Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 129

    Covid-19 Pandemisinde Gözleri Korumak İçin 5 Kritik Kural!

    0
    goz seyirmesi

    Tüm dünyada milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Covid-19 enfeksiyonunda bulaşma noktası olarak ağız ve burnumuz ön plana çıksa da, daha nadir olmakla birlikte enfeksiyon gözlerimizden de bulaşabiliyor!

    Hatta bazı hastalarda Covid-19 kendini ilk olarak gözlerde ele veriyor! Zamanımızın çoğunu evde, genellikle de bilgisayar karşısında geçirdiğimiz için gözlerimizde kuruluk ve bu tablonun neden olduğu yorgunluk ile ağrı sorunlarının görülme riski de artıyor. Dolayısıyla Covid-19 pandemisinde gözlerimizi korumak ayrı bir önem taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sarper Karaküçük pandemide gözlerimizi korumak için dikkat etmemiz gereken en önemli kuralın, yeterince temiz olmayan ellerimizin gözlerimize götürülmemesi olduğunu belirterek, maske takmanın ve beraberinde ellerimizi en az 20 saniye yıkamanın önemini vurguluyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sarper KaraküçükCovid-19 pandemisinde göz sağlığımızı korumak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! 

    Elleri yıkamadan asla! 

    Ellerinizi gözlerinize götürmeyin, gözlerinizi ovuşturmayın. Özellikle de ellerinizi yıkamadıysanız! Covid-19, tıpkı grip virüsleri gibi vücut yüzeyini kaplayan ve mukoza denilen zarları geçerek vücudumuza giriyor. Bu zarlar, yani virüslerin vücudumuza giriş kapıları, ağız, burun ve gözlerimizde yer alıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. SarperKaraküçük ellerimizi sık sık ve doğru yıkamanın Covid-19 pandemisinde daha da fazla önem taşıdığını belirterek, “Çünkü gün içinde ellerimizi sık sık ağzımıza, burnumuza ve gözlerimize götürüyoruz. Eller usulüne uygun olarak sabunla yıkanmadan göze götürülürse Covid-19 bulaşma riski yüksek olabiliyor.Dolayısıylaellerimizi sık sık ve en az 20 saniye boyunca yıkamalıyız.” diyor.

    Yüz siperlikleri ve koruyucu gözlük kullanın

    Göz sağlığınız için Covid-19’a karşı takmanız gereken maskeye ek olarak, özellikle kapalı ortamlarda, yüz siperlikleri ve koruyucu gözlükler kullanın. Bunlar gerek bariyer oluşturup koruma, gerekse ellerimizi gözlerimize götürme ihtimalini azaltma açısından ekstra fayda sağlayabiliyorlar.

    Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

    Covid-19’un özel bir göz belirtisi olmamakla birlikte; gözde kızarıklık, yanma, batma, çapaklanma, sulanma ile seyreden konjonktivit, enfeksiyona eşlik edebiliyor. “Bu sorunlarda zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurmayı ihmal etmeyin, çünkü göz enfeksiyonları zamanında tedavi edilmezse gözlerde kalıcı hasarlar bırakabilir.” uyarısında bulunan Prof. Dr. Sarper Karaküçük, “Ancak beraberinde öksürük, ateş, nefes darlığı ve eklem ağrısı gibi belirtiler varsa, öncelikle göğüs ya da dahiliye muayenesi olmanız gerekiyor.” diyor. 

    Lens kullanırken bunlara dikkat 

    Kontakt lensler her zaman titizlik ve temizlik istiyorlar. Pandemi döneminde kullanım kurallarına ise çok daha fazla dikkat etmek gerekiyor. Bunun nedeni ise yeterince temiz olmayan ellerle takılan ya da çıkartılan lenslerin göz yolu ile enfeksiyon bulaşma riskini arttırması. Prof. Dr. Sarper Karaküçük lens kullanımında dikkat edilmesi gereken kuralları şöyle anlatıyor:Pandemi döneminde eller ve dokunulan yüzeyler virüs içerebileceği için kontakt lens kullanımı sırasında el temizliği daha da önem taşıyor. Ellerin en az 20 saniye süreyle yıkanması, kontakt lenslerin dikkatle ve usulüne uygun şekilde yıkanmış ellerle günlük olarak düzenli takılıp çıkartılması, kontakt lenslerle yatılmaması, süresi dolan aylık ya da günlük lenslerin atılıp yeni paketin açılması gibi temel kurallara mutlaka uyulması gerekiyor. Ayrıca özellikle kış aylarında ev içinde kalorifer yanan ortamlarda hava daha kuru olabileceği için kontakt lenslerin tek kullanımlık suni gözyaşlarıyla günde 2-3 kez nemlendirilmesi de çok faydalı olacaktır.”

    Bilgisayar başında her 45 dakikada bir mola

    Pandemi süresince gerek eğitim, gerekse iş hayatı nedeniyle ekran başında geçirdiğimiz süremizi çok uzattığımız için göz kuruluğu problemi ve beraberinde göz ağrılarının görülme sıklığı artıyor. Bu sorunlarla başa çıkmak için yaklaşık her 45 dakikada bir çalışmaya 5-10 dakika ara vermeli, bilgisayar başından kalkmalı, dolaşmalı, ardından ekran başına dönmelisiniz. Ayrıca ekran, göz seviyesinden daha aşağıda olmalı. Aşırı uzamış çalışma sürelerinde suni gözyaşlarından günde 2-3 kez destek almanızda da fayda var. 

    Türkiye’nin En Başarılı Girişimcileri Liderliğinde GEN Türkiye Kuruldu

    0
    Türkiye’nin En Başarılı Girişimcileri Liderliğinde GEN Türkiye Kuruldu

    Türkiye’deki ve küresel girişimcilik ekosistemleri arasında köprü olmayı amaçlayan GEN Türkiye kuruldu. GEN Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Aydın, Başkan Yardımcıları Hande Çilingir, Sezai Hazır, Gülden Yılmaz ve Göktekin Dinçerler oldu. Yönetim ve icra kurullarında Türkiye’nin girişimcilik konusunda önde gelen birçok isminin yer aldığı GEN Türkiye, 178 ülkede faaliyet gösteren Küresel Girişimcilik Ağı’nın (GEN – Global Entrepreneurship Network) ülkemizdeki ayağı olacak. 

    GEN Türkiye YK Başkanı Nevzat Aydın, “GEN Türkiye’yi, bu ağın üyesi 178 ülke ile birlikte dünyadaki girişimci sayısını artırmak, kapsamlı ve kapsayıcı girişimci ekosistemleri yaratmak ve bu alandaki bilgilerimizi paylaşmak amacıyla kurduk” dedi. 

    GEN Türkiye’nin lansmanı; GEN Yönetim Kurulu üyesi Ali Sabancı, Emine Erdem, Orhan Turan gibi birçok isim ve  Endeavor Türkiye Başkan’ı Emre Kurttepeli gibi Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin öne çıkmış birçok isminin görüş ve değerlendirmeleriyle katkı sağladığı bir webinar serisi gerçekleştirildi.

    Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin güçlenmesini, gelişimini amaçlayan ve bunun için de küresel girişimcilik ekosistemiyle arasında köprü olmayı hedefleyen GEN Türkiye kuruldu. GEN Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Aydın, Başkan Yardımcıları Gülden Yılmaz, Hande Çilingir, Sezai Hazır ve Göktekin Dinçerler oldu. Küresel Girişimcilik Ağı’nın (GEN – Global Entrepreneurship Network) ülkemizdeki ayağı olarak faaliyet gösterecek GEN Türkiye’nin yönetim ve icra kurullarında; Ali Sabancı, Cem Sertoğlu, Emine Erdem ve Orhan Turan gibi girişimcilik konusunda ülkemizin önde gelen birçok ismi yer alıyor. Türkiye’nin önceliklerine yönelik programlar geliştirmeyi hedefleyen platform, 178 ülkede faaliyet gösteren GEN’in gerçekleştirdiği programları da Türk girişimcilerle buluşturmayı planlıyor. Girişimcilere, mentor desteğinin yanı sıra melek yatırımcılarla bir araya gelme fırsatları sunacağını açıklayan GEN Türkiye, 2021 yılı itibariyle girişim hızlandırma programlarına, network etkinliklerine, hackathonlara ve eğitimlere başlayacak. 

    GEN Türkiye, farklı sektörlerden uzmanları bir araya getirerek oluşturduğu platformla, girişimcilerin ilk adımlarından başlamak üzere ihtiyaç duydukları her türlü desteğin adresi olacak. Küresel girişim ekosistemine ulaşmalarına ve etkileşime girmelerine imkanlar yarattığı Türk girişimcilerinin, dünyayla rekabet gücünü artıracak. Aynı zamanda, girişimciler ve girişimcilik alanında çalışan uzmanları tek bir çatı altında bir araya getirerek Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin güçlenmesini sağlayacak.

    Nevzat Aydın: “Girişimcilik ekosisteminde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz”

    Platformun lansmanı çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan, GEN Türkiye YK Başkanı ve Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın, “Bugün sektörün lideri ve öncüsü konumunda olan bir markanın CEO’su; aynı zamanda kendi birikimini yeni nesillere aktarmak isteyen bir melek yatırımcı olarak, bu görevi üstlenmekten gurur duyuyorum. GEN Türkiye’yi, bu ağın üyesi 178 ülke ile birlikte dünyadaki girişimci sayısını artırmak, kapsamlı ve kapsayıcı girişimci ekosistemleri yaratmak ve bu alandaki bilgilerimizi paylaşmak amacıyla kurduk. Bir döngüden oluşan ve bir bütün halinde hareket etmesi gereken girişimcilik ekosisteminin içinde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

    Basın toplantısında birer konuşma yapan GEN Türkiye YK Başkan Yardımcıları, platformun hedefleri, planları ve kısa sürede hayata geçireceği projeleri hakkında bilgiler verdi. Insider CEO’su Hande Çilingir, “GEN’in Türkiye ayağı olarak, uluslararası alanda geliştirilen programları ülkemizde uygulayacağız. Biz, Türkiye’deki girişimcileri ve girişimlerini, global alanda rekabet edebilir düzeye getirmeyi amaçlıyoruz. Bu programlar kapsamında girişimcilere mentorluk yapacağız. Türkiye’de girişimciliği geliştirmek ve girişimci sayısını artırabilmek için bütün ekosistem aktörlerini hep birlikte çalışmaya ve GEN Türkiye platformu altında yürütülen programlara destek olmaya davet ediyorum” dedi. 

    GEN Türkiye, girişimcilik kültürünün gelişimi için çalışacak

    Aynı zamanda GEN Türkiye’nin idari yönetimini üstlenen Habitat Derneği’nin YK Başkanı olan Sezai Hazır da ikinci stratejik hedeflerinin, Türkiye’nin girişimcilik kültürünün gelişmesine katkı koymak olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bundan 25 yıl önce Habitat yolculuğuna çıkarken, hedefimiz; Türkiye’nin bir ucundaki genç ile dünyanın bir ucundaki genç arasında köprü kurmaktı.  Bugün ise GEN Türkiye ile hedefimiz; Türkiye’nin bir ucundaki girişimci ile dünyanın bir ucundaki girişimci arasında köprüler kurmak. GEN Türkiye, yıl içerisinde uluslararası birçok etkinliğe ek olarak sahada sürekli olarak girişimcilerle birlikte girişimcilik ekosisteminin gelişimi için çalışan icracı bir yapı olacak ve girişimcilik kültürünün gelişmesine katkı koyacak.

    GEN Türkiye’nin üçüncü stratejik hedefinin, girişimcilik politikalarının üretilmesini desteklemek olduğunu vurgulayan Turkven Direktörü Göktekin Dinçerler de “GEN Türkiye olarak ülkemizdeki politika yapıcılar ve kamu ile iş birliği içerisinde yenilikçi, düzenleyici değişikliklerin geliştirilmesi ve gerekli olan politika araçlarının belirlenmesi için çalışmalarımızı yürüteceğiz. Bu çalışmalar kapsamında dünyadaki iyi uygulama örneklerini değerlendirerek, bu ülkelerdeki politika yapıcılar ile fikir alışverişi yapacağız” dedi.

    Gülden Yılmaz: “Hedefimiz, girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak”

    Koton Yönetim Kurulu Üyesi Gülden Yılmaz ise “GEN Türkiye’nin dördüncü stratejik hedefi; ülkemizdeki gelecek vaat eden girişimcileri belirlemek, finansmana ve diğer destek mekanizmalarına erişimlerini kolaylaştırmaktır. Bu hedef kapsamında girişimciler için uluslararası hibe programları, girişimcilik yarışmaları, hızlandırma programları, melek yatırımcılarla buluşma programlarını GEN Türkiye çatısı altında gerçekleştireceğiz.  Ben de ülkemizde çıkış yapan girişimlerin sayısını artırmak ve sayısız başarı hikayelerinin yazılmasını desteklemek için GEN Türkiye’de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev almaktan ve katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyorum” dedi.

    Basın toplantısının ardından öğleden sonra gerçekleştirilen GEN Türkiye dijital lansmanı, GEN YK Başkanı Jeff Hoffman ve GEN Türkiye YK Başkanı Nevzat Aydın’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Keynote konuşmasını GEN Türkiye İcra Kurulu Üyesi ve Earlybird VC Kurucu Ortağı olan Cem Sertoğlu’nun yaptığı lansmanda, 4 oturumdan oluşan webinar serisiyle Türkiye’nin girişimcilik ekosistemi farklı açılardan ele alınıp değerlendirildi. GEN Türkiye’nin yönetim ve icra kurulu üyelerinin, konuşmacı olarak birikimlerini paylaştıkları webinarlarda; pandemi sonrası girişimcilik ekosistemindeki fırsatlar, ekosistemi geliştirme yöntemleri, sivil toplumun girişimcilik mekanizmalarındaki katkısı ve rolü ele alındı. Günün son oturumunun başlığı ise ‘Yatırımcı gözünden dijital dönüşüm sürecinde girişimler için hangi fırsatlar mevcut?’ oldu. Habitat’ın Youtube kanalında gerçekleştirilen bu webinarlar, www.youtube.com/habitatdernegi adresinden her zaman izlenebilir. 

    Sevdikleriniz İçin En Anlamlı Hediye Seçenekleri Ariş Pırlanta’da!

    0
    Sevdikleriniz İçin En Anlamlı Hediye Seçenekleri Ariş Pırlanta’da!

    Yeni yılı taptaze umutlarla karşılamaya hazırlanırken, sevdiklerine özel bir hediye arayanlar için mücevher kuşkusuz en özel ve anlamlı seçeneklerden biri. Peki duygularınızı anlatacak, sevdiklerinizi mutlu edecek, onlara eşsiz olduklarını hissettirecek mücevher nasıl olmalı? İşte Ariş Pırlanta’dan yeni yıl coşkusunu yansıtan öneriler…

    Yeni yılı taptaze umutlarla karşılamaya hazırlanırken sevdiklerine özel bir hediye arayanlar için mücevher kuşkusuz en özel ve anlamlı seçeneklerden biri. Peki duygularınızı anlatacak, sevdiklerinizi mutlu edecek, onlara eşsiz olduklarını hissettirecek mücevher nasıl olmalı?  Hayallerdeki tektaş yüzük mü, sembolüyle özel ve anlamlı bir kolye mi, elmasın klasik ve modern yorumlarından bir seçenek mi yoksa renkli değerli taşlarla hazırlanan şık bir tasarım mı? İşte Ariş Pırlanta’dan yeni yıl coşkusuna yakışır öneriler…

    Rüyalardaki tektaş, hayallerdeki ışıltı

    Yüzlerce seçenek arasından pırlanta bir kolyeye, bir çift zümrüt küpeye, elmas bir yüzüğe veya elmas bir sete karar verirken tercihler elbette çok önemli. Kuşkusuz sevgiyi anlatmanın pek çok yolu olsa da her kadının pırlantaya olan hayranlığını göz önünde bulundurmak işinizi kolaylaştıracak. 

    Bir tektaşın “sen benim için teksin” diyen ışığı, sonsuz aşkı taçlandıran beştaş ışıltısı veya son dönemin yükselen trendi baget pırlantalarla hazırlanan eşsiz seçenekler görenleri büyülüyor. Her bütçeye uygun tektaş seçeneklerinin yanı sıra yepyeni tasarımların dahil olduğu Ariş’in Baget Koleksiyonu da yeni yıl için olağanüstü bir alternatif. Kusursuz bir işçilikle hazırlanan, Baget Koleksiyonu’ndaki zarafetle ihtişamın buluştuğu yüzükler, kolyeler, bileklikler ve küpelerle sevdikleriniz göz kamaştıracak.

    Dilekler gerçek olsun

    Tercihiniz duygularınıza tercüman olacak tasarımlar ise, evrensel sembollerin yer aldığı Ariş Sembol Koleksiyonu’ndan kolyeler, yüzükler, bileklikler, güçlü sevgi bağını anlatan tasarımlar, yazılı-mesajlı kolyeler, sonsuzluk ve kalp formları, çiçekli, yapraklı, kelebekli modeller tam size göre.

    Sevgiyi anlatan bir kalp kolye, yeni yıla taptaze bir enerjiyle girmeyi sağlayacak çakra kolyeler, yüzükler, şans getiren bileklikler, döneme uygun kartanesi kolyeler, sevimli hayvan figürlü tasarımlar ve daha niceleri Ariş’te sizi bekliyor. Elmas bir kolyenin asaleti,  pırlantalı incili, yakutlu, zümrütlü, safirli modellerin zarafeti,  elmas bileklikler, yüzükler veya zarif bir pırlanta tektaş set… Sevginizi anlatacak en güzel seçenekler Ariş Pırlanta’da. Ariş’in geniş yelpazedeki seçeneklerini görmek ve Aralık ayı boyunca sürecek renkli kampanyasının fırsatlarından faydalanmak için www.arispirlanta.com adresini ya da size en yakın Ariş Pırlanta mağazasını ziyaret etmeleri yeterli olacak.

    Not: Ürün fiyatları görsel dosya isimlerinde yazılmıştır.

    Karantinada Aldığımız Kiloların Psikolojimizle İlişkisi Var

    0
    Karantinada Aldığımız Kiloların Psikolojimizle İlişkisi Var

    Beslenme, diyet ve psikoloji danışmanlık hizmetlerini bir araya toplayan Formteg Danışmanlık Merkezi kurucularından Psikolog G. Tansu Ocak, karantina ve belirsizliğin yarattığı stresin duygusal yeme davranışına yol açtığını belirtti. Stres dolayısıyla kortizol seviyemizin yükselmesi bizi daha aç hissettiriyor diyen Psikolog Ocak, değerli tavsiyelerini paylaştı. 

    Koronavirüs pandemisi aşı çalışmalarının gündeme gelmesine rağmen hepimizin hayatında gerçekliğini koruyor. Karantina uygulamalarının yeniden başlaması ve yılbaşında duyurulan dört günlük tam kapatma açıklaması milyonca vatandaşımızın evlerine kapanmasına sebep oldu. 

    Bu dönemde psikolojimizi nasıl koruyacağımıza dair ipuçları veren Beslenme, diyet ve psikolojik danışmanlık hizmetlerini bir araya toplayan Formteg Danışmanlık Merkezi kurucularından Psikolog G. Tansu Ocak, belirsizlik nedeniyle ortaya çıkan kaygı ve stresin neden olduğu duygusal yeme davranışına dair değerli bilgiler verdi. Psikolog Ocak, artan stres düzeyinin kalorisi yüksek yiyeceklere yönelmemize neden olduğunu ve stres dolayısıyla açlık hissimizi kontrol etmemizin zorlaştığını söyledi. 

    ‘ARTAN STRES KORTİZOL SEVİYESİNİ YÜKSELTİYOR VE DAHA AÇ HİSSEDİYORUZ’ 

    Pandeminin yarattığı belirsizliğin stres ve kaygı bozukluklarına yol açtığını vurgulayan Psikolog Ocak, Pandemi döneminde özellikle de evlere kapandığımız karantina zamanlarında beslenmemizde en çok karbonhidratlı yiyeceklere ağırlık vermeye başladık. Kalorisi yüksek ve karbonhidratlı yiyeceklere yöneldik. Hatırlarsanız eğer pek çok kişi o dönemde mutfağa girip ekmek, poğaça gibi yiyecekler yapmaya başladı. Bunun nedeni vücudumuzun stresli zamanlarda kortizol hormonu salgılaması. Stres dolayısıyla kortizol seviyemizin yükselmesi bizim kendimizi daha aç hissetmemize ve bu tür yiyecekleri daha fazla tüketmemize neden oldu diyebilirim” ifadelerini kullandı. 

     ‘PATALOJİK YEME DAVRANIŞI SERGİLEDİK’ 

    Duygularımızla baş edemeyip, aç olmadığımız halde yemek yediğimizi belirten Psikolog Tansu Ocak, “Eminim ki birçok danışanım gibi pek çok kişi de yüksek kalorili yiyecekleri yedikten sonra suçluluk ve pişmanlık duygusu hissetti. Kendilerini kısıtlamaya karar verdiler ve kendilerine bir daha bu kadar yemeyeceklerine dair söz verdiler. Ne yazık ki yüksek kaygı, stres ve olumsuz duygular dolayısıyla kendilerini yine aynı döngü içerisinde buldular. Bunlar duygusal yemenin belirtilerindendir. Pandemi döneminde aşırı ya da patalojik yeme davranışı sergilememiz olumsuz düşünce ve duygularımızdan kurtulmak için yaptığımız davranışlardı. Olumsuz duygular ve yaşantılar varsa kişinin onlarla yüzleşmesi gerekiyor, yok sayması görmezden gelmesi değil. Duygularımızı bastırmaktan kaçınmalıyız ki geliştirdiğimiz ve istemediğimiz yeme davranışları ortadan kalksın. Kişi bu döngünün farkına varabilir ancak bunun önüne nasıl geçeceğini, o kısır döngüden nasıl çıkacağını bilemeyebilir işte o noktada bir uzmandan profesyonel destek alması gerekiyor” dedi. 

    DUYGUSAL YEMENİN ÖNÜNE NASIL GEÇEBİLİRİZ? 

    İçinde bulunduğumuz ruh halini anlamak için harekete geçmeden önce bir süre duraklamanın açlık fikrini uzaklaştıracağını söyleyen Ocak, “Aşırı yemeyi önlemenin en yararlı yollarından biri, ilk etapta neden olduğunu anlamaktır. Stresli olmak veya sıkılmak dâhil, aşırı yemenin birçok nedeni vardır. Kendinizi çok sık yemek yerken veya bir oturuşta aşırı yemek yerken bulursanız, bir dakikanızı ayırın ve düşünün. İlk olarak, aç olduğunuz ve beslenmeye ihtiyacınız olduğu için mi yediğinizi yoksa başka bir nedenden dolayı mı yediğinizi belirlemeniz önemlidir. Yemek yemeden önce stresli, sıkılmış, yalnız, öfkeli, umutsuz veya endişeli gibi hissettiğiniz şeye özellikle dikkat edin. Sadece durumu anlamak için duraklamak, değerlendirmek, sizi neyin aşırı yemeye zorladığını anlamaya ve gelecekte aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu.

    ‘CEZBEDİCİ YİYECEKLERİ ÇEVRENİZDEN UZAKLAŞTIRIN’ 

    Fazladan yemeyi engellemek için cezbedici yiyecekleri göz önünden uzaklaştırmamız gerektiğini belirten Psikolog Ocak, “Tezgâhta bir kavanoz kurabiye veya bir kâse renkli şeker olması mutfağınızın görsel çekiciliğini artırsa da, fazladan yemeye teşvik edecektir. Gözünüzün önünde cezbedici yiyeceklerin olması, aç olmadığınızda bile sık sık atıştırmaya neden olacaktır. Bu nedenle, şekerli unlu mamuller, şekerlemeler, cipsler ve kurabiyeler gibi özellikle cezbedici yiyecekleri kiler veya dolap gibi gözden uzak olan yerlerde tutmak en iyisidir” tavsiyelerinde bulundu. 

    Psikolog Tansu Ocak önerilerini şu şekilde sıraladı:  

    Susuz kalmayın. Uygun miktarda sıvı alımını sürdürmek genel sağlık için önemlidir ve strese bağlı aşırı yemeyi de önlemeye yardımcı olacaktır. Aslında, araştırmalar kronik dehidrasyon ile yüksek obezite riski arasında bir ilişki bulmuştur. Ayrıca susuz kalmak ruh hali, dikkat ve enerji seviyelerinde değişikliklere yol açacak ve bu da yeme alışkanlıklarınızı etkileyecektir. 

    Harekete geçin. Gün boyunca evde kalmak, aktivite seviyenizi ciddi şekilde etkileyerek can sıkıntısına, strese ve atıştırma sıklığının artmasına neden olabilir. Bununla mücadele etmek için günlük fiziksel aktiviteye zaman ayırmak fayda sağlayacaktır. 

    Araştırmalar, fiziksel aktivitenin ruh halini olumlu yönde etkilediğini, stresi azaltarak yoğun kaygı, endişe, umutsuzluk gibi duygularla baş etmede yardımcı olduğunu ve bunun da stresli zamanlarda yeme sıklığındaki azalmanın meydana gelmesinde etkili olduğunu göstermiştir.

    Can sıkıntısını önleyin. Gün içerisinde boş vaktiniz olduğunda, o gün için yapılacaklar listenizle uğraştıktan sonra can sıkıntısı hızla başlayabilir. Ancak boş zamanınızı iyi değerlendirerek can sıkıntısı önlenebilir. Herkesin her zaman denemek istediği hobileri veya yoğun programlardan dolayı ertelenen projeleri vardır. Şimdi yeni bir beceri öğrenmek, bir ev tadilatı projesinin üstesinden gelmek, yaşam alanlarınızı düzenlemek, bir eğitim kursu almak veya yeni bir hobi edinemek için mükemmel bir zaman. 

    Yeni bir şey öğrenmek veya bir projeye başlamak sadece can sıkıntısını önlemekle kalmaz, aynı zamanda kendinizi daha başarılı ve daha az stresli hissetmenize de neden olur. Bu da mutfakta geçireceğiniz vaktin azalmasına sebep olacağı için fazladan yemek yemenizi engelleyecektir.

    yÖfkeli, umutsuz veya stresliyseniz, genel sağlığınızı korumak her zamankinden daha önemlidir diyen Psikolog Tansu Ocak, “Besleyici yiyecekler yemek, kendinizi sağlıklı ve mutlu tutmanın sadece bir parçasıdır. Kendinize şefkat uygulamak ve mevcut koşullar altında elinizden gelenin en iyisini yapmak psikolojik açıdan da iyi hissetmeniz için oldukça önemlidir. Kısıtlamalarla gelen bu zamanı zihniniz ve bedeninizle, yeni ve sağlıklı bir ilişki geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendirebilirsiniz” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

    Bağışıklık Sistemi İle Uyku, Sağlıklı Yaşamamız İçin Birbiriyle Mesajlaşıyor

    0
    Bağışıklık Sistemi İle Uyku, Sağlıklı Yaşamamız İçin Birbiriyle Mesajlaşıyor

    Uyku, fiziksel olarak dinlenebilmek için gerekli bir ihtiyaç olmasının yanında, vücudumuzda birçok sistemin düzenli işleyişi, yaraların iyileşmesi, kilo kontrolü, güçlü bir bağışıklık sistemi için son derece önemli.

    Özellikle uyku ve bağışıklık sistemi arasındaki yakın ilişkiye dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı “İyi çalışan bir bağışıklık sistemi için, kalite ve nicelik bakımından iyi bir uykuya ihtiyaç olduğu gibi, iyi uyuyabilmek için de iyi çalışan bağışıklık sistemine ihtiyaç vardır” diye konuştu.  

    İKİ YÖNLÜ KONUŞMA VAR ! 

    Bağışıklık sistemi, organ ve sistemlerimizi içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı korur. İnsan yaşamının yaklaşık üçte birini geçirdiği uyku dönemi ile bağışıklık sisteminin birbirinden habersiz olması düşünülemez. Tıp literatüründe bu ilişki ‘iki yönlü konuşma’ olarak tanımlanır. Yani uyku ile bağışıklık sistemi, birbiriyle karşılıklı olarak haberleşmekte, daha sağlıklı bir yaşam için mesajlaşmaktadır.

    İnflamasyon ile seyreden; lupus,  romatizmal hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, kanserler,   nörodejeneratif hastalıklara bakıldığında, hepsinde az veya çok uyku düzensizliğinin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı “Bağışıklık sistemi doğal ve sonradan kazanılmış olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Doğal bağışıklık sistemi organizmanın içinden ya da mikroorganizmalar, hastalanan hücreler, kanserleşme dönüşümünün başladığı hücreler gibi dışarıdan olan bir tehdit edici duruma karşı ilk olarak oluşan cevabı, koruma basamaklarını içerir. Kazanılmış bağışıklık sistemi; mikroorganizma ile karşılaşan bağışıklık sistemi hücrelerinin oluşturdukları salgılarla infeksiyonu sınırlamaya çalışırken bir taraftan da o mikroba karşı koruyucu hafıza oluşturmasıdır. Sonraki dönemlerde aynı mikroorganizma ile karşılaşıldığında, sanki aşılanmış gibi o mikroba karşı hemen saldırı yapmasıdır.” dedi.

    UYKUSUZLUK ACIKTIRIYOR

    Uyku azlığında, iştahsızlık hormonu olarak bilinen leptin’in azaldığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı “Uykusuzlukla birlikte, ghrelin denilen iştah hormonu artar. Bu durum yeme davranışı bozukluğuna, obeziteye ve dolaylı olarak bağışıklık düzensizliğine yol açmaktadır. Yani uykusuzluk bağışıklık sistemini etkilemesinin yanında, kilo almaya da neden olmaktadır.” dedi.

    VÜCUT TÜM ENERJİSİNİ MİKROORGANİZMALARLA SAVAŞTA KULLANMAK İSTER 

    Uzun süren uykusuzluk döneminin ardından, sıklıkla infeksiyonlara maruz kalındığının görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, “Bir infeksiyona maruz kaldığımızda,  infeksiyonun olağan seyrinde kendimizi daha uykulu hissederiz. Bu aslında koruyucu bir mekanizmadır. Bu ihtiyaca cevap vermek organizmanın yararınadır. Böyle bir periyodun başlangıcında, bağışıklık sistemi, oluşturduğu bazı salgılarla beynimize de sinyaller göndererek, bizi daha hareketsiz bir döneme sevk eder. Bütün metabolik ve kinetik faaliyetleri yavaşlatıp enerjisini mikroorganizmalar ile savaşta kullanmak ister.”

    Uykusuzlukla birlikte gelişen infeksiyonun, ilerlediği ya da şiddetli olduğu dönemlerde ise, bir kısır döngünün ortaya çıkacağını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, “İstesek dahi, sitokin fırtınası döneminde kaliteli bir uykudan bahsedemeyiz. Uykusuzluğumuz uzadıkça dabağışıklık sistemi bundan olumsuz etkilenir; infeksiyon süreci uzar. Sitokin artışının olduğu inflamatuar hastalıklarının tedavi edilmesiyle birlikte, uyku kalitesinde de iyileşmeler olduğu gösterilmiştir.” diye konuştu.

    Dünyada Her Yıl 17 Milyon Kişi İnme Geçiriyor

    0
    Dünyada Her Yıl 17 Milyon Kişi İnme Geçiriyor

    İnme tüm dünyada ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenlerinden arasında yer alıyor. Her yıl dünya genelinde 17 milyon kişi inme (felç) geçiriyor ve 6 milyon kişi bu nedenle hayatını kaybediyor. İnme nedeniyle vücudunda kalıcı hasar kalanların sayısı ise 5 milyonu buluyor.

    Türkiye’de yılda yaklaşık 200 bin kişinin inme geçirdiğini belirten Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu, inme nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebilir olduğuna işaret ederek hareketsiz yaşamdan, fazla kilodan, sigara ve aşırı alkol tüketiminden, diyabet ve kolesterolü artıran alışkanlıklardan durulması çağrısında bulunuyor.

    “İnme beynin bir kısmına oksijen bakımından zengin kan akışının engellenmesi ile oluşan hasarlanmadır” açıklamasında bulunan Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: 

    “Oksijenlenemeyen beyin hücreleri birkaç dakika sonra ölmeye başlıyor. Ortaya çıkış nedenleri ise iki ana grupta toplanıyor. Birincisi tıkanma, beyne giden damarların veya beyinin içindeki damarların çeşitli şekillerde tıkanması veya daralması (iskemik inme). İkinci mekanizma ise beyin dokusu içinde meydana gelen kanama (hemorajik inme). Tüm inmelerin yaklaşık yüzde 87‘si iskemik inmelerdir ve ana nedeni ateroskleroz adı verilen damar duvarlarını kaplayan yağ birikintileridir.”

    İlk 4.5 saat hayati önemde

    İnme acil bir tıbbi durum olduğunu ve tedavide hiç zaman kaybedilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Kişi ne kadar kısa sürede tedavi edilirse o kadar az hasar meydana gelecektir. İskemik inmeler için kullanılan trombolitik ajan, pıhtıyı çözüp kan akışını iyileştirerek çalışır. Üç saat içinde (ve bazı uygun hastalarda dört buçuk saate kadar) uygulanırsa felçten kurtulma şansını artırabilir” diyor. Uygun hastalarda beyindeki tıkalı kan damarı bölgesine kateter ile pıhtıyı giderici tedaviler uygulanıyor. Ayrıca “geçici iskemik atak” olarak tanımlanan ve beynin kan ile beslenmesinin geçici olarak kesintiye uğradığı durumlarda da “mini inme” yaşanıyor. Bu durumun şiddetli bir inmenin belirtisi olabildiğini hatırlatan Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Geçici iskemik ataklar da kesinlikle ciddiye alınmalıdır” diye konuşuyor.

    Ani gelen belirtiler

    İnme belirtileri genellikle aniden geliyor ve kol, bacak veya yüzün bir kısmında uyuşukluk, güçsüzlük, yutma güçlüğü, baş dönmesi, konuşma ve başkalarını anlamada zorlanma, görme bozukluğu ve şiddetli baş ağrılarıyla kendini gösteriyor. Beynin sağ tarafının vücudun sol kısmını aynı şekilde sol yarıküresinin de vücudun sağ tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu “Bu nedenle sağ beyinde meydana gelecek hasar, vücudun sol tarafında etkisini gösterir. Yaş ilerledikçe inme riski de artar. 55 yaşından sonraki her on yılda bu risk 2 katına çıkıyor. Kardiyovasküler hastalıklar da ileri yaştaki erkeklerde bu riski ve ölümü artırıyor” diyor. 

    İnmenin önlenmesinde en önemli unsurun risk faktörlerinin doğru değerlendirilmesi olduğuna dikkat çeken Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Bazı risk faktörlerinizi değiştirebilir veya tedavi edebilirsiniz. Değiştiremediğiniz etmenleri de düzenli kontrollerle izleyebilir, inme riskini azaltabilirsiniz. Kalp kapak hastalıkları oral kontraseptif (doğum kontrol ilaçları) ilaçlar içinde içindeki östrojen miktarı arttıkça ve kullanım süresi 5 yılı geçtikçe risk artıyor diyebiliriz.”

    Gebelikte inme riskine dair önemli açıklamalarda bulunan Mıhçıoğlu “Her 100.000 gebelikte 8.1 oranında görülüyor.   Gebelikte inme riskini artıran etmenler: Obezite, hipertansiyon, diyabet, kal kapak hastalığı, pıhtılaşma bozukluğu (orak hücreli anemi, lupus gibi), migren, sigara ve uyuşturucu kullanımı. Sadece hipertansiyon göz önüne alındığında hipertansiyonu olmayan gebelere göre inme riski 6-9 kat artıyor.

    Önlenebilir risk faktörlerini sıfırlamak önemli

    İnmeye yol açan nedenlerin başında yüksek kan basıncı yani hipertansiyon geliyor. Yüksek tansiyonun aynı zamanda kalp hastalığı riskini de artırdığına değinen Dr. Esra Mıhçıoğlu, “Kan basıncı ne kadar yüksekse, inme riski de o kadar yüksek demektir. Kan basıncınızı bilin ve uygun sıklıkta kontrol ettirin. Normal kan basıncı 120/80’in altındadır. Tansiyonunuz düzenli olarak 140/90 ve üzerindeyse yüksek tansiyonunuz olduğunu düşünmelisiniz. Doktorunuz, kan basıncınızı düşürmek için diyet veya yaşam tarzı değişiklikleri veya belirli ilaçlar önerebilir” diyor.

    Tütün kan damarlarınıza zarar veriyor. Bu da damar tıkanıklıklarına yani inmeye yol açıyor. Dr. Esra Mıhçıoğlu, tütün kullanımının önlenebilir inme nedenleri arasında önemli bir yeri olduğunu belirterek “Yıllardır sigara içmiş olsanız bile, şimdi bırakarak riskinizi yine de azaltabilirsiniz.

    Diyabet hastası olmak da inme riskini artıran faktörler arasında. Bu nedenle kan şekerinin kontrol altında tutulması gerektiğini vurgulayan Dr. Esra Mıhçıoğlu, yüksek kolesterol seviyesine de dikkat çekiyor:

    “Kandaki büyük miktarlarda kolesterol, birikerek kanın pıhtılaşmasına neden olarak inmeye yol açabilir. Ayrıca, iyi kolesterol olarak bilinen HDL’nin düşük düzeyde olması erkeklerde inme için bir risk faktörü. Hareketsiz bir yaşam tarzı HDL kolesterolü düşürür. Bu nedenle fiziksel aktivite önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersiz hem kolesterolü hem de yüksek tansiyonu düşürmek için yeterli olur. 20 yaşın üzerinde iseniz kolesterolünüzü test ettirin ve kolesterol seviyenizi gerektiği gibi ayarlamak için doktorunuza danışın.”

    Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolu olmanın kalp damar hastalığı riskini artırdığını, beyne giden kanın önemli bir bölümünü taşıyan boyundaki atardamarlarda biriken yağlı tabaka ile tıkanabildiğini ve inmeye yol açtığını belirten Dr. Esra Mıhçıoğlu, diğer nedenleri de şöyle sıralıyor:

    1. Geçici iskemik atak: İnme benzeri belirtilerle ortaya çıkan geçici iskemik atak durumunda acil tıbbi yardım istemek gerekiyor.

    2. Atrial fibrilasyon (AF) ve diğer kalp hastalıkları: AF durumunda kalp boşlukları organize ve ritmik bir şekilde kasılamıyor. Kan kalp boşluğunda göllenme ve pıhtılaşma yaptığı için inme riski beş kat artıyor. Düzensiz kalp atışınız (atriyal fibrilasyon), kalp kapakçıklarında hastalık, konjestif kalp yetmezliğiniz varsa veya yakın zamanda kalp krizi geçirdiyseniz, doktorunuz kanınızı sulandırmak veya kolesterol seviyenizi düşürmek için ilaç yazabilir.

    3. Bazı kan hastalıkları: Yüksek alyuvar miktarı pıhtı oluşumu ihtimalini artırarak inme riskini yükseltir. Orak hücreli kansızlık hastalığı hasta hücrelerin atar damar duvarlarına yapışarak tıkanıklığa neden olması nedeniyle inme riskini artırabilir.

    4. Aşırı alkol alımı: Kadınlar için ortalama bir kadeh ve erkekler için ortalama iki kadeh içkinin üzerinde içki tüketimi kan basıncınızı artırabilir. Aşırı alkol tüketimi inmeye neden olabilir.

    5. Uyuşturucu madde kullanımı: Damar içi madde kullanımı yüksek inme riski içerir.. Uyuşturucu madde kullanımı çoğunlukla kanamalı inmelere neden olur.

    6. Doğum kontrol hapları: Zamanla çok daha güvenli hale gelseler de doğum kontrol hapı kullanan kadınların başka inme riskleri de varsa fazladan önlem alması gerekiyor. Bu nedenle kadınların doğum kontrol hapı kullanmadan önce yüksek tansiyon taraması yaptırması ve bu hapları kullandıkları dönemde sigara içmemesi gerekiyor. Doğum kontrol ilaç kullananlarda inme riski ileri yaş, hipertansiyon, sigara kullanımı ve auralı migren öyküsü durumunda artıyor. 

    7. Uyku alışkanlıkları: Son araştırmalar, iyi dinlenmiş insanların daha düşük kalp hastalığı ve inme risklerine sahip olma eğilimini ortaya koyuyor. Sağlıklı uyku düzenini destekleyen alışkanlıklar edinmeniz sizi koruyabilir.

    Pandemi, Teknoloji Ürünlerine İhtiyacı Artırdı

    0
    Pandemi, Teknoloji Ürünlerine İhtiyacı Artırdı

    Pandemi süreci hayatın her alanında olduğu gibi online alışveriş alışkanlıklarını değiştirmeyi sürdürüyor. Evden çalışma ve online eğitimin öne çıktığı bu dönemde; kulaklık, mikrofon, monitör ve dizüstü bilgisayarlara yoğun ilgi gösterilmeye devam ediyor. İncehesap.com’un verdiği bilgilere göre geçen yılın aynı dönemine* kıyasla dizüstü bilgisayar %82, kulaklık-mikrofon %78 ve monitör satışları ise %63 oranında artış gösterdi. 

    Gaming hazır sistemlerden profesyonel oyuncu ekipmanlarına kadar çok geniş bir yelpazede binlerce teknoloji ürününü müşterilerine sunan İncehesap.com, e-ticarete ilişkin 2020 yılı rakamlarını açıkladı. Pandemi nedeniyle evden çalışma ve online eğitimin öne çıktığı bu süreçte en çok tercih edilen ürünlerin başında dizüstü bilgisayar, kulaklık-mikrofon ve monitör geldi.

    Geçen yılın aynı dönemine oranla oranla dizüstü bilgisayar %82, kulaklık-mikrofon %78, monitör %63 ve klavye satışları da %45 artış gösterdi. Markanın bu dönemdeki toplam cirosu gerçekleşen satışlarla bir önceki yıla oranla %90 artarken, toplam ürün satışı da geçen yıla oranla %36 seviyesinde artış gösterdi.

    Bu dönemde; bilgisayar kasaları, anakart ve işlemci gibi bileşenlerin satışı da artmaya devam etti. Anakart satışları 2,5 kat artış gösterirken; bilgisayar kasalarının 2,4 işlemci satışlarının ise 2 kata varan oranlarda arttığı görüldü.

    Sayfa görüntülenme sayısı 2,4 kat arttı

    Teknoloji alışverişine yönelen tüketicilerin demografik verileri incelendiğinde kadın kullanıcıların sayısındaki artış da dikkatlerden kaçmadı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine oranla İncehesap.com’u ziyaret eden kadın ziyaretçilerin oranı %70 arttı. Toplam kullanıcı sayısı %40 oranında artarken, sayfa görüntülenme sayısı da 2,4 kat artış gösterdi.

    En çok trafik artışı Konya’da

    Bu dönemde Konya (%104), Kayseri (%88) ve Kocaeli (%74) İncehesap.com’un trafik artış oranının en çok yükseldiği iller arasında yer aldı.Beş büyük il arasında ise trafiğin en çok arttığı iller; Bursa (%40), Adana (%38), İstanbul (33%), Ankara (%32) ve İzmir (%25) oldu.

    Mobilin yükselişi devam ediyor

    Veriler, pandemi döneminde evde geçirilen sürenin artmasına rağmen kullanıcıların mobil cihazlarını daha çok kullanmaya devam ettiklerini de gösterdi. Bu dönemde İncehesap.com’un mobil cihazlar üzerinden edindiği trafik %39 artış gösterirken, kullanıcıların %65’inin siteyi mobil cihazlarıyla ziyaret ettiği görüldü. Gelişmiş altyapısıyla, kullanıcılara istedikleri bilgisayar sistemini kolayca toplama imkânı sunan ve toplama esnasında onlara özel indirimler sunan PC Toplama Sihirbazı’nın sayfa görüntülenme sayısı ise 2,2 kat artış gösterdi.

    2020 yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan İncehesap.com Kurucu Ortağı Nurettin Erzen,Pandemi dönemi hayatın her alanında olduğu gibi online alışveriş alışkanlıklarını da değiştirmeyi sürdürüyor. Evden çalışma ve online eğitimin öne çıktığı bu dönemde kullanıcıların da bu ihtiyaçlara yanıt veren ekipmanlara yöneldiğini görüyoruz. İncehesap.com olarak 2021’de de değişen beklentiler ve trendleri en iyi şekilde analiz ederek kullanıcılarımızdan gelen talepleri en iyi şekilde karşılamaya devam edeceğiz” dedi.

    * Ocak 2019/Kasım 2019 dönemi ile Ocak 2020/Kasım 2020 dönemleri karşılaştırılmıştır. 

    incehesap.com Hakkında:

    Elektronik ürünlerini en uygun fiyat, en kaliteli hizmet ve güvenilir alışveriş yaklaşımıyla ulaştırmak üzere 2008 yılında kurulan incehesap.com, gaming hazır sistemlerden profesyonel oyuncu ekipmanlarına kadar çok geniş bir yelpazede binlerce teknoloji ürünü sunan bir e-ticaret platformudur. Gaming meraklıları ve profesyonellerine özel olarak sunduğu teknolojik ürünler, gaming alanının gelişmesi için düzenlediği aktiviteler ve bilişim sektöründe uzun yıllara dayanan deneyimiyle pazarın öncüsü konumundaki incehesap.com, Beşiktaş Esports’un ana sponsorluğunu da üstlenerek esporculara desteğini sürdürüyor. incehesap.com, kendi gaming teknolojileri markası Game Power ile bu alandaki uzmanlığını yurt dışı pazarlara sunarak ülkemiz ihracatına katkıda bulunmasının yanı sıra James Donkey gibi gaming sektörünün önde gelen markalarının ürünlerini geliştiriyor ve markanın Türkiye’deki tek yetkili distribütörlüğünü üstleniyor.

    Aşı Tek Başına Korumuyor, Önlemler Sürmeli!

    0
    Aşı Tek Başına Korumuyor, Önlemler Sürmeli!

    Pandeminin ağır sonuçlarından sonra tüm dünya aşı çalışmalarının tamamlanmasını ve uygulanmasını bekliyor. Aşının öncelikle virüsle hiç tanışmamış olanlara uygulanacağını belirten uzmanlar, aşının tek koruyucu faktör olarak görülmemesi gerektiğini ve bugüne kadar alınan önlemlerin sürdürülmesi gerektiğini söylüyor. 2021 yılının yaz aylarında maske kullanımının bırakılabileceğini öngören uzmanlar, aşı uygulanmış olsa dahi özellikle sosyal mesafe ve düzenli el yıkama önlemlerinin sürdürülmesini tavsiye ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer, pandemiye umut olan aşı konusunda değerlendirmelerde bulundu.

    Aşı, bakteri ya da virüse karşı hücre cevabının oluşturulmasıdır

    Dr. Songül Özer, aşının bir bakteri ya da virüse karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla geliştirildiğini belirterek “Aşı, vücutta ona karşı antikor yani cevap üretilmesi istenen mikroorganizmaların, hastalık yapma etkileri ve hastalık yapma güçleri elinden alınmış yani zararsızlaştırılmış ya da zayıflatılmış hallerinin vücuda verilmesidir. Böylece gerekli antikor cevabının yani immün sistemi uyararak gerekli bağışıklığın sağlanması ve hücre cevabının oluşturulması anlamına gelmektedir” diye konuştu.

    Aşı, vücuda bakteri ya da virüsü tanıtıyor

    Aşı ile vücudun,zayıflatılmış ya da hastalık yapma gücü olmayan mikroorganizmalarla uyarılmış olduğunu kaydeden Dr. Songül Özer, aşının bir anlamda vücuda o bakteri ya da virüsü tanıttığını ifade ederek “Vücudun hafıza hücrelerine, bu virüsü ya da bakterileri tanıtmış oluyorsunuz. Bir gün bu bakterinin gerçeği ya da bu virüsün gerçeği, yani hastalık yapma yeteneğinde olan, insanın vücuduna girdiğinde vücut onu bir önceki aşı çalışmasından tanıdığı için daha hızlı cevap verebiliyor ve onu tam olarak öldürebilecek antikorları bir an önce virüsün ya da bakterinin üzerine salarak zaman kazanmış oluyor. Aslında aşı hastalık yapan bakterinin ya da virüsün zayıf halinin vücuda tanıtılması işlemidir” dedi.

    Aşıyı neden yaptırmalıyız?

    Salgın hastalıkların tedavisinde aşılamanın önemli olduğunu belirten Dr. Songül Özer, “Bizim vücudumuzda yani bağışıklık sistemimizde birtakım askerler var. Bu askerlere bu düşmanı yani bakteri ya da virüsü zayıf halini tanıtmak zorundayız ki daha güçlüsü geldiğinde hastalık yapan mikroorganizma vücuda geldiğinde hazırlıklı olalım” diye konuştu.

    İlkbaharda enfeksiyon sayısının azalması bekleniyor

    Birçok bilim insanının koronavirüsün daha ne kadar süre hayatımızda kalacağı ile ilgili tahminlerini söylediğini ifade eden Özer, “Covid-19 enfeksiyonu bir süre daha bizimle birlikte olacak. 2021’de de koronavirüs enfeksiyonu ile yaşamaya devam edeceğiz. İlk aşamada Biontech firması aralık ayında ürettiği aşıyı dünyaya sunabileceğini, uygulatmaya başlatabileceğini ifade etti. Aralık ayının ortalarında aşı çalışmalarının başladığını varsayalım. İkinci dozlarının da ocak ayında yapıldığını düşünecek olursak ortalama şubat, mart ya da ilkbahar aylarında koronavirüs enfeksiyonu sayısının azalmasını bekliyoruz” dedi.

    Aşı olunsa da önlemlere devam edilmeli

    Dr. Songül Özer, koronavirüsle ilgili tek olumlu faktörün aşı olmayacağını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Aşı sadece gücümüzü artıracak. Koronavirüse karşı hiçbir zaman elimizdeki tek koruyucu etken aşı olmayacak. Geçmişten bu yana uyguladıklarımızdan bahsedelim. Örneğin sarılık yani Hepatit B cinsel yolla ve kan yoluyla bulaştığını biliyoruz. Bunun bir aşısı var ve yaptırıyoruz. Ancak Hepatit B aşısı olmak, artık tüm hayat boyunca test yapılmadan istenilen kişiye kan verilebileceği veya kan alınabileceği, cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara karşı korumaya sahip olunduğu düşünülerek hiç korunmasız cinsel ilişki kurulabileceği anlamı taşımıyor. O aşının da yüzde 100 korumadığını biliyoruz. Aynı durum koronavirüs aşısı için de geçerli olacak. İnsanların ‘Ben aşıyı yaptırdım, sonsuza kadar korunuyorum. Maske takmama, elimi yıkamama ve mesafeme dikkat etmeme gerek kalmayacak’ diye düşünmemesi gerekiyor. Dünyanın en başarılı aşısında bile mutlaka bir korumama yüzdesi vardır.”

    Maske kullanımı gelecek yaz bırakılabilir

    Her şey yolunda giderse 2021’in yaz aylarında maske kullanımının bırakabileceğini düşündüğünü söyleyen Özer, “Ancak maske kullanmayı bıraksak bile mesafemize dikkat etmeyi sürdürmeliyiz. Eski normale dönmemiz maalesef 3-4 yılı bulacaktır. Mesafemize dikkat edeceğiz, kalabalık partiler, kalabalık toplantılar yapmayacağız. On, yirmi kişi bir arada olmayacağız, bir arada olsak bile oturduğumuz anda mesafemize dikkat edeceğiz. Aramıza 1 – 1.5 metrelik mesafe koymak zorunda kalacağız. Tabii ki elimizi her zaman yıkayacağız çünkü elimizi sadece koronavirüs enfeksiyonundan korunmak için yıkamıyoruz. Çevremizde var olan birçok bakteri ve virüsten kurtulmak, hem bize bulaşmalarını engellemek hem de diğer insanlara bulaştırmamak için elimizi her zaman yıkamaya devam edeceğiz” dedi.

    Aşıda öncelik virüsle tanışmamış olanlara verilecek

    Covid -19 atlatan kişilerin aşı yaptırmasının tartışmalı bir konu olduğunu ifade eden Özer sözlerini şöyle tamamladı:

    “Aşı yaptırabilmek için öncelikle antikor düzeyinin yani koronavirüsü geçirmiş insanlarda da geçirmemiş insanlarda da immunoglobulin m’nin ve immunoglobulin g’nin negatif olması gerekiyor. Bu virüsle daha önce tanışmamış olmamız gerekir. Eğer koronavirüsü geçirdiysek ve vücudumuzda kalıcı, yüksek düzeyde immunoglobulin g yani koruyucu antikorlar varsa zaten doğal yoldan aşılanmışız demektir. Vücudumuz bu mikroorganizmayı tanımış, hafıza hücrelerine yerleştirmiş ve artık aşılanmış gibi düşüneceğiz. Aşıyı ilk planda bu hastalıkla hiç tanışmamış olan yani hem immunoglobulin m’si hem de immunoglobulin g’si negatif olanlara yapacağız. Ama Covid-19’u geçirmiş olmasına rağmen vücudunda immunoglobulin g seviyesi yükselmemiş olanlar var. Bazı hastalarda bu durumla karşılaştık. İmmunoglobulin g’si yükselmemiş olan veya yükseldikten sonra negatifleşenlere aşı yapılması için çalışma yapılabilir. Kişi yaş, yaşadığı ortam veya mesleği nedeniyle risk grubunda olan bir insansa ikinci aşamada aşı yapılma ihtimali olabilir.”

    Pandemi ile Psikiyatrik Rahatsızlıklar Alevlendi

    0
    Pandemi ile Psikiyatrik Rahatsızlıklar Alevlendi

    Dünyayı etkileyen koronavirüs salgınının yaşam tarzımızda değişiklikler yapması ve belirsizliklerin fazlalığı çaresizlik, kontrol kaybı ve felaketleştirme gibi düşüncelerin artmasına neden oldu. Pandemi sürecinde psikiyatrik rahatsızlıkların alevlendiğini ifade eden uzmanlar, endişelere bağlı olarak bireylerde başlangıçta anksiyete bozukluklarının görülebileceğini, doğru ve zamanında müdahale edilmez ise rahatsızlığın travma sonrası stres bozukluğuna dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kurallara uymanın kişiyi güvende hissettirdiğini vurguluyor.

    Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Tolun Arıcı, Covid-19’un bireylerde neden olduğu akut stres tepkisi ve travma sonrası stres bozukluğuna değinerek önemli tavsiyelerde bulundu.

    Covid-19’a karşı verilen tepkiler doğal

    Covid 19 pandemisinin yaklaşık bir yıldır tüm dünyayı psikolojik, sosyal ve ekonomik olarak etkilediğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Emre Tolun Arıcı, “Ruh sağlığı çalışanları olarak sosyal, ekonomik ve beden sağlığını etkileyen tüm durumların psikolojik etkileri olduğunu da biliyoruz. Pandeminin başından bu yana çeşitli aşamalardan geçiyoruz ve psikolojik değişiklikler yaşıyoruz. Çoğu bu duruma verilen sağlıklı tepkiler. Fakat süreç uzadıkça ve bu kadar geniş etkileri olan bir virüsle mücadele ederken bazı kişilerin normalin dışında etkilenmesi de beklenen bir durumdur” dedi. 

    Psikiyatrik rahatsızlıklar alevlendi

    Başvuran hastalarda pandeminin yarattığı strese bağlı panik bozukluk, akut stres tepkisi, travma sonrası stres bozukluğu, sağlık anksiyetesi, depresyon gibi tanılara rastladıklarını ifade eden Arıcı, “İlk kez psikiyatriste gelen kişiler olduğu gibi, daha önce var olan bozuklukların alevlendiğine de şahit oluyoruz. Pandeminin beklenmedik olması, aniden hayatımıza girmesi, yaşam tarzımızda değişiklikler yapması ve belirsizliklerin fazlalığı kişilerde çaresizlik, kontrol kaybı ve felaketleştirme gibi düşünceleri artırıyor. Bu durum da anksiyete bozukluklarının artmasına sebep oluyor. Aynı zamanda ölüm riski olması, yoğun bakım süreçleri, entübe olma gibi ihtimallerin yaşamı tehdit etmesi travma etkisi yaratıyor” diye konuştu. 

    Sürece iyi müdahale edilmeli

    Arıcı, ‘Başlangıçta akut stres tepkisi dediğimiz gerginlik, uykusuzluk, çarpıntı, titreme, aklından bu düşünceleri çıkaramama, felaketleştirici görüntüler, iştah değişiklikleri, işlerine konsantre olamama, sinirlilik, rüyada bu konuyla uğraşma gibi belirtiler görülebiliyor’ dedi ve ‘Eğer sürece iyi müdahale edilmezse uzayabilir,  travma sonrası stres bozukluğu dediğimiz bozukluk ortaya çıkabilir. Koronavirüse yakalanan kişilerde görüldüğü gibi onların yakınları, onlarla yakın temasta olan sağlık çalışanları, televizyonda sosyal medyada haberlere görüntülere maruz kalan diğer kişiler de ikincil travma geliştirebilirler” ifadelerini kullandı.

    Hastalarda nefes alamama endişesi görülüyor

    Hastalarda karantinada yalnız kalma, bu hastalıktan dolayı ölme korkusu, nefesin tıkanacağı ve nefes açlığı çekeceği endişesi görüldüğünü söyleyen Arıcı sözlerine şöyle devam etti: 

    “Özellikle yoğun bakımda yatan hastalarda bilincin açık olması nedeniyle hem yoğun bakıma hem de hastalığın tüm belirtilerine maruz kalıyor olmanın yarattığı travmalar ortaya çıkıyor. Hasta yakınlarında da hastanın yanında olamamak, kaybetme endişesi, bulaşma bulaştırma riski gibi çaresizlik durumları görülüyor. Sosyal izolasyon nedeniyle yeterince yardım alamamak, bazı ailelerde iş ve maddi kayıplara da zemin hazırlıyor. Pandeminin en çok etkilediği meslek grubu kuşkusuz sağlık çalışanlarıdır diyebiliriz. Özel kıyafetlerle, maske ile yoğun tempoda dinlenmeden çalışan ve hastalara birebir temas edip, süreçlere şahit olan, dinlenemeyen, ölüm riskini göze alan tüm sağlık çalışanlarında travma sonrası stres bozukluğu gelişme riski yüksektir.”

    Travmaya her evrede farklı yaklaşılmalı

    Travmaya müdahale etmenin önemine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Emre Tolun Arıcı, “Umutsuzluk, karamsarlık, yardıma ulaşmamak, kişisel birtakım sosyal- ekonomik- psikolojik faktörler ve travmanın uzun sürmesi travmatik etkinin zihinde çözümlenmesini zorlaştırır. Ne kadar erken müdahale edilirse travmanın işlenmesi kolaylaşır. Her evrede farklı yaklaşmak gerekiyor. Erken dönemde güvenli ortam sağlamak, bir destek sistemi oluşturmak önemli. Bu bireysel yardımlarla sağlanabileceği gibi sağlık hizmetlerine ulaşabilmek, durumunun anlaşılması ve temelde kontrolün üst kurumlarca sağlandığının bilinmesi ile de olabilir. Şikayetler sürerse bunlara psikolojik ya da psikiyatrik yardım eklemek gerekir” dedi.

    Kurallara uymak güvende hissettiriyor

    Arıcı, Maske takmak, sosyal mesafeye dikkat etmek, kapalı yerlerde ve evde görüşmeler yapmamak, çok gerekmedikçe alışveriş yerleri, hastanelere gitmemek gibi koronavirüsten korunmak için önerilen kuralların uygulanması kişilerde hem kontrol düşüncelerini artıracak hem de güvende hissetmelerine yardımcı olacaktır. Bunun dışında stres yönetimi için önerdiğimiz her şey burada da geçerlidir. Görüşemesek de yakınlarımızla iletişim halinde olmak, yardımlaşmak, yardım isteyebilmek, sıkıntılarımızı sözel olarak ifade etmek, aile içi ilişkilerimizde daha özenli olmak bunlardan bazıları” ifadelerini kullandı.

    Psikiyatrik tedaviler aksatılmamalı

    Kişisel bakıma devam etmenin önemini vurgulayan Arıcı, “Genel sağlık takipleri, beslenme, düzenli duş, hareket etmek gibi, özellikle evde ya da korunarak açık havada hareket stres yönetimi için önemlidir. Meşguliyetleri sürdürmek, hobi edinmek, kitap okumak da eklenebilir. Korona virüs ile alakalı haberlere aşırı maruz kalmaktan kaçınılmalı, güvenilir kaynakları takip etmeye çalışılmalıdır. Kişilerin devam eden psikiyatrik tedavileri varsa takiplerini yüz yüze ya da online şekilde devam etmeleri, ilaç kullanımını aksatmamaları ve terapistlerinin tavsiyelerine uymalarını öneriyoruz. Yeni başlayan şikayetlerde de mutlaka bir psikiyatrist ile görüşüp yardım almaları gerekir” diye konuştu.

    Devam Sütü, Çocukların Beslenmesinde Büyük Önem Taşıyor

    0
    Devam Sütü, Çocukların Beslenmesinde Büyük Önem Taşıyor

    Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Vildan Ertekin, “1 yaş sonrası çocukların besin gereksinimlerini karşılayabilmeleri için, farklı görevleri bulunan besin gruplarından dengeli bir şekilde tüketmeleri önemlidir. Büyümekte olan çocukların vitamin ve mineral ihtiyaçlarının arttığı unutulmamalı, beslenmeleri zenginleştirilmiş devam sütleriyle desteklenmelidir” dedi. 

    Çocuklarda beslenme, ebeveynlerin en çok endişelendiği konuların başında geliyor. Büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlayan çocukların, bu dönemde fiziksel ve zihinsel gelişimleri için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmeleri büyük önem taşıyor. Çocukların fiziksel gelişimlerinin yanında, bağışıklık sistemlerini güçlendirecek en önemli besinlerden biri de süt olarak karşımıza çıkıyor. 

    Ertekin: Sağlıklı büyüme için doğru beslenme şart

    Çocuklarda beslenme konusuyla ilgili bilgi veren Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme UzmanıProf. Dr. Vildan Ertekin, “Doğumdan itibaren ilk altı ay tek başına anne sütü ile beslenme, ardından anne sütünün eşlik ettiği tamamlayıcı doğru beslenme, bebeklerin yeterli ve sağlıklı büyümesini sağlayacak temelleri oluşturuyor. Bunun yanında çocukların iki yaşına kadar emzirilmeye devam edilmesi gerektiğini çok iyi biliyoruz. Ancak günümüzde farklı nedenlerle erken sütten kesilmelerde artış gözlemliyoruz. Bu yaş grubundaki çocukların beslenme ihtiyaçlarının, görevleri farklı besin gruplarını içeren bir beslenme düzeni ile karşılanması gerekiyor. Bu beslenme düzenine zenginleştirilmiş devam sütlerinin dahil edilerek, çocuğun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri almasına destek olunması da önem taşıyor” dedi.

    Çocukların bağışıklığına dikkat edilmeli

    “Salgın günlerinde çocukların bağışıklığının güçlü olmasına dikkat edilmesi gerekiyor” diyen Ertekin, “Çocuklar erişkinlere göre daha fazla protein ve enerjiye ihtiyaç duyar. Ayrıca bu dönemde yeterli miktarda çinko, demir ile A, B12, B6, C, D ve E vitaminlerinin alınması, bağışıklık fonksiyonunun sürdürülmesi için gereklidir. Birçok çalışmada D vitamininin önemi  vurgulanmaktadır. En çok kalsiyum düzenleyici rolü ve kemik sağlığına katkısıyla ünlü olan D vitamini, aynı zamanda bağışıklık sistemini de düzenler. Dünyadan bildirilen çeşitli yayınlarda normal D vitamini düzeyine sahip bireylerin Covid-19 riskinin azaldığı saptanmıştır. Kaliteli protein, kalsiyum, D vitamini, B12 ve B2 vitamini, çinko, magnezyum, selenyum ve pantotenik asit gibi öğelerden yana zengin olan zenginleştirilmiş devam sütleri de bu noktada çocukların doğru beslenmesi için önem taşıyor” dedi. 

    Pınar Çocuk Devam Sütü ile çocukların sağlıklı gelişimine tam destek

    Türkiye’de sağlıklı nesillerin gelişimine öncülük eden Pınar, Pınar Çocuk Devam Sütü ile çocuklara ihtiyaçları olan vitamin ve mineral desteğini sağlıyor. Pınar Çocuk Devam Sütü’nün içeriğindeki D vitamini, B12 ve çinko, çocukların fiziksel gelişimini ve bağışıklık sistemini destekliyor.