Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 140

    Herkes İçin Her Yerde Kültür Sanat

    0
    Herkes İçin Her Yerde Kültür Sanat

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, düzenlenen 2020-2021 kültür ve sanat etkinlikleri tanıtım toplantısında, hem geçen yıl hayata geçirdikleri kültür sanat faaliyetlerini hem de yeni dönemde yapılacak çalışmaları kamuoyu ile paylaştı. Başkan Aktaş, “Geçtiğimiz dönemde hayata geçirdiğimiz etkinliklerden geriye kalan, halkımızın yüzündeki tebessüm ve gözlerinde gördüğümüz ışık oldu. Biz o tebessümü kaybetmemek ve o ışığı söndürmemek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

    BURSA 

    Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 2020-2021 kültür ve sanat etkinlikleri sezonun tanıtımı, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde adeta görsel bir şölen eşliğinde yapıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, tiyatrodan sinemaya, konserlerden festivallere, söyleşilerden sergilere kadar geniş bir yelpazedeki kültür sanat faaliyetlerini, hazırlanan tanıtım videoları eşliğinde katılımcılarla paylaştı. Bursa halkına hak ettikleri hizmeti, en iyi şekilde, her şartta ve zeminde sağlayabilmek için yoğun çaba harcadıklarını dile getiren Başkan Aktaş, “Bilhassa kültür ve sanat faaliyetlerinin, bizler için nefes almak kadar elzem bir ihtiyaç olduğunun farkındayız. Bu nedenle kültür ve sanat faaliyetlerini hiçbir zaman ikinci plana atmadık, atamayız. Halkımızın etkinlikler için toplanamadığı dönemde kültür ve sanat faaliyetlerimizi şehrin tamamına yaydık. Tiyatrodan söyleşiye, konserlerden dijital etkinliklere kadar birçok farklı alanda etkinlik gerçekleştirdik. Bu etkinlikleri gerçekleştirirken her kesime hitap eden ve devamlılığı olan projeler olması için çalıştık. Çünkü biz; Bursa’yı bir gün bile kültür ve sanattan mahrum bırakmayacağımıza söz verdik” dedi.

    Pandemi sanata engel değil

    Dünyayı etkisi altına alan pandemi sürecine rağmen kültür sanat etkinliklerini kesintisiz bir şekilde sürdürdüklerini dile getiren Başkan Aktaş, “Şüphesiz hepimiz için zor bir yıl oluyor. Bu zorlu süreçte vazifemizi hakkıyla yerine getirebilmek için çalışıyoruz. Geçen yıl bu zamanlar yaptığımız toplantıyla 2020 yılının proje takvimini hazırlamıştık. Senenin başında her şey çok güzel başlamıştı. Ta ki Mart ayında ülkemizde ilk vaka görülene kadar. İlk vakanın görülmesiyle birlikte kırmızı alarm verildi. Vatandaşlarımızın sağlığı konusunda Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak oldukça hassas davrandık ve gereken bütün önlemleri aldık. Her ne kadar pandeminin gölgesi altında kalsa da bu süreçte değerli işler yaptığımızı düşünüyorum. Bu süreçte halkımızı yalnız bırakmamak için birçok etkinliği dijitale taşıdık. Her gün canlı yayınlar yapıldı. Dijital kütüphanemizdeki e-kitaplar bütün Türkiye’nin kullanımına açıldı, herkesin faydalanabilmesine olanak sağlandı. Çevrim içi olarak gerçekleştirdiğimiz “evde kal müziksiz kalma” müzik programını halkımız evlerinden dinleme fırsatı buldu. Pandemi döneminde gerçekleştirdiğimiz sosyal medya yayınları ile Bursa’dan dünyaya açıldık. Hem yetişkinler hem de çocuklar için sosyal medya üzerinden canlı yayın ile tiyatro etkinlikleri başlattık. Yapılan yüzlerce yayın ile Türkiye’nin en aktif belediyelerinden biri olduk. Kütüphanelere ulaşımın kısıtlandığı bu süreçte kitaplarımızı seslendirip dijital ortamlardan vatandaşlarımıza ulaştırdık. “Evde kal kitapla kal” projesi kapsamında Mesnevi’den seçme hikâyeler, tiyatrocularımız tarafından dijital ortamlarda yayınlanmak üzere sesli olarak kaydedildi. Yine aynı proje kapsamında sosyal medya üzerinden kitap tanıtımları yapıldı ve tanıtımı yapılan kitaplar çekiliş ile halkımıza hediye edildi” diye konuştu.

    Dijital kültür sanat

    Pandemi sürecinin birçok sanatsal ve kültürel etkinliğinin dijital ortama taşındığı bir dönem olduğunu dile getiren Başkan Aktaş, “Yine dijital etkinlikler alanında Türkiye’de bir ilke imza attık. 21 ülkede dinlenen, kişisel gelişim temelli dünya masallarına yer veren “Gece Masalcısı”nı destekledik. “Sanal müzede online eğitim” projesi hayata geçirdiğimiz ve devam edeceğimiz projelerimizden biri. Devam eden projelerin dışında Türkiye’de dijital dönüşümün sanat alanındaki yansımalarının sergileneceği “Dijital sanat festivali” gibi yeni projelerin de planlamasını sürdürmekteyiz.

    Bu festival kapsamında dijital fotoğraf sergisi, animasyon gösterimleri, seminerler, belgesel gösterimleri, canlı performanslar, dijital afiş tasarımları sergisi, usta grafikerlerle söyleşiler ve eğitimler gerçekleştirilecektir. Bunların dışında BBB Talks uygulaması kapsamında her hafta belli bir saatte canlı yayın aracılığıyla farklı alanlardan, alanında uzman kişiler konuk alınacak. Bu kişiler Bursalı ya da Bursa’da hikâyesi olan, Bursa’ya değer katmış kişiler arasından seçilecek. Bu kişiler bilgi birikimlerini aktardıktan sonra soru cevaplar sayesinde gençlerimizle etkileşimleri de sağlanacak. BBB Talks uygulaması sayesinde gençlerimize kişisel gelişimlerine katkı sağlama fırsatı sunuyoruz. “Evde hayat var” dedik ve BBB kültür programı ile bunun arkasında duruyoruz. BBB kültür programı ile Bursa’nın kültürünü ve değerlerini çevirim içi ortamlarda anlatacağız. Ayrıca Bursa dışında yaşayan ve Bursa’mızı yakından tanımak isteyen vatandaşlarımız da bu proje sayesinde bursa şehri ve bursa kültürü hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilecek.

    Sanat mahallemde

    Pandemi sürecinde Bursalıların, her zaman vazgeçilmez bir değer olan tiyatrodan uzak kalmaması için normalleşme süreci ile birlikte Haziran, Temmuz, Ağustos ayları boyunca “sanat mahallemde” etkinliğini devreye aldıklarını belirten Başkan Aktaş, sahneye dönüşen tırla tiyatroyu vatandaşların ayağına götürdüklerini kaydetti. Bu dönemde Şehir Tiyatrosu’nun 250 temsil gerçekleştirdiğini kaydeden Başkan Aktaş, “Vatandaşlarımız bize gelemiyorsa biz sanatı vatandaşlarımızın ayağına götürmekten gurur duyarız. En az risk ile şükürler olsun bu süreci tamamladık. Biz kendi kültürümüzü sahneye yansıtmanın yanında dünya klasiklerine de büyük önem veriyoruz. Eylül ayında Bursa Şehir Tiyatrosu’nun açılışını çok özel bir oyunla, William Shakespeare’e ait “Venedik taciri” oyunu ile yaptık. Yeni sezonda da hem dünya klasikleri hem de Türk klasikleri Bursalılarla buluşacak. Sahnelenecek oyunları seçerken yetişkinlerimize de çocuklarımıza da hitap eden oyunlar olmasına son derece önem veriyoruz. Bu oyunları gelip yerinde seyretme imkânı olmayan vatandaşlarımız için ise “her yerde tiyatro” projesini planlıyoruz. Bu proje sayesinde 17 ilçe, köy ve okullarda tiyatro etkinlikleri gerçekleştirerek çocuklarımıza en güzel oyunları ulaştıracağız” dedi.

    Hacivat Karagöz’e özel ilgi

    Bursa’nın geçmişini, kültürünü, samimiyetini ışıklı perdeye yansıtan iki önemli figür olan Hacivat ve Karagöz için ayrı bir başlık açan Başkan Aktaş, “Yıl boyu devam edecek olan Karagöz Sinema Atölyesi’nde gençlerimize senaryo, film yapımı ve oyunculuk alanında kurslar verilecek. Geleneksel hâle gelen Hacivat Karagöz Gölge Sanatları Festivali ile de halkımızı; seminerler, söyleşiler, sergiler ve gölge oyunları ile buluşturacağız. Hacivat Karagöz atışmaları ve tartışmaları ile bilinmektedir. Hem onların bu özelliklerinin hatırası için hem de gençlerin bilgilenmelerini ve kendilerini ifade etme becerilerini desteklemek amacıyla, liseler arası “Hacivat ve Karagöz münazara yarışması” düzenleyeceğiz. Bu yarışma ayrıca “Hacivat ve Karagöz geleneksel gölge sanatları” ile birleşecek” dedi.

    Elimizdekiyle yetirmedik

    Bursa’nın aynı zamanda okumanın kıymetini bilen bir şehir olduğunu ifade eden Başkan Aktaş, bu nedenle konu kütüphaneler olunca hiçbir zaman ellerindekiyle yetirmediklerini kaydetti. Bursa’ya iki yeni kütüphane kazandırdıklarını hatırlatan Başkan Aktaş, “Pandemi sürecinde kapalı alanları kullanmayı tercih etmeyen okurlarımız için üç dönümlük alanı kaplayan, sosyal mesafe düzenine göre oturulan ve Türkiye’de başka örneği olmayan Merinos Açık Hava Kütüphanesi’ni kurduk. Bu kütüphanede halkımız 4 bin kitaba fizikî olarak ulaşabileceği gibi istedikleri her yerde 22 bin elektronik kitaptan da yararlanabiliyorlar. Bir başka önemli projemiz olan Altıparmak’taki Millet Bahçesi içerisinde 1700 metrekare alana sahip, 500 kişilik oturma kapasiteli, 20 bin kitap, 22 bin e-kitap barındıran Millet Kütüphanesi’ni de hizmete açtığımızı söylemekten gurur duyuyorum. Kütüphane binasında yer alan, kafeterya ve 30 bilgisayarlı bir bölümü bulunan eba destek merkezi de 2 Ekim 2020 tarihi itibariyle aktif olarak kullanıma açıldı. Yeni açılan kütüphanelerimiz dışında da halkımıza kapıları açık olan 8 adet kütüphanemiz bulunuyor. Bu sayı daha da artacaktır. Ayrıca kütüphanelerimizden kitap alan hemşehrilerimiz için de “kitap her kapıyı açar” adlı projemizi hayata geçirdik. Türkiye’de başka örneği olmayan bu proje ile kütüphanelerimizden kitap alan vatandaşlarımıza otobüs, tramvay gibi araçlara binebilecekleri iki binişlik bilet hediye ediyoruz. Bu proje ile halkımızı kitap okumaya teşvik etmeyi amaçlıyoruz. İlerleyen dönemlerde bu kütüphanelerde gerçekleşecek etkinlikler, atölyeler için de çalışmaları başlatmış bulunmaktayız” dedi.

    Çocuklarımız Bursa’nın geleceği

    Bursa’da doğup yetişen çocukların bu şehirle olan bağını güçlendirerek ileride Bursa’ya değer katacak yetişkinler olmaları için çalıştıklarını kaydedin Başkan Aktaş, “Çocuklarımızın, Bursa’nın geleceği olduğunun farkındayız. Bir filize ne kadar iyi bakarsanız, toprağına o kadar güçlü tutunur. Biz de en kıymetli hazinemiz olan çocuklarımız için birçok çalışma gerçekleştirdik. Ali Paşa Oyuncak Kütüphanesi ile bütün çocukların her türlü oyuncağa ulaşabilmelerini ve çocuklarımıza kütüphane kültürünü aşılamayı amaçladık. Ayrıca 14 yaşından küçük çocuklar için okudukları kitaplardaki masalların canlandırıldığı, masal kahramanlarıyla tanışma fırsatı sunan lala şahin paşa çocuk kütüphanesi ise çocuklarımızın hizmetinde. Tayyare Kültür Merkezi’nde çocuklar için özel tiyatro oyunları sahneledik. Buraya gelme imkânı olmayan çocuklarımızın ise okullarına giderek tiyatro oyunlarımızı sergiledik. Tayyare Kültür Merkezi’nde çocuklara özel animasyon filmler ve özel çocuk sinema filmleri yayınladık. Toplamda 24 film 155 seans ve 24.718 katılım sayısına ulaştık. Önümüzdeki dönemde çocuklarımız için şenlikler düzenleme hazırlığındayız. Bu şenliklerden biri geleneksel hâle gelmiş olan ve bu yıl 14’üncü kez gerçekleşecek olan çocuklar için sokak oyunları şenliği. Bir diğer şenliğimiz ise yine çocuklarımıza özel olan uçurtma şenliği. Bütün bunların yanında çocuklarımızın istifade edebileceği, farklı alanlarda onlarca atölye düzenledik. Çocuk kişisel gelişim ve kültür atölyeleri ise en önemlilerindendi. Bu atölyeler sayesinde çocuklarımızın kişisel gelişimlerini desteklemeyi amaçlıyoruz. Çocuk gelişirse toplum gelişir; bunun farkındayız ve her zaman bunun bilinci ile hareket ediyoruz” diye konuştu.

    Festival ve şenlik şehri Bursa

    Bursa’yı bir festival ve şenlik şehri yapmak için çalıştıklarını vurgulayan Başkan Aktaş, “Önümüzdeki dönemde pandemi koşulları el verdiğince festivaller düzenlemeye devam edeceğiz. Planlarımızı her aya bir festival düşecek şekilde yapıyoruz. 6 ülke, 25 şehirden toplamda 250 farklı gencin katıldığı, ustaların gerçekleştirdiği ve workshoplara katılma fırsatı bulduğu uluslararası piyano festivali bu önemli festivallerden sadece birisiydi. Bunun yanında arkeofest gibi toplumun her kesimine hitap eden birçok festivali de hayata geçirdik. Festivallerimizden en önemlisi önümüzdeki yıl 59’uncu kez düzenleyeceğimiz Uluslararası Bursa Festivali. Uluslararası Bursa Lezzetleri Festivali ve İstiklâl Marşı’nın kabulünün 100’üncü yılı münasebetiyle gerçekleşecek, millî bando ekiplerimizle birlikte yurt dışından gelecek misafir bando ekiplerinin de katılacağı 1. Uluslararası Bandolar Festivali de ilerleyen zamanlarda hayata geçirmeyi planladığımız faaliyetler arasındadır. Bunun yanında masalfest, Uluslararası Şiir Festivali gibi festivallerimiz için de hız kesmeden çalışıyoruz. Festivallerin yanında birçok şenlik ve fuar düzenledik. 5. Türk Dünyası Ata Sporları Şenliği düzenli olarak hayata geçirdiğimiz en önemli şenliklerimizden birisi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kitap Fuarı’nı da geçtiğimiz dönemde hayata geçirdik. Önümüzdeki dönemde ise antikacılar ve sahaflar fuarı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bursa bıçağı tanıtım günleri de önümüzdeki dönemde gerçekleşecek etkinlikler arasında” dedi.

    Müzik varsa umut var

    Büyükşehir Belediyesi Orkestrası’nın Bursa’nın sokaklarını hiçbir zaman ezgisiz bırakmadığını ifade eden Başkan Aktaş, “Müziğin içinde her şey var. En çok da umut var. Elbette bu zorlu dönemlerde müziğin umut veren yönüne çok ihtiyacımız vardı. Biz de vatandaşlarımızı müziksiz bırakmamak için elimizden geleni yaptık. “Sanat mahallemde” etkinlikleri ile sokağa çıkma yasağı olan günlerde ruhunu kaybeden sokakları canlandırdık. Evden çıkamayan vatandaşlarımızın balkonlarına müzik taşıdık. Temmuz ayı itibari ile Gemlik, Mudanya, Tirilye ve Kurşunlu gibi sahil yerlerimizde konserler düzenledik. Tayyare Kültür Merkezi’nde ayda üç konser tertip ettik. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Bando Şefliği ve Çalgıcı Mektebi Roman Orkestrası eserleri halkımızla buluştu. “Dikkat müzik çıkabilir” adlı projemiz ile halkımıza sürprizlerimiz devam edecek. Bandomuz şehrin değişik yerlerinde aniden çıkıp konser verecek. Gün batımı konserleri, sahil konserleri, mobil sanat tırı konserleri ve periyodik konserlerimiz de hız kesmeden devam ediyor. Bu sayede Bursa konser çeşitliliği açısından zengin bir şehir hâline geliyor. Müziğe gönül vermiş gençlerimize ustalardan eğitim alma şansı verdik. Öğrenci korosu projesi kapsamında orta öğretim öğrencilerinden oluşturulacak koro, bursa yöresine ait türkülerimizle konserler verecek. Bu proje ile genç müzisyenlerimizi eğitirken türkülerimiz ile de tanıştırmayı amaçlıyoruz. Kamp ortamında genç müzisyenlerle birlikte müzik ve çalgı aleti teknik çalışmaları yapılacak olan müzik kampı projesi ile de genç müzisyenlerimize destek olacağız. Önümüzdeki sezonda da Bursa’da müziğin hiç susmaması için çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

    Sanat her yerde

    Pandemi sürecinde sinema salonlarının zorunlu olarak kapatıldığını ancak bu süreçte vatandaşların sinemadan uzak kalmaması için farklı etkinleri devreye aldıklarını ifade eden Başkan Aktaş, “Biz de bu süreçte halkımızı filmlerle buluşturmak için eskilere döndük. Sosyal mesafeye uygun bir şekilde açık hava organizasyonları gerçekleştirdik. Bu süreçte çevrim içi eğitimler de verdik. Sinemaya ilgi duyan 95 kişiye 21 hafta boyunca sinema tarihi, senaryo yazma ve kısa film çekimi için gerekli olan bütün konulardan oluşan dersler verildi. Kursu bitiren kişilere de çevrim içi sertifika verildi. Eğitimin bütün süreci internet üzerinden çevrim içi olarak gerçekleştirildi. Açıkhava sineması ve araç sineması gibi etkinlikler düzenledik. Bu sayede vatandaşlarımız filmin keyfini çıkarırken nostalji de yaşamış oldu. Sinema adına çalışmalarımız da hız kesmeden devam edecek. Tayyare sinemasında, ilçelerimizdeki salonlarda, yazlık sinemalarda ve araç sinemalarında film gösterimleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca sinema etkinliklerinin yer aldığı festivaller de düzenliyoruz. Planlarımız arasında yer alan “Uluslararası Bursa Film Festivali” de önemli. Bu festival kapsamında pek çok önemli yönetmeni filmiyle beraber şehrimizde ağırlamayı planlıyoruz. Bu sayede hem halkımıza dünya sinemasını, hem de dünya sinemasından önemli isimlere Bursa’mızı tanıtmış olacağız. Uluslararası Bursa Film Festivali şehrimizin dünyaya açılan tanıtım kapısı olma niteliğinde bir festival olacak. Şartlar izin verirse önümüzdeki süreçte gerçekleştirmeyi planlıyoruz” diye konuştu.

    Aydınlık geleceğe aralanan kapı

    Eğitimin, bir toplum için aydınlık geleceğe aralanan kapı olduğunu dile getiren Edebiyat ve Yazı Akademisi, Düşünce Akademisi gibi etkinliklerle alanında uzman isimleri Bursalılarla buluşturduklarını hatırlattı. “Alaylıdan mektepliye” adlı proje ile roman vatandaşlar için profesyonel düzeyde sertifikalı bir eğitim çalışması gerçekleştirdiklerini kaydeden Başkan Aktaş, atölye çalışmaları, drama ile dersler müzede etkinliklerinin büyük ilgi gördüğünü, önümüzdeki dönemde de atölye çalışmalarının devam edeceğini söyledi. Geride kalan süreçte pek çok panel, söyleşi ve seminere imza attıklarını hatırlatan Başkan Aktaş, ‘Doğudan gelen ışık: Müslüman bilim adamları’ seminerlerinin 20 farklı okuldan 3126 öğrenciye ulaştığını açıkladı. Halkı bilinçlendirecek projelere imza atmaya devam edeceklerini ifade eden Başkan Aktaş, düzenleyecekleri Dünya Su Günü Çalıştayı, Bey Sarayı Çalıştayı’nın da kent için hayata önem taşıdığına vurgu yaptı.

    Buz dağının görünen yüzü

    Geçtiğimiz dönem hayata geçirilen ve önümüzdeki dönem için planlanan kültür sanat çalışmalarını başlıklar halinde örnek vererek anlatan Başkan Aktaş, “İnanın anlattıklarım buz dağının görünen kısmı. Burada anlatmaya vaktimizin yetmeyeceği kadar sayısız projemiz var. Bizim felsefemiz; nitelikli, ulaşılabilir, kalıcı ve kapsayıcı işleri hayata geçirmektir. Bu felsefe doğrultusunda oluşturduğumuz politika ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bursa’nın her karışına ulaşarak toplumun bütün kesimine hitap eden çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu projelerin devam edebilmesi için de engel tanımadan, asla yorulmadan, işlerimizi günden güne ileri taşıyarak çalışıyoruz. Koşullar ne olursa olsun kültür ve sanattan uzak bir bursa düşünülemez. Üstlendiğimiz görev ecdadımızdan bize emanettir. Biz attığımız her adımı bunun bilinciyle atıyoruz. Geçtiğimiz dönemde hayata geçirdiğimiz etkinliklerden geriye kalan, halkımızın yüzündeki tebessüm ve gözlerinde gördüğümüz ışık oldu. Biz o tebessümü kaybetmemek ve o ışığı söndürmemek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz” diyerek sunumunu tamamladı.

    COVID-19 İle Mücadelede İleri Teknoloji Geliştiriliyor

    0
    COVID-19 İle Mücadelede İleri Teknoloji Geliştiriliyor

    İTÜ ARI Teknokent ve Petrol Ofisi işbirliği ile COVID-19’a karşı yürütülen mücadele, konu ile ilgili teknoloji geliştiren girişimlerin desteklenmesi ile devam ediyor. İlk aşamada, siperlik, entübasyon kutusu, dalgıç maskesinden sağlık personeli için PPG maske, koruyucu tulum, UVC ışık ile oda, hava sterilizasyon üniteleri gibi ürünler geliştirilerek, üretim ve dağıtımları sağlanmaya başlanmıştı.

    İTÜ Çekirdek’in #FightCOVID19 çağrısına yanıt veren girişimciler arasından, Petrol Ofisi yönetiminin birebir katılımı ile değerlendirme sürecinden geçen 11 girişim seçilerek desteklenmeye başlandı. İTÜ ARI Teknokent ve Petrol Ofisi işbirliği ile geliştirilen, üretimi desteklenen girişimler arasında; COVID-19 ve olası farklı pandemilerle mücadelenin yanı sıra geleceğe ilişkin değişen iş ve sosyal yaşam koşullarına önemli katkı sağlayacak teknolojiler de yer alıyor.

    Bu teknolojilerin, çoğu Türkiye’de ilk ve hatta bazılarının dünyada bir benzeri bulunmuyor. Aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji ve yaratıcılık potansiyelini de ortaya koyan bu projeler, dünyadan da büyük ilgi ve talep topluyor. Geliştirilen bu teknolojilerin Türkiye ve dünyada, insan sağlığı ve yaşam standartlarında yapacağı geliştirmelerin yanı sıra ekonomik anlamda da katma değeri yüksek katkı sağlaması bekleniyor.

    COVID-19 mücadelesi kapsamında desteklenen yeni projeler arasında;

    – Solunum ve vücut ısısını anlık takip edebilen elektronik maskeler,

    – Hâlihazırda kullanılanlardan daha hızlı, dakikalar içinde sonuç verecek farklı test cihazları,

    – Uzaktan takip edilebilen hızlı ve otomatik çoklu ateş ölçer,

    – Paraların anlık ve temassız dezenfektasyonu,

    – Nefes testi ile COVID-19’un vücutta yarattığı hasarın tespiti,

    – Medikal oksijen flowmetrelerin otomatik çalışması ve uzaktan takibi,

    COVID-19’u geçirmiş kişilerin koronaya karşı antikor durumunu belirleyecek pratik, kolay, hızlı test kitleri ve pandeminin yayılmasını engelleyebilecek burun spreyi

    – COVID-19’un yol açtığı kronik problemlerin hafifletilmesi,

    – Cafe, kuaför gibi küçük işletmelerden, AVM, fabrikalar gibi büyük yerlerin yoğun girişlerinde kullanılabilecek, küçük, ekonomik, hızlı yüz tanıma ve ateş ölçer,

    – UVC ışık teknolojisi ile yüzey ve hava dezenfeksiyon robotları gibi yerli ve milli teknolojiler yer alıyor.

    İTÜ ARI Teknokent bünyesinde yer alan ve dünyanın en iyi 5 üniversite girişimcilik merkezi arasında kabul edilen İTÜ Çekirdek, “İTÜ Çekirdek’te Geliştir, Dünyayı İyileştir” sloganı ile #FightCOVID19 çağrısı yaparak, pandemi ile doğrudan mücadele başlatmıştı. İTÜ Çekirdek’in, pandeminin ilk döneminde girişimcilere yönelik yaptığı bu çağrıya, Türkiye akaryakıt sektörü lideri Petrol Ofisi de ‘tam destek’ ile yanıt vererek, COVID-19 ile başlatılan mücadeleye dahil olmuştu. Petrol Ofisi bu desteği, İTÜ Çekirdek’in girişimcileri tarafından koronavirüs ile mücadele kapsamında yürütülen projelerin geliştirilmesini, üretilmesini ve dağıtılmasını kapsıyor.

    257 girişimci başvurdu, 125 proje değerlendirmeye alındı

    İTÜ Çekirdek’in Nisan ayı başında yaptığı #FightCOVID19 çağrısına bugüne kadar 257 girişimci başvuruda bulundu, 125 proje değerlendirmeye alındı. Başvurular, COVID-19 ve genel projelere yönelik oluşturulan üç farklı jüri tarafından değerlendirildi. Gerçekleştirilen değerlendirmelerde toplam 46 proje seçilerek sürece dahil edildi. İTÜ Çekirdek ve Petrol Ofisi işbirliği çerçevesinde ilk etapta, siperlik, entübasyon kutusu, dalgıç maskesinden sağlık personeli için PPG maske, koruyucu tulum, UVC ışık ile oda, hava sterilizasyon üniteleri gibi ürünlerin geliştirilmesi, üretimleri ve dağıtımları sağlanmıştı. İTÜ Çekirdek ve Petrol Ofisi işbirliği çerçevesinde desteklenecek projeler de, #FightCOVID19 çağrısına yanıt veren girişimciler arasından yapılan üç etaplı değerlendirmeler ile belirlendi.

    Mücadeleye katkı sağlayacak ileri teknolojiler geliştiriliyor

    İTÜ ARI Teknokent ve Petrol Ofisi işbirliği ile geliştirilmesi, üretimi ve dağıtılması, desteklenmesi hedeflenen girişimler arasında; COVID-19 ile olası farklı pandemilerle mücadelenin yanı sıra geleceğe ilişkin değişen iş ve sosyal yaşam koşullarına önemli katkı sağlayacak yerli ve milli teknolojiler yer alıyor. İTÜ Çekirdek’in COVID-19 ile mücadele çağrısının jüri değerlendirmeleri sonucunda 11 teknolojik girişim seçilerek desteklenmeye başlandı. Desteklenen projeler arasında geliştirmelerin yanı sıra üretim aşamasına gelerek pandemi ile mücadeleye katkı sağlayan ya da kısa süre içinde sağlayacak olan cihazlar ve teknolojiler de yer alıyor.

    Desteklenen girişimler:

    Avokadio: Covid hastalarının nefeslerinden, enfeksiyonu erken aşamada tespit edilmesine yarayacak test cihazı.

    Oldukça küçük olan ve içerisindeki nano teknoloji sensörleri sayesinde basit bir nefes testi ile; COVID-19’un yanı sıra başta obezite, diyabet, kalp – damar hastalıkları gibi kronik hastalıklarla mücadelede de erken tanı ve kolaylıklar sağlıyor. Örneğin; diyabet ve obezite gibi kronik hastaların nefes analizlerine dayanarak, kişisel beslenme programları ayarlanması ile bu hastalıkların tedavi süreçlerine destek sağlar.

    Erken tanı olanağı sağlayan bu cihaz, hem bireysel sağlığa, hem toplumsal sağlığa faydalarının yanı sıra Türkiye’nin sağlık yükünü de hafifleterek önemli katkı sağlayacak.

    Yeni özellikler eklenerek geliştirilen cihaz, yurtdışından da yoğun ilgi görüyor, başta ABD ve Hollanda olmak üzere birçok ülkeden talep geliyor.

    Axolotl Biosystem: Şuanda Koronavirüs testi için kullanılmakta olan RT-QPCR cihazlarına, daha gelişmiş, yerli ve milli alternatif test cihazı. Halen kullanılan mevcut cihazlar, oldukça yavaş ve operatöre ihtiyaç duyuyor. Bu yeni cihaz ise herhangi bir kullanıcı olmaksızın tam otomatik bir şekilde ve daha çok (günde 2 bine yakın) numuneye bakma olanağı sağlayacak.

    Bu yeni test cihazı, sadece pozitif-negatif sonuçtan ziyade, numunelerin ne kadar viral yüke sahip olduğunu öğrenme imkânı da tanıyacak.

    Çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bu yeni nesil test cihazı, hem Türkiye’de üretilen ilk cihaz, hem de dünyada teknolojik olarak öncülük yapacak bir sistem olacak.

    Coronity – Coromax: Ömür boyu kullanıma sahip elektronik maske. İnsanların solunumlarını ve vücut ısılarını gösteren elektronik, akıllı maske, aile bireylerinin ya da çalışanların verilerinin uzaktan takip edilebilmesini de olanak sağlıyor.

    Üzerindeki yeşil, sarı ve kırmızı ışıklarla, takan kişinin durumunu da gösteren maske, uçak yolculuklarından toplu olarak bulunulan ortamlara kadar birçok alanda avantaj sağlıyor.

    Ömür boyu kullanım süresine sahip maske, özel UVC kutusu içerisinde 15 dakikada hem şarj oluyor hem de dezenfekte olarak yeniden kullanıma hazırlanıyor.

    Düşük adetli üretimine başlanan maskenin seri üretimine hazırlanılıyor. Yurtdışından da çok büyük talep gören maske için Amerika ve Almanya ile birlikte yaklaşık 20 ülkeden talep görüyor.

    Mikro-P Sense-I: Sense-I, iş yeri güvenliği ve personel takibi için geliştirilmiş, K.V.K.K uyumlu, yüz tanıma, maske kontrolü ve ateş ölçümü yapabilen, kartlı geçiş sistemlerinin yerini alacak bir biyometrik güvenlik sistemidir.

    Turnikelere, kapılara kolayca monte edilebilen Sense-I’ın içindeki yapay zeka; sadece 35 milisaniyede kartın sahibinin siz olduğunuzdan emin olur. Aynı zamanda ateşinizi ölçer ve maske takıp takmadığınızı kontrol edip turnike veya kapının açılmasını sağlayarak, hem kartlı geçiş sistemlerinin güvenliğini arttırır, hem de iş yerleri gibi kalabalık ortamlarda salgınların erken tespitini sağlar.

    Sense-I, küçük boyutları, hızlı yüz tanıma gücü ve düşük enerji tüketimi sayesinde iş yerlerinde personel takibi yapabileceği gibi, makinelerin yetkisi olmayan personel tarafından kullanılmasını engelleyerek, iş kazaları ve üretim hatalarının önüne geçebiliyor. Ayrıca okul servislerinde ve sınıflarda otomatik yoklama alma ve ateş ölçümü yaparak güvenliği de arttırabilir.

    Üretim aşamasında olan Sense-I gerek yurt içi gerek yurt dışından yüksek talep görmektedir,

    Money Shower: ATM’lerde parayı kolay ve hızlı bir şekilde dezenfekte eden cihaz.

    ATM’lerde virüs ve bakteri taşıma riskine karşın paraları, kolay ve hızlı bir şekilde dezenfekte eden bir cihaz. Money Shower, ATM’lerde parayı kolay ve hızlı bir şekilde dezenfekte ediyor. Money Shower’ın kağıt paradaki bakteri ve virüslerden arındırma işlevi ATM’lerle sınırlı kalmayacak.

    Money Shower’ın Türkiye’de ve dünyada bin benzeri yok. Money Shower’ı Türkiye’deki büyük bir özel banka kullanıyor, diğer bankalar ile de görüşmeler devam ediyor. Dünyadan da Money Shower’a karşı oldukça yoğun bir talep bulunuyor.

    Micronetech: Ağız ve burnundan alınan mukozadan elde edilen virüs genetik materyalinin, özel tasarım boyanan kilit materyali ile birleşerek yaptığı ışımadan COVID-19 taşıyıp taşımadığını tespit eden hızlı tanı kiti.

    Herhangi bir laboratuvara ihtiyaç duymaksızın havalimanlarında, AVM’lerde ya da ofislerde heryerde ve basitçe herkesin kullanabileceği bir tanı kiti. Genetik materyalden ölçümlediği için hata payı çok düşük ve 10 dakika gibi kısa bir sürede sonuç veriyor.

    Doğrudan materyalden belirlemeye çalışan bu test kitinin dünyada benzeri bulunmuyor. Cihaz, biyolojik kit tasarımı değiştirilerek, farklı virüslere, mantarlara, bakterilere, parazitlere de uyarlanabilecek.

    İlk deneysel COVID-19 testlerinden başarıyla geçen test cihazı için Etik Kurul onayına başvuruldu. Gerekli diğer test ve prosedürlerinin tamamlanma aşamasındaki cihaza farklı özellikler katmak üzere geliştirme çalışmaları sürdürülüyor.

    Evana: İnsan trafiğinin yoğun olduğu AVM, iş yerleri gibi noktalarda, uzaktan erişime sahip, çoklu, hızlı ve otomatik ateş ölçer. Herhangi bir kullanıcıya gerek duymadan alın ya da el hizasında kullanılan cihaz, hızlı geçiş sağlıyor.

    Evena, elde ettiği verileri mail ya da SMS yolu ile raporlayabilmesi ile de benzerlerinden ayrılıyor. Üretimine başlanan Evana, sunduğu avantajlarla yoğun ilgi görüyor.

    Estaretech: COVID-19 tedavisinde yoğun kullanılan oksijen cihazlarının otomatik ayarlanması, çalışması ve uzaktan takip edilebilmesini gerçekleştiren cihaz.

    Prototip üretilen cihazda, geliştirmelerle birlikte seri üretime hazırlanılıyor.

    Pathonex: Tanı kiti firmalarına korona antijeni tedariği sağlayan Pathonex, farklı COVID-19 çözümleri geliştiriyor.

    Hastanelerde kullanılan ve COVID-19’u geçirmiş kişilerin vücudunda koronaya karşı antikor durumunu belirleyen Smart Elisa adlı antikor test kiti. Doğrulama çalışmaları tamamlanan Smart Elisa’nın sertifikasyon işlemleri sürdürülüyor. Üretim aşaması yaklaşan Smart Elisa için Almanya, Hongkong gibi ülkelerden talepler geliyor.

    Karantinada bulunan ve bağışıklık durumunu öğrenmek isteyen kişiler için örnek toplama kiti. Bu kit ile kişiler evlerinde parmaklarından aldıkları kan örneğini, kiti getirerek bekleyen kuryeye teslim edebiliyor.

    Şirketin üzerinde çalıştığı bir diğer çözüm ise hızlı tanı kiti. Hamilelik testlerine benzer bu sistemde, kişilerin yine parmaklarından aldıkları kanı bir kasete damlatarak COVID-19 olup olmadıklarını, evlerinde dakikalar içinde ve kolayca öğrenebilmeleri hedefleniyor.

    Pathonex’in geliştirmeyi hedeflediği son ürün ise pandemi döneminde en çok ihtiyaç duyulan, burun spreyi formunda, koronavirüsün çoğalmasını önleyen bir nazal sprey. Spreyin içinde COVID-19’un yayılmasını sağlayan proteini engelleyen bir ilaç etken maddesi bulunacak. İlacın, sinuzoidal bölgedeki virüsleri yok ederek, hastalığın yayılımını azaltması hedefleniyor.

    Gene-Us: COVID-19 ve hastalıkların sebep olacağı kronik problemleri hafifletmeye yönelik ilaçların biyobenzerlerinin Türkiye’de üretilmesi.

    Geliştirme aşamasında laboratuvar testleri için aylık 50 adetlik üretim yapılıyor.

    Ritter: UVC ışık teknolojisi kullanan ve yüzey/hava dezenfeksiyonu sağlayan ürünler geliştirir. Girişimin geliştirmekte olduğu robot, yaklaşık 100 metrekarelik bir ofis, hastane birimi ya da evdeki yüzey ve havayı, yaklaşık 1 saat içinde dezenfekte ediyor. Kullanıcı gerektirmeden otomatik olarak dezenfeksiyon sağlayan Ritter, insan kaynağı, maliyet ve zaman tasarrufu sağlıyor. Robotlarda yer alan 360 derece kamera sistemi, insan tespiti yaparak güvenlik sağlıyor ve insan olmayan bölgelerde dezenfeksiyon yapabiliyor.

    İlk prototipleri üretilerek 19 hastaneye hibe edilen Ritter, yeni yetenekler eklenmek üzere daha da geliştiriliyor. Ritter’i dünyadaki benzerlerinden ayıran ise kullandığı ileri teknoloji ile insanlı ortamlarda da kullanılabilmesi. Ortama insan ya da canlı girdiğini algılayan cihaz, çalışmasını otomatik olarak durduruyor.

    “Ülkemiz için değer üretmek önceliğimiz”

    İTÜ ARI Teknokent Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Arzu Eryılmaz: “İTÜ Çekirdek olarak girişimcilere yönelik yaptığımız #FightCOVID19 çağrısına Petrol Ofisi’nin, ‘tam destek’ ile yanıt vermesi, başlattığımız pandemi mücadelesinde bize çok büyük katkı sağladı. Bu destek kapsamında Petrol Ofisi ile omuz omuza yürüdük ve daha çok girişimciye, daha güçlü ve daha geniş olanaklar sunabildik. Ayrıca Petrol Ofisi’nin bu süreçte değerli isimlerden oluşan jüri üyeleri ve mentorlarının girişimcilere sundukları know-how da paha biçilemez. İTÜ Çekirdek olarak, ticarileşebilir teknolojik fikri olan girişimcilere ve teknoloji girişimcilerine katkı sunacak tüm paydaşlara kapılarımız ardına kadar açık. Yeter ki ülkemiz için değer üretelim” dedi.

    “Sırf bugünü değil, geleceği de düşünüyoruz”

    Petrol Ofisi CMO’su Beril Alakoç, “Memleketin Ofisi olarak biz de pandemi ile mücadeleye doğrudan ve güçlü etki yaratacak projeleri değerlendirirken, İTÜ Çekirdek’in çağrısına tereddütsüz karşılık verdik. Bizim bu alandaki işbirliğimiz de, diğer desteklerimiz gibi kısa süreli ya da dar kapsamlı değil. İTÜ Çekirdek ile işbirliğimiz sadece COVID-19 ile ya da sırf bugünlerle sınırlı değil, geleceği de düşünüyoruz. Olası başka pandemileri de kapsayan, sağlık, sosyal yaşam, eğitim gibi gelecekte insan hayatını, sağlığını koruyacak, geliştirecek, kolaylaştıracak, iş dünyasına ve ekonomiye katkı sağlayacak projelerin içinde bulunduğu uzun soluklu bir işbirliğini hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

    “Türkiye’nin teknoloji, yaratıcılık ve insan kaynağı potansiyelini de ortaya koyuyor”

    Bu teknolojilerin, çoğunun Türkiye’de ilk olduğuna, bazılarının ise dünyada bir benzeri bulunmadığınıa da dikkat çeken, Beril Alakoç; “Tamamen Türkiye’de yerli ve milli olarak geliştirilen bu projelerimiz, ileri teknoloji ve bilgi temeline dayanıyor. Dolayısıyla bu projeler aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji, yaratıcılık ve insan kaynağı potansiyelini de çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Çoğu tamamlanma aşamasında olan ya da üretimine başlanan bu cihazlar, sadece ülkemiz için değil, dünya için de çok değerli. Projeler, Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’ya kadar, dünyanın birçok ülkesinden de büyük ilgi ve talep topluyor” diyerek, geliştirilen bu teknolojilerin Türkiye ve dünyada, insan sağlığı ve yaşam standartlarında yapacağı geliştirmelerin yanı sıra ekonomik anlamda da katma değeri yüksek bir katkı sağlamasının beklendiğini vurguladı.

    Yeşilay Tüm İş Süreçlerinde Mükemmellik Hedefiyle Çalışıyor

    0
    Yeşilay Tüm İş Süreçlerinde Mükemmellik Hedefiyle Çalışıyor

    Yeşilay, çalışmalarını Türkiye Mükemmellik Ödülü ile taçlandırdı

    Yeşilay, Türkiye Kalite Derneği (KalDer) tarafından, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) Mükemmellik Modeli kapsamında verilen Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü aldı. Uluslararası iş yapış modelini ve metodolojisini benimseyen Yeşilay, 100’üncü yaşında bağımlılıkla mücadeledeki sürdürülebilir yaklaşımını ödülle taçlandırdı.

    Türkiye Mükemmellik Ödülü, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı (EFQM) Mükemmellik Modeli doğrultusunda yapılan değerlendirmelerle sahibini buluyor. Programı kapsamında performansını sürekli iyileştiren ve stratejiyi eyleme dönüştürerek tartışmasız üstün başarı gösteren sektör liderleri ödüllendiriliyor.

    Yeşilay’ın bir asırlık deneyimi ve çağın ihtiyaçlarına uygun projeleri ile 7’den 77’ye herkese “iyi ve sağlıklı yaşam” alışkanlıklarını kazandırmak için çalışan bir sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulayan Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk şunları söyledi:

    “Tüm süreçlerimizi mükemmellik hedefiyle ulusal ve uluslararası standartları benimseyerek, uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen normlar doğrultusunda tasarlıyoruz. 2013 yılından bu yana ‘mükemmelliğimizi’ adım adım ileri taşıdık. 2013’te EFQM Mükemmellik Modeli’ne uygun çalışmaya başladık. 2015’te Mükemmellikte Yetkinlik 3 Yıldız Belgesi, 2019’da ISO 9001: 2015 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi ve EFQM Mükemmellikte Yetkinlik 5 Yıldız Belgesi sahibi olduk. Bunları yaparken öncelikli hedefimiz ödül almak değildi; Yeşilay olarak her yönüyle içselleştirdiğimiz bu metodoloji bugün bize ödülü kazandırdı.Türkiye Mükemmellik Ödülü’nü almaktan büyük gurur duyuyoruz. Biz bu yaklaşım ve modelle çalışmaya devam ettikçe başarılarımızı nice ödüllerle taçlandıracağımıza inancımız sonsuz.”

    Yeşilay 100. yaşını “Mükemmellik Ödülü” ile taçlandırdı.

    Bu ödülün, Yeşilay’ın bağımlılıkla mücadelede çalışmalarındaki titizliğinin de kanıtı olduğunu belirten Öztürk şöyle konuştu:

    “Yeşilay olarak hem bağımlılıklarla mücadele alanına hem de sivil toplum kuruluşlarına öncülük etmeye büyük önem veriyor; 100 yılı geride bırakan köklü bir kuruluş olarak sorumluluklarımızın bilincinde adımlar atıyoruz. Toplumsal fayda sağlamak söz konusu olduğunda kendi ekibimizden başlayarak tüm paydaşlarımız için değer yaratmanın, sürdürülebilirlik esasıyla hareket etmenin, çalıştığımız alanda liderliği üstlenerek, geleceğe yön vermenin öneminin farkındayız. Umarım, bugün kazandığımız bu ödül sivil toplum alanındaki tüm kurumlar için ilham verici ve motive edici olur.”

    “Şöhretin En Kötü Tarafı Özgürlüğümün Kısıtlanması”

    0
    “Şöhretin En Kötü Tarafı Özgürlüğümün Kısıtlanması”

    Her hafta Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde Türkiye ve gündeme dair konuları ve farklı ilgi alanlarından ağırladığı sürpriz konuk sanatçıları ile seyirci karşısına çıkan Signal White Now’ın sunduğu “İbrahim Selim ile Bu Gece”nin bu haftaki konuğu, güzel oyuncu Birce Akalay oldu.

    Müzikten, stand-up’a, mizahtan güncel konulara; kültürün her alanına dokunan eğlence dolu dakikalar yaşanan programda sevilen oyuncunun kendisiyle ilgili samimi itirafları geceye damga vurdu.

    Sorulan sorulara verdiği içten yanıtlar ve samimi tavrıyla da seyircinin sempatisini kazanan sevilen oyuncu, kendisinde en sevmediği özelliğin fazlasıyla disiplinli bir yapıya sahip olması ve düzene olan düşkünlüğü olduğunu itiraf etti. Şu aralar şarkı sözü yazdığını da belirten Akalay, müzikle profesyonel olarak ilgilenmeyi düşündüğünü ancak takıntılı ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğu için konuya ciddi olarak vakit ayırması gerektiğinin de farkında olduğunu belirtti.

    Arkadaş ortamlarında, eğer arkadaşları tarafından uygunsuz zamanlarda istemediği anıları paylaşılırsa “Ona fişek atarım.” cümlesiyle seyirciyi kahkahalara boğan güzel oyuncu, şu anda bulunduğu yer ve kazandığı şöhretle ilgili olarak “En kötü tarafı özgürlüğümün kısıtlanması.” İfadelerini kullandı.

    Babasının mesleği sebebiyle elektrik ve elektronikle iç içe bir çocukluk geçirdiğini de anlatan sevilen oyuncu, arasının hala bu konularla iyi olduğunu vurgulaması dikkatlerden kaçmadı.

    İyi Beslenmek Her Çocuğun Hakkı

    0
    İyi Beslenmek Her Çocuğun Hakkı

    D vitaminiyle zenginleştirilmiş ürünleriyle toplum sağlığını destekleyen Muratbey, çocuklar için ürettiği şekil şekil peynir Misto ile onları eğlendirirken sağlıklı beslenmelerine de katkı sunuyor.

    Tüm dünyayı sağlıklı, inovatif, kaliteli ve leziz peynirlerle buluşturmayı hedefleyen Muratbey, çocuk ve toplum sağlığı adına pandemi döneminde önemli bir fonksiyon üstleniyor. Tuzu azaltılmış ve D vitamini ile zenginleştirilmiş Muratbey Misto, çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendiriyor. Muratbey Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Erol, iyi beslenmenin, faydalı yiyeceklere ulaşmanın her çocuğun hakkı olduğunu belirterek, “D vitamini ile zenginleştirilmiş şekil şekil peynirimiz Misto’yu, çocuklarımızın sağlıklı yaşamlarını desteklemek üzere sunduk. Bu ürünümüzün 100 gramında 5 mcg D vitamini bulunuyor” diye konuştu.

    Bütün toplum kesimlerinde özellikle ana–babalarda çocuk sağlığı ve beslenmesi konusunda bir farkındalık yaratmak istediklerini açıklayan Necmi Erol şunları söyledi:

    Hem sağlıklı hem eğlenceli

    “Salgın hastalıklara karşı çocuklarımızın bağışıklığını desteklemek adına Misto’yu oldukça önemsiyoruz. Çocuklara peyniri sevdirmek için birbirinden sevimli 6 farklı hayvan çeşidiyle sofralara konuk ettiğimiz Muratbey Misto, D vitamini yönünden zengin içeriğiyle çocukların bağışıklığını destekliyor. Muratbey Misto 2 yaş üstündeki tüm bireylerin günlük D vitamini gereksiniminin yüzde 33’ünü tek başına karşılıyor. Ayrıca az tuzlu, benzersiz lezzetinin yanı sıra, pandemi döneminde ihtiyaç duyulan ekstra vitamin takviyesini de sağlamış oluyor.

    Peynir, içerdiği kalsiyum, fosfor, sodyum ve klorid mineralleri nedeniyle özellikle çocuklarda sık görülen diş çürüklerine karşı koruma sağlar.Kalsiyuma ilave olarak peynirin mayalanması sırasında oluşan biyolojik aktif peptidler, obezite ve insulin direncine karşı koruyucudur. Biyoaktif peptidler ayrıca antioksidan, antimikrobiyal özellik taşımaktadırlar. Kalsiyum ihtiyacımızın önemli bir kısmını peynirlerden alıyoruz. Ancak kalsiyumu kemiklere yerleştiren de D vitaminidir.

    Dolayısı ile vücudumuzda D vitamini yetersiz ise kalsiyum görevini yapamaz. Protein ve kalsiyum deposu peynir, kemik gelişimi için çok değerlidir.

    Çocukların günlük olarak alması gereken vitamin ve mineralleri yüksek oranda sağlayan ve aynı zamanda az tuzlu olan Misto’nun 100 gramında 650 mg kalsiyum, 16,5 gram protein ve 5 mcg D vitamini bulunuyor. Bu miktar, çocukların günlük D vitamini ihtiyacının üçte birine denk geliyor. Böylece güneş ışığından faydalanamadığımız kış aylarında eksikliği yaşanan D vitamini ihtiyacı da keyifli bir şekilde karşılanıyor.D vitamini eksikliği, kemik ve kas güçsüzlüğüne sebep olur. Bağışıklık sistemi zayıflar. Bunun sonucunda enfeksiyon hastalıkları başta olmak üzere pek çok hastalık ortaya çıkabilir. D vitamini, kemikler başta olmak üzere vücudun genel sağlığı ve iyiliği için hayati öneme sahiptir. “

    MURATBEY HAKKINDA:

    Muratbey Gıda ‘nın temeli 1965 yılında atıldı. Muratbey sahip olduğu geniş tarım alanlarıyla Ege Bölgesinin en önemli üretim merkezlerinden Uşak’ta 2004’te modern anlamda ilk fabrikasını kurdu. Bugün, 35 bin metrekare kapalı alana sahip entegre üretim tesisi, yaklaşık 400 çalışanı ve günde 700 ton süt işleme kapasitesiyle Türkiye’de ve ihracat pazarlarında peynirin gelişimine yön veriyor.

    Birbirinden lezzetli 300’ün üzerinde ürün çeşidiyle Muratbey, dünya genelinde 4 kıtada Türkiye’de ise 30 bini aşkın satış noktasında tüketicilerle buluşuyor. Muratbey, dünya mutfaklarına kazandırdığı geleneksel Türk peynirlerinin yanı sıra; tuzu azaltılmış, D vitamini ile zenginleştirilmiş ve özel tasarımlı inovatif ürünleriyle de damaklara tat, vücuda sağlık ve bağışıklık sistemlerine güç katıyor. Diğer yandan özellikle çocuklara peynir yeme alışkanlığı kazandırmak için ürettiği Misto serisi tüm pazarlarda ebeveynlerin ve çocuk tüketicinin takdirini kazanıyor. Tüm bu çalışmalarla Muratbey, “Özel Peynirler” kategorisinde Türkiye pazar lideri oldu.

    Muratbey 2011 yılından bu yana global inovasyon ödülleri, A.L.F.A Awards, QUDAL- Kalitede 1 Numara, Uluslararası Tüketici Dostu Marka gibi ödüllere, madalyalara , Üstün Mükemmellik statüsüne ( İsviçre Merkezli CERTIAS) layık görüldü. Muratbey Burgu ise “En İyi Peynir”’ (Dünya Süt Ürünleri İnovasyon Ödülleri) ünvanlı bir lezzettir. Almanya’da yayınlanan süt ve süt ürünleri dergisi Milch-Marketing’in okuyucuları tarafından da kendi kategorisinde 2019-2020 için ‘Yılın Ürünü’ seçilerek ‘Altın Ödül’ kazandı.

    Muratbey, toplumun gelişimine ve sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla başta eğitim ve kadınların güçlendirilmesi olmak üzere birçok sosyal sorumluluk projesini de başarıyla sürdürmektedir. Sürdürülebilir Gıda Platformu üyesidir.

    Pandemi Sürecinde Kaslarınızı Korumanın 5 Yolu

    0
    Pandemi Sürecinde Kaslarınızı Korumanın 5 Yolu

    Covid-19 pandemisinde uzun süre evde kalmak ve eskisine oranla çok daha az hareket etmek zorunda olmak bizi sosyal yönden olduğu kadar fiziksel açıdan da zorlamaya başladı.

    Önceleri kronik sorunları olanları ve yaşlıları etkileyen bu rahatsızlar giderek her yaştan kişi hatta çocuklar için tehdit olmaya başladı. Tıpta “sarkopeni” olarak bilinen kas erimesi de bu tehditler arasında… Yaşlılık hastalığı olarak bilinen kas kaybının artık uzun süren hareketsizliğe bağlı olarak her yaş grubunun sorunu haline geldiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, “Sık sık düşme, güçsüz hissetme, sandalyeden kalkarken zorlanma, yürüme hızında yavaşlık veya yürümede zorlanma gibi şikayet ve bulguları olan kişilerde kas kaybına yönelik ileri tetkik ve değerlendirme gerekir” uyarısında bulunuyor. Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, kas kaybının önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri de beş ana başlıkta topluyor.

    Kronik hastalıklar riski artırıyor

    Kas kütlesi ve fonksiyonunda azalmaya bağlı olarak kas güçsüzlüğü, fiziksel yetersizlik, yaşam kalitesinde bozulma ve hatta ölüme neden olabilecek bir hastalık olan sarkopeni (kas erimesi, kas kaybı) özellikle ileri yaşlarda ortaya çıkıyor. 50’li yaşlardan sonra sadece kemik kaybı değil, yaşla artan kas kayıpları da yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, şöyle devam ediyor:

    “Kas kaybı, 60-70 yaşları arasında yüzde 5-13 oranında görülürken 80 yaş ve üzerinde bu oranyüzde 11-50 düzeyine çıkabiliyor. İnsülin direnci, şeker hastalığı, kronik Akciğer hastalığı (KOAH) böbrek hastalığı olanlarda bu oranlar daha da artıyor.”

    Covid-19 geçirenlerde daha sık görülüyor

    Kas kaybının uzun süre hareketsiz yaşam tarzı sürenlerde, yatak istirahati geçirenlerde, şiddetli enfeksiyon ya da sistemik hastalık yaşayanlarda da ortaya çıktığını anlatan Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, öncelikle Covid-19 geçirenlerin risk altında olduğunu belirtiyor. Covid-19 virüsüne yakalananlarda kas ağrıları, kas kitlesinde azalma ve kas güçsüzlüğüne sık rastlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, “Ayrıca bu hastaların uzun süre yoğun bakımda yatması veya yatak istirahatinde olması, akciğer kapasitelerinin azalması, enfeksiyona bağlı gelişen sitokin fırtınası (Covid-19 ile mücadele sırasında bağışıklık sisteminin virüsü yok etmeye çalışırken akciğer hücrelerine de saldırması, bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonda bulunması nedeniyle vücuda zarar vermesi) kas kütlesini azaltıyor ve kas erimesini hızlandırıyor” diyor.

    En önemli kriter, kas gücünde azalma

    Covid-19 virüsü bulaşmamış olsa bile pandemi koşulları nedeniyle uzun süre evde kalan kişilerin günlük yaşam aktiviteleri azalıyor. Bunun da hareketsizliğe bağlı kas gücü ve kas kitlesi kaybı riskini artırdığına değinen Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, “Yaşlı hastalar için bu risk daha yüksek olmakla birlikte tüm yaş grupları, için de kas kaybı riski mevcut” uyarısında bulunuyor.

    Kas kaybı tanısında en önemli kriter, kas gücünün azalması. Hastada kas miktarında ve kalitesinde azalma ve düşük performans olması halinde ciddi bir kas kaybının söz konusu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Selda Özçırpıcı, şunları söylüyor:

    “Sık sık düşme, güçsüz hissetme, sandalyeden kalkarken zorlanma, yürüme hızında yavaşlık veya yürümede zorlanma gibi şikayet ve bulguları olan kişilerde sarkopeni varlığı için ileri tetkik ve değerlendirme gerekir. El sıkma gücünün değerlendirilmesi, sandalyeden kalkma testi, yürüme testi ve kas gücü ölçümü yapılabilir. Kas miktarı US, bilgisayarlı tomografi, MR, BİA (biyoelektrisel impedans analizi) gibi tetkiklerle de daha ayrıntılı değerlendirilebilir.”

    Bu beş başlığa dikkat

    Pandemi sürecinin belirsizliğini koruduğu ve hareketsiz yaşam tarzının devam ettiği şu dönemde kas kaybını önlemek için yapılabilecekleri beş ana başlıkta toplayan Prof. Dr. Selda Özçırpıcı’nın önerileri şöyle:

    Korunma: 

    Tedavide en önemli faktör olarak hastalık gelişmeden önlem almak. Bunun için riskli gruptaki hastaların saptanması, kas kaybı gelişmeden önlemler alınması gerekiyor. Özellikle yaşlılarda, hareketsiz olan çocuk ve yetişkinlerde, kronik hastalıkları bulunanlarda kas kaybının önüne geçilmesi için hareket, onların günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası olmalı.

    Proteinden zengin beslenme: 

    Sağlıklı kaslar için protein ve albümin düzeyine dikkat etmek gerekiyor.Bu nedenle günlük protein alımı yaşlı hastalarda kilogram başına ortalama 1.2-1.3 gr düzeyinde olmalı. Ayrıca enfeksiyon geçirenlerde, ameliyat sonrası dönemde ve hızlı kilo kaybı olanlarda bu miktar artırılmalı.

    Yeterli D vitamini:

    Eksikliği kas güçsüzlüğü ve kas kaybına neden olduğundan kandaki D vitamini düzeyinin yeterli düzeyde olması önemli. Bu nedenle D vitamini düşük olan hastaların tedavisinin düzenlenmesi gerekiyor. Ayrıca D vitamininin vücutta kullanımını düzenleyen magnezyum mineralinde de eksiklik olmaması önemli.

    Egzersiz:

     Kas gücünün ve kitlesinin korunmasında en önemli faktör, düzenli egzersiz yapılması.Aerobik egzersizler olarak bilinen (yürüme, koşma, yüzme vs) yanında kas gücünü artırıcı dirençli egzersizler de mutlaka yapılmalı. Özellikle bel-karın, kalça çevresi ve üst bacak kaslarının güçlendirilmesi hastanın yürüme kalitesini ve dengesini artırır, düşmeleri azaltır. Bu nedenle evin içinde bile olsa haftada en az 3 gün, 30-45 dakikalık tempolu yürümeye (ev içi yürüme de olabilir) ve kas güçlendirici egzersizlerin yapılmasına özen gösterilmeli. Burada unutulmaması gereken nokta, egzersizin türü ve yoğunluğunun kişiye uygun olması.

    Gün içinde uzun süreli hareketsizlikten kaçınma: 

    Özellikle ileri yaşta olanların egzersize yaşamlarında yer açmaları büyük önem taşırken her yarım saatte bir kalkıp ev içinde dolaşmaları, solunum egzersizi yapmaları kas kaybını önlemede onlara yardımcı olur.

    Koah Hastalığı İdrar Kaçırma Riskini Artırıyor!

    0
    Koah Hastalığı İdrar Kaçırma Riskini Artırıyor!

    20 Kasım Dünya KOAH Günü’ne özel açıklamalarda bulunan Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin altını çizdi. Kilo problemi olan KOAH hastalarının zayıflamasının idrar kaçırma şiddetini azalttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tarcan, uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın da idrar kaçırma riskini artırdığının altını çizdi.

    Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, 20 Kasım Dünya KOAH Günü’nde kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve idrar kaçırma arasındaki ilişkiye yönelik açıklamalarda bulundu.

    Erişkinlerde en sık görülen idrar kaçırma tipinin, stres idrar kaçırma ve sıkışma idrar kaçırma olduğunu belirten Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Stres idrar kaçırma, karın içi basıncın ani artışıyla örneğin öksürük, hapşırma ya da hareketle olan idrar kaçırmadır. Sıkışma tipi idrar kaçırma ise; tamamen mesane kasının istemsiz kasılmasına bağlı olarak ortaya çıkan idrar kaçırmadır. İlk zamanlar KOAH hastalığına bağlı görülen bu idrar kaçırmanın hep stres idrar kaçırma olduğu ve yalnız kadınları etkilediği düşünülürdü. Halbuki bugün bunun böyle olmadığını biliyoruz. KOAH hastalığı hem stres hem de sıkışma tipi idrar kaçırma olasılığını artırıyor.” dedi.

    Bütün dünyada yapılan çalışmalarda kadınlarda ve erkeklerde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile idrar kaçırma arasında net bir ilişki gösterildiğinin altını çizen Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Yaş ilerledikçe bu oran daha da artıyor. Dolayısıyla uzun yıllar KOAH hastalığına maruz kalmanın idrar kaçırma riskini daha da artırdığını biliyoruz.” diye konuştu.

    KOAH hastalığında fazla kiloları vermek idrar kaçırma şiddetini azaltıyor

    KOAH hastalarında uzun dönemde karın içi basıncının artışının hem pelvik taban hem de mesane kası üzerinde zararlı etkileri olduğunu ve sfinkter yapısını bozabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Tufan Tarcan, “İdrar yapma, idrar tutma sağlığını koruyabilmek için KOAH hastalığının tedavisi çok önemli. Hem KOAH hem de idrar kaçırma probleminiz varsa ilk yapılacak işlem KOAH hastalığının tedavisi. KOAH hastalığının tedavisinde gelinen son noktaya varıldığında ondan sonra idrar kaçırmanın tipine göre tedaviler değerlendirilmeli. Aşırı kilo (obezite) gibi başka sorunlar varsa onlar da çözülmeli. Kilo vermek idrar kaçırma şiddetini azaltıyor. Kilolu KOAH hastalarımıza idrar kaçırma tedavisi açısından da mutlaka kilo vermelerini tavsiye ediyoruz. Sigara içiyorsa onun da bırakılması önemli.” dedi.

    KOAH hastalığının tedavi edildiğinde ya da biraz kontrol altına alındığında idrar kaçırmanın hem stres hem de sıkışma tipi kaçırmanın buna çok iyi cevap vererek azaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tarcan, “İdrar kaçırma tedavisinde asıl hedef; KOAH hastalığının tedavisi olmalı. KOAH hastalığı bir noktaya kadar ya da yeteri kadar tedavi edilmezse, ondan sonra asıl idrar kaçırmaya yönelik cerrahi ve medikal tedaviler denenmeli. KOAH hastalığında, bu hastalığın semptomlarının tedavisi çoğu zaman her iki tür idrar kaçırmanın da tedavisi anlamına geliyor. Kökten tedavi süreci planlanana kadar hijyenik sorunların ortaya çıkmaması için hijyenik mesane pedi kullanılmalıdır.” diye konuştu.

    KOAH hastası idrar kaçırıyorsa göğüs hastalıkları ve üroloji uzmanı tedaviyi birlikte planlamalı

    KOAH hastalarının az su içerek daha az idrar kaçıracağı düşüncesinin yanlış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tufan Tarcan, “Genel sistemik birçok zararının yanında böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonu gibi problemlere de zemin hazırlayacağı için kesinlikle bunu yapmamalılar. Burada mutlaka bir üroloji uzmanıyla temasa geçilmeli. Eğer KOAH hastası idrar kaçırıyorsa hem akciğer hastalıkları uzmanı hem de üroloji uzmanı bunun ortak tedavisini planlamalılar. Göğüs hastalıkları uzmanı elbette KOAH hastalığının şiddetini azaltmaya gayret edecek, üroloji uzmanı da idrar kaçırmanın tedavisi için ek önlemler önerecek. Burada mümkün olduğu kadar basit önlemlerle başlamak lazım. KOAH hastalarında cerrahi tedavinin mutlaka şart olmadığı durumlarda uygulamamak gerekir.” dedi.

    “Doğayı Dinlemek Sana iyi Gelecek”

    0
    “Doğayı Dinlemek Sana iyi Gelecek”

    Türkiye’nin kadın modasında perakende devi adL, her sezon farklı yolculuklara çıkardığı modaseverleri, şimdi doğaya yolculuğa davet ediyor.

    “Yeni normal” düzen içerisinde yüzü daima doğaya dönük, önce ben diyerek bedeninde özgür ve enerjik bir dünya yaratan adL kadını, bu kış adımlarını; doğayı ve doğada yaşan tüm canlıları daha çok gözeterek atıyor.

    Sezonda her daim pozitif enerjisine ihtiyaç duyduğumuz gökkuşağı renkleri, doğa ve insan arasındaki kuvvetli bağı temsil ederken, çiçek desenleri, hayvan deseni baskıları ve doğadaki öğelerin kıyafetlere aktarıldığı motifler; koleksiyonda öne çıkan doğa ile uyumlu parçaları arasında yer alıyor.

    Klavye Üstü Giyimde Öncü

    Doğadan ilham alınarak tasarlanan kış sezonu; form ve kesimleriyle konfor unsurunun altını çizerken; “yeni dünyada” iş dünyasının giyim kodlarını da unutmuyor. Artan online toplantılar ile birlikte ”klavye üstü giyim” akımına uygun; elbise ve bluzlarda yaka ve kol detayları ön plana çıktı. Yakalarda kullanılan farklı düğme kullanımları, dantel garniler, fular bağlamalar gibi detaylar koleksiyonda yer alıyor.

    Rahatlık Doğa ile El Ele

    Sürdürülebilir modanın, yeni dönem ile gerçek bir zorunluluğa dönüşmesi ve moda dünyasının parametreleri, dünyaya saygı düşüncesiyle yeniden inşa edilirken, adL dünyası; doğa ile uyumlu sezon kampanyası ile kıyafetlerimizle olan ilişkimizi yeniden yapılandırmanın altını çiziyor. Ve “doğayı dinlemek sana iyi gelecek” mesajını veriyor. Bunun için de “üzerine rahat bir şeyler giy ve dünyada yaşayan her canlı ile iletişime geç” diyor.

    Doğa ve Tarihimiz Bir Arada

    adL sonbahar kış koleksiyon hikayesine çok değerli bir istasyonda mola veriyor. Türkiye’deki en eski demiryolu hattı olan İzmir-Aydın Demiryolu üzerinde yer alan Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi; nostaljik atmosferi, sonbahar renkleri ve zamansız dokusuyla koleksiyonda bütünleşen bir bütünlük sunuyor. Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanılan vagon müzede, adL ruha dokunan tasarımları ile moda severleri duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

    “Korona Virüste Ek Tedbirler Panik Havasını Arttırabilir”

    0
    “Korona Virüste Ek Tedbirler Panik Havasını Arttırabilir”

    Korona virüsün negatif yönde seyretmesiyle uygulanacak kısıtlamaların insanlarda panik duygusunu arttırabileceğini söyleyen Dr. Beyza Tepe, “Kişilerden ne kadar yapmaları zor bir şey istenirse kişiler o kadar durumu küçümseme ya da büyütme eğilimine girecek” dedi.

    Pandemide dünya genelinde vaka sayıları artmasıyla, ek tedbirler de uygulanmaya başladı. Yapılabilecek kısıtlamalara ve önlemlere karşı insanlardaki tepkinin de değişiklik gösterebileceğini belirten Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üyesi Dr. Beyza Tepe, uygulanacak yeni tedbirlerin ya da hastalığın seyrinin negatif yönde seyretmesinin insanlarda panik havasını yaratabileceğini söyledi. Tepe, “Fazlasıyla korku yayan mesajlar ve görüntüler, fazla iyimser ifadeler, kimsenin kurallara uymadığını ima eden cümleler genellikle tam tersi bir etkiye neden olabiliyor” diyerek önemli uyarılarda bulundu.

    “Sosyalleşmenin azaltılmasına yönelik mesajlar verilmesi yanlış”

    Sağlık sektörünün pandemi konusunda belli bir tecrübesi olduğunu ve bir tehdit altında neler yapılacağının aşağı yukarı bilindiğini belirten Dr. Beyza Tepe şunları söyledi: “Diyelim tahmin edilen ikinci dalga, birincisinden çok daha farklı ve negatif yönde seyrediyor o zaman bu ilki gibi bir panik havası yayabilir. Yaratmaz ise zaten pek bir sıkıntı yok ama yaratırsa o zaman bu süreçte ilkinde yapılan bazı hataların yapılmaması elzem. Bunlardan biri, kişilerin sosyalleşmelerini azaltmalarına yönelik mesajlar vermek.

    Öncelikle insanın doğasında sosyalleşme olduğunu ve bunun temel bir ihtiyaç olduğunu görmek gerekiyor, dolayısıyla insanlar sosyalleşebilirler ama bunu nasıl yaptıkları mühim. Yani yöntemsel bir bilgi ile çözülebilecek bir durum, insan doğasına aykırı bir hale getirilmemeli. Salgını önleyen fiziksel mesafe, sosyal mesafe değil. Kişilerden ne kadar yapmaları zor bir şey istenirse kişiler o kadar durumu küçümseme ya da büyütme eğilimine girecek. Bu da iki durum doğuracak, ya küçümsedikleri için var olan önlem ve önerilere uymayacaklar ya da fazlasıyla büyüttükleri için stres yaşayıp durumu gerçekçi bir zeminde ele alamayacaklar”

    “Bencilce düşünme salgının daha çok yayılmasına sebep oluyor”

    Yetkililer tarafından verilecek mesajların diline dikkat edilmesini gerektiğinin altını çizen Dr. Tepe, “Şöyle bir durum söz konusu, salgın var ama siz mesafenize dikkat ederek normal hayatınıza da devam edin, maskenizi takın, deniyor. Siz eğer hiç evden çıkmamış iseniz bu kurallara uymak konusunda aslında gönüllü oluyorsunuz ta ki dışarı çıktığınızda maskesiz dolaşan ve mesafeye dikkat etmeyen insanları görene dek. İşbirliğinin en temel ilkesi, kişinin kendini, “enayi” gibi hissetmemesi. Siz o kadar çaba harcar iken, kişinin maske takarak sürekli kendi nefesini soluması pek de güzel bir deneyim değil, bu çabaya hiç girmeyen insanların varlığı aslında beraberce hareket etmeyi engellediği gibi işbirliğine yatkın bireyi de daha sonrasında bencilce davranmaya itiyor. Bu bencilce düşünme ve davranma tarzının varlığı ise salgının daha çok yayılmasına ve uzun vadede bu sorun ile yaşamamıza sebep olabiliyor” şeklinde konuştu.

    ““Covid ile ilgili mizahi içerikler itici algılanabilir””

    Mizahın insan psikolojisine etkisinden bahseden BAU Öğr. Üyesi Dr. Beyza Tepe, “Mizah var olan paniği azaltabilir lakin aynı zamanda olayın ciddiyetini algılamayı da engelleyebilir. Unutmamak gerekir ki mizah en çok yaşı genç kitlenin ilgi alanına hitap edecektir ama COVID ile ilgili önlemlere de en az uyan kitle de kendisine bir şey olmayacağını düşünen genç kitle.

    O açıdan mizahi içeriği olan mesajlar üretmenin iki ucunun da olduğunu fark etmek faydalı olacaktır. Bu anlamda, son zamanlarda yapılan bir çalışmadan bahsedeyim. Kişilerin COVID virüsü ile ilgili varolan espritüel içerikleri nasıl algıladıkları incelenmiş ve sonuçlar kişilerin bu tür mesajları eğlenceli bulmanın yanı sıra itici algıladığını da göstermiştir ve bu, kadınlar ve yaşı ileri olan bireyler tarafından daha çok böyle algılanmıştır. Aslında şunu söylemek en doğrusu olacak sanırım, hiç bir mesaj tüm davranışları değiştirecek güce sahip değil, ister mizahi unsur içersin ister başka unsurlar içersin. Kitle davranışını belirleyen çok farklı faktörler var ve bunların her birine eğilmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Son olarak faydalı olmayan, korku yayan mesaj ve görüntülerden bahseden Dr. Beyza şöyle konuştu,

    “Fazla iyimser ifadeler, kimsenin kurallara uymadığını ima eden cümleler genellikle tam tersi bir etkiye neden olabiliyor. Örneğin, maskesiz dolaşmayın birbirinizi düşünün demek yerine toplumun büyük çoğunluğu maske takmanın ve fiziksel mesafenin salgının önlenmesinde etkili olduğuna inanıyor, demek daha etkili. Çünkü çoğunluğun davranış ve düşüncesini iletmiş oluyorsunuz ve bu da şu açıdan etkili, kimse toplum tarafından dışlanmak istemez. Kişiler herkesin işbirliği yaptığını bildiği zaman işbirliğine giriyorlar bunu da en çok sağlayan unsurlar “görünürlük” ve “tanımlayıcı normlar” yani çoğunluğun ne yaptığını bilmek. Bir diğer noktada ahlaki karar verme süreçleri, eğer ortada bir belirsizlik söz konusu ise kişiler çok daha kendileri odaklı düşünebiliyorlar lakin davranışlarının sonucunun başkasına zarar verebileceğine odaklanırlarsa bu sefer belirsizlik tam tersi bir etkiye sahip olabiliyor ve kişiler daha çok başkalarını düşünerek hareket edebiliyorlar.”

    Dünyaya Gelmiş En Güzel Kadınlar

    0
    Dunyaya Gelmis En Guzel Kadinlarddd

    Efsaneler, günümüzde yaşayan Barbie bebek modelleri ve Dünya üzerinde ismini altın harflerle yazdırmış gelmiş geçmiş en şahane kadınlar

    Ah şu güzellik…

    Baktıkça bakmalara doyamadığınız bedenler ve yüzler.

    Hiç bitmeyen ihtiras,tutku ve aşklar..!

    Toplumları, devletleri, hükümdarları alaşağı etmiş güzelliği tarife gelmeyen ve savaşlar çıkaran kadınlar.

    Gözlerinizi alamayacağınız kadar kusursuz olan ve hayranlık uyandıran saçlar,gözler,vücutlar…

    Kadınların dahi hemcinsi olmasına rağmen imrenerek baktığı biblolar.

    Ülkelere,ırklara,zamana ve yaşa göre değişse de güzellik kavramı;genel geçer ve çoğunluk tarafından kabul görmüş pekçok kadın geldi geçti bu Dünyadan.Hal böyleyken hem gözümüz gönlümüz açılsın hem onları biraz analım, ister misiniz?

    Buyrun o halde,başlıyoruz.

    Marilyn Monroe

    Sıralaması farklı olsa da yakın geçmişte herkesin aklına ilk gelen 20.yüzyılın en şahane kadınlarının başında elbette Marilyn Monroe geliyor. Hala fotoğraflarının Dünyanın her yerinde büyük bir zevkle tasarım objesi olarak kullanıldığı, genç yaşta ölmesine rağmen kısa süren şaşaalı hayatına pek çok güzellik sığdıran ve hazin bir sonla aramızdan ayrılan sarışın bomba…Ne garip değil mi? İnsanın yaşam süresi değil, yaşadığı zamana sığdırdıklarıymış aslında onu unutulmaz kılan. Marilyn de tam da böyle bir efsane olarak hafızalarımızda yerini almış oldu.

    Rita Hayworth

    Audrey Hepburn

    Ardından gelen isimler sırasıyla Rita Hayworth,Audrey Hepburn,Grace Kelly,Brigitte Bardor,Sophia Loren,Monica Bellucci,Ursula Anderss,Brooke Shields,Cindy Crawford,Cladia Scheffer,Roosie Huntington Whiteley,Megan Fox,Angelina Jolie,Charlize Theron,Christine Aquilera,Christina Hendricks,Eva Mendes,Gisele Bundchen,Jennifer Lopez,Kate Moss,Katherine Heigl,Mila Kunis,Nathalie Portman,Nicole Kidman,Olivia Wilde,Penelope Cruz,Salma Hayek,Halle Berry,Scarlett Johanson,Rihanna,Kate Upton,Katherine Zeta Jones,Laetitia Casta,Adriana Lima diye sayarak 20. Ve 21.yüzyılın ikonları haline gelmiş kadınların adlarını sayabiliriz.

    Grace Kelly

    Brigitte Bardor

    Farkettiyseniz hiçbiri birbirine benzemese de onları güzel kılan, yaşadıkları çağdaki kadın algısı ile kendilerine bakılması bence. Farklı kökenden,farklı eğitim seviyelerinden,farklı dillerden ve farklı toplumlardan sıyrılarak gözler önüne çıkarılan bu mücevherlerin kimi incecik,kimi balık etli,kimi sarışın kimi esmer,kimi kısa boylu kimi uzun boylu ama her ne olursa olsun baktığınız anda vurulduğunuz endamları,vücutları ve enerjileri var.

    Sophia Loren

    Hepsi farklı sektörlerde hayatın içine karışmış ya da aynı meslekte yıllarca rekabet etmiş kadınlar ama ortak noktaları tek.Yaşlansalar da,aramızda olmasalar da zerafetlerinden ve bakışlarındaki buğudan insanların hala kitleler halinde etkileniyor olması!

    Monica Bellucci

    Son söz olarak bu yazıda belirtmek istediğim minicik bir detay var. Sevgili kadınlar…bedeninizle barışın. Yaradılışınıza hükmetmeniz mümkün değil ama yaşadığınız sürece içine büründüğünüz en güzel silüet, asaletiniz olsun. Sizi dünyadan gelip geçmiş en güzel kadınlardan saymasalar da adınızı müthiş bir kokuyla anmalarını sağlayın insanların.

    Ursula Anderss

    Bulduğunuz en güzel detay,kendi var olma çabanız olsun. Güzelliği içte ve dışta ayrı ayrı yerlere koyun ve tüm büyülü bakışları sadece zihninize odaklayın.

    Yaradılışın muhteşem senfonisiyle kalın.

    Sevgiler

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    Twetter

    Instagram