Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 141

    Koronavirüs Sürecinde Çoçukları D Vitaminine Dikkat!

    0
    Koronavirüs Sürecinde Çoçukları D Vitaminine Dikkat!

    Hem yetişkinler hem de çocuklar için en değerli vitaminler arasında yer alan D vitamininin eksikliğinde çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Özellikle koronavirüs pandemisi sürecinde bağışıklığın güçlü tutulması daha da önem kazanırken, yeterli D vitamininin düzenli alınması korunma önerileri arasında ilk sıralarda yer alıyor.

    Bu vitaminin fazla depolanmasının da vücuda zararları olabileceği için, özellikle anne babaların bebeklerde ve çocuklarda D vitamini alımı konusunda dikkatli olması gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Dicle Çelik, konu ile ilgili önemli bilgi verdi.

    D vitamini anne sütünde çok az olan bir vitamindir. Anne sütü normal ihtiyacın 10’da biri kadar D vitamini içermektedir. Bu nedenle yenidoğan döneminde ilk günden itibaren bir yaşa kadar tüm bebeklere 400 ünite D vitamini düzenli olarak verilmelidir. D vitamini vücut için çok önemlidir. Bebeğin büyümesiyle birlikte kemik dokusunun, sıklıkla D vitamini eksikliği nedeniyle yeteri kadar gelişememesi raşitizme neden olabilir. Bu nedenle bebeklik ve büyüme çağında ortaya çıkabilecek vitamin eksikliklerinin bebeklere dışarıdan ağız yoluyla D vitamini verilerek önlenmesi amaçlanır.

    Destek 1 yaşından sonra da devam etmeli

    Bebeğin doğumu ile birlikte günde 400 ünite D vitamini önerilir. Bu değer 1 yaşından sonra 600 üniteye çıkarılır. Ülkemizde D vitamini aile hekimliği merkezlerinde ücretsiz olarak verilmektedir. Bebeklerin doğumuyla birlikte ilk günden itibaren D vitamini başlanabilmektedir. D vitamini desteğine bebeklerin 1 yaşından itibaren devam edilmelidir.

    Bıngıldağı kapanınca vitamini bırakmayın

    Bazı aileler bebeklerde bulunan bıngıldak yapısı kapanınca D vitamininin bırakılacağını düşünmektedir. Oysa bu durumdan sonra da D vitamini kullanılmalıdır. Ancak bazı bebeklerde çok nadiren ailesel nedenlerle yüksek kalsiyum durumu gelişebilir. Bu nedenle bebeğin kalsiyum değerleri de mutlaka takip edilmelidir. Bebeklerin böyle durumlarda D vitamini desteğine devam edip etmeyecekleri konusunda pediatri uzmanları en doğru bilgiyi verecektir.

    D vitamini eksikliği bağışıklık sistemini olumsuz etkiler

    Bebeklerde ve çocuklarda yeterli D vitamini alamamak, büyümenin gecikmesinden başlayarak, kas güçsüzlüğüne ve iskelet deformitelerine neden olan raşitizme yol açabilir. D vitamini eksikliği bağışıklık sisteminin iyi çalışmamasına, vücudun hastalıklarla mücadelesinde yetersiz kalmasına neden olur. Obeziteye zemin hazırlar ve uyku bozukluklarını beraberinde getirir. Ayrıca D vitamini eksikliğinin otoimmün hastalıklar, inflamatuvar bağırsak hastalığı, romatoid artrit, multipl skleroz, diyabet, birçok kanser çeşidi ve kalp hastalıklarının gelişmesinde rol oynadığı bilinmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, besin alerjileri, astım gibi rahatsızlıklar da düşük D vitamini düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir.

    Yürümesi gecikiyorsa dikkat!

    D vitamini eksikliği havale geçirme, yürümede ve diş çıkarmada gecikme, iştahsızlık, kilo alamama, kafatası kemiklerinin yumuşaklığı ve şekil bozukluğu, el bileklerinde genişleme, sık enfeksiyonlara yakalanma, baş terlemesi ve sürtünmeye bağlı arka kısımdaki saçların dökülmesi gibi bulgulara yol açabilir. Ancak bazen aileler bebeklerinin dişlerinin çıkması geciktiğinde, yürümesi geciktiğinde, kemiklerinin güçsüz olduğunu düşünerek ek olarak hekime sormadan D vitamini ampulleri kullanmaktadır. Bu durum çocuklarda böbrek taşı gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Sadece doktorun önerdiği takviye ve doz kullanılmalıdır.

    Hamilelerin de D vitaminine dikkat etmesi gerekir

    D vitamini yetersizliğinin temel nedeni, deride güneş ışınları etkisiyle yeterli D vitamini üretilememesidir. Özellikle kış dönemindeki hamileliklerde vitamin desteği yapılmaması, bebeklerin yetersiz D vitamini deposu ile doğmasına neden olmaktadır.

    D vitamini eksikliğinin önlenmesi için şu noktalara dikkat edilmelidir:

    • Sadece doktorun önerdiği dozda D vitamini kullanılmalıdır.
    • Hamilelerin ve bebeklerin günde 10-15 dakika, yakıcı olmayan güneşe, kol ve bacakları açık olacak biçimde rüzgardan korunarak ve şapka gibi uygun giysilerle çıkarılması önemlidir.
    • Hamileler süt ve süt ürünleriyle birlikte D vitamini desteği almalıdır.
    • Bebek ek gıdaya geçtiğinde kalsiyumdan zengin yoğurt, peynir gibi süt ürünlerinden almalıdır.

    Çocuğunuzun vücut direncini artırın

    Sonbahar ve kış mevsiminde özellikle okula devam eden çocuklar yeteri kadar güneş ışığından yararlanamamaktadır. Özellikle bu mevsimlerde dışarı çıkılsa bile kapalı alanlar tercih edilmektedir. Bu da dolaylı olarak D vitamini eksikliğini beraberinde getirmektedir. Ayrıca koronavirüs nedeniyle evde kalmaya özen gösterilen bu dönemler de çocuklarda D vitamini ihtiyacını artırmaktadır. D vitamini eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığı bilinmelidir ve bu konu önemsenmelidir. Koronavirüsün D vitamini eksikliği olan hastalar ve bölgelerde daha ağır seyrettiği ile ilgili araştırmalar artmaktadır. D vitamininin antiviral etkileriyle ilgili çalışmalar da bulunmaktadır. D vitamini eksikliğinde grip, zatürre gibi diğer hastalıklara dair riskin arttığını da gösteren çalışmalar vardır. Bu nedenle bebek ve çocukların D vitamini desteği almaları önemsenmelidir. Yaz aylarında güneşte yeterince kalınsa bile kışın yeterli D vitamini sentezi yapılamadığından çocuklara özellikle sonbahar ve kış aylarında doktor kontrolünde D vitamini verilmesi uygundur.

    Yandaş Hastalık Ağrının Şiddetini Etkiliyor

    0
    Yandaş Hastalık Ağrının Şiddetini Etkiliyor

    Kronik ağrılar insanın hayat kalitesini son derece olumsuz etkileyen ve psikolojisini bozan bir durum haline gelebiliyor. 7 gün 24 saat ve aylarca bir ağrının etkili olabileceğini belirten uzmanlar, ağrının seviyesinden ziyade hastanın hissettiği ağrı şiddetini önemsediklerini söyledi. Uzmanlara göre ağrı düşük şiddette de olsa mutlaka önemsenmeli ve ihmal edilmemeli.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. Füsun Eroğlu, kronik ağrılar ve tedavileri ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.

    Üç aydan fazla süren ağrılar kronikleşiyor

    Üç aydan fazla süren süren ağrıların kronik ağrılar olduğunu belirten Prof. Dr. Füsun Eroğlu, “Ağrı merkezlerinde ağrının nedeni araştırılıp tedavi uygulanıyor. Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan subjektif bir duygu. Ağrı ile ilgilenen bölüm ise Algoloji olarak tanımlanıyor. Algoloji, 3 ay ya da daha uzun süren ağrıların tanı, tedavi ve takibinin yapıldığı tıp alanıdır” dedi.

    Birçok kronik rahatsızlık tedavi edilebiliyor

    Prof. Dr. Füsun Eroğlu, Ağrı Merkezi’nin tedavi alanlarından şöyle bahsetti: “Ağrı merkezinde kronik ağrılar; kanser ağrıları, baş ağrıları, sinir hasarına bağlı ağrılar yani nevraljiler, kas-iskelet sistemi ağrıları; boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar tedavi ediliyor. Baş ağrıları, kanser ağrıları gibi kronik ağrı hisseden herkes başvurabilir. Akut ağrısı olan kişiler de faydalanabilir ancak akut ağrı, vücudun bir savunma mekanizmasıdır, bir uyarıcıdır. Kişinin doktora gitmesi için ciddiye alması gereken bir mesajdır. Algoloji biliminin amacı, kronik ağrı nedeni ile kişinin kaybettiği yaşam kalitesini geri kazandırmaktır.”

    Ağrı tedavisi multidisipliner yaklaşım ister

    Ağrı tedavisinin ekip işi olduğunu ve multidisipliner bir yaklaşım istediğini ifade eden Eroğlu, “Ekipte radyoloji, fizik tedavi, nöroloji, beyin cerrahisi, ortopedi ve psikiyatri ile ilgili uzmanlar yer almalı. Doktorlar ağrının bir bölümünün kesilmesine yardımcı olabiliyor ancak kronik ağrı tedavisi bir ekip işi. Bu ekip olursa ağrı tedavisi başarıya ulaşıyor. Bu nedenle ülkemizde de bu alanda tecrübeli ağrı uzmanları yetiştiriliyor. Algolog olabilmek için 6 yıllık tıp fakültesini bitiren hekimlerin, Anesteziyoloji, Nöroloji veya Fizik Tedavi uzmanlık eğitimi aldıktan sonra, iki yıllık Algoloji yan dal uzmanlık eğitimini alması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Kronik ağrılar yaşamı olumsuz etkiliyor

    Kronik ağrıların insanın hayat kalitesini son derece olumsuz etkileyen ve psikolojisini bozan bir durum olduğunu söyleyen Prof. Dr. Füsun Eroğlu, “Bazen kişi 7 gün 24 saat ve aylarca bu ağrıyı yaşar. Psikiyatrik bir hastalık varsa ona bağlı olarak da ağrı hissedebilir. Ağrı merkezinde kronik ağrılar tedavi ediliyor. Çoğu zaman ağrı çeken kişiler pek çok uzmana gider. Ağrılarının geçmesi için tüm yöntemleri deniyorlar. Ağrı merkezleri, bu kişilerin ağrılarına yoğunlaşıp tedavi sürecine multidisipliner yaklaşarak yaşam kalitelerini artırmayı hedefliyor. Tüm dünyada ağrı kesiciler ve anti depresanlar çok yaygın olarak kullanılıyor. Ağrı Merkezleri arttıkça doğru ağrı kesiciyi doğru hastada kullanmaya başlanacaktır, böylece bilinçsiz ağrı kesici kullanımları da azalacaktır” diye konuştu.

    Ağrılar düşük şiddette de olsa önemsenmeli

    Ağrı merkezinde yapılan tedavide ağrının seviyesinden ziyade, hastanın hissettiği şiddetin daha önemli olduğuna dikkat çeken Eroğlu, “Ağrı, subjektif bir duygudur. Kişiden kişiye, kültürden kültüre ve yandaş hastalığa göre değişir. Kişi ne şiddette ağrı hissediyorsa, bizim için şiddeti odur. Örneğin ağrının şiddetini değerlendirirken, hasta ağrısını 10 üzerinden 9 şiddetinde hissediyorsa hastanın ağrısını 9 olarak kabul ederiz. Yaklaşım hiçbir zaman “bu hastada bu kadar şiddetli ağrı yapmaz” şeklinde olmamalı. Ağrı düşük şiddette de olsa önemlidir. Ağrı eşiği de genelde bütün insanlarda aynıdır ancak ağrı tolerasyonunda farklılık olabilir. Eğer ağrı eşiğini etkileyen bir sorun varsa örneğin tümör gibi veya sinir sistemini etkileyen bir hastalıkta ağrıyı beynimizdeki ulaşmasında problem olabilir” dedi.

    Kronik ağrı psikolojiyi bozabilir

    Prof. Dr. Füsun Eroğlu, ağrı merkezinde kronik ağrılı durumların tedavi edildiğini söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:

    “Kronik ağrılar insanın yaşam kalitesini düşürmektedir. Artık eskiden yapmaktan mutluluk duyduğu şeyleri yapmamaya, devamlı ilaç kullanmaya, gerginlik, uyku bozuklukları, tükenmişlik, toplumdan uzaklaşma, çalışıyorsa işini aksatmaya başlar. Aslında büyük bir mutsuzluk kaynağıdır ağrı. Doğal olarak da kişinin ve hatta yakın çevresinin, ailesinin psikolojisini etkiler. Sonuçta kronik ağrı psikolojik bozukluğa neden olabildiği gibi bazı psikiyatrik durumlar da ağrı nedenlerinin arasında önemli yere sahip. Kronik ağrısı olan hastanın mutlaka psikiyatrik olarak da değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle Ağrı Merkezi ekibinde psikiyatristin de yer alması çok önemli.”

    Lokma da Derler, Keçi Ayağı da: Pişi Tarifi

    0
    Lokma da Derler, Keçi Ayağı da: Pişi Tarifi

    Mayalı hamurla ne yapılır diyenlerin yardımına koşan bu pişiyi biz mayalayarak yaptık. Ama siz bekleme derdi olmasın, pratik olsun istiyorsanız şu mayasız pişi tarifimize de bakabilirsiniz. Hatta ve hatta karbonatlı pişi tarifimize şuradan ulaşabilir, farklı pişi çeşitleri içinse şu içeriğimizden yararlanabilirsiniz.

    Pişi Tarifi İçin Malzemeler

    • 2 su bardağıılık su
    • 1 yemek kaşığıtoz şeker
    • 1/2 paketyaş maya(21 gram)
    • 5 su bardağıun
    • 1 tatlı kaşığıtuz
    • 2 su bardağıayçiçek yağı

    Pişi Tarifinin Püf Noktası

    Hamurları kızartma işlemi öncesinde de dinlendirmeye dikkat edin.Hamurun elinize yapışmaması için; ellerinizi hafif bir şekilde yağladıktan sonra şekil verin ve kızartın.

    Pişi Tarifinin Pişirme Önerisi

    Kızartma yağını soğuduktan sonra kapağı kapalı bir kavanozda, oda sıcaklığında, karanlık bir dolapta saklayabilir diğer kızartma işlemlerinde de kullanabilirsiniz.

    Pişi Tarifi Nasıl Yapılır?

    1. Ilık su içerisinde 1 yemek kaşığı toz şeker ve 1/2 paket yaş mayayı çözdürün.
    2. 10 dakika kadar dinlendirin.
    3. Derin bir kap içerisinde 3 su bardağı un, tuz ve mayalı karışımı harmanlayın ve yoğurun bu esnada kalan undan kıvam alana kadar azar azar ekleyin.
    4. Hamuru 10 dakika kadar çeke çeke yoğurun ve üzerini örtüp oda ısısında bir saat kadar mayalayın.
    5. Mayalanmış hamuru merdane ile açın
    6. Su bardağı ile keserek şekillendirin. Kestiğiniz hamurları 10 dakika ikinci defa mayalayın ve sıcak sıvı yağda önlü arkalı kızartın.
    7. Pişilerinizi fazla yağını bırakması için bir iki dakika havlu peçete üzerinde dinlendirin.
    8. Afiyet olsun.

    Doğtaş’tan Tarz ve Uyum İmzalı Aydınlatmalar!

    0
    Doğtaş’tan Tarz ve Uyum İmzalı Aydınlatmalar!

    Doğtaş, yaşam alanlarına tarz ve uyum aşkını yansıtan tasarımlarının yanı sıra, tamamlayıcı aydınlatma gruplarıyla da ışık katıyor. Modern çizgilerden avangard stile uzanan geniş yelpazede farklı beğenilere cevap veren aydınlatmalar; avize, lambader ve abajur kategorilerinden oluşuyor.

    Metal ve cam uyumunun öne çıktığı avize modellerinde, sarı, mavi ve açık gri tonlarında renkli camlar, damla şeklindeki ampuller göze çarpıyor. Tekli ya da çoklu olarak tasarlanan avize modellerine şık lambaderler ve abajurlar eşlik ediyor. 3 bacaklı modern modellerden, metal başlıklı ve klasik başlıklara uzanan lambaderlerle, dressuar ya da yan sehpa üzerinde romantik bir ambiyans sağlayan abajurlar, Doğtaş imzalı aydınlatma grubunun vazgeçilmezleri olarak dikkat çekiyor.

    Yıl bitmeden yaşam alanına şık bir dokunuş katmak isteyen herkesi www.dogtas.com online sitesine davet eden Doğtaş, 444 3 487 numaralı telefon üzerinden ücretsiz mimarlık hizmetiyle evleri yeni yıla hazırlıyor.

    Antibiyotik: Faydası Zarara Dönüşmesin!

    0
    Antibiyotik: Faydası Zarara Dönüşmesin!

    Covid-19 enfeksiyonunun tüm hızıyla devam ettiği bugünlerde, bir yandan da her sonbaharda olduğu gibi yine mevsimsel grip ve nezle gibi viral hastalıklar da kapıyı çalmaya başladı!

    Virüslerin neden olduğu hastalıkların en önemli özelliklerinin başında bulaşıcılığının çok fazla olması gelirken, tedavide bilinen bir ilacının olmaması da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Zira bu noktada pek çok kişi antibiyotiğe sarılarak fayda yerine daha fazla zarar görebiliyor! İşte, tüm dünyada 18 Kasım Antibiyotik Farkındalık Günü ile bilinçsiz antibiyotik kullanımının tehlikelerine karşı farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktalarından biri; antibiyotiklerin bulunması ve böylece pek çok insanın hayatının kurtarılabilmesidir. Ancak enfeksiyonun nedeninin viral ya da bakteriyel kökenli olup olmadığının ayrımı için klinik ve laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekir, aksi takdirde çok ciddi zararlar verebilir” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, bilinçsiz antibiyotik kullanımının 5 önemli zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Direnç geliştiriyor

    Antibiyotiğin aşırı ve yanlış kullanımı sonucu pek çok bakteri direnç geliştirmiştir. Yani antibiyotik işe yaramaz hale gelir. Bu durum enfeksiyonların tedavi edilememesine neden olur. Antibiyotikler gerekli olduğu zaman kullanılmalı ve önerilen tedavi zamanından önce kesilmemelidir.

    Sindirim sistemini bozuyor

    Bilinçsiz antibiyotik kullanımı; bulantı, kusma, şişkinlik ve karın ağrıları başta olmak üzere sindirim sisteminin dengesini bozarken, ishale yol açabilir. Ayrıca ağızda yara, diş renginde değişmeye neden olabilir.

    Bağışıklık sistemine zarar veriyor

    Bağırsak mukozamızdaki yararlı mikropları öldürerek mukozal bağışıklığı bozabilmekte ve yeni enfeksiyonların gelişmesine neden olabilmektedir. Alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında artışa yol açabilir. Derideki kaşıntı ve döküntülerden başka öksürük nefes darlığı gibi ileri alerjik reaksiyonlara neden olabilir.

    Metabolik sorunlara ve obeziteye yol açabiliyor

    Özellikle çocukluk çağında yanlış kullanılan antibiyotikler bağırsak floramızı bozarak emilim sorunları yaratmakta ve diyabet hastalığı zemini oluşturup obeziteye neden olmaktadır.

    Karaciğer ve böbrek yetmezliğine zemin hazırlıyor

    Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur ”Antibiyotikler vücuttan karaciğer ya da böbrek yolu ile atılır.Pek çok ilaç karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozmakta ve yetmezliğe neden olabilmektedir. Covid-19 enfeksiyonu ile mücadele ettiğimiz bugünlerde, bir yandan da sonbaharın kendine özgü hastalıkları ile karşı karşıya kaldığımızda hemen antibiyotiğe sarılmak fayda yerine zarar verecektir. Virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotikler etkili değildir. Antibiyotikler bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonların tedavisinde etkilidir. Ancak kesinlikle hekimin gerekli gördüğü durumlarda kullanılmalıdır” diyor.

    Yeni Nesil Mutfak Tasarımı: Mira Mutfak

    0
    Yeni Nesil Mutfak Tasarımı: Mira Mutfak

    Duygulara hitap eden ve özel hissettirecek mekânlar tasarlayan Bodrum Mutfak Mobilya, kişiye özel birbirinden farklı mutfak modelleriyle karşımıza çıkıyor. Hareket alanı kendi ekseninde seyreden, kullanımı kolay ve kapasitesi yüksek Mira Mutfak ile “ada” kavramı yön değiştiriyor. Dar zamanların, dar mekânların, farkı yaşamak isteyen ve hayata ilham katanların mutfağı olan Mira Mutfak, fonksiyonel çözümleri ile kullanıcıya daha konforlu yeni nesil tasarımlı bir mutfak hayatı sunuyor.

    Türkiye’nin en prestijli mutfak ve mobilya tasarım markalarından olan “Bodrum Mutfak Mobilya”, birbirinden farklı renkleriyle oluşturduğu özel tasarımları ile kullanıcıların karşısına sayısız alternatifle çıkıyor.

    Dar Alanların Çözüm Ortağı: Mira Mutfak

    Mutfakta ihtiyaca göre kişiye özel tasarımlar sunan Bodrum Mutfak Mobilya, Mira Mutfak modeli ile yeni nesil mutfak tasarımına farklı bir anlayış getiriyor. Dar alanlarda sunduğu fonksiyonel çözümler ve her ihtiyaca cevap vermesiyle ön plana çıkan Bodrum Mutfak Mobilya’nın Mira modeli, aynı zamanda estetik görünümüyle kullanıcılara ilham oluyor. Dar alanları muhteşem dokunuşlarıyla farklı bir görünüme kavuşturan Mira Mutfak, yaratıcılıktaki engelleri avantaja dönüştürüyor. Geniş yelpazesiyle mutfakta ihtiyacın fazlasını sunan Mira Mutfak, fonksiyonel çözümleriyle yeni nesil tüketicilerin vazgeçilmez tercihi oluyorTezgâh altı şaraplık, ada priz sistemi, işlevselliği ile göz dolduran evyesi, pişirme, hazırlık ve saklama alanları sunan Mira modeli mutfakta geçirilen zamanı keyfe dönüştürüyor. Farklı kapak ve ürün seçenekleri ile kullanıcı beklenti, ihtiyaç ve bütçesine uygun olarak geliştirilen tasarımlar, yenilikçi mutfak anlayışı ile hayat buluyor.

    Bodrum Mutfak Mobilya, butik anlayışla bir evin ihtiyacı olan mutfak başta olmak üzere, mobilya, oturma grupları, kapı, banyo ve aksesuarlardan oluşan geniş bir ürün gamıyla yoluna devam ediyor. Her bütçe ve zevke uygun kişiye özel tasarımları ile benzersizi yakalamayı başaran Bodrum Mutfak Mobilya, odak noktasına yüksek müşteri memnuniyetini koyuyor.

    Koronavirüs Geçirenler İçin Önemli Beslenme Önerileri

    0
    Koronavirüs Geçirenler İçin Önemli Beslenme Önerileri

    Son dönemlerde Covid 19 ile ilgili yapılan çalışmalar, virüse yakalanıp iyileştikten sonra tekrar hasta olunabildiğini ortaya koyuyor. Bu sebeple koronavirüsü atlatmış kişilerin de bulaş yollarına çok dikkat etmesi ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi gerekiyor.

    Vücut direncini artırmanın en önemli yollarından biri de sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeninden geçiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Aslıhan Altuntaş, koronavirüs hastalığını atlatmış kişilerin beslenme düzeninde dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

    Günlük sıvı tüketimi akciğerler için çok önemli

    Koronavirüse yakalanıp atlatan kişilerde özellikle akciğerde nem tutabilmek için günlük sıvı tüketiminin minimum 2.5 litre olması çok önemlidir. Diğer sıvılar suyun yerine geçmeyeceği için ve telafisi başka sıvılarla yapılamadığından, sıvı alımını yalnızca su ile yapmak önemlidir.

    Bu dönemde pancarı sofralarınızdan eksik etmeyin

    Özellikle bu dönemde bağışıklık açısından oldukça önemli meyve ve sebzeler bulunmaktadır. Bunların başında rengi mor olanlar gelmektedir. Örneğin pancar, mucize besin olarak adlandırılan en önemli sebzelerimizden biridir. Pancarın içeriğindeki mor rengi veren antosiyaninlerin fazla olması, aynı zamanda folik asidin yüksek değerde bulunması bağışıklık sisteminde ve yaşam döngüsü adı verilen metilasyon döngüsünde yer aldığı için çok değerlidir. Çok hafif haşlayarak ya da çiğ olarak salatalarda kullanılabilir, turşusu da yapılabilir. “Pancar kvass” adı verilen tarifle günlük sıvı şeklinde şalgam suyuna benzer bir şekilde tüketilebilir. Ancak mutlaka haftada en az 4 gün, mümkünse her gün pancar sofralarda bulundurulmalıdır. Bununla birlikte mor havuç da tıpkı pancar gibi güçlü antioksidan etkisi olan sebzelerdendir. Mor havucu da yine ara öğün olarak normal havuç gibi yiyebilmek mümkündür. Salatalara da eklenebilir. Tuz miktarı doğru ayarlanarak şalgam suyu şeklinde tüketilebilir. Yemeklerin yanında değil de ara öğünlerde tüketilmesi özellikle tavsiye edilmektedir.

    Basit karbonhidratların tüketimini sınırlandırın

    Eğer günlük beslenmemizde basit karbonhidrat dediğimiz; şeker, tatlı, pirinç, beyaz undan yapılan hamur işleri, fast food besinler var ise bunları haftada en fazla 3 kere ile sınırlandırmak gerekmektedir.

    Rengarenk sebzelerin gücünden faydalanın

    Tüm besin gruplarını 4 şekilde ayırarak ilk başta bol renkli ve çeşitli sebze tüketmek, günde 2 porsiyonu aşmayacak şekilde farklı renkte meyveleri seçmek önemlidir. Tahıl grubunda beyaz un değil, tam tahıllı unlar olması önemlidir. Protein gruplarında günlük ihtiyaç eğer hala enfeksiyon devam ediyorsa yüksektir. Ancak enfeksiyon geçtiyse normal günlük tüketilmesi gereken proteini tüketmek yeterlidir. Protein grubu olarak ise balık önceliktir. Sonrasında hindi eti gelir. Kırmızı et ise haftada en fazla 4 öğünle sınırlandırılmalıdır. Yoğurt ve kefirden de protein desteği alınması gerektiği unutulmalıdır. Son olarak ise en dikkat edilmesi gereken grup yağlar ve şekerlerdir. Yağ olarak özellikle ceviz, fındık, fıstık, zeytinyağı gibi besinlerde sağlıklı yağlar bulunur ve bunlar E vitamini yönünden zengindir. E vitamini de çok kuvvetli bir antioksidandır. Günlük 1 avuç kadar, ortalama 40-50 gramı geçmeyecek şekilde kuruyemiş tüketilebilir. Bunun daha fazlasının ne kadar sağlıklı yağlar da olsa yağ olduğu unutulmamalıdır. Şekerli gıdalarda ise her ne kadar pekmezin, balın en doğalı olsa da bu besinlerin basit şeker olduğu unutulmamalı, herhangi bir kronik hastalık yok ise günlük 1 çay kaşık miktarı aşılmamalıdır. Ancak genellikle en fazla haftada 2-3 kere kahvaltıda 1’er tatlı kaşığı şeklinde sınırlandırılması gerekir.

    Enfeksiyon sürecinin ardından beslenme düzeni normale dönebilir

    Enerji verici gıdalar olarak algılanması gerekenler kesinlikle şeker, bal, pekmez, tatlı gibi basit karbonhidratlar değildir. Genel olarak vücutta halihazırda bir enfeksiyon varsa vücudun enerji ihtiyacı artmaktadır. Bu ihtiyacı karşılayacak en önemli besin grubu sebzelerdir. Örneğin daha fazla salata tüketilmelidir. 3 öğüne de farklı renkleri içeren sebzelerin mutlaka koyulması gerekir. Meyveler antioksidan lif, vitamin ve mineral açısından çok değerlidir. Ancak aynı zamanda şeker içerdikleri unutulmamalıdır. Meyveler, günde erkekler için 3, kadınlar içinse 2 porsiyon olarak tüketim limitinde önerilmektedir. Protein ihtiyacı enfeksiyon sürecinde artar ancak enfeksiyon atlatıldıysa günlük alınması gereken besin tüketimi yeterli olacaktır. Eğer birey enfeksiyon sürecindeyse ve halihazırda enerji düşük ise o zaman örneğin günde ortalama tüketilmesi gereken 2 dilim peynir ise, enfeksiyon sürecinde bu miktar 4 dilime çıkabilir. Ya da günlük ortalama kadınlar için 3, erkekler için 5 köfte yeterlidir. Ancak enfeksiyon sürecinde 6-7 köfte miktarına çıkarılabilir. Protein alımı 1-2 porsiyon artırılabilir.

    Koronavirüsle mücadelede en önemli kahramanlar D ve C vitaminleri

    Koronavirüste D vitamini alımı çok önemlidir. D vitamini düzeylerinin mutlaka kontrol ettirilerek, düşüklük var ise bunun giderilmesi için gerekli replasman tedavisinin yapılması gerekmektedir. Normal aralıkta ise bile kilogram başına hesaplanacak şekilde D vitamini takviyesi uzmanlara danışılarak mutlaka alınmalıdır. D vitamini besinlerden çok fazla alınamamaktadır. Güneşten faydalanılabilir ancak çok ciddi bir düşüklük varsa mutlaka hekim kontrolünde takviye yapılması gerekmektedir. C vitamini takviyesi de büyük öneme sahiptir. Ancak C vitamininde günlük alım düzeyinin üzerine çıkılmamalıdır. Bu değer ortalama 500 miligramdır. Bu miktar, günlük sebze ve meyveler düzenli tüketildiğinde zaten alınmaktadır. C vitamininde ise en etkili besinler daha çok turunçgiller diye bilinir ancak yeşil sivri biberin C vitamini içeriği turunçgillerden daha fazladır. Bu nedenle günlük olarak yeşil sivri biberlerden ya da kırmızı acı biberlerden tercih edilebilir.

    Cilt Bakım Rutininde Sağlıklı Yağ Dönemi

    0
    Cilt Bakım Rutininde Sağlıklı Yağ Dönemi

    Sağlıklı doğal yağlar cilt bakım rutininde gittikçe daha çok tercih ediliyor. Antioksidanlar açısından son derece zengin olan Nar Çekirdeği Yağı, cildi yenileyici, canlandırıcı, kırışıklık karşıtı etkileriyle cilde uygun çözümler sunuyor. Özel yağ, Omega-5 olarak bilinen esansiyel yağ asidi içeriyor ve serbest radikallere karşı güçlü bir etki gösteriyor.

    Sağlıklı yaşam tutkunlarının dostu Zade Vital, sağlıklı Nar Çekirdeği Yağı ile güzellik rutininin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Isı ve kimyasal işlem olmadan, soğuk sıkım yöntemiyle elde edilen bu harika formül, cilt tarafından kolayca emiliyor, her cilt tipi için güvenli ve keyifli bir bakım sunuyor.

    Takviye edici gıdaları kullanmadan önce lütfen doktorunuza danışınız.

    Zade Vital Doğal Besin Destekleri Serisi, tohumun doğduğu Anadolu topraklarından çıkan, Akdeniz ve Karadeniz’in sağlık fışkıran bitki ve meyvelerinden güç bulan Türkiye’nin ilk sağlıklı yaşam markasıdır. 135 yıldır “nesiller boyu sağlık” ilkesi ile çalışan Helvacızade Grubu yoğun Ar-Ge yatırımı gerektiren ilaç sektöründe, üniversite ve sanayinin bilgi birikimi ve imkanlarını biraraya getirerek, 2012 yılında Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi ARGEFAR ile işbirliği içinde Zade Vital’i toplumla buluşturmuştur. Zade Vital, binlerce yıldır şifa ve güzellik amaçlı kullanılan bitki, meyve ve tohumları Ar-Ge ile birleştirerek dünyanın en zengin Soğuk Pres ürün çeşitliliğini sunmuştur.

    Bitki, meyve ve tohumları hiçbir ısıl işlem ve kimyasal işlem görmeden üreten Zade Vital, geniş ürün yelpazesi ile sadece belirli coğrafyalarda yetişen bitkileri, uluslararası GMP (Good Manufacturing Practices) standartlarında üreterek, farmasötik formda tüm dünya ile buluşturmaktadır. Zade Vital ürünleri Türkiye genelinde 16.590 eczanede, sadece doktor ve eczacı danışmanlığında insanlarımızla buluşmaktadır. Zade Vital; Nutrasötik ve Kozmesötik kategorileri ile 130 farklı ürün çeşidi ve 537 farklı ürün formu ile çocukluktan itibaren yaşamın her döneminde daha iyi hissetmek, yaşlanma etkilerini geciktirmek, hastalıklardan korunmak, güç ve enerji kazanmak, cildin sağlık ve güzelliğini korumaya ve sağlıkla yaş almaya destek olmaktadır. 2017 yılında ABD Chicago’da Zade Global Inc. şirketini kuran Helvacızade Grubu, dünya genelinde Zade Vital markası ile sağlık alanında fark yaratmak için çalışmalarına hızla devam etmektedir.

    Zade Vital hakkında detaylı bilgi için; www.zadevital.comwww.akilkupuyuz.com ve www.megagucuz adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

    Akciğer Kanserinin Yan Etkilerine ‘Pulmoner Rehabilitasyon’

    0
    Akciğer Kanserinin Yan Etkilerine ‘Pulmoner Rehabilitasyon’

    Vücudun belirli bir bölümündeki hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüdüğü ve çoğaldığı bir durum olan ‘Kanser’ yüzden fazla hastalık grubunun da genel adı olarak karşımıza çıkıyor.

    Her yıl dünyada 12 milyondan fazla insanda görülen bu problem, ölümcül hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Dünyada insanları etkileyen en yaygın kanser türünün ‘Akciğer Kanseri’ olduğunu dile getiren Romatem Bursa Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serap Latif Raif, “Sorunu yaşayan kişiler tedavilerin yanı sıra kanser nedeniyle akciğer fonksiyonlarında azalma yaşayabilirler. Bu durum bireylerin hayat kalitesini daha da düşürebilirken nefes darlığı, yorgunluğu azaltma ve fonksiyonel kapasiteyi ve yaşam kalitesini artırma konusunda ise ‘Pulmoner Rehabilitasyon’ büyük önem taşıyor” dedi.

    Kanser, trilyonlarca hücreden oluşan insan vücudunun hemen hemen her yerinde başlayabilir. Normalde insan hücreleri, vücudun ihtiyaç duyduğu yeni hücreler oluşturmak için büyür ve bölünür. Hücreler yaşlandığında veya hasar gördüğünde ölürler ve yerlerini yeni hücreler alır. Ancak kanser geliştiğinde, bu düzenli süreç bozulur. Hücreler giderek daha fazla anormal hale geldikçe, eski veya hasarlı hücreler ölmeleri gerektiğinde hayatta kalırlar ve ihtiyaç duyulmadığında yeni hücreler oluşur. Bu ekstra hücreler durmadan bölünebilir ve tümör adı verilen büyümeler oluşur. Hayati tehlikeye en fazla neden olan kanser türü olarak ise akciğer kanseri olarak biliniyor. Bu sorunun erken teşhisi büyük önem taşıyor. Bu kapsamda farkındalık yaratmak amacıyla 17 Kasım ‘Dünya Akciğer Kanseri Günü’ olarak kutlanıyor.

    Pulmoner Rehabilitasyon Solunum Sıkıntılarında Çözüm Oluyor

    Türkiye’nin akciğer kanseri sıklığında dünyada ilk 10 ülke arasında yer aldığını belirten Romatem Bursa Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serap Latif Raif, “Kendini hemen göstermeyen sinsice kendini gösteren bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Tedavi süreci ise zorlu bir süreci oluşturuyor. Bu sorun, solunum işini gerçekleştiren akciğerlerimizin kapasitesinin de azalmasına neden olur. Bu azalma ile birlikte kişilerde nefes darlığı, yorgunluk, huzursuzluk gibi birçok problem ortaya çıkabilir. Bu kapsamda ise son yıllarda daha da önem kazanan akciğer kanseri, koah gibi sorunlarda solunum sıkıntısı yaşayabilecek kişilere uygulanan ‘Pulmoner Rehabilitasyon’ büyük önem kazandı. Bu teknik ile nefes kalitesini arttırma, ağrıları azaltma, yutkunma sorunlarını giderme, günlük fiziksel aktiviteleri yapabilme gibi birçok fayda sağlıyor. Amaç tedavinin yan etkilerini azaltmaya çalışırken kişinin olumsuz etkilerden uzak tutarak motivasyonunu güçlü tutmak “ ifadelerini kullandı.

    Onkoloji Rehabilitasyonu Kişilerin Yaşama Katılımını Arttırıyor

    Dr. Raif, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kanser ve tedavisi genellikle fiziksel, psikolojik ve bilişsel sorunlara neden olur. Bu sorunlar günlük aktiviteler yapmayı veya işe dönmeyi zorlaştırabilir. Ayrıca sağlığınız üzerinde kalıcı bir etkisi olabilir. Onkoloji rehabilitasyonu, kanser tedavisi sırasında ve sonrasında ortaya çıkabilecek bu sorunlara yardımcı olabilir. Bu yöntemin amacı, kişilerin bağımsızlıklarını en üst düzeye çıkarmak, yaşam rollerini olabildiğince sürdürmek ve yaşam kalitelerini iyileştirirken bu rahatsızlıkta en büyük rol oynayan moral motivasyonu da en üst düzeye çıkarmak”

    Kış Aylarında Kendinizi Diri Hissetmenizi Sağlayacak Öneriler

    0
    Kis Aylarinda Kendinizi Diri Hissetmenizi Saglayacak oneriler

    Maskeyle geçirilen günler, erkenden kararan hava, soğuk ve yağmurlu günler, kalın kalın giyinsekte bir türlü ruhumuzun içine güneş doğmadığı sabahlar…

    Geldi çattı kış mevsimi. Hani sanat eseri gibi tablolarla yazdan sonra havaların sertleşmesine uyum sağlamamız için giriş yapan sonbahardan sonra pekte içinde olmayı sevmediğimiz günlere merhaba dedik. Ben kış aylarında doğmuş olmama rağmen hiç sevmem bu kasvetli ve gri havaları ama ne yapalım karanlıktan sonra doğacak aydınlık sabahlar için bu günler de görevini yapacak ve gidecek… Yeter ki bedenimiz ve ruhumuz sağlıklı olsun. Ömür denilen süre geçecek mevsimler gibi öyle ya da böyle…

    Yazın o herşeyi kolay kılan ve insanın içini kıpır kıpır yapan güneş ışınlarının yanında buz gibi sular, hareketli bir hayat, hafif beslenme insanı diri tutuyor tutmasına da…ya kışın dinç ve dingin kalmak için neler yapmalı sizce?

    Yorgunluğunuzu atmak ve negatif enerjinizi yok etmek için sabahtan başlayın vereceğim tavsiyeleri yapmaya

    Güne limonlu ve ılık olması, kaydıyla bir bardak suyla başlayın. Bilindik ve duyma ihtimalinizin yüksek olduğu bir tavsiye bu belki ama inanın gece boyu uyku esnasında vücudunuzda biriken toksinleri atmanızı ve bedeninizin enerjik hissetmenizi sağlayacak bir uygulamadır kendisi. Malum, gün içinde ne kadar çok su içilirse kişinin kendini mutlu hissedeceğine yönelik pek çok araştırma varken gündemde; siz sabahtan başlayın kendiniz için bir şeyler yapmaya.

    Kahvaltı yapma alışkanlığınız varsa lütfen bal,ceviz,süt,yumurta ve peyniri kahvaltınızdan eksik etmeyin. Yok ben sabah zaten zor kalkarım, kahvaltı yapmaya vaktim yok diyorsanız da yanınıza mutlaka birkaç tane ceviz alın. Çalıştığınız ortamda bu besinleri bir şekilde ve özellikle sabhaları tükettiğiniz taktirde vücudunuzda yaşayacağın direnç değişikliğini farketmeniz çok kısa zaman alacaktır.

    Kırmızı meyvelerin taze haline bayılmayan var mıdır acaba? Bence yoktur. Şöyle kıpkırmızı dağ çileklerine,ekşi ekşi ama kokusu baştan çıkaran vişnelere ve dişlerinizi kamaştıracak kadar iştah açıcı elmalara kimse hayır diyemez herhalde. Tamam, mevsimi değil ama siz bunların kış aylarında bitki çaylarını tüketmeye bakın. Yanlarına bir de kuşburnu çayını da ilave edin ki bakın nasıl enerjiniz artıyor ve bağışıklık sisteminiz güçleniyor.Tabii söylemeye gerek yok sanırım, mümkünse doğal haliyle kurutulmuş olanlarını seçmeniz bu çayların, etkisini daha yoğun ve direk yaşamanızı sağlayacaktır.

    Bana kalsa bunun tam cümle formatı, kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı ama şimdi başka bir haliyle bu düşünceyi çikolataya uyarlayacağım. Hangi çeşidi olur bilinmez ama illaki sevdiğin bir formu vardır zannımca çikolatanın. Tam da o halini kış aylarında küçük bir parçasıyla yetinmek şartıyla çikolata tüketmeniz algınızı açacağı gibi, kendinizi mutlu hissetmenizi sağlayacaktır.

    Kilo probleminiz varsa ve özellikle kış aylarında bağışıklık sisteminizle alakalı sorun yaşıyorsanız bol bol yoğurt tüketmeye çalışın. Günde en az 1 kase yoğurt yiyerek hem enerjinizi toplamış hem kilo vermenize yardımcı olmuş hem de açlığınızın önüne geçmiş olacaksınız. Benden söylemesi…

    Çalışanların en büyük sıkıntısı yoğun iş temposudur ve bu durum kış aylarında bazen çekilmez bir hal alır. Ya bu durum için nasıl dik durduracaksınız bedeninizi?Tabii ki uykunuza önem vererek…İlla 8 saat uyumanız gerekmiyor ama bilindiği üzere, beynimizin en verimli uyku saatleri olan 22.00-3.00 saatleri arasında uykuya dalmış olmayı sağlamanız, bir sonraki günü verimli ve dinamik geçirmenizi sağlamanın yanında yaşlanma sürecinizi de geciktirecek bir şey yapmış olmanızı mümkün kılacak.

    Dünya üzerinde pekçok insan sebze ve yeşillik tüketmeyi sevmiyor ama şu bir gerçek ki;sebze tüketimi hem sindirim kolay olmasına hem de kış aylarında bolca alındığı taktirde sizi her anlamda koruyanc vitaminini bol miktarda almanıza imkan tanıyor.Sabahtan akşama kadar et,fast food,gazlı içcecekler ve tatlı tükettiğiniz günlerle sebze ağırlıklı beslendiğiniz günler arasında bedeninizde yaşadığınız değişiklikleri bir fark edin,o zaman anlarsınız ne demek istediğimi…

    Ve lütfen ama lütfen en önemli konuyu asla ihmal etmeyin. Kısacık mesafeleri bile arabayla katetmeyin,yürüme mesafelerinizi azaltarak hareket alanınızı daraltmayın.Egzersiz yapmaya,yürnecek mesafeleri uzatmaya,miskinliğe bu aylarda pek meyletmemeye bakın çünkü siz ne kadar atıl hale getirirseniz sizi taşıyan bedeni,onun da hayatın akışında size aksaklıklar yaşatması ihtimali o kadar arıyor.

    Bu kış,çok eski olmasa da eski yıllardaki gibi rahat çıkamıyoruz yollara. Kışın karların üzerinde belki o kadar güzel anılar biriktiremeyeceğiz malum salgın yüzünden ama ne olursa olsun siz tek sermayeniz olan bedeniniz dingin,diri ve dayanıklı tutmak için size uyan yolları seçmeknetn imtina etmeyin.

    Bol bol gün ışığı alın,karbonhidrat tüketimini minimum düzeyde tutun,balık yemeye ve omega 3 ve omega6 yağlarını içeren besinleri almaya gayret edin,bol bol su için,sevdiklerinizle geçirdiğiniz zaman dilimlerini bir tık daha uzun tutmaya çalışın ve aromaterapi ile zihninizi sakinleştirmeye bakın.

    Bu mevsim de geçecek elbet ve yaşanacak ömrümüz varsa nice güzel ve zinde sabahlara uyanacağız inşallah.

    Çocukken bir TV kanalının hava durumu spikerinin,programın sonunda söylediği bir cümle vardı.Hatırlayanlarınız varsa gülümsemiştir bile okurken yazıyı:)

    “Havalar nasıl olursa olsun,sizin havanız güzel olsun” diyor,sıcacık bir bardak çay eşliğinde gününüzün keyifle geçmesini ümit ediyorum.

    Sevgiler

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    Twetter

    Instagram