Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 94

    Mide Balonu Yöntemiyle İlgili Merak Edilen 10 Soru – Cevap

    0
    Mide Balonu Yöntemiyle İlgili Merak Edilen 10 Soru – Cevap

    Fazla kiloları nedeniyle zayıflaması gereken ancak ameliyat olmaktan çekinenler için “mide balonu”, en etkili yöntemlerden biri olarak öne çıkıyor. Endoskopla mideye girilerek sıvıyla şişirilmiş balonun yerleştirildiği yöntem, altı ayda 15 – 20 kilo verilmesini sağlıyor

    Çağımızın en önemli salgını obezite, 7’den 70’e tüm yaş gruplarını tehdit eden küresel bir sorun. Hareketsizlik, stres, yanlış beslenme, yapay ve paketli gıdaların yaygın tüketimi gibi pek çok etken,  obez birey sayısının katlanarak artmasına neden oluyor. 

    Obezite beraberinde diyabet, kalp, tansiyon, kanser gibi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, Türkiye’de erkeklerin yüzde 20’sinin, kadınların ise yüzde 40’ının fazla kilolu olduğunu gösteriyor.

    Fazla kilolarından kurtulmak isteyen, diyet ve sporla sonuç alamayan kişiler için önerilen mide balonu, ameliyata gerek kalmadan, endoskopik yöntemle alternatif çözüm getiriyor. 

    Academic Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erol Avşar, “Mide balonu, geri dönüşü olan bir yöntemdir.  Altı ay sonra hasta istediği zaman balonu çıkarttırabilir ve eski haline dönebilir” diyor. Prof. Dr. Erol Avşar, mide balonuyla ilgili en çok merak edilen soruları yanıtladı. 

    1. Mide balonu nedir?

    Mide balonu, zayıflamak amacıyla kullanılan, silikondan yapılmış bir balondur. Temel amacı insanlara kilo verdirmek olan ve ameliyatsız bir şekilde uygulandığı için geri dönüşü olan bir yöntemdir.  İstendiği zaman balon çıkarılabilir ve hasta eski haline dönebilir. Mide balonu uygularken hasta uyutulur. Endoskopla mideye girilerek balon yerleştirilir. Balon midenin içerisinde 500 ml sıvı ile şişirilir. Mideyi bir kese kâğıdı olarak düşünebilirsiniz; kese kağıdının üçte biri ya da yarısı balonla dolu oluyor. 

    2. Hangi durumlarda ve kimlere uygulanır? 

    18 ile 60 yaş arasındaki bir kişi obezite tanısı almış ve vücut kitle endeksi 30 – 40 arasındaysa, kişi zayıflamak istiyor ancak ameliyattan korkuyorsa mide balonu bir alternatiftir. Vücut kitle endeksi daha aşağıda olan bireylere de uygulanabilir; diyet ve egzersiz ile de desteklenirse yöntem başarılı olur. 

    Daha önce mide operasyonu geçirmiş ve mide hacminde küçülme yaşamış kişilere uygulanmaz.   Yemek borusunda darlık, mide fıtığı veya midede ülser varsa bu kişilere mide balonu uygulanmaz. Midede varis dediğimiz damarlar ve vücudun herhangi bir yerinde bir kanser başlangıcı varsa yine bu uygulama yapılmaz.

    3. Mide balonunun faydaları neler? Mide balonu kaç kilo verdirir?

    Temel amaç kilo vermektir ama hastanın tansiyon, şeker sorunu varsa, kolesterolü yükselmişse kişi fazla kilolarını verince bu sorunları da düzelir.  Yine kişide uyku apnesi sorunu varsa, yemeklerden sonra uyku basıyor ve uyukluyorsa kilo verdiğinde bu sorunları da azalır. Dolayısıyla temel amacı kilo verdirmek olsa da aşırı kiloya bağlı ortaya çıkan birçok sağlık sorununun giderilmesinde önemli fayda sağlar. Mide balonu, tecrübelerimize göre altı ayda yaklaşık 15 – 20 kilo verdiriyor.

    4. Balonun midede kalma süresi ne kadardır?

    Farklı balon çeşitleri mevcut. Biz sıvıyla şişirilen silikon balon uygulamasını tercih ediyoruz. Bu balonlar midede 6 ay kalıyor. Bazı hastalarda mide balonu belli aralıklar tekrar uygulanabilir.

    5. Mide balonu nasıl çıkarılır?

    Mide balonunu çıkarma işlemini yine endoskopla gerçekleştiriyoruz. Endoskopla girdikten sonra balonu görüyoruz ve iğneyle deliyoruz. Enjektörle içindeki sıvıyı boşaltıyoruz. Balon, sıvı çekildikten sonra ağızdan çıkacak kadar küçülüyor ve çıkarılıyor. 

    6. Mide balonu sonrası işe ve günlük hayata ne kadar sürede dönülür?

    Bazı hastalar bir günde, bazı hastalar ise üç günde toparlıyor. Sonuçta vücutta midenizin yaklaşık yarısını dolduran yabancı bir cisim var. Mide buna adapte olabilmek için önce biraz kasılıyor, bulantı olabiliyor. Dolayısıyla bu tip hastaları 1 – 2 gün yatırmakta fayda var. O sırada damardan mide koruyucu ve bulantıyı önleyecek ilaçlar veriyoruz.  Ayrıca hastayı psikiyatri ile beslenme ve diyet uzmanları da görür. Hastaya iki gün boyunca limonata, soğuk çay gibi şeffaf sıvılar verilir. Hasta taburcu olduktan sonra yaklaşık 20 gün içinde normal beslenme düzenine dönebilir. Aralarda püre kıvamında yiyeceklere geçildikten 2 -3 hafta sonra da hasta istediğini yiyebilir. 

    7. Olası komplikasyon nelerdir?

    Mide balonu bazı durumlarda midede ülsere neden olabilir. Başlangıçta mide spazmları, bulantılar ve kusmalar görülebilir. Büyük bir mide fıtığı varsa balon yukarıya doğru hareket edebilir ve ciddi bir durum ortaya çıkabilir. O yüzden mide fıtığı bulunan hastalara uygulama yapmıyoruz. Alerjik reaksiyona neden olmaz. 

    Araba kazası gibi şiddetli bir darbe sonucunda balon patladığında sızdırmaya başlar. O zaman metilen mavisi içeren sıvı dışkı ve idrarı boyar. Bu tip durumlarda hasta “Benim dışkım mavi geldi acaba balona bir şey mi oldu?” diye doktoruna haber vermelidir. Bu sıvının kişiyi zehirlemesi söz konusu değil. Hasta geldiğinde balon endoskopla alınır. Yenisi takılabilir.

    8. Mide balonu takıldıktan sonra ne sıklıkta takip gerekir?

    Endoskopik sorun çıkmadıkça diyetisyen kontrolü yeterlidir. Mide balonu taktıran bir hastanın takibinde hastanın diyetisyen randevularına düzenli gelip gitmesi ve kaç kilo verdiğinin izlenmesi önemli. Verilen kilolar genellikle yağdan gider. Operasyondan önce hastanın kas ve yağ ölçümü yapılır. Hasta üç ay sonra geldiğinde 8 – 10 kilo yağ kaybetmiş olur. 

    9. Balon çıkarıldıktan sonra tekrar kilo alınır mı?

    Hasta tekrar kilo alabilir. Bu noktada hastanın diyetisyen kontrollerine düzenli şekilde devam etmesi ve diyetisyen tavsiyelerini takip etmesi çok önemli. Hasta, balon çıkarıldıktan sonra psikiyatriste gitmese de olur ama diyetisyenle devam etmeli.  Hastanın bol sıvı alması ve yürüyüşe çıkması gerekir. 

    10. Mide balonu söner mi, sönerse ne olur, ne yapmak gerekir?

    Mide balonu söndüğünde idrar ve dışkıda mavi renk görülür. Bu şikâyetle başvuran hasta uyutulur, endoskopla girerek balon çıkarılır. Eğer hasta isterse yenisi takılır. Sönmüş bir balon uzun süre çıkarılmadığında daha aşağıya inebilir ama genellikle orada kalır ve endoskopla çıkarılır. 

    44 Bilim İnsanı Ruh Sağlığı Sempozyumu’nda Buluşuyor

    0
    44 Bilim İnsanı Ruh Sağlığı Sempozyumu’nda Buluşuyor

    Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nin Moodist Akademi ile düzenlediği ‘Ruh Sağlığı Sempozyumu’ bu yıl ilk kez online olarak düzenlenecek. 2-3-4 Nisan tarihlerinde, alanında uzman 44 konuşmacı ile gerçekleştirilecek sempozyumun ana konusu “Klinik Uygulamalara Yakın Bakış” olacak. 

    2016 yılından bu yana hizmet veren Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Moodist Akademi’yle birlikte eğitim alanında da çalışmalarına bir yenisini ekledi. Türkiye’nin önde gelen ruh sağlığı uzmanları 2-3-4 Nisan tarihlerinde online olarak düzenlenecek Moodist Ruh Sağlığı Sempozyumu’nda bir araya geliyor. 44 konuşmacının yer alacağı sempozyumda, 11 konferans, 2 kurs ve 11 panel gerçekleştirilecek. Üç gün boyunca ruh sağlığı alanındaki deneyimlerini paylaşacak olan konuşmacılar, deneyimlerini ve merak edilen konuları katılımcılarla paylaşacak.

    Ruh sağlığı hizmetlerinin çok branşlı bir yaklaşımla ele alınması planlanan sempozyumda, toplum ruh sağlığını koruması, ruh sağlığı uygulamalarının iyileştirilmesi, bu alanda çalışanlara destek olunması, ruh sağlığı konusunda farkındalık yaratılması hedefleniyor. Üç günlük sempozyumda, “Dünyada ve Türkiye’de Genel Trendler”, “Farkındalık (Mindfulness) Ögelerinin Psikoterapide Kullanımı”, “Çocuklarda İrritabilite Nedenleri ve Tedavisi”, “Erken Dönem Travma”, “Bipolar Bozukluğu Tanımak” gibi birçok farklı başlık işlenecek.

    Türkiye’de Ruh Sağlığı denilince akla gelen isimlerin konuşmacı olduğu sempozyumda: 

    • Amerikan Psikiyatri Birliği Seçkin Üyeliği bulunan Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bedirhan Üstün
    • Moodist Hastanesi Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel
    • Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk
    • Bipolar Bozukluklar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sibel Çakır
    • Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan
    • Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği Başkanı M. Hakan Türkçapar
    • İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Önder Kavakcı
    • Şema Terapi Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Gonca Soygüt Pekak
    • Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Eskin
    • Türkiye Psikiyatri Derneği Onur Kurulu Üyesi Prof. Dr. Peykan Gökalp
    • Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Selçuk Aslan
    • Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülsüm Ançel gibi isimler olacak. 

    Sınırlı kişinin katılabileceği sempozyuma 225 TL kayıt ücreti ile giriş yapılabiliyor. Katılımcılara, “Ne Yapmalıyım – Ruh Sağlığı”, “Ne Yapmalıyım – Bağımlılık”, “İyileşmek için 66 İlkekitapları hediye edilirken, ayrıca sempozyumdan sonraki 3 ay boyunca Moodist Akademi tarafından yapılacak Vaka Tartışmalarına katılım hakkı verilecek.

    Ayrıca bu sene çok farklı bir sempozyum deneyimi sizleri bekliyor olacak.   Fiziksel ortamda düzenlenen sempozyumlara dair bütün beklentilerinizi dijitale taşıdık! Merak edenler için şimdiden “Dijital Lobimizi” izleyicilere açtık, detaylar ise online.ruhsagligisempozyumu.com adresinde.

    Gölbaşı Belediyesi 56 Yaşında

    0
    Gölbaşı Belediyesi 56 Yaşında
    GÖLBAŞI BELEDİYE BAŞKANI RAMAZAN ŞİMŞEK (ÇİĞDEM ŞİRİN/ANKARA-İHA)

    Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek yayımladığı mesajında Gölbaşı Belediyesi’nin kuruluşunun 56. yıl dönümünü kutladı.

    Gölbaşı’nın 56 yıl önce belediye olarak ilan edilmesi sonrası Ankara’nın sayılı ilçelerinden biri olma konumuna geldiğini söyleyen Başkan Ramazan Şimşek “Gölbaşımız gerek coğrafi gerek tarihi gerekse sosyal özellikleri ile bugün Ankara’mızın nadide ilçelerindendir. Göreve geldiğimiz gün içimizde var olan ilçemize hizmet etme aşkının aynı heyecanla devam ettiğinden şüpheniz olmasın. İlçemize hizmet aşkıyla çıktığım yolda devraldığım bayrağı arşa çıkarmak için var gücümle çalışacağım. Cumhuriyetimizin Başkentine yakışır hizmetleri ve projelerimizi hayata geçireceğiz. 2021 yılında daha çok çalışan, daha çok üreten ve daha çok hemşerimize dokunan bir Gölbaşı göreceksiniz” dedi. 

    Bugüne kadar Gölbaşı’na hizmet eden herkese teşekkürlerini ileten Başkan Ramazan Şimşek “Geride bıraktığımız 2020 senesinde ülkemiz ve dünya zorlu bir sınav verdi. Bu süreç bizlere her şeyin başının sağlık olduğunu bir kez daha gösterdi. Zaman zaman hayatın telaşına kapılıp unuttuğumuz; imece gibi milli değerlerimizi bizlere hatırlattı. Birlik ve beraberliğimizin daim olmasını diliyor, salgınla mücadelemizi de aynı şuurla sürdürmemizi temenni ediyorum” açıklamasında bulundu. 

    Yeni projelerimiz yolda

    Gölbaşı’nı yeni projelerle buluşturmaya devan edeceklerini anlatan Başkan Ramazan Şimşek “Gölbaşımızın değerine değer katacak bir çok projeyi 2021 yılında da hayata geçireceğiz. Turizm cenneti ilçemiz gün geçtikçe sanayisi, kültürü, ekonomisi ile büyüyecek” diyerek sözlerini noktaladı. 

    Sofrada Şenlik Var: Kahvaltılık Pide Tarifi

    0
    Sofrada Şenlik Var: Kahvaltılık Pide Tarifi

    Hafif malzeme tercih edenler, domates, biber, sebze ile yapabilir, daha doyurucu bir pide yemek isteyenler ise sucuk, yumurta, pastırma gibi nefis kahvaltılıklar ile hazırlayabilir.

    Kahvaltılık Pide Tarifi İçin Malzemeler

    • 1/2 su bardağı ılık su
    • 1 su bardağı ılık süt
    • 1 adet yumurta akı
    • 4 yemek kaşığı sıvı yağ
    • 1/2 paket yaş maya
    • 1 tatlı kaşığı toz şeker
    • 2 çay kaşığı tuz
    • 0 su bardağı un(aldığı kadar)
    • 1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri (ya da mozzarella)
    • 1 adet domates
    • 4 dal taze kekik

    Kahvaltılık Pide Tarifi Nasıl Yapılır?

    1. Geniş bir kabın içerisinde ılık süt, su, şeker ve yaş mayayı, maya ve şeker eriyene kadar karıştırıp 5 dakika bekletin.
    2. Bekleyen mayalı karışımın içerisine sıvı yağ ve yumurta akını da ekleyin ve karıştırın.
    3. Bu karışımın içerisine azar azar un ekleyerek, yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun.
    4. Yumuşak bir kıvamda olan ama ele yapışmayan bir hamur elde ettikten sonra üzerine streç film kapatıp hamuru 10 dakika kadar dinlendirin.
    5. Dinlenen hamurdan 4 eşit parça elde edin ve hamurları açın.
    6. Pişirme kağıdını fırın tepsisine serin.
    7. Açtığınız hamurları kenarlardan kıvırıp, kayık şeklini vererek tepsiye dizin ve bu şekilde yaklaşık 30 dakika dinlendirin.
    8. Dinlenen pidelerin iç kısmına soyulmuş, doğranmış domates ve kaşar (veya mozarella) peynirini ekleyip, son olarak taze kekik serpiştirin.
    9. Yumurta sarısını pidelerin kenarlarına sürüp, önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerileri kızarana kadar pişirin. Sofralarınıza lezzet katması dileğiyle, afiyet olsun.

    Meme Kanserinde Depresyonu Önlemenin Yolları

    0
    Meme Kanserinde Depresyonu Önlemenin Yolları

    Meme kanseri tanısı ve sonrasında uygulanan tedaviler hastalarda depresyona yol açabiliyor. Ancak yeni yapılan bir çalışmaya göre hastalarda farkındalık ve meditasyon eğitimi ile depresyon riski düşürülebiliyor.

    Çalışmaya katılan hastalarda depresyon riskinin yüzde 50 seviyesinden 6 aylık bu destek sonrasında yüzde 20’ye düştüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Özellikle 50 yaşın altındaki hastalarda meme kanseri tanı ve tedavisinin depresyona yol açma olasılığının yüksek olduğu göz önünde bulundurulacak olursa bu çalışmanın sonuçları da oldukça önemli” açıklamasında bulundu.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin San Antonio şehrinde her yıl yapılan meme kanseri sempozyumunda sunulan çalışmaya göre 247 hastanın bu çalışmada yer aldığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, araştırma ayrıntılarına ilişkin bilgileri şöyle aktardı: “Meme kanseri hastalarının 85 tanesi ek farkındalık eğitimi almış, 81 tanesi kontrol grubunda yer almış, bir diğer 81’ine de yalnızca sağkalım eğitimi verilmiş. Hastaların ortalama yaşı 45, yüzde 75’i evli ve yüzde 68’i çalışan kişilerden oluşuyor. Hastaların yüzde 56’sına mastektomi (memenin tamamen alınması) yapılmış, yüzde 57’si kemoterapi, yüzde 65’i radyoterapi ve anti-hormon tedavisi almışlar.”

    Farkındalık eğitimleri depresyon riskini azaltıyor

    Hastalara haftada 2 saatten 6 haftalık bir programın sunulduğunun altını çizen Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serdar Turhal, “Bu hastalara onkoloji hemşireleri tarafından bir eğitim sunulmuş. Bu farkındalık eğitimleri sırasında farkındalığın ne olduğu, ağrıyla ve güç duygularla yaşamanın, bu zorluklarla başa çıkmanın yolları anlatılmış, ayrı ayrı eğitim seansları yapılmış. Sağ kalım eğitiminde ise meme kanseriyle ilgili temel bilgiler olarak yaşam kalitesi, fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, ailevi kanser riski, yaşam ve iş dengesi, menopoz, cinsel hayat ve vücut imajıyla ilgili temel bilgiler verilmiş. Bu eğitimin sonunda da başlangıçta hastaların yüzde 50’sinde depresyon semptomları varken hem farkındalık eğitimi alan grupta hem de sağ kalım eğitimi alan grupta bu oranların yüzde 20’ye azaldığı görülmüş. Yani hastalıkla ilgili farkındalık arttıkça, psikolojik destek de alındığında depresyon riskinin düştüğünü görüyoruz” dedi.

    Salgın Döneminde Ruh Halimizi Korumak için Stres Yönetimi Şart

    0
    Salgın Döneminde Ruh Halimizi Korumak için Stres Yönetimi Şart

    Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınıyla birlikte yaşanan küresel sağlık krizi ve ekonomik durgunluk ruh sağlığını yüksek oranda etkiliyor. Sabri Ülker Vakfı’nın paylaştığı önemli araştırmalar, pandemi sürecinin olumsuz etkileri arasında stres, uyku düzensizliği, gelecek kaygısı, anksiyete ve hayata karşı umutsuz yaklaşımın ilk sıralarda yer aldığını ortaya koyuyor.

    Küresel çapta yaşanan COVID-19 salgını yaşamın tüm alanlarını olduğu gibi ruhsal sağlığı da tehdit eden boyutlarda yaşanmaya devam ediyor. Salgının yayılmasını önlemek amacıyla alınan sosyal mesafe kuralları ve karantina uygulamaları, insanlarda yalnızlık duygusunu ve bu duygunun yarattığı kaygıyı ciddi oranlarda artırıyor. Salgın dönemini destek almadan deneyimleyen insanların birçoğunda ruhsal rahatsızlıkların ortaya çıktığı gözlemleniyor. COVID-19 nedeniyle genellikle anksiyete, korku, uyku sorunları, sinirlilik ve umutsuzluk duyguları yaygın olarak görülürken bu duygular insan zihninin karşı karşıya olduğu bu olağanüstü duruma verdiği rasyonel bir tepki olarak yorumlanıyor. 

    Veriler ne söylüyor?

    COVID-19 ile birlikte hayatın durma noktasına gelişi ruh sağlığı konusundaki çalışmaların da aksadığını ortaya koyuyor. Yapılan araştırmalar ABD’de yaşayan her 5 kişiden 2’sinde pandemi ile ilişkili zihinsel veya davranışsal sağlık sorunları tespit ederken Mart 2020’den bu yana Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan, Ulusal Ruh Sağlığı Kurumu (NAMI, National Alliance on Mental Illness) yardım hattına yapılan arama ve gönderilen e-postaların da yüzde 65 oranında arttığı belirtiliyor. 2019-2020 yılında ruh sağlığı için hastaneye başvuran 12-17 yaş arasındaki çocukların sayısı yüzde 31; 5-11 yaşlarında çocuklarınsa yüzde 24 oranında artış gösterdiği de kayıtlara geçiyor. Amerikalıların sadece yüzde 34’ü ruh sağlığının iyi olduğunu belirtirken Türkiye’de de durum benzerlik gösteriyor. Türkiye COVID-19 Ruh Sağlık Barometresi araştırması sonuçlarına göre; genel kaygı düzeyinde yüzde 86 oranında bir artış saptanırken sağlığının diğer insanlara oranla risk altında olduğu kaygısı taşıyan insanlarda yüzde 50 oranında artış olduğu belirtiliyor.  

    Toplumun ruh sağlığı için önlemler alınmalı 

    Araştırmalar, salgın döneminde özellikle klinik olarak ruh hastalığı teşhisi konan insanların intihar oranlarında bir artış yaşanabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle yönetimlerin aksiyon alarak toplumsal ruh sağlığının korunması konusunda çözümler sunulması gerekiyor. Salgının ruh sağlığına yönelik olası tehdidini öngörerek, ruh sağlığını küresel boyuttan toplum boyutuna taşıması bu çözümlerin başında yer alıyor. Ruh sağlığına yatırım yaparak her bireyin gelecek için umudunu yeniden kazanmasının sağlanması ve toplumların daha sağlıklı, ekonomik olarak üretken ve sosyal açıdan uyumlu hale gelmesi de ülke yönetimlerinin uygulayacağı çözümler arasında. 

    Salgın döneminde stres yönetimi büyük önem taşıyor 

    Gündelik yaşamda da önem taşıyan stres yönetimi, salgın döneminde daha kritik bir sorun olarak görülüyor. Stresin yol açtığı duygusal etkiler zamanla sağlık içinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Stres, kandaki kortizol adı verilen hormonun seviyesini yükselterek zamanla kronik hale gelerek metabolizmaya ciddi zararlar verebiliyor. Stres aynı zamanda vücut ağırlığındaki artışı hızlandırarak (özellikle karın çevresinde) inflamasyona neden olarak ciddi sıkıntılara sebep olabiliyor. Özellikle kan şekeri seviyesi, kan basıncı, kalp sağlığı ve hatta hafıza üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor.

    Salgın döneminde stres yönetimi için öneriler;

    • Sosyal medyadakiler de dahil olmak üzere haberleri izlemeye, okumaya veya dinlemeye ara verin. Bilgi sahibi olmak iyidir ancak salgın hakkında sürekli olumsuz nitelikle haberler duymak üzücü olabilir. Haberleri günde sadece birkaç kez takip etmek ile sınırlandırmayı deneyin.
    • Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin.
    • Düzenli fiziksel aktivite yapın. Fiziksel aktivite, kortizol seviyelerini düşürerek stres yönetimine yardımcı olabilir. 
    • Kaliteli ve yeterli uykuya özen gösterin.
    • Sağlık uzmanınızın önerdiği şekilde rutin önleyici tedbirlere (aşılar, kanser taramaları vb.) devam edin.
    • Kendiniz için zaman ayırın ve sevdiğiniz aktiviteler yapmaya çalışın.
    • Başkalarıyla iletişim halinde olun. Endişeleriniz ve nasıl hissettiğiniz hakkında güvendiğiniz insanlarla konuşun. Sosyal mesafe önlemleri uygulanırken, sosyal medya aracılığıyla veya telefon veya posta yoluyla çevrimiçi iletişim kanallarını kullanmayı deneyin.

    Omuz Ağrısı Kabusunuz Olmasın

    0
    Omuz Ağrısı Kabusunuz Olmasın

    Bel ve boyun ağrılarından sonra en sık karşılaşılan problemlerin başında insan vücudunun en hareketli ve karmaşık eklem bölgesi olan omuz ağrıları geliyor.   Her şeyi uzaktan yaptığımız koronavirüs döneminde ev işleriyle daha da yakından ilgilenirken yapılan yanlış hareketlerin bu tarz ağrıların daha çok arttırdığını dile getiren Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi Uzm. Dr. İmdat Özkul, “ Bu duruma bir de hareketsizlik eklenince sorun daha ciddi boyulara ulaştı. Kişiler yaşadıkları ağrıları dikkate almalılar.

    Ağrı kesici alayım şimdi kesilir düşüncesinden uzaklaşmalılar. Çünkü tedavide gecikme olması durumunda ağrıda kronikleşme, omuz kaslarında zayıflık ve omuz eklem hareketlerinde kısıtlılığın gelişmesine bağlı olarak kolunu yeterince kullanamayan hastalar günlük yaşamda yaptıkları basit aktivitelerinde bile zorluk çekebilir ‘’ dedi.

    İnsan vücudundaki en hareketli eklem olan omuz aynı zamanda hareket açıklığı nedeniyle de yaralanmaya en yatkın bölgeler arasında yer alıyor.  Önemli bir işlevi olan bu bölgenin sağlığı ihmal edilebiliyor.  Özeliklle pandemi sürecinde evlerde geçirilen vaktin artması ile beraber gelen hareketsizlik bu tarz soruları daha çok tetikledi.  Omuz ağrılarının yaygın görülmesinin en önemli nedenlerinden biri, omuz ekleminin karmaşık anatomik yapısı ve sık kullanılan bir eklem olması olduğunu dile getiren Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. İmdat Özkul, ağrıların dikkate alınması gerektiğini vurguladı. 

    Tedavide Gecikme Ciddi Sorunlara Neden Olabilir

    Özkul, “Omuz ekleminin sağlamlılığında omuz ekleminde yer alan kemiksel yapıların çok fazla katkısı yoktur. Bunu omuz ekleminin etrafındaki kapsül, ligaman, tendon, bursa ve kaslardan oluşan yumuşak dokular sağlar. Bu durum omuzda yumuşak doku lezyonlarının sık görülmesine neden olur. Tedavide gecikme olması durumunda omuz ağrısının daha ciddi bir duruma dönüşebilir.  Gece uyutmayan ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen şiddetli omuz ağrısı, enfeksiyon ve tümör gibi ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Omuz ağrısına neden olan metabolik ve endokrin hastalıklar ciddi, kronik hastalıkların başında geliyor. Bu durumda sinir basısına neden olan boyun fıtıklarında ve omuz çevresindeki kas sinirlerinin hasarında, omuz kaslarında kuvvetsizlik meydana gelebilir ve tedavide geç kalınması halinde hastalarda kalıcı felç durumu gelişebilir. Kalp, akciğer, karaciğer, mide, safra kesesi, diyafram gibi önemli organların hastalıkları da omuz bölgesinde yansıyan ağrıya neden olabileceği de akılda tutulmalıdır. Bu nedenlerle omuz ağrısı ihmal edilmemeli ve hemen doktora başvurulmalıdır.‘’ dedi.

    Teşhis ve Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

    Dr. Özkul, sözlerine şöyle devam etti: “Omuz ağrılarının çok büyük bölümü yumuşak doku kaynaklıdır. Omuzdaki yumuşak dokuları ve kemik yapıları değerlendirmede omuzun manyetik rezonans (MRI) görüntülemesi detaylı analiz imkanı sağlar. Röntgen filmi (x- ray) daha çok kireçlenmenin beklendiği ileri yaş hastalarında ve travma durumunda istenebilir.  Duruma göre diğer testler ve görüntüleme araçları istenebilir. Omuz ağrısı yapan patolojilerin çoğunda temel tedavi fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarıdır. Ameliyat gerektiren durumlarda ise ameliyat öncesi ve sonrasında fizik tedavi programına almak sözkonusudur. Omuz rahatsızlıklarının uzun süreli kontrolünde, tekrarının önlenmesinde eklemi korumak, zorlayıcı aktivitelerden kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak son derece önemlidir.”

    Şehirler Yaşlı Dostu Olarak Tasarlanmalı, Sosyal Hayata Katılmaları Sağlanmalı

    0
    Şehirler Yaşlı Dostu Olarak Tasarlanmalı, Sosyal Hayata Katılmaları Sağlanmalı

    Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlı nüfusun arttığına dikkat çeken uzmanlar, 2050 yılında Türkiye’de yaşayan her 6 kişiden birinin 65 yaş üzeri olacağının tahmin edildiğini belirtiyor. İleri yaştaki kişilerin sosyal yaşama katılmalarının önemine işaret eden uzmanlar, şehirlerin yaşlı dostu şehirler olarak tasarlanması gerektiğini kaydediyor.

    Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada yaşlıların sosyal hayattaki konumlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “18-24 Mart tarihleri arasında kutlanan Yaşlılara Saygı Haftası, dünyada nüfusun hızla yaşlandığı, yaşlıların özellikle pandemiyle birlikte daha fazla sosyal izolasyona maruz kaldığı ve çoğu zaman asgari yaşam şartlarına ulaşamadığı bugünlerde daha da çok önem kazanıyor” dedi.

    Türkiye’nin yaşlı nüfusu artıyor

    Dünyada ve Türkiye’de nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşam şartlarının iyileştirilmesinin zorunlu hale geldiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, şunları söyledi:

    “Türkiye İstatistik Kurumu 2020 verilerine göre Türkiye’de yaşayan 65 yaş üzeri nüfus %7,1’den %9,5’e yükseldi. Ayrıca Türkiye 167 ülke arasında en yaşlı nüfusa sahip 66. ülkedir. Birleşmiş Milletler 2050 yılında tüm dünyadaki yaşlı nüfusunun iki kat artış göstereceğini tahmin ediyor. Peki bu veriler bize aslında ne söylüyor? Dünya pandemiyle birlikte günden güne daha karmaşık hale gelirken acaba ülkeler ileri yaştaki sakinleri için sağlıklı bir gelecek tasarlayabilecek mi?”

    Yaşlılar kendilerini yalnız ve mutsuz hisssedebilir

    Türkiye’nin yalnızca birkaç sene içinde demografik olarak ‘çok yaşlı ülkeler’ arasına girmiş olacağını kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Ancak ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan bu duruma hazırlıklı olmak da çok büyük önem kazanıyor. Toplumumuzda yaşlı bireyler eş ya da akranlarını kaybetmesi, çalışma hayatında aktif yer almamaları, sosyal hayatın dışında kalmaları, kronik hastalıklarla mücadele etmeleri ve ekonomik zorluklarla uğraşmak zorunda kalmaları sebebiyle kendilerini yalnız, mutsuz ya da izole olmuş hissedebilirler” diye konuştu.

    Yaş ayrımcılığına dikkat

    “Bunlara ek olarak günlük hayatta maruz kaldıkları yaş ayrımcılığı da kendilerini kötü hissetmelerine sebep olur” uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Yaşlı bireyler sosyalleştikleri, değer gördükleri ve yaşadıkları topluma dahil olabildikleri takdirde kendilerini gerçekleştirmiş olurlar. Aslında yaşlılara saygı göstermek ve onların bilgi ve deneyimlerinden feyz almak geleneksel Türk aile yapısı içinde önemli bir konudur. Burada varolan geleneksel değerler ile bilimin bizlere sunduğu bilgileri bir araya getirmek zorundayız. Araştırmalar sosyal hayata dahil olan, kendisini toplumdan soyutlanma yerine onun bir parçası olarak gören yaşlıların hem fiziken hem de psikolojik olarak daha iyi hissettiklerini göstermektedir” diye konuştu.

    Pandemi yaşlılarda yoğun kaygıya yol açtı

    Özellikle pandemi döneminde tüm dünyadaki yaşlı bireylerin zorlu bir sınav verdiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Son bir senedir yaşlılar sokağa çıkma yasakları, kısıtlamalar ve hayatını kaybetme korkusu ile yüzleşmektedir. Medyada yapılan haberler de zaman zaman yaşlıların daha endişeli olmasına sebebiyet verebilir. Yaptığımız araştırmaya göre Türkiye’de yaşayan 65 yaş üzerindeki kişilerde pandemi kaynaklı kaygı düzeyi yaklaşık %80 seviyesine çıkmaktadır” diye konuştu.

    Yaşlı dostu şehirler inşa etmeliyiz

    Şehirlerin yaşlıların da huzurla yaşayabileceği mekanlar haline getirilmesi gerektiğine işaret eden Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Aydın Öztürk, “Maalesef yaşlılar için pandemi öncesi veya sonrasında çok kolay bir sosyal hayattan söz etmek mümkün değil. Öncelikle emeklilik sonrası ekonomik gelirin düşmesi yaşlıları daha en baştan pek çok etkinliğe girişmekten vazgeçirir. Bu sebeple yerel ve merkezi idarelerin yaşlılar için sosyal yaşam alanları oluşturmaları ve ücretsiz etkinlikler düzenlemeleri gerekir. Şehirlerimizi yaşlıların da huzurla yaşayabileceği mekanlara dönüştürmek zorundayız. 2050 yılında Türkiye’de yaşayan her 6 kişiden birinin 65 yaş üzeri olacağı düşünülürse, yaşadığımız mekanların yaşlı dostu şehirlere evrilmesinin gelecek için önemi ortaya çıkar” diye konuştu.

    Bahara Pürüzsüz Bir Başlangıç Yap!

    0
    Bahara Pürüzsüz Bir Başlangıç Yap!

    Kat kat giyindiğimiz kıyafetler, cildimizi nemsiz ve kuru bırakan soğuk kış günleri artık geride kaldı. Özlediğimiz elbise ve eteklerin içerisinde pürüzsüz cildimizle özgüvenle parlamamız mümkün. Pürüzsüz bir cilt için acılı ve zahmetli tüy alma yöntemleri yerine konforlu ve kullanışlı Gillette Venus ailesi ile hayalindeki pürüzsüz cilde kolaylıkla ulaşabilirsin. 

    Sert kimyasallardan ve kötü kokulardan uzak bir uygulama olanağı sağlayan, tüylerini alırken bir yandan da ölü derilerden arındıran, cildi kayganlaştıran jel barlarıyla da ipek gibi yumuşak bir cilde sahip olma imkânı sunan Gillette Venus Comfortglide Breeze ile anında mükemmel pürüzsüzlük elinin altında. Suda aktifleşen jel barları ve 3 bıçaklı oynar başlığı sayesinde %100’e kadar pürüzsüzlüğün tadını sonuna kadar çıkarabilirsin. Diz, dirsek, bilek gibi kıvrımlarına kolayca uyum sağlayan oynar başlığı ve kayganlaştırıcı jel barlarıyla tıraş jeline gerek kalmadan acısız ve pratik bir şekilde istediğin ışıltılı cilde birkaç dakika içerisinde kavuşmak mümkün. Aynı zamanda Gillette Venus Comforglide Breeze’in dörtlü yedek başlığı paketini haftada 2 kez kullandığında 4 aya kadar kullanım sağlayabilirsin. 4 aya kadar kullanım sayesinde bir adet Gillette Venus Comfortglide Breeze’in 4’lü yedek başlık paketi tüm yaz boyu pürüzsüzlük sırrını keşfetmeni sağlar.

    Gillette Venus Comfortglide Olay, Amerika’nın önde gelen cilt bakım markası Olay içerikli jel barları ile cildin etrafını sararak nem kaybını önlüyor ve cildin nem dengesini korumasına yardımcı oluyor. Jel barlar suyla temas ettiği anda harekete geçerek; ekstra herhangi bir jel ya da köpüğe ihtiyaç duymadan ciltte rahatça kayarak konforlu bir tıraş imkânı sunuyor. Aynı zamanda başlığında yer alan 5 bıçak ile ekstra pürüzsüzlük vadediyor. Gillette Venus Comforglide Olay’in ikili yedek başlığı ise haftada 2 kez kullanıldığında 2 aya kadar kullanım olanağı sağlıyor. Gillette Venus tıra makineleri sayesinde evde konforlu ve ekonomik pürüzsüzlüğün keyfini sürebilirsin.

    Paskalyadan İlham Alan Lezzetler ve Brunch

    0
    Paskalyadan İlham Alan Lezzetler ve Brunch

    Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un online alışveriş sitesi “Çırağan Palace Shop” farklı lezzetlerle ürün çeşitliliğini arttırmaya devam ediyor. İlhamını baharın gelişinden ve paskalyadan alan lezzetler bu kez hem renkli hem de eğlenceli olmasıyla dikkat çekiyor ve tam bir görsel şölen sunuyor.

    Şık sepetlerde ve kutularda paskalya temasıyla sembolize olmuş el yapımı çikolatadan tavşanlar, rengarenk yumurtalar ve sevimli tavuklara ilave olarak Saray fırınında yapılan taptaze paskalya çörekleri gibi ürünler de Çırağan Palace Shop’ta hem kendini hem de sevdiklerini şımartmak isteyenler için sunuluyor. 

    Sipariş vermek için: www.ciraganpalaceshop.com/magaza/paskalya

    Çırağan Sarayı’ndan Paskalya Temalı Brunch 

    Eşsiz Boğaz manzarası, keyif veren atmosferi ve enfes lezzetleriyle popüler Çırağan Sarayı brunch’ı Laledan’da 3 Nisan Cumartesi günü Paskalya temalı enfes lezzetleriyle sunulacak. Muhteşem brunch lezzetlerine ek olarak çikolatalar, tatlılar ve enfes el yapımı lezzetlerin bulunduğu çikolata odasında ise bu Cumartesi gününe özel çikolatadan tavşanlar, paskalya çörekleri ve çikolatadan renkli yumurtalar ile tam bir görsel şölen de sunuluyor. 3 Nisan Cumartesi günü 12:00-16:00 arası sunulacak olan özel Paskalya temalı brunch kişi başı 480 TL. 

    Rezervasyon ve detaylı bilgi için; 0212 236 73 33