Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 93

    Hediye Yağmurunda Son Günler

    0
    Hediye Yağmurunda Son Günler

    Yüzde gülümseme yaratacak yüz hediye kampanyası ile son teknoloji ürünleri ziyaretçileriyle buluşturacağını duyuran Kuzu Effect AVM, hediye çekilişini 6 Nisan tarihinde gerçekleştirecek. 

    Hayatı kolaylaştıran teknolojileri ziyaretçileri ile buluşturan Kuzu Effect AVM, 6 Nisan tarihinde düzenleyeceği çekiliş ile hediye kampanyasının kazananlarını duyuracak. 

    2021’nin ilk günlerine hediye yağmuru ile “Merhaba” diyen Kuzu Effect AVM, her 250 TL alışverişe bir çekiliş hakkı sunuyor. 28 Mart tarihine kadar başvuruların alınacağı çekiliş kampanyasında, alışverişlerini Kuzu Effect AVM’de gerçekleştiren ziyaretçiler, çekilişe katılma hakkına sahip oluyor. 

    Bunların yanı sıra para kart hediyeleri ile de armağanlarını sürdüren Kuzu Effect AVM, 3 adet 5.000 TL, 10 adet 1.500 TL, 25 adet 1.000 TL, 50 adet 500 TL yüklü para kartlarını ziyaretçileri ile buluşturacak. 6 Nisan tarihinde Milli Piyango İdaresi’nin düzenleyeceği çekiliş ile toplamda 100 adet hediye talihlilere teslim edilecek. 

    Hediye Yağmurunda Neler Var?

    Herkesin merakla beklediği Sony Playstation 5 Oyun Konsolu hediyesi ile fark yaratan Kuzu Effect AVM, dünyanın merakla beklediği Playstation ile 3 şanslı ziyaretçiyi güldürecek. Iphone tutkunlarını da unutmayan alışveriş merkezi, 3 adet Iphone 11 Pro hediyesi ile uzakları yakın edecek. Evlerde son zamanlarda en çok tercih edilen yardımcı IRobot hediyesi ile hayatı kolaylaştırmayı amaçlayan Kuzu Effect AVM, 3 şanslı talihlinin hayallerini gerçekleştirecek. Dijital dünyanın en çok tercih edilen ürünlerinin başında yer alan akıllı saatleri de unutmayan alışveriş merkezi 3 adet Apple Watch ile her an teknolojiyi yanında taşımak isteyenlere ulaşacak.

    Abdi İbrahim Tower, Epilepsi Farkındalığı İçin Mora Bürünüyor

    0
    Abdi İbrahim Tower, Epilepsi Farkındalığı İçin Mora Bürünüyor

    Türkiye’nin iyileştiren gücü Abdi İbrahim, 26 Mart Dünya Epilepsi Günü’nde, hastalık hakkında farkındalık yaratma çalışmalarına destek olmak için İstanbul’daki Genel Müdürlük binası Abdi İbrahim Tower’ı mor renkle ışıklandırıyor. Dünyada en sık görülen 4’üncü nörolojik hastalık olan epilepsiden, tüm dünyada 60 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 700 bin kişi muzdarip. 

    TÜRKİYE’NİN iyileştiren gücü Abdi İbrahim, 26 Mart Dünya Epilepsi Günü’nde farkındalık yaratmak amacıyla, 26 Mart haftası boyunca İstanbul Maslak’taki genel müdürlük binasını hastalığın sembol rengi olan mor ile aydınlatıyor. 

    Beyni etkileyen sinir hücrelerinin anormal elektriksel aktivitesi neticesinde oluşan epilepsi hastalığı, tekrarlayıcı nitelikte ve gelişi güzel zamanlarda oluşan nöbetlere yol açıyor. En yaygın 4‘üncü nörolojik hastalık olan epilepsi aynı zamanda dünya nüfusunun yüzde 1’ini yani neredeyse 60 milyon insanı etkiliyor. Türkiye’de ise yaklaşık 700 bin epilepsi hastası bulunuyor. Epilepsi, ön yargılar ve yanlış bilgiler sebebiyle hastaların damgalanmasına, toplumdan dışlanmalarına, iş ve eğitim hayatlarının kesintiye uğramasına ve hatta aile kuramamalarına neden olabiliyor. Oysa tedavi edildiği takdirde hastaların yaklaşık yüzde 70’inde hastalık kontrol edilebilir bir hal alıyor.

    Pandemi sürecinden nasıl etkilendiler?

    Epilepsi, nöbetlerle tanımlanmış bir grup nörolojik bozukluktur. Nöbetler, hastaların %70’inde ilaçla kontrol edildiği halde, epilepsi hakkındaki yanlış bilgiler, toplumu önyargıya itmektedir. Abdi İbrahim’in yakın zamanda yaptığı “Epilepsili Hasta ve Hasta Yakını Yolculuğu” araştırması da salgın sonrası dönemde normal yaşantıya dönülse de tıpkı pandemi öncesinde olduğu gibi önyargılar nedeniyle epilepsili bireylerin sosyal izolasyonunun devam edeceğini gösteriyor.

    İçinde bulunduğumuz salgın sürecinde epilepsi hastalarının yaşadıklarına ilişkin çarpıcı sonuçlar elde edilen araştırmaya göre, salgın boyunca hastaların tedavilerinde bir aksama yaşanmazken akut oluşan bir sağlık sorunu nedeniyle zor durumda kalmadıkları gözlemlendi. Hastaların çoğu, hekimleriyle yüz yüze iletişimden kopmamak için önlem alarak hastaneye gitmeye devam edeceklerini beyan ederken, hastaların epilepsilerinin de genel itibariyle stabil kaldığı anlaşıldı. COVID-19 virüsünün epilepsi gibi nörolojik bir hastalıkla bağlantısı olmaması nedeniyle, epilepsi hastalarının kendilerini risk altında görmedikleri de araştırmada öne çıkan bulgulardan bir diğeri. 

    Mor Gün fikri nasıl doğdu?

    Mor Gün fikri 2008’de, Kanada’da yaşayan 10 yaşındaki epilepsi hastası Cassidy Megan öncülüğünde ortaya çıktı. Cassidy, bazı kültürlerde yalnızlığı sembolize ettiği için ve epilepsi hastalarının çoğunun hissettiği toplumdan izole edilme hissini çağrıştırdığı içi mor rengi tercih etti. Mor Gün etkinliği sayesinde her yıl 26 Mart’ta insanlar mor renkte giyinerek epilepsili konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim de 26 Mart haftası boyunca Maslak’taki genel müdürlük binasını mor renkle aydınlatarak bu çabalara destek veriyor.

    Bel Ağrısından Sonraki Bacak Ağrısına Dikkat!

    0
    Bel Ağrısından Sonraki Bacak Ağrısına Dikkat!

    Bel ağrılarının nezle ve gripten sonra en sık görülen rahatsızlık olduğunu vurgulayan uzmanlar, en yaygın nedeninin de bel fıtıkları olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanlar, mikrodiskektomi ve endoskopik diskektomi yöntemleri ile yapılan ameliyatlarda hastaların operasyondan sonra aynı gün içinde ayağa kalkabildiğini ve bir gün sonra taburcu olabildiklerini ifade ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, bel fıtığı hakkında önemli bilgiler ve tavsiyelerini paylaştı.

    Her hastalık bel ağrısına neden olabilir

    “Omurga fonksiyonlarını iki temel üzerine oturtabiliriz” diyen Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, bu fonksiyonlardan birinin hareketi ve esnekliği sağlamak, vücuda binen yükü taşımak, diğerinin ise nöral dokuyu yani sinir dokusunu korumak olduğunu söyledi.

    Omurga ve içerisindeki sinir dokusu ele alındığında omurganın lomber birinci omurun alt düzeyine kadar uzanan omurilik ve omurilikte her segmentten çıkan sinirlerden oluşan bir nöral yapıyı taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Omurganın bir fonksiyonu yükü taşımak, hareketi ve esnekliği sağlamak, diğer fonksiyonu ise nöral dokuyu yani sinir dokusunu korumaktır. Dolayısıyla omurgayı omurilik ve etrafındaki yapılarla birlikte düşünmek gerekiyor. Etrafındaki yapılardan bahsetmek gerekirse boyun, sırt olarak düşünürsek akciğer ve kalp, bel olarak düşündüğümüzde de çeşitli karın organları yer alıyor. Tüm bu yapılara ait ve bunların ötesinde sistemik her hastalık teorik olarak bel ağrısına ya da omurga ağrılarına neden olabilir. Bunları da farklı oranlarda görüyoruz ama en yaygın olanı bel ağrısıdır ve bunun nedenleri de çok sıklıkla yumuşak doku problemleri ve bel fıtıklarıdır” dedi.

    Omurgada zamanla bozulmalar oluyor

    Üst üste duran bel omurlarının bir bölümünün ara yüzeylerini disk yapılarının kapladığını belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bu disklerin yükü taşımak, esnekliği sağlamak, yükü eşit bir şekilde omurgaya dağıtmak gibi mekanik fonksiyonları, nutrisyonel ve daha başka pek çok fonksiyonu vardır. Diskler son derece sağlam bir yapıdır ama omurga sürekli olarak çalışıyor. Otururken, yürürken, spor yaparken ve daha birçok aktivitede omurga aktif şekilde çalışıyor, sürekli bir yük taşıyor. Zamanla da bozulmalar ve zayıflamalar ortaya çıkıyor. Diskin belirli yerleri daha zayıftır. Oralardan fıtıklaşma yani yapının bozulması ve bulunması gereken alanın dışına taşması ortaya çıkıyor. Bu çok yaygın bir durumdur ve bel ağrıları nezle ve gripten sonra ikinci sıklıkta görülen bir şikayettir. Bel ağrılarının en yaygın nedeni de bel fıtıklarıdır” dedi.

    Sinirlerdeki baskı bel fıtığına yol açıyor

    Bel fıtıklarının çok farklı tipleri ve dereceleri olduğuna dikkat çeken Bozbuğa, “Duruma göre çok farklı tedaviler ya da uygulamalar gerekebiliyor. Beyin cerrahları ameliyat için bel fıtıklarında belli koşullar ve belli durumları ararlar. Bu koşullar da bel fıtıklarının yüzde 2-3 oranındaki hastalarda bulunur. Sinirlere baskı olması, fıtığın ve basının başka hiçbir şekilde düzeltilemeyecek derecede olması, klinik yansımaları olarak nörolojik fonksiyon kayıplarının olması, şiddetli ağrıların olması, ağrının başka türlü şekilde geçirilememesi, idrar ya da dışkı kaçırma kusurlarının ortaya çıkması gibi çok çeşitli şartlar vardır. Bu gibi klinik tablolarda ameliyat yapılıyor” ifadelerini kullandı.

    Bel ağrısından sonra bacak ağrısı olduysa dikkat!

    Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, ‘Bel fıtığının tipine ve derecelere göre de ağrının karakteri farklıdır’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Omurlardaki disklerin etrafını çevreleyen kapsülün gerilmesi durumunda şiddetli bel ağrısı, tutulma ve düzleşme meydana gelir. Kaslarda şiddetli bir spazm olacaktır. Kapsül yırtılıp içindeki kıkırdağımsı dokunun dışarıya taşması durumunda bel ağrısı geçecek ama bu dokunun fıtıklaşması ve hemen yakınındaki sinir köküne baskı yapması sonucu bacak ağrısı ortaya çıkacaktır. Birçok hasta bu durumu karakteristik şekilde anlatırlar. Önce şiddetli bel ağrısından bahsediyorlar ama bel ağrısı geçtikten sonra bacak ağrısı yaşadıklarını ifade ediyorlar. Bacak ağrısı ile gelen hastaya bel fıtığı var dendiğinde ya da yapılacak ameliyatın belden yapılacağı söylendiğinde şaşkınlığa yol açıyor. Ağrı sinir köklerine baskı olduğunun işaretidir ama her bacak ağrısı da bel fıtığından kaynaklanmıyor.”

    Ameliyattan bir gün sonra hasta taburcu olabiliyor

    Bel fıtığı ameliyatı için açık ve kapalı şeklinde adlandırmalar yapıldığını belirten Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bu aslında bilimsel olarak kullanılmayan bir tanımdır. Hiçbir şekilde kapalı bir ameliyat söz konusu değil. Sorunlu alana müdahale için mutlaka bir yerden girilmesi gerekiyor. Yalnızca disk problemi ise geniş bir kesiğe gerek kalmıyor. Mikrodiskektomi ve endoskopik diskektomi bu hastalığın cerrahisinde altın standartlardır. Bu iki yöntemde de küçük bir cilt kesisinden giriliyor. Bu 1-1,5 santimlik kesi de ameliyattan sonra pek iz bırakmıyor. Mümkün olduğu kadar çok küçük bölgede işlem yapılıyor. Dolayısıyla çok az doku travması oluyor. Mikroskopla bakıldığı için üç boyutlu bir şekilde ve bölgenin daha iyi aydınlatılıp yapıların büyütülerek görülmesi mümkün hale geliyor. Disk çıkarılıp sinir yapısı serbestleştiriliyor ve ameliyat bu şekilde sonlandırılıyor. Aynı gün hasta ayağa kalkıyor, yürüyebiliyor ve ertesi sabah da taburcu olabiliyor. Ameliyat sonra bel fıtığında nüks görülme oranı yok denecek kadar az sayıdadır” dedi.

    Bel fıtığı spor yapmaya engel değil

    Bel fıtığının spor yapmaya engel olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Tam tersine ameliyattan sonra ya da ameliyat gerektirmeyen bir aşamada ise ve ilaçla tedavi uyguladığımızda hastalara uzun dönemde mutlaka aktif olmalarını, bel ve karın kaslarını güçlendirmelerini istiyoruz. Düzenli, doğru ve bilinçli fiziksel aktiviteler yapmalarını öneriyoruz. Hastalar, kısa dönemde rahatlattığı ve ağrılarını hafiflettiği için korse kullanmayı tercih ediyorlar ama bunu pek istemiyoruz. Bel fıtığının ötesinde çok ağrılı durumlarda çok kısa süreli korse kullanılabilir; ancak, devamlı korse kullanıldığında kasları zayıflattığı için istenmeyen durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların karşısında en önemli koruyucu unsur kaslar olduğu için kas yapısının güçlü olmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Pandemi Döneminde Çocukların Psikolojik Dayanıklılığı Nasıl Artırılır?

    0
    Pandemi Döneminde Çocukların Psikolojik Dayanıklılığı Nasıl Artırılır?

    Her ebeveyn çocuğunun mutlu ve keyifli olmasını, hayal kırıklığı yaşamamasını ve üzülmemesini ister. Fakat içinden geçtiğimiz dönem de gösterdi ki, bazen yönetemediğimiz dış etkiler sadece çocukların değil her insanın psikolojik dayanıklılığını test ediyor. Rezilyans olarak adlandırılan psikolojik dayanıklılık, çocukların zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkma becerisi olarak tanımlanıyor. Peki, ebeveynler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapmalı? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz anlatıyor…

    Her yaştan insanın dayanıklılık sınavı verdiği bir yılı geride bıraktık. Yetişkin bireylerin bile yaşanan değişimlere ayak uydurmakta zorlandığı pandemi döneminde, okul rutinlerini kaybeden, sosyalleşme olanakları kısıtlanan ve neredeyse tüm günlerini ekran başında geçiren çocukların duygusal ve zihinsel sağlığı ebeveynler için son derece önemli bir sorun halini aldı. Ebeveynler hem içinden geçilen dönemin farklı boyuttaki zorluklarıyla başa çıkabilmek, hem de çocuklarının eğitim, sosyalleşme ve hareketsizlikten kaynaklı fiziksel ihtiyaçlarını daha iyi karşılayabilmek için daha fazla zaman ve emek sarf etmeye başladı. Bu zorlu dönemde, psikolojik dayanıklılık düzeyi ve zorluklarla baş etme becerisi yüksek olan çocuklar değişime daha hızlı ayak uydurdular. Korumacı ebeveynliğin çocuklar üzerindeki olumsuz etkisi de daha görünür bir hal aldı. Her ebeveyn çocuğunun hep mutlu ve keyifli olmasını, hiç üzülmemesini, hayal kırıklığı yaşamamasını ister. Fakat hayatta zorluklar ve hayal kırıklıkları da vardır. Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılaşmayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilendiğinde, çocuklar gerçekçi bir dünyaya hazırlanmamış olurlar.

    Psikolojik rezilyans nedir?

    “Rezilyans” olumsuzluklara karşı hazırlıklı olma, stres ve travmayla başa çıkabilme, zor koşullara uyum sağlama, yıkıcı deneyimlerle bunlardan bir şeyler öğrenerek başa çıkma kapasitesidir. Hem ruhsal hem de fiziksel dayanıklılık ve esnekliktir.  Psikolojik rezilyans yani dayanıklılık, zor durumlardan sonra tekrar ayağa kalkabilme becerisidir. Kısacası, ruhun bağışıklık sistemi ya da koruyucu kalkanı olarak da tanımlanabilir. Amerikan Psikoloji Derneği zorluklar, travma, trajedi, tehdit ya da stres koşullarına iyi uyum sağlayabilmeyi rezilyans olarak tanımlar. Stres altında, strese rağmen yüksek performans gösterebilmek psikolojik dayanıklılığı gösterir.

    DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, psikolojik rezilyansın çocukların gelişiminde çok önemli bir rol oynadığını ve çocuğun ihtiyaçlarını anlayan, çocuğun etrafında olan biteni algılamasına ve içsel dengeyi bulmasına yardımcı olarak bakım veren ailelerin uzun vadede çocuğun psikolojik olarak dayanıklı olmasına da katkı sağlamış olacaklarını ifade etti. Eryılmaz, “Çocuklar büyürken hayal kırıklığı ve stresle karşılamayacakları şekilde aşırı korumacı ebeveynlik tavırları sergilediğimizde, onları gerçekçi bir dünyaya hazırlamamış oluruz. Zorluklarla karşılaştıklarında, olaylara meydan okuyarak onlarla başa çıkabildiklerini deneyimledikçe tatmin olurlar. Zorlukların üstesinden gelebilme becerisi, ileride kendi ayakları üzerinde durabilmeleri ve başarılı olabilmeleri açısından önemlidir” dedi.

    Psikolojik dayanıklılığı etkileyen 3 temel faktör

    Klinik Psikolog Ece Eryılmaz, çocuklarda psikolojik dayanıklılığın oluşabilmesi için üç temel faktörün gerekli olduğunu, bu faktörlerin çocukların psikolojik dayanıklılıklarında kritik rol oynadıklarını belirtti: Bunlardan ilki çocuğun güvende olduğunu hissetmesi, diğeri özgüven sahibi olması, başaracağına dair inanca sahip olması ve üçüncüsü kendi sınırlarını, yapabileceklerini iyi bilerek dayanıklılığını doğru tahmin etmesi. Ece Eryılmaz “Psikolojik dayanıklılık, zor durumlarda kırılmadan bükülebilme ve olay geçtikten sonra da eski şekline dönebilme kapasitesidir. Olumsuzluklar karşısında iyimser bir tutum sergilemek ve kendine güvenerek, bunlarla başa çıkabilmek için uğraşmaktır. Psikolojik olarak dayanıklı olan çocukların duygusal gücü de vardır. Bu da çocuğun hayatta karşılaştığı problemlerle mücadele edebilme gücünün olması demektir. Böylece birey; çocukluktan ergenliğe, ergenlikten yetişkinliğe yaşam başarısı olan bir kişiye dönüşür.Ebeveynler olarak hayatın inişli çıkışlı olduğunu ve stresli durumların var olduğunu kabul ederek, çocukların da bu zorluklarla yüzleşebilmesine ve bunlarla baş ettiğinde güçlenerek büyümesine destek olabilmek, çocuklara verebileceğimiz en büyük armağandır” dedi.

    Aileler çocuklarının psikolojik dayanıklılığını artırmak için neler yapabilir?

    • Çocuğun fiziksel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçlarını da karşılayabilmek.
    • Çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişki çok önemlidir. Şefkatli, sevgi dolu, çocuğun ihtiyaçlarını anlayan ve bunları karşılayan, tutarlı ve sınırları belirgin olan ebeveyne sahip çocuklar kendini gerçekleştiren, mutlu bir çocuk ve ileride de mutlu bir yetişkin olurlar. 
    • Aşırı korumacı olmamak. Çocuğun üzülmesine veya başarısız olmasına da izin verebilmek. 
    • “Bu durumun senin için zor olduğunu biliyorum. Senin yanındayım. Bunun üstesinden gelebilirsin” diyebilmek.
    • Çocuğa kendisinin değerli ve özel olduğunu hissettirebilmek. Çocuğun şimdi ve burada onunla olduğunuzu hissedebilmesi. Bunun için birlikte gülebilmek, kahkaha atmak, oyun oynamak, saçmalamak. 
    • Çocuğun kendisini yeterli ve yetkin hissedebilmesi için bir şeyleri ne kadar harika yaptığına değil ne kadar çabaladığına ve pes etmeden nasıl da devam edebildiğine vurgu yapmak.
    • Çocuğun yaşadıklarını ve anlattıklarını merakla dinlemek.  Zor durumlarda, olumsuz olaylarda nasıl hissettiğini anlamak ve birlikte konuşmak. Bu zor durum karşısında nasıl baş edebileceği konusunda fikirler vermek yerine, kendisinin çözüm yolları bulabilmesi için çocuğu teşvik edebilmek. 

    İnternetteki Psikolojik Testler Kişilerin Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    0
    İnternetteki Psikolojik Testler Kişilerin Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    Son yıllarda internet üzerinden yapılan psikolojik testler hemen hemen herkes üzerinde merak uyandırıyor. Bu tarz testlerin bireyleri yanlış yönlendirebileceğini ve güvenirliğinin ispat edilmediğini belirten Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Rümeysa Alaca, “Psikometrik testler, doğru tanı koymak ve etkin tedavi planı oluşturmak için mutlaka psikiyatrlar ve psikologlar tarafından yapılmalı. İnternet ortamında bulunan ruh sağlığıyla ilgili testler, içerik, uygulama ve sonuç bakımından birçok sorunu içerisinde barındırabilir” açıklamasında bulundu.

    İnternetteki testler genellikle bireyin psikolojik durumunu ortaya çıkarmak, psikiyatrik tanılar koymak ve bazı öneriler vermeye yönelik hazırlanıyor. Ancak bu testlerin hangi testler olduğunun, geçerlilik ve güvenirliklerinin yapılıp yapılmadığının ve standardizasyon olup olmadığının bilinmesi gerektiğinin altını çizen Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Rümeysa Alaca, “Bu tarz testlerin yapılıp sonuçlarının hemen görülebilmesi ve bilgileri kesin ifadelerle vermesi internette uygulanan testleri daha cazip kılıyor. Bunlara ek olarak, internetteki testleri uygulayan kişiler test sonuçlarını görebildiklerinde kendileri hakkında olumsuz yargılara ve yalnızca psikiyatrlar tarafından konulabilen tanı ölçütleri hakkında yanlış bilgiye sahip olabiliyor. Dolasıyla internette bu testlerin yaygın olarak görülmesi ve sonuçlarının görünürlüğü, ruh sağlığı alanında önemli sorunlara yol açabiliyor” şeklinde konuştu.

    Psikolojik testler önce psikolog ya da psikiyatrlar tarafından uygulanmalı

    Ruh sağlığı alanında yaygın olarak kullanılan psikolojik testlerin uygulanması ve sonuçlarının güvenirliği hakkında dikkat edilmesi gereken hususların olduğunu söyleyen Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Rümeysa Alaca, “Öncelikle ruh sağlığı alanında yapılan tüm testlerin bilimsel ve güvenli olabilmesi için bu testlerin psikolog ya da psikiyatrlar tarafından uygulanması ya da yönlendirilmiş olması gerekiyor. Uygulanan bu testler sadece bilimsel ve somut bilgi vermemekte; aynı zamanda psikolog ya da psikiyatra klinik gözlem olanağı da sağlıyor. Dolayısıyla sonuçların güvenirliği hem testler hem de uygulayan ya da yönlendiren uzmanın klinik gözleminin birleşimi sonucu ortaya çıkıyor” dedi.

    İhtiyaç varsa uzmana başvurulmalı

    Testlerin yapılma amacı düşünüldüğünde, kişinin kendisini daha iyi anlayabilmesini sağlamak ve yaşanılan bir sorunun şiddetini belirlemek ise bu testlere tek başına güvenilmeyeceğinin zihnin bir yerinde olmasının fayda sağladığını vurgulayan Rümeysa Alaca, “Her bir ölçeğin tek başına bir problemi ya da bozukluğu saptamak ve anlayabilmek için yeterli olmadığı unutulmamalı. Eğer böyle bir ihtiyacınız varsa, size bunu daha kapsamlı bir şekilde sunabilecek, detaylı bir değerlendirme ve bunun sonrasında bir tedavi planı oluşturabilecek bir uzmana başvurmanız daha faydalı olabilir” şeklinde konuştu. 

    Kaliteli Bir Uyku İçin 10 Altın Öneri

    0
    Uyku Hijyeni, sağlıklı bir uyku için uyulması gereken davranışlar ve çevrenin düzenlemesi olarak tanımlanıyor. Uyku kalitesinin gün içerisindeki davranışlar, yenilen besinler ve alınan ilaçlar gibi birçok faktörden etkilediğini söyleyen Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Meliha Aydın, “İyi bir uyku hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için oldukça önemli. Bununla birlikte iyi bir uyku, üretkenliğinizi ve yaşam kalitenizi artırmaya yardımcı olur. Herkes, bazı küçük değişiklerle uyku kalitesini arttırabilir” dedi. Uyku ihtiyaçlarının yaşa göre değişiklik gösterirken, özellikle yaşam tarzı ve sağlıktan etkilendiğini vurgulayan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi'nden Nöroloji Uzmanı Meliha Aydın, sağlıklı bir uyku için önerilerde bulundu: • Rahat bir uyku için her gün aynı saatte uyumayı ve aynı saatte uyanmayı alışkanlık haline getirin. Hafta sonu ve tatillerde bu düzeni bozmamaya özen gösterin. En fazla 20 dakika bu saatlerin dışına çıkılabilir. • Gün içinde şekerleme yapmayın. Gündüz uyumak gece uykuya dalmayı zorlaştırdığı gibi uyku kalitesini de düşürür. • Gece yetersiz uyuduğunuzda gündüz kestirmeyin veya sabah daha geç kalkmayın. • Kahve ve nikotin gibi uyarıcıları uyku saatinize yakın tüketmekten kaçının. Çünkü kafein ve nikotin içeren yiyecek ve içecekler uyku dalmanızı zorlaştırır. Ayrıca yatmadan önce ağır yiyecekler yemeyin. • Uyuduğunuz yerin sessiz ve rahat olduğundan emin olun. Oda sıcaklığının sıcaktan ziyade hafif serin olmasını sağlayın. İdeal sıcaklık 18-22 derece olmalıdır. Ayrıca yatak odanızı yatmadan önce 15 dakika havalandırın. • Yatak odasında gereksiz göz yoran ışıkların olmadığından emin olun. Lambalardan, cep telefonundan ve TV ekranlarından gelen parlak ışık uykuya dalmayı zorlaştırabilir, bu yüzden bu ışığı kapatın. • Yatak odanızı sadece uyumak için kullanın. TV seyretmeyin, cep telefonunuzu kullanmayın. Ders, iş ve proje gibi işleri yatak odanızda yapmayın. • Eğer herhangi bir nedenden dolayı uykuya dalmakta zorlanıyorsanız, yatakta 15 dakikadan fazla kalmayın. Başka bir odaya geçip uykunuz tekrar gelene kadar bekleyin fakat bu sırada telefondan veya televizyondan uzak durun. Bunlar uykunuzun daha çok kaçmasına neden olur. Uykunuz gelince tekrar yatağınıza dönün. Eğer uyuyamazsanız tekrar aynı şekilde kalkın. Uykunuzun gelmesi için kitap okuyabilirsiniz. • Gün içinde yaptığınız kısa süreli egzersizler örneğin yürümek ve bisiklet sürmek gibi aktiviteler uyku kalitenizi artırmaya yardımcı olur. Fakat egzersizi uyku saatinize yakın yapmamaya çalışın. • Düzenli bir gece rutini vücudun yatmaya hazır olduğunu fark etmesine yardımcı olur. Yatmadan önce ılık duş veya banyo yapmak, kitap okumak veya hafif uzanmalar şeklinde bir rutin oluşturabilirsiniz. Mümkünse, uyumadan önce duygusal olarak rahatsız edici konuşmalardan ve aktivitelerden kaçının.

    Uyku Hijyeni, sağlıklı bir uyku için uyulması gereken davranışlar ve çevrenin düzenlemesi olarak tanımlanıyor. Uyku kalitesinin gün içerisindeki davranışlar, yenilen besinler ve alınan ilaçlar gibi birçok faktörden etkilediğini söyleyen Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Meliha Aydın, “İyi bir uyku hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için oldukça önemli. Bununla birlikte iyi bir uyku, üretkenliğinizi ve yaşam kalitenizi artırmaya yardımcı olur. Herkes, bazı küçük değişiklerle uyku kalitesini arttırabilir” dedi.

    Uyku ihtiyaçlarının yaşa göre değişiklik gösterirken, özellikle yaşam tarzı ve sağlıktan etkilendiğini vurgulayan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Meliha Aydın, sağlıklı bir uyku için önerilerde bulundu: 

    •    Rahat bir uyku için her gün aynı saatte uyumayı ve aynı saatte uyanmayı alışkanlık haline getirin. Hafta sonu ve tatillerde bu düzeni bozmamaya özen gösterin. En fazla 20 dakika bu saatlerin dışına çıkılabilir. 

    •    Gün içinde şekerleme yapmayın. Gündüz uyumak gece uykuya dalmayı zorlaştırdığı gibi uyku kalitesini de düşürür.

    •    Gece yetersiz uyuduğunuzda gündüz kestirmeyin veya sabah daha geç kalkmayın.

    •    Kahve ve nikotin gibi uyarıcıları uyku saatinize yakın tüketmekten kaçının. Çünkü kafein ve nikotin içeren yiyecek ve içecekler uyku dalmanızı zorlaştırır. Ayrıca yatmadan önce ağır yiyecekler yemeyin.

    •    Uyuduğunuz yerin sessiz ve rahat olduğundan emin olun. Oda sıcaklığının sıcaktan ziyade hafif serin olmasını sağlayın.  İdeal sıcaklık 18-22 derece olmalıdır. Ayrıca yatak odanızı yatmadan önce 15 dakika havalandırın. 

    •    Yatak odasında gereksiz göz yoran ışıkların olmadığından emin olun. Lambalardan, cep telefonundan ve TV ekranlarından gelen parlak ışık uykuya dalmayı zorlaştırabilir, bu yüzden bu ışığı kapatın.

    •    Yatak odanızı sadece uyumak için kullanın. TV seyretmeyin, cep telefonunuzu kullanmayın. Ders, iş ve proje gibi işleri yatak odanızda yapmayın.

    •    Eğer herhangi bir nedenden dolayı uykuya dalmakta zorlanıyorsanız, yatakta 15 dakikadan fazla kalmayın. Başka bir odaya geçip uykunuz tekrar gelene kadar bekleyin fakat bu sırada telefondan veya televizyondan uzak durun. Bunlar uykunuzun daha çok kaçmasına neden olur. Uykunuz gelince tekrar yatağınıza dönün. Eğer uyuyamazsanız tekrar aynı şekilde kalkın. Uykunuzun gelmesi için kitap okuyabilirsiniz.

    •    Gün içinde yaptığınız kısa süreli egzersizler örneğin yürümek ve bisiklet sürmek gibi aktiviteler uyku kalitenizi artırmaya yardımcı olur.  Fakat egzersizi uyku saatinize yakın yapmamaya çalışın.

    •    Düzenli bir gece rutini vücudun yatmaya hazır olduğunu fark etmesine yardımcı olur. Yatmadan önce ılık duş veya banyo yapmak, kitap okumak veya hafif uzanmalar şeklinde bir rutin oluşturabilirsiniz. Mümkünse, uyumadan önce duygusal olarak rahatsız edici konuşmalardan ve aktivitelerden kaçının.

    Hayatımı Mucize Gibi Yaşamayı Deniyorum Artık

    0
    Hayatımı Mucize Gibi Yaşamayı Deniyorum Artık

    İbrahim Selim’in hem PSM Online’dan hem de Zorlu PSM YouTube kanalından seyirci karşısına çıktığı şovu “İbrahim Selim ile Bu Gece”nin bu haftaki konuğu, güzel ve başarılı oyuncu Hande Erçel oldu.

    Müzikten, stand-up’a, mizahtan güncel konulara; kültürün her alanına dokunan ve her anı eğlence dolu dakikalara sahne olan “İbrahim Selim ile Bu Gece”de sevilen oyuncu Hande Erçel, samimi itirafları ve neşeli tavrıyla geceye damgasını vurdu.

    Çocukluk ve gençlik yıllarını Balıkesir’de küçük bir kasabada geçirdiğini anlatan güzel oyuncu; “Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir mahallede büyüdüm. Çocukken eve kaçta girmemiz gerektiğine dair bir sınırımız yoktu çünkü herkes birbirini tanırdı. Ağacın dalından meyve koparıp yiyebilirdik. Bunlar bence çok kıymetli şeyler çocukluk dönemine ait. Bu artılarını düşününce İstanbul’da büyüyen bir çocuk olmak istemezdim diye düşünüyorum.” Sözleriyle çocukluk hayatının çok güzel geçtiğini anlattı.  

    Programın sevilen bölümü “Gözlerimin İçine Bak” ta daha önce hiçbir yerde anlatmadığı pek çok itirafta bulunan başarılı oyuncu, İbrahim Selim’in kendisine yönelttiği “Hiç fake sosyal medya hesabın var mı?” sorusuna verdiği “Ben stalklamam haberin gelir diyebileceğim bir arkadaşım var. Bu sebeple hiç stalklamaya ihtiyaç duymuyorum. Fake sosyal medya hesabı da bu sebeple kullanmıyorum.” Sözleriyle salondaki herkesi kahkahalara boğdu.

    Batıl inançları konusunda da hayli samimi itiraflarda bulunan sevilen oyuncu, “Her şeyi üçlemek gibi bir huyum var. Bir şey yaptığım zaman üç defa yaparım mutlaka. Parmaklarımı saydığımı görürseniz gizli gizli o an bir şeyi üçlüyorumdur muhakkak.” Sözleriyle samimiyetini bir kere daha gözler önüne serdi. Hayvanlara olan sevgisi ve düşkünlüğüyle de bilinen güzel oyuncu bu sevgisinin kullanılarak dolandırıldığını da itiraf etti. 

    Ablasının kızı Mavi ile sosyal medyada paylaştığı her bir fotoğrafı günlerce konuşulan başarılı oyuncu, yeğenine duyduğu sevgiyi, “Hayatımda şu zamana kadar tattığım en güzel duygu, tabi annelik duygusunu henüz yaşamadım ama yeğen bambaşka bir şeymiş. Haftada bir görüyorum ve gördüğümde değişmiş oluyor” sözleriyle yeğenine karşı duyduğu düşkünlüğü anlattı.

    Uykusuzluk Kilo Alımına Neden Oluyor

    0
    Uykusuzluk Kilo Alımına Neden Oluyor

    Korona virüsün etkilerinin her geçen gün artması ile uyku problemlerinde de artış yaşanmaya devam ediyor. Bağışıklık ve uyku ilişkinin öneminin konuşulduğu bu süreçte, yaşanan uyku bozuklukları pek çok sorunu da beraberinde getiriyor.

    Uzmanlar, bağışıklığın yanı sıra uykusuzluğun dolaşım ve metabolizma hızını azaltarak kilo alınımı artırdığını ifade ediyor. Ayrıca, uzmanlar bahar aylarının gelmesi ile yaşanacak uyku sorunlarının önüne geçilmesinin de kilo vermede oldukça önemli olduğunun altını çiziyor. Bu kapsamda, İşbir Yatak sindirimi rahatlatıcı soya lifli yatak teknolojisini tüketici ile buluşturuyor.

    NASA TARAFINDAN ASTRONOTLAR İÇİN GELİŞTİRİLMİŞ 

    Soya, insan vücuduna sağladığı bilinen yararları nedeniyle yatak teknolojilerinde yerini almaya devam ediyor. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlayan soya, hazımsızlık ve kabızlığın azalmasına yardımcı olarak vücutta strese bağlı oluşan mental ve zihin yorgunluklarını ortadan kaldırıyor.

    Soyanın tüm yararlı etkilerini ve viskoelastik malzemenin basınç indirgeyici özelliğini aynı noktada buluşturan İşbir Yatak’ın ViscoStar katmanlı Nature yatağı, kullanıcıların uyku verimini artıran bir nitelikte.

    Açık hücreli vikoelastik malzeme ve soya lifli kılıflardan oluşan akıllı yatak, vücut ısısı ve basıncına duyarlı yapısıyla vücut kıvrımlarına en iyi şekilde uyum sağlıyor ve kullanıcısına sağlıklı bir uyku için ideal ortamı sunuyor.

    DOĞRU VİSCOSTAR YATAK SEÇİMİ BEL AĞRISININ ÖNLÜYOR

    Esnek yapısı sayesinde yüksek hareket yeteneğine sahip olan ViscoStar konfor katmanlı yataklar, vücudun basınç noktalarına en iyi şekilde uyum sağlıyor. Bel, boyun, sırt ve omuz ağrılarının oluşumunda önleyici nitelikte olduğuna dikkat çeken uzmanlar, doğru ViscoStar yatak seçiminin bu bölgelerdeki ağrıların oluşumunu önlediği gibi, sağlığın yeniden kazanılması konusunda da tedaviyi destekleyici bir nitelik taşıdığını söylüyor.

    Etkin basınç azaltıcı özelliği ile bel, sırt, omuz ve boyun gibi basınç noktalarına uyum sağlıyor. Fizyolojik pek çok olumsuzluğun ve yorgunluğun azaltılmasına katkı sağladığı için tıp dünyası tarafından da tavsiye ediliyor. Isıya ve basınca duyarlı akıllı ViscoStar katman, kullanıcının vücut ısısı ve basıncıyla hareketlenerek vücudun şekline ve yapısına göre ergonomik hale geliyor ve vücuda tam uyum sağlıyor. Açık hücreli yapısı sayesinde de, gece boyunca maksimum hava sirkülasyonu sağlayarak derin ve kesintisiz bir uyku deneyimi sunuyor. Konfor katmanı ile esnek ve basınç indirgeyici yapısı sayesinde, omurganın gün içerisindeki doğal duruşunu destekleyerek vücuttaki kan dolaşımının gece boyunca devam etmesine de yardımcı oluyor

    Yeni Old Spice Ultra Defence Esansına Esans Katacak

    0
    Yeni Old Spice Ultra Defence Esansına Esans Katacak

    Modern erkeğin kişisel bakım sürecinde her daim yanında olmayı amaçlayan ikonik marka Old Spice, geniş ürün yelpazesine bir yenisini daha ekledi. Dermatolojik olarak test edilen Yeni Old Spice Ultra Defence Serisi içeriğindeki ananas, elma ve lavanta notalarıyla ‘’Esansıyla Savunmasız Bırakan Erkeklerin Kokusu’’ oluyor.

    Erkeklerin kişisel bakım rutinlerinin bir parçası olan Old Spice yeni serisi Ultra Defence’i tüketicinin beğenisine sunuyor. Eşsiz ve kalıcı kokusuyla gün boyu güzel kokmanıza yardımcı olan seri sprey ve stick deodoranttan oluşuyor. Ultra Defence deodorantlar, ter kokusuna karşı 48 saate kadar ultra güçlü koruma ve kuruluk sağlıyor, kıyafetlerde iz yapmıyor. Dermatolojik olarak test edilen yeni seri alüminyum ve tuz içermiyor. Tere karşı güçlü, cilde karşı nazik oluyor ve ciltte tahriş gibi sorunları engelliyor. 

    Old Spice Ultra Defence Sprey Deodorant Tavsiye Edilan Raf Fiyatı: 28,90 TL

    Old Spice Ultra Defence Stick Deodorant Tavsiye Edilan Raf Fiyatı: 28,90 TL

    Koruncuk Vakfı Büyüyor

    0
    Koruncuk Vakfı Büyüyor

     Koruncuk Vakfı daha çok çocuğa, yüksek kalite ve standartta hizmet sunabilmek için üç etaplı bir büyüme projesini başlattı. Projenin ilk etabında yapımına başlanan Koruncukköy Bolluca Ortaokul Kız Öğrenci Yurdu ile Koruncukköyler’deki toplam kapasite yüzde 40 oranında artacak.

    Projenin tüm etapları tamamlandığında ise Vakıf eğitim, sosyal ve spor ünitelerine sahip ortaokul ve ortaöğretim kız ve erkek yurtlarıyla toplamda 500 çocuğa hizmet verebilecek. Vakıf büyüme hedeflerine paralel olarak ayrıca, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak, çocukların aileleri ile birlikte güçlendirilmesini esas alan ‘aile temelli hizmet’ anlayışına ağırlık verecek.

    42 yıldır temel ihtiyaçları ve eğitime erişimleri risk altındaki çocukların toplum içinde özgüvenli bireyler olarak yer almaları için çalışan Koruncuk Vakfı, Koruncukköy Bolluca’da “El Ver Yuva Olsun” adıyla başlattığı büyüme projesinin tanıtımı amacıyla bir basın toplantısı düzenledi. Daha çok çocuğa, yüksek kalite ve standartta hizmet sunabilmek amacıyla başlatılan proje üç etapta tamamlanacak. Projenin ilk etabında yapımına başlanan Koruncukköy Bolluca Ortaokul Kız Öğrenci Yurdu ile İstanbul Bolluca ve İzmir Urla Koruncukköyler’deki toplam kapasite yüzde 40 oranında artacak. Projenin tüm etapları tamamlandığında Vakıf eğitim, sosyal ve spor ünitelerine sahip ortaokul ve ortaöğretim kız ve erkek yurtlarıyla toplamda 500 çocuğa hizmet vermeyi hedefliyor. Vakıf büyüme hedeflerine paralel olarak ayrıca, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak, çocukların aileleri ile birlikte güçlendirilmesini esas alan “aile temelli hizmet” anlayışına ağırlık verecek. Vakıf, bu doğrultuda yürüttüğü çalışmalar ve AB destekli projeler ile değişen çocuk koruma politikalarına katkı sağlamak üzere çalışıyor.

    Koruncuk Vakfı akademik başarı şartı olmadan, okumak isteyen ama sosyo-ekonomik olarak eğitime erişimleri risk altındaki çocukları kabul ediyor. Bu yanıyla Koruncuk Vakfı, çocukların eğitime erişimleri için bakım ve barınma ihtiyacını karşılayan, sosyo-kültürel gelişimlerine destek veren Türkiye’deki tek vakıf olma özelliğini taşıyor. 

    Koruncuk Vakfı Yeni Başkanı Av. Dr. Z. Figen Samuray oldu

    23 Mart 2021’de gerçekleştirilen Koruncuk Vakfı Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda 2012’den beri Vakfın Başkanlığını yürüten Av. Figen Özbek, Onursal Başkan oldu. Vakfın Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı ise Av. Dr. Z. Figen Samuray oldu.

    Onursal Başkan Av. Figen Özbek basın toplantısında yaptığı açılış konuşmasında, 10 yıla yakın bir süre başarıyla icra ettiği Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yönetim kurulu üyelerinden ve meslektaşı Av. Dr. Figen Samuray’a teslim ederek, “Koruncuk Vakfı, çalışmalarıyla sivil toplum alanında daima örnek gösterilen çok değerli bir vakıftır. Sayın Samuray’ın enerjisi ve birikimleri ile Vakfımızın misyon ve hedeflerini çocukların başarıları için daha yükseklere taşıyacağına inancım tam. Kendisine başarılar dileyerek sözlerime başlamak istiyorum” dedi.

    Hedef 500 çocuğa hizmet verebilecek kapasiteye erişmek

    Daha çok çocuğa yuva olabilmek için Koruncukköyler’deki fiziki hizmet kapasitesini artırmak üzere yola çıktıklarını belirten Koruncuk Vakfı Onursal Başkanı Av. Figen Özbek, “Vakfımız 42 yıl içinde, yüzlerce çocuğu hayata hazırladı. Ben bu sürenin 30 yılında, çocuklarımızı bebekliklerinden, gençlik yıllarına kadar izlemek ve onlara liderlik etmek imkânına sahip oldum. Bu nedenle çok mutluyum. Vakıf olarak çalışmalarımızın her zaman çocuklar için faydalı ve sürdürülebilir olması için uğraştık. Büyüme adımlarımızın ilki olan, 2019’da hizmete açtığımız Koruncukköy Urla’dan sonra, şimdi sıra Koruncukköy Bolluca’da. 16 Mart 2021 tarihinde Arnavutköy Belediye Başkanı Sayın Ahmet Haşim Baltacı’nın katıldığı bir törenle temelini attığımız Koruncukköy Bolluca Ortaokul Kız Yurdu ile buradaki 3 etaplı, “El Ver Yuva Olsun” adını verdiğimiz büyüme projesinin birinci etabını başlatmış olduk. Projenin tüm etapları tamamlandığında, yüksek kapasite ve standartlarda, ortaokul ve ortaöğretim seviyesindeki kız ve erkek çocukların eğitimlerini ve sosyo-kültürel gelişimlerini destekleyen çağdaş bir komplekse sahip olacağız. Dileğimiz, ihtiyaç sahibi çocuklara eğitim ve öğretim olanakları sunarken, aynı zamanda onlara sıcak ve özlenen bir yuva olabilmek. En kısa zamanda Koruncukköy Bolluca ve Urla’da, toplam 500 çocuğa hizmet verebilecek kapasiteye erişmeyi hedefliyoruz. Bu amaçla herkesi yurt binamızın yapımına el vermeye çağırıyorum” dedi.

    Yeni yurt binasına Yetişkin bir Koruncuk’un eli değdi

    Koruncukköy Bolluca Ortaokul Kız Yurdu binasının mimari ekibinde Koruncukköy Bolluca’da yetişmiş, bugün bir mimar olarak hayata atılan bir Koruncuk’un yer aldığını sözlerine ekleyen Koruncuk Vakfı Onursal Başkanı Av. Figen Özbek, “Bütün çocukluğu Koruncukköy Bolluca’da geçen Rıdvan Kara, çocukların günlük yaşam pratiklerini mimari tasarıma aktararak, işlevsel bir binanın ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Onun kendine güvenli, yarına umutla bakan meslek sahibi bir yetişkin olarak, genç kardeşleri için verdiği katkı Vakfımız için büyük bir gurur kaynağı” dedi. 

    “Büyük hedefler ve profesyonel bir ekiple yeni döneme hazırız.”

    Toplantıda konuşan Vakfın Yeni Dönem Başkanı Av. Dr. Z. Figen Samuray köklü, çağdaş, ilkeli ve şeffaf yapısı ile daima örnek gösterilen bir Vakfın başkanlık görevini üstlenmenin büyük bir onur olduğunu belirterek, profesyonel bir ekiple ve yüksek motivasyonla yeni döneme hazır olduklarını söyledi. Vakfın, sahip olduğu ilkelerle bugünlere gelinmesinde Onursal Başkan Av. Figen Özbek’in büyük emeği geçtiğini, Vakıf’daki pek çok önemli değişime ve başarılı projeye liderlik ettiğini söyleyen Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Z. Figen Samuray, “Sayın Figen Özbek’den devraldığımız bu değerli emaneti aynı titizlik, kararlılık ve disiplinle daha ileriye taşıyacağız. Aslında, kendisine tam olarak veda etmiyoruz. Bilgi ve deneyimiyle 2 yıl boyunca Yönetim Kurulu’na danışmanlık yapacak” dedi.

    “Çocukları aileleri ile birlikte güçlendireceğiz”

    Koruncuk Vakfı’nın gerek çocuk kabulde gerekse verdiği hizmet kapsamı itibariyle Türkiye’de tek olduğunu vurgulayan Koruncuk Vakfı Başkanı Av. Dr. Z. Figen Samuray, akademik başarı şartı olmadan, okumak isteyen ama koşulları buna elvermeyen çocukları kabul ettiklerini söyledi. Çocukların eğitime erişimleri için bakım ve barınma ihtiyacı ile birlikte, sosyo-kültürel gelişimlerine de destek verdiklerini belirten Av. Dr. Z. Figen Samuray yeni dönemde bir yandan büyürken diğer yandan verdikleri hizmetin sürdürülebilirliğine odaklanacaklarını ifade etti. 

    Av. Dr. Z. Figen Samuray sözlerine şöyle devam etti: “Çocuk bakımında sürdürülebilirliğin en önemli koşulu, çocuğun iyilik haline etki eden unsurların birlikte iyileştirilmesidir. Bu unsurların başında çocuğun ailesi gelir. Eğer, çocukların ebeveynleri ve kardeşleri ile olan ilişkilerini sağlam ve kalıcı hale getirmez, aileleri bu doğrultuda güçlendirmez ve verilen hizmetin devamlılığını sağlamazsanız, çocukta oluşan iyilik halinin devam etmesi mümkün değildir. Bu nedenle, dünyada ve Türkiye’de çocuğun korunmasına yönelik sosyal politikalarda aile temelli bakım hizmetlerine ağırlık verilmeye başlandı. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak, Koruncuk Vakfı olarak bundan böyle, çocukların aileleri ile birlikte güçlendirilmesini esas alan bir hizmet anlayışına ağırlık vereceğiz. Bu konudaki çalışmalarımız ve AB destekli yürüttüğümüz projelerden edindiğimiz deneyimle, ülkemizin değişen çocuk koruma politikalarına katkı sağlamak için hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim.” 

    Aileye psiko-sosyal destek için yeni Aile Danışma Merkezi

    Çocukların aileleri ile güçlü ilişkiler kurabilmesi için çocuk dahil ailedeki herkesin psiko-sosyal desteğe ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyet ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Z. Figen Samuray sözlerine şöyle devam etti: “Aile bağlarını güçlendirmek ve sürekli kılmak amacıyla, Onursal Başkanımız Av. Figen Özbek’in adını verdiğimiz Aile Danışma Merkezi’ni hizmete açtık. Bu merkez ile ailelerin sorun çözme kapasitelerini geliştirmek, anne-baba ve kardeş ilişkilerini iyileştirmek için koruyucu, önleyici, eğitici türde bir danışmanlık hizmeti vermeyi hedefliyoruz. Çocuğun psiko-sosyal gelişimi söz konusu olduğunda aile kilit öneme sahip. Aile Danışma Merkezi ile sadece Koruncukköyler’de yaşayan çocuklarımızın değil, ihtiyaç duyan her ailenin bu hizmetlerden yararlanmasını hedefliyoruz.”

    STK, vakıf ve derneklerle güçlü iş birlikleri

    “Sivil toplum çalışmalarında iş birliği esastır. Koruncuk Vakfı olarak çocuk koruma alanında faaliyet gösteren çok değerli vakıf ve derneklerle birlikte çalışıyoruz. Çocuklarımızın gerek ortaöğretim gerekse üniversite eğitimleri veya meslek edinmeleri sırasında sosyo-kültürel gelişimleri, kariyer planlamaları ve hayata daha kolay hazırlanmaları için Türk Eğitim Vakfı ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi ülkemizin önde gelen STK’ları, vakıf ve dernekleri ile karşılıklı iş birliği protokolleri imzaladık.” 

    Her yerde, her çocuğa eğitime erişim hakkı

    “Koruncuk Vakfı olarak her yerde, her çocuğa eğitime erişim hakkı sunulmasını destekliyoruz. Bu doğrultuda 0-6 yaş arasında annesi ile ceza infaz kurumlarında kalmakta olan bebek ve çocuklar ile 12-18 yaşlarında, hükümlü ve tutuklu çocukların eğitim ortam ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı ile bir protokol imzaladık. Bu iş birliğimizin artarak devam edeceğini umuyoruz.”