Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 254

    Sağlıklı Yaşam Hakkında Bildikleriniz Ne Kadar Doğru?

    0

    Sağlıklı Yaşam Bilgilerini Sorgulayan Yeni Bir Rehber: Tıpta Ve Sağlıkta Balon Bilgiler

    Sabri Ülker Vakfı Yayınları, yayınlandığı ülkelerde en çok satan listelerine girmeyi başaran “Hype” isimli kitabı, “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler” adıyla Türkçe olarak yayınladı. Sağlık alanındaki en yaygın inançlarımızla varsayımlarımızın ardındaki gerçek bilime ilgi çekici ve bilgilendirici bir bakış sunan Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler, günlük hayatta ve medyada karşımıza çıkan haberlerin doğruluğunu sorgulayarak bilimsel gerçekleri ortaya koymaya çalışıyor.

    Hızla gelişen iletişim kanallarıyla birlikte tüm bilgiler artık elimizin altında. Hepimiz sağlıklı yaşam, hastalıklar ve tedaviler konusunda önce kendimizin doktoru oluyoruz. En ufak belirtiyi veya şüpheyi internette arayarak milyonlarca bilgiye anında erişebiliyoruz. Peki bu bilgi kirliliği arasında hangilerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu nasıl ayırt edebiliriz?

    2018’in en çok satan kitaplarından biri olan ve Tıp Doktoru Prof. Nina Shapiro ile Kristin Loberg’in birlikte kaleme aldığı orijinal adı “Hype” olan “Tıpta ve Sağlıkta Balon Bilgiler”, beslenme ve bilim yayıncılığa yeni bir soluk katma hedefiyle yola çıkan Sabri Ülker Vakfı Yayınları’ndan çıktı.

    İyi Diyet Diye Bir şey Var mı? Glüten Gerçekten Kötü mü?

    Kitap, özellikle sağlık çevre­lerinde sıkça konuşulan komplo teorilerini, ne­denselliğe karşı korelasyon gibi önemli kavramları faydalı ve iyi tasarlanmış bir çalışmayla anlatıyor. “Bilimsel olarak kanıtlanmış en iyi diyet diye bir şey var mı? Glüten gerçekten bu kadar kötü mü? Detokslar toksik olabilir mi? Organik ne zaman “aşırı”ya kaçar?” gibi insanların yapmaya devam ettiği, beklenmedik sonuçları olabilecek en popüler alışkanlıklarından bazılarından bahseden kitap, takıntılı bir hale geldiğimiz pek çok konuda neyin ger­çek, neyin balon olduğunu ortaya çıkarmayı hedefliyor.

    Harvard ve UCLA’daki çalışmalarıyla hem klinik hem de akademik tıpta 20 yıldan fazla deneyime sahip Prof. Shapiro, kitapta egzersizden takviye gıdalara, diyetlerden alternatif ilaçlara, sağlık ve beslenmeye ilişkin pek çok şeyi derinlemesine masaya yatırıyor. Prof. Shapiro kitabı, kişileri popüler sağlık tavsiyeleri hakkındaki gerçeklere karşı uyanık kılmayı sağlayan, gözü açık bir sağlık tüketicisine ve hastasına dönüşmesi için özenli, güveni­lir bir rehber olarak tanımlıyor.

    Salgının Yeni Adı: Coronavirus

    0

    Coronavirus Tehdidine Karşı Ne Yapabiliriz?

    Çin’den dünyaya yayılan ve milyonlarca insanı endişeye sürükleyen Coronavirus ile ilgili her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Henüz Türkiye’de görülmedi ancak virüsün sebep olduğu ölümlerin sayısı giderek artıyor. Ateş, öksürük ve nefes alma zorluğu şikayetleri olanların derhal doktora başvurmaları şart. Gribe çok benzeyen belirtiler veren virüsten korunmak için alınacak önlemler ise son derece tanıdık.

    Coronavirus ilk defa 29 Aralık 2019’da Çin’in Wuhan şehrindeki deniz ürünleri ve canlı hayvan satan bir markette çalışan 4 kişide görüldü, aynı günlerde bu marketi ziyaret eden çok sayıda kişi aynı şikayetlerle hastaneye yatırıldı. Hastalardan alınan örneklerin incelenmesi sonucunda hastalığa neden olan virüsün SARS ve MERS virüsü ailesinden olduğu anlaşıldığı açıklandı. Ve 7 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü yeni salgının adını açıkladı: Yeni Coronavirus 2019 (2019-nCoV) …

    Tehlike Büyük Ama Önlemler Basit

    Coronavirus, insan ve hayvanlarda soğuk algınlığı veya nezle olarak bilinen üst yolu enfeksiyonuna en sık neden olan virüslerden biri. Ölümcül sonuçları var ve tedavisi henüz yok.Virüsten nasıl sakınılacağını ve grip benzeri belirtilerden nasıl ayırt edileceğini bilmemek herkesin endişe konusu.

    Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Aslı Karadeniz, yeni Coronavirus hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

    Dr. Öğretim Üyesi Aslı Karadeniz
    Dr. Öğretim Üyesi Aslı Karadeniz

    Coronavirus grubunun aslında 1960’lı yıllardan beri var olduğunu ve deve, yarasa gibi hayvanları etkilediğinin bilindiğini anlatan Dr. Karadeniz, “Bazı tipleri insanlarda da enfeksiyona neden olabiliyor. Değişime uğrayarak farklı şekillerde karşımıza çıkanlardan biri Kasım 2002’de ilk kez Çin’de fark edilen SARS oldu. 2002 ve 2003’te dünya çapındaki salgınlarda ise çok sayıda ölüme neden oldu.” dedi.

    Bir başka salgının 2012’de ilk kez Suudi Arabistan’da “Orta Doğu Solunum Sendromu” olarak bilinen MERS olarak ortaya çıktığını hatırlatan Dr. Karadeniz, “Salgın çok sayıda insanı etkiledi. Bu virüsle enfekte olan birçok kişi, ateş, öksürük, nefes darlığı yaşadı ve ağır hastaların çoğunun ölümüne sebep oldu.” diye anlattı.

    Corona Virüs Nasıl Bulaşıyor ?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün 24 Ocak 2020 tarihli raporunda 846 doğrulanmış vaka yer aldığını, çocuğunun Çin’den, kalanların Japonya, Kore, Vietnam, Singapur, Tayland ve bir vakanın da ABD’den olduğunu söyleyen Dr. Karadeniz, şöyle devam etti: “İnsandan insana solunum yolu, öksürük, hapşırık, dokunma, el sıkma, öpüşme, sarılma, mutfak gereçlerinden ortak yeme içmeyle bulaştığını biliyoruz. Ve hasta kişiyle yakın mesafeden konuşma, bulaşmaya neden olabiliyor. Virüsün olduğu yüzeylere, cisimlere temas ettikten sonra elleri yıkamadan ağız, burun göze temas etmek de hastalığa neden oluyor. Yani Coronavirus diğerleri gibi öksürme ve hapşırma kaynaklı damlacık yoluyla bulaşıyor denilebilir.”

    Solunum yolu ile insandan insana temasla bulaşması nedeniyle virüsün hızlı yayılmasının kaçınılmaz olacağını belirten Dr. Karadeniz, aynı zamanda bu damlacıklarla temas etmiş yüzey ve gereçlerle temas sonrası eller ve ellerin ağız, burun, gözle teması ile de bulaşabildiği için salgına yakalanan insan sayısının artabileceğine dikkat çekti.

    Belirtileri  Neler?

    Yeni Corona virüs tanımlandığından beri intibak süresi hakkında bilgi sınırlı olduğu için hastalığın kuluçka süresinin MERS ve SARS’da bilinen 14 gün olabileceğini anlatan Dr. Karadeniz, “Hastalarda 39 dereceyi bulan yüksek ateş, öksürük ve nefes darlığı ile seyrettiği, boğaz ağrısı, burun akıntısı da gözlenen şikayetler arasında yer alıyor. Orta-ağır bir tablo olarak kendini gösteren hastalık sağlıklı genç bireylerde daha hafif seyrediyor. Ancak yaşlı ve akciğer hastalığı, kanser, diyabet gibi hastalıkları olan grupta ağır seyrediyor ve ölümler gözleniyor.” diye konuştu.

    Nasıl Önlem Almalı?

    Dr. Karadeniz, Türkiye’de henüz saptanan bir vaka olmadığını ancak 14 günlük kuluçka süresinin dikkate alınması gerektiğine dikkat çekti. Dr. Karadeniz, “Son 14 gün içinde salgının kaynaklandığı veya görüldüğü ülkelere seyahat edenler veya bu ülkelere gidip-gelen kişiler ya da tanı almış bir hastayla aynı ortamda bulunmuş kişiler dikkatli olsun. Ateş, öksürük ve nefes alma zorluğunuz varsa doktora başvurun. Erken tıbbi yardım alın” uyarısında bulundu.

    Korunmak İçin Neler Yapılmalı?

    Dr. Karadeniz, Coronavirus tedavisi için henüz etkili olabilecek bir ilaç tespit edilmediği gibi aşısı da olmadığı için ancak enfeksiyondan korunmak veya yayılmasını önlemek için benzer şekilde bulaşan tüm solunum yolu virüslerine karşı alınacak önlemlerin uygulanabileceğini ifade etti.

    Dr. Karadeniz, Bu Önlemleri Şöyle Sıraladı:

    • Eller su ve sabunla en az 20 saniye yıkanmalı veya el dezenfektanı kullanmalı.
    • Yüze, ağza, buruna yıkanmamış ellerle asla dokunmamalı.
    • Hasta insanlarla yakın temasta bulunmamalı.
    • Kapı kolu, telefon, klavye gibi ortak kullanılan ve sıkça dokunulan nesneleri sıkça temizlemeli ve dezenfekte etmeli.
    • Öksürük ve hapşırık sırasında ağız mendil ile kapanmalı, sonrasında mendili atıp el yıkanmalı.
    • Hastayken evden çıkmamalı ve dinlenmeli.

    Çocukları da Afetlere Hazırlamalıyız

    0

    Kriz Anlarına Çocuklarınızı Hazırlamalısınız

    Yaşanan depremler ardından özellikle çocukların psikolojisinin önemine değinen uzmanlar çocukların yaşına göre deprem olmadan onları kriz anlarına hazırlamanın önemine dikkat çekiyor.

    Uzman Klinik Psikolog Leyla Arslan
    Uzman Klinik Psikolog Leyla Arslan

    Art arda yaşanan depremler sonunda yaşanan kayıplar ve kurtarma çalışmalarıyla birlikte korku, panik gibi duygular çocukların psikolojilerini de etkiliyor. NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Leyla Arslan, çocukları fiziksel olduğu kadar psikolojik açıdan da deprem gibi doğal afetlere ve kriz anlarına hazırlamak gerektiğine dikkat çekiyor.

    Deprem Olumsuz Duyguları Ortaya Çıkarıyor…

    Depremin büyüklerde olduğu gibi çocuklarda da olumsuz duyguları ortaya çıkardığını belirten Uzman Klinik Psikolog Leyla Arslan; “Deprem çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi korku, panik, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, suçlama, güvensizlik, yalnızlık, donma, ağlama gibi güçlü ve olumsuz duygular ortaya çıkarır. Depremi yaşamış çocuklar için, zihinsel bir kargaşaya neden olan bu duygusal etkilerle başa çıkmak için kriz danışmanlığına ihtiyaç vardır. Artan kaygı, öfke endişeyi ancak profesyonel bir kriz ekibi iyileşme sürecini başlatabilir” dedi.

    Öncesinde’de Çocuklar Zihinsel Olarak Hazırlanabilir

    Depreme maruz kalmadan da çocukları afetlere hazırlamak gerektiğinin önemine değinen Klinik Psikolog Leyla Arslan; “Çocuklara zihinsel olarak afetlere hazırlamak için onların sorularına doğru cevaplar vermek önemlidir. Bu hazırlık çocuğun yaşına göre değişir. Aşırı abartılı ve kötü bir bilgi şeklinde verilirse çocuğun geleceğe bakış açısını değiştirir, fiziksel ve ruhsal iyilik halini tehdit eder” dedi.

    Kendi Eylem Planınızı Hazırlayın!

    Hazırlık sürecinde kendi eylem planlarının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Leyla Arslan; “Öncelikle yerkabuğu hareketlerinin doğal olduğu ancak insanların bunu bilerek ve hesaba katarak, yaşam için güvenli yerler oluşturulmuş olduğu söylenmelidir. Kendi eylem planları konuşulmalıdır. Gerek okulda, gerek evde nasıl davranılması gerektiği, paniğe kapılmadan yaşam üçgeni oluşturma konusu mutlaka konuşulmalıdır. Kendi evlerinin, bulundukları yerlerin güvenli olduğu anlatılmalıdır. Çocuk sadece medyadan maruz kalsa bile korkabilir. Uykusu kaçar, yalnız olmak istemez, sık tuvalete çıkar. Bu durumun normal olduğu söylenmelidir. Merak ettiği kişiler hakkında da konuşulmalıdır. Çocuğun korkuyu içinde büyütmesine engel olmalı, duyguları doğru yönetebilmeli, soğukkanlı davranabilmelidir” önerilerinde bulundu.

    Çocuğunuza Görev Verin, Onları Bilgilendirin

    Ülkemiz doğal afetlerin çok olduğu bir ülke olduğu için bilgilendirme sürecinin zamana yayılmış şekilde yapılmasına dikkat çeken Klinik Psikolog Leyla Arslan; “Ülkemizde deprem gibi doğal afetler sık yaşanıyor. Bu nedenle eğitimlerin de kısa bir zamanda yapılması gerekmez. Zamana yayarak yapılabilir. Çocuğa görev vermek, tehlikeli durumda önlem almayı öğretmek, örneğin elektrik, doğalgaz, su vanalarının yerlerini göstermek ve kapanması gerektiğini öğretmek okul öncesi çağdaki çocuktan beklenemez ama öğretilebilir. Okul çağındaki çocuklar için depremin önlemleri konusunda, bilgilenme görevi, önlemi, telefon bilgileri, depremin sonuçları ve baş etmiş olan ülkelerin baş etme şekilleri, politikaları konusunda araştırma yaptırmak, çocuğun yaşamı üzerinde kontrol duygusu geliştirip gelecek yaşamını olumlu ve doğru biçimlendirmesini sağlar. Bilinçlendirme yeteri kadar sağlandığında zarar olasılıkları ortadan kalkar. Ailenin bilmesi gereken en önemli nokta, çocuğun kaygı nedeniyle uyku, tuvalet, yemek gibi rutinlerinin bozulması durumunda eğer onu rahatlatmıyorsa mutlaka bir uzmana danışması gerekmektedir” dedi.

    Parkinson Ve Erken Tanı Yöntemi : DAT Scan 

    0

    Parkinson  Taraması Hastaların Yaşam Konforunu Artırıyor 

    Sinsi ve yavaş ilerlemesiyle bilinen parkinson hastalığı çoğu zaman geç fark ediliyor. Yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren parkinsona erken tanı konulması hastaların yaşam konforu ve süresi bakımından büyük önem taşıyor. Son 3 yıldır Avrupa’da kullanılan, parkinsonda erken tanıyı sağlayan DAT Scan taraması sayesinde hastalığın tedavisinde önemli başarılar elde edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Türker Şahiner, parkinson ve erken tanı yöntemi DAT Scan hakkında bilgi verdi.

    Prof. Dr. Türker Şahiner
    Prof. Dr. Türker Şahiner

    El Titremesi, Konuşma Ve Hareket Güçlüğü Görülebiliyor

    Parkinson kademeli olarak ilerleyen ve beyin hücrelerinde kayıpla seyreden bir beyin hastalığıdır. Bu hastalık tek bir semptomla tanımlanamaz. Hastalar el titremesi, yürüme güçlüğü, konuşma ya da hareket yavaşlaması gibi sebeplerle nöroloji kliniklerine başvurmaktadır. Parkinson hastalığı genellikle sinsi başlar, belirtileri seneler içerisinde yavaş ama giderek artan biçimde ilerler. Hastaların çoğu belirtilerinin ne zaman başladığını bile hatırlamayabilir. Parkinson hastalığının belirtileri, hareketle ilgili olanlar ve hareketle ilgili olmayanlar (motor ve motor olmayanlar) şeklinde iki gruba ayrılabilir. Hareketin yavaşlaması, dinlenme halindeyken uzuvlarda titreme, kaslarda sertlik, duruş ve dengeyi koruyan reflekslerin bozulması, tutarsız yürüme, kamburluk, eklemlerde ağrı, depresyon, uyku bozukluğu, akıcı ve birbiriyle uyumlu hareket edememe ile unutkanlık, parkinsonun genel belirtileri arasındadır.

    Nadiren Gençlerde’de Görülebilir

    Parkinsonun belirtileri 40-70 yaş arasında başlamaktadır. Çok nadir olarak daha genç yaş gruplarında görülür. Genç yaş grubunda görülmesinin nedeni hemen her zaman genetiktir. Ailesinde parkinson olan kişiler toplum geneline göre daha yüksek parkinsona yakalanma riski taşır. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görüldüğü bilinmektedir. Türkiye’de 300-400 bin civarında parkinson tedavisi gören kişi vardır.

    Bazı Hastalıklarla Karışabilir

    Dopamin azalması pek çok belirtiyi beraberinde getirebilir. Çarpıntı, mide bağırsak sorunları, depresyon, aşırı uyku ve dikkat eksikliği bu belirtilerden olabilir. Ama en önemlisi hareket yavaşlığıyla başlayan parkinsonda tanısal sorunlar yaşanabilir. Yaşlılığın getirdiği yavaşlıkla ya da depresyonun verdiği yavaşlık parkinsonun belirtilerinden olan hareketlerdeki yavaşlama karıştırılabilmektedir. Parkinsonla, yaşlılığın getirdiği yavaşlık ve depresyonun yavaşlığını ayırt etmede DAT Scan taraması başarılı sonuçlar alınmasını sağlamaktadır.

    Parkinson DAT Scan İle Erken Tanınabilir

    Parkinson tanısı klinik muayeneye göre konulur; başlanan ilaç tedavisine olumlu yanıt verilirse de tanı doğrulanır. Ancak hastalarda yakınmalar ortaya çıkmadan yıllar öncesinden başlayan beyinde dopamin seviyesinde azalma başlar. Bu sessiz evrede hastalığa teşhis koymak oldukça güçtür. Son yıllarda parkinsonun erken tanınması için özel bir beyin görüntülemesi son yıllarda klinik tanıyı kolaylaştırmıştır. Sağlık Bakanlığı onayı ile 2018 yılından itibaren Türkiye’de bu yöntem kullanılmaya başlandı. Parkinsonun erken tanı yönteminin adı ise DAT Scan. Bu teknoloji, beynin dopamin havuzunda ne kadar dopamin kaldığını gösteren bir görüntüleme yöntemidir. İnsanlarda doğduğu an ve çocukluk evresinde dopamin fazlalılığı olur. Yaş ilerledikçe dopamin azalır. Dopamin azaldıkça, yaşlı kişilerde olduğu gibi titreme, hareketlerde yavaşlık başlar. Parkinsonun yaşlılık yavaşlamasıyla ya da farklı hastalıklar nedeniyle mi olduğu yeni tarama yöntemi DAT Scan sayesinde daha kolay anlaşılabilir. Ayrıca DAT Scan yöntemiyle parkinson hastalığının yavaş mı yoksa hızlı mı seyredeceği üzerine tahminlerde bulunulabilir.

    Sonuca Göre Tedavi Planlanıyor

    Bu işlem için hastanın en az 6 saat aç olması gerekmektedir. DAT Scan yaptıracak hastanın ilk önce kan şekeri ölçülür. Kan şekeri istenilen ölçüdeyse damardan radyoaktif bir madde enjekte edilir. Hasta radyoaktif maddenin dağılması için bir süre bekletilir. Ardından DAT Scan taraması başlatılır. DAT Scan’da amaç dopamin eksikliğinin belirlenmesiyle erken dönemde dopamin replasman tedavisinin sağlanmasıdır.

    Hibrit bir görüntüleme metodu olan bu görüntüleme teknolojisi ile tek bir seansta parkinsona erken tanı konulabilir. Taramalar yüksek kalitede anatomik detay alınarak gerçekleştirilir. Hastaya zararsız düzeyde radyasyon verilen tanı yönteminde yanlış teşhis önlenirken; parkinson tedavisi için yol haritası oluşturulabilmektedir.

    Tedavide Amaç Semptomların Kontrol Altına Alınması

    Erken evrede tanınan parkinsonda semptomların kontrol altına alınması sağlanabilir. Son yıllarda Parkinson hastalarında erken dönemde dopaminerjik ilaçların başlanması ile hastaların yaşam kaliteleri artarken, hastalığın seyrinin yavaşladığına dair kanıtlar hızla artmaktadır. Bu süreçte fizik tedavi ile dil ve konuşma terapileri de faydalı olmaktadır. Ayrıca egzersiz, beslenme gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle semptomlar kontrol altına alınabilmektedir. Ancak bazı hastalarda ilaçlar 5-6 yıl içinde ortaya çıkan “diskinezi” denilenkontrolsuz aşırı hareket bozukluklarına neden olabilir. İlerleyen parkinsonda ilaç tedavisi ile semptomlar kontrol altına alınamıyorsa cerrahi yöntemler önerilir. Halk arasında beyin pili adı verilen “Derin Beyin Stimülasyonu (DBS)” ile son derece başarılı sonuçlar alınmaktadır.

    Kadınlarda Kısırlığın 7 Belirtisi

    0

    Op. Dr. Betül Görgen Kısırlık Hakkında Önemli Bilgiler Verdi 

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, kadınlarda kısırlık belirtileri ve ne zaman doktora gidilmesi gerektiği konularında önemli bilgiler verdi.

    Op. Dr. Betül Görgen
    Op. Dr. Betül Görgen

    Hamile Kalamamak 

    Kısırlığın birincil belirtisi, belirli bir süre denedikten sonra hamile kalamamaktır. Bir kadın 1 yıllık hamile kalma denemesine rağmen hamile kalmıyorsa, doktor kısırlık yönünde teşhis koyabilir. Ayrıca, bir kadın 35 yaşın üzerindeyse ve 6 aylık denemeden sonra hamile kalmamışsa kısır olabilir.

    Seks Sırasında Ağrı 

    Seks sırasında ağrı veya disparoniya (cinsel ilişki sırasında ağrı duyumu), bir kadının doğurganlığını etkileyebilecek altta yatan bir sağlık sorununun işareti olabilir. Bu tür sağlık sorunlarına örnek olarak enfeksiyonlar, endometriozis ve fibroidler verilebilir.

    Ağır, Uzun Veya Ağrılı Regl Dönemleri 

    Ağır veya ağrılı geçen regl dönemleri doğurganlığı etkileyen altta yatan bir duruma işaret edebilir. Bazı kadınlar regl döneminde birkaç günlük normal kanama yaşarken, diğerleri düzenli olarak ağır ve ağrılı kramplar yaşar. Çok ağır, ağrılı regl dönemleri yaşayan kadınlarda, karın altı bölgesinde rahmin dış bölümünde, rahim mukozasına benzer bir doku oluşup, (rahim, karın zarı, yumurta kanalları, yumurtalıklar, mesane, bağırsaklar gibi) çeşitli organlara yayılan endemetriozis olabilir. Endometriozis kısırlık için bir risk faktörüdür.

    Koyu Veya Donuk Adet Kanı 

    Eğer adet kanı normalden daha soluksa, bu endişe kaynağı olabilir. Adet kanı genellikle bir kişinin döneminin başında parlak kırmızıdır ve sonraki günlerde koyulaşabilir. Regl döneminin başlangıcında koyu ve donuk kan endometriozis belirtisi olabilir.

    Düzensiz Regl Döngüsü 

    Regl döngüsünün ne kadar uzun sürdüğü kişiler arasında ve zaman içinde değişiklik gösterir. Bununla birlikte, birçok kadının düzenli bir döngüsü vardır, yani her dönem arasındaki zaman kabaca aynıdır. Eksik dönemler de dahil olmak üzere düzensiz bir döngüye sahip olmak, bir kadının düzenli olarak yumurtlamayabileceği anlamına gelir, kısırlığa katkıda bulunabilir. Yumurtlama, yumurtalığın bir yumurta bırakmasıdır. Düzensiz yumurtlama, polikistik over sendromu, obezite, düşük kilolu olma ve tiroid sorunları gibi birçok sorundan kaynaklanabilir.

    Hormon Değişiklikleri 

    Hormonal değişikliklerin belirtileri spesifik olmayabilir ve bir kişi bunları fark etmeyebilir veya altta yatan nedeni bilemeyebilir. Ancak bir doktor bazı hormonal sorunları testle ortaya çıkarabilir.

    Obezite

    Obezite üreme sağlığını olumsuz etkileyebilir. Obez kadınların gebe kalma olasılığı daha düşüktür ve hamilelik sırasında kilo sorunu olmayanlara göre daha yüksek risk altında bulunurlar.

    Kadınlar İçin Gizli Ve Yaygın Bir Tehlike: Derin Endometriozis 

    0

    Doç. Dr. Veysel Şal Tedavi Hakkında Bilgi Verdi 

    Üreme çağındaki kadınlarda sık görülen endometriozis hastalığının özel bir tipi olan “Derin infiltratif endometriozis”, bazen şiddetli ağrıyla kendini gösteriyor bazense hiç belirti vermeden sessizce ilerleyebiliyor.

    Doç. Dr. Veysel Şal
    Doç. Dr. Veysel Şal

    Geç kalındığında iş ve sosyal yaşamda kadını oldukça zorlayan bu hastalık, beslenme tarzına dahi etki ederek kişiyi katı gıda tüketemeyecek duruma da getirebiliyor. Hiç belirti yaşamayan hastalar ise genellikle gebe kalamama şikayetiyle doktora başvuruyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Endometriozis Merkezi’nden Doç. Dr. Veysel Şal, “Derin infiltratif endometriozis ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.

    Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir

    Rahim içindeki endometrium adı verilen dokunun alt karın bölgesindeki duvarlara yapışması olarak tanımlanan “Derin infiltratif endometriozis”, sorunu sadece kadın hastalıkları alanını değil, genel cerrahi, üroloji, gastroenteroloji gibi alanları da ilgilendiren, multidisipliner yaklaşım gerektiren bir hastalıktır. Endometriozis, üreme organlarında oluşturduğu yapışıklıklar nedeniyle yumurtanın tüplerin içine ulaşmasını engelleyebilmektedir. Bazen de tüplerin ucunu tıkayarak yani “tübal tıkanıklığa” yol açarak gebeliğin önüne geçebilir.

    Endometriozisin, endometrioma, denilen çikolata kisti oluşturma ihtimali de bulunmaktadır. Bu kistler yumurtalıklara yerleşerek, sağlıklı bir yumurtlama olmasını engelleyebildiği gibi yumurta rezervini de azaltarak, gebelik şansını düşürebilmektedir. Endometriozis odaklarından salgılanan sitokinler ile humoral faktörler ise embriyo gelişimini ve embriyonun tutunmasını olumsuz etkileyebilmektedir.

    Ağrı Ve Şişkinliğe Dikkat!

    Endometriozis belirtileri şöyle sıralanmaktadır.

    • Karnın alt bölgesinde sürekli şiddetli ağrı,
    • Cinsel ilişki ya da adet süresince şiddetli ağrı,
    • Karında şişkinlik,
    • Büyük tuvalete çıkarken zorlanma ve ağrı.

    Doğru Tanı Ve Tedavi Planı İçin Bu Konuda Deneyimli İsimlere Başvurulmalı

    İleri evrelere kadar hiçbir bulgu vermeyebilen bu dokular, çok büyük boyutlara ulaştığında bağırsak bölgesinde kanalları tıkayabilmektedir. “Derin infiltratif endometriozis” adı verilen bu durumda cerrahinin tecrübeli ellerde, deneyim sahibi kişiler tarafından yapılması önem taşımaktadır. Çünkü ameliyat esnasında rahim ve bağırsak arasındaki bölgeyi ve idrar borucukları olan üreterleri çok iyi serbestleştirmek gerekir. Cerrahide çoğu kez tutulmuş olan bağırsak kısmının çıkartılması ve geriye kalan kısımların bir araya getirilmesi oldukça önemlidir. Hastaların sosyal yaşantısını ciddi anlamda etkileyen derin endometriozis tanısının doğru konulabilmesi, endometriozisin dokular arasında ciddi yapışıklıklara yol açmasının önlenebilmesi için tanı ve tedavinin, deneyimli ellerde ve gerekli donanıma sahip merkezlerde yapılması önem taşımaktadır.

    Çocukları Obeziteden Korumak İçin 7 Altın Kural

    0

    Uz. Dr. Seda Özer Obezite Hakkında Bilgi Verdi 

    Obezite tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda artan önemli bir sağlık sorunu ve ‘salgın hastalık’ olarak kabul ediliyor. Toplumun her yaş grubundan ‘üçte bir’ oranında obezite sınırında bir popülasyon olduğu biliniyor.

    Uz. Dr. Seda Özer
    Uz. Dr. Seda Özer

    Çocukluk döneminde de görülme oranı yükselen obezitenin bu yaş grubunda ortaya çıkması, ailelerin yaşam şekli ve yemek alışkanlıkları ile ilişkilendiriliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Seda Özer, çocukluk çağında obezite hakkında bilgi verdi.

    Çocukluk Çağında Obezite Tehlikesi

    Çocuklarda obezite, vücut kitle indeksinin yaşa göre beklenen normal değerin üstünde olmasıdır. Çocukluk obezitesi, sadece gelişme çağında yarattığı psikolojik ve fiziksel sorunlar nedeniyle değil erişkinlikte görülen başta kalp damar hastalıkları, diyabet, üreme problemleri ve kas- iskelet sorunları gibi pek çok hastalığın temelini attığı için de tehlikelidir. Çocuklarda görülen obezitede, genetik ve doğumdan gelen hormonal bozukluklar risk faktörlerinin küçük bir oranını oluşturmaktadır.

    Aile En Büyük Rol Model

    Çocuklarda obezitenin en önemli nedeni, ailenin çocuğa sunduğu beslenme ve aktivite alışkanlıklarıdır. Yani çocuğun ailesinde gördüğü yaşam tarzı onun gelecekteki hayatını hatta sağlığını etkilemektedir. Aşırı kilolu çocukların ailelerine bakıldığında, en az bir ebeveynin ya da hem anne hem de babanın kilo sorunu olduğu görülür. Ailenin kötü beslenme alışkanlığı, düzensiz öğünler, fast food, hazır gıda ve abur cubur tüketiminin fazla olması, kendi beslenme tarzını seçme şansı olmayan çocukları obeziteye yönlendirir. Çocukların sağlığı, şeker ve çikolata gibi market ürünleri ile ödüllendirmeyle riske atılmamalıdır.

    Çocuklara Daha Hareketli Bir Yaşam Sağlanması Gerekiyor

    Beslenme alışkanlıkları kadar çocuğun fiziksel aktivite düzeyi de obezitenin gelişmesinde etkendir. Çocuğun evden okula yürüyerek gitmesi bile en basit egzersiz iken günümüz koşullarında bu fırsatlar giderek ortadan kalkmaktadır. Ders ve ödev zorunluluğuyla günün büyük kısmını oturarak geçiren çocuklar, sokakta hareketli oyunlar oynama imkanı bulamamakta, boş vakitlerini de cep telefonu, bilgisayar ve televizyon karşısında harcamaktadır. Uzun süre televizyon izlemek, albenisi yüksek, ambalajlı ve sağlıksız gıda ürünlerinin reklamlarıyla karşılaşmaya; dolayısıyla da bu gıdalara karşı merak artışına yol açacaktır.

    Obezite Pek Çok Hastalığı Tetikliyor

    Aşırı kilo sorunları ve obezite, çocuklarda birçok sağlık sorununu da beraberinde getirmektedir ya da önemli hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Bunlar;

    • Tip 2 diyabet
    • Yüksek tansiyon
    • Kan yağları ve kolesterol yüksekliği
    • Karaciğer yağlanması
    • Damar sertliği gibi kalp damar hastalıkları
    • Eklem bozuklukları
    • Uyku apnesi
    • Kızlarda yumurtalık kistleri ve buna bağlı adet düzensizlikleri
    • Aşırı tüylenme
    • Erkek çocuklarda gömük penis ve hormonal bozukluklar
    • Depresyon

    Çocuğunuz Asosyal Olabilir…

    Çocuklar, obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının yanı sıra sosyal ve psikolojik açıdan da pek çok problem ile karşı karşıya kalmaktadır. Yaşıtları arasında kilosu alay konusu olabilen çocuk, sosyal ortamlardan giderek uzaklaşmakta ve yalnızlaşmakta, bu uzaklaşmanın yarattığı travmayla bir süre sonra asosyal bireyler haline gelmektedir.

    Çocukları Obeziteden Korumak İçin…

    • Bebeklere ilk 6 ay mutlaka anne sütü verilmelidir.
    • Aile dengeli ve düzenli beslenmeyi bir alışkanlık haline getirmelidir.
    • Spor aktiviteleri için çocuklara imkan yaratılmalıdır.
    • Bir uzmana başvurularak gerekli ölçümler ve kan tetkikleri yaptırılmalı, çocuğun mevcut durumuyla riskleri belirlenmelidir.
    • Ezbere sıkı diyetler yerine diyetisyen gözetiminde çocuğun yaş ve aktivitesine uygun beslenme planı yapılmalıdır.
    • Kilo verme sürecinde çocuk; kilo kontrolü, beslenme düzeni ve hareket konusunda teşvik edilmelidir.
    • Gerekli görüldüğü takdirde psikolog desteği geciktirilmeden alınmalıdır.

    İçinizi Isıtacak Lezzetler

    0

    Kış Günlerinde Kilo Almadan İç Isıtacak 10 Lezzet Önerisi!

    Hiç fark ettiniz mi? Soğuk, yağmurlu ve kasvetli günlerde canımız hamur işi ve tatlı gibi yüksek karbonhidratlı gıdaları daha çok istiyor. Bunun nedeni havalar soğudukça vücut ısımızı koruyabilmek için daha çok enerjiye ihtiyaç duymamız. Ancak dikkat etmezsek bu besinler hızla kilo aldırabiliyor. Çözüm ise hem iç ısıtacak hem de vücudu yağlandırmayacak gıdalara yönelmekte. Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmet Tamer bu gıdaları açıklıyor.

    Prof. Dr. İsmet Tamer
    Prof. Dr. İsmet Tamer

    Havaların soğumaya başlamasıyla kıyafetlerimizle olduğu kadar yediklerimizle de ısınmak isteriz. Özellikle karbonhidrat açısından zengin gıdaları yeme eğilimimiz artar. Doğru gıdalara yönelirsek, kilo almadan iç ısıtan bir kış geçirmemiz mümkün. İş bu gıdalar:

    1) Kırmızı Biber

    Kırmızı ya da acı biber yemeklerimize lezzet katmakla kalmaz, içerdiği kapsaisin sayesinde metabolizma hızlandırıcı etkisiyle vücut ısısını da yükseltir. Ciddi bir mide-bağırsak sorununuz yoksa kahvaltıdaki yeşilliklerden başlayarak akşam çorbasına kadar her öğünde azar azar tüketmeniz içinizi ısıtmaya yardımcı olur.

    2) Zencefil Ve Tarçın

    Enfeksiyonlardan korunmada, bağışıklık sistemini güçlendirmede ve kilo kontrolünde önerilen zencefil ve tarçın özellikle metabolizma hızlandırıcı etkileri sayesinde vücudunuzu soğuk havaların etkilerinden korumaya destek sağlar. Bu iki baharatın antimikrobiyal özelliği vardır ve solunum yolu enfeksiyonlarının neredeyse salgın haline geldiği bu günlerde gün boyu çaya katılarak hastalıklardan korunmak mümkün olabilir.

    3) Çay Ve Ihlamur

    Sıcak bir bardak çay soğuk günlerde iç ısıtmaya birebirdir. Aslında annelerimizin yaptığı gibi ıhlamur da çok iyi gider. Üstelik ıhlamur sıcak sıcak içildiğinde vücut ısısının korunmasına yardımcıdır. Boğaz ağrısı ya da soğuk algınlığında limonlu ıhlamur önerilmesinin bir nedeni de içerdiği etken maddeler sayesinde viral enfeksiyonları iyileştirici özelliği olmasıdır.

    4) Zerdeçal Ve Karabiber

    Eskiden Hint safranı olarak bilinen ve artık ülkemizde de çok yaygın bulunan zerdeçal, içerdiği kurkumin sayesinde hem bağışıklığı güçlendirir hem de antioksidan etkilere sahiptir. Artı vücut ısısını korumaya güçlü bir şekilde yardımcı olur. Soğuk kış günlerinde mutfağımızın bir köşesinde mutlaka biraz zerdeçal bulundurmakta fayda vardır. Ayrıca yemeklere kattığı lezzetin yanı sıra antioksidan özelliğe de sahip olan karabiber, içerdiği piperin sayesinde kış aylarında vücudumuzu uyararak vücut ısısının korunmasına yardımcı olur.

    5) Turunçgiller Ve Yeşil Yapraklı Sebzeler

    Ne zaman nezle grip olsak C vitamini alıp iyileşmeye çalışırız. Ama bağışıklık sistemimiz öyle çalışmaz. Bağışıklık sistemimizin güçlü olması vücudumuzun hastalıklara karşı direncini elbette artırır ancak bunun için sadece hastalanınca değil düzenli olarak her gün ihtiyacımız olan vitamin ve mineralleri yeteri kadar almamız gerekir. Vücut direncini artırmak için başta mandalina ve portakal gibi turunçgiller olmak üzere, taze meyve ve bol yeşil yapraklı sebzeler birebirdir.

    6) Yumurta, Balık Ve Süt

    A vitamini bağışıklık sistemi üzerinde güçlendirici etkiye sahiptir ve bunu içeren havuç, yumurta, balık, ıspanak, mercimek, lahana ve süt ürünleri tüketmek vücut direncimizi artırmamıza yardımcı olur. Yumurta ve balık aynı zamanda güçlü omega-3 kaynaklarıdır. Bugün omega-3’ün düzenli ve yeterli miktarda alındığında vücudun pek çok sistemi gibi bağışıklık sistemine de destek olduğu araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Ancak omega-3’ün aktif formu bitkisel gıdalarda maalesef mevcut değil, semizotu gibi gıdalardaki aktif olmayan formu da vücutta aktif forma çok az dönüşüyor. O nedenle eğer gezen tavuk yumurtası ve haftada 3-4 porsiyon sağlıklı deniz balığı yiyerek omega-3 alamıyorsanız, güvenilir markaların omega-3 ürünlerini kullanabilirsiniz.

    7) Ev yapımı Yoğurt, Kefir Ve Turşu

    Başta kefir ve ev yapımı yoğurt gibi fermente süt ürünleri olmak üzere probiyotik zengini gıdaları menülerinizden eksik etmeyin. Tüm doğal probiyotik gıdalar öncelikle bağırsak mikrobiyotasını güçlendirerek bağışıklık sistemini enfeksiyonlara dirençli hale getirir. Örneğin tuz miktarına dikkat edilerek ev yapımı turşu tüketmek grip ve nezleden önemli oranda korur.

    8) Su

    Bağırsak sağlığı için probiyotik gıdalar yanı sıra kabızlık sorununun yaşanmaması için her gün yeterli su ve lifli, posalı gıda tüketilmesi de çok önemlidir. Günde ortalama 8-10 bardak su için.

    9) Yulaf Kepeği

    Son yıllarda güçlü bir lif kaynağı olan yulaf kepeğinin içerdiği beta-glukan sayesinde hem bağırsak sağlığına hem de bağışıklık sistemine destek olduğuna dair araştırmalar yayınlanıyor. Yulaf kepeğinin kolayca tüketilmesi için hazır formları mevcut.

    10) Et Ve Bakliyatlar

    Vücudumuzdaki pek çok enzim, hormon, hastalıklardan koruyan antikor gibi maddeler için protein olmazsa olmaz. O nedenle vücudumuzun daha çok karbonhidrata yöneldiği kış günlerinde bağışıklık sistemimizin düzgün çalışması için her gün yeterli protein almak gerekir. Her gün başta sağlıklı deniz balıkları ve yüksek protein içeren bakliyatlardan olmak üzere vücut ağırlığımızın kilosu başına yaklaşık 1 gr protein almak idealdir. Yağsız kırmızı et ve derisi alınmış beyaz et de aşırıya kaçılmadan ve dönüşümlü olmak üzere tüketilebilir.

    Givin İle İyiliğe Dönüşüm

    0

    Ece Vahapoğlu, Efe Bebeğin Kıyafetlerini Givin İle İyiliğe Dönüştürüyor!

    Başarılı sunucu ve yazar Ece Vahapoğlu, Aralık ayında dünyaya gelen bebeği Efe’nin küçülen kıyafetlerini, Givin mobil uygulaması üzerinden TOÇEV ile maddi yetersizliklerinden dolayı eğitim almakta zorlanan çocuklar için bağışa dönüştürüyor. Efe bebeğin küçülenleri Givin mobil uygulaması ve Givin Akmerkez alt kattaki iyilik mağazasından görülebiliyor ve satın alındığında ödemesi eğitime destek oluyor.

    Ece Vahapoğlu
    Ece Vahapoğlu

    Sevilen sunucu ve yazar Ece Vahapoğlu: ‘Çocuklar özellikle doğum sonrası ilk aylarda hızlı bir gelişim gösteriyorlar. Bu sebeple bazılarını hiç kullanmadığımız Efe’nin bebek kıyafetlerini paylaşarak maddi yetersizlikteki çocukların eğitimine destek olmak istedim. Benimle beraber bu iyilik hareketine katılmak isteyenleri, Givin mobil uygulamasını indirerek destek olmaya davet ediyorum.” açıklamasında bulundu.

    Siz de Ece Vahapoğlu’nun oğlu Efe’nin bebek kıyafetlerini, Givin mobil uygulamasından görebilir, uygun tutarlara alarak, ödemenizle TOÇEV ile maddi yetersizliklerinden dolayı eğitimine devam edemeyen çocukların eğitimi için bağışa dönüşmesini sağlayabilirsiniz.

    Uygulama Linki: bit.ly/givinapp

    Domuz Gribi Tedavisinde Önemli Bilgiler 

    0

    Domuz Gribi Tedavisinde İlk 48 Saat Önemli

    “Domuz gribi” olarak bilinen H1N1 Influenza A, son günlerde yeniden etkisini göstermeye başladı. Birçok insanın domuz gribiyle karşılaştığında ne yapacağını bilemediğini ve belirtilerin ani olarak ortaya çıktığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “H1N1 Influenza A daha çok birbiri ile yakın ilişkideki kişiler ve kapalı alanlarda bulunan insan grupları arasında görülüyor. Son dönemde görülen vakaların büyük bir kısmını H1N1 Influenza A vakaları oluşturuyor” dedi.

    Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko
    Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko

    Domuz gribi olarak bilinen H1N1 Influenza A sebebiyle paniğe kapılmadan hızlı hareket edilmesi gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Ateş, öksürük ya da ağrı şikayetinden ikisi varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalı. Risk grubuna girip girmediklerini kişilerin kendileri tespit edemez. Başlangıçta bile zatürre olabileceği için hekim değerlendirmesi önem taşıyor” şeklinde konuştu.


    Ateş Önemli Bir Belirti

    H1N1 Influenza A’da yüksek ateşin önemli bir belirti olduğunun altını çizen Doç. Dr. Elif Hakko, “39-40 dereceye varan ateş, kuru öksürük, vücudun geneline yayılan kas ve eklem ağrısı, bazı kişilerde boğaz ağrısı ve burun akıntısı ile yorgunluk H1N1 Influenza A’nın belirtileri arasında sayılabilir. Bazı vakalarda kusma ve ishal de görülebiliyor” dedi.


    Tedavide İlk 48 Saat Önemli

    H1N1 Influenza A tanısı konan kişilerin ilk 48 saatte tedavi altına alınmasının önemli olduğunu söyleyen Dr. Hakko, “İlaç tedavisine başlanıyor ve özellikle ikincil enfeksiyonlar açısından takip etmek gerekiyor. Hastalar mümkün olduğunca yatırılmadan tedavi ediliyor. Ancak genel durumlarıyla ilgili olarak gerek duyulursa hastaneye yatırılıyor. Hastaların mutlaka hekimleriyle irtibat halinde olmaları gerekiyor. Risk grubunun dışında kalan kişilere ise genellikle ateş düşürücü, ağrı kesici gibi belirtileri giderici ilaçlarla takip ediliyor” dedi.


    Çocuklar Ve 65 Yaş Üstü Kişiler Risk Altında

    H1N1 Influenza A’nın geniş bir risk grubu olduğuna değinen Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Hamileler, 0-5 yaş arasındaki çocuklar, 65 yaş üzeri kişiler, kronik hastalığı olan herkes; diyabet ve kalp hastaları, astımı olanlar, böbrek hastaları, nörolojik ve romatizmal hastalıkları olanlar, kanser hastaları risk grubunda bulunuyor” diye konuştu. Çocuklar ve 65 yaş üstü kişilerin H1N1 Influenza A’yı daha ağır geçirebileceğine değinen Dr. Hakko “Bu kişilerin hekime görünmeleri önemli. Çünkü hastalığı atlatıyor olmaları ikincil enfeksiyonların olmayacağı anlamına gelmiyor. Arkasından zatürre olabilecekleri için kontrol altında tutulmaları gerekiyor” dedi.


    H1N1 Influenza A Şüphesi Varsa;

    • Hastaneye gitmeden önce bir maske edinin
    • Hasta olan kişi ve ona bakan kişiler de evde maske takmalı
    • Risk grubunda yer alan kişiler hastayla aynı odada bulunmamalı, mümkünse evden uzaklaştırılmalı
    • El hijyenini özel önem verilmeli. Su ve sabunla sık sık yıkanmalı, alkol içeren el dezenfektanları kullanılmalı
    • Ortak kullanım alanları çamaşır suyu ile temizlenmeli
    • Hastanın bulunduğu oda sık havalandırılmalı


    H1N1 Influenza A Tanısı Konulduysa;

    • Bol su için
    • Mutlaka yatak istirahati yapın
    • Bulaştırıcılık riski devam ettiği için bir hafta süreyle evden çıkmayın
    • Beslenmenize dikkat edin
    • Mutlaka hekim kontrolünde olun