Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 162

    Sperm Sayısını Artırmanın 9 Yolu

    0
    Sperm Sayısını Artırmanın 9 Yolu

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) en son yönergelerine göre; sağlıklı bir sperm sayısı mililitre (ml) başına 15 milyon veya ejakülasyon (boşalma) başına en az 39 milyon. 15 milyonun altındaki sperm sayısı kısırlığa neden olabilir.

    Bazı yaşam tarzı seçimleri ve doğal ilaçların, sperm üretimini kontrol eden hormonları desteklemeye yardımcı olabileceğini belirten Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Kalay, sperm sayısını artırmanın yolları hakkında şu bilgileri verdi:

    SİGARAYI BIRAKIN

    Sigara içmek sürekli şekilde sperm sayısını azaltır. Orta veya ağır miktarlarda tütün içenler, tütünü daha az tüketenlere göre daha düşük sperm kalitesine sahiptir.

    REÇETELİ İLAÇLARA DİKKAT

    Bazı reçeteli ilaçlar, sağlıklı sperm üretimini potansiyel olarak azaltabilir.

    Sperm üretimini ve gelişimini geçici olarak azaltabilecek ilaçlar şöyle:

    -bazı antibiyotikler

    -anti-androjenler

    -antienflamatuarlar

    – antipsikotikler

    -opiatlar

    -antidepresanlar

    -ilacı bıraktıktan sonra 1 yıla kadar sperm sayısını etkilemeye devam edebilen anabolik steroidler

    -eksojen veya tamamlayıcı testosteron

    -metadon

    ANTİOKSİDAN AÇISINDAN ZENGİN YİYECEKLER TÜKETİN

    Antioksidanlar, hücrelere zarar veren serbest radikal adı verilen bileşikleri etkisiz hale getirmeye yardımcı olan moleküllerdir.

    Bazı vitamin ve mineraller antioksidan görevi görür ve bu nedenle bazı çalışmalar antioksidan tüketimini artan sperm sayısıyla ilişkilendirmektedir.

    SAĞLIKLI YAĞ TÜKETİMİNİ ARTIRIN

    Çoklu doymamış yağlar, sperm zarının sağlıklı gelişimi için çok önemlidir. Bu tür yağlar arasında Omega-3 ve Omega-6 bulunur.

    Omega-3 yağ asitleri ile desteklenen ve kısırlığı olan erkekler, Omega-3 takviyesi almayan erkeklere kıyasla sperm hareketliliği ve konsantrasyonunda önemli bir iyileşme yaşandığı ortaya konulmuştur.

    KİRLENMEYE NEDEN OLAN MADDELERDEN UZAK DURUN

    Hava kalitesi ve toksik kimyasallara maruz kalınma gibi çevresel faktörler, azalan sperm sağlığı ve sayısıyla bağlantılı.

    Yoğun hava kirliliğine sahip yüksek endüstriyel bölgelerde yaşanması, sperm sayısının düşüklüğüyle ilişkilidir.

    Çevresel toksinlerden mümkün olduğunca kaçınmak, genel sağlığın daha iyi olmasına da katkıda bulunur.

    SOYA VE ÖSTROJEN AÇISINDAN ZENGİN GIDALARIN TÜKETİMİNİ SINIRLAYIN

    Bazı yiyecekler, özellikle soya ürünleri bitki östrojeni içerir. Bu, testosteron bağını ve sperm üretimini azaltabilir.

    Çin’deki 1.319 erkek üzerinde 2019 yılında yapılan bir araştırma, menide daha yüksek bitki östrojen konsantrasyonlarının daha düşük kaliteli sperm anlamına geldiğini bulmuştur.

    Pek çok konserve ve plastik ürün, sentetik östrojen formlarında da yüksektir.

    YETERİNCE FOLAT VE ÇİNKO ALIN

    Yapılan sınırlı çalışmalar, folat ve çinkonun kombinasyon halinde tüketilmesinin, konsantrasyon ve sayım dahil olmak üzere genel sperm sağlığını iyileştirebileceğini göstermektedir.

    SPERM SAYISINI ARTIRAN YİYECEKLER

    Sperm sayısını doğal olarak artırmanın en iyi yolu, C vitamini, antioksidanlar ve çoklu doymamış yağlar gibi sperm dostu besinler bakımından zengin gıdaların tüketimini artırmak olabilir.

    Bol meyve ve sebze içeren sağlıklı ve dengeli bir diyet programı izlemek, diyet yoluyla sperm sayısını artırmanın en iyi yoludur.

    SPERM SAYISINI DÜŞÜREN YİYECEKLER

    -Yüksek miktarda kırmızı ve işlenmiş et yemek

    -Yeterince çoklu doymamış yağ asidi yememek

    -Yüksek enerji alımı yapmak

    -Düşük seviyelerde antioksidan tüketmek

    -Yüksek düzeyde doymuş yağ tüketmek

    -Sınırlı miktarda meyve ve sebze yemek

    Diyet yoluyla sperm sayısını artırmanın anahtarı belirli bir gıda değildir. Bunun yerine, diyeti bir bütün olarak düşünmek, doğurganlığı artırmanın en iyi yoludur.

    Kalp Sağlığını Korumak için Öneriler

    0
    BU sendrom kalp krizini taklit ediyor

    Kalp sağlığı ve kalp hastalıklarına dikkat çekmek amacıyla Dünya Kalp Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 29 Eylül Dünya Kalp Günü olarak kabul ediliyor. Bugünün özelinde, Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Us, polifenolün kalp sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.

    Kalp sağlığının korunması kaliteli ve uzun bir yaşam için kritik bir önem taşıyor. Tüm dünyada yaşamı tehdit eden sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıkları, her yaş grubundaki bireyleri tehlike altına alıyor. Sağlıksız yeme alışkanlıkları, stres, egzersizden uzak hareketsiz yaşam, tütün kullanımı ile bağlantılı olarak sıklıkla ortaya çıkabiliyor. Genetik geçiş, kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir neden olsa da bu faktör tek başına kalp hastalığına neden olmadığı öne sürülüyor. Bu yüzden, bu tarz rahatsızlıklardan korunmak büyük oranda kişinin yaşam tarzına bağlı olarak geliştirildiği düşünülüyor. Sosyal ekonomik faktörler ve şehirleşme gibi küresel değişiklikler de kalp hastalıkları konusunda belirleyici nedenler arasında yer alıyor.

    Kalp sağlığını korumak ve kalp hastalıklarına korunmada sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, düzenli uyku, stresle baş etme, tansiyon ve şeker kontrolü ve kolestrol dengesi oldukça önemli. Vücudun fonksiyonlarını sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için doğru beslenme en önemli parçalardan biridir. Sağlıklı bir kalp için dengeli beslenmenin ve her besinden gerektiği kadar almanın doğru olduğu ön plana çıkıyor.

    Doğru ve dengeli beslenmenin yanı sıra yüksek polifenollü zeytin ekstresinin kalp sağlığına iyi geldiği biliniyor. Kaliforniya Üniversitesi Davis Zeytin Merkezi tarafından yayımlanan rapora göre günlük iki yemek kaşığı yüksek polifenollü zeytin ekstresi, kalp hastalığı riskini azaltabilecek kan lipit profilini iyileştirdiği öne sürülüyor.

    Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Melih Us, polifenolün yüksek antioksidan içeriğiyle kalp damar sağlığını koruyucu bir etkisi olduğunu vurguladı.

    Zeytin ektresinde bulunan polifenollerin kalp sağlığına etkisi nedir?

    Polifenolce zengin beslenmenin kalp sağlığına genel etkileri pek çok çalışma tarafından gösterilmiştir. Zeytinyağı tüketimini artırmanın damar iç duvarının endotel dokusunu korunduğu, kan basıncını düzenlendiği, kan kolesterol ve lipit düzeylerini olumlu etkilediği bilinmektedir.

    Polifenollerin kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterolü artırdığı doğru mudur?

    Avrupa Gıda Guvenlik Ajansı (EFSA), 2011 yılında yayınladığı bildirgede, yapılan bilimsel çalışmalar ışığında, belirli bir düzeyin üstünde polifenol içeren zeytin ekstresinin kötü kolesterolün oksidasyonunu engellediğini bildirmiştir. Kötü kolesteroller damar içinde okside olduğunda, damar iç duvarına yapışarak plak oluşumuna, damar tıkanıklığına ve kalp krizine neden olmaktadır. Polifenol tüketimi bu zararlı durumun önüne geçmeye yardımcıdır.

    EFSA’nin bildirgesine göre polifenollerin faydalı etkisinin sağlanabilmesi için zeytin ekstresinin kilosunda 250 mg kadar polifenol türevi bulunması gereklidir.

    En iyi etkiyi sağlamak için zeytinyağı nasıl tüketmeliyiz?

    Sızma zeytinyağı kg’da 100-200 mg oranında polifenol içerir. Standart Akdeniz diyetinde günlük zeytinyağı tüketimi 20-50 gram aralığında olmaktadır. Zeytinyağı çok yüksek kaloriye sahiptir ve bu miktardan fazla tüketilmesi kilo alımına neden olacağından kesinlikle önerilmemektedir.

    Zeytin ektresi ise 700-1400 mg/kg kadar polifenol içerir, yani sızma zeytinyağının yaklaşık 10 katı polifenol içeriğine sahiptir. Bu nedenle çok daha az miktarda tüketerek çok daha yüksek fayda sağlayan bir yağ türlüdür. Yüksek antioksidan içeriği nedeniyle kalp damar sağlığını koruyucu etkisi standart zeytinyağından daha fazladır. Zeytin ekstresinin ne kadar tüketilmesi gerektiği kişinin sağlık durumuna göre uzmanlarca belirlenmelidir.

    Panik Atak Durumunu Bilinçaltında Temizle

    0
    Panik Atak Durumunu Bilinçaltında Temizle

    Herhangi bir tehlike veya neden olmamasına rağmen kalbin çarpıyor, nefes alamıyorsun ve ölüyor ya da boğuluyor gibi his yaratan aşırı korku, endişe ve bunaltı durumu olan panik atak özellikle pandemi sürecinde artış gösterdi.

    Vücudunuzun tehlikeye, strese veya heyecana verdiği normal tepkinin abartılması olarak da bilinen bu durum, kişilerin hayatının da olumsuz etkiliyor. Bu durumun bilinçaltına atılan stres, korku ve kaygı gibi duyguların bastırılması üzerine ortaya çıktığını dile getiren Bilinçaltı Uzmanı Lily Lale Yılmaz ‘’Bilinçaltımız sürekli kayıt halindedir. Bu kayıt, yaşadığımız olayları duygular başta olmak üzere, elde ettiğimiz çıkarımları da kurallar şeklinde kaydeder. Kişiler kaç yaşında olursa olsun bilinçaltı yaşını 0-6 yaş grubundaki çocuklar gibi düşünebiliriz. Dolayısıyla her çıkarım mantıklı değildir” ifadelerini kullandı.

    Bir sebep yokken aniden ortaya çıkan; göğüste sıkışma, çarpıntı, nefes daralması gibi belirtiler gösteren aşırı korku ve kaygı durumu olan panik atak, kadınlarda erkeklere oranla çok daha fazla görülüyor. 10 ile 30 dakika arasında süren bu ataklar kişinin ‘’kalp krizi’’ geçirdiğinin düşüncesine kapılmasına neden oluyor. Oysa ki yaşanılan durum tamamen kişinin oluşturduğu panik halidir. Peki, panik atak krizlerinin önüne nasıl geçebiliriz?

    Bilinçaltı Temizliği Yapmak

    Her yaştan insanın yaşayabileceği panik atak rahatsızlığının başlangıç noktasının bilinçaltımızda başladığını belirten Bilinçaltı Uzmanı Lily Lale Yılmaz ‘’Her insanın yaşanmışlıkları, hayata bakış açısı farklıdır. Bu yüzden bilinçaltımızda oluşturduğumuz birtakım düşünceler hayatımızı şekillendiriyor. Kişilerin farkında olmadan oluşturdukları düşüncelere ters giden herhangi bir durum olduğunda ise panik durumu ortaya çıkıyor. İşte burada bilinçaltı temizliği devreye giriyor. Bu yöntemle kişilerin aldığı bazı kararlar dönüştürülerek, son derece kolay bir biçimde yani bilinçaltı temizliği ile panik atak durumundan da kurtulmaları sağlanıyor’’ dedi.

    Bilinçaltımızı Kontrol Etmek Mümkün Müdür?

    Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü, “Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz bilinçaltı ve bilinçaltı temizliği, duygusal ve ruhsal problemlerimizin kaynağını oluşturuyor. Bilinçaltına yüklediğimiz duygular ve oradan alınan kararlar, kişilerde panik atak başta olmak üzere birçok rahatsızlığa ve mutsuz yaşama davetiye çıkarıyor. Öncelikle bilinçaltımızın nasıl oluştuğunu ve nasıl çalıştığını anlamalıyız. Bu aşamadan sonra bir müddet eski halimizle yaşamaya devam ederken, bir süre sonra alışkanlıklarımızın yanlış olduğunu fark edeceğiz. İşte burası değişimin başladığı yerdir. Yaptığımız bazı şeylerin doğru olmadığını farkettikten sonra bir daha yapmamaya özen göstererek bilinçaltımızı kontrol edebiliriz. Elbette ki şimdiye kadar başta panik atak olmak üzere birçok depoladığımız olumsuz duygu ve kalıplarımızdan kurtularak ve daha sonra yüklediğimiz anlamları da kontrol ederek ömür boyu mutlu yaşamak bizim elimizde olacaktır.”

    Çin’de Dağ Sıçanı Yiyen Kadında ‘Bubonik Veba’ Tespit Edildi, 17 Bölge Risk Altında

    0
    Çin'de Dağ Sıçanı Yiyen Kadında 'Bubonik Veba' Tespit Edildi, 17 Bölge Risk Altında

    Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nde ‘bubonik veba’ yeniden baş gösterdi. Yaz aylarındaki vakalardan sonra dağ sıçanı yiyen 25 yaşında bir kadında bubonik veba tespit edildi. Yetkililer 24 saat içinde öldürebilen hastalık için 21 bölgeden 17’sinin risk altında olduğunu açıkladı.

    Dünya genelinde 33 milyondan fazla insana bulaşan koronavirüsü salgınıyla mücadele ederken diğer yandan da olası yeni salgın iddiaları uluslararası kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nde temmuz ayında görülen ‘bubonik veba’ vakaları yeniden baş gösterdi. Tedavi edilmediği takdirde 24 saat içinde can kaybına yol açan ve ‘kara ölüm’ olarak bilinen hastalıkla ilgili bu yıl Moğolistan’da 22 şüpheli vaka tespit edildi. Bu vakalardan altısı doğrulanırken Hövsgöl’de 38 yaşındaki bir kişi, Gobi-Altay’da 15 yaşındaki bir çocuk ve Hovd’da 42 yaşındaki bir adam olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti.

    17 BÖLGE RİSK ALTINDA

    Daily Star’ın haberine göre son vaka ise yine Hovd’da 25 yaşında bir kadında ortaya çıktı. Enfekte olmuş bir dağ sıçanı yedikten sonra rahatsızlanan kadına, yapılan testler sonucu bubonik veba teşhisi kondu. Kadın ve temas halinde bulunduğu 19 kişi karantina altına alındı. Yetkililer dördüncü seviye alarm durumuna geçtiklerini duyururken 21 bölgeden 17’sinde bubonik veba riski olduğu konusunda uyardı.

    Koronavirüs bitmeden başka salgın mı başlıyor? Dağ sıçanı yiyen kadında 'bubonik veba' tespit edildi

    AV YASAĞI GETİRİLDİ

    Uyarılar devam ettiği sürece hastalığı taşıma ihtimali bulunan hayvanların avlanması ve yenmesi yasaklandı. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bubonik veba, pireler ve vahşi kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşıyor. Zamanında ve etkili bir tedavi uygulanmazsa 24 saat içinde ölüme yol açabiliyor.

    AĞRILI ŞİŞLİK VE AKINTI

    Hastalık belirtilerinde, bakterilerin vücuda girdiği yere en yakın lenf bezlerinde ağrılı şişme ve iltihaplanma görülüyor. İleri dönemlerde iltihaplı lenf nodları açılarak akıntılı hal alıyor. Tedaviye hemen başlanmazsa bakteri vücudun her yerine yayılarak akciğer ve septisemik forma dönüşebiliyor.

    Prof. Dr. Yeşim Taşova Duyurdu: Uykusuzluk Koronavirüs Belirtisi Olabilir

    0
    Prof. Dr. Yeşim Taşova Duyurdu: Uykusuzluk Koronavirüs Belirtisi Olabilir

    Prof. Dr. Yeşim Taşova, koronavirüsle ilgili yeni ve değişik nörolojik bulguların görüldüğünü belirterek, uykusuzluk, beyin iltihabı ve menenjit bulgularının koronavirüsle ilişkilendirildiğini açıkladı.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova, uykusuzluk ve menenjit bulgularının koronavirüs belirtisi olabileceğini belirtti.

    Yeni tip koronavirüs salgınının önüne geçebilmek için tüm dünya ülkeleri mücadelelerini sürdürürken Türkiye’nin pek çok kentinde vaka sayıları yeniden artmaya başladı. ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova, toplumun yüzde 60- 70’inin bu hastalığı geçirmesi ya da aşının bulunmasıyla oluşacak antikorların insanları bağışık hale getirmesiyle bu salgının son bulabileceğini ifade etti.

    ”AŞI ÇALIŞMALARINDAN UMUTLUYUM”

    Güvenilir bir aşıda, iyi bir antikor oluşturabilmesi için bu antikorların koruyucu seviyede olmasının ve uzun süre kalmasının en önemli noktalar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Taşova, “Grip aşısını her yıl yenilemek zorunda kalıyoruz çünkü vücut yapısında önemli değişikliklere neden olacak mutasyonları oluşuyor. Bir önceki aşı diğerini tam anlamıyla kapsayamıyor. Bunda da öyle bir durumun olup olmayacağını zaman içerisinde göreceğiz. Ben aşı çalışmalarından umutluyum, çok güzel sonuçlar geliyor” dedi.

    ”DEĞİŞİK NÖROLOJİK BULGULAR GÖRÜLÜYOR”

    Özellikle Avrupa’da vakaların görülmesi ile birlikte tat ve koku almada azalma, bir süre yok olma gibi bir tablonun yerleştiğini hatırlatan Taşova, koronavirüsle ilgili yeni ve değişik nörolojik bulguların görüldüğünü vurguladı. Prof. Dr. Taşova, “Koronavirüs uykusuzluktan tutun da beyin iltihabı denilen ensefalit, menenjit gibi tablolarla da ilişkilendirildi. Guillain- Barre Sendromu denilen sinir sistemini tutan daha başka tablolarda vaka sunumları şeklinde görüldü. Fakat nörolojik tutulumları oldukça ciddi takip edilen bir tablo. Değişik deri döküntüleri ortaya çıkmaya başladı.

    Örneğin ‘Kovid ayak baş parmağı’ denilen parmakta kızarıklık, şişlik görülmeye başladı. Bunlar vakanın çok görülüp, vakalara çok dikkatli konsantre olarak bakılmasıyla da tespit edilen bulgular oldu” diye konuştu.

    Frambuazlı Trileçe

    0
    Frambuazlı Trileçe

    Frambuazlı Trileçe

    Malzeme Listesi

    • 6 adet yumurta
    • 185 g toz şeker
    • 120 g un
    • 10 g kabartma tozu
    • 10 g vanilya
    • 10 ml zeytinyağı
    • 1 l Pınar Süt
    • şerbeti için
    • 200 ml soğuk keçi sütü
    • 200 ml soğuk manda sütü
    • 100 g toz şeker
    • karamel sos için
    • 100 ml Pınar Krema
    • 100 g frambuaz

    Nasıl Yapılır?

    • Yumurtaların sarı ve beyaz kısımlarını dikkatli bir şekilde ayırın. Yumurta beyazlarını derin bir karıştırma kabına alın. Toz şekeri ilave edin, mikserle yüksek devirde krema halini alana kadar karıştırın.
    • Yumurta sarılarını da ilave edip mikser ile karıştırma işlemini sürdürün.
    • Toz şeker eriyene kadar homojen bir şekilde karışan yumurtalara elenmiş un, kabartma tozu ve vanilyayı ekleyin.
    • Hava kabarcıkları kalmaması için bu aşamadan sonra, kek harcını bir spatula yardımıyla dışa doğru havalandırarak karıştırın.
    • Tercihen dikdörtgen olan fırın kabını zeytinyağı ile yağladıktan sonra kek harcını aktarın. Üzerini bir spatula yardımıyla düzeltin. Tatlının pandispanyasını önceden ısıtılmış 160 derece fırında 45 dakika pişirin.
    • Pişirdikten sonra oda ısısında dinlenmeye bırakın.
    • Sütlü şerbeti için; 3 çeşit soğuk sütü derin bir tencereye alın. Bir çırpıcı yardımıyla 10 dakika kadar karıştırarak kaynatın.
    • Ilınması için ocaktan alıp bir kenarda bekletin.
    • Dinlenen pandispanya kekini, keskin bir bıçak yardımıyla kare dilimlere ayırın.
    • Ilınan süt şerbetini bir kepçe yardımıyla tüm pandispanyaya yayarak bölüştürün.
    • Karamel sos için; 100 g toz şekeri tavada karamelize edin ve içerisine kremayı ilave edin. Hızlıca karıştırın kaynadıktan sonra ocaktan alın.
    • Soğuyan karamel sosu pandispanyanın üzerine eşit bir şekilde dökün.
    • Karamel sosun üzerine frambuazları dizin. Buzdolabında bekletin.
    • Şerbetini iyice çeken tatlıyı soğuduktan sonra dilimli olarak servis edin.

    Püf Noktası

    *Keçi veya manda sütü yok ise, ikisinin yerine 400 ml krema kullanabilirsiniz.

    Menopozda Rahim Kanaması

    0
    Menopozda Rahim Kanaması

    Menopoz kadınların adet dönemlerinin tamamen sona erdiği dönemdir. Yaklaşık 1 yıl süre ile hiç adet dönemi yaşanmadığında menopoz dönemi anlaşılmaktadır. Günümüzde ortalama menopoz yaşı batı toplumunda 51, ülkemizde ise 46-47 olarak bilinmektedir. Ancak bu yaş 45 ila 55 arasında değişiklik gösterir.

    Bu dönemin öncesi ise menopoz öncesi dönemdir. Menopoz öncesi dönemde hormon seviyelerinde meydana gelen değişiklik hem ovulasyonda hem de adet döneminde çeşitli değişikliklerin meydana gelmesine neden olur. Bu dönemde meydana gelen değişiklikler menopoz öncesi dönemden kaynaklandığı gibi farklı diğer rahatsızlıklardan da kaynaklanabilir. Bu nedenle menopoz öncesi dönemde adet döngülerini dikkatli bir şekilde takip edilmesi tavsiye edilir.

    Düzenli adetlerden tam adetten kesilinen menopoz dönemine kadar olan döneme menopozal geçiş dönemi denir. Geçiş döneminde düzensiz adetler (sık görme, gecikerek adet görme, miktarca adet kanamasının fazla olması gibi) sık görülür.

    Meydana gelen değişiklikler

    Normal bir döngüde östrojen ve progesteron hormonlarının seviyeleri düzenli bir şekilde artmakta ve azalmaktadır. Ovulasyon (yumurtlama) ise döngünün tam ortasında oluşur. Bundan yaklaşık 2 hafta sonra ise eğer gebelik oluşmazsa rahmin iç tabakası bozulur, adet kanaması meydana gelir. Menopoz öncesi dönemde hormon seviyeleri bu düzenliliği takip etmeyebilir.

    Sonuç olarak düzensiz kanama ya da lekelenme, bazı aylarda kanamanın daha şiddetli ve uzun sürmesi, bazı aylarda ise çok hafif ve kısa geçmesi gibi durumlar son derece doğal kabul edilir. Ayrıca yine bu dönemde adet döngüsü arasındaki gün sayısında azalma ya da artma meydana gelme hatta bazı aylarda hiç adet görmeme durumları da ortaya çıkabilir.

    Hangisi anormal?

    Menopoz öncesi dönemde adet döngüsü düzensizleşebilir. Ancak bu kesinlikle anormal kanama şeklinde meydana gelmez. Bu nedenle anormal kanamaların olduğu durumlarda bunu menopoz öncesi döneme bağlamamak gerekir. Menopoz sonrasında meydana gelen her kanama anormal kanamadır ve mutlaka bir uzmana danışılması gerekir.

    Aylık döngüde sürekli olarak aşırı kanama, kanamanın normalden uzun sürmesi, yaklaşık olarak 3 haftadan daha kısa sürede meydana gelmesi, cinsel ilişki ya da adet döngüsü arasında kan gelmesi anormal rahim kanamasının belirtileri arasında yer alır.

    Anormal vajinal kanamada kadının yaşının bir önemi var mı?

    Menopoza girmeden önce anormal kanama varsa özellikle 40 yaş üstündeki kadınlarda (bazı ülkelerde 45 yaş) endometriyal örnekleme (biyopsi) önerilir. Endometriyal biyopsi, ultrason, sonohisterografi ya da tanısal histeroskopi gibi yöntemlerle anormal rahim kanamasının neden kaynaklandığı belirlenebilir. Ana amaç, rahim kanseri veya rahim ağzı kanseri gibi durumların tanısının konmasıdır. Hastalığın tedavisi ise neden ortaya çıktığına bağlı olarak değişiklik gösterir.

    Doç.Dr. Taner Usta

    Hassas Cilt İçin Bakım Önerileri

    0
    Hassas Cilt İçin Bakım Önerileri

    Cildiniz kimi ürünlere kızararak, yanarak ya da karıncalanarak mı tepki veriyor? Kimi ortamlarda cildiniz kuruyor, kaşınıyor ya da pul pul dökülmeye mi başlıyor?

    Cildinizin hassas olduğunu nasıl anlarsınız?

    Cildiniz kimi ürünlere kızararak, yanarak ya da karıncalanarak mı tepki veriyor? Kimi ortamlarda cildiniz kuruyor, kaşınıyor ya da pul pul dökülmeye mi başlıyor? Eğer bu sorulardan en az birine “evet” cevabını veriyorsanız, hassas cilde sahip milyonlarca kadından birisiniz demektir.

    Aslında bakılırsa hassas cilde sahip olanların sayısı, normal cilde sahip olanlardan çok daha fazla. Kadınların yüzde 69’u, erkeklerin ise yüzde 64’ü hassas ciltli. Yüz ise cilt hassasiyetinin en çok gözlendiği alan, ancak bu hassasiyet vücudun herhangi bir yerinde de görülebilir.

    Hassas ciltler neden her şeye tepki gösteriyor?

    Dermatologlar hassas cildin stratum korneum tabakasında, yani en dışta kalan yüzeyinde sinirlerin normalden daha duyarlı olduklarına inanıyorlar.

    Dolayısıyla hassas ciltler pek çok nedenle reaksiyona geçebiliyorlar.

    • Çevresel faktörler, mesela ultraviyole ışınlar, rüzgar, sıcak, soğuk, hava kirliliği ve nem;
    • Her gün kullandığınız ürünler, kozmetikler, makyaj malzemeleri;
    • Hatta cildinize yakın kullandığınız giysiler…

    Bunun yanı sıra her gün maruz kaldığınız yorgunluk ve stres de cildinizin hassasiyetini artırabilir. Stres seviyesi arttığında, cilt katmanlarındaki sinir uçları çeşitli kimyasallar salgılamaya başlar. İşte bu yüzden kızarma, kuruluk ya da iltihaplı yaralarla karşılaşırsınız.

    Hassas cilde nasıl bakılır?

    Hassas ciltlerin bakımı düşündüğünüz kadar zor değildir. Elbette normal cilde oranla daha çok sorun çıkacak ve siz de onları çözmekle uğraşacaksınız, ancak bu sorunların hiçbiri sizi güzel bir cilde sahip olmaktan alıkoymayacak.

    • Her şeyden önce, hassas cilt bakımında yumuşak dokulu, hatta en iyisi hassas ciltler için tasarlanmış ürünlerden yararlanmalısınız. İçinde şu maddeler olan ürünlerden kesinlikle uzak durmalısınız: Kalker, parfüm, renklendirici, sert dokulu kese ya da fırça gibi aşındırıcılar… Jeller, temizleme yağları cilt temizliğinde en iyi tercihler olmayacaklar. Bunlar yerine ölü hücreleri temizlerken içeriğinde meyve asidi bulunan  ürünleri tercih etmelisiniz.
    • Allantoin, bisabolol, propolis, ale vera, provitamin B5 gibi doğal, organik içeriğe sahip ürünleri tercih edin. Bu içerik güneşten korunmak için kullandığınız ürünlerde de tercih nedeniniz olmalı.
    • Aynı nokta makyaj malzemeleri için de geçerli: Doğal mineral içeren yüz pudrası ve far kullanın. Ciltte uzun süre kalan makyaj malzemelerinden uzak durun, çünkü cildinizin zarar görmesine neden olabilirler.
    • Gün içinde cildinizi mineralli suyla nemlendirin, böylece daha taze bir görünüm kazanmasını sağlamış olursunuz. Geceleri mutlaka makyajınızı temizleyin. Bunun için de misel ya da süt içeren bir losyon kullanın.
    • Aldığınız bir ürünü 24 saat boyunca bileğinizde denedikten sonra yüzünüze ya da vücudunuza uygulayın. Böylece cildinizin reaksiyonunu ölçmüş olursunuz. Size iyi gelen bir ürün bulduğunuzda kolayca değiştirmeyin, o ürünü kullanmaya devam edin. Hassas ciltler değişiklikten hoşlanmazlar.
    • Aşırı ısı dereceleri, hem çok sıcak hem de çok soğuk ortamlar cildinize iyi gelmeyecektir. Bu tür ortamlarda bulunmamaya çalışın.
    • Kimi kozmetik markaları hassas ciltlere özel ürünler geliştiriyorlar. Bu ürünler cildiniz için diğerlerinden daha kullanışlı olabilir sizin cildiniz için. Örneğin, Olay Hassas Ciltler için Kırışıklık Karşıtı setinin içinde gündüz ve gece kremlerinin yanı sıra bir de losyon bulunuyor. Böylesi bir set ürünler arasında da uyum sağlayacak, cildinize iyi gelecektir. Günlük bakımınız için bu tür bir set edinebilirsiniz.

    Kırışıklıklardan Kurtulmak Mümkün Mü?

    0
    Kırışıklıklardan Kurtulmak Mümkün Mü?

    Kırışıklıklar durduk yerde oluşmuyor. Bebekliğimizden itibaren gülümseyerek, somurtarak, konuşarak ve mimiklerimizle kendimizi ifade ederek onları biz oluşturuyoruz.

    Cildimiz neden kırışıyor?

    Genç cilt, yumuşak ve nemli olduğu için kolayca eski şekline dönüyor. Fakat yaşlandıkça cilt giderek kuruyor ve esnekliğini kaybediyor. Bu da kırışma öncesi duruma dönmesini zorlaştırıyor. Ve giderek yüz ifademiz kalıcı çizgilere dönüşüyor.

    Bu süreç pek çok nedenin bir araya gelmesiyle oluşuyor. 30 yaşımızdan itibaren, hatta bazen daha erken, hormon seviyelerindeki dengesizlikler cildin gücünü kaybetmesine ve hücre yenileme sürecinin yavaşlamasına neden oluyor. Öte yandan çeşitli dışsal etkilerin varlığından da söz etmek mümkün. Örneğin UV ışınları, çevre kirliliği, sigara kullanımı ve dengesiz beslenme cildi doğrudan doğruya etkiliyor. Bu faktörlerin bazılarından kurtulmak neredeyse imkansız, geriye kalanların yaptıkları olumsuz etki ise iyi programlanmış bir cilt bakımı ile giderilebilir.

    Bir diğer önemli faktör de yaşlanma korkusu. Bu korku doğrudan doğruya insanın kendine bakışını etkiliyor ve yaşlanarak hayatın dışında kalma korkusunu da beraberinde getiriyor. Bu da günlük egzersizlerden kaçınma ve hatta kronik hastalıklar anlamına geliyor. İşte bu yüzden genç görünmek için elimizden geleni yapmaktan hiç vazgeçmememiz gerekiyor. Çünkü genç görünümlü bir cilt bizi çok daha uzun süre destekliyor.

    Kaç çeşit kırışıklık var?

    Temelde iki tip karışıklık var: İlki yüzeysel kırışıklıklar, ki bunlara iyi çizgiler de diyebiliriz; ikincisi ise derin kırışıklıklar.

    Yüzeysel kırışıklıklar, adından da anlaşılacağı gibi, cildin yüzeyinde ya da epidermal tabakada oluşurlar. Gevşediğiniz zaman artık görmezsiniz, kolayca ortadan kaldırılabilirler, zaten uzaktan görülmeleri mümkün de değildir. Biraz bakımla bunlardan kurtulmak mümkündür.

    Derin kırışıklıklar ise 0.1 mm ile 0.4 mm arasındaki kırışıklıklardır, cildin dibinden başlar ve yüzeye doğru genişlerler. Gevşediğiniz ve cildinizi nemlendirdiğinizde bile görünürler.

    Ne yapmalı?

    Kuru ve zarar görmüş ciltler, kırışıklıklara da sağlıklı ve nemli ciltlerden daha açıktır. Cildiniz kuruysa, onu günlük olumsuzluklara karşı korumanız gerekir. Bunun için ilk yapmanız gerekense cildinizi dikkatli bir şekilde nemlendirmek. 26 yaşındaki kuru ciltli bir kadın, 36 yaşında cildini düzenli olarak nemlendiren bir kadından yüzde 52 oranında daha yaşlı görünür.

    Cildiniz zarar gördüğünde, örneğin güneşte fazla kaldığınızda, yapısı zayıflar. Cildinizi korumak istiyorsanız kendinizi UV ışınlarından ve sigara dumanından uzak tutmalısınız. Unutmayın, cildiniz bu kadar sert etkilere maruz kalamayacak kadar hassas.

    Sağlığınız İçin Kakao Nibi’ni Keşfedin

    0
    Sağlığınız İçin Kakao Nibi’ni Keşfedin

    Yüksek oranda lif ve protein içeren, antioksidan zengini bir ürün olan kakao nibinin sağlık açısından birçok faydası bulunduğunu söyleyen Dr. Gönül Ateşsaçan, bu sağlıklı besinin tokluk hissi verdiğine ve kilo vermeyi kolaylaştırdığına dikkat çekiyor.

    Kakao, hepimizin aşina olduğu, mutfaklarında yer alan bir ürün… Ancak bir de kakaodan çok daha faydalı, yüksek antioksidan içeren, en iyi polifenol kaynaklarından biri kakao nibi var. Son dönemde adını yeni yeni duymaya başladığımız kakao nibi, kakao çekirdeklerinin kavrulduktan sonra kırılıp kabuklarından ayrılmasıyla elde ediliyor. Parçacık halinde bir ürün olan kakao nibinin iyi bir lif, protein ve sağlıklı yağ kaynağı olduğunu belirten Dr. Gönül Ateşsaçan, bu sayede kakao nibinin doygunluk hissi verdiğini ve özellikle diyet yapanların sıkça karşılaştığı bağırsak sorunlarının da önüne geçtiğini söylüyor. Birçok çikolata ürününün aksine kakao nibinin çok düşük oranda şeker içerdiğini, yağ yakmaya yardımcı olduğunu hatırlatan Ateşsaçan, işte tam da bu nedenle diyet yapanların, formunu korumak isteyen ve sağlıklı beslenmeye önem verenlerin kakao nibini keyifle tüketebileceğini söylüyor.

    Diyet mönülerine lezzet ve keyif katıyor

    Ateşsaçan, parçacık halinde, gevrek bir ürün olan kakao nibinin smoothie, latte ve cappuccino gibi kahveler, atıştırmalıklar, muffingibi birçok yiyeceği daha da lezzetlendirdiğini söylüyor. Ayrıca kakao nibinin kahvaltıda tüketilebilecek smoothie tariflerinde de çikolata parçaları yerine kullanılabileceğini, yoğurt üstüne serpilerek de tüketilebileceğini anlatan Ateşsaçan, “Diyet yaparken lezzetli gıdaların tüketilmediğine, aynı ve sıradan ürünlerin kullanıldığına dair yanlış bir algı var. Bu özel ürün, diyet listelerini sıradanlıktan kurtardığı gibi lezzet de katıyor. Ayrıca çikolataya duyulan özlemi de azaltıyor” diyor.

    Zengin bir antioksidan kaynağı

    Dr. Ateşsaçan, kakao nibinin diğer faydalarını ise şöyle sıralıyor: “Kakao nibi, kakao tozundan çok daha fazla antioksidan içerir. Bu sayede zayıflama sürecinin hızlanmasına destek sağlar. Ayrıca vücuttaki iltihabı azaltır, bağışıklığı güçlendirmeye, kan şekerinin kontrolüne, zengin magnezyum içeriğiyle kas ve sinir fonksiyonunun korunmasına yardımcı olur. Tansiyon ve kolesterol seviyesi düzenlemeye yardımcı olduğu için kalp sağlığını da korur. Stresi azaltarak, iyi hissetmenizi sağlar. Ayrıca yapılan araştırmalara göre kakao nibinin akciğer ve prostat kanserine karşı koruyucu etkileri olduğunu gösteriyor. Yani kısacası doğa, kakao nibi ile bize yine bir mucizesini sunuyor. Önemli olan onu doğru şekilde kullanmaktan geçiyor. Kakao nibi aşırı tüketildiğinde aşırı kafein alımına bağlı olarak uykusuzluk gibi sorunları beraberinde getirebilir. Bu nedenle çocuklar, hamileler ve emziren annelerin doktora danışarak kakao nibi kullanmasını öneririm. ”

    Kakao nibinin taklit edilebilecek bir ürün olduğuna dikkat çeken Dr. Gönül Ateşsaçan, gıda güvenliği açısından mutlaka çikolata üreticisi markaların ürettiği, ambalajlı ürünlerin satın alınması gerektiğinin de altını çiziyor.