Cartoon Network’ün sevilen klasik çizgi filmlerinden Adventure Time daha önce yayınlanmamış özel bölümüyle çocuklarla buluşmaya hazırlanıyor. Adventure Time Uzak Diyarlar – BMO özel bölümü 24 Ekim Cumartesi günü saat 10.00’da Cartoon Network’te çocuklarla bir araya geliyor.
En sevilen çizgi filmlerin kanalı Cartoon Network’ün dünya çapında yüz binlerce hayranı olan Adventure Time, Uzak Diyarlar – BMO özel bölümüyle 24 Ekim Cumartesi saat 10.00’da Cartoon Network’te hayranlarını bekliyor. Adventure Time’ın özel bölümü, kaçıranlar ve izlemeye doyamayanlar için 25 Ekim Pazar günü saat 10.00’dan 15 Kasım’a kadar sınırlı bir süreyle cartoonnetwork.com.tr ve Cartoon Network Youtube kanalında da izlenebilecek.
Adventure Time: Uzak Diyarlar BMO eğlenceli içeriğiyle izleyenleri farklı bir dünyaya davet ediyor. Finn ve Jake’in hem yakın arkadaşı hem de oyun konsolundan, video oynatıcıya, çalar saatten müzik çalara kadar birbirinden farklı özellikleriyle maceraların vazgeçilmez yan karakteri BMO, kaderine terk edilmiş farklı bir diyarın kahramanı oluyor ve kendi macerasına atılıyor. Bu özel bölümde BMO, yabancı dünyayı kurtarmak ve insanlarının yok olmanın eşiğinde olmasının gerçek nedenini ortaya çıkarmak için robot arkadaşıyla güçlerini birleştiriyor.
Adventure Time sevenler için macera www.cartoonnetwork.com.tr’de devam ediyor
Adventure Time’ın sevilen oyunu BMO Benimle Oyna ve “Adventure Time’ı en iyi ben bilirim” diyenler için Üst Düzey Adventure Time Testi web sitesinde çocukları bekliyor. Ayrıca çocuklar ücretsiz Adventure Time Bloons uygulamasıyla Finn ve Jake’in OOO Diyarını korumasına yardım edebiliyor.
Çocuklarda ya da bebeklerde kaba ve ince motor aktivitelerde gelişimsel gecikmeler ailelerin endişelenmesinin en büyük sebebi olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının normal büyüme ve gelişimlerini takip etmesi büyük önem taşıyor.
Bu kapsamda ise doğuştan ya da sonradan ortaya çıkabilecek nörolojik bozukluklardan büyümeyi ve gelişmeyi etkileyen kas-iskelet sistemi sorunlarına kadar birçok problemi kapsayan ‘Pediatrik Rehabilitasyon’ ön plana çıkıyor.
Bebekler doğdukları andan itibaren etrafı anlamaya çalışarak öğrenmeye ve gelişmeye başlar. Her gelişimde aileler ise ayrı bir sevince boğulur. Fakat bu durumun normal seyrinde gitmemesi bazı sorunların habercisi olabilir. Doğuştan ya da sonradan ortaya çıkabilecek bu durumda ise erken müdahale büyük önem taşıyor.
Ailelere Büyük İş Düşüyor
Dünya nüfusunun yüzde 15’in engelli olduğunu bunların içinde 0 -16 yaş arası kişilerin rakamlarının da azımsanmayacak bir orana sahip olduğuna dikkat çeken Romatem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi Fizyoterapisti Şehnaz Yüce, “Burada en büyük görev ailelere düşüyor. Onların takibi neticesinde sorunun erken tanısı ile birlikte çocuğun güçlü yönlerini ve sınırlılıklarını değerlendirmek için kapsamlı bir değerlendirme yapılır. Geç kalmadan tedaviye başlamak gelecek adına büyük avantaj sağlıyor. Çünkü pediatrik rehabilitasyonda çocukların işlevlerini ve yaşam kalitelerini en üst düzeye çıkarmalarına yardımcı olarak günlük yaşam aktivitelerini maksimum bağımsızlık ve rahatlıkla sürdürebilmesi amaçlanır” ifadelerini kullandı.
Sorunun Türüne Göre Tedavi Farklılık Gösteriyor
Pediatrik rehabilitasyonda yaklaşımın çok önemli olduğunu belirten Yüce, sözlerine şöyle devam etti: “ Yapılan ayrıntılı değerlendirme sonucunda çocuğun yaptığı hareketlerin niteliği, hareketi yaparken ki davranışı, istirahatte ki pozisyonu, hareketi bitirirken ki davranışı, çocuğun destek aldığı noktalar tespit edilerek eksiklikler belirlenip program oluşturulur. Aynı hastalık grubu içinde olsa da her çocuğun problemi yaşayışı, yapabilirliği, ilerlemesi farklıdır. Bu yüzden hiçbir çocuk başka bir çocukla karşılaştırılmamalıdır. Buna göre de tedavi programları da değişiklik gösterir. Pediatrik rehabilitasyon da kullandığımız teknikler vardır. Bu teknikler çocuğun ihtiyacına göre belirlenerek tedavi programı oluşturulur. Tek bir teknikle başlanır, aileye teknik öğretilir ve gerekli diğer teknikler de zaman içinde tedavi programına dahil edilir. Tedavi süresince çocuk, aile, fizyoterapist arasında ki iletişimin iyi olması, tedaviyi olumlu etkileyerek, sürecin daha keyifli olmasını sağlar.”
Bebekte ay ay dikkat edilmesi gerekenler:
1 Aylık● Emme problemleri● Çevreden gelen uyarılara hiç tepki vermemesi● Sürekli ve kesintisiz ağlama nöbetleri● Çok sık ve şiddetli kusma● Havale geçirmesi 2 Aylık● Emme problemleri● Çevreden gelen uyarılara hiç tepki vermemesi● Sürekli ve kesintisiz ağlama nöbetleri● Çok sık ve şiddetli kusma● Havale geçirmesi● Refleks kaybı veya refleks artışı yaşaması● Kaslarda gevşeklik ya da aşırı sertlik olması 3 Aylık● Gözlerde kayma ve seğirme● Sırt üstü yatırıldığında kasılma ve rahatsızlık● Gülmeye başlamaması● Anneyi tanımaması● Konuşanın yüzüne bakmaması 4 Aylık● Başını hala kontrol edememesi● Gözün belli bir noktaya odaklanamaması● Ellerin serbest bırakılmayıp sürekli yumruk yapılması● Bazı reflekslerin 4 aylıkken kaybolması gerekir. Bu reflekslerin kaybolmaması, 8 Aylık● Kendi başına dönemiyor ve hareket edemiyorsa● Oyuncağa uzanma ve tutmanın olmamasi● Ayaklarını aynı anda birbirinden bağımsız aynı anda hareket ettiriyor olması● Otururken bağımsız oturamıyor olması 10 Aylık● Yüzüstü yatar pozisyonda ilerleyemiyor olması● Tutunup kalkmaya çalışamıyor olması● İsmine tepki vermemesi● Salya kontrolünün olmaması 1 yaş● Tutunarak ayağa kalkamaması● Parmak ucuna basarak adım atması
Pediatrik Rehabilitasyon ile Tedavi Edilebilen Durumlar
Spina Bifida (Omurga ayrıklığı ya da açıklığı)
Beyin Felci
Çoklu Skolyoz
Konjenital (Doğuştan) Anomaliler
Ortopedik Bozukluklar
Stres Yaralanmaları
Kas Hastalıkları
Yutma Sorunları
Juvenil Artrit (Eklem iltihabı)
Kırık Sonrası Rehabilitasyon
Ameliyat Öncesi Rehabilitasyon
Kifoz
Brakiyal pleksus yaralanmaları ve diğer sinir yaralanmaları
Yeni Fibre Clinix markası, Schwarzkopf Professional’ın en ileri ve en güçlü onarım teknolojisini sunuyor; salonda ve evde, günlük rutine uygun kişiselleştirilmiş saç bakımı artık mümkün.
Fibre Clinix markası, Schwarzkopf Professional‘ Triple Bonding Teknolojisi yeni bağlarla saç yapısını içeriden güçlendirerek 10 kata kadar daha fazla güç sağlıyor. C21 Teknolojisi ise yıpranmış saçta bulunan 21’li lipit zincirini onarıyor ve doğal bir parlaklık kazandırıyor.
Fibre Clinix, yüksek performanslı servis yaklaşımıyla, ilk kullanımdan itibaren saçlarda dönüşüm vadediyor ve her aşamada kişiselleştirilmiş bir bakım rejimi sunarak devrim niteliğinde bakımlar sağlıyor. Tribond Şampuan ve Kür düzenli olarak kullanıldığında, iç ve dış saç yapısını 60 güne kadar** onarıyor, saç gözeneklerinin tamamen kapatılmasına yardımcı oluyor.
Evde ve Salonda Fibre Clinix:
Bütünsel bir yaklaşımla, salonda Fiber Clinix Tribond
Servisi ile saç dönüşümü başlıyor ve saç hiç işlem görmemiş haline geri
dönüyor.
Temizleme | Etkili Fiber Clinix Tribond Şampuan, saçı temizliyor ve saç yapısını
kişiselleştirilmiş Fiber Clinix Bakımı için hazır hale getiriyor.
Bakım | Fiber Clinix Tribond Kür, ince ve kalın telli saçlar için iki
seçenekten oluşuyor. Güçlü formüller, daha fazla esneklik ve güç için saçın iç
yapısını yeniden inşa ederken, saçın dış yapısını daha parlak ve kontrol edilebilir
hale getiriyor.
Kişiselleştirme | Uygun Fiber Clinix Tribond Kür, saçın
ihtiyaçlarına uygun Fiber Clinix Booster ile bir araya gelerek saçın iç ve dış yapısını
onarıyor ve saçın ihtiyaçlarını karşılıyor:
Renklendirilmiş saçlar için Fibre Clinix
Parlaklık Artırıcı Booster
Yıpranmış saçlar için Fibre
Clinix Güçlendirici Booster
Kuru saçlar için Fibre
Clinix Nemlendirici Booster
İnce telli saçlar için Fibre
Clinix Hacimlendirici Booster
Kontrolü zor, asi saçlar için Fibre
Clinix Yatıştırıcı Booster
Renklendirme servisinden sonra:
Güçlü onarım performansı ve tamamen kişiselleştirilebilir
seçenekleri sayesinde Fiber Clinix, daha güçlü ve daha canlı saçlar için ideal bir
boya sonrası bakım servisi oluşturuyor. Evde de kullanıldığında, Fiber Clinix %90’a
kadar renk koruması sağlıyor ve rengi saça hapsetmeye yardımcı oluyor.
Evde bakım:
Uzun süreli sonuçlar için, kişisel saç
ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş bir rutinle bakım evde zahmetsiz bir şekilde
devam ediyor. Her ürün serisi, cilt bakımından ilham alan içeriklerden
oluşuyor:
Fibre Clinix Parlaklık Serisi – Alfa Hidroksi
Asit (Aha) içeren formül, uzun süreli renk sonuçları için rengin canlılığını artırıyor.
Fibre Clinix Güçlendirme Serisi – Niasinamid
içeren formül, saç tellerini güçlendiriyor ve besliyor.
Fibre Clinix Nem Serisi – Squalane
kompleksli formül, nem seviyesini dengeliyor ve saçın esnekliğini artırmaya
yardımcı oluyor.
Fibre Clinix Hacim Serisi – Phytokine içeren formül, saça hafiflik hissi verirken dolgunluk sağlıyor.
Fibre Clinix Yatıştırma serisi – Seramik içeren formül, kıvrılma önleyici bir etki için gözle görülür
bir şekilde saçı yumuşatıyor ve pürüzsüzleştiriyor.
Fiber Clinix Evde Bakım Serisi şampuan, saç kremi, sprey krem ve booster’dan oluşuyor. Tamamen kişiselleştirilmiş bir bakım için Fiber Clinix Booster, her kullanımda farklı saç ihtiyaçlarını karşılamak için Fibre Clinix Kürlerle birlikte kullanılabiliyor.
Kova burcunda gerçekleşecek yeni bir döngüye hazırlanıyoruz. Jüpiter ve Satürn’ün gökyüzünde 20 yılda bir kavuşacağı önemli bir döngü bu yıl 21 Aralık’ta başlıyor. Önümüzdeki yeni yıllarımızı nasıl geçireceğimizi, global olarak nasıl bir sürecin bizleri beklediği ile ilgili önemli açıklamalarda bulunan Astrolog Kenan Yasin Bölükbaşı, bu süreçte kendimize ne kadar samimi olduğumuzla ilgileneceğimizin altını çiziyor.
“Bu süreçte gizli kapaklı yaptığınız tüm eylemler artık görünür yüzeye taşınacağı için kendinizi, içinizi, kimliğinizi ve kendinizden bile sakladığınız kendi gerçeklerinizi önünüze alıp onlarla barışma zamanınız geliyor.” diyen Astrolog Kenan Yasin Bölükbaşı, içimiz ve dışımızın bir olacağı yani şeffaflaşacağımız önemli bir döngüye gireceğimizi belirtiyor.
Şeffaflık yani içi ve dışı bir olmak
Bu öyle zor ki birçoğumuz için. Astrolojide iç ve dış göstergesi, ışık kaynaklarımız Güneş ve Ay’dır. Ne zaman ki içimizi gösteren Ay, dışımızı anlatan Güneş’le karşı karşıya gelir o zaman dolunay olur. Dolunayların bizler için ne kadar sancılı geçtiğini, baş ağrılarımızı, içsel yaşadığımız gerginlikleri belirtmemize gerek yok.
Güneş ve Ay bizim Annemiz ve Babamız gibi düşünelim. Bir de toplum içinde ‘anne’ ve ‘baba’ motifi olarak seçtiğimiz kişiler vardır. Kimisi öğretmenini annesi yerine koyar kimisi patronunu babası yerine koyar. Bunların astrolojik göstergesi ise Jüpiter ve Satürn’dür. Toplum içindeki anne ve baba motiflerimizi bu iki toplumsal gezegen ifade ederler.
Jüpiter ve Satürn Kova Burcu’nda kavuşacak
Jüpiter ve Satürn gökyüzünde 20 yılda bir kavuşurlar ve her kavuşumlarında yeni bir 20 yıllık döngü oluştururlar. 21 Aralık 2020 itibariyle iki gezegen Kova Burcu’nda kavuşacak. Bu yıl bu kavuşuma şahit olacağız. Bundan 20 yıl önce ise 28 Mayıs 2000 Yılında Boğa Burcu’nun 22 derecesinde kavuşmuşlardı. Şimdi ise Kova Burcu’ndaki kavuşumlarına şahit olacağız.
Astrolojide antiscia ve kontra-antiscia diye bir teknik kullanırız. Gezegenlerin birbirine yansıdıkları burçlar olarak bu tekniği kısaca tanımlayabiliriz. Kova Burcu, Akrep Burcu’na yansır ve Boğa Burcu’da Aslan Burcu’na yansır. Bu demektir ki Kova’nın içinde Akrep’ten var ve Boğa’nın içinde de Aslan’dan vardır. Fakat diğer burçlar ise birbiri ile aynı konuları hiç paylaşmazlar. Yani Boğa ve Kova burçları kontra-antiscia’dır. Birbirini hiç anlamayan iki burçtur diyebiliriz.
2000 yılından beri toplumdaki anne ve babamız bize Boğa Burcu doğasını taşıyordu. Tüketim, biriktirme, kendine güvenlik alanı oluşturma, kaynaklara tutunma ve konfor alanları yaratma üzerine bizi güdülüyordu. Yeni 20 yıllık döngümüzde ise toplumdaki anne ve babamız bizlere Kova Burcu doğasını taşıyacak. Yani üret, geliştir, yeni olanı dene, farklı şeyler yap, eyleme geç, hakları savun, topluma katkı sağlayacak eylemlerde bulun ve insanlığa hizmet et diyecek. Bu yeni süreçleri hazmedebilmek ve nasıl gerçekleştireceğimizi incelemek için Kova ve Boğa Burç’larının antiscia’larını inceleyebiliriz. Yani Aslan ve Akrep burçlarını.
Kova ve Boğa Burç’larının antiscia’ları Aslan ve Akrep burçlarıdır
Aslan, görünür olma ile alakalıyken Akrep içte olanla alakalıdır. Akrep saklamak demektir ve Kova tarafını düşünürsek “Bir elin yaptığını diğer el duymasın demektir” diyebiliriz. Topluma hizmet etmek, bağış yapmak, toplum bilinci ve farkındalık için uğraşmak içten gelir. İçte değişimi başlatmak gerekir.
Bu süreç ise dıştan bağımsız olmayacak. Son 20 yıldır alıştığımız toplumsal kahramanlar yaratma tarafımız, idol olarak öne sürdüğümüz kişi ve karakterler bizi bu gizli alanın deşifresi için zorlayacak.
İçimiz ve dışımız artık görünür hale gelecek
Aslında şeffaflaşacağız.
Devlet, kurumlar ve büyük firmalar artık para alışverişlerini daha şeffaf şekilde yapacaklar.
Şirketlerin gizli anlaşmaları artık sonlanacak.
Arka planda neler döndüğünü 7/24 gözlemleyeceğiz. Ya da zorunda kalacağız.
Sırlar deşifre edilecek ve hizmetler topluma dönük yapılmak zorunda kalacak.
Bu süreç global olarak hepimizi etkileyecek
İçte birey olarak kendimizi de şeffaflaştırmamız gerektiğini özetliyeyen bu sürete içimizin dışımızla ne kadar bir olduğunu artık düşünmek zorunda kalacağız. Sanal kimliklere ve belirli kalıpların arkasına saklanma devrinin biteceğini, özel kahramanlar üretmek yerine asıl kahramanlığın halkta olduğunu düşünmemiz gereken zamanlara hazırlanıyoruz.
Hissettiklerinizi, yaşam özgürlüklerinizi, neyi yaşamak istediğinizi keşfetmeniz gerekiyor.
Eğer bir başkası için ya da aman tadımız kaçmasın diyerek idare ettikleriniz için zaman tükettiyseniz bu dönemin sonlanacağını kendinize hatırlatın.
Kaçtığımız, uzaklaştığımız her türlü etmen bizi kaçtığımız yerde de hızlıca bulur. Onlarla korkusuzca yüzleşmek ve değişim için adımlar atma cesaretini hissetmek ise bizlerin elinde.
Gün içinde tüketilen bazı besinler mutluluk hormonu salgılanmasını sağlarken, bazıları da kişiyi strese sokabiliyor ya da tam tersi sakinleştirebiliyor. Doğru ve dengeli beslenme, beden sağlığı kadar ruh sağlığı için de büyük önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, besinlerin insan psikolojisine etkileri hakkında bilgi verdi.
Besinlerin ruh sağlığı üzerinde güçlü etkileri bulunmaktadır. Bu etkinin olumlu ya da olumsuz olması ise tüketilen besinin sağlıklı ya da sağlıksız olmasıyla ilgidir. Örneğin, kısa vadede geçici mutluluk veren basit karbonhidratlar, uzun vadede beden sağlığını olduğu kadar ruh sağlığını da bozmaktadır.
Psikolojiye çok yönlü olumsuz etkisi olan besinler
Şekerli ve beyaz unlu besinler: Glisemik indeksi yüksek olan tüm besinler bu grupta yer almaktadır. Glisemik indeks alınan besinlerin kan şekerini yükseltme hızıdır. Bazı besinlerin (şeker miktarı aynı olsa bile) kan şekerini yükseltme hızları farklı olabilmektedir. Glisemik indeksi yüksek olan gıdalar kan şekerini aniden yükseltip azaltabilir. Bunun sonucunda vücut strese girer. Tatlı bir şeyler yenildiğinde lezzetten dolayı mutlu olunduğu zannedilir ancak aslında bu gıdalar vücudun stresini artırır ve uzun vadede mutsuzluk gelir. Glisemik indeksi yüksek besinlere örnek olarak şerbetli tatlılar, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan bisküviler, pastalar ve tatlılar sayılabilir.
Süt: Süt ve ürünleri bazı bireylerde çeşitli problemlere yol açabilmektedir. Bu duruma intolerans adı verilir. Eğer süt ürünleri tüketildiğinde; bağırsak problemleri, ishal, şişkinlik, gaz şikayetleri, mide yanmaları oluşuyorsa bu durum kişide süt intoleransı olduğu anlamına gelebilir. Sütün doğrudan mutluluk hormonu olan seratonini azalttığı söylenemese de, vücuda verdiği rahatsızlıklar dolayısıyla bazen mutsuz eden besinler arasında sayılabilir.Kahve: Günümüzde sosyal aktivitelerden biri haline gelen kahve, günde 6-7 bardak içilebilmektedir. Oysa kahve tüketimi günde 3 bardağın üzerine çıkarıldığında farklı olumsuz etkiler görülmektedir. Örneğin kolesterolün yükselmesine sebep olabilir. Oysa doğru kahve doğru miktarda tüketildiği zaman hem insülin direncine hem de kolesterole destek olduğu bilinmektedir. Ancak fazla tüketildiğinde kortizol seviyelerini yükseltir. Bu da insülini etkilediği için stres yaratır. Bunun yanında taşikardi gibi durumlara sebep olabildiği için vücutta stres oranının artmasına sebep olur. Vücudun streste olması, zihnin de streste olması anlamına gelir. Dolayısıyla aşırı kahve tüketimi mutsuzluk sebepleri arasında sayılmaktadır.
Protein: Son zamanlarda adı geçen birçok ünlü diyet; proteinden zengin, karbonhidrattan düşük bir beslenme biçimi önermektedir. Seratonin üretmek için gerekli olan aminoasit triptofandır. Yüksek miktarda protein tüketimi ile triptofan genelde diğer aminoasitler ile olan yarışı kaybeder, bu da seratoninin daha az üretilmesine neden olur. Hindi etinin triptofan içeriği daha fazladır. Bu nedenle protein tercihini hindi etinden yana kullanmak mutluluğu en az çikolata kadar artıracaktır. Ancak protein miktarları fazla kaçırıldığında ya da fazla kırmızı et tüketildiğinde hem vücudu yine sağlık anlamında strese sokar, hem de triptofan kan-beyin bariyerini aşıp diğer proteinlerle yarışırken geride kalır. Dolayısıyla üretilmesi gereken hormonların üretimi azalır. Sonuç olarak fazla protein tüketmek vücudu strese sokarak mutsuzluğa yol açmaktadır.
Mutluluk veren besinler
İnsanları mutlu eden ve pozitif enerji veren besinler ise şöyle sıralanmaktadır:
Koyu yeşil yapraklı sebzeler: Magnezyum, depresyon tedavilerinde de genellikle eksikliği görülen, kadınların regl dönemlerinde kan seviyelerinde normalin altına inen minerallerden bir tanesidir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kabak çekirdeği gibi besinler magnezyumdan zengindir. Magnezyumu doktora danışarak takviye olarak almak da uygundur. Özellikle spor yapanlar, kilo verme sürecinde olanlar magnezyum takviyesi alabilirler.
Badem, ceviz, fındık, Brezilya cevizi: Mutlu eden besinler olarak sayılan bu yemişlerin yağ içeriği yüksektir. Bu nedenle bu besinleri günde 1 avuç içi kadar tüketmek ya da 1 karışım yapıp günlük tüketmek daha anlamlı olacaktır. Çünkü gereğinden fazla alımı hem kilo açısından hem de damar sağlığı açısından uygun değildir. Bunun dışında selenyum önemli bir mineraldir. Brezilya cevizi de yüksek selenyum içermektedir. Günde 2-3 tane Brezilya cevizi tüketmek bile günlük selenyum ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamaktadır. Özellikle haşimato başta olmak üzere tiroit hastalıkları olanlarda enflamasyon konusunda selenyum önemli bir yere sahiptir. Ayrıca mutluluk da vermektedir.
Yoğurt, kefir: Probiyotik içeren yoğurt ve kefir aslında aynı tür besinlerdir. Yalnızca kefirde maya miktarı daha fazla olduğu için daha çok probiyotik içermektedir. Bu nedenle daha sağlıklıdır. Her sabah mutlaka kefir içilmeli, sabah içilemiyorsa gün içinde tüketilmelidir. Probiyotik kullanımı da önerilmektedir çünkü mutlu olmaya yardımcı olacak besin maddelerinden bir tanesidir. Çünkü vücut stresini azaltan bir takviyedir. Prebiyotikler ise lif içeriği yüksek gıdalarda bulunan ve probiyotikleri besleyen besinlerdir. Dolayısıyla kuru baklagiller, tam tahıllı ekmekler, sebzeler düzenli olarak tüketilirse ve kabuklu tüketebilen meyveler kabuklu tercih edilirse prebiyotik özellikli besinler yeterli miktarda alınmış olur. Bunun yanında B12 vitamini sinir sistemi için önemlidir. Depresyon gibi durumlarda da eksikliği görülmektedir. Depresyonda homosistein düzeyi düşer, bu da kişiyi mutsuz eder. B12 en çok yoğurttan ve kefirden sağlanmaktadır. Yoğurt, suyuyla beraber tüketilmelidir çünkü B12 içeriğinin suyunda daha fazla olduğu bilinmektedir.
Kadıköy Belediyesi Zehra-Mustafa Yüksel Mamografi ve Kadın Sağlığı Merkezi’nden Radyoloji Uzmanı Dr. Hikmet Karagüllü ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ dolayısıyla yaptığı açıklamalarda meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekti.
Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda ülkemizde ve dünyada kadınlar başta olmak üzere en sık görülen meme kanserine ilişkin Ekim ayı boyunca yapılan farkındalık çalışmaları dikkat çekiyor. Kurulduğu günden bugüne 80 bin kadının muayene için başvurduğu Kadıköy Belediyesi Mamografi ve Kadın Sağlığı Merkezi’nde meme kanseri konusunda bilgilendirme ve kendi kendine meme muayenesinin nasıl yapılacağı gibi birçok seminerler de düzenleniyor. İleri teknoloji görüntüleme cihazlarıyla erken teşhisin de yapılabildiği merkezin doktorlarından Radyoloji Uzmanı Dr. Hikmet Karagüllü meme kanserinde farkındalık ve toplumsal bilinç oluşturmak için hastalığın belirtileri, erken tanının önemi ve tedavi yöntemleri hakkında aydınlatıcı bilgiler verdi.
“TEDAVİDE BAŞARI ORANI ARTTI”
Düzenli kontrollerin ve erken tanının önemine vurgu yapan Karagüllü tedavide başarı oranındaki artışın altını çizdi.Dünyada her 8 kadından biri yaşamının bir döneminde bu kanser türü ile karşılaşıyor.Dünyada her yıl bir milyon 750 bine yakın kadın meme kanserinden etkileniyor. Ne yazık ki bu sayı giderek daha da artıyor. Ancak meme kanserinin görülme sıklığının artmasına karşılık ölüm oranlarında da düşüş söz konusu. Burada görüntüleme yöntemlerindeki teknolojinin gelişmesi, kadınların ve toplumun bu konuda bilinçlenmesi, duyarlı olması ve farkındalık yaratması, erken tanı için düzenli taramaların yapılması, tedavinin uygulama alanlarına girmesi gibi etkenleri sayabiliriz.
“RİSK FAKTÖRLERİNİN EN BAŞINDA KADIN OLMAK GELİYOR”
Risk faktörlerinden ve hastalığın belirtilerinden bahseden Karagüllü sözlerini şöyle sürdürdü: “Meme kanserinde kadın olmak risk faktörlerinin en başında geliyor. Kişinin ileri yaş olması, birinci ve ikinci derece akrabalarda meme kanseri öyküsü olması, beslenme biçimi, fiziksel aktivitenin azlığı gibi risk faktörlerini sayabiliriz. Ele gelen kitle eşittir meme kanseri değil, meme kanseri eşittir kitle değil. Yani hiçbir şikayeti olmadığı, hiçbir belirti göstermediği halde merkezimizde yaptığımız taramalar sonucu erken tanıda bulunduğumuz hastalarımız oldu. Genel olarak ise meme başında kabuk bağlama, çatlama, çökme, kanlı akıntının olması; memede kızarıklık, portakal kabuğu görünümünün olması, koltuk altında ağrılı ya da ağrısız ele gelen kitlelerin olması belirtiler arasında.”
Dr. Hikmet Karagüllü meme kanserinden korunmak için hangi yaşlarda, nasıl bir işlem yapılması gerektiğini anlattı: “20’li yaşlardan 40 yaşına kadar 1 ile 3 yıl arasında düzenli olarak meme cerrahisine gidilmeli. Kişi kendi kendisini elle muayene etmeli ancak ele kitle gelmiyor diye kontrollerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Çünkü biz en çok meme kanserini taramada yakalıyoruz. 40 ile 69 yaş arası her yıl mamografi çekilmesi gerekiyor. 69 yaşından sonra ise, hastanın başka bir rahatsızlığı yoksa meme yoğunluğuna göre 1 ile 2 yıl arasında mamografi çekilmesi gerekiyor. Ailede meme kanseri öyküsü olanlarda ise 35 yaşında mutlaka bir mamografi çektirmeyi öneriyoruz. Örneğin annesinin 40 yaşında meme kanseri öyküsü olan hastalarımızda da 25 – 30 yaş arası mamografi çektirebiliyoruz. Mamografi işleminin yanında ultrason ve MR’ı da mutlaka istiyoruz.”
Zaman zaman herkesi sorunu olan kabızlık kronikleştiğinde kişinin yaşam kalitesini de düşürmeye başlar. Kalın bağırsak tümörleri, hormonal bozukluklar, kullanılan ilaçlar, su-tuz eksiklikleri, kas ve sinir sistemi hastalıklarının da kabızlığa sebep olabileceğini söyleyen Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ekrem Aslan kabızlık problemi olanlar için önerilerde bulundu.
1.Günlük aldığınız sıvı miktarını arttırın. Katı ağırlıklı beslenme kabızlığa neden olan en önemli şeydir.
2.Liften zengin gıdaları tüketmek kabızlığı engellemeye yardımcı olur. Meyve ve sebzeler zengin lif kaynaklarıdır.
3.Uzun süreli aç kalmaktan kaçının. Sık aralıklarla az miktarda beslenmek kabızlığı engellemeye yardımcı olur.
4.Bağırsak hareketlerinin en yoğun olduğu sabah saatlerinde ve yemeklerden sonra tuvaleti kullanmayı alışkanlık haline getirin.
5.Dışkılama hissettiğiniz an tuvalete gidin, dışkılamayı ertelemek kronik kabızlığın önemli nedenlerinden biridir.
6.Spor ve egzersiz önemlidir. Siz hareketli olursanız bağırsaklarınız da hareketli olur. Haftada en az 3 gün yarım saat yürüyüş bağırsakları düzene sokmaya yardımcı olacaktır.
7.Doktorunuza danışmadan uzun süre yüksek miktarda içilen müshil içeren ilaçlar bağırsakları tembelleştirir. Doktor görüşü olmadan müshil kullanımından kaçının.
8.Her gün bir avuç kuru erik tüketmek veya sabahları içilecek bir fincan kahve bağırsakların çalışmasına yardımcı olur.
9.Hemoroidler ve makat bölgesindeki çatlaklar kronik kabızlığa neden olabilir, makat bölgesinde kaşıntı, kanama veya ağrı yakınmalarınız varsa bir doktora başvurun.
10.Kabızlık şikayetiniz 6 aydan kısa süredir varsa, yaşınız 50’nin üzerindeyse, kabızlığa eşlik eden kansızlık, makattan kanama veya kilo kaybı yakınmanız varsa mutlaka bir gastroenteroloğa başvurun ve kolonoskopi yaptırın.
TÜSAD Çocuk Göğüs Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşe Tana Aslan, kış aylarının yaklaşmasının yanı sıra okulların açılmasıyla da endişeleri artan anne-babalara önemli tavsiyelerde bulundu.
Hijyen, beslenme, temiz hava gibi uyarıların yanı sıra, olası bir belirtide çocukların okula gönderilmemesi gerektiğini belirten Aslan, okul yönetimi ve öğretmenlere de “Hastalık bulgusu gözlemlediğiniz çocukları sağlık kuruluşuna yönlendirmelisiniz” dedi.
Tüm dünya genelinde ve ülkemizde de COVID-19 hastalığı, giderek artan hasta sayılarıyla toplum sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturmaya devam ediyor. Bu ortamda açılan okullar ise ebeveynler, öğretmenler ve okul yönetimi açısından ekstra önlemler almayı gerektiriyor. Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) bu dönemde çocukların sağlığına her zamankinden çok daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini vurgularken, etkin bir tedavi yöntemi ya da aşı geliştirilene kadar uyulması gereken kuralları hatırlattı. TÜSAD Çocuk Göğüs Hastalıkları Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Ayşe Tana Aslan, pandemi konusunda çocukları bilgilendirmenin önemini anlatırken, olası bir hastalık belirtisi görüldüğünde okula gönderilmemeleri gerektiğini vurguladı.
ÇOCUKLARA EVDE MUTLAKA PANDEMİ EĞİTİMİ VERİLMELİ
Prof. Dr. Ayşe Tana Aslan, velilerin evlerinde çocuklarına maske, mesafe ve hijyen ile ilgili eğitim vermeleri gerekliliğini belirtirken, ebeveynlere şu önemli hatırlatmaları yaptı:
Anne-babalara en az öğretmenler kadar çok iş düşüyor. Pandeminin başlangıcından bu yana evlerinde aynı zamanda öğretmen gibi destek veren anne-babalar, çocuklarının COVID-19’dan korunma eğitmeni gibi de görev yapacaklar. Çocukların ellerini en az 20 saniye sabunla yıkamaları ve el dezenfektanın kullanımı ile ilgili bilgiyi vermiş olmalılar. Ellerini yüz, göz, kulak ve çenelerine dokundurmamaları konusunda bilgilendirilmeliler.
Okul eşyaları, bardak, su şişesi gibi özel eşyalarını başkaları ile paylaşmamaları öğretilmeli. Yine çocukların ders sırasında olduğu gibi ders aralarında da mesafe kuralına dikkat etmeleri yönünde uyarıda bulunmaları gerekli.
Ateş, öksürük, burun akıntısı gibi bulguları olan çocuklarını ve olası ya da kesinleşmiş COVID teması olan çocukların okula gönderilmemeleri gerekir.
Çocukların öksürme hapşırma sırasında mendil kullanmaları ya da dirsek iç yüzüne hapşırmaları öğretilmeli.
Hijyenin okul dönüşünde de ayrı bir önemi var. Okuldan dönen çocuklar, eve gelince ellerini yıkamalı ve hemen kıyafetlerini değiştirmeli. Kıyafetlerin güzelce yıkanması gerekiyor. Ev içinde de hijyen koşullarına önem verilmeli, tuvalet ve klozetlerin dezenfeksiyonuna özen gösterilmeli.
OKUL YÖNETİMİ VE ÖĞRETMENLERE BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR
Çocukların, evde ve okulda verilen maske, mesafe ve hijyen eğitimine rağmen bunları unutabileceklerini dile getiren Aslan, okul yönetimi ve öğretmenler için de şu bilgileri paylaştı:
Okul yönetimine, öğretmenlere de çok büyük işler düşüyor. Yıllarca eğitim idealiyle görev yaptılar, şimdi de pandemiden dolayı hijyen konularında da rehberlik etmeleri gerekiyor.
Biliniyor ki COVID-19 bulaşını önlemek için okul çocuklarının maske kullanması gerekiyor. Çocukların uygun dille uyarılmaları, eksik maske ve dezenfektanı olan öğrencilere temin edilmesi önemli. Maskelerin ara ara değiştirilmesi, yere düşen ya da kirli maskelerin değiştirilmesi için öğrenciler yönlendirilmeli.
Sınıfta maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyulması, eşya ve yiyecek alışverişi yapılmaması, sınıfların sık sık havalandırılması ve öğrencilerin en az bir metre mesafe olacak şekilde sınıfta yerleştirilmesinin önemi zaten biliniyor.
Sosyal mesafe, öğrenci ve çalışanların maske kullanımları ve bunlara uyum konusunda ayrıntılı bilgilendirme ve tekrarlayan eğitimler yapılması gerekiyor.
Gözlem pandemi döneminde önemli bir davranış. Hastalık bulgusu olan çocuklar hızlıca değerlendirilip, revir ya da sağlık kuruluşuna yönlendirilmeli.
COVID-19’UN KALKANI GÜÇLÜ BİR BAĞIŞIKLIK
Çocuklarda COVID-19 hastalık sıklığının erişkinlerden daha az olduğu ve daha hafif seyrettiği bildirildiğini aktaran Aslan, “Bununla birlikte çocuklar birbirinden enfekte olarak başta okul çalışanları; öğretmenler, diğer okul personeli olmak üzere evdeki anne, baba ve diğer aile büyükleri için ciddi bir enfeksiyon kaynağı olma potansiyeline sahip. İleri yaş öğretmenler ve okul çalışanları ile altta yatan hastalığı olanlar COVID-19 açısından daha fazla risk altında” dedi.
COVID-19’a kalkan görevi yapabilmesi için güçlü bir bağışıklığın ilk şartlardan biri olduğunu vurgulayan Aslan sözlerine şöyle devam etti: “Çocukların sağlıklı beslenme için uygun oranda protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin içeren uygun beslenme sağlanmalıdır. Ek bir takviyeye ihtiyaç yoktur. Pandemi öncesi dönemde olduğu gibi bu dönemde de vitamin ve mineral eksiklikleri saptanır ise onlara yönelik destek verilebilir.
Aslan ayrıca, bölgesel COVID-19 yaygınlığı, çocukların okula erişim yolları, çocukların altta yatan hastalık durumları yanı sıra evde birlikte yaşadıkları aile fertlerinin yaş ve altta yatan hastalık durumları, devam ettikleri okulların fiziksel kapasiteleri, sosyal mesafe kurallarına uyumun sağlanabilmesi” gibi çok sayıda etkenin göz önünde tutulması gerektiğini de dikkat çekti.
Yaş, yaralanma ya da çeşitli hastalıklar kalça eklemlerinin yıpranmasına sebep olabiliyor. Yıpranmış kalça eklemleri hareket etmek, yürümek ve oturup kalkarken ağrıya neden olabiliyor.
Zaman içinde kişinin hareket kabiliyeti de azalıyor, bu sebeple kalça eklemine protez ameliyatı gerekli olabiliyor. Ancak erken teşhis ile gerekli önlemleri alınarak, hasta güçlü bir eklem yapısına kavuşabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, kalça kireçlenmesi ve erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.
Kalçada kireçlenmeye neden oluyor
Kalça eklemi çok güçlü olsa da anatomik yapısından dolayı hareket esnasında eklem yüzleri birbirine zarar verebilmektedir. Doğuştan gelen kalça bozuklukları, kırıklardan sonra oluşabilecek kalça çukuru bozulmaları, avasküler nekroz gibi hastalıklar, genetik miras ya da futbol gibi spor dalları kalça eklemindeki hastalıkların temel nedeni olan eklem anatomisinin bozulmasına yol açabilir. Bu bozulma sonucunda oluşan anormal sürtünme ve anormal stres yoğunlaşması; kıkırdağın yıpranmasına, dökülmesine, yırtılmalara yol açarak kireçlenmeye giden yolu açmaktadır.
Ani kalkışlarda hissedilen ağrılara dikkat!
Kalça ekleminde problemi olan kişiler genellikle kasıkta görülen kalça eklemi ağrısından şikayet eder. Kalça kaynaklı kasık ağrıları, uzun süre oturduktan sonra aniden kalkarken sanki kasığa bir bıçak saplanması şeklinde kendini gösterir. Kalça kilitlenir, kişi hareket edemez. Böyle bir ağrı kesinlikle basit bir kalça ağrısı olarak düşünülmemelidir. Ayrıca merdiven inip çıkarken zorlanma yaşanabilir. Aksama ve ağrı nedeniyle topallama gibi şikayetler de ortaya çıkabilir.
Basit bir kalça filmi erken teşhisi mümkün kılar
Kalça ekleminde hissedilen ağrıda yapılan özel testlerle hastanın belli hareketleri yapıp yapamadığı incelenir. Kalça filmi kalçanın yapısında bozukluk olduğunu gösteren çok önemli ayrıntıları ortaya koyabilir. Böylelikle tedavisi mümkün olmayan, kişiyi protez ile yaşamaya mahkum bırakan bir hastalık olan kireçlenmeye doğru gidebilecek bir tablo, çok önceden tespit edilerek gerekli önlemler alınabilir.
Vücut ağırlığını azaltmak büyük önem taşıyor
Kalça eklemi vücudun en fazla yük taşıyan eklemidir. Bu nedenle aşırı kiloyla daha fazla yük taşıması önlenmelidir. Kalça ekleminde kireçlenme olan aşırı kilolu kişilerin mutlaka beslenmesine dikkat etmesi ve kilo vermesi gerekir. Kalça eklemi çevresindeki kasların kuvvetini ve dengesini ayarlamak için özel bir egzersiz tedavisi önerilir. Kişinin bel fıtığı gibi bir sorunu yoksa esneme ve germe harekelerini içeren yoga ve pilates önemli derecede katkı sağlayabilir. Bunun yanında kişinin ihtiyacına göre ağrı kesici, kas gevşeticiler de verilebilir.
Eklem koruyucu cerrahi ile tedavi mümkün
Kalça eklemi koruyucu ameliyatların gerektiği durumlarda kalça artroskopisi adı verilen kapalı ameliyatlar, eklem içi problemlerin giderilmesini sağlar. Bir diğer teknik ise “Güvenilir Luksasyon”dur. Bu teknikte kalça yuvasından çıkarılır. Kalçanın yuvasından çıkması normalde dolaşımı bozarak, kalçada çok ciddi hasara neden olabilmektedir. Ancak geliştirilen bu yöntemde kalça yuvasından eklem korunarak çıkartılmakta ve yapılan müdahaleyle gelişebilecek kireçlenme önlenmektedir.
Tüm dünyayı etkisi altına Koronavirüs ile mücadele hız kesmeden devam ederken, evlerde daha çok vakit geçirdiğimiz bu süreç ile beraber kişilerin hareketsiz kalma oranı da arttı.
Uzmanlar ise bu durumunun sağlık sorunlarına neden olabileceğini vurguluyor. Hayata hareket katmanın özellikle bu dönemde daha çok önemli olduğunu belirten Romatem Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serap Latif Raif, pandemi bitse bile kalıcı sorunların bizle kalabileceğinin altını çizdi. Raif, hareketsizliğin vücudumuza etkilerini sizler için sıraladı.
Kas Kaybı Başlıyor
Vücut, hareketsizlikten dolayı ihtiyacı olan maddeleri kasları yıkarak alır. Bu durum kas kaybını meydana getirir. Kas inşa etmek aylar alabilir fakat kaybetmek için sadece bir hafta yeterli olabilir.Bu durum , zaman içinde yeniden kilo alımı, güç kaybı, organların yıpranması, kan değerlerinin değişmesi , derinin sarkması ya da gevşemesi sonuçlarını ortaya çıkarabilir. Kaslar vücudu taşıdığı için hareket etmek eklem sağlığı açısından önem taşıyor.
Kalbimiz ve Ciğerlerimizde Etkileniyor
Kalbin en büyük dostlarından biri de egzersizlerdir. Çünkü fiziksel aktivite gerçekleştirdiğimizde kasların oksijen ihtiyacı arttığından kalp atış hızımız yükselir. Kan basıncımız artar. Düzenli yapılan aktivitede ise kalp damarlarımız bile kalınlaşır güçlenir. Egzersiz olmaz ise kalp atış hızınızı yükseltmiyorsunuz bu da kalbinizi güçsüz hale getiriyor.
Akciğer sağlığı kötü olan insanlar, solunum yolu hastalığı olduğu için zaten koronavirüs daha duyarlı hale geliyor. Fakat şöyle bir durum var virüsün bulaş riskinden korunmak için hareket etmiyorsak akciğerlerinde kan akışı artmıyor ve bu durum ciğerleri güçsüz yapabilir. Egzersiz ile birlikte göğüs bölgemizdeki kaslarımızda hızla çalışmaya başlar, bu durum oksijen kullanımını da arttırdığı için ciğerlerinde dayanıklı hale gelmesini sağlar.
Kilo Alıyoruz Yağlanıyoruz
Evde kaldığımız sürece gün boyunca yediğimizden daha fazla yemek yiyoruz.Bu duruma bağlı olarak kilo alımı da bu dönemde artış gösterdi. Hareketsizlik ve enerji harcamadaki azalma ile birlikte bölgesel yağlamalar da meydana geldi. Böylece vücudunuz insüline direnmeye başlayabilir ve metabolik hastalık veya diyabet gibi kronik sağlık sorunları gelişebilir.
Duruşumuz Bozuldu
Yanlış durduğumuzun farkında değiliz. Devamlı öne eğilerek iş yaptığımız için kamburlaşıyoruz bu da boyumuzun bile kısalmasına neden oluyor. Oysaki doğru duruş,bel, boyun ve sırt sorunlarını engellerken kişilerin fiziksel ve ruhsal olarak daha rahat olmasını sağlıyor. Bu sorun çağın problemi olarak da adlandırılıyor .Omurganın en büyük düşmanı olan bu durum sırt, bel, boyun ağrısının en büyük nedenleri arasında yer alırken birçok sağlık sorunun da davetiyecisi konumunda yer alıyor.
Beynimizde mi etkileniyor?
Geçtiğimiz günlerde bu konu ile ilgili bir araştırma yayınlanmıştı. İsveç’ten bilim insanları, egzersiz ile öğrenme yetileri arasındaki bağlantıyı araştırdı. Araştırmanın sonunda en az iki dakika egzersiz yapmanın bile öğrenme ve hafıza yeteneklerini iyileştirdiği sonucuna ulaşıldı. Kan akışını arttıran egzersizler ile birlikte beyinde kandaki toksinleri parçalayan bazı kimyasallar üretiliyor. Hareketsizlik ise bu durumun tam dersini yaratıyor hatta beyni yavaşlatıyor.