Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 133

    Karcher Buharlı Temizlik Makineleri Evinde Kusursuz Hijyen Arayanların Olmazsa Olmazı

    0
    Karcher Buharlı Temizlik Makineleri Evinde Kusursuz Hijyen Arayanların Olmazsa Olmazı

    Değişim her alanda hızlı bir şekilde kendini gösteriyor. Ev temizliğine bakış açımız da bunlardan biri. Artık temizlik sonrası her yerin mis gibi kokması, ışıl ışıl olmasından öte, evimizde gerçek anlamda hijyen sağlayıp sağlayamadığımız konusu önem kazandı. Üstelik sadece hijyenle de sınırlı kalmıyor yeni temizlik anlayışımız; kimyasal malzemelerden uzak, dolayısıyla sağlıklı ve çevreye zarar vermeyen… İşte tam da bu noktada buharlı temizlik makineleri evlerimizde sağlamak istediğimiz sağlıklı hijyen ve temizliğin “olmazsa olmaz”ı oldu.

    Özellikle son bir yılda hayatımızda çok şey hızla değişti. Ev temizliğine bakış açımız da bunlardan biri. Artık temizlik sonrası her yerin mis gibi kokması, ışıl ışıl olmasından öte, evimizde gerçek anlamda hijyen sağlayıp sağlayamadığımız konusu önem kazandı. Üstelik sadece hijyenle de sınırlı kalmıyor yeni temizlik anlayışımız; kimyasal malzemelerden uzak, dolayısıyla sağlıklı ve çevreye zarar vermeyen… İşte tam da bu noktada buharlı temizlik makineleri evlerimizde sağlamak istediğimiz sağlıklı hijyen ve temizliğin “olmazsa olmaz”ı oldu. İnovatif ürünleri ile temizlik teknolojilerinde trendleri belirleyen Karcher da Karcher SC Serisi Buharlı Temizlik Makineleri ile şimdi temizlikten çok daha fazlasını sunuyor.

    Buharla temizliğin geniş uygulama alanlarını keşfedin!

    Dünyada ve Türkiye’de temizlik teknolojilerinin öncüsü Alman devi Kärcher’ın Türkiye Pazarlama Yöneticisi Kübra Gegin’in verdiği bilgilere göre, buharlı temizlik makineleri mükemmel performansları sayesinde bakterilerin yüzde 99.99’unu öldürüyor. “Yüzeyler, çıplak gözle pürüzsüz ve temiz görünseler bile, mikroskop altında incelendiğinde insan vücuduna zararlı milyonlarca bakterilerin varlığı görülür. ATCC laboratuvarlarında yapılan test sonuçlarına göre, Kärcher buharlı temizlik makinelerinin, yüksek ısıdaki buhar basıncıyla alerjen ve mikropların yüzde 99.99’unu öldürdüğü kanıtlanmıştır” diyen Gegin hiçbir kimyasala ihtiyaç duyulmadan, sadece su kullanarak yapılan buharlı temizliğin, temizlik esnasında da insan sağlığını koruduğunu vurguladı. 

    Yüzde 80’e kadar su tasarrufu sağlıyor

    Evinde kusursuz temizliğin huzuru ve keyfini yaşamak isteyenlerin gözdesi haline gelen buharlı temizlik makinelerinin mutfak, banyo, zemin temizliği ve hatta ütüde bile inanılmaz sonuçlar sunduğunu söyleyen Kübra Gegin şu bilgileri verdi: “Kärcher SC Serisi Buharlı Temizlik Makineleri, evinizde ve tüm yaşam alanlarınızda buharın gücünü keşfederken, sağladığı mükemmel hijyenle kendinizi ve sevdiklerinizi koruyabilmenize imkan tanıyor. Buharlı temizlik taş seramik, PVC ve laminant kaplama tüm zeminlerde maksimum hijyen sağlamanın en kolay ve etkili yöntemi. Mutfaktaki ocak, fırın, aspiratör, tezgah ve daha pek çok alanda buharın gücü ile zorlu kirlerin üstesinden rahatlıkla gelebilirsiniz.”

    Banyonuzda duvar döşemeleri ve fayanslar, cam ve ayna yüzeyler, pencereler, armatürler, duş kabinleri, derz araları ve girintileri dahi Kärcher SC Serisi Buharlı Temizlik Makineleri ile detaylı ve derinlemesine temizlemek mümkün. Uygun aparatlar yardımı ile halı ve koltuklarınızı temizleyebilir, perdelerinizin kırışıklığını dahi açabilirsiniz. Kärcher SC Serisi Buharlı temizlik makineleri sayesinde yüzde 80’e kadar su tasarrufu sağlanırken sadece 1 lt su ile yaklaşık ortalama 75m² alanı temizlemek mümkün.

    Kärcher hakkında:

    1935 yılında Almanya’da Alfred Kärcher tarafından kurulan KÄRCHER, temizlik makine, ekipman ve aksesuarlarının yanı sıra temizlik kimyasalları ve deterjanları üreten bir sanayi devidir. Kullanıcılarına 70 ülkede, 110 şirketi, 13 bini aşkın çalışanı ile KÄRCHER, bugün tüm dünyada hem profesyonel kullanıcılara hem de ev kullanıcılarına yenilikçi temizlik çözümleri sunmaktadır. Ürün geliştirmeden ambalajlamaya, üretim faktörlerinden çevreye kadar sürdürülebilir bir yönetim anlayışı benimseyen KÄRCHER, bu çerçevede tüm ürünlerinde enerji verimliliğine, daha az plastik veya alüminyum kullanımına önem vermektedir. Özellikle profesyonel segmentteki ürünleri daha az su ve elektrik tüketimi, daha az atık su üretimi, daha sessiz çalışma gibi özelliklere sahip KÄRCHER’in yüksek verimli, uygulamaya özel ve çevre dostu deterjanları ise biyolojik olarak parçalanarak atık su kirliliğini azaltmaktadır.

    Yarı Karantina Döneminde 65 Yaş Üstü ve 20 Yaş Altı Evde Ne Yapmalı?

    0
    Yarı Karantina Döneminde 65 Yaş Üstü ve 20 Yaş Altı Evde Ne Yapmalı?

    Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs vaka sayıları her geçen gün artarken, bu kapsamda virüsün yayılım hızını yavaşlatmak için yeni tedbirler alındı. Bu durumdan en çok etkilenenler ise belirli saatler aralığında sokağa çıkabilen yaş üstü ve 20 yaş altı kişiler oldu. Evde kalma sürecinde ise hareketi kesmemek gerektiğine dikkat çeken Romatem Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serap Latif Raif, “ Çünkü bir tarafta gelişim çağında bireyler bir tarafta ise 65 yaş üstü kişiler bulunuyor. İki gurubun da kas ve iskelet sistemi için fiziksel aktivite büyük önem taşıyor. Hareketsizlik durumunda ise birçok sağlık sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz” ifadelerini kullandı.

    Virüsün yayılım hızını yavaşlatmak için ise ülkeler önlemleri her geçen gün biraz daha genişletiyor. Bu kapsamda ülkemizde yaşanan vaka artışlarından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada alınan yeni kararları açıkladı. Gelen yeni yasaklarla birlikte evde kalma sürelerinin artacağına dikkat çeken uzmanlar hareketi kesmeme yönünde kişilere uyarılarda bulunuyor.

    Bir Haftada Yüzde 15 Oranında Kas Kaybı Olabilir

    Bu süreçte ise özelikle 65 yaş üstü ve 20 yaş altı bireylerin çok dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Romatem Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serap Latif Raif,” Çünkü bir taraf vücudunu şekillendirme yani gelişim çağında bir taraf isekemik yapısının hızla yıkıldı bir dönemde yer alıyor. Bu yüzden vücudumuzu taşıyan kas ve iskelet sistemimizi güçlü tutmamız gerekiyor. Bunun için ise hareketi bırakmamız gerekiyor. Şöyle diyebiliriz hareketsiz geçirilen bir haftada yaklaşık yüzde 15 oranında kas kaybı yaşayabiliriz. Bu durum eklemlerde sorunlara neden olurken günlük hayatta zorluklar oluşturabilir. Aynı zamanda düzenli egzersizler hem psikoloji hem de bağışıklık sistemi açışından da büyük rol oynuyor” dedi.

    Egzersizleri Düzenli Yapmamız Gerekiyor

    Dr.Raif, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kişi yatağın üzerinde sırt üzeri uzanırken dizin ve baldırın altında bir yastık bulunuyor. Yani topuklarımız ile yatak arasında bir mesafe oluşturmuş oluyoruz. Bu pozisyonda ayak bileği ve parmaklarımızı vücudumuza doğru çekiyoruz 3’e kadar sayıp tekrar aşağıya doğru uzatıyoruz. Bu hareketi iki ayağımızın içinde belirli tekrarlar ile yapıyoruz. Bu egzersizdeki en önemli amacımız hem kasları çalıştırıyoruz hem de bir kas pompası olan baldır kaslarımızı da aktif kullanarak dolaşımın olumlu etkilenmesini sağlıyoruz.

    Sonra yine pozisyonumuz aynı olacak şekilde ayak bileğimizi saat yönünün tersine 3 defa çeviriyoruz. Bu hareketimizi de iki ayağımız için tekrarlıyoruz

    Ayak bileği hareketlerimiz bittikten sonra yastığımızı dizimizin altına çekiyoruz. Dizimizi yastığa doğru itiyoruz. 4’e kadar sayıp tekrar dizimizi rahatlatıyoruz. Buradaki hedefimiz ise diz çevresini güçlendirmek, kanın yukarı şekilde pompalanmasını sağlamak.

    3. hareketimizde ise gene sırt üstü yatış pozisyonundayız yastığı kaldırıp bir dizimizi kırıyoruz sonrasında ise diğer ayağımızı düz bir şekilde yukarı doğru kaldırıyoruz. Burada ise tüm bacak kaslarımızı çalıştırmış oluyoruz. Kişi eğer yapabiliyorsa kendi de yapabilir yardım da alabilir.

    Diğer harekette ise oturur pozisyona geçiyoruz. Sol el ile başın sağ tarafından tutunuz. Başınızı sola doğru eğip, 3’e kadar sayıp tekrar rahat konuma getiriyoruz. Bu hareketi iki yön için yaparken öne ve arkaya doğru da yapıyoruz. Bu egzersizler omurga sağlığı için büyük önem taşıyor.

    Yine aynı oturur pozisyonda öne ve arkaya doğru omuzlarımızı hareket ettiriyoruz. Bu da gene omurga sağlığı için büyük önem taşırken omurların güçlenmesini sağlıyor.

    Öne doğru eğiliyoruz parmaklarımız ayaklarımıza değecek şekilde. Tekrar kollarımızla birlikte geriye doğru ne kadar esnetebiliyorsak kendimizi esnetiyoruz unutmayın. Bu hareketi yavaş yavaş yapmak büyük önem taşıyor. Yaşa bağlı olarak omurgada kireçlen gibi birtakım sorun olabilir. Bu egzersiz sayesinde omurga kaslarımızı hem gevşetmiş hem de güçlendirmiş oluyoruz.

    Yine oturur pozisyonda yapacağımız bir egzersizimiz daha var. Bu hareket özellikle diz kaslarımızı güçlendirilmesinde önemli bir rol oynuyor. Dizimizi yukarıya doğru ayak bileğimizin vücudumuza bakacak şekilde kaldırıyoruz 3’e kadar sayıp indiriyoruz. Yine bu hareketi de 3’er tekrar halinde yapabiliriz.

    Oturma kalkma egzersizi ise oturduğumuz yerden ayağa kalkıyor 3’e kadar sayıp geri oturuyoruz. 3’er defa tekrar ile başlayıp günde 10 defaya çıkabiliriz. Bu egzersizler vücut kaslarını güçlendirme, kemik erimesine karşı önlem alma ve gelişebilecek eklem ağrılarını önlemek amaçlı uygulayabiliriz. Unutmayın düşük tekrar sayıları ile başlayacağız”

    Cartoon Network’ten Yepyeni Bir Çizgi Film Daha Büyük Eğlence Çılgın Aile Dizisiyle, Cartoon Network’te Başlıyor

    0
    Cartoon Network’ten Yepyeni Bir Çizgi Film Daha Büyük Eğlence Çılgın Aile Dizisiyle, Cartoon Network’te Başlıyor

    Çılgın Aile, Aralık’tan itibaren Cartoon Network ekranlarında çocuklarla buluşuyor. Çılgın kardeşlerin maceraları hafta içi 20.00 ve 22.55’te hafta sonu ise 12.30 ve 13.00’de Cartoon Network’te!

    Birbirinden farklı ve eğlenceli çizgi filmlerin adresi Cartoon Network, yeni çizgi filmi Çılgın Aile ile çocukların karşısına çıkıyor. Bir Çocuk, bir Kız, bir Kedi, bir Köpek, bir Fare ve konuşan bir peynirden oluşan, tüm farklılıklara rağmen aile olmanın önemini birbirinden eğlenceli maceralarla anlatan yepyeni bir çizgi film… Çılgın Aile, hafta içi 20.00 ve 22.55’te kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için hafta sonları 12.30 ve 13.00’de Cartoon Network ekranlarına geliyor.

    Yepyeni çizgi film Çılgın Aile’yle çılgın maceralara ve çılgın karakterlere hazır olun
    Birbirinden farklı becerilere sahip kardeşlerin giriştikleri her iş, çılgın bir maceraya dönüşüyor. Büyük ağabey olan “Çocuk” bir yandan yaramaz kız kardeşine laf anlatmaya çalışırken bir yandan ağabey olarak en doğru kararları vermeye çalışıyor.

    Ailenin diğer çılgın üyeleri Köpek, Kedi, Fare ve en havalı üyesi Peynir maceradan maceraya yelken açıyor. Çılgın kardeşler, tüm farklı özelliklerine rağmen iyi bir aile olarak tüm zorlukları aşmayı başarıyor. Çılgın Aile sadece Cartoon Network’te, sakın kaçırmayın!

    YouTuber’lara Vergi Şoku

    0
    YouTuber’lara Vergi Şoku

    Pandemi döneminde dijital dünyaya ilginin artması sosyal medya fenomenlerini daha görünür hale getirdi. Sosyal medya üzerinden gelir sağlayanların vergi mükellefi olma konusu ise sıkça tartışılan konular arasında. Gelir Vergisi Kanunu’na göre YouTube fenomenlerinin vergi zorunluluğu bulunuyor.

    Vergi gelirlerinin tam ve eksiksiz beyan edilmesini sağlamak üzere son yıllarda vergi denetimleri artırıldı. Dijital çağın yeni nesil mesleklerini icra edenler, kazançları doğrultusunda vergilendiriliyor. YouTube üzerinden yayın yapıp kazanç sağlayan kişiler normal gelir vergisi mükellefi olarak değerlendiriliyor.

    Fatura zorunlu

    Bu mecra üzerinden yayın yapıp kazanç sağlayan kişiler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesi gereğince ticari kazanç sağladıkları için vergilendiriliyorlar. Gelir elde eden vergi mükelleflerinin gelir defteri tutma, fatura ve fiş düzenleme zorunlulukları bulunuyor.

    Denetimler arttı

    YouTube üzerinden gelir elde etmenin vergilendirilme şartı doğurduğunubelirten IFASTURK Mali Müşavirlik ve Denetim Kurucusu Mesut Şenel, vergi denetimlerine dikkat çekerek “Dijitalleşmenin iş hayatına kazandırdığı yeni nesil mesleklerden YouTuber’lık, vergi mükellefliği konusunda belli yükümlülükler taşıyor. YouTube üzerinden elde edilen kazançlarda geriye dönük incelemeler de söz konusu. YouTuber’lar da dahil olmak üzere, sosyal medya mecralarından gelir elde edenlere vergi hukuku konusunda sağladığımız danışmanlık hizmetlerimizle bu konudaki farkındalığı artırmaya çalışıyoruz.” bilgisini verdi

    Türkiye’de İlk Kez Ankara’da

    0
    Türkiye'de İlk Kez Ankara'da

    Ünlü ressam Ergin İnan resimlerinin Hatice Gökçe tasarımları ve ipek kumaşları ile buluşan “Giyilebilir Sergi” ilk kez Ankaralı sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

    Canvas Art Gallery Ankara’da sergilenen tasarımlar, Ankaralıların beğenisine sunuldu. İpek kumaşlardan hazırlanan sergi, sanatseverler tarafından tam not aldı. Ergin İnan’ın Mevlana’nın kendi el yazısından hazırladığı resimlerin ipek kumaşla buluştuğu sergide, tasarımlar göz doldurdu. Pandemi koşulları nedeni ile sınırlı sayıda katılımcı ile gerçekleştirilen davette, konuklar küçük gruplar şeklinde belirlenen seanslarda sergiyi gezme imkanına sahip oldu. Moda ve sanatın bir arada sunulduğu sergide tasarımcı Hatice Gökçe, koleksiyonun detaylarını davetliler ile paylaştı.

    Miras bırakılacak ürünler

    Ergin İnan’ın üniversite zamanından bu yana hayran olduğu bir ressam olduğunu belirten Hatice Gökçe, sergi hakkında şunları söyledi: “ Ergin İnan’ın resimleri arasından 7 seçkiyi kumaşa yansıttık. Ekolojik boya ve dijital baskı yöntemi ile yüzde yüz doğal kumaşlara baskısını gerçekleştirdik. İpek, yün gibi kumaşlara baskılar yapıldı. Baskı sonrası resimler, kumaşın kendisinin özelliğiymiş gibi bir etki yarattı. En önemli tarafı, resimleri hiç parçalamadan olduğu gibi bir bütün halinde kumaşlara yansıtma imkanım oldu. Uzun zaman giyilebilecek, miras niteliğinde eserler ortaya çıktı. Doğal malzeme üzerinde iyi korunduğunda uzun süreli muhafaza edilebilir tasarımlarımız, ilk kez Ankara’da sergileniyor. 7 eserin yansımasından oluşan tasarımlar, 20 farklı modele uygulandı. Her bir modelin de Ergin İnan ıslak imzası ile 10 adet muadili bulunuyor”

    Yusufçuk, İpek Kumaş İle Hayat Buluyor

    Ünlü ressamların ellerinden çıkan sanat eserleri terzi inceliği ile tuvalden sonra giyilebilir hali ile tekrar hayat buluyor. Ressam Ergin İnan ve moda tasarımcısı Hatice Gökçe, Canvas Art Fashion koleksiyonunda tuvalde biriken bir sanat deneyimini, bedeni kaplayan kalıplara sığdırıyor. İnan’ın tablolarını referans alan Gökçe, 60’lardan beri süregiden “giyilebilir sanat” kavramına “buralı” bir karşılık verirken resim çerçevesine bu sefer kendi kumaşını geriyor. Ergin İnan’ın eserlerinde bulunan yusufçuk imgesi Hatice Gökçe’nin ipek kumaşlarında hayat buluyor. Ergin İnan’ın Mevlana’nın Mesnevisi’nden esinlenerek tuvaline yansıttığı eski yazı alıntıları Hatice Gökçe’nin kumaşında sanat ve modayı harmanlıyor.

    İnternet Üzerinden Erişim Mümkün

    4 Aralık- 4 Ocak tarihlerinde Ankaralıların beğenisine sunulacak sergide yer alan koleksiyona www.canvasartfashion.com adresinden incelemek mümkün. Pandemi dolayısıyla ziyaret edemeyen sanat tutkunlarının da düşünüldüğü sergide koleksiyon hikayesi ile birlikte paylaşılıyor. Yeni yıl öncesi hediye alışverişlerinde kalıcı ve hikayesi olan armağanlar tercih etmek isteyenleri buluşturacak olan sergi her giysinden 10 adet üretilmiş olması nedeni ile de anlam taşıyor. Sanatçı Ergin İnan’ın ıslak imzası ile sınırlı sayıda üretilen her bir ürün sertifikalı şekilde teslim ediliyor.

    Ünlü ressam Ergin İnan’ın resmettiği Hatice Gökçe’nin ipek kumaşa yansıttığı koleksiyon moda ve sanatın eşsiz birleşimini yansıtan sergi 4 Ocak tarihine kadar Canvas Art Fashion Sanat Galerisi’nde sergilenmeye devam edecek.

    İlber Ortaylı’dan Etno Açıklamaları

    0
    İlber Ortaylı'dan Etno Açıklamaları

    Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği tarafından düzenlenen, Türkiye’de ilk ve tek “Uluslararası Kozmetik Kongresi” bugün başladı. Kongreye, davetli konuşmacı olarak Prof. Dr. İlber Ortaylı katıldı. Dünya başlığı altında tarih, güzellik, ekonomi ve tüketici davranışları konusundaki bilgi ve birikimlerini paylaşan Ortaylı, “Bir ülkenin insanları, illa şehirlerde sıkışıp inşaat yapmak, demir çelik üretmekle geçinemez. Bu yüzden, sanayi gibi dallarda sadece tıbbi ilaçları değil aynı zamanda kendimize bakmamız gereken dalları da tespit etmemiz gerekir” dedi.

    TÜRKİYE’DE KOKU ENDÜSTRİSİ GELİŞECEK

    Çağdaş medeniyetlerde, temiz yaşam gayesi için gerekli zaman ve paranın, geçmiş asırlarda yüksek sınıf mensupları tarafından kullanıldığına dikkat çeken Ortaylı, “Bu zengin ve yaygın endüstri, bazı zanaatları yaymıştır. Bunlardan birisi de hiç şüphesiz ki koku. Türkiye’de de yavaş yavaş böyle bir dal gelişecek. Buna, şimdiden hazırlık olmamız lazım. Baktığımızda, Akdeniz’in en geniş, en bereketli olan ovası Çukurova elimizde ve biz onu kullanamıyoruz. Çukurova’nın, ihracat geliri yıldan yıla geride kalıyor. Bu eksikliği örtmek için, Çukurova Ziraatının başka yeni dallara yönelmesi gerekiyor. Verimsiz bir tarım yapacağımıza, tarımda böyle bir şeyi tercih etmemizin akıllı olacağına hiç şüphe yok. Şüphesiz ki, koku endüstrisi Türkiye’de çok eski bir maziye sahip. Kolonya üretimimiz, beynelmilel pazarlara çıkmasa da hepimiz kullanıyoruz ve bu sektör pekala artacak düzeyde” diye konuştu.

    Ortaylı, “Bu sektörün, ülkeler için çok önemli bir dal olduğunu unutmayalım. Toprağın, ekilmeden bırakılmaya başladığı bir memlekette yeni dallar geliştirecektir. Bakılmayan meyve ağaçlarını kesip evlerle dolduracağımıza, kimya koku endüstrisine yönelik ağaçların ve bitkilerin yaratılması daha iyi olacaktır. Şunu açıkça belirtmek isterim ki, bir memleketin şenlenmesi için bu şarttır. Bir ülkenin insanları, illa şehirlerde sıkışıp inşaat yapmak, demir çelik üretmekle geçinemez. Sanayi gibi dallarda, sadece tıbbi ilaçları değil aynı zamanda kendimize bakmamız gereken dalları da tespit etmemiz gerekir” diye konuştu.

    HÜCRELER 25-30 YAŞINDAN İTİBAREN ÖLMEYE BAŞLIYOR

    İnsanların, geçmiş çağlardan itibaren koku ile baş etmek için pek çok önlem aldığını ifade eden Ortaylı, “Koku, bazı hastalıların, vücuttaki bazı aksamaların göstergesidir. Aynı zamanda, bir nevi yaşlanmanın da göstergesidir. Baktığımızda, eski toplumlarda insanların vücudu daha erken çöküyordu. Bugün ise, spor faaliyetlerinin çeşitliliği, insanların birçoğunun yüzmeyi bilmesi insan yapısını değiştiriyor. Bu sayede, daha sağlam yapılı insanlar oluyoruz” dedi.

    “İlerleyen yaşla beraber, her iki cinsin de kendine bakma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu ihtiyaç da öyle 60 yaşından sonra ortaya çıkmıyor. Tıbbi otoriteler de, yaş ve bakım ortalamasının 25-30 yaş civarında olduğunu söylüyor. Bu yaşlar, hücrelerimizin artık eskisi kadar süratle üremediği, çoğalma hızının düştüğü ve yavaş yavaş ölmeye başladığı bir dönemdir. Tabi bu, 3-5 günde, birkaç ayda ya da birkaç yılda olmaz. İşte o zamanlar, insanların artık kendilerine bakma kendileri ile ilgilenme zamanlarının başladığını gösterir. Tarihte de, bunu her toplumda görürsünüz”.

    Koronavirüs Sürecinde Diş Kliniklerindeki Yoğunluğun Sebebi Ne

    0
    DİŞLERİNİZE İMPLANT YAPTIRMAK İSTİYORSANIZ BUNLARA DİKKAT

    Koronavirüs nedeniyle diş kliniklerinde de birçok değişim yaşandı. Artık hastaların işlemleri uzun zamanlara yayılmadan tek bir seansta bitirilmeye çalışıyor. Ayrıca genelde evde olunan bu dönemde diş problemlerini aradan çıkarmak isteyenler ile maskeyle diş yapım sürecini gizlemeyi düşünenler de yoğunluk oluşturuyor. Bu nedenlerle diş hekimlerinden randevu almak bir ayı bulabiliyor.

    Tüm önemler alınıyor

    Koronavirüs sonrasında diş kliniklerinde yaşanan değişimler hakkında bilgi veren DentaLuna Klinik’in Sahibi Diş Hekimi Arzu Yalnız Zogun, “Acil tedaviler her zaman yapılıyordu zaten. Ancak bu süreçte çalışma şekillerimiz değişti. Normalde de bulaşıcı hastalıklara karşı tüm önlemlerimizi alıyorduk. Şimdi buna yeni önlemler eklendi. Tüm hastalardan HES kodu istiyoruz, girerken ateş ölçüyoruz, hem hasta hem de biz koruyucu tulum giyiyoruz. Belli aralıklarla kendimiz için test yaptırıyoruz. Odalar ise her hastadan sonra dezenfekte ediliyor. Ayrıca ultraviyole ışınlarla cihazlarımız devamlı temizleniyor. Dışarından hatta evden daha steril bir ortam sunuyoruz” dedi.

    ‘Bugün git yarın gel yok’

    Hem bu önlemlerin süresi hem de kliniğe minimum sayıda hastanın çağrılması nedeniyle günlük hasta sayısını düşürdüklerini belirten Zogun, “Tüm bu nedenlerle normal zamanlarda baktığımız hasta sayısını yüzde 50 oranında düşürdük. Öte yandan önceden birkaç aya yayılan işlemleri artık aynı gün içerisinde yapmaya çalışıyoruz. Böylelikle hem hastalar hem de bizim için minimum temas olmuş oluyor. Bugün bir dolguyu yapalım yarın diğerine devam ederiz diye bir şey artık yok. Tek bir seansta birden fazla işlem yapıyoruz” dedi.

    Estetik operasyonlar arttı

    Arzu Yalnız Zogun, diş kliniklerindeki yoğunluğun bir diğer nedenini ise evde oldukları ve iş yüklerinin azaldığı bu dönemde diş problemlerini aradan çıkarmak isteyenler olarak açıklıyor. Zogun, “Bu süreçte birçok insan evlerinden çalışmaya başladı. İş yükü azaldığı için daha çok zamanları var. Bu nedenle de diş sorunlarını ve estetik operasyonlarını yaptırmak istiyorlar. Bu dönemde çok fazla implant, gülüş tasarımı gibi estetik işlemler de yapıyoruz. Şüphesiz bir diğer neden de maske takmak zorunda kaldıkları için yapım sürecini gizleme kolaylığı” dedi.

    Covid-19 Korkusu ile Kadınlar Hastanelere ve Görüntüleme Merkezlerine Gitmekten Kaçınıyor

    0
    Covid-19 Korkusu ile Kadınlar Hastanelere ve Görüntüleme Merkezlerine Gitmekten Kaçınıyor Covid-19 Korkusu ile Kadınlar Hastanelere ve Görüntüleme Merkezlerine Gitmekten Kaçınıyor

    Tüm dünyayı etkileyen Covid-19 pandemisinin ilk safhasında Avrupa’nın dört bir yanındaki ülkeler, hastanelerdeki mamografi gibi görüntüleme ünitelerini kapattı ve bu nedenle meme kanseri taraması programlarının bir çoğu askıya alındı. Bunun sonucunda da meme kanseri belirtisi olan birçok kadın mamografi taramasını yaptıramadı. Bazı bölgelerde ise mamogram çektiren her 3 kadından ikisi bu dönemde kontrole bile gitmedi.

    Yaşanan bu durum ile ilgili bir araştırma yapan Fujifilm, Avrupa’daki mamografi kliniklerinin Covid-19 salgını sırasında tarama programlarına nasıl yaklaştığına dair bir rapor yayımladı.

    Yayımlanan bu rapora göre; salgının getirdiği yeni güvenlik ihtiyaçlarına anında yanıt verebilme zorunluluğu oldukça önemli!

    Tüm dünya ülkeleri olarak Covid-19 pandemisiyle mücadele ediyor. Ülkeden ülkeye farklılık gösteren karantina dönemlerine bağlı olarak pandeminin ilk döneminde meme kanseri tarama merkezleri birçok ülkede çalışmalarını askıya aldı; iş ve hasta güvenliğini korumak amacıyla yeni protokolleri hayata geçirdi. Bazı hastalar ele gelen sertlik gibi ciddi kanser bulgularına rağmen Covid-19 korkusu ile hastanelere ve görüntüleme merkezlerine başvurmaktan kaçındı, her 3 kadından ikisi bu dönemde kontrole bile gitmedi. Bu durum da tanı ve tedavi sürecinde gecikmelere neden oldu. Yine önde gelen birçok araştırma kurumu tarafından gerçekleştirilen çalışmalar da bu gibi tarama programlarının durdurulmasının gelecekte mem kanserinden ölebilecek kadınların yüzdesinde bir artışa neden olabileceğini söyledi. Ancak uzmanlar meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtaracağını anımsatıyor.

    Ogawa: Erken teşhis hayat kurtarır!

    Tüm bu bilgiler ışığında Fujifilm, Avrupa’da meme kanseri taraması konusunda etkili olan isimlerle göğüs ünitelerinin mevcut durumu ile ilgili bir çalışma hayata geçirdi. Bu çalışma sonucunda Fujifilm, Avrupa’daki mamografi kliniklerinin Covid-19 salgını sırasında tarama programlarına nasıl yaklaştığına dair bir rapor yayınladı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Fujifilm Europe GmbH’nin Modalite Çözümleri, Kalite Güvence Yasal İşler Tıbbi Sistemler Bölümü Başkan Yardımcısı Eiji Ogawa 

    “Gerçekleştirilen çalışmalardan tek bir ortak sonuç ortaya çıkıyor, o da salgının getirdiği yeni güvenlik ihtiyaçlarına anında yanıt verebilme zorunluluğu. Hastalara hizmet verebilmeyi güvence altına almak amacıyla göğüs üniteleri yeni prosedürleri hayata geçirirken operasyonlarını da yeniden düzenledi. Tüm bunlar da dünyanın dört bir yanındaki sağlık sistemlerinin Covid-19 salgının yarattığı baskının altında gerçekleşti. Tarama süreleri yeniden tasarlanarak kadınların korku engelini aşmalarını ve böylece önlem amaçlı randevu sürecine uymalarını sağladı. Talebimize olumlu yanıt verip bu raporun hazırlanmasında bizi destekledikleri ve her şeyden de önce bu dönemde sergiledikleri yorulmak bilmeyen çabaları için sağlık profesyonellerine teşekkürlerimizi sunarız. Şunu da vurgulamak isterim ki Avrupa’da pandeminin ikinci aşamasını yaşadığımız bugünlerde tarama programlarının sürdürülmesi ve kaldıkları yerden devam ettirilmesinin oldukça önemli. Çünkü meme kanseri pandeminin bitmesini beklemeyecek ve göğüs üniteleri de bu hastalığın önlenmesinde kendilerine düşen önemli rolü oynamaya hazır ” dedi.

    Daha fazla bilgi için lütfen mammography.fujifilm.eu adresini ziyaret edin.

    Fujifilm hakkında:

    Fujifilm Holdings Corporation’ın yüzde 100 iştiraki olan Fujifilm’in temelleri 1934 yılında Japonya’nın başkenti Tokyo’da Fuji Photo Film Co. Ltd. adıyla atıldı. Fotoğraf film üretiminde elde ettiği deneyimlerini Ar-Ge yatırımlarıyla daha da ileriye taşıyan Fujifilm, bugün 72 bin 332 çalışanı ve 40 milyar yen sermayesiyle dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden biri konumunda yer alıyor. Çalışmalarını dünya çapındaki tüm insanların yaşam kalitesini arttırmaya yardımcı olmak hedefiyle yürüten Fujifilm, Türkiye’deki faaliyetlerini 2012 yılından bu yana Fujifilm Dış Ticaret A.Ş. olarak sürdürüyor. Şirket, Türkiye’de medikal sistemler, grafik sistemler, endüstriyel ürünler, dijital kamera ve fotoğraf baskı ürünleri alanında aktif olarak hizmet veriyor. Dünya genelindeki altıncı inovasyon merkezini 2017 yılında İstanbul’da açan Fujifilm Türkiye, faaliyette olduğu alanlardaki tüm ürünleri ise Fujifilm Technology Center’da sergiliyor. Fujifilm’in bu iki merkezi, yakın coğrafyada 50 ülkeye hizmet veriyor.

    Fujifilm Kadın Sağlığı Hakkında

    Fujifilm’de kadınların erişememeleri halinde mamografi çözümlerinin bir işe yaramadığını biliyoruz ve bu nedenle de dijital mamografide tomosentez görüntüleme (DBT) dahil olmak üzere görüntüleme alanındaki en son ilerlemelerle donatılmış Amulet Innovality sistemleri ile çok daha rahat mamografi çözümlerinin sunmayı kendimize hedef olarak belirlemiş durumdayız. DBT’nin de katılımı ile hekimlerin kanseri daha erken teşhis etmelerine yardımcı olacak daha gelişmiş tanı özelliklerini sunmanın yanı sıra radyasyon dozunu da mümkün olduğunca az seviyede tutmaya çalışıyoruz. İhtiyaç duyan her bir kadın için göğüs kanseri farkındalık eğitimi ve mamografi taraması hizmetlerine erişim imkanını sunarak kadınların sağlığını daha da iyileştirmeyi taahhüt ediyoruz.

    Pandemi Sonrası Yalnızlık Krizi Kapıda!

    0
    Pandemi Sonrası Yalnızlık Krizi Kapıda!

    Üsküdar Üniversitesi’nde ikincisi bu yıl gerçekleşen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nun ana konusunu “Pandemi ve Yalnızlık” oluşturuyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada etkili olan pandeminin bir kriz olarak ele alınması gerektiğini belirterek postpandemik dönemde psikiyatrik hastalık pandemisinin beklendiğine dikkat çekti.

    Toplum hayatı, zaman ve sosyal hayatın bir zincir gibi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Zincirin en kuvvetli yeri zincirin en zayıf halkasıdır. Kriz olduğu zaman gerilim oluyor. Gerilim olduğu zaman zayıf halkadan kopar. İnsanın en zayıf halkası neresiyse oradan kopuyor. İnsanlarda şu anda aile hayatı ve ruh sağlığı zayıf halka” uyarısında bulundu.

    Kriz yönetiminin doğal akışına bırakılması halinde sorunların kalıcı hale geleceğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bir insanın kolu kırıldığında müdahale edilmez ise sakat kalır. Tedavi edilirse en az hasarla geçer. Krizde çıkacak sorunlara karşı proaktif olmak gerekiyor. Bu yapılamazsa kriz hasar bırakarak toplumdan geçer” diye konuştu.

    Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu, “Pandemi” başlığı altında gerçekleştiriliyor ve pandemi sürecinin yalnızlığa etkileri her yönüyle ele alınıyor. İki gün sürecek sempozyumun davetli konuşmacıları, yurtiçi ve yurtdışından farklı alanlardan katkılar sunmak üzere bir araya gelen bilim insanı, akademisyen, gazeteci ve sanatçılardan oluşuyor.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aileler ve Yalnızlık” konusunu ele aldı

    Tüm dünyayı etkileyen pandeminin en büyük etkisinin yalnızlık olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sempozyumun ilk oturumunda “Aileler ve Yalnızlık” başlıklı sunumunu yaptı.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “En çok ailede yangın çıkıyor”

    Bu sempozyumu pandemi konusuyla birleştirmenin uygun olduğunu düşündüklerini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, pandeminin neden olduğu ve öncülleri olan sosyal izolasyonun insanlarda psikolojik izolasyon gibi algılanma etkisi ortaya çıktığını kaydederek “Psikolojik izolasyonu insanlar yanlış anladı. Bunun etkisiyle birey, kendine ve topluma karşı yabancılaşma yaşıyor. 2.Uluslararası Yalnızlık Sempozyumu’nda bu konuyu analiz etmeyi amaçladık çünkü aile ile ilgili boyutu da var. Ailede en çok yangın çıkıyor. Özellikle Çin’de pandemi döneminden sonra boşanma dilekçeleri o kadar artmış ki basından edindiğimiz bilgilere göre mahkemeler dilekçeleri bir ay sonrasına erteliyormuş. Bununla ilgili bizde bir istatistiksel çalışma yapılamadığı için veri paylaşamıyoruz ama etkilenmemesi mümkün değil. Bizim aile yapımızda daha fazla koruyan dinamikler var” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Postpandemik dönemde psikiyatrik hastalık pandemisi bekleniyor”

    Covid-19 sonrası tüm dünyada psikiyatrik sorunların artmasının beklendiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Postpandemik dönemde psikiyatrik hastalık pandemisi bekleniyor. Bu konuda Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamaları var. Ayakta ve yatarak tedavi gören vakalar arttı. Klinik tecrübemizde 70 yaşına gelmiş, hayatında hiç antidepresan kullanmamış insanların karantina dönemindeki izolasyondan sonra kullandıklarını görüyoruz” diye konuştu.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Şu anda en zayıf halka, aile hayatı ve ruh sağlığı”

    Krizlerde iki kural olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Toplum hayatı, zaman ve sosyal hayat bir zincir gibidir. Zincirin en kuvvetli yeri zincirin en zayıf halkasıdır. Kriz olduğu zaman gerilim oluyor. Gerilim olduğu zaman zayıf halkadan kopar. İnsanın en zayıf halkası neresiyse oradan kopuyor. İnsanlarda şu anda aile hayatı ve ruh sağlığı zayıf halka. İnsanların ruh sağlığı ile ilgili istatistikler var. İkinci kural da kriz yönetimi doğal akışına bırakılırsa problemler bırakarak kalır. Bir insanın kolu kırıldığı zaman müdahale edilmez ise sakat kalır. Tedavi edilirse en az hasarla geçer. Aynı bu durum gibi krizde de muhakkak yönetmek gerekiyor. Krizde çıkacak sorunlara karşı proaktif olmak gerekiyor. Bu yapılamazsa kriz hasar bırakarak toplumdan geçer” uyarısında bulundu.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gençler artık daha yalnız hissediyor”

    Dünyada 1950 ile 2000 arasındaki istatistiklere bakıldığında kişi başı gelirin hızla yükseldiğini, 2010-2020 yılları arasında daha fazla olduğunu belirten Tarhan, istatistiklerin maddi refah seviyesinin arttığını ama mutluluk seviyesinin hep aynı olduğunu hatta azaldığını gösterdiğine dikkat çekti.

    Ergenlik dönemindeki gençlere ilişkin yapılan araştırmalarda da gençlerdeki yalnızlığın süreç içinde arttığının gözlendiğini belirten Tarhan, “Ergenlik dönemindeki gençlerin birbirlerine ayırdığı zamanlar tespit edilmiş. 80’li yıllardan 2015’e kadar bir veri ortaya konmuş. 90’lı yıllarda gençler yüzde 50 oranında arkadaşa ihtiyaç duyarken; 2015’te bu ihtiyaç oranı yüzde 15-20’lere düşmüş. Bu da çok ciddi bir sorun. Bir diğer istatistik depresyonun toplumdaki yayılma oranını gösteriyor. ABD’de tanı konulmuş klinik vakaların 2013 – 2016 arasında yükselme eğiliminde olduğu da tespit edilmiş. Aslında küreselliği, dünyadaki değişimi en iyi temsil eden toplumdur. İnsanların 3’te 1’i, gençlerin yüzde 40’ı, ayrımcılığa maruz kalanlar, engellilik ve sağlık sorunları olan kişiler yalnız hissediyor. Yalnızlıktan utanılıyor, empati ihtiyaçları daha yüksek, gelir adaletsizliği yalnız hissettiriyor, sosyal güven duygularının düşük olduğu görülüyor. Online arkadaşlıklar daha çok oluyor” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bağımlılığın arkasında yalnızlık var”

    Yalnızlığın beyin kimyasını bozduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Yalnızlık insanın beyin kimyasını da bozuyor. Bağımlılığın arka planında yalnızlık var. Bağımlı kişiler bağlanma ihtiyacı olan kişilerdir. Sığınacağı güvenli bir alanı, ailesi, arkadaşları yok. Zayıf aile var ve yalnız hissediyor. Yalnız hissedince de selfmedikasyon dediğimiz bir arama davranışı ortaya çıkıyor. Kişi madde kullanarak rahatlamaya çalışıyor ve madde bağımlısı haline geliyor” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yalnızlık duygusu insanı depresyona aday hale getiriyor”

    Bu çağda aileyi zayıflatan üç önemli faktöre dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bunları sekülarizm, sosyal anomi ve bireycilik olarak sıralayarak “Kişinin acıma, merhamet ve utanma duygusunu devam ettiren olgu, hesap verme duygusudur. Bir insanda hukuki suçlara karşı hukuki menfaat paylaşımını yasalar belirler. İnsan ilişkilerinde sosyal menfaat paylaşımını da sosyal normlar ifade eder. Kişinin bireysel menfaat paylaşımını da vicdanındaki normlar sorgular. Şu andaki dünyada vicdani normlara gerek yok, vicdan bulanık bir kavramdır gibi bir durum ortaya çıktı” dedi. Bireycilikte aile değil, birey kutsaldır ilkesinin savunulduğunu belirten Tarhan, “Bireyciliği bencilliğe dönüştürüyor. Bu da insanı yalnızlaştırma etkisi yapıyor. İnsan ilişkisel bir varlık, yalnız olmadığını hissederse kendini, geleceğini güvende hissediyor. Yalnızlık duygusu insanı depresyona aday hale getiriyor” dedi.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Pandemide dijital zorunluluk ortaya çıktı”

    Covid-19’da dijital zorunluluk ortaya çıktığına değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Pandeminin ortaya çıkardığı zorunlu dijitalleşme bu riski daha da artırdı. Artık dijitalleşme hayatımızın bir parçası oldu. Biz sadece bunu 90 sonrası kuşağın sorunu olarak görürken şu anda her yaştan insan için dijitalleşme konusu önemli. Pandemi sonrası psikososyal yabancılaşma, zorunlu dijitalleşme var. Dijital, hayatı kolaylaştırırken riski de artırmaya başladı. Dijital diktatörlüğe doğru gidiyoruz diyenler haklı gibi görünüyor. Sonuç olarak yalnız kişi kendine neden yalnız olduğunu sormalı. Bunun yanı sıra insan kendisine empatik beklentimi azaltmalı mıyım, bencil insanlardan uzak durmalı mıyım, sosyal kulüp ve etkinliklere kendimi zorlamalı mıyım, olumlu iletişimi tercih etmeli miyim, hedef arkadaşım olsun mu, insanlar ve yakın çevrem aksini görmedikçe dost kabul etmeli miyim gibi sorular da sormalı” diye konuştu.

    Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı: “Pandemiyle beraber yalnızlığımız da artıyor”

    Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, açılış konuşmasında pandemi öncesinde de yalnızlığın yüksek boyutuyla göze çarptığını belirterek “Fakat pandemi döneminin koşulları yalnızlık konusunda yeni durumlar ve bununla birlikte yeni sorunlar ortaya çıkardı. Uzmanlara göre salgın krizinin bu kadar korkutucu olmasının nedenlerinden biri de karantina altında olma düşüncesi dışında, insanların birbirinden kopmuş halde evlerinin duvarları arasında sıkışıp kalmalarıdır. Bu bağlamda evde yalnız kalmanın bunaltıcılığı da ya da yalnız ölme korkusu insanoğluna derin ve örseleyici etkiler bırakarak yoğun bir pandemik yalnızlık psikolojisi ürettiği de dile getirilmektedir.

    Kuşkusuz sosyal mesafe hayati önem taşıyor. Ancak yalnızlığımız da giderek artıyor. Özellikle sosyal izolasyondan dolayı sosyal bağlarımızın zayıflaması yalnızlaşmayı derinleştirdi” dedi. Koronavirüs nedeniyle sosyal yaşamın giderek kısıtlanması sürecinde yalnızlığın en önemli sorunlardan biri olarak öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, farklı ülkelerde insanların bu dönemde artan yalnızlıklarına çeşitli çözümler geliştirdiklerini söyledi. Sert karantina önlemleri nedeniyle sosyal yaşamın giderek kısıtlanması özellikle yaşlıları daha fazla etkileyerek yalnızlıklarını artırdığını belirten Süleymanlı, “Türk ailesinin daha dayanışmacı bir yapıya sahip olması diğer ülkelerdeki yaşlılara nazaran bizim büyüklerimizin kendilerini daha az yalnızlık hissetmelerini sağlıyor” diye konuştu.

    Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Korona Yalnızlığı”nı anlattı

    Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Korona Yalnızlığı”başlıklı sunumunda Türkiye’de pandemi sürecinin yaşlıbireylerinyalnızlık ve yaşam doyumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından gerçekleştirilen “Pandemi Döneminde Yaşlılık ve Yalnızlık” başlıklı araştırma sonuçlarına ilişkin bilgiler paylaştı.

    Doç. Dr. Gül Eryılmaz, ilişkide yalnızlık olgusuna dikkat çekti

    Sempozyumun ilk oturumundaÜsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gül Eryılmaz, “İlişkide Yalnızlık” başlıklı sunumunda ilişkinin psikolojik ve biyolojik düzenleyici etkileri olduğunu belirterek “Evlilik ya da ilişkinin olması yalnızlığı azalttığını gösterse de son zamanlarda ilişki içerisinde yalnızlık olabileceğine dair çalışmalar giderek artmaktadır. Araştırma sonuçları 6 olguda bir ilişkide yalnızlık olgusunun yaşandığını ve ilişkideki yalnızlık duygusunun genelde çiftlerden birinin karşısındakiyle kurduğu duygusal bağı etkilediği sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Kadınlar buna daha yatkındır” dedi.

    Doç. Dr. Emel Sarı Gökten: “Ergenin bireysel olma çabası desteklenmeli”

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk ergen psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Emel Sarı Gökten ise “Ergen Yalnızlığı ve K-Pop” başlıklı sunumunda ergenlik dönemindeki yalnızlığın etkilerini ve sonuçlarını anlatarak ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu. Özellikle sosyal kaygısı yüksek, iletişim becerileri zayıf, ona iyi hissettiren sağlıklı arkadaş ilişkileri kuramayan gençlerin böyle akımlardan daha fazla etkilenip zarar görme risklerinin yüksek olduğunu kaydeden Gökten, çocuk ve gençlere sevgi, güven ve kabulün olduğu bir aile ortamı oluşturulmasının altını çizdi. Gökten, “Çatışmak yerine onun gelişimine saygı gösterilmeli, bireysel olma çabalarını desteklemeli ve pozitif ilişki kurulmalı. Bilginin, çalışıp emek vermenin, diğerlerinin haklarının, doğaya ve tüm canlılara saygı göstermek gibi değerler aşınlanmalıdır” diye konuştu.

    Çiğdem Demirsoy, sağlıklı ailenin özelliklerine dikkat çekti

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Pandeminin Ailede Yalnızlığa Etkisi” başlıklı konuşmasında birbiriyle temas içinde olmak ve yakınlık duygusunun insanın en önemli ihtiyacı olduğunu belirterek temas eksikliği yaşandığında bunun yalnızlık duygusuna yol açtığını söyledi. Pandemi döneminde aile içi şiddet vakalarının artış gösterdiğine ilişkin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün verileri bulunduğunu belirten Demirsoy, “2019 Mart ayında 1804 aile içi şiddet bildirimi varken, 2020 Mart’ında olay sayısı 2493’e yükselmiş. Ailenin sağlıklı olması burada koruyucu faktör.

    Peki, sağlıklı ailede olması gereken özellikler nedir? Ailede problem çözme becerilerinin olması, iletişimin sağlıklı olması, açık iletişim olması, maddi-manevi tüm sorunların konuşulabiliyor olması, rollerin ve sınırların sağlıklı bir şekilde işliyor olması öncelik kazanıyor. Olumlu ve olumsuz duyguların tepkilerini verebilme ve bunların konuşulabilmesi, duyguların ifade edilmesi ve bu duyguların karşılıklı olarak işitilip anlaşılabilmesi, bir birine gereken ilgiyi gösterebilme ve hepsinden de önemlisi davranış kontrolü, duyguların getirdiği yükün olduğu gibi yansıtılmaması gerekiyor” dedi.

    Aslı Bhais, bağımlılık ile yalnızlık arasındaki ilişkiye dikkat çekti

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Psikolog Aslı B. Bhais, “Bağımlılık-Yalnızlık İlişkisi” başlıklı sunumunda bağımlı kişinin kendini izole etmesinin sık görülen bir davranış olduğunu belirterek “Ülkemizde yapılan alkol ve madde bağımlılarının yalnızlıkla ilgili durumlarının incelendiği bir çalışmada %71’nin yalnızlık duygusu yaşadığı görülmüştür. Lise öğrencilerinin madde kullanımlarıyla ilgili faktörlerin incelendiği bir çalışmada yalnızlık duygusu, madde kullanımıyla ilgili önemli bir faktör olarak saptanmıştır. İnsan sosyal bir varlıktır. Her insanın ilişkilere ve bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamak adına çabalarız. Bağ kuracak birini bulamazsak bağ kurabileceğimiz başka şeylere yöneliriz. Bu yüzden bağımlılık yerine sağlıklı bağ kurmak üzerine odaklanmak gerekir. Bir bağımlının o nesneyle bağ kurmasının nedeni, başka bir şeyle bağ kuramamasıdır” dedi.

    Pandemi ve yalnızlık her yönüyle ele alındı

    Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Yalnızlığın Politik Psikolojisi” sunumu ile katıldı.

    Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Akif Okur’un, “Yalnızlığın Politik Ekonomisi ve Türk Evi: Salgından Nereye?” başlıklı sunuşu ile katıldığı sempozyumda; Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Jyldyz Urmanbetova, “Sosyal Dışlanma ve Yaratıcılık Bağlamında Yalnızlık” başlıklı sunumu ile katıldı. Fotoğrafçı, yönetmen ve senaryo yazarı Murathan Özbek, “Pandemi, Sanat ve Yalnızlık” başlıklı konuşmasında yalnızlık-pandemi ilişkisini sanat penceresini açarak farklı bir boyutuyla ele aldı. Sempozyumda gazeteci Özay Şendir de “Pandemi Yalnızlığı ve Medya” başlıklı konuşmasıyla sempozyuma katıldı.

    Dr. Floris Van Vugt, iletişim ve paylaşmanın önemini anlattı

    Kanada Montréal Üniversitesi’nden akademisyen Dr. Floris Van Vugt, “Senkronize Hareket Ederek Video Konferansında Kişilerarası Yakınlığı Teşvik Etme” başlıklı sunuşunda, yabancılaşmanın ve ayrışmanın arttığı günümüz dünyasında iletişim kurmanın, dinlemenin, anlamanın önemini ve bunun çevrimiçi bağlantılarda nasıl sağlanabileceğini kaydetti.

    Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, pandeminin ileri yaş üzerindeki etkilerine değinecek

    Sempozyumun ikinci gününde Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi – Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Öğretim Üyesi, NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Pandemide İleri Yaş Riskleri: Yalnızlık tercih mi? İstenmeyen sonuç mu?” başlıklı sunumunu gerçekleştirecek.

    Prof. Dr. Erol Göka: “Yalnızlık ve Özlem”

    Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Psikiyatrist Prof. Dr. Erol Göka da “Yalnızlık ve Özlem” başlıklı konuşmasında yalnızlık ve özlem ilişkisini pandemi sürecini de ele alarak tartışacak. Sempozyuma Almanya’dan katılan Yazar Dr. Orhan Aras da “Avrupa’nın Pandemi ve Yalnızlıkla İmtihanı” başlıklı konuşmasında toplumsal ve kültürel farklara vurgu yapacak. Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Mert Akcanbaş,“Küresel Güvensizlik ve Yalnızlık”; Psikolog İdil Arasan Doğan, “Yaşlılıkta Yalnızlık ve Sosyal Destek” başlıklı sunumlarıyla sempozyumda sunum gerçekleştirecek.

    Prof. Dr. Gönül Bünyatzade: “Yalnızlık ve Yaratıcılık

    Azerbaycan Milli İlimler Akademisinden Prof. Dr. Gönül Bünyatzade “Yalnızlık ve Yaratıcılık” başlıklı sunumuyla katılacak. Dr. Baver Demircan, “Yalnızlık: Pandemi Bir Olanak Olabilir Mi?”; Rusya Devlet Başkanlığı Ulusal Ekonomi ve Kamu Yönetimi Akademisi’nden Doç. Dr. Kristina İvanenko, “Yeni Yalnızlık: Pandemi Sosyal İlişkileri Nasıl Değiştirdi?” Düzce Üniversitesi’nden Dr. Cihan Ertan ve Araştırma Görevlisi Özge Sarıalioğlu, “Sahne Kapandığında: COVİD-19 Pandemisi ve Sahne Sanatları Aktörlerinin Yalnızlık Deneyimleri” başlıklı sunumlarını yapacak.

    Dr. Olga Rubçova, “Kaygı Salgını ve Depresyon” konusunu ele alacak

    St. Petersburg Bekterev Tıp Merkezinden psikolog Dr. Olga Rubçova “Pandemi Döneminde Dünya: Kaygı Salgını ve Depresyon” başlıklı sunumunda karantina sürecinde insanlarda artan aşırı stres durumuna işaret edecek.

    Reebok x Vıctorıa Beckham’ın Yeni Koleksiyonuyla Tanışın: “Drop Four”

    0
    Reebok x Vıctorıa Beckham’ın Yeni Koleksiyonuyla Tanışın: "Drop Four"

    Moda tasarımcısı Victoria Beckham ile Reebok, hem sokak modasına hem de spor salonlarına damgasını vuracak olan Drop Four isimli ortaklaşa bir koleksiyona imza attı. Drop Four koleksiyonu, bir yandan Victoria’nın stil vizyonunu, spor giyim sevgisini ve spor salonunda geçirdiği saatleri yansıtırken, diğer yandan Reebok teknolojisi ve inovasyonuyla birleşiyor ve ortaya spor salonundan sokağa, okuldan seyahate ve çok daha fazlasına uygun yüksek performanslı ürünler çıkıyor.

    Victoria Beckham konuyla ilgili olarak; 

    “Reebok x Victoria Beckham koleksiyonu, bana kendinden emin hissettiren, üzerine çok fazla düşünmek zorunda kalmadan zevkle kullanacağım ürünlerden oluşuyor. Spor salonunda gerçek performans sağlayan, yaşamımın farklı alanlarına uyum sağlayıp benimle birlikte hareket edecek biçimde dikkat ve titizlikle tasarlanmış parçalar Drop Four koleksiyonunun temelini olışturuyor” diye konuştu.

    Koleksiyonun vurgu renkleri, scarlet kırmızısı ve şarap renginden oluşurken, deve tüyü ve kaymaktaşı renkleri, derin bir dokunuş sunuyor. Paletin tamamlayıcı renkleri ise klasik siyah ve bununla yüksek karşıtlık oluşturan sarı logo oluyor. Cesur silüetler sezonun genel tarzını belirlerken, Drop Four’da her ikisi de lüks mat yüzeylere sahip pencere detaylı ve logolu crop top ve logolu 7/8 tayt ile keskin, ancak ince marka dokunuşları ve beden bilinci daha yüksek tarzlar öne çıkıyor. Dikişsiz crop top ve dikişsiz tayt, vücut hatlarını vurgulayan şekli ve performans düzeyinde sağladığı konfor ile Victoria’nın kişisel favori parçaları olurken, antrenman kalitesinin düşmemesi için koleksiyonun her unsuru tek parçadan oluşuyor.

    Drop Four, nostaljik parçaların detaylarını çağrıştıran yeni dokulu kumaşlarla çok geniş ürün çeşitliliği sunuyor.

    Victoria’nın internet topluluğundan esinlenen Japon havlu kumaş, degaje yaka kazak geri dönerken, Seyahat hoodie’si ve taytı, daha çeşitli yaşam tarzlarına hitap edecek biçimde daha rahat ve gündelik bir hisle güncellendi. Doğa sporlarından ilham alan koleksiyonda şişme mont da yer alıyor. Kısa ve termal şişme mont, yünkarışımlı boyunluk, eldiven ve bere, antrenmanınızı açık alana taşımanız için mükemmel bir kombinasyonu sunuyor.

    Aksesuarlar arasında, Victoria’nın favori parçalarından kullanışlı ve çok amaçlı bir tote çanta ,sırt çantası ve yeni mini çanta yer alıyor. Ayakkabıda odak noktası, cesur bir kırmızı, beyaz ve mavi ile geçmişten ilham alan alçı ve bronz içeren farklı renk kombinasyonlarıyla sunulan Rapide üzerinde. Önceki koleksiyonlarda olduğu gibi Rapide, siyah veya beyaz deri ve giysilere uygun kırmızı örgü kumaştan oluşan Bolton ve basketboldan esinlenen Dual Court modellerinin tamamlayıcısı olarak arşivin güncellenmiş ürünlerine yeniden ışık tutuyor.

    Reebok x Victoria Beckham iş birliğiyle geliştirilen Drop Four, Türkiye’de 3 Aralık’tan itibaren Reebok.com.tr, Vakkorama ve Beymen satış noktalarında satışa sunuldu.

    #ReebokxVictoriaBeckham

    Victoria Beckham Hakkında

    Victoria Beckham, kendi adını verdiği moda markasını 2008’de kurdu. O tarihten bu yana modern minimalizmin sesi olan marka, çok yönlülüğü, ince zevk algısı ve kadınların gardroplarına yaşamlarının her alanında kullanabilecekleri giysileri zahmetsizce sağlama yaklaşımıyla takdir topladı. Victoria’nın Londra’daki tasarım atölyesinde geliştirilen koleksiyon, ilk kez bir dizi dar kesim elbiseyle piyasaya çıkmasının ardından iki hazır giyim, ayakkabı ve aksesuar ürün grubunun yanı sıra, fitness ve yaşam markası Reebok ile uzun süreli bir ortaklık kurdu.

    Her koleksiyon, cesur, rahat ve rafine dokunuşlar taşırken, en ince işçilik ve malzemeleri içeriyor ve Victoria’nın kendi kişisel tarzının dünya genelinde markanın kendine özgü, lüks ürünlerine güvenen kadınların beklenti ve ihtiyaçlarına uyarlanmasını yansıtıyor. 2019 yılında ise dünyanın her yerindeki dinamik bireyler için temiz formüller ve yüksek performanslı çözümler içeren Victoria Beckham Beauty kuruldu. Londra ve New York ofisleri, Mayfair’de bulunan amiral gemisi mağazası ve Hong Kong mağazasıyla marka, İngiltere Moda Ödüllerinde En İyi Tasarımcı Markası ve Yılın markası ödüllerini içeren çeşitli sektör ödüllerinin yanı sıra eleştirmenlerin takdirini kazandı. Victoria Beckham ürünleri, victoriabeckham.com web sitesinin yanı sıra dünya genelinde 450 mağaza ve 50 ülkede satılmaktadır.

    Reebok Hakkında

    Boston, MA, ABD merkezli Reebok International Ltd., spor ve yaşam tarzı ayakkabıları, giyim ürünleri ve ekipmanları alanında dünya çapında lider bir tasarımcı, pazarlamacı ve distribütördür. Amerikan stili bir dünya markası olan Reebok, spor malzemeleri sektöründe zengin ve güçlü mirasıyla öncü konumdadır. Reebok, insanların potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için hareketi destekleyen ürünler, teknolojiler ve programlar geliştiren bir markadır. Fonksiyonel antrenmanlardan, koşu ve dövüş egzersizleri, yürüyüş, dans, aerobik veya yogaya; Reebok nerede ve nasıl olursa olsun, sporla ilgilenen tüm tüketicilerle bir bağ kurar. Reebok Classics, markanın fitness mirasını güçlendirir ve spor yaşam tarzı pazarındaki köklerini temsil eder.