Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 255

    Fibabanka’dan Çalışanlarına Destek

    0

    Fibabanka’dan Çalışanlarına 500 TL Kreş Desteği

    Müşterilerinin ihtiyaç duydukları her an ve her yerde yanlarında olan Fibabanka, çalışanlarını da her alanda desteklemeye devam ediyor. Bu doğrultuda kadın çalışanları ve velayet hakkı babada olan erkek çalışanları için aylık 500 TL’ye varan kreş desteği sağlıyor.

    Fibabanka, sürdürülebilir insan kaynağına yatırımlarını sürdürerek, çalışanlarının yanında olma ve onları destekleme vizyonuyla yenilikler sunmaya devam ediyor. Fibabanka, şimdi de 0-66 ay arasında “Kreş Eğitimi” alan çocuklar için aylık 500 TL’ye kadar kreş desteği sağlıyor.

    Fibabanka’nın 2020 yılı Ocak ayı itibarıyla başlattığı ‘Çocuk Bakım Desteği’ uygulamasından kadın çalışanlar ve velayet hakkı babada olan erkek çalışanlar faydalanabiliyor. Ofiste sabah egzersizi, doğum günü izni ve serbest kıyafet gibi uygulamalarıyla çalışanlarının ofis hayatını güzelleştiren Fibabanka, daha mutlu çalışan ve müşteriler yaratmak ve Türkiye’nin en sevilen bankası olmak için ürün, servis ve hizmetlerini geliştirirken, çalışanlarına fayda sağlamayı amaçlayan desteklerine de hız kesmeden devam ediyor.

    Canınız Çekiyorsa Bir Nedeni Vardır

    0

    Peki Hangi Besin, Hangi Eksikliğin Göstergesi Olabilir?

    Hepimiz canı bazen çikolatayı, bazen kahveyi, bazen tuzlu besinleri daha çok ister. Bazı dönemler bazı besinleri nedensiz yere daha fazla tüketiriz. Herhangi bir besini normalden fazla tüketiyor olmak aslında vücudumuzda bazı vitamin ve minerallerin eksikliğine işaret ediyor olabilir. Liv Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Ömür Karamahmut anlattı.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ömür Karamahmut
    Beslenme ve Diyet Uzmanı Ömür Karamahmut
    • Aşırı peynir yeme isteği; diyet yağ içeriğinin yeterli miktarda olmamasına işaret olabildiği gibi kalsiyum eksikliğinin de bir göstergesi olabilir.
    • Kırmızı eti fazla yemenin en bilinen sebebi demir eksikliğidir. Kırmızı et aynı zamanda esansiyel bir vitamin olan b12’nin kaynağıdır. Yemediğiniz halde canınız kırmızı et tüketmek istiyorsa demir ve b12 suplementleri kullanılabilir.
    • Kimi zaman vücudumuz besinlerin dışında daha ilginç ögeleri tatmak ister. Çamur, toprak bunlara örnektir. Bu durum genelde hamilelerde ve çocuklarda görülür ve anemi ile ilişkilendirilir. Anemiye ise yetersiz demir, b12 ve folat eksikliği sebebiyet verir. Tatlı ve çikolatanın aşırı yenme isteği çeşitli nedenlerle ilişkilendirilebilir. Aşırı tatlı yemeği çinko, magnezyum ve krom eksikliği sebebiyle olabilir. Günlük krom suplementi tüketmek insülin seviyesini dengeler ve aşırı şeker yeme isteğini baskılar.
    • Çikolata yeme isteği özellikle kadınlarda menstrual dönemde artar. Az kalorili diyetler veya uzun süreli açlık durumlarında da şeker ve çikolataya eğilim yatkındır. Fakat bunların dışında aşırı çikolata tüketimi magnezyum minerali eksikliğinin bir göstergesi olabilir. Magnezyum eksikliği uyku düzenini olumsuz yönde etkileyerek kişiyi yorgun hale getirir. Stres seviyesini artırır. Bu da şekere ve çikolataya eğilimi arttırır.
    • Yumurtanın beyazını sevmediğiniz halde daha fazla tüketme ihtiyacı duyuyorsanız bu biotin eksikliğine bir işaret olabilir. Biotin vücutta birçok fonksiyonu olan vitaminlerden biridir. Özellikle tırnak ve saç sağlığı açısından biotine ihtiyaç duyulur.

    • Aşırı çay ve kahve tüketim isteği fosfor eksikliğinin bir göstergesi olabileceği gibi, sodyum ve demir eksikliğinden de kaynaklanabilir.
      Normalden fazla alkol tüketimi ise potasyum, kalsiyum, gultamin eksikliklerinin bir sonucu olabilir. Aşırı meyve ve sebze tüketme isteği ise C vitamini eksikliğine işarettir.
    • Çok fazla yağlı ve kızartmalı ürünleri normalden fazla tüketmek ise vücudumuzda omega yağ asitlerinin eksiliğinin bir göstergesi olabilir.
      Asitli ve karbonatlı içecekleri fazla tüketmek ise vücudumuzda kalsiyum eksikliği olduğunun bir işareti olabilir.

    Doğum Sonrası Vücudun Hızla Toparlanması İçin 6 Öneri

    0

    Op. Dr. Atilla Adnan Eyüboğlu Doğum Sonrası İçin Tedavi Yöntemleri Hakkında Bilgi Verdi 

    Kadın yaşamındaki en mucizevi yolculuk olan gebelik sürecinde anne vücudunda birçok fizyolojik ve biyokimyasal değişiklik meydana geliyor. Özellikle östrojen ve progesteron hormonlarının etkileri ile dokularda gevşeme ve kilo almaya yönelik değişimler gerçekleşiyor.

     Op. Dr. Atilla Adnan Eyüboğlu
    Op. Dr. Atilla Adnan Eyüboğlu

    Tüm bu değişimler yeni anneleri en hassas oldukları dönemde depresyona bile sürükleyebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Atilla Adnan Eyüboğlu, doğum sonrası oluşan deformasyonlar ile korunma ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    Doğum Sonrası Deformasyonlar Kişiden Kişiye Farklılık Gösteriyor

    Deformasyonların estetik görüntüyü bozması dışında, genel kilo alımının aşırı yağlanmaya bağlı olarak sağlığa zararlı etkisi olabileceği akılda tutulmalıdır. Vücuttaki yağlar enerji depolaması açısından oldukça önemlidir.

    Doğum Sonrası Anne Vücudunda Oluşabilen Deformasyonlar Şöyle Sıralanmaktadır:

    • Vücutta genel bir yağlanma artışına ek olarak karın bölgesindeki derinin genişlemesi karın bölgesinde sarkıklığa neden olabilmektedir.
    • Annelerin bebeklerinin ihtiyacı olacağını düşünerek gereğinden fazla beslenmesi obezite ile sonuçlanabilmektedir.
    • Tüm vücutta deri bollaşması ve sarkıklıklar meydana gelebilmektedir.
    • Meme dokusunda büyüme ve sarkmalar oluşabilmektedir.
    • Hormonal ya da doğum operasyonu esnasındaki fiziksel travmaya bağlı gelişen, vajen ve vulva deformasyonlarının yanı sıra doğum sonrası vajinal gevşeme ve genişleme olabilmektedir.
    • Gerilmeye bağlı olarak cilt altı dokulardaki yırtıklar sonucu deride çatlaklar oluşabilmektedir.
    • Gebelik sürecinde varisler ortaya çıkabilmektedir.
    • Ciltte, özellikle yüz bölgesinde lekelenmeler meydana gelebilmektedir.

    Normal Doğumda Vücut Eski Haline Daha Hızlı Geliyor

    Çoğul gebeliklerde taşınılan bebek sayısı ile doğru orantılı olarak daha fazla beslenme ihtiyacı sonunda daha büyük bir karın ortaya çıkabilmekte ve sarkıklık daha da artabilmektedir. Doğum türünün doğal ya da sezaryen ile yapılıyor olması nihai kiloyu etkilemese de normal doğumda annenin eski hormon seviyelerine geri dönmesi daha hızlı olmaktadır. Sezaryende vücut bir anda beklenmedik şekilde kilo kaybettiği için hormonal parametrelerin geri dönüşü nispeten daha uzun sürmektedir.

    Çeşitli Tedavi Yöntemleriyle Deformasyonlardan Kurtulmak Mümkün Oluyor

    Deformasyonun türüne göre yapılacak işlemler değişmektedir

    • Aşırı yağlanma durumunda liposuction adı verilen işlem ile ince kanüller kullanılarak yağlardan kurtulmak mümkündür. Liposuction işlemi lazer ya da vaser gibi enerji bazlı sistemlerden faydalanılarak daha kesin ve kalıcı şekilde yapılabilmektedir.
    • Aşırı deri sarkmaları durumunda vücut germe ile ilgili ameliyatlar planlanabilir.
    • Meme dokusundaki büyüme ve sarkmalar cerrahi olarak düzeltilebilir. Meme dikleştirme ve meme küçültme işlemi kombine olarak uygulanabilmektedir.
    • Memelerdeki asimetriler aynı seansta düzeltilebilir.
    • Gebelik sırasında varis oluşması durumunda damar küçültülmesi veya yağ dokusu ile kamuflaj uygulanabilmektedir.
    • Normal doğumda kadın genital dokularındaki genişleme ve deformasyonlara cerrahi veya cerrahi dışı müdahale edilebilmektedir.

    • Kilo alıp vermeye bağlı oluşabilecek çatlaklara yönelik lazer tedavileri uygulanabilir.
    • Lekelenmelere yönelik olarak ise mezoterapi veya PRP tedavileri alternatif yöntemler olarak kullanılabilmektedir.
    • Gebelik süreci mümkünse bir yaşam koçu veya gebelik danışmanı ile geçirilmelidir.
    • Kadın doğum doktorunun kontrolünde takipleri aksatmamak önemlidir.
    • Gebelik sürecinde iyi bir diyetisyen ve antrenmanlara yönelik spor hocasından destek alınabilir.
    • Pilates ve yoga gibi denge sağlayan aktiviteler gebelik sürecinde hem bebeğin sağlıklı büyümesi hem de doğum sırasında kasların kuvvetlenmesi için iyi olacaktır.
    • Bu önerileri uygulama fırsatınız yok ise düzenli bir beslenme programı ve basit spor aktiviteleri faydalı olacaktır. Gebelik sonrası spor ve düzenli diyet uygulamaları ile eski formunuza dönebilmek çoğu zaman mümkündür.
    • Doğum sonrası en az 6 ay süre cerrahi işlemler için beklenmesi gerekir. Özellikle ilk 1 ayda hormon dengesi neredeyse tamamen eski düzeyine inecektir ancak emzirme durumunda anestezinin çocuğa geçebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi müdahale için ideal süre laktasyon döneminin tamamlanmasıyla birlikte sabit kiloda 6 ay kalındıktan sonradır. Gebelik süreci nasıl hassas ve dikkatli geçiriliyor ise doğum sonrası dönemde de eski formunuza dönerken acele etmeyin.

    Doğum Sonrası Deformasyonlarından Korunmak İçin Annelere 6 Öneri

    • Gebelik süreci mümkünse bir yaşam koçu veya gebelik danışmanı ile geçirilmelidir.
    • Kadın doğum doktorunun kontrolünde takipleri aksatmamak önemlidir.
    • Gebelik sürecinde iyi bir diyetisyen ve antrenmanlara yönelik spor hocasından destek alınabilir.
    • Pilates ve yoga gibi denge sağlayan aktiviteler gebelik sürecinde hem bebeğin sağlıklı büyümesi hem de doğum sırasında kasların kuvvetlenmesi için iyi olacaktır.
    • Bu önerileri uygulama fırsatınız yok ise düzenli bir beslenme programı ve basit spor aktiviteleri faydalı olacaktır. Gebelik sonrası spor ve düzenli diyet uygulamaları ile eski formunuza dönebilmek çoğu zaman mümkündür.
    • Doğum sonrası en az 6 ay süre cerrahi işlemler için beklenmesi gerekir. Özellikle ilk 1 ayda hormon dengesi neredeyse tamamen eski düzeyine inecektir ancak emzirme durumunda anestezinin çocuğa geçebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi müdahale için ideal süre laktasyon döneminin tamamlanmasıyla birlikte sabit kiloda 6 ay kalındıktan sonradır. Gebelik süreci nasıl hassas ve dikkatli geçiriliyor ise doğum sonrası dönemde de eski formunuza dönerken acele etmeyin.

    Türkiye’nin 2019 Online Alışveriş İstatistikleri Açıklandı

    0

    İşte 2019 Yılının Alışveriş Sektörüne  Göre Harcama Tablosu 

    Türkiye’de 2019, online alışverişin hızını artırdığı bir yıl oldu. iyzico’nun veritabanına göre ortaya çıkan 2019 tablosu, en çok alışveriş yapılan kategori, en çok kullanılan ödeme yöntemleri, sektörlere göre harcama yüzdeleri ortaya çıktı. iyzico, 2019 online alışveriş panoramasını bir infografikle duyurdu.

    Finans teknolojilerinin etkin biçimde kullanımına dönük girişimlerde bulunan ve 30 binden fazla e-ticaret sitesinin ödeme alt yapısını sağlayan iyzico’nun verilerine göre Türkiye’de online alışverişin getirdiği hızı ve çeşitliliği seviyoruz. Verilerin ortaya çıkardığı sonuçlar ödeme alışkanlıklarımızla ilgili pek çok detayı da gözler önüne seriyor.

    Sevdiklerimizi Çiçekle Mutlu Ettik

    Tekstil ve hazır giyim ürünleri süreklilik arz eden bir ihtiyaç olduğu için ve bu alandaki tüketim daim olduğundan, giyim sektörü dâhil etmediğinde ortaya çıkan sonuca, göre online alışverişte çiçek ve elektronik kategori olarak öne çıkıyor. Bu iki sektörde 2018’de yapılan harcamalara göre dikkate değer artış söz konusu oldu.

    2018’e göre kozmetik (%4) ile ev, bahçe ve ofis dekorasyonu (%14) alışverişinde azalma yaşanırken, çiçek (%37) ve elektronik (%25) alışverişinde harcamalar artış gösterdi.

    Gece Alışveriş Yapan İade Ediyor

    Verilere göre son yıllarda 14.00-15.00 saatleri arasında alışveriş yapmayı tercih ediyoruz. Gece 23.00-24.00 saatleri arasında yapılan alışverişlerde ise iade oranları dikkat çekiyor. Bu saatlerde yapılan alışverişlerdeki iade oranları, diğer saatlerde yapılan alışverişlerdeki iade oranından %40 daha fazla. 2019’da 02.00-06.00 saatleri arasında en fazla alışveriş yapılan kategorinin bebek ve çocuk ürünleri olması, gecelerin en uykusuzlarının anne-babalar olduğunu gösteriyor.

    Okullarla Birlikte Sepetimizi’de Doldurduk

    Verilere göre en fazla alışveriş yaptığımız mevsim sonbahar mevsimi oluyor. Bu durumda elbette Eylül ve Ekim aylarının okula dönüş dönemi olmasının etkisi büyük. Sepet tutarı açısından bakıldığında en pahalı alışverişi Ocak ayında yaptığımız anlaşılıyor. Öyle ki, 2019’da en yüksek ay 187 lira sepet tutarıyla Ocak olurken, sepet tutarı en düşük aylar 133 lira ile Ağustos ve Aralık ayları oldu.

    Uygun Fiyatlı Ürünler Tercih Ettik

    İşlem adetleri 2016 itibarıyla artış gösterse de, sepet tutarlarının azalması, alışverişlerde uygun fiyatlı ürünleri tercih ettiğimizi gösteriyor. Bu durum, alışverişte en önemli kriterin fiyat olduğunu ortaya koyuyor.

    Mobilden Hızlıca Almayı Tercih Ettik

    Ödeme yöntemi olarak 100 liranın altındaki işlemler için mobil alışverişi tercih ederken, 100 liranın üzerindeki harcamalarımızı masaüstü bilgisayar kullanarak yapıyor ve ürünü detaylıca incelemeyi tercih ediyoruz. Bununla birlikte 2019 yıl sonunda mobilden yapılan işlem adedi, masaüstünden yapılan işlem adedini geçti. Bu durum da yine fiyatın ilk tercih olduğunu ve sepet tutarlarının yüksek olmadığını gösteriyor.

    Taksitli Alışverişten Uzaklaşıyoruz

    2017-2019 aralığındaki online ödeme seçeneği değerlendirildiğinde veriler taksitli alışverişin azaldığını ve tek çekim ödemenin arttığını gösteriyor. Taksit sayısı olarak en fazla 3 taksit tercih edildi.

    Yarıyıl Tatilinde Çocuğunuzu Değil, Kendinizi İnceleyin

    0

    Yarıyıl Tatilinde Çocuğunuz İle Sağlıklı Bir İletişim Kurun

    Yorucu bir dönemin ardından yarıyıl tatili başlıyor.Ebeveynlerin günümüzde çocuk gelişimi ile ilgili kitapları ve blogları çocuklarından daha fazla takip ettiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzm. Psikolog Selin Karabulut, “Birçok anne ve baba kitapları, blogları veya belirli uzmanları takip ediyor ancak çocuklarını takip etmiyor. Dolayısıyla çocuklarının isteklerini, yeteneklerini ve kişilik özelliklerini göremiyorlar. Her çocuk kendine özeldir. Bu tatilde çocuklara değil, anne-babalara bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Çocuklarına odaklanmaları önemli” açıklamasında bulundu.

    Uzm. Psikolog Selin Karabulut
    Uzm. Psikolog Selin Karabulut

    Aileler çocuklarının derslerinde başarılı olduğu kadar spor yapmasını, piyano çalmasını da istiyor ancak bu kararlar çocukların istekleri doğrultusunda gerçekleşmeyebiliyor. Bu durumun çocukların ailelerinin beklentilerini karşılamak zorunda mı oldukları, yoksa kendi çapında bir gelişim mi göstermeleri gerektiği gibi soruları da beraberinde getirdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Uzm. Psikolog Selin Karabulut, “Pazar günü piyano, çarşamba günü yüzme veya bu ay proteinden zengin beslenme gibi takvim dahilinde gitmektense çocuğa sormak, onun isteklerine göre de hareket etmek önemli. Takvime göre hareket etmektense çocukların isteklerini de göz önünde bulundurarak hareket etmek daha doğru bir yol olabilir” dedi.

    Her Çocuk Lider Olmak Zorunda Değil

    Her çocuğun kişilik özellikleri ve gelişiminin kendine özel olabileceğini söyleyen Uzm. Psikolog Selin Karabulut, “Birçok aile çocuklarının çok arkadaşı olmaması veya lider ruhlu olmaması gibi birçok şikâyetten bizlere başvuruyor. Çocuklar lider olmak veya çok arkadaşa sahip olmak zorunda değil. Kiminin boyu daha hızlı uzar, kimininki daha yavaş uzar. Kimi bisiklete binmeyi 8 yaşında öğrenir, kimi 5 yaşında. Dolasıyla her çocuğun gelişimi kendine özel. Tabii ki her yaşın göstermesi gereken fiziksel ve ruhsal gelişim özellikleri var. Bunları da takip etmek gerekir ancak bunu yaparken kıyaslama yapılmamalı” şeklinde konuştu.

    Dayatmak Yerine Fırsatlar Yaratılması Gerekiyor

    Bazı ebeveynler sadece kitap ve blogları takip ediyor. Ancak burada çocuklarını takip etmeyi kaçırıyorlar. Çocuklarını izleyerek, eksikliklerini takip ederek bunları kapatmak için fırsatlar yaratmaları gerektiğini belirten Uzm. Psikolog Selin Karabulut, “Sorgulamak, kızmak, uzmana götürmek, hemen panik yapmak yerine yolunda gitmeyen durumu ele almak gerekiyor. Bu noktada çocukla iş birliği yaparak konuşmak, sorunun üzerine tartışmak veya yapabilecekleri üzerine ilerlemek çok önemli. Örneğin çocukla sıkıntılı bir durumu konuşuyor olsak bile önce olumlu özelliklerini dile getirip arkasından sıkıntılı durumu konuşmak çok önemli. Çocuk ister 5 yaşında isterse 15 yaşında olsun, başarıları her zaman dile getirilmeli. Bu başarı elbette sadece sayısal olarak notlardaki başarılar değil. Çocukları her zaman desteklemek, bunu da göstermek önemli. Sömestr tatili vesilesiyle ailelerin, ‘anne’ ve ‘babalıklarını’ incelemelerini öneriyorum. Ayrıca ailelerin tatili, ‘tatil’ gibi yaşamalarını öneriyorum. Elbette dersleri unutmamak için arada biraz ders çalışmanın yararı var, ancak bunu abartmadan, nasıl istiyorlarsa tatilerini öyle geçirsinler” dedi.

    Evlilik Fuarı, Yoğun Katılım İle Başladı!

    0

    ‘2020 Evlilik Hazırlıkları ve Düğün Ekipmanları Fuarı :17-19 Ocak’ta İstanbul Lütfi Kırdar’da

    Bu yıl 18.’si gerçekleştirilen Evlilik Hazırlıkları ve Düğün Ekipmanları Fuarı, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda başladı. Yoğun katılımın yaşandığı fuarın en dikkat çeken sürprizlerinden biri ise kına gecelerinin yeni fenomeni; kına tepsisi taşıyan, kına türküsü söyleyen ve dans eden “kınacı robotlar” oldu.

    Evlilik Fuarı’na ‘Kınacı Robotlar’ Damgasını Vurdu

    18 yıldır evlenmek isteyen çiftlerin ihtiyacı olan her şeyi, aynı çatı altında bir araya getiren Evlilik Hazırlıkları ve Düğün Ekipmanları Fuarı, bu yıl da düğün hazırlığı yapan çiftleri ve sektör temsilcilerini buluşturdu. Bu yılki temasını ‘doğaya dönüş’ olarak belirleyen fuar, evlenecek çiftlere tüm ihtiyaçlarını bir arada sunmakla kalmıyor, trendler konusunda da yol gösteriyor. Fuarda her yıl birçok yeniliği katılımcılarla buluşturan organizasyon, bu yıl da ses getirecek bir sürprize imza attı.

    Kına Dansı Yapan Robotlar Fuarda Sizi Bekliyor

    Her geçen gün daha popüler hale gelen ve içine eğlenceli unsurlar eklenen kına gecelerine 2020 yılında robotlar damga vuracak! Fuarın en eski katılımcılarından olan, sektörün önde gelen firmalarından Erol Yıldırım Kına Organizasyon’un standında ziyaretçilerle buluşacak olan robotlar, bu yıl kına gecelerinin en büyük eğlencesi olacak. Akın Robotics tarafından üretilen robotlar; kına gecelerinde tepsi taşıma, kına türküsü söylemenin yanı sıra dans ekibiyle beraber kına dansı da yapabilecekler.

    “Kınası Gecesinin Maliyeti, 2 Bin TL – 15 Bin TL Arasında Değişiyor”

    Kına Organizasyon’un sahibi Erol Yıldırım, kına gecesi maliyeti hakkında şunları kaydetti: “En ideal kına gecesi 2 bin TL’ye mal olabilir. Kına gecesinin maliyeti 2 bin TL- 15 bin TL arasında değişiyor.”

    Fuarın En Pahalı Gelinliği 80 Bin TL!

    Her bütçeye hitap eden ürünlerin sergilendiği fuarın en pahalı gelinliği ziyaretçilerle buluştu. Instagram fenomeni Selin Ciğerci’nin gelinliğini hazırlayan Seren Moda, swarovski taşlı işlemelerle donattığı gelinlik ile fuarın en pahalı gelinliğine imza attı.

    450 Binden Fazla Çift, Evlilik Dünyası’yla Evlendi!

    Türkiye’de her yıl gerçekleşen 500 bin evliliğin yaklaşık 90 bini İstanbul’da gerçekleşiyor. Evlilik Dünyası Fuarı ise bu yıl da 40 bine yakın çiftin düğün ve ev hazırlığı sürecinde, fikir edindiği ve alışveriş yaptığı bir nokta olmaya devam edecek. Bugüne kadar 450 binden fazla çifte evlilik sürecinde rehberlik eden Evlilik Hazırlıkları Fuarı; gelinlikten davetiyeye, ayakkabıdan pastaya, düğün mekânından organizasyona kadar farklı iş kollarından temsilcileri bir araya getirerek 18. kez ziyaretçisine güvenli ve avantajlı alışveriş yapma imkânı sunacak. Sadece düğün gününe yönelik firmaları değil, ev hazırlığı sürecinde ihtiyaç duyulabilecek ürün gruplarıyla yeni firmaları da ziyaretçiyle buluşturan fuar, 2020 yılında da zengin ürün ve hizmet yelpazesiyle evlenecek çiftlerin işini kolaylaştıracak.

    3 gün sürecek organizasyonda ziyaretçi çiftler, aradıkları tüm materyalleri bir arada bulabilecekler, fiyat karşılaştırması yapabilecekler, yeni trendleri takip edebilecekler ve fuara özel çeşitli kampanyalardan yararlanabilecekler.

    Ortadoğu ve Avrupa’dan Sektör Temsilcilerini Ağırlayacak

    Evlilik Dünyası, yıllardır sektörün de tek buluşma noktası oldu. Bu yıl geçtiğimiz yıllardan farklı olarak evlilik sektörüne iş yapan düğün ekipmanı firmaları için de özel bir salon ayrıldı. Yıllardır fuar içerisinde yer alan düğün ekipman firmaları, bu sene fuarda Lütfi Kırdar Rumeli Salonu B katında yerlerini alacak. Fuar bu yıl; organizasyon ve düğün işi yapan firmaların toptan alım veya kiralama yapabileceği birbirinden başarılı ekipman firmalarını fuarda bir araya getirerek, hem yurt içinden hem de yurt dışından doğru alıcı ile buluşturacak. Buna bağlı olarak, Orta Doğu ve Avrupa’dan çok sayıda toptan alım yapacak sektör profesyonelini fuarda bir araya gelecek.

    30 Bin Kişi Bekleniyor

    8 bin metrekarelik alanda gerçekleşecek ve yaklaşık 120 firmanın katılacağı Evlilik Fuarı’nı 30 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. Düğünlerde bu senenin en dikkat çekici eğiliminin “doğaya dönüş” olduğunu ifade eden Didem Cılga, “Firmalar daha doğal, ekolojik ve organik ürünlerle tüketicinin karşısına çıkacak. Bunun nedeni de artık gençlerin daha bilinçli ve dünyadaki iklim krizinin farkında olup, çevre bilinci gelişmiş bireyler olması ve tüketim yaparken tercihlerini artık bu yönde kullanmaları” şeklinde konuştu.

    2020’nin Düğün Trendi: Doğaya Dönüş

    Evlilik Dünyası’nın bu yılki konseptine uygun olarak; 2020 yılında gelin ve damatlar daha sade, doğal, gösterişten uzak ve özgün detaylarla düğün organizasyonlarında farklılık yaratacak. Düğünler alternatif mekanlarda, daha samimi, abartıdan uzak ve eğlenceli olacak. Tüm bu detaylar; yeni sezonda, gelinlikten davetiyeye, gelin çiçeğinden damatlığa, masa süslemesinden ilk dans müziğine kadar düğün organizasyonlarına hakim olacak. Kısacası, 2020 yılında evlenecek çiftler, doğaya dönüş yaparak içlerindeki aşkı yeniden filizlendirecekler!

    Yeni Moda: Cruise Gemilerinde Evlenmek

    Düğünlerde doğaya dönüşün en güzel örneklerinden biri de son yıllarda popüler olmaya başlayan cruise gemilerinde evlenmek. Kimilerine göre oldukça çılgınca ve çok zor bir işmiş gibi görünse de cruise gemisinde evlenmek, kısacık bir sürede planlanabilen ve kolay prosedürleri olan bir deneyim. Fuarın katılımcılarından olan Japonya merkezli HIS’in Türkiye yatırımı olan Cruise Arama Motoru Cruise Planet’in Müdürü Onur Ovacık, her beklentiye ve bütçeye uygun bir cruise düğünü yapılabileceğini söylüyor.

    Düğününüz İskandinavya’nın görkemli doğası içinde mi yoksa Akdeniz’in mavi sularında mı olsun? Kış aylarının romantik atmosferinde mi yoksa yaz mevsiminin içinizi ısıtan güneşli havasında mı? Bu detaylara karar verdikten sonra, evlilik hizmeti sunan cruise gemileri arasından beklentilerinize ve bütçenize en uygun olanı seçip, gelinlik-damatlık provaları, makyaj, salonun süslenmesi, fotoğrafların çekilmesi ve damadın yaka çiçeğine kadar organize edebileceğimiz evlilik paketlerini satın alabiliyorsunuz. Böylece doğa içerisinde, muhteşem manzaralar ve sonsuz mavilik eşliğinde yıllarca herkesin konuşacağı sıra dışı bir düğün deneyimi yaşayabiliyorsunuz.

    Bu yıl 18.’si gerçekleşecek olan “Evlilik Hazırlıkları ve Düğün Ekipmanları Fuarı”, 17-19 Ocak 2020 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek.

    Fuar için ücretsiz online davetiyeye www.evlilikfuari.com adresinden ulaşabilirsiniz.

    Karne Sevinci Kaygıya Dönüşmesin

    0

    Uzmanlar Uyarıyor! Tek Sorumlusu Onlar Değil 

    Sömestr tatili bazı öğrenciler için karne stresini de beraberinde getiriyor.Birçok çocuğun başarısız oldukları için aileleri tarafından eleştirileceklerini,onların sevgisini kaybedeceklerini düşündüğünü ve bu nedenle kaygıya kapıldıklarını söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, bu çerçevede ebeveynlere çok kıymetli önerilerde bulunuyor.

    Sömestr tatiliyle birlikte okul çağındaki tüm çocukları da karne heyecanı sarıyor. Bu günlerde karnesini sevinçle bekleyen öğrenciler olduğu gibi karne nedeniyle stres yapan hatta depresif durumda çocuklar da bulunuyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, bu durumun nedenini şöyle açıklıyor: “Çocuklar aileleri tarafından koşulsuz sevilmeye dair çok temel bir ihtiyaca ve hakka sahiplerdir. Bu ihtiyaçla beraber karne gibi değerlendirme sonuçlarına karşı aileleri tarafında başarılı oldukları sürece sevilecekleri, başarılı olamadıklarında ise ailelerinin beklentilerini karşılayamadıkları için onların sevgisini kaybedeceklerini düşünerek kaygılanırlar. Öncelikle çocuğunuzun karnesini görmeden ona, onu çok sevdiğinizi ve karne sonuçlarının durumu asla değiştiremeyeceğini ifade edin.”

    Karne Sonuç Odaklı Bir Ölçümlemedir

    “Karne ile öğrencinin bir dönemlik çalışma performansı ve başarısı değerlendirilmeye çalışılsa da sonuç odaklı bir eğitim sistemimizin olduğunu unutmamak gereklidir” diyen Uzm.Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, sistemin çocuğun ders dinleme çabasını, dersi öğrenme gayretini, öğrendiklerini hayatına katma ve içselleştirme yeteneğini kapsamlı bir şekilde ölçmediğine dikkat çekiyor.

    Sistemin sınavlarla çocuğa yönetilmiş soruların o anlık cevaplanma oranı üzerine bir başarı tespiti yaptığının altını çizen Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öğrenciyi ve karne notlarını değerlendirirken sınavlarla ölçümlenemeyen bir öğrenme gayreti, sınavlarla ölçülen bilgiyi olumsuz etkileyen stres ve performans kaygısı gibi değişkenlerin varlığı hep göz önünde tutulmalı. Eğitim sisteminin sonuç odaklılığına karşın anne ve babaların genellikle süreç odaklı oluyor. Bu nedenle onlara çocuklarını tüm süreç boyunca takip etmeleri, motive etmeleri ve sonucu buna göre okumalarını öneriyorum. Yani yıl içerisinde “Şimdi çalışma sen, karne günü görüşeceğiz” demek çok büyük bir hatadır. Çünkü çocuklar uzun vadeli sonuçları planlayamaz. Bu nedenle yetişkinlerin anlık davranışlarına ilişkin uzun vadeli sonuçlar hakkında bilgi verici ve rehber konumunda olmaları çocukların başarısını arttırır.”

    Başarısızlık Bir Deneyimdir

    Karne notlarıyla hedeflediği başarıyı tutturamayan öğrencilerin bu başarısızlık duygusundan deneyimle ayrılması, ne yapmamaları gerektiğini öğrenmesi için yine ailelerin rehberliği gerekiyor. Ailenin başarısızlığa değil nedenlerine odaklanarak çocuğu sorgulamaya yönlendirmesinin daha doğru bir davranış olacağını ifade eden Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, öğrenilmiş çaresizliğe de dikkat çekiyor. Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, bu kavramı şöyle açıklıyor: “Eğer çocuk gerçekten çaba göstermiş ve sınav kaygısı, stres, hastalık gibi sebeplerden süreci iyi yönetemediği için çabasını karne notlarına yansıtamamışsa öğrencinin “öğrenilmiş çaresizlik” hissetmesi olasıdır. Öğrenilmiş çaresizliği, bu durum özelinde çocuğun ne yaparsam yapayım başarılı olamıyorum duygusuna kapılmaması olarak açıklayabiliriz. Bu çok tehlikeli bir çıkarımdır. Çocuğun çalışmaya karşı motivasyonunu ileriye dönük ortadan kaldırabilir. Bu yüzden böyle bir durumun yaşandığını düşünüyorsanız, çocuğunuza notlarıyla ilgili tabloya gerçekçi bir yerden bakmasını sağlayın. Onun olumlu ve güçlü yanlarına dikkat çekin, çabasıyla gurur duyun. Sınav kaygısı gibi psikolojik bir sebebe bağlı başarı düşüklüğü için de profesyonel destek almaya yönlendirin.”

    Kıyaslama Yapmak Değersiz Hissettirir

    Ailelere çocuklarını asla başka çocuklarla kıyaslamasını öğütleyen Uzm. Klinik Psikolog Ceren Kurtay Doğan, “Karnelerin alınmasıyla birlikte notları iyi çocuklar da notları kötü çocuklar da olacaktır. Çocuğunuzu bireysel değerlendirin. Arkadaşlarıyla, kardeşleriyle, kısacası diğerleriyle karşılaştırmayın. Karşılaştırma, çocuğunuza kendini değersiz ve yetersiz hissettirir. Bu değersizlik hissi uzun vadede motivasyonunu olumsuz etkileyecektir. Çocuğunuz kendini başkalarıyla kıyaslarsa kendini değerlendirmeye yönlendirin, kendine odaklanmasını sağlayın. Başarı kişisel bir yerde kalırsa sağlıklı ve geliştirici olur. Ayrıca karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuza iyi ve verimli bir tatil imkanı sunmaya çalışın. Teknolojiden uzak, yaratıcılığını geliştiren etkinliklerle dolu bir program yapmaya gayret edin. Her yaştaki öğrenciye verilebilecek en yararlı öneri ise kendi ilgisine uygun kitap okumaktır. Değerlendirilmeden, sadece keyif için kitap okumayı başaran öğrenci hayatı boyunca onu geliştirecek bir alışkanlığın tohumlarını atmış olur” diyor.

    Tüp Bebek Otizm Riskini Arttırır Mı?

    0
    Tüp bebek tedavisiyle ilgili akılda tutulması gereken 10 gerçek

    Prof. Dr. Recai Pabuçcu Tüp Bebek İle Otizm Arasında Bir İlişki Olmadığını Belirtti

    Özellikle son dönemde tüp bebek tedavisinin artış göstermesiyle, tüp bebekteki başarı oranları ve doğan bebeklerin sağlık durumları da merak konusu oluyor. Doğal yollarla çocuk sahibi olamayan ve tüp bebek tedavisine başlayacak olan anne baba adayları için elbette ki en önemli kriter sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek. Bu sebeple, özellikle halk arasında yaygınlaşan doğru bilinen yanlışları açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Örneğin, halk arasında düşünülen, tüp bebeklerin otizmli olma riskinin daha fazla olduğu algısı hakkında; Centrum Clinic Kadın Sağlığı Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, tüp bebek ile otizm arasında bir ilişki olmadığını belirtiyor.

    Prof. Dr. Recai Pabuçcu
    Prof. Dr. Recai Pabuçcu

    Pek çok sebebe bağlı olarak, çocuk sahibi olmak isteyen çiftler her zaman doğal yollarla bunu sağlayamıyor. Bu durumda da, çocuk sahibi olabilmek için en etkili yöntem tüp bebek tedavisi haline geliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, günümüzde tüp bebek tedavisine başvuran çiftlerin sayısının gitgide arttığını belirtiyor ve tüp bebek tedavisine başlayan anne baba adaylarının en büyük endişesinin, doğacak bebeğin sağlığı olduğunu söylüyor. Tüp bebeklerde otizm riskinin olup olmadığı ise en en merak edilen konu.

    Tüp Bebek Otizm Riskini Arttırmıyor!

    Merak edilen tüp bebek ve otizm ilişkisi hakkında Prof. Dr. Recai Pabuçcu şöyle söylüyor:

    “Tüp bebeklerin otizmli olma riskinin daha fazla olduğu, halk arasındaki bir yanılgıdan ibaret. Yapılan araştırmalarda otizm ve tüp bebek konusunda herhangi bir ilişkiye rastlanmadı. Sadece otizm bazlı değil, tüp bebek olarak veya doğal yollarla dünyaya gelmiş bebekler arasında sağlık açısından herhangi bir fark yok. Tüp bebek tedavisinin doğacak bebekte görülebilecek herhangi bir hastalıkla veya sağlık sorunuyla ilişkisi bulunmuyor. Aksine tüp bebek yöntemi ile doğan çocuklarda genetik hastalıklara ve anne adayı açısından da hamilelik süresince karşılan hastalıklara çok daha az rastlanıyor. Bunun ilk sebebi tüp bebek için sağlıklı embriyoların seçilmesi ve bu süreçte anne adayının çok daha sık doktor kontrolünde olması sayılabilir. Sonuç olarak tüp bebek ne otizm ne de başka hastalıkların riskini arttırmaz.”

    Hamilelik Ve Doğum Sonrası Süreç Tamamen Aynı!

    Doğal yollarla dünyaya gelmiş bir bebek ile tüp bebek yöntemi ile dünyaya gelmiş bir bebek arasında hiçbir fark bulunmuyor. Tek fark gebelik sağlanana kadarki süreçte. Bundan sonra hamilelik dönemi de, doğum ve doğum sonrası süreç de iki durum için tamamen aynı ilerliyor. Dolayısıyla tüp bebek ile otizm arasında da bir bağlantı bulunmuyor. Prof. Dr. Recai Pabuçcu, belirli hastalıkların tüp bebek tedavisi ile ilişkilendirilmesinin yanlış olduğunun altını çiziyor ve ekliyor:

    “Tüp bebek veya doğal bebek diye bir ayrım diye bir şey sağlık olarak kesinlikle yok. Tüp bebek de doğal yollarla dünyaya gelmiş bebek de gebelik sağlandıktan sonra aynı süreçten geçer. Doğum sonrası da bir fark görülmez. Yani ne otizm ne de başka sağlık sorunları ile tüp bebek tedavisinin ilişkili olmadığını tekrar belirtmeliyim.”

    Doğru Postür İçin 6 Öneriye Dikkat Edin

    0

    Uzm. Dr. Arzu Sağtaş, Postür Bozukluğu Tedavisi Hakkında Bilgi Verdi

    Kişi bazen kendini ayna karşısında ya da bir fotoğraf karesinde; başı önde, omuzları yuvarlak, sırtı kambur, daha kısa, öne bükülmüş ve hantal bir görünümde bulabiliyor. Bu durum; uzun süre aynı pozisyonda çalışmak ve bacakları çaprazlayarak ara vermeden oturmak gibi eylemlerin, omurgayı yaralanmaya yatkın hale getirmesinden kaynaklanıyor.

    Uzm. Dr. Arzu Sağtaş
    Uzm. Dr. Arzu Sağtaş

    Duruş bozukluğuna; sırt, boyun ve belde başlayan ağrılar da eklenirse doğru postür açısından zaman kaybetmeden çözüm aramak gerekiyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Arzu Sağtaş, postür bozukluğunun nedenleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.

    Duruş Pozisyonu Omurga Sağlığını Etkiliyor

    Kas iskelet sisteminin, sabit ve hareket edilen anlarda değişen, dizilim ve düzenine ‘postür’ denilmektedir. Oyuncak lego bloklarının bile üst üste durması zor olabiliyorken, farklı geometrisi, bileşimi ve ağırlığı olan vücut bölümlerinin yerçekimine karşı hizalanmayı sağlayıp dengede kalabilmesi oldukça karmaşık mekanizmalarla mümkündür. Yani postür, vücudun yerçekimi ile dinamik dansıdır. İnsan yerçekimine karşı dik pozisyonda hareket etmek üzere tasarlanmış bir makine gibidir ve düzgün hizalanma sağlanmazsa eklemlerde aşınmalar başlar.

    Doğru Postür Organların Daha İyi Çalışmasını Sağlar

    Doğru duruş; ayakta durma, oturma, yatma veya hareket sırasında farklıdır. Örneğin ayakta dururken baş dik, göğüs ileride ve karın içe çekik şekilde olmalıdır. Bu estetik bir görünüşten çok vücut kısımlarının birbirleriyle ilişkilerini ayarlayan, organ, kol ve bacakların en az enerji tüketerek fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlayan bir duruştur. Bu sayede daha mutlu, güvenli, kontrollü, genç ve zarif görünmek mümkündür. Yerçekimine karşı daha az enerji sağlanır yani daha az yorularak hareket edilir. Spor yaparken veya müzik aleti çalarken daha iyi performans gösterilebilir. Doğru duruş, duygulanım ve hisleri etkilediği için ve kişilerin daha iyi hissetmesini sağlar ve doğru duruş ile organ sistemleri daha iyi çalışmaktadır.

    Doktor Kontrolünde Doğru Egzersiz Gerekli

    Fiziksel fonksiyon kaybı oluşturan bu durum; rehabilitasyon programı ile gergin kas gruplarının esnetilmesi, omurganın çekirdek kaslarının güçlendirilmesi ve eklemlerin yeniden doğru hizalanmasının sağlanması ile düzeltilmelidir. Dizilimi düzeltmeden yapılacak basit egzersizler ise problemin çözümü için yeterli olmamaktadır. Güçlü bir omurgaya tekrar sahip olmak için hızlı bir çözüm olmasa da kişiye özel doğru egzersizlerin yapılması 1-2 hafta sonunda etkisini gösterir. Bu süre içinde farkındalık, özveri ve tutarlılık şarttır.

    Doğru Postür İçin…

    1.  Ayakta, oturma ve yatma pozisyonunda omurgada bulunan fizyolojik eğriliklerin korunması için özen gösterilmelidir.
    2.  Uzun süre aynı pozisyonda kalınmamalıdır.
    3.  Ayakta kalma pozisyonu uzun sürecekse, tabure ile tek ayağa destek sağlanmalı, oturma pozisyonunda bel desteği konulmalı ve yatakta boyun çukurunu destekleyecek yastıkla yatılmalıdır.
    4.  Objeleri kaldırırken dizler hafif bükük olmalı, ağır objeler iki el kullanılarak ve vücuda mümkün olduğunca yaklaştırılarak taşınmalıdır.
    5.  Rahat ve giyip çıkarması kolay, taban desteği uygun ayakkabılar tercih edilmeli, uzun süreli ve sık sık yüksek topuklu ayakkabılar giymekten kaçınılmalıdır.
    6. Egzersizler düzenli yapılmalıdır.

    Basit Önlemler Hayat Kurtarıyor!

    0

    Gripten Korunmak İçin 8 Kritik Kural !

    Halk arasında ‘domuz gribi’ olarak bilinen H1N1 virüsünün de yer aldığı gribal enfeksiyonlar, son günlerde 7’den 70’e pek çok kişiyi etkisine alırken, özellikle kalabalık ve kapalı ortamlar bulaşma riskini çok daha artırıyor.

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar
    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar

    Acıbadem Altunizade Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar, her yıl kış aylarında artış gösteren ve son dönemde sıkça karşılaşılan gribal enfeksiyonların insandan insana öksürük ve hapşırıklarla havaya saçılan virüsler nedeniyle kolayca bulaştığını belirterek “H1N1’in de yer aldığı gribal enfeksiyonlar; yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı/tıkanıklığı, kuru öksürük, yaygın kas ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkarken, zatürreye varan ciddi hastalıklara yol açabiliyor” diyor. Hastalığın virüs bulaştıktan sonra 18-72 saat arasında ortaya çıktığını belirten Dr. Keramettin Şar, alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle gripten korunmanın mümkün olduğunu vurguluyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar, alınacak 8 kritik önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Kapalı Ve Kalabalık Ortamlarda Bulunmayın

    Özellikle okullar, kreşler, toplu taşıma araçları ve alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlar virüslerin kolayca bulaşmasına neden oluyor. Bu nedenle şart değilse kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçının. Bulunduğunuz ortamda pencereleri ara sıra açarak içeri temiz hava girmesini sağlayın.

    Birbirinizi Görünce Hemen Öpmeyin

    Virüsler havaya yayılan tükürük damlacıkları nedeniyle çok çabuk bulaştığından birbirinizi görünce hemen öpmeyin, uzaktan başınızla selam vermekle yetinin. Çok yakın mesafeden konuşmamaya özen gösterin. Hasta kişilerle de yakın temastan kaçının.

    Sağlıklı Beslenin

    Salgına karşı vücut direncinizin kuvvetli olması şart. Bu nedenle bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı beslenin. Kahvaltı başta olmak üzere ana öğünlerinizi geçiştirmeyin. Yumurta, balık, yoğurt, ceviz, badem, fındık, mevsim sebzeleri ve mevsim meyvelerini mutlaka düzenli tüketin. Dengeli ve kaliteli beslenin, bol su için.

    Düzenli Uykuya Dikkat Edin

    Gripten korunmak için sağlıklı beslenme ve hijyen kadar sağlıklı bir uyku da şart. Uykusuzluk bağışıklık sistemini zayıflatıp vücut direncini azaltarak birçok hastalığa zemin hazırladığı gibi, gribe de davetiye çıkarıyor. Bu nedenle en az 6 saat uyumaya özen gösterin.

    Grip Aşısı Olun

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar“Hamileler, 70 yaş üzeri yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve kalabalık ortamlarda çalışanlar (kışla, okul, hastane vb) her yıl grip aşısı olmalıdır. 50 yaş üzeri herkesin de zatürre aşısı olması gerekir. Zatürre aşısının iki çeşidi bulunuyor; eskiden 5 yılda bir yapılması gerekiyordu ancak son dönemde geliştirilen zatürre aşısını hayatınızda bir sefere mahsus yaptırmanız yeterli oluyor” diyor.

    Hareketsizlikten Kaçının

    Hareketsizlik kişinin bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalıklara zemin hazırlıyor. Hava soğuk da olsa haftanın 3 günü yarım saat tempolu yürümek bağışıklığı güçlendirip hastalıklardan korunmaya fayda sağladığından mümkün olduğunca yürüyüş yapmaya dikkat edin.

    Hapşırırken Mendil Kullanın

    Grip virüsleri ellerimizde, burun salgısında ve öksürüp hapşırırken etrafa yaydığımız partiküllerde yaşıyor. Bu virüsler etrafımızdaki eşyalarda, toplu taşıma araçlarındaki tutacaklarda, kapı kollarında hatta bir süre havada canlı kalıyor. Sağlıklı kişilere de solunum yolu veya göz mukozalarından giriyor. Bu nedenle ellerinizi sık sık sıcak su ve sabunla iyice yıkayın, öksürüp hapşırırken elinizin içini değil, tek kullanımlık kağıt mendil kullanın ve her kullanımdan sonra çöpe atın. Evde ortak havlu kullanmayın.

    Stresinizi Yönetmeyi Öğrenin

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Keramettin Şar “Yapılan bilimsel çalışmalar; stresin bağışıklık sistemini zayıflatarak gribe yakalanmayı kolaylaştırdığını ve birçok hastalığa zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Stresten uzak kalmak mümkün olmasa da, stresinizi yönetmeyi öğrenerek bağışıklık sisteminizin güçlenmesini ve gripten korunmayı sağlayabilirsiniz” diyor.