Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 134

    Çocukluk Çağı Kanserlerinde Lösemi İlk Sırada

    0
    Çocukluk Çağı Kanserlerinde Lösemi İlk Sırada

    Dünyada ve Türkiye’de çocukluk çağı kanserleri artıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yılda 300 bin çocuğa (0-19 yaş arası) kanser tanısı konuluyor. Ülkemizde ise bir yıl içinde 3 bin 500 çocuk kanser tanısı alıyor.

    Çocukluk çağı kanserleri her yaşta görülebildiğini ama en sık 1 ila 5 yaş arasında ortaya çıktığını söyleyen Liv Hospital Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir “Çocuklarda ateş ve halsizlik gibi bulgular enfeksiyon veya başka bir nedenle açıklanamıyor ve ısrar ediyor ise şüpheci olmak gerekir” diyor. Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgi verdi.

    Çocuklarda hangi kanserler görülür?

    Vücudun herhangi bir yerinde hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan ve kaynaklandığı doku veya organı harap ederek kan veya lenf yolu ile yayılabilen habis hastalıklar olan kanserler çocukluk çağlarında da görülebiliyor. Çocuklarda kanser erişkine oranla çok daha nadir görülür. Çocuklarda görülen hastalıkların yalnızca yüzde 1’i kanserdir. Bazı kanser tipleri sadece çocuklarda ortaya çıkar ve yine erişkinin bazı kanserleri ise çocuklarda neredeyse hiç görülmez. Kanserin çeşitli tipleri vardır ve kaynaklandığı organ veya dokuya göre değişir. Örneğin kan kanseri lösemi, lenf kanseri lenfoma, karaciğerde ortaya çıkan tümör ise hepatoblastomdur. Çocuklarda en sık lösemi görülür.

    Çocuklarda kanser ne zaman görülür?

    Çocukluk çağı kanserleri her yaşta görülebilir ancak en sık 1 ila 5 yaş arasında ortaya çıkarlar. Belli yaşlarda bazı kanserler daha sık görülür.

    Çocuklarda kanser neden olur?

    Kanserin neden oluştuğu maalesef tam olarak bilinmiyor. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol oynadığı düşünülüyor. Radyasyon, sigara dumanına maruziyet, kimyasal maddeler ve bazı virüsler hücre düzeyinde değişiklikler yaparak kanser oluşumuna etki edebilir. Bu faktörlere maruziyet özellikle hamilelik döneminde önemlidir. Bazı kanser tipleri ailesel olabilir. Ailede başka bireylerde de özellikle erken yaşta kanser gelişmiş olması genetik yatkınlık düşündürür.

    Çocuklarda ne zaman kanserden şüphe edilir?

    Çocuklarda kanseri erken fark etmek zordur. Bazen ilk şikayet veya bulgular hafif olabilir ve pek önemsenmeyebilir. Çocuklarda tüm kanserlerin erken teşhisi için bir tarama testi yapmak mümkün değildir. Bu nedenle ailelerin kanserin ilk bulguları açısından dikkatli olmaları ve şüphe halinde doktora başvurmaları önemlidir.

    Özellikle bazı tümörlerde geç tanı tedaviyi zorlaştırır. Kanserin ilk belirti ve bulguları:

    – Ateş

    – Halsizlik

    – Bitkinlik

    – Solukluk

    – Kilo kaybı

    – Vücutta mor lekeler

    – Sık enfeksiyonlar

    – Lenf bezlerinde şişlik

    – Karında şişlik

    – Erkek çocuklarında testiste şişlik

    – Bacak ağrısı

    – Kemik ağrısı

    – Baş ağrısı

    – Tekrarlayan kusma

    – Denge kaybı

    – Bölgesel şişkinlik

    – Diş etlerinde şişlik ve kanama

    – Görme bozuklukları olabilir.

    Elbette her ateş ve halsizlik kanser demek değildir. Ancak bu bulgular enfeksiyon veya başka bir nedenle açıklanamıyor ve ısrar ediyor ise şüpheci olmak gerekir.

    Çocuklarda kanser tanısı nasıl konulur?

    Tanıda öykü ve muayene ile değerlendirildikten sonra her kanserin tipine göre gerekli testler yapılır. Lösemide bazen basit bir kan sayımı yararlı olur ancak kesin tanı için kemik iliği örneği almak gerekir. Tümörler için genellikle görüntüleme yöntemleri ve biyopsi gereklidir. Bazı tümörlerde tümör belirteçleri denilen kan testleri ile tanı konulması mümkün olabilir.

    Çocukluk çağı kanserleri nasıl tedavi edilir?

    Kanser hücreleri insan bağışıklık sistemini yanıltırlar, bu nedenle vücut bu hastalığı kendi başına yenemez. Kanser tedavisi kemoterapi, cerrahi ve radyoterapiden oluşur. Her kanser tipinin farklı bir tedavisi vardır. Çocuk hematoloji onkoloji uzmanı dışında çocuk cerrahı, beyin cerrahı, ortopedi ve radyasyon onkoloğu doktorlarından oluşan bir tedavi ekibi gereklidir. Tedavinin ilk hedefi kanserin tamamen ortadan yok edilmesi yani hastanın tamamen iyileştirilmesidir. Çocukluk çağı kanserlerinde günümüzde tedavi oldukça başarılıdır.

    Uzman Diyetisyen ve Psikologdan Karantina Tavsiyeleri

    0
    Uzman Diyetisyen ve Psikologdan Karantina Tavsiyeleri

    Beslenme, diyet ve psikoloji danışmanlık hizmetlerini bir araya toplayan Formteg Danışmanlık Merkezi kurucuları Uzman Diyetisyen Ecem Ocak ve Psikolog Tansu Ocak, yeni kısıtlamaların geldiği karantina döneminde psikolojimizi ve kilomuzu korumak için önemli tavsiyelerde bulundu.

    Fiziksel değişimin temelinde insan psikolojisinin yattığını belirten Psikolog Tansu Ocak, pandemi döneminde bozulan yeme-içme alışkanlıklarımızı artan stres ve kaygılarla ilişkilendirirken, Uzman Diyetisyen Ecem Ocak ise, bozulan uyku düzeninin rutin alışkanlıklarımızdan biri olan ara öğünlere son verdiğini, bunun da fiziksel aktivitelerin kısıtlanmasıyla birleştiğinde hızlı kilo artışına sebep olduğunu açıkladı.

    Koronavirüs pandemisi insanlığın uzun yıllardır deneyimlemediği karantina uygulamalarını ortaya çıkardı. Pandeminin ilk dönemlerinde uygulanan yasaklar milyonlarca insanı aylarca eve kapatırken, yaz boyu süren normalleşme süreci, pandeminin hızının artırmasıyla yerini yeniden karantina uygulamalarına bıraktı.

    Peki, nesillerdir deneyimlemediğimiz karantina psikolojimizde ne gibi değişikliklere yol açtı? Yeme-içme alışkanlıklarımız evde geçirmek zorunda kaldığımız zaman için uygun mu? Sağlıklı bir yaşam ve ruh hali için neler yapabiliriz? Sağlıksız yeme-içme alışkanlıklarını düzenlemek için öncelikle danışanlarına psikolojik destek vermeyi ve sorunun kökenine inmeyi hedefleyen Formteg kurucuları Psikolog Tansu Ocak ve Uzman Diyetisyen Ecem Ocak, pandemi döneminde psikolojimizi ve kilomuzu korumak için önemli tavsiyelerde bulundu.

    BAĞIŞIKLIĞINIZI DOĞAL YOLLARLA KORUYUN

    Bağışıklık sistemini güçlendirmede beslenmenin önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Uzman Diyetisyen Ecem Ocak, “Güçlü bir bağışıklık sistemi yeterli ve dengeli beslenmeye ihtiyaç duyar. Tek bir besin değil, her besin grubunu düzenli olarak tüketmeliyiz: Sebze- meyve grubu, ekmek ve tahıl grubu, et-yumurta, kuru baklagiller ve süt grubu. Protein burada büyük önem taşıyor. Günde 1 tane yumurta tüketin. Yanında maydanoz, nane, tere gibi yeşillikler C vitamini ihtiyacınızı karşılayacaktır. Dolabınızı renkli sebze ve meyve ile doldurun. Unutmayın ki ne kadar çok renk o kadar sağlık demektir. Yemeklerinize, çorbalarınıza mutlaka baharat ekleyin. Özellikle zencefil, zerdeçal, karabiber, kimyon, sumak mutfağınızın başköşesinde dursun. Sarımsak, soğan güçlü antibiyotiklerdir. Yemeklerinizde, çorbalarınızda bol bol kullanın. Mandalina, portakal, kivi, biber iyi birer C vitamini kaynağıdır. C vitamini günlük almamız gereken bir vitamin unutmayın. Yeterli miktarda su tüketmek çok önemli. Su ile elinizi, yüzünüzü yıkadığınızda nasıl ki temizlik sağlanıyorsa su içtiğimizde de bedenimizi temizlemiş oluruz. Günde ihtiyaca göre değişmekle beraber yaklaşık 2-2.5 litre su tüketin. Yağlı tohumlardan çiğ fındık, çiğ badem, ceviz içini meyvelerle tüketmeye özen gösterin. Bitki çaylarının gücünden faydalanın. İçerisine limon eklemeyi unutmayın. Güçlü bir bağışıklık sistemi için probiyotik desteği çok önemli. Özellikle yoğurt, kefir tüketin” açıklamalarında bulundu.

    KARANTİNAYA NASIL ADAPTE OLURUZ?

    Karantina sürecinde değişen uyku düzeninin, yüksek stres ve kaygı bozukluklarının yeme-içme alışkanlarımızı olumsuz etkilediğini belirten Psikolog G. Tansu Ocak, “Karantina süreci genel olarak beslenme alışkanlıklarımızı ciddi oranda değiştirdi.İyi tarafından bakarsak hazır besin tüketim oranı düştü ve evde yemekler yapılmaya başlandı. Kilo kaybetme gibi planı olanlar bu süreçten faydalanabildi diyebiliriz. Fakat bu süreci iyi yönetemeyenler ise evlere kapanma sürelerinin artmasıyla, televizyon, bilgisayar vb. karşısında geçirilen zaman ile abur cubur tüketiminin artması, sosyal hayatın kısıtlanması, stres ve kaygıların artması ile duygu durumuna bağlı yiyecek tüketiminin artması ve spor salonlarının kapatılması, fiziksel aktivitenin azalması ile vücut ağırlığının artışına sebep oldu. Korku temel bir duygudur. Korkunun belli bir noktaya kadar yararlı olduğunu biliyoruz ancak fazlası paniğe sebep olmakta ve mantıklı düşünmememizi engellemektedir. Kaygımızı ve stresimizi yönetebilmemiz, bunun geçici bir süreç olduğunu kendimize hatırlatmamız karantina sürecine adapte olmamıza yardımcı olacaktır” ifadelerini kullandı. 

    Uzman Diyetisyen Ecem Ocak ise, “Evde kalma süresinin arttığı bu günlerde beslenmenizi bir gözden geçirmeniz gerekiyor. Örneğin, tüm besin gruplarından tüketmeye çalışın. Tek tip beslenmeyin. Yemeğe oturduğunuz zaman tıkanırcasına yemeyin ve çok fazla yemeden kalkın. Aileniz ile yaşıyorsanız bunu hep beraber kaliteli zaman geçirme fırsatı olarak değerlendirin. Mesela güzel bir yemek masası hazırlayarak güzel bir sohbet eşliğinde yemek yiyebilirsiniz. Böylece çok hızlı yemeden kontrollü bir şekilde yemiş olursunuz. Fiziksel aktivite yapın. Hareket etmek için bahane üretmeyin. Mutlaka hareket edin. Örneğin merdiven çıkıp inin, imkânlarınız dâhilinde küçük yürüyüşler yapın veya en azından 15-20’şer dakikalık egzersizler yapın. Öğün kaymalarının gözlemlendiği bu günlerde ara öğünleri unutur olduk. Küçük ara öğünler yapmaya özen gösterin. Su tüketmeyi ihmal etmeyin. Pandemi sürecinde bilgi kirliliğinden meydana gelen kafa karışıklıklarını gidermek istiyorsanız veya sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmekte zorluk çekiyorsanız bir beslenme uzmanına danışmayı ihmal etmeyin” şeklinde konuştu.

    ‘FASTFOOD ALIŞKANLIĞINDAN KURTULDUK, HAZIR GIDALAR ARTIŞTA’

    Pandemi nedeniyle evlerde yemek yapmaya başladığımızı ancak ‘abur-cubur’ olarak bilinen hazır gıdalara olan yönelimin de artığına dikkat çeken Uzman Diyetisyen Ecem Ocak, “Pandemi süreci maalesef bizi çok zorladı ve zorlamaya devam ediyor. Adapte olmak için çaba halinde olsak da çok başarılı olamadık diyebilirim. Tabi ki önümüzde bir belirsizlik mevcut. Fakat iyi tarafından değerlendirecek olursak elimizde olan verilere göre hijyen kaygıları nedeniyle dışardan yeme ve hazır paket siparişleri azaldı, evde yemek yeme, pişirme oranı arttı. Evde yemek pişirme eylemi devam ettiği takdirde ileriki zamanlarda kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, hipertansiyon, obezite gibi hastalıkların azaldığını görebiliriz. Bu duruma adapte olma süremiz uzarsa eğer, evde geçirilen zaman ve hareketsizliğin artması ile yağ ve tuz içeriği yüksek yiyecekler, şekerli, hamur işi ürünlerin, hazır paket gıdaların fazla ve kontrolsüz tüketilmesi sonucu vücut ağırlığında artışa sebep olacaktır. Bu da gelecekte kronik hastalıkların artması demektir. Bu süreci hem iyi beslenerek hem de psikolojik açıdan rahat atlatabilmeniz adına mutlaka bir uzman desteği almanızda fayda var” dedi.

    Pandemide Solunum Rehabilitasyonuna Talep Arttı

    0
    Pandemide Solunum Rehabilitasyonuna Talep Arttı

    Solunum problemi yaşayan birçok hasta grubu nefes darlığı nedeniyle az hareket ediyor. Az hareket etmenin nefes darlığını daha da artırdığına dikkat çeken uzmanlar, solunum rehabilitasyonu programı ile hastalarda solunum problemlerinden kaynaklanan yakınmaların önlenerek sağlığa bağlı yaşam kalitesinin en uygun düzeye getirilmeye çalışıldığını belirtiyor.

    Uzmanlar, Covid-19 sonrası nefes darlığı ve yorgunluk şikayetleri olan hastaların da solunum rehabilitasyonu programlarına dahil edildiğini, pandemi sürecinde solunum rehabilitasyonuna talebin arttığını söylüyor.

    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Görevlisi, NP Feneryolu Tıp Merkezi Fizyoterapist Filiz Eyüboğlu, Covid- 19 enfeksiyonu sonrası nefes darlığı ve yorgunluk şikayeti olan hastalara da uygulanan solunum rehabilitasyonu tedavisi hakkında önemli bilgiler paylaştı.

    Kronik akciğer hastalarına uygulanıyor

    Fizyoterapist Öğr. Görevlisi Filiz Eyüboğlu, solunum rehabilitasyonu tedavisini şöyle tanımladı:

    “Günümüzde solunum yani pulmoner rehabilitasyon, kronik akciğer hastalarına uygulanan, standart tıbbi tedavinin etkinliğini artırmanın yanı sıra fonksiyonel düzeyi ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığı da geliştiren bir programdır. Hastaya özel egzersiz eğitimi ile birlikte, davranış değişikliği ve hasta eğitimi gibi yaklaşımları içeren kapsamlı uygulamalar bütünü olduğunu söyleyebiliriz. Solunum rehabilitasyonu, kronik solunum hastalıkları tedavisinin standart bir bileşeni olarak kabul ediliyor. Ayrıca hedeflerinden biri de elde edilen kazanımların kalıcı olmasını sağlamaktır.”

    Nefes darlığını azaltmak önemli

    Özellikle uzun süreli hastane yatışlarının mevcut kronik hastalıklar ile birlikte kas güçsüzlüğüne neden olabildiğine dikkat çeken Eyüboğlu, “Covid-19 tanısı ile hastaneye yatışı olan bireylerin çoğunun kardiyovasküler ve diyabet gibi ek hastalıkları bulunuyor. Hastalığın kötü yan etkileri, nefes darlığı ve uzun süreli hareketsizlik sonucunda ortaya çıkabilecek kas güçsüzlüklerini önlemek için erken dönemde hatta yoğun bakım sürecinde hastaların rehabilitasyon programına alınmaları gerekebiliyor.

    Taburcu olduktan sonra özellikle devam eden nefes darlığı ve yorgunluk da varsa kişiler daha az hareket etme eğiliminde olabiliyor. Bu süreçte hastaların fiziksel aktivitelerini arttırmaları yönünde teşvik edilmeleri büyük önem taşıyor. Ağır egzersizleri bu dönemde önermiyoruz. Kişiye özgü hazırlanmış düşük veya orta şiddetli egzersiz programlar ile fonksiyonel kapasiteyi korumaya ve arttırmaya çalışıyoruz. Buradaki amaç nefes darlığını azaltmak, fiziksel gücü iyileştirmek ve kişinin bağımsız bir şekilde günlük yaşam aktivitelerini yapmasını sağlamaktır. Yine bu dönemde bulaş riski yüksek olan hastalar için elektronik ortamlarkullanılarak hastalar rehabilitasyon programlarına dahil edilebiliyor ” dedi.

    Covid-19 hastaları rehabilitasyona alınıyor

    Hastalarda kas güçsüzlüğünü azaltmak için kol, bacak ve solunum kaslarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini belirten Eyüboğlu, “Kol ve bacak kaslarının güçlenmesi solunumu da destekleyerek nefes darlığı ile baş etmeyi kolaylaştırıyor. Kişilerin kapsamlı rehabilitasyon programına alınmasını ise taburcu olduktan 6-8 hafta sonrası için öneriliyor. Hastanede yatış süreci olmayan fakat Covid-19 sonrası nefes darlığı ve yorgunluk şikayetleri olan kişiler de solunum rehabilitasyonu programlarına dahil ediliyor. Nefes darlığı ile baş etme yöntemleri ve egzersizler, alanında uzman fizyoterapistler tarafından kişiye özel hazırlanmalı” diye konuştu.

    Bu hastalıklarda başarıyla uygulanabiliyor

    Eyüboğlu, solunum rehabilitasyonu programının başta kronik obstruktif akciğer hastalığı olarak tanımlanan KOAH olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, obstruktif uyku apne sendromu (OSAS), kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ile ilişkili tüm akciğer hastalıklarında başarı ile uygulanabildiğini ifade etti.

    Az hareket nefes darlığını artırıyor

    Solunum problemi yaşayan çoğu hasta grubunun nefes darlığı nedeni ile az hareket ettiğine işaret eden Eyüboğlu, “Az hareket etmek nefes darlığını daha fazla artırıyor ve hastalar kısır döngü içine giriyor. Solunum rehabilitasyonu, bu hastalarda solunum problemlerinden kaynaklanan yakınmaların önlenmesi ve azaltılması, egzersiz ve fonksiyonel kapasitenin arttırılması, nefes darlığı ile baş etmeyi sağlarken kişinin günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlaşmasına da katkıda bulunuyor. Günlük fonksiyonların ve sağlığa bağlı yaşam kalitesinin en uygun düzeye getirilmesi amaçlanıyor” ifadelerini kullandı.

    Covid – 19 sürecinde talep arttı

    Covid-19 sürecinde solunum rehabilitasyonuna talebin arttığına dikkat çeken Eyüboğlu, “Fakat ilginin artması özellikle sosyal medyada çok fazla bilgi kirliliğini de birlikte getirdi. Pandeminindevam ettiği ve hastalığa yakalanan kişilerin hastanede ya da evde semptomatik veya asemptomatik olarak geçirdikleri unutulmamalı. O yüzden solunum rehabilitasyon programları, konusunda uzman bir sağlık ekibi tarafından eşlik eden diğer hastalıklarda göz önünde bulundurularak hastaya ve hastalık sürecine özel olarak hazırlanmalı” dedi.

    Sokak Lezzetleriyle Ünlü Şehirler

    0
    Sokak Lezzetleriyle Ünlü Şehirler

    Bir bölgenin kültürünü ve coğrafyasını en iyi şekilde keşfetmenin yolu meşhur lezzetlerinden geçiyor. Özellikle de şehirlerin sokak yemekleri, toplumun damak zevkinin kültürle birleşmesinin bir ürünü.

    Ayrıca sokak lezzetlerinin peşine düşmek, şehirde yaşamanın nasıl olacağını görebileceğiniz bir kapı görevi de görüyor. Peki, hangi şehir hangi sokak lezzetiyle meşhur hiç merak ettiniz mi? Türkiye’nin Seyahat Sitesi Enuygun.com, sokak lezzetleriyle öne çıkan şehirleri sizin için derledi.

    Yeni yerler keşfederken gittiğimiz yerin sadece meşhur binalarını ya da meydanlarını değil, yöresel yemeklerini ve sokak lezzetlerini de keşfetmeliyiz. Gittiğimiz şehirlerde karşımıza çıkan sokak tezgâhlarından aldığımız ve ayaküstü karnımızı doyurduğumuz bu lezzetler her zaman bir başka olmuştur. Peki, hangi şehir hangi sokak lezzetiyle meşhur? Enuygun.com, sizi sokak lezzetleriyle ünlü şehirleri keşfe çağırıyor.

    İstanbul

    İstanbul’da yaygın bir sokak lezzeti kültürü bulunuyor ama şehirle en çok özdeşleşen sokak lezzeti, ıslak hamburger. İstanbul’un bir diğer gözde lezzeti ise balık ekmek. İstanbul’a gelip de Eminönü’nde balık ekmek yememek pek mümkün değil! Midye dolma da bu iki lezzetin peşi sıra gelen bir sokak lezzeti. Midye dolma Türkiye’nin birçok şehrinin en hareketli sokaklarında bulabileceğiniz bir lezzet ama İstanbul’da yemenin tadı da bir farklı oluyor. Midye tezgahının başında bol limonla kaç tane midye yediğinizi unutabilirsiniz. Tabii İstanbul sokaklarında gezerken kokorecin, tatlı olarak ise şambali ve halka tatlısının da mutlaka tadına bakmalısınız.

    İzmir

    Kendine has lezzetlere sahip İzmir’de ilk akla gelen sokak lezzeti gevrek ve boyoz. Gevrek simitle karıştırılsa da pişirilme tarzıyla farklılaşan bir tat. Boyoz ise sabahın erken saatlerinde sıcacık ve çıtır çıtır satılan bir İzmir klasiği. Boyozun en sıkı dostu ise haşlanmış yumurta. Genelde boyoz ve haşlanmış yumurta birlikte satılıyor. Boyoz kadar meşhur bir diğer sokak lezzeti ise lokma tatlısı. İzmir sokaklarında yürürken kocaman kazanlarda lokma hazırlayıp dağıtan insanları görebilirsiniz.

    Brüksel

    Patates kızartması cenneti olarak tabir edebileceğimiz Brüksel sokaklarında külahta patates kızartmaları satılıyor ve sokakları turlarken neredeyse tüm turistlerin elinde külahlar görebilirsiniz. Sos olarak dilediğiniz miktarda ketçap ve mayonez alabiliyorsunuz ve elinizde o külah varken Brüksel’de gezmenin tadı iki katına çıkıyor. Brüksel sokaklarına adım attığınızda buram buram kokusuyla sizi büyüleyecek bir diğer lezzet ise waffle.

    Brüksel’deki waffle Türkiye’de alıştığımızdan farklı. Dikdörtgen şeklindeki waffle hamuru altın renginde ve karamelize şeker nedeniyle çıtır çıtır. Ayrıca genelde Türkiye’de yediğimiz gibi üstüne bir sürü farklı malzeme konmuyor. Erimiş çikolata, biraz krem şanti ve mevsim meyveleriyle hazırlanan klasik hali en çok tüketilen. Ancak tabii turistik sebeplerle birçok farklı türde de yapılıyor.

    Atina

    Yunanistan mutfağını düşününce aklınıza ilk olarak mezeler, deniz ürünleri ve uzo geliyor ama ülkede sokak yemekleri kültürü de oldukça zengin. Tüm ülkeyle özdeşleşen en ünlü sokak yemeği souvlaki. Kebap şişe benzeyen souvlaki oldukça lezzetli. Atina’da yiyebileceğiniz bir diğer sokak lezzeti ise koulouri yani simit. Simit arabalarında ya da simitçilerin kafalarında taşıdığı tepsilerde satılan koulouri yiyerek Atina sokaklarını keşfe çıkabilirsiniz.

    Berlin

    Almanya sokak lezzetleriyle oldukça meşhur bir ülke. Özellikle de currywurst, tüm dünyayı etkisini altına almış bir sokak lezzeti. Sosisle hazırlanan bu sokak lezzetinin en önemli özelliği sosislerin piştikten sonra körili ketçapa bulanması. Körili ketçapta bekleyen sosisler kâğıt tabaklara konurken üstüne tekrar köri serpiştiriliyor ve unutulmaz bir tat ortaya çıkıyor. Almanya’ya gittiğinizde mutlaka bu lezzeti deneyimlemelisiniz. Berlin sokaklarında en çok görebileceğiniz diğer bir lezzet ise döner. Türklerin Almanlara kattığı lezzet olan döner, genelde hem turistler hem de Almanlar tarafından çok sık tercih ediliyor.

    Bangkok

    Bangkok, diğer dünya şehirleri arasında en iyi sokak lezzetlerine sahip şehir olarak biliniyor. Şehrin birçok yerinde sıra sıra dizilmiş tezgahlarda Tayland’a özgü birçok yemeği bulabilirsiniz. Özellikle Zafer Anıtı’nın çevresinde kurulan tezgahlar, en popüler olanları. Tabii ki Bangkok sokaklarında yemek yerken hijyen konusunda ekstra dikkatli olmanızda fayda var. Hijyen konusunda emin olduktan sonra yer fıstığı, arpacık soğan, biber gibi lezzetlerle hazırlanıp pilavla birlikte verilen satay, deneyebileceğiniz lezzetlerden biri. Bunun yanında birçok farklı noodle çeşidi de Bangkok sokaklarına kurulan tezgahlarda sizi bekliyor. Bunlar dışında çırpılmış yumurtayla balık sosunun yağda kızartılmasıyla elde edilen Khao Khai Jiew gibi Tayland’a özgü birçok farklı lezzeti de bulabilirsiniz.

    Enuygun.com Hakkında

    2008 yılında karşılaştırma sitesi olarak kurulan teknoloji şirketi Enuygun.com, günümüzde Türkiye’nin en büyük uçak bileti sitesi konumundadır. 200’ü aşkın çalışanıyla ayda 17 milyonun üzerinde ziyaretçisine hizmet veren Enuygun.com; uçak bileti, otel rezervasyonu, otobüs bileti satışının yanı sıra, kredi, mevduat, GSM ve internet paketi karşılaştırması yapmaya da olanak tanıyor. 2016 yılında global markası “Wingie” ile dünyaya açılan Enuygun.com, uçak bileti satışını Almanca, İngilizce, Arapça, İspanyolca ve Rusça dil seçenekleriyle farklı pazarlarda da sürdürüyor.

    Şiddet Bilgisayar Oyunlarında Normalleştiriliyor

    0
    Şiddet Bilgisayar Oyunlarında Normalleştiriliyor

    Şiddet içerikli oyunların çocuklarda “şiddet” kavramını normalleştirdiğini belirten uzmanlar, bu durumun şiddetin normal hayata taşınmasında etkili olduğunu vurguluyor.

    Şiddet içeren oyunların çocukta “ters kimlik” etkisi oluşturabileceğini belirten uzmanlar, “Özellikle gerçek yaşamda sağlıklı akran ilişkileri kuramayan, dışlanma yaşayan, olumsuz benlik duygusu olan çocuk ve ergenler, bu oyunlarla edindikleri kimlik üzerinden kendilerini ifade etmeye başlayabiliyor. Normalde olumsuz ya da toplumda istenmeyen, kabul görmeyen bazı davranışların belli ortam veya topluluklarda kabul görmesi, bu davranışların pekişmesi anlamına geliyor” uyarısında bulundu.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk Ergen Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, şiddet içerikli oyunların çocuklar üzerindeki etkilerine ve tercih edilme nedenlerine değinerek ailelere de önemli tavsiyelerde bulundu.

    Şiddet sanal ortamda ödüllendiriliyor

    Öncelikle şiddet içerikli davranışların bilgisayar oyunlarında nasıl normalleştirildiğinden söz etmek gerektiğini belirten Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, “Gerçek yaşamda yaptırım ve cezalar uyguladığımız şiddet içerikli davranışların sanal ortamda neredeyse ödüllendirici etkilerinden bahsetmek mümkün. Bu tür oyunlarda edinilen roller, çocukların yönetimindeki sanal karakterlerin gösterdiği şiddet içerikli davranışlar, çoğunlukla ayrıntılı kurgulanmış olup oyunda bir seviye atlama ya da güç elde etme yolu olarak sunuluyor. Gerçek yaşam ve sanal ortamdaki bu zıtlık da bir yetişkin için anlaması kolay olsa da bir çocuk ve ergen için bu davranışların normal kabul edilip içselleştirilmesi söz konusu oluyor” uyarısında bulundu.

    Çocuk şiddeti oyundan gerçek hayata taşıyor

    Çocuğun bir süre sonra oyundaki gibi gerçek yaşamda da kendisini vuran kişiye karşılık olarak kaba kuvvet kullanmaya başladığını işaret eden Yektaş, “Karşısındakine zarar verebilecek türde bıçak, silah gibi araçlar kullanmaya ve bunları da normal bir davranış olarak görmeye başlıyor. Sonuçta da durumla orantısız öfkeli davranışlar ya da sorun çözme biçimi olarak saldırgan yaklaşımlar ortaya çıkabiliyor. Öte yandan ergenliğe kadar ölüm gibi soyut kavramların bir çocuk tarafından tam olarak içselleştirilememesi, anlaşılamaması söz konusu. Oyunda ölen ama tekrar hemen dirilen karakterler de kafa karışıklığını artırabiliyor ve çocuğun olası bir şiddet davranışının gerçek sonuçlarını ön görememesiyle sonuçlanabiliyor” diye konuştu.

    Denenemeyecek olanı deneme imkanı sunuyorlar

    Doç. Dr. Çiğdem Yektaş oyunların çocuklara sunduğu imkanlardan ve sebep olduğu sonuçlardan şöyle bahsetti:

    “Çevrimiçi oyunların sanal kurgusu aslında ödülü az, zahmeti çok ve kuralı fazla yaşamımızın sınırlarından da kurtulabilmeyi, biraz daha bağımsız hareket edebilmeyi, kimliğinizin belki de gerçekte hiçbir şekilde deneyimlemeyeceğiniz yanlarını deneyimlemeye imkan veren bir özgürlük alanı da sağlıyor. Oyunlardaki bu sanal kurgu, çocuklarda bilinç, bellek, zaman algısı, kimlikle ilgili farkındalık düzeylerini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle de son dönemde daha çok artırılan gerçeklik ile birlikte daha yoğun yaşanan duyguların olduğu oyunlar, çocuklarda ve ergenlerde gerçek ile gerçek olmayanın ayrımının bozulabildiği, disosiye dediğimiz kopma yaşantılarına sebep olabiliyor. Disosiyasyon, kişinin mevcut gerçeklikle bağlantısının kopması anlamına gelmektedir. Bu noktada asıl sorun nereye disosiye olunduğudur ve bunu gerçek yaşamda devam ettirilip ettirilmediğidir. Eğer devam ederse oyundaki şiddet içerikli kurguya dalma ya da pasif etkilenme yaşantıları, eyleme vurulan davranışlarda gerçek yaşama taşınabiliyor ve maalesef şiddet olaylarıyla sonuçlanabiliyor.”

    Çocuklarda ters kimlik etkisi yaratıyor

    Ergenlik ve çocukluk döneminin merak ve keşfetme duygusunun, kendini deneme, kanıtlama ihtiyacının çok arttığı bir dönem olduğunu hatırlatan Yektaş, “Ancak bu henüz daha dürtü denetimi ve öfke yönetiminin tam gelişmediği bir dönem. Oyunlar şiddet içerikli de olsa ödüllendirici etkileri nedeniyle olumsuz yanlarına rağmen çocuk ve ergen yaş grubu için oldukça çeldirici etkiye sahip. Özellikle gerçek yaşamda sağlıklı akran ilişkileri kuramayan, dışlanma yaşayan, olumsuz benlik duygusu olan çocuk ve ergenler bu oyunlarla edindikleri kimlik üzerinden kendilerini ifade etmeye başlayabiliyorlar. Bu aslında bizim ters kimlik etkisi dediğimiz bir durum. Normalde olumsuz ya da toplumda istenmeyen, kabul görmeyen bazı davranışların belli ortam veya topluluklarda kabul görmesi, bu davranışların pekişmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla gerçekte sağlıklı kimlik denemeleri yapamayan, incinebilir durumdaki çocuk ve ergenlerde de olumsuz kimlik gelişimine destek olarak sorunlu davranış sıklığını artırıyor. Sonuçta da gördüğümüz tablo şiddete duyarsızlaşma, düşmanca duygularda artış, sorunlar karşısında şiddet ve saldırganlık davranışları oluyor” ifadelerini kullandı.

    Piyasaya sürülen oyunlar denetlenmeli

    Piyasaya sürülen oyunların devletimizin kurumları tarafından gerekli denetimlerden geçirilmesinin önemine değinen Doç. Dr. Çiğdem Yektaş, “Ancak yeterli değil. Ailelere düşen görev ise çocukların ekran maruziyetinin sadece sürelerini değil kullanım amaçlarını, oynadığı oyunların içeriğini ve yaşına uygunluğunu denetlemektir. Denetlemenin de mutlaka çok erken yaşta başlaması gerekiyor. Neden denetleme yapıldığının ayrıntılarını ve sebeplerini uygun şekilde anlatmak gerekiyor. Bu noktada çocukla kurulan ilişkinin açık ve şeffaf olması, çocuğun yaşadığı sorunu anlamak açısından da önemli. Aksi halde denetim, ceza ve yaptırımların ötesine geçmek çok mümkün olmayacaktır” diye konuştu.

    COVID 19’a Karşı Ozon Tedavisiyle Bağışıklık Sisteminizi Gülendirin

    0
    COVID 19’a Karşı Ozon Tedavisiyle Bağışıklık Sisteminizi Gülendirin

    Hem Covid-19’dan korunmaya karşı etkili olduğu hem de Covid-19’a yakalanan hastalarda tedavi süresini kısalttığı tespit edilen Ozon Tedavisi ile bağışıklık sisteminizi Sculpture Polikliniği’nde güçlendirebilirsiniz.

    Son zamanlarda dünya genelinde yapılan araştırmalar, ozon tedavisinin gerek koronavirüse gerek gribal enfeksiyonlara karşı vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve koruyucu etkisi olduğunu gösteriyor. Uzun yıllardır pek çok hastalığın tedavisinde tercih edilen ozon tedavisi, hücre yenileme ve Covid-19’a karşı bağışıklık sistemini güçlendirmesi yönüyle, virüse yakalanma ihtimalinizi düşürüyor ya da daha hafif atlatmanıza yardımcı oluyor.

    Ozon tedavisi, yüz, burun ve ağızdaki antikor sistemini arttırarak virüsü alırken ciddi bir bariyer oluşturuyor. Virüs vücuda girdikten sonra hücresel immün sistemini güçlendirdiği için de akciğere tutulması zorlaşıyor. Ozon tedavisi, koronavirüsün en büyük ölüm nedenlerinden biri olan küçük pıhtıların azaltılmasını ve ölüm oranlarının bu sayede düşürülmesini sağlıyor. Virüsü aldıktan sonra ozon tedavisiyle zararlarını minimuma indirmek mümkün. Hücreler ozonla yenileniyor ve koronavirüse karşı daha güçlü bir bağışıklık sistemine kavuşuluyor.

    Koronavirüs harici birçok hastalıkta yardımcı tedavi olarak kullanılan ozon tedavisinde uygulama sonrası bağışıklık sisteminiz güçleniyor, uyku kaliteniz yükseliyor, cildiniz temiz ve pürüzsüz bir görünüme kavuşuyor. Mikropları öldürerek enfeksiyon sorunlarını ortadan kaldıran ozon tedavisi aynı zamanda depresyondan kaynaklanan gerilimi de yok ediyor.

    Kanser de ozon tedavisi sayesinde tedavi edilebiliyor veya yavaşlatılabiliyor. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlayarak kanser hücreleriyle savaşılmasını sağlıyor. Vücudun genel direnci için katkı sağlayan ozon tedavisi,kemoterapinin olumsuz etkilerinden olan halsizlik sorununu da ortadan kaldırıyor.

    Hayatımız Maden, Madensiz Hayat Düşünülemez.Madencilerin Mottosu, “Sürdürülebilir Madencilik”

    0
    Hayatımız Maden, Madensiz Hayat Düşünülemez.Madencilerin Mottosu, "Sürdürülebilir Madencilik"

    Madenler, insan hayatının her alanında yaşamını kolaylaştırıyor, refahını arttırıyor. “Hayatımız Maden” mottosuyla, Türkiye’nin yer altı zenginliklerini ekonomiye kazandıran madencilerin bundan sonraki öncelikli gündemi “Sürdürülebilir Madencilik” olacak.

    Madenlerin, toplumların refahı ve ekonomik kalkınmasının anahtarı olduğunun altını çizen Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mevlüt Kaya, “Maden denildiğinde akla öncelikle sanayi gelse de aslında Hayatımız Maden! Bugün evimizde kullandığımız telefona, yediğimiz ekmeğe, su içtiğimiz bardaktan elimizden düşürmediğimiz tabletlere, uçaklardan gemilere kadar hayatımızın vazgeçilmezi olan birçok ürün farklı madenler içeriyor. Modern sağlık hizmetleri, bankacılık sistemleri, ulaşım, ısınma, gıda gibi birçok sektör maden sektörüyle yaşıyor.Hal böyleyken yani “Hayatımız bu kadar Maden” iken hem sürdürülebilir madencilik yapmamız hem de bunu kamuoyuna doğru anlatmamız gerekiyor” dedi.

    4 Aralık Dünya Madencilik Günü nedeniyle görüşlerini paylaşan EMİB Başkanı Kaya, “Sürdürülebilir Madencilik” vurgusu yaptı. Kaya, “Sürdürülebilir Madencilik” ilkelerine bağlı kalarak, Türkiye’nin yer altı zenginliklerini, ekonomiye kazandırmaya devam edecekleri mesajını verdi.

    Madencilik sektörünün ihracatının yüzde 90’ı yerli girdiden

    “Türkiye’nin petrolü madenleridir” diyen Başkan Kaya şöyle devam etti: “Dünyadaki 90 çeşit madenin 77 tanesi ülkemizde bulunuyor. Dünya metal maden rezervlerinin yüzde 0.4’ü, endüstriyel ham madde rezervlerinin yüzde 2.5’i, kömür rezervlerinin yüzde 1.0’i ve jeotermal potansiyelinin yüzde 0.8’ine sahibiz. “Sürdürülebilir Madencilik” mottosuyla, “İnadına üretim, inadına ihracat” sloganıyla üretmeye ve ihraç etmeye devam edeceğiz. Covid-19 virüsü en büyük ihraç pazarımız Çin’de ortaya çıktığı için pandemiden en çok etkilenen sektörlerin başında gelmemize rağmen 2020 yılının Ocak – Kasım döneminde, 3 milyar 793 milyon dolar döviz kazandırdık. 2019 yılında 4,3 milyar dolar ihracata ek olarak, ülke ekonomisine tüm sektörlere de hammadde sağlayan bir sektör olduğumuz için iç pazarla birlikte 40 milyar dolarlık bir değer oluşturarak ülke ekonomisine GSYİH’nın yüzde 5’i oranında katkı sağladık. Sağladığımız ekonomik büyüklüğün yüzde 90’dan fazlası yerli girdiden oluşuyor, yani katma değeri ülkemize kalıyor.”

    Ertelenen ihtiyaçlar 2021 yılında ihracatımızı arttıracak

    Bilim insanlarının covid-19’u yok edecek aşı için çok büyük yol aldıklarına temas eden Kaya, “Yeni aşılar sayesinde kısa sürede covid-19 virüsü hayatımızdan çıkacak, ertelediğimizpek çok ihtiyacımızı karşılama yoluna gideceğiz. Bu süreç başta madencilik sektörü olmak üzere pek çok sektörde çarkların hızlanmasına, istihdamın artmasına, ihracatın yükselmesine katkı sağlayacak” diye konuştu.

    Türkiye’de yaşayan 83 milyon insanın sahibi olduğu madenlerin kiracısı olduklarının bilinciyle hareket ettiklerini dillendiren Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya şöyle devam etti: “Türkiye’nin en önemli öz kaynaklarından biri olan madenleri, 150 bin kişilik madenci ordusuyla yeryüzüne çıkarıp, “Sürdürülebilir Madencilik” mottosuyla ekonomiye kazandırırken, 2 milyon insanımızın madencilik sektöründen geçinmesini sağlarken, sadece 83 milyon insanımıza değil, 8 milyarlık dünya insanlarının hayatlarının kolaylaştırılmasına katkı sağlıyoruz. 2020 yılında 200 ülke ve serbest bölgeye Türk madenlerinin ihracatını gerçekleştirdik.”

    Bu ne yaman çelişki

    Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 75’ini enerji, hammadde ve ara mal kalemlerinin oluşturduğunun altını çizen EMİB Başkanı Kaya, ihtiyacımız olan enerji kaynaklarını ve metalleri dışarıdan satın almak için çok büyük bedel öderken, ithal kömür, demir cevheri, altın, bakır, kurşun, çinko ve birçok maden ve metal için her yıl yaklaşık 25 milyar dolar harcadığımızı, öz kaynaklarımızın ise hala toprağın altında yattığına vurgu yaptı. Kaya, “Bu yeraltı kaynaklarının çıkarılıp ekonomiye kazandırılmasının milli bir görev olduğuna inanıyor, madenlerimizi işleterek milletimizin yararına sunmak istiyoruz. ‘İnadına Üretim, İnadına İhracat’ diyoruz” dedi.

    Devletin izni ve denetiminde madencilik yapıyoruz

    Türkiye’deki madencilik işletmelerinin, madencilik sahalarında Devletin ilgili kurumlarınca verilen izinler dahilinde ve yine bu kurumların gözetim ve denetimi altında madencilik faaliyetlerini sürdürdüğüne vurgu yapan EMİB Başkanı Kaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Ülkemizin maden ihtiyacını karşılayabilmek, ihtiyacımız olan dövizin ülkemize kazandırılmasını sağlamak, için sürdürülebilir bir maden üretimini gerçekleştirmek zorundayız. Bunun için çevre ile dost, insan sağlığını üretiminin merkezine oturtan ve sürdürülebilir bir üretim zincirini iyi yöneterek amacımıza ulaşabiliriz.”

    Ege Maden İhracatçıları Birliği’nce (EMIB) düzenlenen Hayatımız Maden Çalıştayı’nın üçüncüsünü, sektörümüzde yer alan bütün STK’ların 2019 yılının Kasım ayında İzmir’de “Sürdürülebilir Madencilik” temasıyla gerçekleştirilmişti. Bu etkinlikte madencilik sektöründeki bütün STK’lar “Sürdürülebilir Madencilik” ilkelerinin benimsenmesi konusunda görüş birliğine varmıştı. Bu yıl İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) tarafından düzenlenmesi planlanan “Hayatımız Maden Çalıştayı”nın dördüncüsü pandemi nedeniyle ertelenmişti.

    İşbir Sentetik’ten Sağlık İçin Maske Yatırım

    0
    İşbir Sentetik'ten Sağlık İçin Maske Yatırım

    İşbir Sentetik, Koronavirüs ile mücadele kapsamında İşbir Mask yatırımını hayata geçirdi. Bu kapsamda Ekim ayı itibari ile hijyenik maske üretimine başlayan firma, maskelerin yüzde 20’sini çalışanları için üretiyor.

    Güvenli üretim çerçevesinde ve hijyen koşullarına uygun olarak üretilen ürünler, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere pek çok sertifikaya da sahip. Ayda 2 bin adet olarak üretilen maskeler, aynı zamanda yüzde 99 oranında koruma sağlıyor. 3 kat özelliğinin yanı sıra Melt Blown kumaş filtresi sayesinde de havadaki damlacıklar yoluyla bulaşan virüslerin solunması engelleniyor.

    İŞBİR YATAK UYKU MERKEZLERİNDE SATIŞA SUNULUYOR

    Tüketici sağlığının her şeyden önemli olduğuna dikkat çeken İşbir Holding Ceo’su Metin Gültepe, “Gördük ki, bu dönemde yapılan merdiven altı maske üretimleri tüketici sağlığını tehlikeye atıyor. Biz de, bu anlamda dokuma sanayisinde yıllara dayanan bilgi birikimimizi hızlı bir şekilde hayata geçirme gerekliliği hissettik. Bu nedenle, yaklaşık 1 milyon TL’lik yatırımla hijyenik maske üretimimize başladık. Başta, çalışanlarımızın sağlığı için devreye soktuğumuz maske üretimimizi tüketici nezdinde gelen yoğun talepler doğrultusunda o tarafa taşıdık. Üretimine başladığımız maskelerin, İşbir Online aracılığıyla e-ticaret siteleri üzerinden satışı yapılıyor. Bununla birlikte İşbir’in son tüketiciyle buluşan markası İşbir Yatak Uyku Merkezlerinde de maskelerimizin satışına başlandı.” diye konuştu.

    TÜKETİCİLERİMİZ GÜVENLE KULLANABİLİR

    Maskelerin gerekli testlerden geçerek sertifikalandırıldığına dikkat çeken Gültepe, “Tip II’ye tam uygunluk belgesine sahip olan maskelerimiz, kalitesiyle ve kullanım ergonomisiyle ön plana çıkıyor. Yıllardır tüketicilerimize sağlıklı uykular sunan İşbir Yatak Uyku Merkezlerimiz artık sağlığın merkezi haline geliyor.

    Tüm tüketicilerimiz, üstünde İşbir imzasını ve güvencesini taşıyan maskelerimizi gönül rahatlığıyla kullanabilirler. Ayrıca maskelerimiz, Sağlık Bakanlığı Ürün Takip Sistemi’ne de kayıtlı. Bu konuda hassasiyeti olan tüketicilerimiz barkod numarası ile kolaylıkla sorgulama yapabilirler.” şeklinde konuştu.

    Maskeler farklı beğenilere hitap eden beyaz, siyah ve mavi renk alternatifleriyle satışa sunuluyor.

    Son Dönemde Birçok Kadın, Gençlik Aşıları Sonucunda Sorunlarla Karşılaşırken Aşının Son Mağduru Ünlü Şarkıcı Demet Akalın Oldu.

    0
    Son Dönemde Birçok Kadın, Gençlik Aşıları Sonucunda Sorunlarla Karşılaşırken Aşının Son Mağduru Ünlü Şarkıcı Demet Akalın Oldu.

    Arkadaşının ısrarlarına dayanamayıp estetik koltuğuna oturan ve kötü bir sonuçla karşılaşan Aklın, sorunu çözmek için soluğu Daisy Klinik’te aldı.

    Başına gelen olayı sosyal medya hesabı üzerinden de paylaşan Akalın, “Ben normalde iğneli hiçbir estetik uygulama yapmıyorum. Doktor arkadaşımın eşi, illa gençlik aşısı yapalım sana dedi. Ancak sonuç çok kötü oldu. Siz siz olun denemediğiniz, alerji yapabilecek uygulamaları, bilmediğiniz yerlerde yaptırmayın. Yapanın da kabahati yok ama ısrar etmemeliydi! Bana iğneli hiçbir işlem uymuyor. Allah’tan Daisy Klinik’te çözümü varmış. Kozmotolog & Medikal Estetik Uzmanı Songül Durur Zevzir radyo frekansla sorunu çözüyor” dedi.

    Kozmotolog & Medikal Estetik Uzmanı Songül Durur Zevzir ise “Biz Demet Akalın için sorunu çözdük ancak bazen geri dönüş bu kadar kolay olmayabiliyor” diye konuştu.

    ‘İyi araştırın’

    Hastanın haberi olmadan doğal içerik olması gereken gençlik aşısına dolgu ve botox karıştırabildiğine dikkat çeken Zevzir, “Bu nedenle klinik seçimi çok önemli. Geçmişini araştırın. Ayrıca uygulamayı yapan kişi alanında uzman mı bunu sorgulayın. Son olarak yapılacak işlemin detaylarını ve kullanılacak malzemelerin tüm ayrıntılarını öğrenin. Çünkü geri dönüşü zor hatta bazen imkânsız sonuçlarla karşılayabilirsiniz. Öte yandan ekonomik olsun diye piyasanın çok altında fiyat veren yerleri tercih etmeyin. Verdiği hasarları düzeltmek 2-3 katı paranıza mal olabilir” ifadelerini kullandı.

    Ameliyatsız güzellik

    Yeni nesil teknolojiler sayesinde ağrısız, acısız, iğnesiz, ameliyatsız güzelleşme hakkında da bilgi veren Zevzir, “Diğer uygulamalardan farklı olarak cilt altına iğne kullanmadan, yabancı madde enjekte edilmeden yapılan uygulamalar, dokuyu uyaran elastin bağ dokusunu onarıp birbirine bağlayarak askılama yapıyor. En güçlü lifting uygulaması olan operasyonla doğal yoldan 5 ile 10 yaş gençleşebiliniyor. Jennifer Lopez, Kim Kardashian, George Clooney gibi dünyaca ünlü birçok isim tarafından tercih edilen uygulamanın Türkiye’deki müdavimi ise Demet Akalın” dedi.

    10 yaş gençleştiriyor

    Songül Durur Zevzir doğal gençleşme hakkında ayrıca şunları söyledi: “İp askı, iğne ve ameliyat olmadan yeni nesil teknolojilerle doku uyarımı gerçekleştirerek elastin bağ dokusunu sıkılaştırıp, kolajenleri arttırarak hücreleri tamir ediyor. Böylelikle ifade kaybı olmadan 5 ile 10 yaş arasında doğal gençleşme sağlamaktayız. Bu, yabancı madde enjekte etmeden doğal gençleşme sağlayan en güçlü uygulama.”

    Philips Multigroom MG7720 İle Evde Profesyonel Bakım Ayağınıza Geliyor!

    0
    Philips Multigroom MG7720 İle Evde Profesyonel Bakım Ayağınıza Geliyor!

    Saç ve tıraş bakımında birçok fonksiyonu bir arada bulunduran Multigroom MG7720, Evde çokça vakit geçirdiğimiz, her işimizi kendimiz halleder hale geldiğimiz bu dönemde berbere ihtiyaç duymadan evde profesyonel bakım imkânı sunuyor.

    Erkek Bakım Seti Multigroom MG7720 ile erkeklerin tüy sorununa fonksiyonel ve kapsamlı bir çözüm sunan Philips, hayatın her anında yanınızda. Multigroom MG7720 ıslak ve kuru alanlarda kullanılabilen teknolojisi sayesinde baştan aşağı bakım yapıyor.

    Philips Multigroom MG7720, saç, sakal ve vücut tüylerinde kullanılabilen 7 başlık ve 7 tarağa sahip. Yüksek performanslı bıçakları ve Lityum-iyon pil özelliği sayesinde her 1 saatlik tam şarj ile 120 dakikalık şarjlı kullanıma olanak sağlayan Philips Multigroom MG7720, su geçirmez özelliği, uçları yuvarlatılmış bıçakları ve tarakları ile de tahrişsiz, hassas bir bakımı mümkün kılıyor.

    Kendiliğinden bilenen ve çelikten üretilen Multigroom MG7720, Turbo güç özelliği ile tüylerin en uzun ve yoğun olduğu bölgelerde hızını artırarak maksimumum performans sağlıyor. Pürüzsüz bir dokunuş için yanak ve çenedeki küçük tüyleri bile almanıza olanak tanıyan hassas traş makinesine sahip olan Multigroom MG7720, hassas düzelticisi ile tarzını sakalıyla ortaya koymak isteyen erkeklere ince detaylar ve kıvrımlar oluşturmada yardımcı oluyor.

    Keskin hatlar oluşturmayı sağlayan tam boyutlu düzeltici ile şekillendirme sorununa çözüm getiren Multigroom MG7720, erkekleri istedikleri kusursuz görünüme kavuşturuyor. Multigroom MG7720, iki kat daha fazla bıçak içeren DualCut teknolojisiyle iki yönde kesim imkânı sunuyor.

    Evde kendi berberiniz olun!

    Erkeklerin mükemmel görünüm için ihtiyaç duyduğu tüm özelliklere sahip olan Multigroom MG7720 hassas tarak başlıkları ile kaş ve favorileri nazik bir şekilde kısaltırken farklı uzunluk ayarı bulunan saç fırçası ile stilini yansıtmak ve değiştirmek isteyen erkeklere de fırsat sunuyor.

    Burun ve kulak tüyleri için geliştirilen özel düzelticiye sahip olan ve vücut tarağı ile vücut tüylerinin istenilen uzunlukta düzeltmeye imkân tanıyan Multigroom MG7720, göğüs, kol altı ve kasık bölgelerinde temiz ve rahat düzeltme için kaymaz kauçuk tutma yeri ile benzersiz konfor sağlıyor.

    Kablosuz kullanım sağlayan ve 5 dakikalık hızlı şarj ile düzeltme işlemleri için maksimum fayda sunan Multigroom MG7720’nın önerilen perakende satış fiyatı ise 599.99 TL.