Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 252

    Deprem Çocuklarda Endişe ve Kaygı Yaratıyor

    0

    Çocuklar depremin yaratacağı travmayla nasıl başa çıkabilir?

    Manisa ve Elazığ başta olmak üzere faklı bölgelerde ardı ardına yaşanan depremler, bir gerçeği hatırlatır nitelikte. Yerkürenin en kırılgan coğrafyalarından birinde yer alan Türkiye’nin tamamına yakını her an deprem riskiyle karşı karşıya. Olası bir depremin ardından yürütülen nakdi ve ayni destek çalışmaları kadar bu ve benzer afetlere maruz kalan çocukların ruh sağlığı da büyük önem taşıyor. Uzmanlara göre depremi birebir yaşayan ya da yalnızca medya kanalları aracılığıyla deprem bölgesinde yaşanan travmaya maruz kalan çocuklar, depremin nasıl gerçekleştiğini zihinlerinde işleyemiyor. Bu belirsizlik de, çocuklarda endişe ve kaygı yaratabileceği gibi kalıcı sorunlara da yol açabiliyor.

    “Deprem geçti – bitti demek çözüm yaratmaz”

    Özyeğin Üniversitesi Çift ve Aile Merkezi (ÖzÜÇAM) Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Selenga Gürmen’e göre çocukların depremle ilgili duygu ve düşüncelerini kendi kelimeleriyle ifade etmelerine ebeveynlerin olanak sağlaması gerekiyor. Gürmen, “Çocukların yaşadıkları korku ve panik duygularının doğal olduğunu onlara anlatmamız gerekiyor. Depremin tekrarlanabilen bir doğal afet olduğunu gelişimsel yaşlarına uygun olarak anlatmak çok önemli. Bazen çocukları geçiştirmek, geçti bitti demek rahatlatıcı bir fikir gibi gözükse de hem gerçekçi değildir, hem de çocuklarımızın işlemesi gereken duyguları bir kenara itmemize sebebiyet verebilir” diyor.

    “Aileler çocuğun travma öncesi düzenini mümkün olduğunca tekrar kurmaya özen göstermeli”

    Dr. Öğretim Üyesi Selenga Gürmen
    Dr. Öğretim Üyesi Selenga Gürmen

    Depremi yaşayan çocuklara uzmanların yönlendirmesiyle aileleri ve öğretmenleri tarafından özel destek verilmesi gerektiğini belirten Selenga Gürmen,aynı travmayı yaşamak zorunda kalsalar bile hazırlıklı olacaklarını anlatmaları gerektiğini ifade ediyor. Gürmen; “Aileler çocuğun travma öncesi düzenini mümkün olduğunca tekrar kurmaya özen göstermeli. Büyük bir travma sonrası çocuklar sorumluluklarını bir kenara atıp altını ıslatma, parmak emme gibi daha erken gelişimsel döneme ait davranışlarına geri dönmeye meyilli olabilir. Bu durumda aileler çocuklarına ufak tefek sorumluluklar vermeli, çocuğu kendi hayatıyla ve aileyle ilgili konularda karar bildirmeye teşvik etmeli. Buna rağmen çocukta geçmeyen endişe ve korku hali, bebeklik davranışlarına dönüş, okulda ve evde davranış bozuklukları, uyku bozukluğu, ergenlikteyse sağlıksız seksüel yatkınlık, kendini ve başkalarını tehlikeye atacak şiddet davranışları varsa acilen bir uzman ile görüşülüp yardım alınması gerekir. Çocuklarda ve ergenlerde bu gibi davranışların tedavi edilmemesi ya da geç müdahale edilmesi ileride çocuğun yetişkinliğine sirayet eden duygu durum bozukluklarına yol açabilir” dedi.

    “Öğretmenlere de görev düşüyor”

    Depremi direkt yaşamamış ancak sosyal medya ve televizyon aracılığıyla insanların acısına ve depremin yaydığı korkuya maruz kalmış çocuklar için de ailelerin ve öğretmenlerin uygulaması gereken davranışlar söz konusu. ÖzÜÇAM Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Selenga Gürmen’e göre aileler ve okullarda öğretmenler çocuklara güvende olduklarını hatırlatırken deprem gibi bir afetle her zaman karşı karşıya kalabileceklerini de anlatmaları gerekiyor.

    Gürmen; “Çocuklara deprem gerçeğini ve hazırlık yapmalarının ne kadar önemli olduğunu açık açık anlatmalıyız. Bilinçlendirme açısından deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler uygulamalı olarak aktarılmalı. Hatta aileler bunu birlikte vakit geçirme etkinliğine dönüştürüp çocuklarıyla beraber deprem çantası hazırlayabilir, evdeki büyük eşyaları çocuklarının yardımıyla sabitleyebilir ve depremin yaratacağı olumsuzluklara karşı önlemler alabilirler. Merhamet ve yardımlaşma duygusunu desteklemek amacıyla deprem bölgesine yardım kutuları hazırlama görevi çocuklara verilebilir. Maruz kaldığı görüntülere bağlı olarak çocuklarda günlük hayatlarını etkileyecek kadar yoğun korku, aile bireylerinden ayrıldığında rahatsızlık, evden çıkmak istememe gibi sorunlar yaşanıyorsa mutlaka bir psikologla iletişime geçilmeli. Psikologla yapılan görüşmenin ardından bir terapi süreci başlatmak gerektiğine kanaat getirilirse bu süreç hemen başlamalı hatta bu aşamaya aile ve çocuğun öğretmeni de dahil olmalıdır” diyor.

    “Kendimizi iki hafta boyunca gözlemleyelim”

    Çocuklara yardımcı olabilmek için öncelikle yetişkinlerin korku, endişe ve panik gibi duyguları yönetebilmesi gerektiğini vurgulayan Selenga Gürmen, ebeveynlerin mümkün olduğunca sakin kalması gerektiğini, depreme bağlı olarak artan stres seviyesi neticesinde kalp çarpıntısı, yeme ve uyku bozukluğu gibi sorunların ortaya çıkabileceğini ancak yaşanan bu paniğin normal olduğunun altını çiziyor. Gürmen, “Yetişkinler olarak iki hafta boyunca kendimizi gözlemleyelim. Ancak iki haftanın sonunda hala büyük bir endişe, uyku ve yeme bozukluğu, kalp çarpıntısı gibi semptomlarımız devam ediyor, kendimizi büyük bir umutsuzluk ve buhran içinde hissediyorsak veya her an tekrar aynı travmayı yaşayacağımızı düşünüp günlük hayatımızı erteliyorsak mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız. Özyeğin Üniversitesi bünyesinde kurduğumuz Çift ve Aile Merkezi ÖzÜÇAM, bu konuda ailelere her türlü desteği vermek için hazır” diyor.

    Aşkınızı Bir Diğer Deyişle Sevginizi Canlı Tutun

    0

    Aşkını Canlı Tutmayı Başaranın İlişkisi’de Uzun Oluyor

    Dünyanın en güzel duygularından biri hiç şüphesiz ki aşk… Ancak ilişkiler zamanla yıpranabiliyor, standart bir hal alabiliyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Klinik Psikolog Erkan Kurt, 14 Şubat Sevgililer Günü vesilesiyle ilişkiyi canlandırmanın yollarına dair önerilerde bulunuyor.

    Uzm. Klinik Psikolog Erkan Kurt
    Uzm. Klinik Psikolog Erkan Kurt

    Sevmek sevilmek belki de dünyadaki en iyi hissettiren duygulardan biri! Manevi olarak sizi düşünen birinin hem en yakınınızda olan bir arkadaş hem de ”Seni seviyorum” dediğinde içinizi ısıtan birinin varlığı çok değerli… Her ne kadar bu taze duyguların varlığı ilişkinin ilk zamanlarında çok daha güçlü olsa bile zaman geçtikçe bu duyguların yerini artık standartlaşmaya bıraktığını hepimiz biliyoruz ve en başa yeniden dönmek için ilişkiyi canlandırmanın yollarını arıyoruz. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Klinik Psikolog Erkan Kurt, 14 Şubat Sevgililer Günü vesilesiyle sağlıklı ve ilk günkü gibi mutlu bir ilişki için önemli ipuçları veriyor.

    Affedici olun

    Anlaşmazlıklar her ilişki için olağandır. Bu nedenle yaşanan anlaşmazlıkları biriktirmek yerine çözmeyi deneyin. İnsanlar hata yapabilir, hatta çoğu zaman anlamsız şeyler de yaparlar. “Özür dilemeyi” bilmek ve bunu da hızlıca yapmayı öğrenmek gerekiyor. Çiftler asla birbirlerine karşı kin gütmemelidir. Kin hiçbir şeyi çözmeyeceği gibi olayları çıkmaza sürükler.

    Birbirinize karşı dürüst ve saygılı olun

    Teşekkür etmeyi öğrenin. Eşinizin sizin için yaptıklarının farkına varın ve minnetinizi gösterin. Hiçbir şeyi bir diğerinin görevi addetmeyin, kimse kimseye servis yapmak zorunda değildir. Dürüst olun ve her zaman doğruyu söyleyin. Eğer bir sorun varsa bunu konuşun, üzerini kapatmayın ya da içinize atmayın. Sorunlarını konuşarak çözümlemeyi başaran, iletişim kurabilen çiftler her zaman için güçlü duygularla pekişmiş sağlam ve sevgi dolu bir ilişkiye sahip olurlar.

    Sağlıklı ve iyi iletişim kurun

    Güçlü ve sağlıklı ilişkilerin en önemli özelliklerinden biri, çiftlerin aralarındaki sağlıklı iletişimdir. Sağlıklı çiftler birbirleriyle, daha açık, daha net, daha sık ve doğrudan iletişime geçerler. Birbirlerinin bireysel ihtiyaçlarına, duygularına, fikirlerine, hayallerine saygı duyarlar, birbirlerinde hata bulmaya çalışmazlar. Can kulağı ile dinlerler. İmada bulunmaz, lafla can yakmaya kalkmazlar. Küskünlükleri fazla uzatmazlar.
    Dinlemek son derece önemli bir beceridir. Herkes dinleme becerisine sahiptir ama çoğu kişi, diyaloga kendini vermez, eleştirir, söz keser, söze girer. Dinlemekten çok ne söyleyeceğini tasarlar, savunmaya geçme gibi yanlışlar yapar. Aktif dinleme için dinlerken yargılamamak, eleştirmemek gerekir. Anlatmak istediğini doya doya anlatması için izin verin bu şekilde rahatlasın ve onu dinlediğinizi hissettirin. Doğru anladığınızdan emin olmak için ne anladığınızı tekrarlayın, soru sorarak söylediklerini açmasını sağlayın. Duygularını anlamaya çalışıp ondan aldığınız mesajları ona yansıtın. Sonuç olarak çıkardığınız fikri özetleyin. Bunları yaparken yorum katmayın, eleştirmeyin, akıl vermeyin, anlayışlı ve olgun olun.

    Kararları birlikte alın

    İlişkide ortak kararlarla hareket etmek önemlidir. Finans, çocukların eğitimi, araba ya da ev seçimi gibi bütçeyi ilgilendiren konular birlikte kararlaştırılmalıdır. Evlilik birlikte bir hayatı paylaşmak demektir. Bu nedenle bütçe ortak olmalı, kararlar bireysel alınmamalıdır. Evlilik müessesinde her iki taraf da eşittir. Bu nedenle de eşit söz hakkına sahiptir. Sadece işler yolunda gitmediğinde problemlerin dile getirilmesi iki taraf için de sıkıcı ve sarsıcı süreçlere neden olabilir. Bu sarsıcı süreçlerin en büyüğü nakit sıkıntısı baş gösterdiğinde yaşanır. Bütçe bir nevi tabu değildir. Evliliğin ilk gününden itibaren gelir ve giderlerinizi dürüstçe ortaya koymalı, yapılan ortak bütçeye uyulmalıdır.

    Detayları unutmayın

    Erkekler eşlerine iltifat etmeyi ve onları mutlu edecek küçük detayları hatırlamalıdırlar. İyi yapılan bir işte takdir ve teşekkür etmeyi unutmamak, zaman zaman çiçek almak ve romantik bir akşam yemeği için randevulaşmak hayata geçirilmesi gereken detaylardır. Kadınlar eşlerinin ihtiyaçlarını bilerek ona göre hareket etmeli, ihtiyaçları karşılamaya özen göstermelidirler. Eşlerine teşekkür etmeyi unutmamalı ve yapılan jestlere karşılık mutluluklarını eşlerine yansıtmalıdırlar. Her iki taraf da yapılanları karşı tarafın ödevi gibi görmemelidir. Genel geçer beklentiler yerine eşinizin sizin için yapmakta olduklarını dikkate alın.

    Aşkı ve sevgiyi koruyun

    Aşk zaman içinde sağlam bir sevgiye dönüşür denir. Bu sevdiğinizi eskisinden daha az sevdiğiniz anlamına gelmez, bu daha dengeli bir sevgi anlamına gelir. Aşkınızı bir diğer deyişle sevginizi canlı tutun. Sağlıklı ilişki yürüten çiftler birbirlerine hastalıkta, sağlıkta, zenginlikte ve yoksullukta yan yana durabildiklerinde; sıkıntıların yanı sıra mutlulukları da paylaşabildiklerinde var olur ve ömür boyu güçlenerek devam ederler.

    İlişkilerde stres yönetimi;

    • Sıkıntı ve öfkenizi biriktirmeyin.
    •  Kendinizi rahatlatacak hobiler ve ilgi alanları bulun.
    •  Hayat sadece çalışmadan ibaret olmasın, birlikte eğlenmek ve dinlenmek için fırsat oluşturun.
    • Kendinize ve eşinize ulaşılabilir hedefler koyun, ne kendinize ne ona gereğinden fazla yüklenmeyin.
    • Hayatta değiştiremeyeceğiniz şeyleri olgunlukla kabullenin.
    • Başkalarına hayır demeyi öğrenin.
    • Çiftler birbirlerinin hatalarını olgunlukla kabullenin.
    • Sinirli, gergin ve yorgun olduğunuzda birbirinizle tartışmayın.
    • Problemin ne olduğunu anlamadan eşinizle tartışmayın.
    • Düşünmeden konuşmayın, incitici, kırıcı söz ağızdan çıkmadan önce iki kere düşünün.
    • Eşinizin size anlatmak istediklerini dinleyin.

    Özet olarak sağlıklı ilişki yürütebilmek için;

    1. Çiftler duygu ve düşüncelerini çekinmeden birbirlerine ifade edebilmeli.
    2. Çiftler birliktelik duygusuna sahip olmaları ve bunun yanı sıra, birbirlerinin bireyselliklerine ve kişisel hayatlarına saygı göstermeli.
    3. Aralarındaki kırgınlık ve küskünlükleri fazla uzatmamalı.
    4. Herhangi bir konuda karar alınırken her iki tarafında kişisel ihtiyaçları ve beklentileri dikkate alınmalı, oldu bittiye getirilmemeli.
    5. Sorunlara yıkıcı değil yapıcı yollarla çözüm aranmalı ve sorun iyice büyümeden çözüm konusunda istekli olunmalı, sorunun çözümü ötelenmemeli.
    6.  Sorunlar benim sorunum veya senin sorunun değil bizim sorunumuz olarak algılanıp, sorumluluk ortaklaşa yüklenilmelidir.

    Gastronometro’nun Pastane Eğitmen Şefinden Sevgililer Günü’ne Özel Tatlı Tarifi

    0

    14 Şubat Sevgililer Günü’nde çiftlerin en büyük beklentilerinden biri romantik bir yemek oluyor

    Metro Türkiye bünyesinde yer alan ve Türkiye’nin ilk gastronomi keşif platformu olan Gastronometro’nun Pastane Eğitmen Şefi Gökhan Kurt ise bu özel gün için herkesin evde yapabileceği lezzetli bir tarif sunuyor. 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel “Kırmızı Sıcak Kek” tarifi ile damakta iz bırakacak anlara imza atabilirsiniz.

    Gastronometro, Sevgililer Günü’ne özel lezzetli bir tatlı tarifi sunuyor

    Gastronometro’nun Pastane Eğitmen Şefi Gökhan Kurt, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde mutfaktaki marifetini göstermek isteyenler için lezzetiyle ve sunumuyla iz bırakacak özel Kırmızı Sıcak Kek tarifini paylaşıyor.

    Metro Türkiye’nin özel Metro Chef pastacılık ürünlerinden hazırlanan “Kırmızı Sıcak Kek” ile lezzetli ve tatlı anlara imza atabilirsiniz. İşte o tarif:

    Malzemeler (8 kişilik):

    500 gr bitter damla çikolata %53 kakaolu

    500 gr tereyağı

    90 gr un

    9 adet yumurta sarısı

    270 gr şeker

    5 gr vanilya özütü

    10 gr kırmızı gıda renklendiricisi

    30 gr pudra şekeri

    Yapılışı

    Çikolatayı benmari usulü eritin
    Başka bir kapta erittiğiniz tereyağını erittiğiniz çikolataya ekleyerek karıştırın
    Şekeri ve yumurtayı ayrı bir kapta çırparak ilave ettiğiniz karışıma un ekleyin
    Karışıma sırasıyla, vanilya özütünü ve gıda renklendiricisini ekleyerek karıştırın

    Kullanacağınız kek kalıplarının içine yumurta fırçasıyla yumurta sürün ve ardından unlayın.

    Karışımı kek kalıplarına doldurun ve kalıpların üzerinde 1 parmak boşluk bırakın
    180 derece fırında 10-12 dk. pişirin ve kalıptan ters çevirip servis tabağına çıkarın

    Kırmızı sıcak keki üstüne kırmızı meyveler ekleyerek ya da dilediğiniz süsleme malzemeleriyle birlikte servis edebilirsiniz.

    NOT: Tarif yapımında kullanılan tüm malzemeleri Metro Chef ve Aro markalarıyla Metro Türkiye mağazalarında bulabilirsiniz.

    Zorunluluklar, Sevgililer Günü Gibi Özel Günleri Yapaylaştırıyor

    0

    Toplumun ve özellikle sosyal medyanın insanlar üzerinde kurduğu baskı insanlara özel günlerde yapmaları gereken veya almaları gereken şeylerin olduğunu ısrarla hatırlatıyor

    Özellikle son yıllarda beklentilerden dolayı hediye alma eylemi veya hediyenin değerinin sevginin kanıtı ve göstergesi gibi görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Sosyal medyanın da etkisiyle çiftler hediyelerini ve dolayısıyla ilişkilerini başkalarıyla kıyaslama eğiliminde olabiliyor. Sevgililer Günü, Anneler Günü gibi özel günleri maddi sürprizlerle kutlamaktansa farklı yerleri keşfetmek, ilginç bir etkinlik planlamak veya kendi emeğinizle hazırladığınız sürprizleri vermek karşınızdaki kişinin kendisini daha özel hissetmesine ve ilişkinizin güçlenmesine katkı sağlar” dedi.

    İnsanların çoğu özel günlerde bir beklentide

    Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu

    Tüketim çılgınlığını besleyen “alma ihtiyacının” artık hayatın bir parçası olarak görüldüğünü, hatta zamanla bu durumun mecburiyete dönüştüğüne dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “İnsanların çoğu özel günlerde bir beklentide olduklarından veya sevdiklerinin bir beklentisi olduğunu düşündüklerinden hediye ve kutlama gibi zorunluluklar hissediyor. Sevgililer Günü’nde sosyal medyadaki ‘mutluyum’ mesajları diğer insanların kendi hayatlarını sorgulamasına ve genellikle de mutsuzluklara sebep oluyor” açıklamasında bulundu. Bunun nedeninin sosyal medyadaki insanların gerçeği olduğu gibi yansıtmamaları olduğunu dile getiren Dokuzlu, “Mükemmel görünen hayatların ardındaki görünmeyen sorunların yalnızca kişinin kendi hayatında olduğu yanılgısı mutsuzluklara yol açıyor” şeklinde konuştu.

    Pahalı hediyeler ‘mutluluk göstergesi’ olarak algılanıyor

    Özel günlerde medyada vurgulanan albenili afişlerin, indirimlerin ve ürünlerin kişiyi özel günlerde hediye alıp almama konusundaki kararsızlıktan çıkarıp ‘daha güzel, daha değerli, daha yeni ne almalıyım, nereye gitmeliyiz?’ düşüncesine yönlendirdiğini dile getiren Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Tüketime yönlendirme amacı özel günleri maalesef maddi bir amaca bağlıyor. Gelir, yaşam tarzı fark etmeksizin birçok kişi sürekli vurgulanan özel günlerde hediye alma veya kutlamayı gereklilik olarak görüyor. Bu durum bir zorunluluğa dönüştüğünden Sevgililer Günü gibi günleri kutlamak maalesef yapaylaşıyor, en önemlisi iyi bir kutlama ve pahalı hediyeler çiftler ve başkaları tarafından ‘mutluluk göstergesi’ olarak algılanıyor” dedi.

    Hediye seçerken….

    • Kişisel bakım ürünleri veya kıyafet, ayakkabı gibi kullandıkça eskiyebilen eşyalar yerine vereceğiniz kişinin yıllar boyunca saklayabileceği bir hediye tercih edebilirsiniz.
    • Birlikte bir kursa gitmek veya deneyimleyeceğiniz bir hobi ilişkinizi güçlendirir.
    • Kendi emeğinizle hazırladığınız bir hediye sevdiğiniz kişi için anlamlı ve samimidir.
    • Hediye olarak eşya yerine bir etkinlik planlamak veya yeni yerler keşfetmek keyifli olacaktır.
    • En önemlisi sevdiğiniz kişiye sizin için ne kadar değerli olduğunu anlatmanız verebileceğiniz en güzel hediyedir.

    BigChefs’ten Sevgililer Günü Konsepti: Kalbimden kalbine

    0

    Sevgi dolu buluşmaların değişmeyen adresi BigChefs, Şubat ayında en güzel aşklara ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. İçinde aşkı, tadında meşki bulacağınız ağızda dağılan taptaze kıtır bisküvileri, vanilyalı puding ve pamuk şekerle ‘Big Sweet Love’ tatlısı, 7-16 Şubat tarihleri arasında tüm BigChefs lerde.

    Big Sweet Love

    BigChefs’in 14 Şubat Sevgililer Günü’nde size özel aşk dolu bir lezzet şöleni sunuyor. Güne sevdiklerinizle bir arada, keyifli bir kahvaltı eşliğinde başlayabilir, BigChefs’in sımsıcak atmosferinde lezzet dolu bir öğlen yemeği keyfine varabilir yahut tatlı bir sohbet eşliğinde romantik bir akşam yemeği ardından sevgiyle yapılan BigChefs tatlılarını deneyimleyebilirsiniz.

    Aşka davet

    Günün her saatinde misafirlerine sıcak bir ev ortamı sunmaya özen gösteren BigChefs,14 Şubat’ta da BIGLOVE konseptine yakışan menüsü ile herkesi lezzete davet ediyor. 7- 16 Şubat tarihleri arasında BigChefs’in tüm şubelerinde Sevgililer Günü’ne özel lezzetler sizleri bekliyor.

    Aperol Spritz

    Buluşmaların sevgi iksiri

    “Her mevsim yeni bir başlangıç ve her yeni başlangıç yeni mutluluklar” inancıyla yola çıkan, enerjisini, gücünü ve lezzetini daima aşktan alan BigChefs, sevgililerin heyecanla beklediği Şubat ayına aşkla giriyor. Unutulmaz lezzetlerin adresi BigChefs, 7-16 Şubat tarihleri arasında Sevgililer Güne’ne özel tatlısı Big Sweet Love ve özel kokteyli Aperol Spritz ile misafirlerine lezzet dolu bir gün sunmaya hazırlanıyor. Usta şeflerin aşk ile hazırladığı lezzetler, her anını keyifle geçireceğiniz bu özel buluşmanın sevgi iksiri olabilir.

    Paylaşmanın keyfine varın

    Ağızda dağılan taptaze kıtır bisküviler, vanilyalı puding ve pamuk şekerle ‘Big Sweet Love’ tatlısının yanına eşlik edecek köpüklü şarap, soda, aperol ve portakalın enfes karışımıyla yapılan Aperol Spritz ile paylaşmanın keyfine varacaksınız.

    Sevgi dolu buluşmaların adresi BigChefs yalnızca aşık çiftlerin değil, birbirini seven herkesin günü olan 14 Şubat’ta, tüm misafirlerini aşkla bekliyor.

    Sevgililer Günü için Yemek Tarifleri mi Arıyorsunuz?

    0

    Özel gün kutlamalarını evde geçirmeyi tercih edenlerin en çok önem verdikleri konu sevdikleri ile birlikte lezzetli sofralarda buluşmaktır

    Sevgililer gününde de sevginizi göstermenin en iyi yolunun güzel yemekler yapmak ve birlikte güzel vakit geçirmek olduğunu düşünüyorsanız size bir birinden farklı ve lezzetli tavuklu tariflerin buluştuğu bir web sitesi önerimiz var: www.tavuklayaraticitarifler.com

    Her sene Şubat ayının 14’ünde kutlanan Sevgililer Günü’nde sevdiklerinize lezzetli sofralar kurmak istiyorsanız ve bunun için de sağlıklı, ekonomik gıdaların başında gelen tavuk etini kullanmayı tercih ederseniz “Tavukla Yaratıcı Tarifler” e bir göz atabilirsiniz

    Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği ve Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu tarafından iki kere düzenlenen “Tavukla Yaratıcı Tarifler” Yarışması’nın kazananlarının, özel ödül alanlarının ve ön elemeden geçen özgün tavuklu tariflerin hepsine www.tavuklayaraticitarifler.com web sitesinden ulaşabilirsiniz.

    Tavuk eti; yüksek protein değeri, besleyiciliği ve ekonomik olması ile hayvansal protein kaynakları içerisinde Türkiye’de en çok tüketilen gıdadır

    Yıl boyuncaherkesin kalbini kazanan tavuk eti, besin öğeleri açısından değerlendirildiğinde dana ve koyun etinden daha düşük enerji, daha düşük yağ, daha düşük doymuş yağ ve daha az kolesterol içerir. Ayrıca tavuk etini dengeli ve yeterli tüketmek her yaşta bedensel ve zihinsel gelişim için de oldukça önemli.

    Sevdiklerinize vereceğiniz en anlamlı hediyelerden biride elinizin mahareti ve kalbinizdeki sevgiyi katarak hazırlayacağınız lezzet ve sağlık dolu yemekler olacaktır. Sevdiklerinizle birlikte daha uzun ve sağlıklı yıllar dileriz.

    Ezgi Eyüboğlu İleri Dönüşüm Etkinliğine Katıldı

    0

    Ezgi Eyüboğlu’ndan Takipçilerine Fark Yaratan Küçük İyilik Önerileri

    Oyuncu Ezgi Eyüboğlu
    Oyuncu Ezgi Eyüboğlu

    Başarılı oyuncu Ezgi Eyüboğlu, marka elçisi olduğu dünya, hayvan ve insan dostu kişisel bakım ve güzellik markası Love Beauty&Planet’ın ileri dönüşüm etkinliğine katıldı. Ünlü oyuncu etkinlikte kullanılmış ürünlerle farklı tasarımlar yaparak yaratıcılığını ve yeteneklerini sergiledi.

    Dünya, insan ve hayvan dostu ürünleriyle 45 ülkenin ardından Türkiye’de de tüketicilerle buluşan Love Beauty & Planet, “Fark Yaratan Küçük İyilikler” bakış açısını yansıtan bir buluşma düzenledi

    Gerçek işlevlerini yitiren veya artık kullanılmayan nesnelerin hayata döndürülmesi anlamına gelen “ileri dönüşüm” temasıyla düzenlenen etkinliğe, marka elçisi ünlü oyuncu Ezgi Eyüboğlu da katıldı. Ünlü oyuncu etkinlikte Love Beauty & Planet ambalajlarını kullanarak yaptığı tasarımlarla yaratıcılığını ve el becerisini gösterirken eğlenceli zaman geçirdi ve takipçileriyle de kendi hayatlarında uygulayabilecekleri önerileri paylaştı.

    “Küçük Değişikliklerle Dünyada İyi Etkiler Yaratma”

    Oyuncu Ezgi Eyüboğlu
    Oyuncu Ezgi Eyüboğlu

    Eyüboğlu etkinlikte “Açıkcası güzelleşmek ve daha iyi görünmek için kullandığım bir ürünün daha iyi bir dünya için çaba harcaması bana kendimi iyi hissettiriyor. Love Beauty & Planet’ın “küçük değişikliklerle dünyada iyi etkiler yaratma” fikri; yani Fark Yaratan Küçük İyilikler bakış açısı da en başından beri beni çok etkiliyor. Bir kişisel bakım markası olmanın ötesinde insanlara vermek istediği bir mesaj var. Bu yüzden yeniden bu dönüşüm yolculuğuna beni de dahil ettikleri için Love Beauty & Planet ekibine teşekkür ediyorum” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Evimiz olan dünyamız ciddi sorunlarla karşı karşıya. Bunlarla mücadelede bizim de üzerimize düşen bireysel sorumluluklar var. Çöplerimizi ayrıştırmak, geri dönüşüm yapmak ve kullanılabilir durumda olan her şeyi yeniden değerlendirmek buna en iyi örnek. Bugün de hep birlikte, Love Beauty & Planet’ın ambalajlarını nasıl değerlendirebileceğimize dair yaratıcı bir atölye yaptık. Bu çalışmanın sosyal medyadaki tüm takipçilerimize ilham vermesini diliyorum.” dedi.

    Love Beauty & Planet Hakkında

    Love Beauty & Planet Unilever tarafından 2018 yılında daha sürdürülebilir güzellik ve bakım ürünleri arayan tüketiciler için tasarlanan bir kişisel bakım ürünleri markasıdır.

    Fark yaratan küçük iyiliklerin dünyamızı daha temiz, daha yeşil ve daha güzel bir hale getirdiğine inanan Love Beauty & Planet, saçımıza ve vücudumuza bakım yaparken dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bırakmamızı sağlamak amacıyla ürünlerinin yaşam döngülerindeki her bir adımı dikkatle değerlendirir. 45 ülkede çevre dostu ürünler kullanmak isteyen tüketicilerle buluşan marka, kuruluşundan bu yana V-Label ve V-Action vegan sertifikaları ile PETA tarafından verilen vegan ve “cruelty-free” (hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürün)sertifikalarına sahiptir. Ayrıca tedarikçileri tarafından sağlanan içerikler dahil dünya çapında hiçbir hayvan testi yürütmemeyi taahhüt etmektedir ve bu konuda PETA akreditasyonuna sahiptir.

    İşte Demir Yapan 10 Besin !

    0

    Günde 1 Avuç Kabak Çekirdeği Demir Yapıyor!

    Demir eksikliği ülkemizde özellikle de kadınlar ve çocuklarda çok yaygın görülen önemli bir sorun. Zira vücudumuz için temel bir mineral olan demir, kan yapımının yanı sıra, fiziksel büyüme, nörolojik gelişim, hücresel fonksiyonlar, bazı hormonların sentezi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için olmazsa olmaz öneme sahip.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz
    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

    Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Vücudun demir depoları düştüğünde oksijeni taşımak için yeterli ve normal kırmızı kan hücreleri yapılamıyor ve demir eksikliği anemisi gelişebiliyor. Halsizlik, dikkatsizlik, deride solgunluk, çabuk yorulma, baş dönmesi,iştahsızlık, soğuğa hassasiyet gibi belirtilerle ortaya çıkan demir eksikliğini, demir içeriği yüksek besinlerle gidermek mümkün. Demir içeriği yüksek besinler kan yapımına destek olarak kansızlığı gidermeye fayda sağlıyor” diyor.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, zengin demir içeren 10 besini açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    • Kabak Çekirdeği

    Demir ihtiyacının karşılanmasına fayda sağlayan kabak çekirdeğinin 100 gramı, 9 mg demir içeriyor. Aynı zamanda B, E vitaminleri, potasyum, magnezyum ve çinko açısından da zengin bir besin olan kabak çekirdeğini salataların üzerine, yoğurdun içine veya ara öğün alternatifi olarak demir içeriği yüksek kuru meyvelerinizin yanına ekleyebilirsiniz. Ancak enerji yoğunluğunun yüksek olması nedeniyle günde 1 avuç (10 gr) tüketmek yeterli.

    • Kırmızı Et

    Kırmızı etin 100 gr’ı 2.7 mg demir içeriği ile yaklaşık olarak günlük alınması gereken demirin yüzde 15’ini karşılıyor. Bu nedenle potansiyel olarak anemiye (kansızlık) eğilimli olan kişiler için oldukça önemli. Ancak kolesterol içeriğinin yüksek olması nedeniyle kronik hastalık öyküsü olanların ölçülü tüketmeye dikkat etmesi gerekiyor. Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü, kırmızı etin haftada 350-500 gramdan fazla tüketilmemesi konusunda uyarıyor.

    • Kuru Meyveler

    Demir içeriği ile anemiye karşı koruyucu, yüksek antioksidan içeriği ile bağışıklık sistemini güçlendiren kuru meyveler, kalori içeriğinin yoğun olması ve kan şekerini hızlı yükseltmesi nedeniyle ölçülü tüketilmeli. Ara öğünlerde tüketeceğiniz 1 porsiyon kuru meyvenin (1 yemek kaşığı kuru üzüm, 3-4 adet kuru kayısı/erik, 1 adet kuru incir vb.) yanına ekleyeceğiniz 2 tam ceviz içi veya 6 adet fındık ile kan şekeri dengesi sağlayarak günlük demir ihtiyacınıza destek olabilirsiniz. Diğer kuru meyvelere kıyasla çekirdekli kuru üzümün demir içeriği daha yüksek. Ancak diyabet hastalarının dikkat etmesi gerekiyor. Açıkta satılan kuru meyveler de denetimsiz depolama koşulları nedeniyle fayda yerine zarar verebileceğinden, şeker ilavesiz paketli ürünleri tercih edebilirsiniz.

    • Yumurta

    Anne sütünden sonra gelen en kaliteli protein olarak nitelendirilebilen yumurta, içeriğindeki zengin demir sayesinde de anemi riskinin önüne geçebiliyor, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlayabiliyor. Günde bir yumurta tüketmeyi ihmal etmeyin. Yumurtanın C vitamininden zengin roka, maydanoz, tere, turunçgiller gibi besinler ile zenginleştirilmesi içerisindeki demir oranını artırıyor.

    • Kurubaklagiller

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Mercimek, nohut, kurufasulye, börülce, barbunya gibi kurubaklagiller yüksek demir içeriği ile anemiye karşı koruyucudur. Aynı zamanda emzikli ve hamilelik dönemlerinde artan protein ve demir gereksinmesi için de önemlidir. Kurubaklagillerin yanında bol limonlu yeşillik tüketerek demirin emilimini artırabilirsiniz. Ancak iyi pişmemiş kurubaklagillerin demir emilimini olumsuz etkileyeceği göz ardı edilmemeli” diyor.

    • Karaciğer

    Demirin en önemli kaynağı olan karaciğer, kan yapıcı özelliği ile öne çıkıyor. Ancak demir eksikliği anemisi olanların, karaciğer gibi organ etlerini yüksek kolesterol oranlarına sahip olması sebebiyle uzman kontrolünde tüketmelerinde fayda var.

    • Beyaz Et

    Kırmızı et tüketmeyenler için beyaz et tüketimi demir gereksinmesinin karşılanmasında önemli fayda sağlıyor. Beyaz eti derisiz ve ızgara/haşlama pişirme yöntemleri ile hazırlayarak daha sağlıklı hale getirebilirsiniz. Aynı zamanda vücuttaki demir kullanılabilirliğini artırmak için beyaz et seçiminizin yanına pekmez ve limonla tatlandırılmış salatalarınızı kabak çekirdeğiyle süsleyerek öğününüzü demir deposu haline getirebilirsiniz.

    • Ispanak

    Kış aylarının önemli sebzesi ıspanak, demir için güzel bir kaynak. Ancak ıspanağın doğal olarak yapısında bulunan polifenolik molekül olan oksalik asit içeriği demiri bağlayarak vücut emilimini olumsuz etkiliyor. Bu durumda ıspanağı çiğ yerine pişmiş olarak tüketip, tüketirken yanına C vitamini ilavesi yaparak vücuttaki demir emilimini artırabilirsiniz. Ispanağı pişirirken, vitamin ve mineral kaybını olabildiğince önlemek için fazla pişirmemeye dikkat edin. Aynı zamanda pürin içeriğinin yüksek olması sebebiyle gut hastaları dikkatli olmalı.

    • Pekmez

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Pekmez; demir, kalsiyum, fosfor, potasyum ile kolay ve besleyici enerji kaynağı alternatifidir. Demir içeriği ile kansızlık problemi olanlara takviye edici olmaktadır. 20 g pekmez; 2 mg demir içerir. Demir ihtiyacı yüksek olan bebek ve çocuk beslenmesinde tatlandırıcı alternatifi olarak kullanılabilir. Ancak kan şekerini hızlı yükseltmesi sebebiyle porsiyon kontrolüne dikkat edilmeli; satın alırken glukoz-fruktoz şurubu içermemesi için etiket okumaya özen gösterilmelidir” diyor.

    • Tahin

    Susam tohumundan elde edilen tahin de; demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor bakır, selenyum içeriği ile vücut direncini artırıyor. Yağ örüntüsü kalp sağlığına koruyucu etki gösteren doymamış yağ asitlerinden oluşuyor. Enerji içeriğinin yüksek olması sebebiyle porsiyon kontrollü olarak tercih edilmeli. Günde 1-2 tatlı kaşığı tahin-pekmez ikilisi günlük demir ihtiyacının karşılanmasında özellikle et tüketmeyen kişiler ve emzikliler için güçlü bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

    Tıp Dünyasının Bakış Açısını Kökten Değiştirdi…

    0

    Bağışıklık Sistemi İle Kanser Hücrelerini Yok Ediyor !

    Bağışıklık sisteminin savaşçı hücrelerinin kanserli hücreleri fark edip, onları yok etmeleri için önlerindeki engelleri kaldırıyor. Üstelik bu görevini hastanın yaşam konforunu bozmadan, ciddi yan etkiler oluşturmadan gerçekleştiriyor. Son yıllarda kanser tedavisindeki en büyük gelişme olarak nitelendirilen yöntemin adı; bağışıklık sistemini güçlendirerek kanseri yenmesini sağlayan; immünoterapi!

    Kemoterapinin Aksine Tümörü Değil, Bağışıklık Sistemini Hedef Alıyor…

    Kanser dünyada ve ülkemizde ölüme en sık yol açan nedenlerin başında geliyor. Dünya çapında 172 ülkenin 91’inde, 70 yaş altı ölümlerin en sık veya 2. sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. 2018 yılında tüm dünyada toplam 18.1 milyon kişiye kanser tanısı kondu ve 9.6 milyonu kansere bağlı nedenlerle hayatını kaybetti.

    Güzel haber ise özellikle son 2 yılda kanser tedavisinde çok önemli gelişmeler yaşanması. Bunlardan ilki, her kanser dokusunun genetik şifresinin analiz edildiği ve alınan sonuçlara göre hedefli tedavi protokolünün uygulandığı “kişiselleştirilmiş tedavinin” kanserli hastaların önemli bir bölümüne uygulanır hale gelebilmesi oldu. Daha da önemlisi, 2018 yılı “immünoterapinin” altın yılı olarak tarihe damgasını vurdu.

    Prof. Dr. Yeşim Eralp
    Prof. Dr. Yeşim Eralp

    Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp kişiselleştirilmiş tedavi ve immünoterapi yöntemindeki gelişmeler sayesinde, çok değil bundan birkaç yıl öncesine dek tedavi edilemez gözüyle bakılan kanser türlerinde bile şifaya yakın yaşam süreleri sağlanabildiğine dikkat çekerek, “İmmünoterapi ilaçları kemoterapi ilaçlarına bazen alternatif bazen de yardımcı yöntem olarak yeni tedavi seçenekleri oluşturdu. Üstelik bunu hastanın yaşam konforunu bozmadan, yaşam kalitesini koruyarak sağlıyor.” diyor.

    Bağışıklık Sistemi “Kanserli Hücreleri” Tanımazsa…

    Bağışıklık sistemimiz, vücudumuzda her gün üretilen, genetik yapısı bozulmuş olan kanserli hücreleri yok ediyor. Bu türlü zararlı oluşumlara vücudumuzun verdiği tepkiye ve yanıta “bağışıklık yanıtı” adı veriliyor. Bağışıklık yanıtını oluşturan hücresel yapılar vücudumuza herhangi bir tehdit geldiğinde, hasar görmüş veya tehdit altında bulunan yerlere doğru hızlıca yönlenerek yabancı gördükleri organizma veya yapıları yok etmeye çalışıyor.

    Bağışıklık sistemimiz başlangıçta kanserli hücreleri normal dokularımız’dan kolaylıkla ayırt edip yok edebiliyor. Ancak bazı durumlarda kötü huylu hücreleri zararlı olarak algılayamıyor ve bunları yok etmesi gerektiğinin farkına varamıyor. Bazen de kanserli hücreler bağışıklık sistemini baskılayarak veya çevresine bir zırhlı savunma sistemi oluşturarak kendilerine yaşam alanı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu etkenler sonucunda kanserli hücreler kontrolsüzce gelişerek vücudumuza yayılabilen kanser dokusu haline dönüşüyorlar.

    Savaşçı Hücreleri Durduran Freni Kaldırıyor!

    Yürekleri ferahlatan gelişme, kontrolsüzce oluşan kanser hücrelerine karşı tıp dünyasının elinde artık “immünoterapi” yöntemi denilen güçlü bir silah olması. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kansere karşı yapılan tüm tedavi yaklaşımlarına “immünoterapi” deniyor. Onkolojik tedavilerde son yıllarda atılan en büyük adım olarak belirtilen immünoterapi kanserli hücrelerle savaşmak için bağışıklık yanıtını güçlendiriyor ve yeni baştan yapılandırıyor. Kanserin oluşturduğu bağışıklık frenini çözmesini sağlayarak kanseri yok etmeyi hedefliyor. Üstelik bunu kemoterapi tedavisinin aksine bulantı, kusma ve saç dökülmesi gibi ciddi yan etkiler oluşturmadan gerçekleştiriyor.

    Kanser Tedavisinde Çığır Açıldı

    Tıp dünyasında büyük bir heyecan yaratan immünoterapi kanser tedavisinde ilk kez malign melanom ve böbrek kanseri gibi kemoterapi ile radyoterapi tedavilerine dirençli olan kanser türlerinde uygulandı. Ancak bu kanser türlerinde kullanılan eski jenerasyon ilaçlar sınırlı etkinlik ve yan etkileri nedeniyle çok geniş kullanım alanı bulamadı. Tıp dünyası pes etmedi ve immünoterapi konusunda çalışmalarına hızla devam etti.

    2018 yılında araştırmacılar Dr. James Allison ve Dr. Tasuku Honjo’nun immünoloji konusunda yaptıkları araştırmalar, bağışıklık sisteminin frenini çözerek vücudun savunma sisteminin kansere karşı savaşmasını sağlayan “immun checkpoint inhibitörleri (ICI)” adı verilen bir grup ilacın geliştirilmesini sağladı. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp yapılan çalışmalar sonucunda bu ajanlarla immünoterapi tedavisinde bir çığır açıldığına dikkat çekiyor.

    Tedavide Önemli Başarılar Sağlanıyor

    Günümüzde hemen hemen tüm kanser türlerinde uygulanan ICI ile malign melanom ve böbrek kanserlerinin dışında, özellikle akciğer kanserlerinde önemli başarılar sağlandı. Örneğin, kemoterapi ve ICI ile birlikte uygulanan bazı akciğer kanserli hastalarda 3 yıl ve ötesinde yaşam süreleri artık bir hayal değil. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Eralp bunun yanı sıra genetik yapısında “mikrosatellit instabilite (MSI)” özelliği barındıran kanser tiplerinde de immünoterapilerin ağır yan etkileri olabilen kemoterapi tedavisine alternatif bir seçenek oluşturduklarının altını çizerek, “Örneğin, tüm kemoterapilere dirençli, bu tür bir safra yolu kanserinde, kanserin hemen hemen tamamen yok edilebildiği görüldü” diyor.

    Hamileyseniz Koronavirüsü Hakkında Bilmeniz Ve Almanız Gerekenler Önlemler

    0

    Op. Dr. Betül Görgen, Virüsle İlgili Bilmeniz Gerekenler Hakkında Şu Bilgileri Verdi

    Hamile olmak aşırı evhamlı olmak için bir bahane değildir ancak son günlerde artan Koronavirüsü haberleri bu durumu zorlaştırıyor. Virüs şu an itibariyle 18 ülkeye yayılmış durumda. Koronavirüs ve hamileliğiniz için ne anlama geldiği hakkında sorularınız olması çok doğal.

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, virüsle ilgili bilmeniz gerekenler hakkında şu bilgileri verdi:

    Op. Dr. Betül Görgen
    Op. Dr. Betül Görgen

    Hamilelerde Ölüm Oranı Yüksek 

    “Bilim dünyası, hamilelerin virüsten nasıl etkileneceği konusunda sınırlı veriye sahip.” Virüsü kaptığınızdan şüpheleniyorsanız öncelikle pnömoni (akciğer iltihabı) ve grip gibi yaygın nedenleri kontrol ettirmelisiniz.

    Hamile kadınların bağışıklık sistemleri kolayca düştüğü için solunum yolu hastalıklarına karşı iyi bir direnç gösteremezler. Bu yüzden, 2003 SARS salgını ve 2009 H1N1 salgını gibi salgınlar sırasında hamile kadınlarda daha yüksek ölüm oranları görüldü.

    Virüs Fetüse Bulaşır mı?

    Bir ebeveyn Koronavirüs ile enfekte olursa, doğmamış çocuklarına virüs muhtemelen bulaşmayacaktır. Çünkü fetüsten geçtiğini bildiğimiz herhangi bir solunum virüsü yok. Daha önceden kayıt altına alınan doğumlar bunu doğruluyor.

    Nasıl  Korunmalı ?

    • Hamilelik, vücudun grip gibi enfeksiyonlarla savaşmasını zorlaştırır, bu nedenle grip hastalığının önlenmesi için grip aşısı yapılmalı.
    • Düzenli el yıkama ve el dezenfektanlarının kullanılması, Koronavirüsün yayılmasını ve diğer bulaşıcı hastalıkları önleyebilir.
    • Hamileyseniz hava sirkülasyonunun iyi olmadığı kalabalık alanlarda bulunmamaya özen göstermelisiniz. Ancak bu yerlerden birine girmeniz gerekiyorsa, ek koruma için Koronovirüs geçirmeyen bir yüz maskesi takmalısınız.

    Koronavirüs Nedir?

    İnsanları enfekte ettiği bilinen yedi farklı tipte Koronavirüs vardır. Bu virüslerin birçoğu hafiftir ve soğuk algınlığına neden olur, ancak virüsün bazı formları, özellikle MERS-CoV ve SARS-CoV ciddi hastalıklara neden olabilmektedir. (CoV: Corona Virus)

    Şu anda haber manşetlerinin tepesinde olan Koronavirüs formu 2019-nCoV’dir ve aynı zamanda yeni koronavirüs veya Wuhan koronavirüsü olarak da adlandırılır.

    30 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) küresel acil durum ilan etti. Resmi olarak “Uluslararası Bir Sorun- Halk Sağlığı için Acil Durum” olarak bilinen bu terim, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, potansiyel olarak eşgüdümlü uluslararası bir müdahale gerektiren ve birden fazla ülke için bir halk sağlığı riski oluşturan “olağanüstü bir olayı” tanımlamak için kullanılmaktadır.

    Koronavirüs Nasıl  Yayılır Ve Hangi Belirtileri Gösterir ?

    • Koronavirüsler; tipik olarak enfekte bir kişiden öksürme veya hapşırma ile havaya geçen solunum damlaları yoluyla diğer insanlara yayılır.
    • Virüs bulaşmış bir yüzeye dokunmak, ellerinizi yıkamadan önce ağzınıza, burnunuza veya gözlerinize dokunmak ya da enfekte olmuş bir kişiyle tokalaşmak gibi yakın temaslar virüsü yayabilir.

    Koronavirüsüne yakalandığı teyit edilen kişilerde şu belirtiler görülür:

    • Ateş
    • Öksürük
    • Nefes darlığı

    Semptomlar, kişi virüse maruz kaldıktan 2 ila 14 gün sonra ortaya çıkabilir ve etkisi hafiften ciddi vaka durumuna kadar değişiklik gösterebilmektedir.