Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 253

    İnternetin Doğru Kullanımı Hakkında 12 Bilgi

    0

    Ailelerin İnternet Kullanımında Bilinçli Olması Çocukluk Çağındaki Bireyler İçin Çok Önemli 

    Günlük yaşamda yetişkin bireyler için gerekli olan internet kullanımı, özellikle çocukluk çağında gerekli kontrol sağlanmadığında önemli sorunları beraberinde getiriyor. Ailelerin internet kullanımında bilinçli olması ve çocukların da dijital dünya ile ilişkilerinin sınırlandırılması konusunda, gerektiğinde uzman desteği alması büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Özlem Soysal, internetin doğru kullanımı hakkında bilgi verdi.

    Çocuklara İnterneti Tamamen Yasaklamayın

    Uz. Psk. Özlem Soysal
    Uzm. Psk. Özlem Soysal

    Çocukların internet kullanımındaki yetkinlikleri, tablet, akıllı telefon gibi teknolojik aletlere hakim olması, onların üstün zekalı olduğu yönünde değerlendirilse de bu durum, zekayla doğru orantılı değildir. Çocukları tümüyle internet’ten alıkoymak veya teknolojik aletleri yasaklamak ya da onları tamamıyla özgür bırakmak yanlış bir tutumdur. En ideal yol çocukların yaşına, internet içeriğine ve süresine göre bir denetleme mekanizması oluşturmaktır. Bu sayede çocuk hem gelişen dünyaya ayak uyduracak hem de teknoloji bağımlılığa yakalanmayacaktır.

    Teknoloji Bağımlılığı Çocukları Yalnızlaştırıyor

    Teknoloji bağımlılığında ve özellikle de yoğun ekran maruziyetine kalan bir çocukta, yaşa göre farklı belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu durum daha sonra alışkanlık haline gelmektedir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı olan bir çocukta; dil ve konuşma becerilerinde gerilik meydana gelebilir, her seslenildiğinde tepkisiz kalabilir, büyüdükçe dikkat eksikliği, öfke kontrolü sorunu gelişebilir, anne ve babayla, çevresiyle ilişkileri olumsuz etkilenebilir, okul hayatında bir takım sorunlar ve başarısızlıkla görülebilir. Ergenlik döneminde ise içe kapanma, sosyal ortamlardan uzak durma ve iletişim güçlüğü ortaya çıkabilir.

    Kontrollü İnternet Kullanımı Önemli

    2 yaşından küçük çocukların internet, TV ya da bilgisayarla karşılaşması gelişim süreçleri açısından uygun değildir. Okul öncesi yaş grubu için günde 30 dakikayı geçmeyecek şekilde internet kullanımı yeterlidir. İlköğretimin ilk 4 yılında ödev haricinde oyun ve eğlence için günlük 45 dakika zaman ayırılabilir. Sonraki yıllarda hafta sonu daha esnek olmakla birlikte günde 1 saat kullanım uygundur. Lise çağında da günlük 2 saat yeterli olmaktadır. Ebeveynler, çocuklarının internette geçirdikleri zamanı takip ettikleri kadar içerikleri de takip etmesi, onları anlamaları açısından önemlidir. Çocuklara, kontrolsüz internet kullanımının zararlarını anlatmaya çalışmaktan kaçınılmamalıdır.

    Çocuğunuz İnternet Bağımlısı Olmasın!

    1. Çocukları teselli etmek, susturmak, yemek yedirmek için akıllı telefon/tablet vs. gibi aletleri asla kullanmayın
    2. Çocuğunuzu tanımaya, yol haritası belirlerken onun neden bağımlı olduğunu anlamaya çalışın.
    3. Çocuğunuzun ihtiyaçlarını görmeyi deneyin. Hayatta, aile içi ilişkilerde ve sosyal ortamlarda beslenemediği, tamamlayamadığı faktörleri açığa çıkarın.
    4. Günlük internet kullanım saatlerini belirleyin.
    5. Haftalık internet kullanımı çizelgeleri hazırlayın, buna göre bir plan oluşturun.
    6. Destek grupları ya da aile terapisi gibi yöntemleri hayata geçirin.
    7. Çocuklarınızı yetenek ve ilgi alanlarına uygun spor ve sanat dallarına, hobilere yönlendirin.
    8. Yapmayı isteyip de fırsat bulamadığı faaliyetleri bir deftere yazmasını sağlayın. İnternet kullanmak için yoğun istek duyduğunda yazdıklarından birini yapmasını isteyin.
    9. Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini destekleyin, onları bir araya getirecek aktivite planlayın.
    10. Çocuğunuzun bilgisayar kullanımını kontrol edin ve sanal ortamdaki arkadaşlarını tanıyın.
    11. Bilgisayarlarınızda güvenli internet uygulamalarının olmasına özen gösterin.
    12. Uzun süreli bilgisayar kullanan çocuğunuzu engelleyemiyorsanız mutlaka uzman yardımı alın.

    Türkiye’nin ilk Çocuk Sanat Festivali

    0

    Tohum Otizm Vakfı’nın Öğrencisi Ve Kuruluşunun İlham Kaynağı Cem Sezgin’den Muhteşem Piyano Resitali

    Tohum Otizm Vakfı öğrencisi ve aynı zamanda vakfın kuruluşunun başkahramanı olan Cem Sezgin, Türkiye’nin ilk Çocuk Sanat Festivali’nde sunduğu piyano resitali ile damga vurdu. Ana sahnede iki parçadan oluşan piyano performansı ile ayakta alkışlanan Cem’i, annesi Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin yalnız bırakmadı.

    Çocukları, sanat ve sanatçı ile buluşturan Türkiye’nin ilk Çocuk Sanat Festivali, bu yıl 2’nci kez gerçekleştirildi. 30 Ocak- 2 Şubat 2020 tarihleri arasında, Zorlu PSM ev sahipliğinde düzenlenen festivalde, 1-13 yaş arası çocuklar, resimden müziğe, danstan karikatüre, fotoğraf çekiminden senaryo yazarlığına kadar pek çok atölyeye katılma fırsatı buldu. Dört gün süren ve renkli görüntülere sahne olan festivale, yüzlerce çocuk aileleri ile birlikte katıldı.

    Ünlü Oyuncu Tohum Otizm Vakfı Yararına Çocuklar İle Buluştu

    Festival kapsamında düzenlenen atölye çalışmalarında, çocuklar bir taraftan doyasıya eğlenirken diğer yandan da ünlü sanatçılarla yaratıcılıklarını ortaya koydular. Festivalin ‘Artist Zone’ alanında Sevinç Erbulak, Yağmur Tanrısevsin’in de aralarında bulunduğu ünlü sanatçılar Tohum Otizm Vakfı yararına çocuklarla birlikte atölye çalışması yaptılar.

    Festival kapsamında çocuklar ayrıca Tan Sağtürk Akademi‘de duygularını dansla anlatıp, Ragıp Savaş Sanat Akademisi’nde de yaratıcılıklarını kelimelerle ifade etmeye çalıştılar. Gupse Özay ile Masal Atölyesi’nde eğlenen çocuklar, Gani Müjde’den oyunculuk, Okan Karacan’dan da tiyatro dersleri aldılar. Resim tutkunu çocuklar ise, Devrim Erbil ve Yiğit Yazıcı ile hayallerini çizgilerle ve renklerle tuvallere aktardılar.

    Cem Sezgin Piyano Resitali İle Kapanışa Damga Vurdu

    Çocuk Sanat Festivali’nin son gününe ise, Tohum Otizm Vakfı öğrencisi Cem Sezgin damgasını vurdu. Tohum Otizm Vakfı’nın kuruluşunun ilham kaynağı ve aynı zamanda başkahramanı olan Cem Sezgin, sunduğu piyano resitali ile katılımcıları büyüledi. Cem Sezgin’in, iki parçadan oluşan ana sahnedeki piyano performansı, konuklar tarafından uzun süre ayakta alkışlandı.

    Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin de bu önemli günde oğlu Cem’in yanında yer alarak, destek verdi. Anne Sezgin, piyanonun yanı sıra bateri çalan ve aynı zaman da Engelliler Yüzme Milli takım oyuncusu olan oğlu Cem ile gurur duyduğunu dile getirdi.

    Kışın Cildinizin İki Kurtarıcısı; Güneş Koruyucu Ve Nemlendirici

    0

    Uzman Prof. Dr. Emel Güngör, Kış Aylarında Sağlıklı Bir Cilde Sahip Olmak İçin Dikkat Edilmesi Ve Yapılması Gerekenleri Anlattı

    Kışın kuruyan derimizin bariyer tabakası zedelenir.İşte Prof. Dr. Emel Güngör’den deri bariyerimizi korumak ve cildimizin nemini optimumda tutmak için öneriler.

    Yaz aylarında güneş cildimize ne kadar zarar veriyorsa soğuk ve karlı havalarda da o kadar yıpratıyor. Özellikle kayak yapanlar kar yanığına karşı güneş koruyucu kullanmalı. Soğuk havanın oluşturduğu tahriş ve kuruluğa karşı ise önlem alınmalı. Dermatoloji, Veneroloji ve Kozmetoloji Uzm. Prof. Dr. Emel Güngör, kış aylarında sağlıklı bir cilde sahip olmak için yapılması gerekenleri anlattı.

    Uzm. Prof. Dr. Emel Güngör
    Uzm. Prof. Dr. Emel Güngör

    UV ışınları bulutlu havalarda bile yeryüzüne oldukça yoğun ulaşır ve hem kısa hem de uzun dönemli cilt hasarlarına yol açabilir. Ayrıca soğuk hava cildi kurutur ve tahriş eder. Dermatoloji, Veneroloji ve Kozmetoloji Uzm. Prof. Dr. Emel Güngör, nemlendirici içeren, derinin bariyer fonksiyonlarını destekleyen, oluşacak tahrişi yatıştıran, antioksidan özellikleri olan, hem UVA ve hem de UVB filtreleri içeren güneşten koruyucu kremlerinin seçilmesinin tüm bu olumsuzluklara karşı önlem alınmasını sağlayacağını belirtti.

    Kayak Yapanlar Mutlaka Güneş Koruyucu Kullanmalı

    Özellikle karlı havalarda güneş ışınları önlem alınmadığında cilt sağlığını olumsuz etkiliyor. Kar taneleri güneş ışınlarını %50-90 daha fazla yansıttığından UV miktarı katlanarak artıyor. Yansıma nedeni ile normalde doğrudan ışıktan korunan çene altı, üst dudak, boyun gibi alanlarda da kar yanığı görülebiliyor.

    Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarının yüksek rakımlarda yani kayak yapılan merkezlerde daha da yoğun olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Emel Güngör, “Bu da cildin daha kolay kurumasına ve tahrişine yol açar. Bu nedenlerle kayak tatiline gidenler kapalı vücut alanlarına uygun nemlendiriciler sürmeli, yüz cildine de hem UVA hem de UVB’den koruyucu geniş spektrumlu, nemlendirici özelliği bulunan ve tahrişleri yatıştırıcı güneşten koruyucu kremler kullanmalıdırlar” diye konuştu.

    Kar Yanığına Karşı UVA Ve UVA Koruması Gerekli

    Prof. Dr. Güngör, kar yanıklarının oluşmasını engellemek için yapılması gerekenlerle ilgili şunları söyledi: “Yukarıda da belirttiğim gibi kar yanığından korunmak için nemlendirici içeren, derinin bariyer fonksiyonlarını destekleyen, oluşacak tahrişi yatıştıran, antioksidan özellikleri olan, hem UVA ve hem de UVB filtreleri içeren güneşten koruyucu kremlerle mümkündür. Bu özellikleri taşıyan ürünler tüm bu olumsuzluklara karşı önlem alınmasını sağlar. Önlem alınmadığı durumlarda kar yanığı oluştuktan sonra leke veya kalıcı kızarıklık kalmaması için bir dermatoloji uzmanından yardım alınmalıdır.”

    2 Saatte Bir Tekrarlanmalı

    Güneşten koruyucu kremlerin genellikle 2 saatte bir tekrarlanması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Güngör, bazı güneş kremlerinin tere ve suya dayanıklı olduğunu söyleyerek, yine de terleme veya yıkama sonrası cildin kurulanmasıyla krem ciltten uzaklaşacağı için bu durumlarda da 2 saat beklenmeden tekrar kullanılması gerektiğini kaydetti.

    Koruyucu Filtreler Mineral Ve Organik Olmalı

    Çocukların cildinin erişkinlere göre daha hassas olduğunu belirten Prof. Dr. Güngör sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukların cildi erişkinlere göre daha hassastır, onların cildinde kullanılacak güneş koruyucuların seçiminde daha da özenli davranmak gerekir. Güneşten koruyucu filtrelerin mineral veya organik olması yine onların cildinin tolere edeceği nemlendirici ajanlar içermesine dikkat edilmeli.”

    Nemlendiricilerin İçeriğine Dikkat!

    Havanın soğuması, iç ortamların ısıtılması ve daha çok yünlü giysilerin giyilmesi ciltteki kuruluğu artırır. Ciltteki kuruluk cildin bariyer fonksiyonunu da azaltır. Bu nedenle cildin nemlendirilmesi gerekir. Nemlendirici seçiminde en önemli özellik; kişinin cildine uygun olması, sivilce ve alerji yapmaması, sürüldüğünde yağlı bir his bırakmaması ve tabii ki çevre dostu olup doğaya zarar vermemesidir.

    Egzama Ve Cilt Hastalıkları Kötüleşebilir

    Kışın soğuk hava ve kalın giysiler nedeniyle ciltteki kuruluğun arttığını hatırlatan Prof. Dr. Emel Güngör bu durumun da başta kaşıntı olmak üzere egzamaya yol açabileceğini ifade etti: “Ciltteki kuruluk kaşıntı eşiğini düşürür. Hem ciltteki kuruluk hem de kaşıntı derimizde egzama gelişmesini kolaylaştırır veya var olanı şiddetlendirir. Başlangıçta tahriş ile ortaya çıkan egzama, tahriş olmuş deriye alerjenlerin temasıyla bazı yatkın kişilerde alerjik egzama gelişmesine de yol açabilir. Cildimizin kuruması var olan cilt hastalıklarını da kötüleştirebilir.”

     

    Uzmanlardan Uyarı Çocuklar Tatilde Siber Tehditlere Daha Açık

    0

    Siber Suçlular Gündemdeki Her Türlü Konudan Avantaj Sağlamanın Yollarını Arıyorlar Okullarda Verilen Tatil İle Birlikte Siber Saldırıların Arttığı Gözlendi

    Öğrenciler birinci dönemin sonunda tatile girdiklerinde internet üzerindeki faaliyetleri de artıyor. Zamanlarının büyük bir bölümünü bilgisayar ve/veya akıllı telefon ekranına bakarak geçiren çocukları internetteki tehlikelerden korumak bir numaralı öncelik haline geliyor. Kaspersky siber güvenlik uzmanları, çocukların kötü niyetli kişilerin tuzağına düşmelerini engellemeye yönelik tavsiyelerini ebeveynlerle paylaşıyor.

    Okul çağındaki çocuklar tatilde zamanlarının büyük bir kısmını tabletler, akıllı telefonlar veya dizüstü bilgisayarlar gibi cihazlarla geçirdiğinden internetteki tehlikelere daha çok maruz kalıyorlar. Popüler TV dizilerini veya oyun hilelerini indirmek istediklerinde zararlı içeriklerle karşılaşma olasılıkları daha da artıyor. Bu da internet güvenliğinin ve gerekli önlemleri almanın önemini daha da artırıyor. Kaspersky tarafından yakın zaman önce düzenlenen bir ankete göre, ebeveynlerin en büyük endişelerinden biri çocuklarının internetteki güvenliği. Bu rapora göre, ebeveynler çocuklarını internette güvende tutmakta zorlanıyor.

    Tatil dönemi çocuklar için yalnızca eğlence, oyun ve video izlemeden ibaret değil. Çocuklar bu dönemde aynı zamanda siber zorbalık, uygunsuz cinsel içerikler, şiddet içerikleri, bilgi hırsızlığı ve diğer risklerle de karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle çocukların internetteki faaliyetlerine daha fazla dikkat edilmesi gerekiyor. Kaspersky’nin araştırması, ebeveynlerin içerikleri kontrol etmek ve cihazlarda geçirilen süreyi belirlemek için uygulamalardan yardım aldığını gösterdi.

    Çocukları ve ailenin geri kalanını internet tehditlerinden korumak ve kötü niyetli kişilerin çocuklara erişmesini önlemek için Kaspersky şunları öneriyor:

    • Çocuklarınızın bilgisayar, akıllı telefon veya tablette geçirdiği süreyi kontrol etmek için otomatik cihaz engelleme çözümlerini kullanın.
    • Cihazların ortalık yerde durmasına özen gösterin. Çocukların kendi odalarında internete girmesine izin vermek yerine cihazları herkesin bulunduğu alanlarda tutun. Böylece herhangi bir potansiyel duruma ilk anda müdahale edebilirsiniz.
    • İnternette birlikte gezin. Çocuğunuzun internette nelere göz attığını görerek onları nasıl güvende tutacağınızı anlayabilir ve yaptıkları hakkında daha anlamlı konuşabilirsiniz.
    • Sosyal medya, çocuğunuzun kendi kişisel alanıdır. Bu nedenle, bu alandaki faaliyetleri takip etmek özel hayatın ihlal edilmesi olarak algılanabilir. Nelere ilgi duyduğunu anlamak için konuya dahil olmak istediğinizi söyleyin ve eleştiri ya da baskı yapmadan sosyal medyayı nasıl kullandıklarını konuşun.
    • Çocuklarınıza, internette problemli bir şey gördüklerinde bunu nasıl engelleyeceklerini ve bildireceklerini öğretin.
    • Kaspersky Security Cloud’un aile sürümüne üye olan ebeveynler, tüm aileyi internette koruma altına alacak özelliklerden yararlanabilir. Bu hizmete dahil olan Kaspersky Safe Kids çözümü de çocukların internet kullanımını ve özel verilerini güvende tutar.

    Uzmanlardan İnmeye Yol Açan 10 Risk Faktörü Açıklaması

    0

    Beyinde gelişen bir kriz olarak değerlendirilen ‘inme’ hakkında bilgilendirmelerde bulunan Nöroloji Uzm. Dr. Murat Kurnaz, inmeyi tetikleyecek 10 risk faktörünü açıkladı 

    Beyne giden, yaşamsal kan ve oksijen akışının aniden azalması ya da kesilmesi ile ortaya çıkan inmenin, %80-85’lik kısmını iskemik, kalan kısmını da hemorajik inme oluşturuyor. Kalp krizi gibi ani müdahale gerektiren inmenin, beyinde gelişen bir kriz olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Kurnaz, inme ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Görülen Şikayetler Her Hastada Değişebilir

    Uz. Dr. Murat Kurnaz
    Uz. Dr. Murat Kurnaz

    Beynin dolaşımı, ön ve arka dolaşım sistemi olarak farklı damar yapısı ile sağlanmaktadır. Ön damar yapısını; şah damarları, arka damar yapısını da vertebro baziller sistem oluşturmaktadır. Bu iki damar yapısı orta hatta birbiriyle birleştirici damarlarla bağlanarak olası dolaşım bozukluklarında tamamlayıcı bir sistem haline gelmektedir. Farklı damarlarla beslenme nedeniyle etkilenen damar; beslenme bölgesine göre de görülen şikayetler değişmektedir. İskemik inme; kalp ritim bozukluğu ya da kalp kapak bozukluğu nedeniyle pıhtı atmasından, beyin dolaşımını sağlayan damarlardaki darlıktan pıhtı atmasından ve beynin küçük damarlarının damar sertliği nedeniyle zamanla tıkanmasından meydana gelir.

    İnme Riskini Artıran Faktörler Şunlardır;

    1. Hipertansiyon,
    2. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı,
    3. Aşırı alkol tüketimi,
    4. Kötü kolesterol yüksekliği ve iyi kolesterol düşüklüğü,
    5. Kalp ritim ve kalp kapak bozuklukları,
    6. Genetik faktörler,
    7. Kanama-pıhtılaşma mekanizması bozuklukları,
    8. Homosistein yüksekliği,
    9. Anevrizmalar,
    10. Şeker hastalığı.

    Konuşma Ve Görme Bozukluğu Görülebilir

    Ön dolaşım alanında meydana gelen bozukluklarda; konuşamama, anlamama veya ikisi birlikte görülen konuşma bozukluğu, bir tarafta güçsüzlük, yine bir tarafta uyuşukluk hissi, görme bozukluğu olabilmektedir. Arka dolaşım alanındaki bozukluklarda da dengesizlik, konuşma ve görme bozukluğu, yutma güçlüğü ve solunumda yetersizlik görülebilir.

    Kalp Krizi Gibi Değerlendirilmeli

    İnme tıbbi olarak acil bir durumdur, kalp krizi gibi beyin krizi olarak ele alınmalıdır. İnmenin tedavisi iskemik ve hemorajik olmasına göre farklı olduğu için öncelikle türünün tespit edilmesi gereklidir. İskemik inmede ilk 6 saatlik süre tedavi için çok önemlidir. İlk 3-6 saatte yapılan muayene ve tetkiklerinde güçlü kan sulandırıcı ilaçlardan kullanılabilen hastaların düzelme potansiyelleri daha yüksek olmaktadır.

    Girişimsel Yöntemlere Başvurulabilir

    Bu tedavinin dışında iskemik inmede yukarıda belirtilen risk faktörlerinden mevcut olanların kontrol altına alınarak düzeltilmesi esastır. Hemorajik inmede de kanama alanına göre tedavi farklılık göstermektedir. Beyin dokusu içine kanamalarda tansiyon kontrolü, beyin ödeminin azaltılması yapılırken, subaraknoid kanama gibi anevrizma damar balonlaşması neticesinde olan bir kanama varsa anevrizmanın cerrahi ya da girişimsel nöroradyolojik yöntemlerle tedavisi gerekebilmektedir.

    Dikkat! Tatlı Yeme Hissi Vücudun Susama Sinyali Olabilir

    0

    Tatlı yeme hissi vücudun susama Sinyali olabilir. Dolasıyla o an geldiğinde önce su içilmesi sonrasında tatlı yenmesi tavsiye ediliyor

    Vücudun alması gereken karbonhidrat miktarı yaş, boy, kilo ve fiziksel aktivite gibi özelliklerine göre değişebiliyor. Tahıllar, kurubaklagiller, süt ve süt ürünleri, meyve ve sebzelerin kompleks karbonhidrat grubunda olup, enerji ihtiyacının %50-60’ını oluşturduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzm. Tuba Örnek, “Şeker içeren yiyecek ve içeceklere aslında ihtiyacımız yok. Çay şekeri, mısır şurubu, glikoz şurubu gibi basit karbonhidratlı şekerleri günde 1-2 yemek kaşığını aşacak şekilde tüketiyorsak fazla şeker alıyoruz demektir. Tatlı yeme hissi vücudun susama sinyali olabilir dolasıyla o an geldiğinde önce su içilmesini tavsiye ediyoruz” dedi.

    Uzm. Tuba Örnek
    Uzm. Tuba Örnek

    Basit şekerler bağırsaklardan emildiğinde insülin hormonunda ve kan şekerinde dengesizliklere, iştahı artıran hormonun yükselmesine neden oluyor. Şeker ve şekerli yiyecek/içecekleri tükettikçe şekere karşı duyulan isteğimizin de arttığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzm. Tuba Örnek, “Dekstroz, sükroz, galaktoz, maltoz, mısır şurubu, früktoz, darı şurubu, keçiboynuzu şurubu, akçaağaç şurubu, arpa maltı, esmer pirinç şurubu gibi basit şekerlerin olduğu paketli gıdaları, haftada 1-2 kereden fazla ya da günde 1-2 yemek kaşığını aşacak şekilde tüketiyorsak şekeri fazla tüketiyoruz diyebiliriz ve fazla tüketime devam ettiğimizde; obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler gibi hastalıklara neden olduğu, hatta kanser riskini artırdığı çeşitli çalışmalarda bildirilmiştir” şeklinde konuştu.

    Beslenme İle Şeker Tüketimi Sınırlanabilir

    Şekersiz lifli atıştırmalıkları, dengeli beslenmeyi ve su tüketimini alışkanlık haline getirirsek basit şeker tüketimini azaltabileceğimizi söyleyen Beslenme ve Diyet Uzm. Tuba Örnek, “Tatlı yeme hissi vücudun susama sinyali olabilir dolasıyla o an geldiğinde önce su içilmesini tavsiye ediyoruz. Her şeyin ailede başladığını için çocuklarımıza çikolata ve aburcubur gibi basit şekerlerle tanıştırmak yerine meyve, pekmez ve bal gibi doğal tatlılara yönlendirmek en doğrusu ve çeşitli tatlı yiyeceklerin yerine, taze veya kuru meyvelerle, ceviz, fındık, badem, yulaf ezmesi, pekmez, süt, yoğurt karışımları ile şeker kullanmadan sağlıklı tatlılar deneyebiliriz” dedi.

    Sağlıklı Tatlı Tarifi

    Malzemeler / 1 porsiyon için;

    • Yarım cennet hurması ve yarım muz
    • 1 tatlı kaşığı yulaf ezmesi
    • 1 tatlı kaşığı bal
    • 1 çay kaşığı kakao

    Yapılışı

    Tüm malzemeleri rondodan geçirin ve kâseye dökün. İsteğe bağlı olarak üzerini 1-2 ceviz ile süsleyebilirsiniz. Dilerseniz cennet hurması yerine yarım avokado tercih edebilirsiniz.

    Sevgilisinin Saç Rengine Aşık Olanlara: PH 4.5 Renk Koruma

    0

    Yüz yirmi yılı aşkın süredir saç alanında birçok yeniliğe imza atan Schwarzkopf Professional’ın ilk renk kilitleyici saç terapisi serisi BC BONACURE pH4.5 Renk Koruma ile sevgilinize 14 Şubat’ta harika bir sürpriz yapabilirsiniz

    Seri, patentli pH 4.5 Teknolojisi ile yalnızca renklendirilmiş saçları korumakla kalmıyor, aynı zamanda mükemmel renkler için saçtaki renk pigmentlerini donduruyor.

    pH4.5 Şampuan ile sevgilinizin saç rengi koruma altında

    pH4.5Renk Koruma serisinde yer alan Sülfat İçermeyen Şampuan ve Zengin Şampuan ile saçınızın rengi bir sonraki kuaför ziyaretinize kadar ilk günkü gibi canlı görünüyor. Gümüş Yansıma Şampuan, istenmeyen sıcak alt tonları nötralize ederek soğuk tonları koruyor ve canlandırıyor. Altın Parıltılı Şampuan da donuk görünen sarıt onları iyileştiriyor ve altın rengi alt tonları geri kazandırıyor. Kızıl, renklendirilmiş saç rengini koruyup yoğunlaştırmak ve parlaklığını artırmak için ise serinin çözümü Kızıl Şampuan. Ayrıca serideki tüm şampuanlar, saçı nazikçe ve etkili bir şekilde temizlerken bakım sağlıyor.

    pH 4.5 Renk Koruma Saç Kremi

    Yıpranmış saçları tek adımda nazikçe temizleyen pH 4.5 Renk Koruma Saç Kremi, saçın bakımını da gerçekleştiriyor. Donuk renkleri canlandırırken ekstra bakım ve parlaklık sağlayarak saç yapısını güçlendiriyor. Hafif, az köpüren sülfatsız formülü ile saçı nazikçe temizleyip bakım yapıyor ve saçın doğal lipit ve nem içeriğini kaybettirmiyor. pH 4.5 Perfect Teknolojisi ile saçı optimal pH seviyesine getirerek renk pigmentlerini uzun süreli ve yoğun renkler için mükemmel biçimde saça hapsediyor.

    pH 4.5 Color Freeze Sprey Krem

    pH 4.5 Color Freeze Sprey Krem, saç yapısını güçlendirirken karışıklıkları anında açarak saçı kontrol altına almayı sağlıyor. Donuk renkleri canlandırıyor ve parlaklık kazandırıyor. Besleyici içerikler ise saçın dış katmanındaki yapısal boşlukları dolduruyor, renk işlemi görmüş saça esneklik ve güç veriyor. Saçı optimal 4.5 pH seviyesine getirerek renk solmalarını önlemeye yardımcı oluyor.

    pH 4.5 Renk Koruma Maskesi

    pH 4.5 Renk Koruma Maskesi’nin içeriğindeki zengin ve yüksek besleyici etkili emülsiyon, içeriğindeki hidrolize keratin ile saçın yapısal boşluklarını, korteksin dış katmanından başlayarak dolduruyor. pH 4.5 Balancer Teknolojisi, saç yapısını sıkılaştırarak renk pigmentlerini saçın en derin katmanlarına sabitliyor, renklendirilmiş saçın güç ve esnekliğini artırıyor. Saç optimal pH 4.5’a kavuşuyor, uzun süre canlı görünümünü koruyor.

    Soğuk Havalarda Romatizmadan Korunmak İçin 8 Öneri

    0
    Diz agrisi kireclenme

    Her Mevsimde Görülebilen Romatizmal Hastalıklar, Özellikle Kış Aylarında Soğuk Hava Nedeniyle Daha Fazla Belirginleşiyor

    Kas-iskelet sistemini ilgilendiren tüm ağrılı durumlar romatizmal hastalıklar olarak adlandırılıyor. Hastanın yaşam kalitesini oldukça düşürüyor, ekonomik ve sosyal hayatı da olumsuz etkiliyor. Alınacak bazı önlemler ile hastalığın etkileri kontrol altına alınabiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. Tacettin Mirzaoğlu, romatizmal hastalıklar ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Romatizmal Hastalıkların Farklı Türleri Vardır

    Romatizma, kas ve iskelet sitemini tutan, öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığı, daha az olarak da şişlik ve kalıcı şekil bozukluğu ile kendini gösteren hastalıklar topluluğunun genel adıdır. Romatizmal hastalıklar; deri ve tırnaklar, göz, solunum sistemi, böbrekler, karaciğer, kalp ve damarlar, sinir sistemi ve mide-bağırsak sistemi de yoğun olarak etkilenmektedir. Osteoartrit, romatoid atrit, raynaud (rayno) hastalığı, ankilozan spondilit, sistemik lupus eritematozus gibi farklı türleri vardır.

    Soğuk Havalarda Ağrılar Daha Belirginleşiyor

    Soğuk hava romatizma nedeni değildir. Ancak romatizmal ağrılar soğukta daha belirgin olarak hissedilir. Bunun en önemli sebebi eklem içindeki sıvının akışkanlığının değişmesidir. Ancak romatizma her mevsimde ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Soğuk havalardan en çok görülen romatizmal hastalıkların başında ise tıpta kullanılan adıyla “osteoartrirt” yani kireçlenme gelmektedir. Kireçlenme tipik olarak diz, kalça, el ve omurgaları etkilemektedir. Havaların soğumasıyla oluşan basınç değişikliklerini hasta eklemlerinde hisseder ve yağmur yağmadan günler önce dizde ağrı, sızı şikayetleri başlar. Bu duruma kadınlar daha duyarlıdır.

    Tedavi Yöntemi Nedene göre değişiyor

    Kışın artan eklem ağrılarının tedavisi ağrıya neden olan hastalığa göre değişir. Eğer ağrının nedeni kireçlenme ise bazı öneriler ile ağrı kontrol altına alınabilir. Ağır romatizmal hastalıklarda ise ilaç tedavisi önceliklidir. Ağrılarının bunlardan hangisinden kaynaklandığının ayırımını bir fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı rahatlıkla yapabilir. Bu nedenle bu yakınmaları olan hastaların FTR polikliniğine başvurmaları gerekir. Doktora danışmadan bilinçsizce ilaç kullanılmamalıdır.

    Romatizmal Hastalıklardan Korunmak İçin Öneriler:

    • Özellikle soğuk havalarda hastanın kendini iyi hissedebilecek sıcak ortamlarda bulunması gerekir. Dışarıya çıkmaları gerektiği zaman ise eldiven, atkı ile el ve boyun eklemlerini korumaları önerilir.
    • Aşırı kilolu romatizma hastalarının mutlaka kilo vermeleri önerilir. Bunun için bir beslenme ve diyet uzmanından destek alınabilir.
    • Beslenme düzenine balık, ısırgan otu, yumurta gibi besinler eklenebilir. Ceviz, keten tohumu, semizotunun yanı sıra zeytinyağı, kalsiyum ve c vitamininden zengin besinler de tüketilebilir.
    • Günde ortalama 2,5 lt su tüketilmesi önerilir.
    • Stresten uzak durulmalıdır. Bunun için stres azaltıcı etkinliklerde bulunulabilir.
    • Sigaradan ve sigara dumanının olduğu ortamlardan uzak durulmalıdır.
    • Vitamin D düzeyi düşükse takviye alınmalıdır.
    • Uyku düzenine dikkat edilmeli, yeterince dinlenilmelidir.

    Otuzlu Yaşlarla Birlikte Gelen Tehlike: Varis

    0

    Damar Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Cem Arıtürk, varis hastalığının 30’lu yaşlardan itibaren gözlemlenmesi ve muhakkak tedavi edilmesi gerektiğini belirtiyor

    Damar Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Cem Arıtürk
    Damar Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Cem Arıtürk

    Bir toplardamar hastalığı olan “venöz yetmezlik” yani “varis” 30’lu yaşlardan itibaren her insanı tehdit ediyor. Genetik faktörlerin çok etkili olduğu hastalık, yaşam kalitesini düşürmesinin yanı sıra estetik kaygılara sebep vermesinden ötürü psikolojiyi de olumsuz etkiliyor. Hem kadınlarda hem erkeklerde görülme olasılığı bulunan varis hastalığı tedavi edilmediği takdirde bacak kaybına varacak sonuçlara sebep olabiliyor. Uzmanlar, tedavi için ise genelde sonbahar-kış döneminin tercih edilmesinin altını çiziyor.

    Varis konusunda yurtiçi ve yurt dışında çeşitli çalışmalar yapmış Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzm. Doç. Dr. Cem Arıtürk, hastalığın muhakkak tedavi edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Varis ve toplardamar hastalıkları 30’lu yaşlarda başlayan sinsi, yavaş ilerleyen hastalıklardır. Aylar boyunca hatta bir iki yıl içerisinde şikayetlerde ve görünümde belirgin bir değişiklik fark edilmezken hastalığın başlangıcından 5-10 yıl sonra ilerleme net fark edilebilir. Ailesinde varis hastalığı bulunanlar, uzun süre sabit durmak zorunda kalanlar, hareketsiz yaşam tarzı, geçirilen gebelikler, şişmanlık ve bacaklarında müphem şikâyetleri olan kişiler varis hastalığı riski açısından bir damar cerrahına başvurmalıdırlar.”

    Ameliyatsız Tedavi Ve Çabuk İyileşme Süreci

    Teknolojinin gelişmesiyle günümüzde varis tedavisinde büyük bir aşamanın kaydedildiğini belirten Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Bugün varis tedavisinde kullanılan lazer, radyo frekans, köpük ve yapıştırıcı gibi girişimsel tedavi yöntemleri gerek cerrahi müdahale olmaması gerekse de çabuk iyileşme süreçleri sebebiyle çok tercih edilmektedir. Burada önemli olan konu hangisinin daha iyi olduğu değil hangisinin hastaya daha uygun olduğudur. Bunun belirlenmesinde de hasta ve doktor arasında iyi bir iletişim olması çok etkilidir. Tüm bu işlemlerde hastalar hastaneden (bir sorun olmaması durumunda) aynı gün içinde (işlemden 4-6 saat sonra) taburcu edilmektedir. Vücutta herhangi bir kesi işlemi olmadığı için ağrı şikayeti hemen hiç görülmemekte, enfeksiyon olasılığı ortadan kalkmaktadır” dedi.

    Cildiniz İçin Kolajen Takviyesi Kullanırken Dikkat!

    0

    İlerleyen yaş, sigara kullanımı, aşırı stres, hava kirliliği ve hareketsizlik cilde esneklik ve canlılık veren kolajenin azalmasına neden oluyor

    Uzm. Dr. Yeliz Karakoca
    Uzm. Dr. Yeliz Karakoca

    Bu durumda ciltte sarkmalar, kırışıklıklar, matlaşma ve kuruluk görülebiliyor. Son dönemlerde cilde kaybettiği kolajeni kazandırmak için takviye olarak tablet, kapsül, toz, sıvı ve hatta sakız şeklinde satışa sunulan ürünler sıkça tercih ediliyor. Ancak bu ürünlerin mutlaka uzman kontrolünde, bilinçli bir şekilde kullanılması önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Yeliz Karakoca, kolajenin cilt sağlığına etkileri ve takviye ürün kullanımı konusunda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

     Kolajen Sadece Cilt Değil Tüm Vücudumuz İçin Önemli

    Adı sıklıkla cilt sağlığı ile anılan kolajen, aslında tüm vücudumuz için olmazsa olmaz yapısal bir proteindir. Kolajen vücudun yapı iskelesinin hammaddesidir. Temel görevi bağ dokusunu güçlendirmek ve vücut bütünlüğünü korumaktır. Cilt dışında kemik, eklem, tendon ve kaslarda da bol miktarda kolajen bulunur. Cildin orta tabakası olan ‘dermis’in %70-80’i kolajendir. Cildin güçlenmesini, elastik olmasını ve su tutma kapasitesini etkileyen önemli faktörlerin başında kolajen gelmektedir. Yaşlandıkça kolajen üretimi azalır ve özellikle 20 yaşından sonra her yıl yaklaşık %1’i kaybedilmektedir. Bunun sonucunda da cilt elastikiyetini yitirir, ciltte kuruma, sarkma, kırışıklıklar, güneş lekeleri, ince cilt ve kırılgan tırnaklar ortaya çıkar. Kolajen yaşlanma belirtilerini hafifleterek, kişinin daha parlak, canlı bir cilde sahip olmasına ve daha genç görünmesine yardımcı olur. Bu durumun önüne geçmek için satılan kolajen takviyeleri pek çok kadın ve erkek tarafından kullanılmaktadır. Ancak güvenli kullanımı için mutlaka uzmana danışılmalıdır.

    Kolajen Takviyesi İşe Yarıyor mu?

    Kolajen takviyeleri ciltte kolajen üretimini tetiklemeleri sayesinde cildin daha nemli, gergin ve yumuşak olmasını sağladıkları iddiası ile satışa sunulmaktadır. Bu ürünleri kullanan kişilerden alınan geri dönüşler ise aylar içinde sonucun görülmeye başladığı, cildin daha parlak tırnakların daha sağlam olduğu yönündedir. Bu konu ile ilgili olarak az sayıda yapılmış olan bilimsel araştırmalara göre kolajen takviyelerinin içerisinde bulunan kolajen peptitleri cilt kuruluğunu ve kırışıklıkları azaltmaya yardımcı olmaktadır. Yapılan bir çalışmada sekiz hafta boyunca kolajen takviyesi alan kadınların ciltlerinin elastikiyetinin arttığı ve derin kırışıklıklarda azalma olduğu saptanmıştır.

    Düzenli Kullanımda Başarılı Sonuç

    Günde 1 gr olmak üzere 12 hafta alım sonrası deri kuruluğunda %76, çizgilerde %12 azalma, deri kan akımında iyileşme ve kolajende %6 artış tespit edilmiştir. 8 çalışmayı ele alan bir derlemede ise kolajen takviyesinin deri yaşlanmasında azalma, deri elastisitesinde artış, hidrasyon (su tutma), dermal kolajen yoğunluğunda artış sağladığı sonucuna varıldığı bildirilmektedir. Kolajen takviyesinin genellikle güvenli olduğu ve bildirilmiş bir yan etkisi olmadığı belirtilmektedir. Ancak tüm bunları kanıtlayacak geniş kapsamlı bilimsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Bununla birlikte kolajen takviyesinin tıbbın farklı alanlarında ümit verici olduğu düşünülmektedir.

    Ürün Seçimine Dikkat Edin

    Kolajen takviyeleri tablet, kapsül, toz, sıvı ve hatta sakız olarak bulunabilmektedir. Kolajen dışardan takviye olarak alındığında öncelikle sindirim sisteminde yapıtaşı olan aminoasitlere parçalanır ve aminoasit olarak kana karışır. Bu sorunu biraz olsun aşabilmek adına ise kolajenin biraz daha parçalanmış hali olan hidrolize kolajen içeren takviyeler geliştirilmiştir. Biyoyararlanımı artırmak adına ideal olan hidrolize, peptid kolajenler ve likit formların tercih edilmesidir. Kullanılan kolajenin miktarı da sonucu etkilemektedir. Takviyenin kolajen içeriği tercihen 10 gr veya en az 5 gr olmalıdır. Kolajen sentezine destek olması açısından alınan takviyenin bakır, çinko, C vitamini içermesi etkinliğini artırabilir. Kolajen takviyelerinin daha çok emilebilmesi ve yüksek biyolojik yararlanımın sağlanabilmesi için düşük molekül ağırlıklı (3000 dalton civarında ) kolajenlerin tercih edilmesi doğru bir seçim olacaktır.

    Kullanmadan Önce Mutlaka Doktora Danışın

    Kolajenin farklı tipleri vardır ve farklı dokularda farklı yoğunlukta bulunmaktadır. Örneğin cildin %70’ini kolajen tip 1 ve 3 oluşturmaktadır. Bu durumda eğer kolajeni cildinize destek için kullanacaksanız tip 1 ve 3 kolajen karışımlarını özellikle de tip 1 kolajeni tercih etmeniz gerekir. Saç ve tırnaklarınızın bütünlüğü için onları desteklerken de tip 1 ve tip 3 kolajen karışımlarını kullanmak etkili olur. Takviyedeki kolajenin kaynağı balık, tavuk veya sığır olabilmektedir. Balık kaynaklı kolajen içerenler sıklıkla önerilmektedir. Balıktan elde edilen kolajen daha küçük moleküler boyuttadır bu da emilimi yani biyoyararlanımı artırır. Kabuklu deniz ürünü alerjisi olanlar da bu duruma dikkat etmelidir. Kolajen takviyesine başlanmadan önce doktora danışılması çok önemlidir. Özellikle hamileler, emziren anneler, deniz ürünlerine, sığır-tavuk etine alerjisi olanlar ve diyabet hastaları da bu ürünler nedeniyle istenmeyen etkilerle karşılaşabilmektedir.

    Kolajen Dokuyu Harekete Geçirmek İçin Önemli Öneriler

    Öncelikle sağlıklı kalmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapılması gerekmektedir. Sadece bir besin takviyesi kullanarak mucizevi bir etki beklenmesi doğru bir yaklaşım değildir. İlk yapılması gereken var olan kolajeni korunmaktır.

    Kendi Kolajeninizi Korumak İçin;

    • Egzersiz, kolajen yapımına destek veren en etkili yoldur. Düzenli egzersiz yapın.
    • Sağlıklı ve dengeli beslenerek; protein, vitamin ve mineralleri gerçek gıdalardan almaya çalışın.
    • Kemik suyu, yumurta, balık, fasulye gibi yiyecekler bu konuda idealdir. Kolajen üretimini artırmak ve var olanı korumak için etkili yollardan biri de bir vitamin A türevi olan retinol kullanmaktır. Retinol yanında vitamin C serumlar da antioksidan etki ile kollajen yıkımını azaltır.
    • Cildinizi kolajen yıkımından korumak için sigarayı bırakın, güneşten mutlaka korunun, düzenli ve yeterince uyuyun, şeker ve rafine edilmiş ürün tüketmeyin.
    • Deride kolajen üretimini uyaran lazer, fraksiyonel radyofrekans (altın iğne), dermapen, dermaroller, PRP uygulamaları bir dermatoloji uzmanı tarafından yaşa ve ihtiyaca göre seçilerek düzenli olarak uygulanmalıdır.