yapıldığı gibi bazı durumlarda kanda alerjene karşı gelişen değerler incelenebilir.  

    İlaçlarınızı düzenli kullanın: Semptomları kontrol etmek için; ağızdan, burun içine ve göze uygulanan ilaçlar alınabileceği gibi hastaların şikâyet derecelerine göre ilaç tedavisi düzenlenmeli. İlaçların hekimin önerdiği şekilde düzenli kullanımı tedavi yanıtı açısından önemli. 

    Alerjene özgü aşı tedavileri uygulanabilir: Alerjenden kaçınma ve ilaç tedavisine rağmen semptomları devam eden veya artan alerjik nezle hastalarında, duyarlı olunan alerjene özgü aşı tedavileri uygulanabilir. 

    Dermalex Cilt Bakımında Ezberleri Bozuyor

    0
    Dermalex Cilt Bakiminda

    Perrigo tarafından “Cildinizin hak ettiği” terapi sloganıyla artık Türkiye’de de satışa sunulan Dermalex, Perrigo Pazarlama Direktörü Gözde Shavky ve Dermalex Marka Yöneticisi Pınar Boyar’ın ev sahipliğinde düzenlenen bir davetle tanıtıldı. Toplantıya Dermalex’in marka yüzü olan ünlü oyuncu Melisa Sözen de katıldı.

    Etkisi klinik olarak kanıtlanmış ve dermatolojik olarak test edilmiş Dermalex ürünlerini, Türk kadınlarıyla buluşturmaktan çok mutlu olduklarını söyleyen Perrigo Pazarlama Direktörü Gözde Shavky, doğallığıyla bilinen Melisa Sözen’in markanın ruhunu çok iyi yansıttığını ifade etti.

    “Dermalex Sensitive Balance vazgeçilmezim oldu”

    Bir oyuncu olarak cildinin sık sık ağır makyaja maruz kaldığını belirten Sözen, “Hassas bir cilde sahibim. Setlerde yapılan yoğun makyaj da cildimi yıpratıyor. Buna bir de mevsimsel değişiklikler, hava kirliliği, stres gibi etkenler eklendiğinde cildim kızarıyor, tahriş oluyor.

    Bu nedenle ben de cildime daha çok özen gösteriyor, tıpkı Dermalex gibi cildimin gerçekten ihtiyaç duyduğu bileşenleri ideal miktarda içeren ürünleri tercih ediyorum. Reklam filmi çekimlerinde cildime sürekli Dermalex uygulandı ve çok memnun kaldım.

    Güvendiğim, arkasında durduğum ürünlerin marka elçisi olmaktan bir kez daha mutluluk duydum. Cildimi makyaj yapmasam bile sabah-akşam mutlaka temizliyorum. Nemlendirici de olmazsa olmazım. Çünkü cildimiz kuruduğunda daha kolay yıpranıyor. Tabii cildimi nemlendirirken göz çevremi de ihmal etmiyorum. Dermalex Sensitive Balance serisi tanıştığım günden itibaren vazgeçilmezim oldu” dedi.

    Dermalex Marka Yöneticisi Pınar Boyar, formülleri cilt uzmanları tarafından İsveç’te geliştirilen Dermalex ürünlerinin ilk olarak Gratis mağazalarında, Gratis.com ve Trendyol’da satışa sunulduğunu belirtti.

     Boyar, markaya ilişkin şu bilgileri aktardı: “Dermalex ürünleri prebiyotik, hyaluronik asit, pantenol, ve eksfoliant enzimi gibi yüksek kaliteli bileşenler içeriyor. Dermalex’in hassas ciltler için Sensitive Balance; normal ve karma ciltler için Pure Balance olmak üzere iki farklı serisi bulunuyor. Formülleri hassas ciltlerle %100 uyumlu*Dermalex Sensitive Balance serisi, bakım yaparken cildi de koruyor.  

    İçeriğindeki prebiyotikler cildin doğal dengesini geri kazanmaya yardımcı oluyor. E vitamin &Pantenol hassas ciltleri rahatlatıp tahrişe karşı koruyor, Micell & Hyaluronik asit ise cildi nemlendiriyor. pH değeri cilde uyumlu olan Dermalex Sensitive Balance serisi, parfüm, renklendirici ve alkol içermiyor. Dermalex Pure Balance serisi ise Türkiye’de leke görünümü ve cilt yaşlanma karşıtı ikisi bir arada çözümü sunan ilk ve tek ürün gamı…

    Karma ciltlere özel tasarlanan Pure Balance, ürünlerinin içeriğinde bulunan prebiyotiklerle cildin doğal dengesini destekliyor. Eksfoliye enzimi, salisilik asit, papain ile cilde zarar vermeden arındırıcı ve enzimatik etkisi ile cildi daha pürüzsüz hale getirmeye yardımcı oluyor. C Vitamini & hyaluronik asit ile cildi serbest radikallerin negatif etkisinden koruyor ve cildin elastikiyetini artırıyor.”

    Hassas ciltlerin ihtiyaç duyduğu bakım

    Dermalex Hassas Micellar Temizleme Jeli, makyajı ve kiri cildi kurutmadan, nazikçe derinlemesine temizliyor. Sabun içermeyen formüle sahip Dermalex Hassas Micellar Temizleme Jeli, suyla durulanarak veya pamukla silinerek yüz, göz çevresi ve dudak için kullanılabiliyor.

    Rahatlatıcı etkisiyle hassas tüm cilt tiplerinin kullanabileceği Dermalex Hassas Likit Krem, dengeli ve taze görünen bir cilt için 24 saat süreyle cildi yoğun ve derinlemesine nemlendirip rahatlatıyor. Hassas ciltler üzerinde dermatolojik olarak test edilen Dermalex Hassas Likit Krem, komedojenik olmayan formülü sayesinde gözenekleri tıkamıyor. Göz çevresindeki hassas cilt üzerinde dermatolojik olarak test edilen Dermalex Hassas Göz Kremi, göz çevresini 24 saat süreyle yoğun ve derinlemesine nemlendiriyor. Cildi rahatlatıyor ve tahrişe karşı koruyor.

    Hem lekeleri hem kırışıklık görünümünü azaltıyor

    pH değeri cilt ile uyumlu olan Dermalex Yenileyici Yüz Temizleme Köpüğü, arındırıcı etkisiyle makyajı, kiri ve ölü deriyi ciltten nazikçe uzaklaştırıp, cilde taze bir ışıltı veriyor. Ürün, peeling olarak da kullanılabiliyor.

    Dermalex Pürüzsüzleştirici Yüz Kremi, cildi 24 saate kadar yoğun bir şekilde nemlendirirken ince çizgi ve kırışıklıkların da görünümünü azaltıyor. Komedojenik olmayan formülü sayesinde gözenekleri tıkamayan Dermalex Pürüzsüzleştirici Yüz Kremi, yağlanma ve leke görünümüyle mücadele ediyor ve gözenekleri sıkılaştırıyor.

    Dermalex Dengeleyici Yüz Kremi ise cildi 24 saate kadar yoğun bir şekilde nemlendirirken, hassas peeling etkisiyle, leke oluşumunu önlemeye ve cilt tonunu dengelemeye yardımcı oluyor. 

    Bio-Oil ile Yaza Çatlaksız Girin

    0
    Bio-Oil ile Yaza catlaksiz Girin

    Etkinliği klinik çalışmalarla kanıtlanan Bio-Oil, vücudunuzdaki çatlakların görünümünü hafifletirken, çatlak oluşumunu da önlemeye yardımcı oluyor.

    İyi görünmek sanılanın aksine incecik bir vücuda, pürüzsüz bir tene, muhteşem bir görüntüye sahip olmak anlamını taşımıyor.İyi görünmek; kendine güvenmek, dayatılan tüm kalıplara rağmen bedenini ve kendini olduğu gibi sevmek, bedeninle barışık olmak anlamına geliyor. İşte bu yüzden zayıf veya kilolu; selülitli veya çatlağa sahip olmayı bir sorun gibi algılamamak gerekiyor. 

    Hızlı kilo almak, gelişim çağında olmak, hormon değişimleri, hamilelik, vücut geliştirme, kalıtım gibi birçok farklı nedenle ortaya çıkabilen çatlakların tamamen yok olması mümkün değil. Ancak görünümünü en aza indirmek ve renklerinin daha çabuk solmalarını sağlamak için bazı çözümler bulunuyor.  Bu çözümlerden biri de Bio-Oil…

    Etkisi Almanya, ABD ve Güney Afrika’da farklı tıp fakültelerinde yapılan klinik çalışmalarla kanıtlanan Bio-Oil, çatlak oluşumunu önlemeye ve mevcut çatlakların görünümünü hafifletmeye yardımcı oluyor. Formülünde papatya, biberiye, lavanta ve kalendula yağları, A ve E vitaminlerinin yanı sıra çok özel bir etken madde olan PurCellin Oil™ bulunan Bio-Oil’in etkisini görebilmek için düzenli olarak günde iki kez karın, göğüs, bel, kalça, bacak gibi çatlak oluşumuna yatkın bölgelere masaj yaparak kullanılması gerekiyor. Hafif yapısı sayesinde cilt tarafından hızlı bir şekilde emilen Bio-Oil, cildi yağlandırmadan nemlendiriyor. Yüz bölgesinde de kullanılabilen Bio-Oil, kırışıklık ve leke görünümünü azaltmaya, cilde aydınlıkbir görünüm kazandırmaya da yardımcı oluyor.

    Covıd- 19’un Melez Mutantı Xe İle İlgili Bilmeniz Gerekenler

    0
    covid19 melez mutant xe

    Tüm dünyada baskın hastalık haline gelen ve 6 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan Covid-19’un varyantı olan Omicron’un yeni bir alt türü daha belirlendi.

    Omicron’un alt varyantları olan BA.1 ve BA.2’nin birleşmesiyle oluşan yeni XE virüsü tam bir ‘mutant’ tür olarak nitelendiriliyor. Dünyada çok sayıda ülke pandemi nedeniyle alınan önlemleri kaldırmaya hazırlanırken, İngiltere ve Tayland olmak üzere birçok ülkede tespit edilen bu yeni melez mutant virüs endişeye neden oluyor. Memorial Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ayşegül Ulu Kılıç, XE varyantı ve dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili bilgi verdi. 

    Yeni virüs bir ‘rekombinant’

    Omicron varyantının alt türleri olan BA.1 ve BA.2’nin birleşmesiyle ortaya çıkan yeni bir varyantın belirlenmesi sağlık çevrelerinde endişeye yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise daha önce görülen herhangi bir Covid-19 türünden daha bulaşıcı olabilecek yeni bir mutant olan ‘XE’ varyantına karşı uyarıda bulundu. Bu yeni varyantın bir genetik rekombinasyon sonucu oluşan rekombinant bir tür olduğu belirtildi. XE varyantı, Omicron’un önceki iki versiyonu olan, BA.1 ve BA.2’nin ‘mutant’ bir melezi olarak tanımlandı. Bu varyantın, halihazırda en bulaşıcı tür olan BA.2 alt varyantından % 10 daha fazla bulaşıcı olduğu bildirilmektedir. DSÖ’ye göre, Omicron’un bir alt varyantı olan BA.2, virüsün en baskın türüdür ve kendisine tüm sekanslanan vakaların % 86’sını oluşturmaktadır. XE, şu anda vakaların yalnızca küçük bir kısmını oluştururken, son derece yüksek bulaşıcılığı nedeniyle bu melez mutantın yakın gelecekte en baskın tür olacağı düşünülmektedir. 

    600’den fazla vaka belirlendi

    DSÖ yakın zamanda potansiyel olarak belirlenen ve endişeye neden olan yeni tür ile ilgili ilk bulgularını özetleyen bir rapor yayınladı. Bu raporda, XE rekombinantının (BA.1-BA.2), ilk olarak 19 Ocak’ta İngiltere’de tespit edildiğine ve o zamandan beri 600’den fazla vakanın rapor edildiğini duyurdu. İlk tahminlere göre BA.2’ye kıyasla toplumda % 10’luk bir yayılma oranı avantajının olduğunun düşünüldüğü vurgulandı.  Ancak bu bulgunun doğrulanması gerektiği de belirtildi. Öte yandan, hastalığın şiddeti de dahil olmak üzere bulaşma ve hastalık özelliklerinde önemli farklılıklar tespit edilene kadar XE’nin Omicron varyantının bir parçası olarak kategorize edilmesi düşünülmelidir. 

    XE konusunda dikkatli olunmalı 

    Bir kişi aynı anda 2 veya daha fazla varyantla enfekte olduğunda ve hastanın vücudunda bunların genetik materyalinin karışmasıyla sonuçlandığında rekombinant bir varyant meydana gelmektedir. Bu olağandışı bir durum değildir ve pandemi boyunca birkaç rekombinant SARS-CoV-2 varyantı tanımlanmıştır. XF, XE ve XD olarak bilinen 3 rekombinantı incelenmesi devam etmektedir. Bunlardan XD ve XF, Delta ve Omicron BA.1’in rekombinantlarıdır, XE ise Omicron BA.1 ve BA.2’nin bir rekombinantıdır. Bugüne kadar Birleşik Krallık’ta 38 tane XF vakası tespit edilmiştir. Ancak Şubat ayı ortasından bu yana bu varyantların hiçbiri görülmemiştir. XD için küresel veri tabanlarına 49 vaka rapor edilmiş olsa da, bunların çoğu Fransa’da belirlenmiştir. Omicron BA.1 ve BA.2’nin bir rekombinantı olan XE türünden çok sayıda vaka tespit edildi. Tüm SARS-CoV-2 varyantlarının yanı sıra rekombinant varyantların da halk sağlığı riski açısından yakından izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 

    Belirtiler diğer varyantlarla aynı

    XE varyantının belirtileri şöyle sıralanmaktadır:

    • Yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı
    • Yorgunluk ve halsizlik
    • Vücut, baş ve boğaz ağrısı
    • Burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı
    • İştah kaybı ve ishal
    • Nadiren tat ve koku kaybı 

    Aşılanmak ve önlem almak çok önemli 

    Bugüne kadar milyonlarca insanın hayatını etkileyen Covid- 19, alt varyantları ile varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu durumda virüse karşı en önemli kalkan olan aşılanmanın ihmal edilmemesi gerekmektedir. Bununla birlikte kapalı alanlarda maske kullanımı, sosyal mesafe ve gerekli hijyen tedbirlerine dikkat edilmesi önemlidir. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için sağlıklı beslenmeye özen gösterilmeli, günlük fiziksel aktiviteler çoğaltılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ile genel sağlığın korunmasına önem verilmelidir.  

    Çikolata Kisti Gebeliğe Engel Mi?

    0
    cikolata kisti gebelige engel mi

    Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen ve her 10 kadından birini etkileyen Endometriozis, rahim içinde yer alan dokunun rahim dışına yerleşmesiyle oluşuyor.

    Mevcut dokuların büyüyerek kist haline geldiği bu durum ise kimi zaman hamile kalamama problemi ile kendini gösteriyor. Şiddetli ağrıların günlük yaşamı olumsuz etkilediği ve çikolata kistine sahip olan anne adaylarının çoğu zaman doğal yolla gebe kalmalarına engel olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, her çikolata kistinin kısırlık yapmadığını ancak ileri evre çikolata kistlerinin kadınları doğal yollarla hamile kalmayı zorlaştırdığının altını çizdi. 

    Prof.Dr. Yücel Karaman

    Kadınlarda sıkça rastlanan Endometriozisin (Çikolata Kisti), neden ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler belirleyici unsur olarak önemli bir rol üstleniyor. Belirtileri ise çoğu zaman regl semptomlarına benzetildiği için birçok kadın, kendisinde çikolata kisti olduğunu fark edemiyor. Çikolata kistinin kuvvetli ağrıya neden olduğunu bu ağrıların genellikle kasık ve bel bölgesini etkilediğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, “Endometriozis döllenmiş yumurtanın rahme tutunmasını zorlaştırdığından dolayı, gebe kalma durumunu azaltır ve tedavi edilmediğinde ise sinsice ilerler. Boyutu 4 cm’in üzerine çıkan kistler belli durumlarda ameliyat ile alınabilir. Bu konuda uzman bir hekime başvurularak tedaviye başlanması gerekmektedir” dedi.

    Her çikolata kisti kısırlık yapmaz

    Kronik bir hastalık olan çikolata kistinin rahmin iç tarafını kaplayan astar dokunun yumurtalıklarda, karın boşluğunda, karın içi zarlarda, tüplerde veya rahmi tutan bağlarda gelişmesiyle ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Yücel Karaman, “Endometrioma (Çikolata Kisti) hastalarında temel problem, her adet döneminde çikolata kistinin yerleştiği yerlerde kanamanın olmasıdır. Çünkü kist yumurtalığa yerleşirse bu durum fallop tüplerini de etkileyerek doğal yolla üreme şansını büyük oranda düşürür. Yumurtalıkta oluşan tüpler aynı şekilde yumurta hücre rezervini de önemli ölçüde azaltır. Her çikolata kisti için kısırlık yapar diyemesek de infertilite olan kadınların yüzde 40’ında çikolata kisti olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ileri evre bir kistten bahsediyorsak bunu kısırlıkla ilişkilendirmek mümkündür” dedi.

    Uygulanan tedaviler hamilelik şansını artırıyor

    Üreme çağındaki kadınları etkileyen bu hastalığın yumurtalıkların işlevinin bozulmasında belirleyici olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Yücel Karaman, “Çikolata kistleri, yumurtalıklar içindeki sağlam dokuyu azaltabiliyor bu durum ise karın içindeki dokularda yapışıklığa yol açıyor. Mevcut üreme sisteminin anatomik yapısı bozulduğundan organlar işlevlerini doğru şekilde yerine getiremiyor ve hamile kalma şansı düşüyor. Gebe kalmayı düşünen kadınlarda tedavi yaklaşımı daha farklı oluyor. Genellikle ilaç, laparoskopik yöntemlerle kapalı çikolata kisti ameliyatı gibi tedaviler uygulanıyor. Ancak, Endometrioma (Çikolata Kisti) hastalarında laparoskopik tedavi düşünülmeden önce mutlaka over rezervi açısından değerlendirilmeli, gerekirse yumurta veya embriyo dondurma seçenekleri düşünülmelidir” diye belirtti.

    Türkiye’nin En Kapsamlı “Çocuklarda Besin Alerjileri Araştırması” Yayımlandı

    0
    cocuklarda besin alerjisi

    Türkiye genelinde 1248 çocuk üzerinde yapılan ‘Çocuklarda Besin Alerjileri Araştırması’nın sonuçları Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Besin Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Bingöl tarafından açıklandı. 2 yılda tamamlanan araştırma Türkiye’de çocuklarda besin alerjisi kapsamında çarpıcı sonuçlar sunuyor.

    Çocukların ve ailelerinin yaşamları üzerinde büyük bir yük oluşturan besin alerjileri çocuklarda önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu kapsamda, Türkiye’de çocukluk çağı besin alerjilerinin özelliklerini ve risk faktörlerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen çalışma çarpıcı sonuçlar sunuyor. 

    Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Besin Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Bingöl öncülüğünde yürütülen Türkiye’nin en kapsamlı “Çocuklarda Besin Alerjileri Araştırması” 2 yılda tamamlandı. Çalışma, Türkiye genelinde farklı bölgelerde yer alan 26 üniversite ve eğitim araştırma hastanesinin pediatrik alerji bölümünde tedavi gören 1248 alerjik çocuk üzerinde yapıldı. 

    Besin alerjileri en çok bebeklik döneminde görülüyor

    Prof.Dr. Ayşen Bingöl

    Besin alerjisinin hem çocuğun ve hem de ailesinin yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıktığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Besin Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşen Bingöl, araştırma sonuçları hakkında önemli bilgiler paylaştı:

    “Ülkemiz genelinde çocuklardaki besin alerjilerinin özelliklerini araştırdık. Amacımız, Türkiye’de çocukluk çağı besin alerjilerinin özelliklerini ve risk faktörlerini değerlendirmekti. Bu kapsamda 2 yılda tamamladığımız çalışmamız ilk kez tüm Türkiye sonuçlarını toplu halde görmemizi sağlıyor bu sebeple besin alerjisi konusunda oldukça yol gösterici olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin tüm bölgelerini içeren, 26 Çocuk Alerji Hastalıkları Merkezinin gönderdiği 18 yaş altı 774’ü erkek (%62) ve 474’ü kız (%38) olmak üzere toplam 1248 çocuğun sonuçlarını inceledik. Besin alerjisi hakkında çok önemli bilgiler elde ettik. Çocukların yaşları ilerledikçe besin alerjisi oranları düşüş göstermektedir. Besin alerjili çocukların yüzde 62,5 çoğunluğu 0-2 yaş grubundayken, sadece yüzde 2,2’si 13-18 yaş grubundaydı.

    Elde ettiğimiz sonuçlara göre; besin alerjileri sadece kızarıklık, kaşıntı, döküntü gibi hafif belirtilere yol açmıyor, hiç de azımsanmayacak oranda (%17,6) hayati risk oluşturan alerjik şok (anafilaksi) ile sonuçlanıyor” şeklinde konuştu.

    Besin alerjileri ve alerjik şokun (anafilaksi) en önemli nedeni inek sütü 

    Çocuklarda en sık görülen besin alerjisi tipinin, inek sütü alerjisi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ayşen Bingöl, “İnek sütü alerjisi oranının 0-2 yaş grubunda yüzde 70,6 oranıyla dikkat çekerken 13-18 yaş grubunda ise yüzde 25’e düştüğünü gözlemledik. Ayrıca ülkemizde inek sütü alerjisi çocukluk çağında anafilaksiden en sık sorumlu alerji tipidir” dedi.

    Besin alerjili çocukların yarısında birden fazla besine alerji var

    İnek sütü alerjisini sırasıyla yumurta, kabuklu kuruyemişler, buğday ve deniz ürünleri alerjilerinin takip ettiğini belirten Prof. Dr. Ayşen Bingöl, besin alerjisi türleriyle ilgili şu noktalara değindi: 

    “Besin alerjili çocukların yaklaşık yarısında birden fazla besine alerji gördük. Çocuk büyüdükçe süt ve yumurta alerjilerinin daha az görüldüğünü saptadık. İnek sütü alerjisi ve yumurta alerjisi olan çocukların yüzde 80’inin 16 yaşında bu besinlere karşı tolerans geliştirdiğini gözlemledik. 

    Ancak fındık, ceviz, antep fıstığı, kaju, yer fıstığı gibi kabuklu kuruyemiş alerjilerinin ise yaş büyüdükçe arttığını ve iyileşme olmadığını saptadık. Ortadoğu ülkelerinde çok sık görülen susam alerjisinin ülkemizde de tırmanışa geçtiğini biliyoruz. Ülkemiz gibi susamın yetiştiği ülkelerde alerjik reaksiyonlar daha yaygın ve şiddetli olarak görülebiliyor. Buna karşılık ülkemizde soya alerjisinin pek yaygın olmadığını görüyoruz.”

    Sezaryen ile doğan bebeklerde alerji riski

    Besin alerjilerinin en sık görüldüğü dönemin süt çocukluğu yani doğumdan 2 yaşına kadar olan dönem olduğunu belirten Prof. Dr. Ayşen Bingöl, genellikle sezaryen ile doğan çocuklarda, erkek cinsiyette ve annede alerjik hastalık var ise, besin alerjisinin daha sık görüldüğünü belirtti. 

    Prof. Dr. Ayşen Bingöl araştırmayla ilgili son olarak, çalışmalarının farkının ulusal verileri homojen bir şekilde temsil etmesi ve çok sayıda vaka içermesi olduğunu belirterek, “Pediatrik alerjistler tarafından yürütülen araştırmamız toplumumuzda besin alerjisi özelliklerinin daha iyi bilinmesini ve bu sorun ile daha iyi baş etmemizi sağlayacaktır” dedi.

    Lifli Besin, Az Yağlı Yemek Ve Su Bölünerek Tüketilmeli!

    0
    lifli besin az yagli yemek

    Ramazanda göğüste ağrılı yanma ve kabızlık için, Lifli besin, az yağlı yemek ve su bölünerek tüketilmeli!

    Ramazan ayı boyunca çoğu insanın normalde tükettiğinden daha ağır ve zengin çeşitli yiyeceklere meyilli olduğunu belirten uzmanlar, dini olarak da tavsiye edilen hurmanın kan basıncını düşürdüğünü, kalp hastalığı ile kolon kanseri riskini azalttığını ve kabızlığı giderdiğini ifade ediyor. Ramazan’da su ihtiyacının çaydan karşılanmaması gerektiğini belirten uzmanlar, suyun iftarda, sahurda ve iftar ile sahur arasında bölünerek tüketilmesini öneriyor. Daha uzun tokluk hissi için sahurda lifli besinler tüketilmesi ve iftarda ise çorba ile başlanarak az yağlı yemekler tercih edilmesi tavsiye ediliyor.

    Dyt.Özden Örkcü

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Diyetisyen Özden Örkcü, Ramazan’da iftar ve sahurlarda tüketilebilecek faydalı besinlerle ilgili önerilerde bulundu. Ramazan’da sık yaşanan baş ağrısı, göğüste ağrılı yanma hissi ve kabızlık gibi sorunlara karşı yapılması gerekenleri paylaştı. 

    Hurma kan basıncını düşürüp kabızlığı gideriyor

    Ramazan ayında bozulan beslenme düzeninin tekrar yeni bir düzene girmesi sürecinde özellikle ilk bir hafta adaptasyon zorluklarının yaşandığını belirten Diyetisyen Özden Örkcü, “Bu sene sahur ve iftar saati arası yaklaşık 14-15 saati bulurken, Ramazan öncesi son birkaç günde insanlar daha çok dilediklerini yemeye yoğunlaşmış durumdalar. Ramazan ayı boyunca çoğumuz normalde alacağımızdan daha ağır ve daha zengin yiyecekler yemeye meyilli oluyoruz, bu da daha halsiz ve daha yorgun hissetmemize neden olabiliyor. Bu şişkinlik, uyuşukluk hissi, genellikle aç karnına yağlı yiyecekler yemekle beraber, gazlı bir içecekle de taçlandırıldığında daha da kötü hissedilmesine neden olacaktır. Orucu hurma, bir bardak su veya zeytinle açmak gelenekseldir. Dini tavsiyelerin yanı sıra hurmanın kan basıncını düşürmek, kalp hastalığı ile kolon kanseri riskini azaltmak ve kabızlığı gidermek gibi birçok önemli faydası vardır.” dedi.

    Baş ağrısını önlemek için kafeini azaltın!

    Diyetisyen Özden Örkcü; baş ağrısı, göğüste ağrılı yanma hissi ve kabızlık durumlarının giderilebilmesi için tavsiyelerini şöyle paylaştı:

    – Uyku kalitesini artırmak için iftar ve sahurda kafeini azaltın,

    Suyu bölerek tüketin

    – Yeterli su tükettiğinizden emin olun. İftarda 2 bardak (500ml), sahurda 3 bardak (750ml), iftar ve sahur arasında 3 bardak (750ml) gibi bölünmüş su tüketme hedefleri koyun,

    – Tuz alımını azaltın. Turşu, sos, beyaz peynir ve hellim gibi yüksek tuzlu yiyeceklere dikkat edin. Tuz alımını azaltmak hidrasyona yardımcı olur ve daha uzun vadede daha az tuza alışmak için harika bir başlangıç olabilir.

    Göğüste ağrılı yanma hissine dikkat!

    – Yiyeceklerin kokusu ve görüntüsü mide salgılarını artırabilir ve oruç sırasında mide yanmasına neden olabilir. Yiyecekleri Ramazan’dan önce hazırlamak ve dondurucu kullanmak yemek hazırlama süresini kısaltmaya yardımcı olabilir.

    – İftarda yağda kızartılmış et, tavuk veya sebzeler de dahil olmak üzere yüksek yağlı yiyeceklerin porsiyon boyutlarını ve sıklığını azaltın. Bu yiyecekler için ızgara, fırın veya buharda pişirme gibi alternatif pişirme yöntemlerini seçin,

    – Pişirmeden önce etin görünür yağını ve tavuğun derisini çıkarın,

    – Az yağlı süt ve süt ürünlerine seçin.

    Kabızlığa karşı bu önlemleri alabilirsiniz

    – Yiyecek türlerinde ve yeme düzenlerinde yapılan değişiklikler, bağırsak alışkanlıklarının değişmesine neden olabilir.  Yeterli sıvı alımı sağlanmalı ve çeşitli bitki bazlı gıdalar yoluyla 30 gram lif tüketimi hedeflenmeli. Buna iftarın bir parçası olarak mercimek, fasulye, bakliyat ve sebzeler dahildir.

    – Bağırsak hareketlerini uyarmaya yardımcı olmak için gün boyunca yürüyüş veya hafif egzersizleri dahil edin.

     İftarda ayran yerine kefir ya da probiyotik yoğurttan yapılan ev yoğurdu tercih edin.

    Diyetisyen Özden Örkcü, sahurda ve iftarda mideyi yormayan, tokluk süresi uzun olan tüketilebilecek gıdalara ilişkin önerilerini şöyle paylaştı: 

    Sahurda nasıl beslenmek gerekir?

    Tokluk süresi uzun olan ve rahatsız etmeyecek lifli yiyecekler tercih edilmeli. Bu nedenle mide sancıları çektirmeyen ve yavaş sindirilen yiyecekleri dahil etmek özellikle önemlidir. Yulaf, kepekli tam tahıllı ekmekler, incir, kuru erik gibi besinler tüketilebilir. Bu besinler gün boyunca susuz kalmayı önleyecek ve sindirime yardımcı olacaktır.

    – Meyveli yulaf ezmesi, bir avuç fındık ve 1 fincan çay, yeşil çay, ıhlamur, süt veya kefir.

    – Çok tahıllı yumurtadan sebzeli sandviç, 4-5 adet badem ile isteğe göre tarçınlı 1 bardak süt.

    – 2 yemek kaşığı lor peyniri, yeşillik, 1 dilim az yağlı peynir, kayısı, ceviz ve adet 1 yumurta. İsteğe göre sebzeli omlet olabilir.

    – 1 kase şekersiz müsli, 1 su bardağı süt, 1 meyve ve 2 ceviz.

    İftarda mide dinlendirilmeli

    Uzun süreli açlık sonrasında mideyi yormamak için hafif bir çorba ile iyi bir başlangıç yapılabilir. Ardından midenin dinlenmesi açısından ana yemeğe geçmeden önce en az 2-3 dakika beklenilmeli. Yemek arasında su tüketmemeye özen gösterilmeli.

    – Fırında tavuk veya köfte veya hindi,

    – Yağsız yapılan fırın patates,

    – Az yağlı süt bazlı tatlılar ve pudingler/ Chia meyveli puding/ meyveli muhallebi/ meyveli parfe,

    – Zeytinyağı ve ceviz ilave edilen mevsim salataları,

    – Tam tahıllı ekmek veya arada avuç içi kadar pide,

    – Makarna veya pirinç pilavı yerine basmati pilavı, bulgur veya karabuğday pilavı, 

    – Ev yapımı ayran ya da kefir, smoothies veya sade maden suyu. 

    Su ihtiyacı çay ile doldurulmamalı!

    İftar sonrasında vazgeçilmez olan çay tüketimi konusunda da dikkatli olunması gerektiğini belirten Diyetisyen Özden Örkcü, “Çay tüketimi sonrası idrar rengi kontrol edilmeli. Rengi koyu ise bu yeterli su alınmadığını gösterir. Ramazan boyunca açlık süresi uzun olacağından su ihtiyacı çayla doldurulmamalı. Ayrıca çok çabuk susattıkları ve değerli besinleri olmadığı için gazlı içeceklerden kaçınılmalı. Tatlı olarak da taze meyve, dondurma veya sütlü tatlılar tüketmek, çikolata veya şerbetli tatlılara göre daha hafif bir alternatiftir.” dedi.