Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 153

    Alzheimer Hastalığı Yaşlanmanın Doğal Bir Sonucu Değil!

    0
    Alzheimer Hastalığı Yaşlanmanın Doğal Bir Sonucu Değil!

    Yaşlanan nüfusla birlikte en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri haline gelen Alzheimer hastalığına insan beyninin işlevini bozan ve temizlenemeyen bazı proteinler neden oluyor.

    “Yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, uzun süreli stres, hareketsizlik, yetersiz ve kalitesiz uyku, lifsiz ve yüksek kalorili diyet ve düşük eğitim seviyesi beyindeki hastalık sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Prof. Dr. Raif Çakmur, beyindeki proteinin belirlenmesi ve hastalığın seviyesine göre kişiye özel ilaçların kullanılacağı bir dönemin çok yakında olduğuna da dikkat çekiyor.

    1901 yılında Auguste isimli bir kadın hasta unutkanlık ve hayal görme şikayetleriyle Frankfurt’ta bir akıl hastanesine kaldırıldı. Dr. Alois, Auguste’ye nasıl yardım edeceğini bilmiyordu, ancak vefat edene kadar onu takip etti. Ölümünden sonra Dr. Alois, hastasının beynini mikroskopta inceledi ve daha önce hiç görmediği tuhaf plaklar ve yumaklar buldu. Alois, Dr. Alois Alzheimer’dı, Auguste ise Alzheimer tanısı alan ilk hasta olarak tarihe geçti. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Prof. Dr. Raif Çakmur, şu anda dünya çapında 40 milyon insanın beyninde Dr. Alois Alzheimer’ın bulduğu temizlenemeyen ve beynin işlevselliğini bozan bu proteinlerin bulunduğu söylüyor. Bu proteinlerin 2050 yılında 150 milyon insanı etkileyeceğinin öngörüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Çakmur, geçtiğimiz yüzyılda Alzheimer hastalığının yaşlanmanın normal bir parçası gibi değerlendirildiği ancak son 20 yıl içinde bu algının değiştiğine dikkat çekiyor.

    Hastalığın teşhisi artık çok daha kolay

    Prof. Dr. Çakmur, Alzheimer’ın yaşlanan nüfusla birlikte en önemli toplum sağlığı sorunlarından biri haline geldiğini söylüyor. Günümüzde hastaların henüz yakınmaları başlamadan bu proteinlerin beyin görüntülemesinde, beyin omurilik sıvısında, deri örneklerinde ve hatta basit bir kan tetkikinde dahi görülebildiğinin altını çizen Prof. Dr. Çakmur, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hastalığın doğasını çok daha iyi anladığımız bu günlerde, bahsettiğimiz proteinlerin birikmesini engelleyici ya da temizlenmesini kolaylaştırıcı ilaç çalışmaları da hız kazandı. Alzheimer hastalığı görülen kişilerin beyinlerindekine benzer şekilde protein birikimi olan kurtçuklar ve fareler üzerinde bazı ilaçların denendiğinde; bu deneklerin, ilaç verilmeyenlerden farklı olarak normal hayatlarına devam ettikleri ve sağlıklı bir ömür yaşadıkları kanıtlandı.”

    Alzheimer hastalığında kişiye özel tedavilere çok yakınız

    DoktorTakvimi.com uzmanlarından Prof. Dr. Raif Çakmur, yapılan çalışmalarda yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, uzun süreli stres, negatif düşünce, hareketsizlik, günlük 7-8 saatten az ve kalitesiz uyku, lifsiz ve yüksek kalorili diyet ve düşük eğitim seviyesinin beyindeki hastalık sürecini belirgin şekilde hızlandırdığının ortaya çıktığını anlatıyor. Prof. Dr. Çakmur, beyinlerinde aynı miktarda protein birikimi olan Alzheimer hastaları karşılaştırıldığında, sürekli yeni bilgi öğrenme alışkanlığı olan kişilerin hastalık belirtilerini göstermeyebileceğin ve beyindeki bu durumu çok iyi tolere edebildiğinin altını çiziyor. Beyindeki proteinin belirlenmesi ve hastalığın seviyesine göre kişiye özel ilaçların kullanılacağı bir döneme yaklaşıldığını belirten Prof. Dr. Çakmur, “Bilim insanları beyin sağlığı adına hızla çalışırken, siz de beyninizi sağlıklı gıda, güzel bilgi ve düşüncelerle beslemeye özen gösterin. Unutmayın, Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir” diyor.

    6 Haftalık Radyoterapi 30 Dakikaya İniyor

    0
    6 Haftalık Radyoterapi 30 Dakikaya İniyor

    Meme kanseri tedavisinde 6 haftalık radyoterapi süresinin ameliyat sırasında uygulanan Intraoperatif radyoterapi sayesinde 30 dakikaya kadar indiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Meme kanserinin tedavisinde meme koruyucu cerrahi yöntemler her geçen gün yaygınlaşıyor. Koltuk altına yapılan lenf bezi cerrahisi ise giderek azalıyor” açıklamasında bulundu.

    Meme kanseri tedavisinde günümüz radyoterapi uygulamalarıyla artık daha az yoğunlukta, daha az dozda, daha az bölgeye, daha kısa sürelerle müdahale etmeye odaklandıklarını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Radyasyon Onkolojisi Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ise “Önceliğimiz, hastanın yaşam süresini uzatırken yaşam kalitesini de düşürmemek” dedi.

    Meme kanseri tedavisinde genel olarak önce tümörün çıkarılması amacıyla cerrahi işlem yapılıp ardından da 4-6 hafta boyunca radyasyon tedavisi uygulandığını anlatan Anadolu Sağlık Merkezi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Radyasyon Onkolojisi Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ile Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Uygun hastalarda tüm memeyi ışınlamak yerine, sadece tümörün çevresini ışınlamak anlamına gelen ‘kısmi meme ışınlaması’ sayesinde hem hastaların daha kısa zamanda tedavi olması hem de yan etkilerin daha az olması sağlanabilir. Kısmi meme ışınlaması yöntemlerinden biri olan intraoperatif radyoterapi, yani ameliyat sırasında yapılan radyoterapi ile tüm ameliyatın süresi 15-20 dakika daha uzatılarak 6 haftalık radyasyon tedavisi 30 dakikaya indiriliyor” açıklamasında bulundu.

    Meme kanseri, yeni tedavilerle artık korkutmayan bir kanser

    Meme kanserinin tedavisinde meme koruyucu cerrahi yöntemlerin her geçen gün yaygınlaştığının altını çizen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Radyasyon Onkolojisi Direktörü Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ile Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Koltuk altına yapılan lenf bezi cerrahisi ise giderek azalıyor. Tüm bunlar da lenfödem sorununun çok daha az yaşanmasını sağlıyor. Meme kanseri çok sık görülen bir hastalık; kadındaki en sık kanser. Bunun iyi tarafı, meme kanseriyle ilgili çok sayıda araştırma yapılıyor olması. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde pek çok gelişme söz konusu. Meme kanserinin türlerine göre tedavi seçenekleri de gün geçtikçe farklılaşıyor ve kişiye özel tedaviler ön plana çıkıyor. Meme kanseri riskinin ortalamadan yüksek olduğunu bildiğimiz kadınları daha iyi ayırt ediyor olmamız, kadınların meme yapılarını daha iyi tanımaları, memelerindeki değişikliklerin farkına varmaları ve zamanı geldiğinde koruyucu meme taramalarını yaptırmaları gibi bilinçli davranışlar günümüzün tıp teknolojisiyle birleştiğinde, meme kanseri korkutmayan bir kanser türü haline geliyor” dedi.

    6 haftalık radyoterapi seansı tek bir seansa indiriliyor

    Radyoterapi sürelerinin günümüzde geçmişe oranla büyük ölçüde azalmasının tedavinin kalitesini de artıran önemli bir faktör olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ile Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Gereksiz koltuk altı ışınlamaları tarihe karıştı bile. Bu sayede hastalar artık kollarda şişme, yani lenfödem gibi durumlarla karşılaşmıyor. Intraoperatif radyoterapi olarak bilinen, ameliyat sırasında uygulanan radyoterapi yöntemi de tedavi sürelerini kısaltan önemli yeniliklerden biri” açıklamasında bulundu. Bu yöntem sayesinde meme koruyucu cerrahi uygulanan hastalarda ameliyattan sonra verilmesi şart olan radyoterapinin ameliyat sırasında uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Hale Başak Çağlar ile Prof. Dr. Metin Çakmakçı, “Böylece hem 6 haftalık tedavi tek bir seansa indiriliyor, hem de tümörün yerleştiği bölge çok daha iyi gözlemlenerek daha doğru bir tedavi uygulanabiliyor. Ayrıca ameliyattan hemen sonra yapılan radyoterapi de geride kalma ihtimali olan tümör hücrelerinin çoğalmasına fırsat vermeden daha etkili oluyor. Ancak bu tedavi henüz belirli özellikleri olan hasta grubunda önerilebiliyor; dolayısıyla hasta seçimi en kritik nokta olma özelliğini koruyor” şeklinde konuştu.

    Tedavide yan etkiler azalıyor, yaşam kalitesi yükseliyor

    Radyoterapideki gelişmelerle artık radyasyonun çok daha sınırlı bir bölgeye, sadece tümöre verilebildiğin altını çizen Prof. Dr. Hale Başak Çağlar “Böylece özellikle meme kanseri hastalarında kalp de olumsuz etkilenmiyor, hastada yan etkiler çok daha az görülüyor. Artık daha az yoğunlukta, daha az dozda, daha az bölgeye, daha kısa sürelerle müdahale etmek önemli. Çünkü öncelik, hastanın yaşam süresini uzatırken yaşam kalitesini de düşürmemek. Bu yaklaşım da hastaları, günlük iş ve sosyal yaşamlarından koparmayacak kadar rahat bir tedavi süreciyle tanıştırıyor. Radyasyon alan hastalar artık cilt yanıkları gibi sorunları da yaşamıyor, hatta yaz aylarında tedavi sonrasında denizin tadını bile çıkarabiliyorlar” şeklinde konuştu.

    Çocukların Odaklanmasını Kolaylaştıracak 7 Önemli Adım

    0
    Çocukların Odaklanmasını Kolaylaştıracak 7 Önemli Adım

    Pandemi ile birlikte evden çalışan ebeveynler ve eğitimlerine online olarak devam etmeye çalışan çocukların dönemi başladı. Bu dönemde pek çok yeni davranışı öğrenmemiz ve birçok alışkanlığımızı da bırakmamız gerekti.

    Hayatlarımız değişti ve yeni normal hayatın akışına uyum sağlamaya çalıştık. Özellikle çocuklarımızın alıştıkları sosyal yaşamdan uzaklaşmaları ve arkadaşlarından ayrı kalmaları ile hayatlarına giren “sosyal mesafe” kavramı arasında bocalama yaşamalarını gözlemledik. Tüm bu değişkenlerin arasında odaklanma konusunda en çok sorunu da çocuklarımızın yaşadığını deneyimledik. Bu konuda eğitmen, koç, yazar ve gelişim lideri Yasemin Sungur’un önerileri, çocuklarımızın odaklanmasını sağlamak üzere hepimize yol gösteriyor.

    Son yıllarda toplum olarak her yaştan bireyler odaklanma konusunda sorun yaşıyor. Birden çok işi bir arada ve farklı uyaranların arasında yapmaya çalışıyor, sonucundan verim alamıyor. Pandemi sürecinde teknolojinin daha çok kullanılmasıyla birlikte odaklanamama ve uyaranlar nedeniyle online derslerden ve çalışmalardan verim alamama konusunda çocuklarımızın yaşadığı sorunları daha çok gözlemliyoruz.

    İşte çocuklarımızın odaklanmayı öğrenmelerini ve geliştirmelerini sağlayacak 7 önemli adım.

    1-Ailece sohbet edin

    Çocuklarımızın birey olduğunu hep hatırlayın. Onların görüşlerini almak, onların önemsendiğini göstermek ve bir konuda ortak kararlar almak için aile sohbetleri düzenleyin. Bu sohbetlerde herkesin kendi fikrini belirtmesini sağlayın. Bu sohbetlerde odaklanma konusundan bahsedin. Sizin neler yaptığınızı, nasıl ilerlediğinizi ve nasıl verim aldığınızı paylaşın. Bu sohbetlerde odaklanma konusunda hep birlikte kararlar alın ve bu kararları birlikte uygulamayı hedefleyin.

    2-Çocuğunuzun odaklanma tarzını belirleyin

    Herkesin odaklanma tarzı farklı olabilir. Anne baba olarak sizin odaklanma tarzınızı çocuğunuzdan beklemeyin. Çocuğunuz öğrenen ve gelişen bir birey. Onun özelliklerine ve doğasına uygun çalışma şeklini gözlemleyerek tanımlayabilirsiniz. Bir konuda kaç dakika dikkatini toplayabiliyor, etraftan bir uyaran geldiğinde tepkisi nasıl oluyor, kaç dakika ara verdiğinde daha fazla konuda odakta kalabiliyor? Bunları siz de onlarla birlikte oyun şekline getirip belirleyin.

    3-Suçlama dilinden kaçının

    Çocuklarımızı değerlendirirken suçlama dilinden kaçının, yargılayıcı olmayın. Yapmıyorsun, yapamıyorsun yerine “Başka hangi şekilde yapman daha iyi olur, bak bir de böyle bir yol var, bunu denemek ister misin, birlikte deneyelim mi, bak ben böyle yapıyorum, beni izleyip sonra sen de yapmak ister misin?’’ gibi motive edici, onları durumun içine çektiğimiz olumlu bir dille gelişim sürecini başlatabiliriz. Yaşadığı sorunları da bizimle rahatlıkla konuşmasını sağlayabiliriz. Böylece sorunun çözümüne daha sağlıklı ulaşabiliriz.

    4-Birlikte hedef belirleyin

    Hedef olmadan odakta kalamayız. Her yaş için geçerli olan bu durumu hem kendiniz hem de çocuklarınızın çalışma planını yaparken göz önünde bulundurun. Başarılı insanların her zaman bir hedefleri vardır. Hedefe odaklı olduğumuz zaman çalıştığımız konunun da içinde kalırız. Çocuklarımız için de aynı şekilde çalışmalarının öncesinde işleyecekleri konu, çalışmanın süresi ve çalışmanın sonunda elde edilecek sonuç konusunda önceden bilgilendirme yapmalıyız ve bunu çocuklarımızla birlikte hazırlamalıyız. Bu şekilde onları odakta tutmamız daha kolay olacaktır.

    5-Sık ama belirli sürede mola verin

    Teknolojik ortamda ve ekran karşısında odaklanma süresi hepimiz için farklıdır ve daha kısadır, çünkü gözlerimizi yoran bir ışıkla karşı karşıya kalıyoruz. Ekran ışığı daha sık göz kırpmamıza neden oluyor. Göz kırpması arttıkça dikkatimiz dağılıyor. Bu nedenle çocuklarımız için ders çalışma süreleri belirlenirken arada küçük molalar da belirlenmeli. Çocuklarımızın alışkanlıklarına göre belirlenecek sürelerde molalar vererek rahatlamalarını sağlamalıyız. 20 dakikada bir 5 dakikalık bir mola süresi olabilir. Ancak süreler her çocuk için değişir, bunları önceden deneyerek belirleyelim. Molalarda da dinlenmelerini ve kişisel ihtiyaçlarını gidermeleri için yönlendirelim.

    6-Destekleyici olun

    Çocuklarımız farklı bir dönem yaşıyor ve alışkın oldukları birçok şey değişti. Bu değişime çok çabuk adapte olduklarını gözlemlesek bile, içlerinde yaşadıkları çok farklı duygular olabilir. Çocuklarımızın odaklanması için onlara yol gösterirken onları gerçekten desteklediğimizi hissettirelim. Onları zorlamadan ve yormadan yapacağımız küçük egzersizler ve oyunlarla onların yanında yer alalım. Çocuklarımızı ekranın karşısından tek başına bırakmak ve ders saatini tamamladığını bilmek yeterli değil. Onların her adımını destekleyerek onları yönlendirmek de yine biz ebeveynlere düşüyor.

    7-Süreci alışkanlığa dönüştürün

    Bu adıma kadar her şey düzenli, sürekli ve coşkulu şekilde yapılmalı. Çocuklarımız bu düzeni hissetmeli ve coşkuyu da yaşamalı. Birlikte rutin olarak ilerleyeceğiniz tüm adımları devam ettirin. Çocuklarınıza rutini öğretin ve bunu her çalışma konusunda bir alışkanlığa dönüştürün. Bu şekilde çocuklarınız çalışma konusunda ne yapacaklarını öğrenecek ve alışkanlıkla birlikte çalışma süreleri de uzayacaktır.

    Odaklandığımız konuda iyi olur, o konuda gelişim sağlarız.

    Propolis Koronavirüs’te Hem Korunmaya Hem de İyileşmeye Destek Oluyor

    0
    Propolis Koronavirüs’te Hem Korunmaya Hem de İyileşmeye Destek Oluyor

    Koronavirüs pandemisi devam ederken hepimiz kişisel önlemlerimizi almaya, bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye önem veriyoruz. Bu dönemde propolis bağışıklığa olumlu etkisiyle büyük ilgi görüyor.

    Propolisin bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkisiyle sadece koronavirüsten korunma sürecinde değil aynı zamanda iyileşme sürecinde de fayda sağladığına dikkat çeken Erciyes Üniversitesi T. Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, propolisin akciğer enfeksiyonlarında iyileşmeye sağladığı katkının göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyor.

    Son 20 yıl içerisinde birçok viral salgın yaşadık. 2002’de şiddetli akut solunum sendromu, (SARS) 2009’da H1N1 influenza, 2012 yılında Suudi Arabistan’da tanımlanan Ortadoğu solunum sendromu ve son olarak (MERS-CoV) 11 Şubat 2020’de Dünya Sağlık Örgütü yeni bir viral hastalığı “2019 koronavirüs hastalığı-Covid-19”u duyurdu. Sonrasında tüm dünyada hızla artan hasta ve ölüm haberleri nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü, korona salgını tehdidini “çok yüksek” seviyeye yükseltti. Bu nedenle toplumda bulaşmayı azaltmak en önemli hedef haline geldi. Bulaşmayı azaltmanın tek yolunun bağışıklık sistemini desteklemek olduğunu söyleyen Erciyes Üniversitesi T. Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, bu nedenle toplum genelinde bağışıklık sistemini güçlendiren doğal ürünlere önemli bir yönelim olduğuna dikkat çekiyor.

    Yüksek antioksidan aktiviteye sahip propolisin, bu süreçte en popüler gıda takviyesi haline geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Silici, propolise talebin artmasında sadece bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin değil, antioksidan aktivitesi, inflamasyon (iltihabı) giderici özelliği ve virüsler üzerine gösterdiği aktivitenin de etkisi olduğunu hatırlatıyor. Propolisin korona virüsten korunma sürecinde etkili olduğu gibi iyileşme sürecinde de fayda sağladığını belirten Prof. Dr. Silici, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor: “Bilimsel çalışmalarda propolisin aktif bileşenlerinin Herpes simplex virüs, parainfluenza ve HIV gibi çok sayıda virüse karşı etkili olduğu gösterildi. Virüslerin sebep olduğu semptomları iyileştirdiği bildirildi. İnfluenza ile enfekte edilen farelere propolis verildiğinde bronşlarındaki sıvıda viral yükün azaldığı ve semptomların iyileştiği görüldü. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olan virüsler üzerine etkisi klinik çalışmalarla gösterildi. Yeni çalışmalar propolisin immünolojik özelliklerinin çoğunlukla immün sistemi uyaran sitokinlerin salınmasında azalmaya yol açtığını gösterdi.”

    Koronavirüsü’nün özellikle akciğerlerde oluşturduğu hasara dikkat çeken Prof. Dr. Silici, propolisin akciğer enfeksiyonlarında iyileşmeye sağladığı katkının göz ardı edilmemesi gerektiğini söylüyor. Bu süreçte propolisin anti-infamatuvar yani iltihap giderici aktivitesinin öne çıktığını belirten Prof. Dr. Silici, “Trombosit kümeleşmesini önleyen, histamin gibi inflamasyonda rolü olan aracıların salınımını engelleyen propolisin bu amaçla kullanılan ilaçların etkinliğini de artırdığı görüldü. Tüm bu nedenlerle içinde bulunduğumuz pandemi koşullarında propolis tüketilmesi hem bu viral enfeksiyondan korunmak hem de iyileşme sürecinde fayda sağlıyor. Ancak propolis satın alırken mutlaka alkol ve glikol gibi kimyasallar içermediğine, etken maddesi yüksek ve doğal çözücüler kullanılmış olmasına dikkat edilmeli, kaliteli ve güvenilir markaların ürünleri tercih edilmeli” diyor.

    Polaris Rugan Botlar Yağmurlu Havaların Kurtarıcısı Oluyor!

    0
    Polaris Rugan Botlar Yağmurlu Havaların Kurtarıcısı Oluyor!

    Herkes için konfor sunan Polaris, yeni sezon koleksiyonunda yer alan rugan botlarla yağmurlu günlerde kadınların vazgeçilmez ayakkabıları arasında yerini alıyor.

    Şıklığı ve rahatlığıyla dikkatleri üzerine çeken, tasarımıyla da göz dolduran Polaris Rugan Botlar, kadınların tüm kıyafetlerine kusursuzca eşlik ediyor. Skinny Jean, etek ve özellikle elbiselerle tamamlanan ayakkabılar, sezonun trend görüntüsünü yakalıyor. Botlar, yağmura karşı dayanaklı yapısıyla ayakları ıslanmaktan korurken, dişli taban özellikleri sayesinde, yağışlı havalarda yürüyüş rahatlığı sağlıyor. Rugan Botlar, kalın taban yapısı, trok, inci, esnek bant ve bağcık gibi detaylarla harmanlanarak mağazalarda yerini alıyor.

    Polaris’in 2018 – 2019 Sonbahar/Kış Kadın Koleksiyonu’nu ve daha fazlasını görmek için FLO mağazalarına uğrayabilir, www.flo.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.edebilirsiniz.

    Cildinizin Verdiği 7 Kanser Sinyaline Dikkat!

    0
    Cildinizin Verdiği 7 Kanser Sinyaline Dikkat!

    Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kanserin görülme sıklığı sigara, sağlıksız beslenme, düzensiz yaşam gibi sebeplerle her geçen gün artıyor. Birçok doku ve organda ortaya çıkabilen kanser hastalığı, bazı belirtilerin önemsenmemesi nedeniyle sessizce ilerleyebiliyor.

    Kanser, vücudun koruyucu örtüsü olan cilt üzerinde de bazen olağandışı sinyaller verebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Bilgin Karahallı, çeşitli kanser türlerinin cilt üzerinde ortaya çıkabilen belirtileri hakkında bilgi verdi.

    Ciltte görülen kanser habercilerini tanıyın

    Kanser türleri bazen cilt üzerinde de çeşitli belirtiler gösterebilmektedir. Paraneoplastik dermatoz adı verilen bu belirtiler çok sık görülmese de ortaya çıktığı zamanlarda kötü huylu tümörlerin en güçlü belirtisi olabilmektedir.

    Cildin verdiği 7 belirti ve işaret ettiği kanser türleri şöyle sıralanmaktadır:

    1- Bu cilt rahatsızlıkları arasında en sık görülenlerden biri “akantozis nigrikans”tır. Genellikle boyun, koltuk altı gibi büklüm yerlerinde kahverengimsi, kadifemsi kabarıklıklarla kendini göstermektedir. Bu lekeler 40 yaşından sonra aniden çıkıyorsa ve daha önce obezite veya diyabet şikayeti görülmediyse mide kanseri riski taşımaktadır. En sık mide kanserinde görülen şikayetlerdir ancak diğer abdominal kanserlerde de görülebilmektedir. Aynı lekelenmeler ergenlerde, diyabete ve obeziteye eğilimli kişilerde kanser riski taşımasa da görülebilmektedir. Bu nedenle ergenlik dönemi ile diyabete ve obeziteye yatkınlık gibi hasta öyküleri teşhiste ayırt edici özellik taşımaktadır.

    2- Balık pulu deri anlamına gelen “iktiyozis” adı verilen durumda ise deride kuru, beyaz kahverengi pullar görülmektedir. Doğumsal bir takım hastalıklarda da oluşabilmektedir. Ancak erişkin çağda aniden ortaya çıktıysa kötü huylu tümör düşünülmektedir. En sık görülen hali işkembe eli denilen hodgkin lenfomasıdır ve en yaygın akciğer kanserinde görülmektedir.

    3- “Leser trelat” belirtisinde açık koyu kahverengi kabarık bozukluklar görülmektedir. Ancak bunlar yaşlılıkta deride görülen kahverengi kabarık bozukluklarla karıştırılmamalıdır. Kansere eşlik eden en önemli ayrıştırıcı belirti; aniden çoğalıp kaşıntı yapmasıdır. Mide bağırsak sistemi kanserlerinde yaygın olarak görülmektedir.

    4- “Bazex sendromu” adı verilen belirtiler grubunda; diz, dirsek, kulak, tırnaklar, eller, ayaklar ve tırnaklarda görülen hafif mor, kırmızı çevreli üstü kalın pullu sedef ya da nasır gibi yaralar görülmektedir. Bazex sendromu ile diğer türlerden daha sık karşılaşılmaktadır. Genellikle gırtlak kanseri, yemek borusu kanseri ve akciğer kanserlerinde görülmektedir.

    5- “Eritema giratum repens” adı verilen tabloda ağaç gövdesi gibi dalgalı bir görünüm oluşmaktadır. Gittikçe çevreye doğru yayılan bu izler önemli bir kanser belirtisidir. Akciğer, yemek borusu ve meme kanserlerinde görülmektedir.

    6- Sık olarak görülen “Sweet sendromu” ise lösemi ve lenf kanserinde görülmektedir. Birden bire ateş yükselerek morumsu kırmızımsı döküntüler oluşmaktadır. Özellikle kollarda görülmektedir.

    7- Sonradan oluşan “kıllanma” akciğer ve kalın bağırsak kanserlerinde görülebilmektedir. Bu kıllanmalarda tüy yapısı Lanugo adı verilen bebeklerdeki renksiz, küçük, yumuşak, tüy şeklinde kısa kıllara benzeyip, vücutta aniden çıkmasıyla kendini göstermektedir.

    Tüm bu belirtilerin varlığı vücutta bazı rahatsızlıklar olduğuna ve tedavi ihtiyacına işaret etmektedir. Bu nedenle vakit kaybedilmeden bir uzmana danışılmalıdır.

    Havalar Soğumadan Multipor ile Mantolama Yaptırmanın Tam Zamanı

    0
    Havalar Soğumadan Multipor ile Mantolama Yaptırmanın Tam Zamanı

    Türkiye, koronavirüs tedbirleri kapsamında kış aylarını evinde geçirmeye hazırlanıyor. Evde daha çok zaman geçirdiğimiz, iş ve eğitimin ağırlıklı evden sürdüğü bu dönemde, soğuklar bastırmadan Multipor Mantolama Sistemi ile ısı yalıtımı yaptırmanın tam zamanı.

    Hem bireyler hem de işletmeler için ekonomik kaynakların her zamankinden daha kısıtlı olduğu pandemi döneminde, doğalgaz faturalarını azaltmanın yolu ısı yalıtımından geçiyor.

    Ülkemizde ve dünyada etkisini sürdüren koronavirüs salgını sebebiyle “yeni normal” alışkanlıklarımızın başında evden çalışmak geliyor. Kış soğuklarının yaklaştığı bu aylarda, daha çok vakit geçirdiğimiz konutlarda ısı yalıtımı yaptırmanın tam sırası. Türkiye’de ısı yalıtımı yoluyla enerji tasarrufu sağlanması için çalışan Türk Ytong, Multipor Mantolama Sistemi ile binalarda ısınma amaçlı enerji kayıplarını önleyerek, doğalgaz faturalarının kabarmasına engel oluyor. Kış aylarının en büyük gider kalemini oluşturan ısınma maliyetlerini düşürmenin ve bütçeden tasarruf etmenin yolu doğru ısı yalıtımı yaptırmaktan geçiyor.

    Multipor, mantolamada güvenli ve sağlıklı bir alternatif

    Yetersiz ısı yalıtımına sahip binalarda yaşayanların, ısı kayıpları sebebiyle doğalgaz faturalarının kabardığına dikkat çeken Türk Ytong Genel Müdür Yardımcısı Tolga Öztoprak, “Evlerde tüketilenenerjinin önemli bölümü, yetersiz ısı yalıtımından, yanlış malzemelerle, hatalı veya eksik uygulamalardan dolayı kayboluyor. Tüketicilerin ısı yalıtım malzemesi tercih ederken, sağlayacağı enerji tasarrufuna, insan sağlığına ve iç ortam kalitesine etkisine, bakım gerektirip gerektirmediğine ve yangın açısından risk taşıyıp taşımadığına bakması gerekiyor. Doğru ısı yalıtım sistemi uygulanmış binalarda özellikle soğuk kış dönemlerinde, faturalarda büyük tasarruf elde ediliyor. Türk Ytong olarak ürettiğimiz mineral esaslı ve A1 sınıfı Hiç Yanmaz ısı yalıtım levhası Multipor ile Türkiye’nin yangına dayanıklı mantolama ihtiyacına çözüm getirdik. Ülkemizi yanmayan, nefes alan, yönetmeliklerle uyumlu ısı yalıtım uygulamalarıyla tanıştırdık.”

    Duvarlarda nem ve küfe son

    Tolga Öztoprak ayrıca Multipor ile binaların uzun yıllar bakım gerektirmeyecek yüksek performanslı bir yalıtıma kavuştuğunu belirterek, Multipor’u tamamen doğal ve yerli hammaddelerle üretiyoruz. Mineral esaslı olması nedeniyle kullanıldığı binaların nefes almasına olanak sağlıyor, duvarlarda nem ve küf oluşumunu engelliyor.” dedi.

    Six Senses Kocataş Mansions İstanbul’da Sıra Dışı Atölye Deneyimi

    0
    Six Senses Kocataş Mansions İstanbul'da Sıra Dışı Atölye Deneyimi

    Six Senses Kocataş Mansions, İstanbul sürdürülebilirlik felsefesini Earth Lab’de gerçekleştirdiği atölye çalışmalarıyla misafirleriyle buluşturuyor.

    İstanbul’un tarihini, kültürünü, boğaz keyfini, sürdürülebilir yaşam ile buluşturan Six Senses Kocataş Mansions, İstanbul, alışılagelmişin dışında bir deneyimi misafirlerine sunuyor. Earth Lab’de gerçekleştirilen atölye çalışmaları ile çevreye ve doğaya zarar vermeden, sürdürülebilir yaşamın sırları misafirlerle paylaşılıyor.

    Otel, bünyesindeki Earth Lab’da gerçekleştirilen atölye çalışmalarındadoğal diş macunu, organik el kremi, vücut kremi, doğal deodorant, peeling ve probiyotik zengini Kombucha yapımı ve sürdürülebilir yaşama dair pek çok ipucu misafirlerle paylaşılıyor. Six Senses Kocataş Mansions, İstanbul’un kendi bahçesinde yetişen defne, zeytin, limon ve ceviz ağaçlarından elde edilen yapraklar, organik bahçesinde yetiştirilen lavanta, kekik, hindibağ ve biberiye otlarından doğal yöntemlerle çıkarılan yağlar ile organik cilt bakım ürünlerinin hazırlık süreci misafirlerle paylaşılıyor.

    Six Senses Hotels Resorts Spas Hakkında: Six Senses, Evason ve Six Senses Spas isimleri altında 21 ülkede 18 otel ve 30 Spa tesisi ile hizmet verilmekte olup önümüzdeki dönemde 19 yeni tesis açılışı planlanmaktadır.

    Six Senses, IHG® (InterContinental Hotels Group) ailesinin bir üyesidir.

    Six Senses Hotels and Resorts: Topluma, sürdürülebilirliğe, duygusal misafirperverliğe, bedensel&ruhsal iyilik haline sıradışı bir dokunuşla liderlik taahhüdünde bulunmaktadır.İster enfes bir adada muazzam bir tatil köyü, ister dağlık bir alanda sessiz ve huzurlu bir dinlenme yeri ya daşehir oteli olsun, vizyonumuz her zaman aynıdır: Misafirlerimizin duyularını yeniden uyandırmak, böylece seyahatlerinin arkasındaki amacı hissetmek ve nihayetinde kendileriyle, başkalarıyla ve etraflarındaki dünyayla yeniden bağlantı kurmalarını sağlamak.

    Six Senses Spas: 14 ayrı bağımsız Spa merkezinde ve tüm Resort’larda uzman terapistler eşliğinde uygulanan çok çeşitli bütünsel sağlık, yenilenme ve güzellik bakımları. Yüksek teknoloji ürünler ve yüksek dokunuşlu yaklaşım ile misafirleri ilerlemek istedikleri sağlıklı yaşam yolunda kişiselleştirilmiş programlarla destekliyoruz.

    Six Senses Residences: Şık bir şekilde döşenmiş özel villa veya dairenizin sıcak atmosferinde, kişisel dokunuşlarınızı kapsayan aynı zamanda içinde bulunulan yerel toplumun tüm benzersiz olanaklarını sağlayan, doğanın amaçladığı hoşgörülü bir yaşam şeklini destekliyoruz. Her biri gelecek nesiller için uzun vadeli yatırımlar olan üst düzey restoranlar, sağlıklı yaşam programlarına liderlik ve dünya çapında diğer Resort’larda özel statü sahibi olma faydalarını sağlıyoruz.

    Evason:
     Six Senses’in ödünsüz sosyal ve çevresel sorumluluk felsefesini paylaşan eşsiz iki tesis, bir yanda tüm aile bireylerinin seveceği çeşitli kişisel deneyimler sunarken, diğer yanda güçlü bir değer odağı sağlamaktadır.

    İçişleri Bakanlığı 81 ile Koronavirüsle İlgili Ek Genelge Gönderdi: 7 Gün Boyunca Denetim Yapılacak

    0
    İçişleri Bakanlığı 81 ile Koronavirüsle İlgili Ek Genelge Gönderdi: 7 Gün Boyunca Denetim Yapılacak

    İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine “Koronavirüs Salgını” konulu ek genelge gönderildi. Genelgeye göre, 19 Ekim Pazartesi gününden itibaren 7 gün boyunca 7 ayrı konuda ülke genelinde koronavirüs denetimi yapılacak.

    İçişleri Bakanlığınca, 81 il valiliğine “Koronavirüs Salgını” konulu ek genelge gönderildi. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, genelgede yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının etkilerinin ve vaka artışlarının tüm dünyada devam ettiği, özellikle Avrupa kıtasında salgının seyrinde yükselme yaşandığı, birçok Avrupa ülkesinde kişilerin toplu olarak bir araya gelmemelerine yönelik yeni tedbirlerin alındığı hatırlatıldı.

    Genelgede, Türkiye’de de Kovid-19 salgınının toplum sağlığı ve kamu düzeni açısından oluşturduğu riski yönetme, sosyal izolasyonu temin, fiziki mesafeyi koruma ve hastalığın yayılım hızını kontrol altında tutma amacıyla, kontrollü sosyal hayat döneminin temel prensipleri, temizlik, maske ve mesafe kurallarının yanı sıra salgının seyri ve olası riskler göz önünde bulundurularak, hayatın her alanına yönelik ek kurallar ve önlemlerin hayata geçirildiği kaydedildi.

    7 GÜN BOYUNCA 7 AYRI KONUDA DENETİMLER YAPILACAK

    Salgınla mücadelede gelinen aşamanın Sağlık Bakanlığı ile değerlendirilmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları üzerine bazı kararlar alındığı kaydedilen genelgede, şu ifadelere yer verildi:

    “Tüm il ve ilçelerde en geç 48 saat içerisinde Umumi Hıfzıssıhha Kurullarının toplanması sağlanacak. Salgınla mücadele amacıyla alınan tedbirlerin uygulanmasına dair ‘takip’, ‘denetim’ ve ‘uyarı’ ekseninde mevcut durum analiz edilerek, alınan tedbirlerle yürütülen denetim faaliyetleri değerlendirilecek. Umumi Hıfzıssıhha Kurulu toplantılarında, salgınla mücadelede kurumsal kapasitenin yükseltilmesi amacıyla ilgili kurum ve kuruluşların (bilhassa yerel yönetimlerin) takip, denetim ve uyarı sistemine daha fazla katkı sunmalarına yönelik hususlar görüşürülerek karara bağlanacak. 19 Ekim Pazartesi gününden itibaren 7 gün boyunca 7 ayrı konuda tüm il ve ilçelerde genel denetimler yapılacak.”

    Genelgede bu kapsamda, 19 Ekim Pazartesi umuma açık istirahat ve eğlence yerleri başta olmak üzere kafe, restoran gibi yeme içme mekanlarının, 20 Ekim Salı şehir içi ve şehirler arası yolcu taşımacılığı yapılan her türlü toplu ulaşım araçları (okul servisleri dahil) ile havalimanı/gar/otogarların, 21 Ekim Çarşamba organize sanayi bölgeleri başta olmak üzere toplu işçi çalıştırılan fabrika, işletme ile personel servislerinin, 22 Ekim Perşembe tanılı ya da temaslı olması nedeniyle izolasyona tabi tutulan kişilerin, 23 Ekim Cuma AVM’ler, cami ve mescitler, halı sahalar/spor tesislerinin, 24 Ekim Cumartesi kamuya açık alanların (cadde, sokak, park ve bahçeler, piknik alanları, pazar yerleri, sahiller), 25 Ekim Pazar berber/kuaför/güzellik merkezleri, internet kafe/salon ve elektronik oyun yerleri, düğün ve/veya nikah salonları ile lunapark/tematik parkların denetleneceği bildirildi.

    Denetimlerin, etkinliği ve görünürlüğü en üst seviyede planlanacağı ve uygulanacağı aktarılan genelgede, denetim ekiplerinin her bir iş kolu ya da mekanın uzmanlık bilgisi göz önünde bulundurularak ilgili kamu kurum ve kuruluşları (kolluk, yerel yönetimler, il/ilçe müdürlükleri), köy/mahalle muhtarları ile meslek odalarının temsilcilerinden oluşacağı ifade edildi.

    “VATANDAŞLARA MASKE VE FİZİKİ MESAFE KONUSU BİR KEZ DAHA HATIRLATILACAK”

    Havaların soğumaya başlamasıyla kapalı alanlarda yoğunlaşmaların artacağının öngörüldüğü, fiziki mesafenin hayatın her alanında ve tüm mekanlarda uyulması gereken bir kural olduğu kaydedilen genelgede, kapalı alanlarda kalabalık şekilde toplanılmasının halk sağlığı açısından risk oluşturduğu ve kapalı mekanların sık sık havalandırılması gerektiği hususlarının her türlü duyuru vasıtasıyla vatandaşlara hatırlatılacağı aktarıldı.

    Genelgede, bu konuda duyarlılığı artırmak amacıyla ülke genelinde bazı anonsların yapılacağı belirtildi.

    “KARARLARA UYMAYANLARA GEREKLİ ADLİ İŞLEMLER BAŞLATILACAK”

    Son dönemde bildirim oranlarında düşüş yaşanması ve vatandaşların birinci derece yakınları dışında temaslı bildiriminde isteksiz davrandığına ilişki tespit ile Kovid-19 tanısı konulan kişilerin gerçeğe aykırı, eksik, yanıltıcı beyanlarının tespiti durumunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun ilgili maddeleri gereğince idari, suç teşkil eden davranışlara yönelikse adli işlemlerin başlatılacağı hatırlatılan genelgede valiliklerden şehir içi toplu ulaşım sistemleri ile HES entegrasyonunun bir an önce sağlanması istendi.

    Genelgede, bu konuya ilişkin iş ve işlemlerin, İçişleri Bakanlığının denetim elemanlarınca yapılacak teftiş veya soruşturmalarda özellikle takip edileceğinin altı çizildi.

    Grip Mi Koronavirüs Mü? Bilim Kurulu Üyesi, İki Hastalığın Nasıl Ayırt Edilebileceğini Anlattı

    0
    Grip Mi Koronavirüs Mü? Bilim Kurulu Üyesi, İki Hastalığın Nasıl Ayırt Edilebileceğini Anlattı

    Türkiye’de sonbaharın gelmesi ve mevsimsel değişiklikler nedeniyle grip enfeksiyonu vakalarında artış yaşanıyor. Koronavirüs semptomları ile grip arasındaki benzerlikle nedeniyle, hastalar çelişkiler yaşayabiliyor. Peki benzer belirtilere sahip bu iki hastalığı birbirinden nasıl ayırt edeceğiz? Bilim Kurulu Üyesi Selma Metintaş anlattı.

    Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Selma Metintaş, havaların soğumaya başlamasıyla mevsimsel solunum yolu hastalıklarının yeni tip koronavirüsle beraber seyredebileceğini belirtti.

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Metintaş, yaptığı yazılı açıklamada, dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiği bugünlerde her yaş grubundan insanların Kovid-19 salgınının yol açtığı sorunlarla yaşamını sürdürmeye çalıştığını belirtti.

    Her yıl sonbahar ve kış aylarında solunum yoluyla bulaşan hastalıkların yaygınlaştığını hatırlatan Metintaş, “Bu durum, Kovid-19 ile diğer hava yoluyla bulaşan hastalıkların birlikteliğine neden olacaktır. Yani toplum içinde SARS-CoV-2 virüsü pandemisi devam ederken, aynı zamanda grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan virüslerle de enfekte olmuş bireyler artan oranda karşımıza çıkacaktır. Bu tür durumlarda hangi virüs ya da bakterinin enfeksiyonlarda etken olduğunu kesin bilmek için uygun laboratuvar testlerinin yapılması gerekir” ifadelerini kullandı.

    BELİRTİLER AYNI

    Hastalıkların işaret ve bulgularına değinen Metintaş, Kovid-19’daki ateş, terleme, öksürük, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, yorgunluk, kas, vücut ağrısı şikayetlerinin gripte de olduğunu bildirdi.

    Kovid-19’da öksürüğün, kuru öksürük şeklinde seyrettiğini, bu salgında görülen koku ve tat duyusu kaybına diğer solunum yolu enfeksiyonlarında rastlanmadığını aktaran Metintaş, “Çocuklar dışında ishal, bulantı ve kusma gibi gastrointestinal semptomlara gripte rastlanmaz. Solunum sıkıntısı, göğüs ağrısı, semptomlu veya semptomsuz oksijen satürasyon düşüklüğü Kovid-19’da daha fazladır. Grip çocuklarda, Kovid-19 yaşlılarda daha ağır seyreder. Koronavirüste hastalık temastan 2-14 gün sonra, gripte ise 1-4 gün sonra açığa çıkar.” bilgisini paylaştı.

    “GRİPTE SEMPTOMSUZ BULAŞKANLIK OLMAZ”

    Prof. Dr. Metintaş, Kovid-19’un daha fazla bulaşkan olduğuna, bu durumun 10 gün ve hatta daha uzun sürdüğüne dikkati çekti.

    Belirti göstermeyip Kovid-19 taşıyıcısı olanlar bulunduğunu hatırlatan Metintaş, şöyle devam etti: “Gripte bulaşkanlık genellikle 5-7 gündür. Semptomsuz bulaşkanlık olmaz. Kovid-19’da yaşlı bireyler, kalp, akciğer hastalığı bulunanlar, diyabet ve obezitesi olanlar daha risklidir. Gripte ise en riskli grup küçük çocuklar ve kronik hastalığı olanlardır. Kovid-19’da iyileşme hastalarda birkaç günden haftalara veya aylara kadar uzar. Gripte ise iyileşme süresi daha kısa olup, birkaç gün ile 2 hafta arasında değişir. Tedavi ise Kovid-19 için kesinleşmiş bir tedavi bulunmamaktadır. Grip için bazı etkenlerde etkili olabilecek antiviral ilaçlar vardır” ifadesini kullandı.

    MESAFE VE TEMİZLİK UYARISI

    İki durumdan da korunmanın en önemli yolunun, solunum yolu enfeksiyonlarına maruz kalmaktan kaçınmak olduğunu belirten Metintaş, “Ev dışı her ortamda bireyler arasında 1,5 metre sosyal mesafe kuralı, maske ve iyi el yıkama en önemli korunma yoludur.

    Bireyler her gün sağlıklarını izlemeli, hastalık belirtilerinin varlığını takip edip belirti varsa ateşlerini ölçmelidir. İyi vatandaşlık gereği hastalık bulgusu olanların durumunu aile ve iş yerlerine bildirip onları korumaya almaları gerekir. Hasta olan kişiler bol sıvı almalı, iyi beslenmeli ve kendisine iyi bakmalıdır. Ateş olması veya durumun kötüleşmesi halinde sağlık personeline haber verilmelidir. Solunum yolu hastalıklarına yatkınlığı artıracağından sigara veya nargile içme bırakılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.