Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 52

    “İlişkisi İyi Gitmeyen İnsanların Trafikte Kaza Yapma Riski Artıyor”

    0
    İLİŞKİSİ İYİ GİTMEYEN İNSANLAR

    Psikoterapist Dr. Timur Harzadın, Radyo Trafik ortak yayınında ilişkisinde mutsuz olanların trafik kazası yapma riskinin fazla olduğunu söyledi. Harzadın ayrıca motosiklet kullanıcılarının alzheimer olma riskinin de düştüğünü belirtti.

    Radyo Trafik’te yayınlanan “Burcu Coşkunseda ile MotoKask” programına bu hafta Psikoterapist Dr. Timur Harzadın konuk oldu. Aynı zamanda bir motosiklet sürücüsü olan Harzadın, eşleri ya da sevgilileriyle sorunlu bir ilişki yaşayan insanların, trafikte araç kullanırken kaza yapma olasılığının daha fazla olduğuna dikkat çekti. Dr. Timur Harzadın, son yıllarda görülme sıklığı artan alzheimer hastalığının, motosiklet kullanan kişilerde görülme oranının az olduğunun altını çizdi.

    “İLİŞKİNİN NASIL GİTTİĞİ GÜNLÜK HAYATA DA YANSIR”

    Psikoterapist Dr. Timur Harzadın, özel hayatımızda yaşadığımız ilişkilerimizin sürüşümüze de etkisi olduğuna vurgu yaparak, “Beynimiz enerjisinin büyük bir kısmını romantik ilişkilere harcıyor. Eşiniz ya da sevgilinizle ilişkiniz iyi gidiyorsa, bunu hayatınızın diğer kısımlarına aktarabiliyorsunuz. İyi ilişkiye sahip olan insanların iş hayatı da başarılı olabiliyor. Sürüş konusunda da sıkıntı yaşamıyorlar. Bir insanın ilişkisi iyi gitmiyorsa hayatına da olumsuz yansır. Araç kullananlar insanların kaza yapma olasılığı artar. Konsantrasyon eksikliği yaşanmasından dolayı yola odaklanmakta zorluk yaşanabilir. Bu yüzden insanların ilişkilerini nasıl yaşadıkları önemlidir.” açıklamasını yaptı.

    “ZİHNİMİZ KARIŞIKKEN YOLA ÇIKMAYALIM”

    İnsan psikolojisinin kötü olmasının trafikte de bir takım riskler taşıdığını belirten Dr. Timur Harzadın, !Zihnimde işimle ilgili problemler yaşarken, araç kullanırken o anda önüme bir şey çıktı. Anında tepki vermem gerekirken karmaşık zihin nedeniyle geç tepki veriyorum ve kaza yapma riskim artıyor. Bu şekilde yola çıkan insanlar hem kendini, hem trafikteki diğer insanları riske atabiliyor. Zihnimiz karışıkken yola çıkmamak daha doğru bir yol olacaktır. Mümkünse kendimizi yatıştırdıktan sonra trafiğe çıkmalıyız. Bu sürekli hale geliyorsa profesyonel destek almalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

    “MOTOSİKLET KULLANICILARININ ALGILARI DAHA FAZLA”

    Motosiklet sürücülerinin kendilerini rahat, iyi, sakin, dingin hissettiklerini söylediklerini belirten Psikoterapist Dr. Timur Harzadın, bunun nedenleri üzerine düşünmeye başladığını belirterek, “Rüzgar, özgürlük hissi insanda bir rahatlık sağlıyor. Motorun titreşimi vücudunuzdaki kötü duyguları boşaltıyor. Motosiklet, otomobil sürmek gibi değil. Otomobil süren kişinin aklı başka yerlere gidebiliyor. Motosiklet sürücüleri, sadece sürüşe odaklandıkları için günlük hayatta da daha kolay olaylara odaklanabiliyor. Motosiklet sürücüleri direkt uzağa baktıkları için, kendilerini ve hayatı da gözlemleyebiliyorlar. Bu insanların algıları ve geleceği görme yetileri daha fazla oluyor.” ifadelerini kullandı.

    MOTOSİKLET KULLANMANIN GÜNLÜK YAŞAMA ETKİSİ

    “5 yıl sonra hayatın nasıl olacağını bazı insanlar düşünür, bazı insanlar düşünmez.” diyen Dr. Harzadın,   “Motosiklet sürücüleri sürekli ufuk çizgisine baktığı için bu tarz şeylere daha yatkın oluyor. Beynimiz, bir şeyi iyi yapıyorsak, bunu bir süre sonra hayatımıza da yansıtmamızı sağlıyor. Dengede durmak zorunda oldukları için günlük hayatta küçük kazaların önüne geçebiliyorlar.” şeklinde konuştu.

    “MOTOSİKLET SÜREN BİRİNİN ALZHEİMER OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK”

    Timur Harzadın, motosiklet sürmenin kişisel gelişim olarak da kullanılabileceğini belirtti. Motosiklet kullanmanın sosyal ve ruhsal anlamda birçok faydasının olduğunu kaydeden Dr. Harzadın, “Motosikletin kendine temas etmek, yeni insanlar tanımak, zorluklara dayanmak gibi faydaları var. Denge kurmak zorunluluğundan dolayı beynimiz çok aşırı çalışıyor. Sürekli beyin çalıştığı için yeni bağlantılar kuruluyor. Motosiklet süren birinin alzheimer olma ihtimali de çok düşük.” sözlerini sarf etti.

    “KENDİNE ZARAR VERMEK İÇİN DE TEHLİKELİ ARAÇ KULLANANLAR VAR”

    Araç kullanmanın bir başka psikolojik boyuntundan bahseden Dr. Harzadın, çarpıcı ifadeler kullandı:

    “Aşırı ruhsal problem yaşayan insanlar da daha riskli araç kullanıyor. “Ölsem de kurtulsam” düşüncesi olanlar, bunu kendi kendilerine yapmaktan korktukları için tehlikeli şekilde araç kullanarak kendilerine zarar vermeye çalışıyor. Bu düşünceye sahip insanların motosiklete binmemelerini, psikolojik destek almalarını öneriyorum.”

    TRAFİKTE NEDEN ÖFKELİYİZ?

    Psikoterapist Dr. Timur Harzadın, trafikte neden öfkeli davranıldığına ilişkin ise, “Trafiğe çıktığında insanlar kendi iç dünyasına dönmeye başlıyor. Bazı insanlar normalde sakinken trafiğe çıktığında daha gergin, öfkeli olabiliyor. Beynimiz trafikte bazı duyguları üretmeye, ya da onlarla bağ kurmaya başlıyor. Bu duygudan kurtulmanın yollarından biri, bu duyguyu diğer insanlara aktarmak. Tehlikeli araç kullanırken başkalarını öfkelendirmek insanları rahatlatabiliyor. Daha derin bakarsak, iç dünyamızdaki duyguları başkalarına transfer ediyoruz, bunlar da çocukluktan gelen duygular.” diye konuştu.

    Yeni Pantene Miracle Şampuan ve Keratin Koruyucu Maske ile 6 Aylık Yıpranmayı Tek Kullanımda Onarın!

    0
    pantene keratin

    Pantene, saçlarınızı onaran ve koruyan ürün yelpazesini keratin koruyuculu Miracle Şampuan Serisi ve Keratin Koruyucu Maske ile genişletiyor.

    Yaz aylarının zorlu koşullarında dahi her işlem görmüş saç tipinin ihtiyaçlarına cevap veren Miracle Şampuan Serisi ve saçınızı deniz, kum, güneş gibi yıpratıcı etkenlerden koruyan Keratin Koruyucu Maske ile saçlarınız dilediğiniz mükemmelliğe kavuşuyor.

    Günlük hayatın karşınıza çıkardığı yıpratıcı etkenler karşısında saç, yapısındaki keratin ve lipidler sayesinde sağlığını, gücünü ve esnekliğini korur. Saç yapısının yaklaşık %10’unu oluşturan lipidler saçın esnek bir yapıya sahip olmasını, bükülme ve gerilmelere karşı dayanıklılık göstermesini sağlarken saçın %90’ını oluşturan ve saçın güçlü bir dokuya sahip olmasını sağlayan keratin; saç yeterince beslenmezse zamanla biriken hasarın da etkisiyle kaybolmaya başlar. Karşılaşılan zorlayıcı koşullar arttıkça giderek daha fazla keratin ve lipid kaybı yaşayan saçlar, sağlıklı görünümlerini kaybederek kuru ve sert bir hal alır. 

    Yeni Pantene Gold Şampuan Serisi; Her Saç Tipi İçin Besleyici Bakım

    Pantene Gold Şampuan Serisi, işlem görmüş saçların farklı ihtiyaçlarına özel olarak geliştirilmiş formülleri ile saçı besler; saçın keratin ve lipid kaybetmesini önler. Pantene Gold Şampuan Serisi, içerdiği yüksek oranda besleyici bileşenler ve antioksidanlar sayesinde saçın yüzeyindeki keratin tabakasını etkili bir şekilde korur ve saçınızın güçlü ve sağlıklı görünümünü muhafaza eder. Sıradan bir şampuanla yaptığınız yıkamada dahi saçlarınız lipid kaybı yaşar. Bu kaybın önüne geçmek için Pantene Gold Şampuanlar, sahip oldukları patentli Gel network teknolojisi sayesinde lipidlerin yenilenmesine yardımcı olur. Saçların günlük strese ve yoğun tempoya karşı direncinin artmasını sağlar; kaybolan lipidleri saçlarınıza geri kazandırır.

    Pantene Gold Şampuan Serisi 3 Ayrı Ürün ile İşlem Görmüş Saçlar İçin Derinlemesine Koruma Sağlar

    Pantene Gold Şampuan Onarıcı ve Koruyucu; şekillendirme, kurutma, düzleştirme gibi her kadının sık sık uyguladığı işlemlerin saçlarda yarattığı etkinin giderilmesinde ve saçların hak ettikleri sağlıklı görünüme kavuşmasında etkilidir. Pantene Gold Şampuan Renk Koruma; boyalı saçlarda yaşanan keratin ve lipid kaybının önüne geçmek için hazırlanmış özel formülü ile boyalı saçların ihtiyaç duyduğu bakımı yapar, saçınız ne renk olursa olsun göz kamaştıran bir parlaklık sağlar. Pantene Gold Şampuan İpeksi Yumuşaklık; parlak ve esnek görünümünü kaybetmiş elektriklenen, donuk ve karmaşık yapıya sahip saçları zengin içeriği ile besleyerek saçınızın tam istediğiniz yumuşaklığa ve parlaklığa ulaşmasına yardımcı olur. 

    Pantene Keratin Koruyucu Maske ile Yıpranmanın Önüne Geçin!

    Yaz aylarının gelmesiyle birlikte saçlara uygulanan fön, düzleştirme, ağartma, boyama, şekillendirme gibi işlemler de artıyor. Güçlü saçlarıyla her an harika gözükmek isteyen kullanıcılar için tasarlanan Keratin Koruyucu Maske, saça uygulanan işlemler karşısında yoğun bakım ve koruma* sağlar, yalnızca 1 kullanımda 6 aylık yıpranmayı onarır. Pantene Keratin Koruyucu Maske mikro besleyiciler ile zenginleştirilmiş formülü sayesinde tarama, fırçalama ve şekillendirmeden kaynaklanan hasarın azaltılmasına yardımcı olur. İçeriğindeki bakım bileşenleri ile saçlarınızı hayalinizdeki pürüzsüz yapıya kavuşturan Keratin Koruyucu Maske, dolaşmaları ve sürtünmeyi azaltarak saçlarınızın her an düzgün ve sağlıklı gözükmesini sağlar. Saç tellerine derinlemesine nüfuz ederek her teli besleyen ve güçlendiren Keratin Koruyucu Maske, yaz aylarının yüksek temposunda dahi her gün harika saç günü yaşamanıza yardımcı olur.

    Basen Eritme Ameliyatı Sonrası Hamile Kalmak Tehlikeli Midir?

    0
    Basen eritme

    Basen eritme ameliyatı sonrası hamile kalmak mümkündür. Bu ameliyat hamile kalmak isteyen bireyler için risk teşkil etmez. 

    ClinicExpert Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Attilla Hacılar’a göre; Basen bölgesinde yoğun yağlanma yaşayan bireylerin hamile kalmadan önce bu ameliyatı olması hekimler tarafından önerilir. Çünkü yağ aldırma operasyonu yapılan vücut bölgelerinde tekrar kilo alma durumu oluşmaz. Alınan kilolar ameliyat bölgesi dışındaki bölgelerde birikir. Karın bölgesi dışındaki diğer vücut bölgelerinde gebelik sonrası bir deformasyon oluşmaz.

    Yağ aldırma ameliyatı sonrasında ortalama olarak 3-4 ay içinde gebelik için engel bir durum kalmaz. İyileşme dönemi sağlandıktan sonra hekime danışılarak sağlıklı bir gebelik süreci yönetilebilir. Ayrıca ameliyat sonrası hastaların beslenmesine ve spora çok dikkat etmesi gerekir.

    Basen Eritme Ameliyatı

    Basen eritme çoğu zaman bireylerin eritmekte en çok zorlandığı bölgedir.

    Basen bölgesi yağlanması genetik nedenler ve hareketsizliğe bağlı olarak görülür. Vücut tipine göre de bazen doğal yollardan basen eritmek zordur. Özellikle kalça ve bacak oranı gövde oranına göre geniş olan endomorfik bireylerde kilo verme süreci sabır ve zaman gerektirir.

    Ameliyat steril bir ortamda basen bölgesine kesi atılarak yapılır. Fazla olan yağ dokusu ince kanüller yardımı ile vakumlanarak çekilir. Basen bölgesindeki genişlik ve yağ miktarına göre ameliyat 2 seansa kadar uzayabilir. Ayrıca basen eritme ameliyatı sonrası hamile kalmak isteyen bireylerin, ameliyat öncesi yağ aldırma işlemi yaptırması yararlı olacaktır.

    Basen Bölgesi Yağlanma Nedenleri

    ClinicExpert Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Attilla Hacılar’a göre;  Vücutta en sık yağlanma görülen dokulardan biri de basen bölgesidir. Bu bölgeyi eritmek isteyen bireyler basen eritmek adı altında çeşitli yöntemlere başvururlar. Kadınlar için bazen hassas bir konu haline gelen basen yağlanması, özgüven üzerine de olumsuz etkileri bulunur. Ayrıca vücut estetiğini de bozması psikolojik etkilere neden olabilir.

    Basen bölgesi yağlanmasına neden olan durumlar ise yüksek şeker oranına sahip besinlerin tüketimi, sedanter yaşam tarzı, yağlı gıda tüketimi, fast food alışkanlığı ve zararlı alışkanlıklardır. Bu kontrolsüz yaşam tarzı dengelenmediği sürece bireylerde yağlanma artışı devam eder. Ayrıca fiziksel görünüm olarak güzel görünmek isteyen ve hamilelik düşüncesi olan bireyler için basen ameliyatı sonrası hamile kalmak herhangi bir risk oluşturmaz.

    Basen Eritme Hareketleri

    Basen eritme hareketleri yapan bireylerde etki süresi kişiden kişiye göre değişir. Ameliyat sonrası hastaların spor yapması ve beslenmesine çok dikkat etmesi gerekir. Hekimin önerilerine uyulmadığı durumlarda ameliyat bölgesi dışında tekrar yağ birikmesi oluşabilir. Ameliyat sonrası etkili ve kalıcı bir sonuç için kararlı ve sabırlı olunması gerekir. Ayrıca basen ameliyatı sonrası hamile kalmak isteyen bireyler için bu egzersizler, vücut estetiği ve farkındalığı açısından yararlıdır.

    Basen bölgesinin erimesi için çeşitli spor hareketleri bulunur. Basen bölgesi yağlanması için en etkili spor kardiyodur. Bunun dışında squat plank, köprü ve bacak egzersizleri, lunge ve tempolu yürüyüşte yağları eritmek için etkilidir. Bu aktiviteler ile birlikte bol su tüketimi de unutulmamalıdır.

    Basen Eritme Diyeti

    Basen eritme diyeti ameliyat sonrası spor ile birlikte uygulanmalıdır. Diyet için gerekli malzemeler genellikle bireyler için ekonomiktir. Diyetin sağlıklı bir sonuç vermesi için diyetisyen kontrolünde verilmesi gerekir. Çünkü diyetisyen, vücut kitle indeksi ve bireylerin sosyal yaşamına göre bir diyet listesi oluşturur. Basen ameliyatı sonrası hamile kalmayı düşünen bireyler, sağlıklı bir tedavi süreci geçirmek için bu durumlara çok dikkat etmelidir.

    Genel olarak basen eritme de kullanılan besinler yulaf, kuruyemişler, sebze ve meyveler gibi besinlerdir. Acı baharatlar da metabolizmayı hızlandırarak kilo verilmesinde etkilidir. Porsiyon miktarı bireyden bireye değişmek ile birlikte vücut kitle indeksi ve yaşam tarzına göre de diyet listeleri değişiklik gösterir.

    Basen Eritme Kürü

    Basen eritmek için bireyler çeşitli yöntemlere başvururlar. Bunlardan biri de beslenmeyle birlikte basen eritme kürü yöntemidir. Kilo vermek için kullanılan kürler tek başına diyet programı yerine geçmez. Diyet tedavisine destekleyici olarak verilir. Kürde daha çok yeşil bitkiler kullanılır. En çok brokoli, salatalık, ıspanak, yeşil elma, kuşkonmaz, havuç ve nanedir. Bunların dışında havuç, limon, kivi ve roka gibi meyve ve sebzeler de kullanılır.

    Kürlerin içeriği kişiden kişiye göre değişir. Alınması gereken saatler de kilo verme üzerinde etkilidir. Ayrıca basen ameliyatı sonrası hamile kalmayı düşünen bireylerin genel sağlık durumu için, bu kürlerden hekim onayı dahilinde kullanmasında sakınca yoktur.

    Basen Eritme Ameliyatı Öncesi

    ClinicExpert Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Attilla Hacılar’a göre;  Basen eritmek için yapılan ameliyat hastanın durumuna göre lokal veya genel anestezi altında uygulanır. Bu ameliyatı olmak için belirli bir protokollerin bireyler tarafından sağlanması gerekir. Ameliyat öncesi hastanın öyküsü iyi dinlenmeli ve altta yatan herhangi bir hastalığının olup olmadığı sorgulanmalıdır. Ameliyat yapılacak olan bölgenin ölçüleri alınmalı ve ne kadar yağ dokusu alınacağı hekim tarafından belirlenmelidir. Basen ameliyatı sonrası hamile kalmak isteyen bireyler ise durumlarını ayrıca hekime bildirmelidir.

    Hastalar ameliyat konusunda bilgilendirilmeli ve sağlık açısından risk oluşturan durumlar karşısında ameliyat konusunda cesaretlendirilmelidir. Yağ aldırma ameliyatları estetik operasyonları arasında yer alsa da dokulara invaziv bir girişim olduğu için travma oluşturma durumu hastalara ameliyat öncesi söylenmelidir. Oluşan travma dokulara cerrahi bir girişimle girildiği için oluşur. Yani komplike bir durum değildir ve görülmesi normaldir.

    Basen Eritme Ameliyatı Sonrası

    ClinicExpert Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Attilla Hacılar’a göre;  Başarılı geçen bir ameliyat sonrası en önemli dönem ameliyat sonrasıdır. Çünkü basen eritme ameliyatı, invaziv bir girişim olduğu için dokularda travma oluşturur. İyileşme süreci çeşitli etkenlere bağlı olarak değişir. Ameliyatın başarılı geçmesi ve sonrasında hastanın önerilere uyması iyileşme sürecini hızlandırır. Ayrıca korse kullanımı sarkmaları önler ve boşlukların toparlanmasına katkıda bulunur.

    Basen eritme egzersizleri ve iyi bir diyet programı bölgelerin tekrar yağlanmasını önler. Fiziksel olarak iyi bir görünüm isteyen bireyler için bu süreçler sabır ve kararlılık gerektirir. Basen ameliyatı sonrası hamile kalmayı düşünen bireyler için de bu süreçler geçerlidir. Ameliyat sonrası kalıcılığın hastaya bağlı olduğu unutulmamalıdır.

    Öğrencilerin Korkulu Rüyası: Sınavlar Uzmanından Sınavlarla Baş Etmenin 5 Etkili Yolu

    0
    ogrencilerin korkulu ruyasi sinavlar

    Sınavlar, birçok aile için stresli ve endişeyle geçen bir süreç.  

    Çok yoğun geçen sınava hazırlık dönemi sonucunda öğrenciler, öğrendikleri bilgileri sınav sırasında etkili bir biçimde kullanamama kaygısı yaşarken, aileler de onlara nasıl destek olmaları gerektiği konusunda endişeler yaşıyor. Yeni döneme planlı bir şekilde eksikleri tamamlayarak girmek sınav stresini azaltmada önemli etmen

    Online eğitim platformu GoStudent, hem öğrencilerin hem de ebeveynlerin bu kaygılarına psiko-pedagog ve okul motivasyonu uzmanı Brigitte Prot ile yardımcı oluyor. Prot, birebir özel eğitim ve eğitmen aracılığıyla sınavlarla baş etme konusunda öğrencilere nasıl yardımcı olabileceğinin 5 altın kuralını paylaşıyor. 

    1/ Yaşadığı zorluklar karşısında çocuğunuzu rahatlatmaya yardımcı olur

    Yalnızlık, günümüz öğrencilerinin en büyük düşmanıdır. Özellikle zorluklarla karşılaştıklarında ve artık bunlarla nasıl başa çıkacaklarını bilemediklerinde. Dışarıdan koçluk yapan özel bir öğretmenle desteklenen öğrenciler için bu özel öğretmenler, bir değerlendirici değil, öğrencilere süreçlerinde eşlik etmek ve onların eksik kaldığı konularda onları eğitmek için destekleyicidirler. Öğrenciler özel öğretmenleriyle yargılanma korkusu olmadan, zorlandıkları konular hakkında konuşurken daha rahatlar. Öğretmenler, öğrencilerin güçlü yanlarını ortaya çıkarmada ve eksik kaldıkları noktalarda da ihtiyaçları belirlemede önemli bir rol oynarlar. Bu nedenle birebir eğitim, öğrencilere süreçte eşlik etmek, güvenlerini yeniden kazandırmak için önemlidir.

    2/ Uygun bir eksikleri giderme programı oluşturur

    Özellikle yıl boyunca çalışılan kavramların tekrarlanması söz konusu olduğunda, nereden başlayacağını bilmek genellikle zordur. Tüm yılın konuları aşılamaz görünebilir. Birebir eğitim hem öğrenilenleri pekiştirmek hem de eksik kalınan noktalara odaklanmak için oldukça etkili olur. Sınavlarda ileriye dönük bakmak, bir eylem planının ilk adımıdır. Bunun için öğrencinin kendini güvende hissetmesi gerekir. Planlı bir program, stres olmadan kademeli olarak ilerlemelerini sağlar. İlk önce neyin öğrenilmesi gerektiğini ve neyin gerekli olduğu gözden geçirilmelidir. Eksik olan konular giderilmelidir. Bazı konular ise küçük hatırlatmalarla olması gereken noktaya gelir.  Birebir özel eğitim, başarı için bir çerçeve oluşturmuş olur. 

    3/ Örneklerle pratik yaparak kolay öğrenmelerine yardımcı olur

    Eksikleri tamamlama dönemi için teoriden pratiğe geçmek esastır. Pratiğe geçildiği zaman öğrenci daha kolay öğrenir ve sınavın somut sorularıyla bağlantı kurar. Böylelikle kendilerini daha kolay gözlemleyebilir ve hazırlayabilirler. Bu tarz bir eğitim öğrencilere kendilerini daha güvende hissettirir ve motivasyonlarını geliştirir.

    4/ Olabilecek bir sorunun önüne geçmeye yardımcı olur

    Eksikleri tamamlama döneminde öğrenci çözemediği bir problemle karşı karşıya kalabilir ve kendini başarısız hissedebilir. Bir sorunu kendi başınıza çözmeye çalışmak zaman kaybı ve motivasyon kaybına neden olabilir. Hatta öğrencilerin okuldan uzaklaşmasına bile sebep olabilir. Bu nedenle birebir çalışacağınız özel öğretmen her öğrencinin ihtiyaçlarına odaklanır ve derslerinde ilerleme kaydetmesine yardımcı olur. 

    5/ Özgüven kazanmasına yardımcı olur

    Bir spor koçu gibi, bir okul koçu da zihni eğitmek için hazırdır. Güvenilir ve ilgili bir üçüncü şahsa karşı desteklendiğini ve çalışmalarından sorumlu olduğunu hissetmek, öğrencilerin özgüven kazanmalarını sağlar.  Özel öğretmeninden her an yardım isteyebileceklerini bilmek onları rahatlatır. Buradaki en önemli nokta düzenliliktir. Düzenli olarak alınan dersler öğrencileri bir sonraki adıma ulaştırır.

    Belirti Vermiyor, Sinsi İlerliyor, Henüz İlacı Yok ve Ölümcül Olabilir! Karaciğerin Gizli Düşmanı: Nash!

    0
    Karaciger hastaligi Nash

    Uluslararası NASH Günü ile ilgili olarak 9 HaziranPerşembe günü 11:00-14:00 saatleri arasında Sepetçiler Kasrı’nda Uluslararası NASH Günü ile ilgili doktor ve hasta farkındalık buluşması gerçekleştiriyoruz. 

    Modern Çağın En Sinsi Hastalığı NASH, alkole bağlı olmayan iltihaplı karaciğer yağlanması olarak da bilinen dünyanın en yaygın kronik karaciğer hastalığı. Türkiye’de 20 milyon yağlı karaciğer hastası bulunuyor ve bunun en az 2 milyonu siroz riski taşıyan ‘NASH’ hastası.

    Henüz ilaç tedavisi olmayan ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen bu sinsi hastalık çocukları dahi tehdit edebiliyor. Çocukların yüzde 10’unda görülen yağlı karaciğer hastalığının ana nedeni sağlıksız beslenme ve hareketsizliğe bağlı obezite!

    Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilaç tedavisi için çalışmalar bulunuyor. Türkiye’de yapılan Faz 2-3 ilaç çalışmaları Marmara Üniversitesi Gastroenteroloji Enstitüsü Müdürü ve Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Yağlı Karaciğer Alt Çalışma Grubu Başkanı  Prof. Dr. Yusuf Yılmaz tarafından koordine ediliyor. 

    Dünyada ‘Tıp Bilimine Yön Veren 100 Türk’ arasında yer alan Prof. Dr. Yusuf Yılmaz ve NASH ile mücadele eden hasta ve hasta yakınlarının katılacağı buluşmada yanımızda yer almanızdan mutluluk duyarız. 

    Saygılarımızla,

    Etkinlik: Uluslararası NASH Günü

    Tarih: 9 Haziran 2022, Perşembe

    Yer: Sepetçiler Kasrı, Sarayburnu, Fatih

    Saat: 11:00-14:00

    Varis Hastalığı Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

    0
    varis tedavisi

    Varis hastalığı özellikle kadınlarda sık görülen bir toplardamar hastalığıdır. Bu hastalık hakkında da diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi kulaktan dolma bilgiler çok fazla.

    Varis sadece estetik bir sorun mudur ya da hayati risk oluşturan ciddi bir hastalık mıdır, varis tedavisinde tek çözüm ameliyat mıdır gibi akılları karıştıran soruların yanıtını Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk verdi. 

    1 – Varis, sadece estetik bir sorundur. 

    Yanlış. Varis, vücutta kanı dokulardan kalbe taşıyan toplardamarların bir hastalığıdır. Bu toplardamarlarda gelişen venöz yetersizlik denilen yetmezlik sonucunda oluşan damar deformasyonları varis olarak tanımlanabilir. Özellikle yerçekiminden en çok etkilenen bacak ve alt karın toplardamarlarında, çeşitli etkenlere bağlı olarak meydana gelen akım ve bunun sonucunda gelişen kalıcı yapı – şekil bozuklukları (genişleme, kıvrımlanma, kırılgan hale gelme gibi) ile karakterize olan varis, venöz yetmezlik dikkat edilmediği ve tedavi edilmediği takdirde çok ciddi sonuçlara neden olabilir.

    2 – Varislerde oluşan pıhtılar öldürücü olabilmektedir.

    Varislerde dolaşım, sağlıklı toplardamarlara göre bozuk karakterdedir ve bu durum, varisli damarlarda pıhtı gelişim riskini arttırır. Ancak varisli oluşan pıhtının akciğere atma ve hayatı tehdit etme ihtimali oldukça düşüktür. Akciğere atan ve öldürücü olabilecek pıhtıların kaynağı sıklıkla bacaklardaki yetmezlik olan ana toplardamarlardır. Çıplak gözle görülmeyen ve kaslar arasında yerleşmiş olan bu damarlarda pıhtı geliştiği zaman akciğere atma riski oldukça yüksektir.

    3 – Varis tedavisinde tek kalıcı çözüm ameliyattır.

    Son 20 senede teknolojinin tıp dünyasına kattığı yöntemlerden varis tedavisi de faydalanmıştır. Kronolojik sıralama ile sayacak olursak lazer, radyofrekans ve yapıştırıcı yöntemler ile ameliyatsız bir şekilde varislerin tedavi edilmesi mümkündür. Ancak hangi tedavi yönteminin uygulanması gerektiği hem hastalığın boyutuna hem de hastanın özelliklerine bağlıdır. Hastanın ve hastalığın durumuna, boyutuna göre ameliyat gerekebilir.

    4 – Sülük, varis kremi gibi yöntemler varis tedavisinde faydalıdır.

    Varis tedavisinde alternatif ve tamamlayıcı yöntemler, medikal tedavilere ek olarak kullanılabilirler. At kestanesi içerikli kremler, varis nedeni ile oluşan ağrı, şişlik gibi şikâyetleri azaltabilir fakat hastalığın tedavisine katkıda bulunmaz. Sülük tedavisinde ise yapılan sadece damarın içindeki kanın emilmesidir. Bu tedavi hastalığa hiçbir olumlu katkıda bulunmadığı gibi enfeksiyon riski de oluşturur.

    5 – Varis tedavisinde müdahale edilen damarlar, bypass için kullanılacak damarlardır. Varis tedavisinde, ileri dönemdeki bypass ameliyatlarında kullanılacak damarlar yok olur.

    Varis tedavisinde müdahale edilen damarlar yetmezlik gelişmiş, genişlemiş, yapısı bozulmuş damarlardır. Bu damarların bypass sırasında kullanılması zaten doğru değildir ve kullanılmamalıdır. Bununla birlikte işlem geçiren damarların diz altında kalan kısmı, göğüs içi ve kol atardamarları bypass sırasında kullanılabilecek diğer damarlardır. Sorunlu, varisli damarlarınızda yetmezlik varsa, tedaviden kaçınmak doğru değildir ve bypass için kullanılabilecek başka damarlar bulunmaktadır.

    6 – Köpük tedavisi varis tedavisi için yeterlidir.

    Halk arasında köpük tedavisi olarak bilinen skleroterapi, varislerde estetik amaçla kullanılan tedavi yöntemlerindendir. Cilt yüzeyinde görünen, estetik olarak kaygı yaratan damarlara uygulanan köpük tedavisinin medikal tedavi açısından bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Yetmezlik gelişmiş toplardamarlarda ilaç ve varis çorabı, lazer-radyofrekans-yapıştırıcı yöntemlerle tedavi ve ameliyat gibi medikal amaçlı tedavi yöntemlerinden biri kullanılmaktadır.

    Saç Dökülmesi Genetik Kaderiniz Değildir

    0
    saç dökülmesi

    Saç dökülmesi günümüzde kişilere özgüven kaybı yaşatan önemli sorunlardan biri. Saç dökülmesi problemi yaşayan bireylerin bu konuda bilgi sahibi olması ve doğru tedavi süreçleriyle ilerlemesi bu sürecin kellik ile sonlanmasını önlemeye yardımcı olabiliyor.

    Uzun yıllardır saç dökülmesi üzerine çalışan dermatolog Prof. Dr. Meral Şaşoğlu saç dökülmesini şöyle açıklıyor;

    “Saç dökülmelerinin %95’i Androgenetik Alopesi’dir (Erkek Tipi Saç Dökülmesi). Bu tip saç dökülmesi durumu, genetik yatkınlığı olan erkeklerde ve kadınlarda erkeklik hormonlarının saç köklerini baskılaması sonucu ortaya çıkar. Hormonal baskı yanında beslenmesi de bozulan saç folikülünün saç üretimi yavaşlar veya tamamen durur. Zamanla saçlar dökülür, yerlerine ince telli, açık renkli, solgun ve cansız saçlar çıkmaya başlar. İlerleyen zamanda bu saçlar da dökülerek kellik meydana gelir. Fakat unutmayın ki dökülme başladığı anda harekete geçmek ve dökülme sürecini sonlandırmak mümkündür. Doğru ürünler ve takviyeler ile tedavi sürecini başlatarak, saç dökülmesini genetik kaderiniz olmaktan çıkarabilirsiniz.”

    Saçlarda Şiddetli Yağlanma Yoğun Saç Dökülmesinin Habercisidir

    Saç Dökülmesini Kontrol Altına Aldığınızda Yağlanma da Durur 

    Prof. Dr. Meral Şaşoğlu dökülmenin neden kaynaklandığını ve nasıl bir süreç izlediğini bilmenin önemli olduğunu söylüyor ve süreci kısaca şöyle özetliyor;

    “Saçınız ne kadar çok yağlanıyorsa o kadar çok dökülür. Saçlarda ırsi dökülmeler, genellikle ergenlik döneminde yağlanma ile başlayan bir süreç oluyor. Genetik paterne göre yaş aralıkları değişse de saç dökülmesi aktivasyonu sürecine giren saçlarda, artan yağlanma saç dökülmesinin habercisidir. Uzun süreli dökülmeler sonucunda ise saçsızlık kaçınılmaz olur. Dökülmeyi durdurmak bu sürecin en önemli safhasıdır. Kısacası saç dökülmesi tedavisi sırasında yağlanmayı durdurduğunuzda dökülme kontrol altına alınmış demektir!”

    “Saç Kökleriniz Ölmedi, Sadece Uykudalar”

    Prof. Dr. Meral Şaşoğlu, saç köklerinin ölmediğini sadece uykuda olduğunu ısrarla vurguluyor. Uzun yıllar sürdürdüğü araştırmalar ve çalışmalar sonucunda; doğru ve doğal etken maddeleri bir araya getirerek uyuyan saç köklerinin uyanabileceğini, yeni ve sağlıklı saç yapımının aktifleşebileceğini, saçların kalınlaşıp gürleşebileceğini gözlemleyen Prof. Dr. Meral Şaşoğlu yoğun araştırma ve geliştirme süreçlerine eşlik eden bilimsel çalışmalar neticesinde geliştirdiği doğal içerikli formüllerden oluşan Folixir ürünlerinin 10 yıldan fazla süredir saç dökülmesi problemi yaşayan kişilerde bile yeni saç oluşumunu gözlemlendiğini dile getiriyor ve Folixir kullanımıyla elde edilen olağanüstü başarılı neticelerin hem klinik olarak gözlemlendiğinin hem de Fransa’daki bağımsız akredite bir kuruluş olan Bioalternatives Laboratories’de yapılan testlerle de ortaya konduğunun altını çiziyor.

    “Sentetik Etken Maddeler ile Dökülmeyi Durdurmak İmkansız”

    Prof. Dr. Meral Şaşoğlu bir anda piyasaya çıkan ve sözde ses getiren, sentetik içerikli ürünler hakkında da bizleri uyarıyor.  Minoxidil ve Finasterid gibi sentetik etken maddelerin saç dökülmesine kısa süreli çözümler üretiyor gibi görünse de uzun vadede daha hızlı dökülmelere ve yan etkileri sebebiyle ciddi sağlık sorunlarına yol açacağının altını çiziyor. Prof. Dr. Meral Şaşoğlu kullanılacak ürünlerin içeriğine dikkat edilmesinin saç dökülmesi tedavisinde önemli bir rol oynadığını ve bu sürecin bir tedavi süreci gibi düşünülmesinin en doğrusu olduğunu vurguluyor.

    Medikal Estetik Uygulamalarıyla Zahmetsiz Güzellik Ve Tedavi Çözümleri Mümkün!

    0
    medikal estetik

    Gelişen teknoloji ve yeni tekniklerle çeşitlenen medikal estetik uygulamaları yaz gelirken yenilenmek isteyenler için arzu edilen görünüme kolayca kavuşmayı sağlıyor.

    Bu işlemlerin hızlı ve doğal sonuçlar sağlaması nedeniyle birçok kişinin medikal estetik uygulmalarına sıcak baktığının altını çizen Vanity Estetik Kurucu Ortağı Op. Dr. Güray Yeşiladalı “Ortalama 20 dakika gibi bir sürede uygulanan bu işlemler, etkilerinin anında görülmesi ve doğal sonuçlar yaratması sebebiyle talep görürken bazı işlemler ise tedavi amaçlı tercih ediliyor” dedi.

    Yaza yenilenerek girmek için arayışların başladığı ve diyet listelerinin yeniden gün yüzüne çıktığı bahar aylarında medikal estetik uygulamaları da en çok araştırılan ve zahmetsizce güzellik kapılarını aralayan işlemlerin başında geliyor. Daha genç ve iyi görünüme sahip olmak isteyenlere pratik çözümler sağlayan medikal uygulamalar, kısa sürede yarattıkları doğal etkiler nedeniyle yaz aylarına arzu edilen görünümle ulaşmayı mümkün kılıyor.

     “Better You” mottosu ile dünyada ve Türkiye’de ulaşılabilir lüks seviyesinde estetik ve güzellik çözümleri sunan Vanity Estetik yaza yenilenerek başlamak isteyenler için haziran sonuna kadar yaptırılacak medikal işlemlerde 2. uygulamadan itibaren %30 indirim fırsatı sunuyor.  Vanity Estetik’in kampanyası botoks, göz altı ışık dolgusu, burun dolgusu, dudak, jawline (çene dolgusu) gibi çeşitli medikal işlemleri kapsıyor.

    Hızlı ve doğal güzellik dokunuşları

    Alanında uzman güçlü doktor kadrosu, estetik ve güzellik alanında sunduğu çözümler ve hasta odaklı hizmet anlayışı ile öne çıkan Vanity Estetik’in Kurucu Ortağı Op. Dr. Güray Yeşiladalı, medikal işlemlerin yoğun ilgi görmesinin nedenini şöyle açıkladı:

     “Küçük dokunuşlarla hızlı sonuçlar sağlaması nedeniyle birçok kişi medikal estetik uygulamalarına sıcak bakıyor. Son dönemlerde en yoğun talep gören botoks, göz altı ışık dolgusu, burun dolgusu, dudak ve  jawline dolgusu gibi işlemler ortalama 20 dakika kadar bir sürede uygulanabiliyor ve kişi günlük hayatına hemen devam edebiliyor.

    Sonuçların da kısa sürede görülmesi özellikle hızlı çözüm arayışında olanlar için avantaj sağlıyor. Bu işlemlerin sağlığa zararlı, risk taşıyan bir yanı olmaması talep görmesinde en büyük etken. Aynı zamanda doğal sonuçlar elde edilmesi tercih sebeplerinin başında geliyor.”

    Uygulamaların sadece güzellik için değil tedavi amaçlı da tercih edildiğine değinen Yeşiladalı, botox işleminin sadece kırışıklıkları  azaltmak için değil, terleme, migren ve diş sıkma gibi problemlerinin çözümü için de kullanıldığını vurgulayarak, “Dolgu işlemleri iseacısız basit yöntemlerle çöküntüleri, şekil ve simetri bozukluklarını düzeltmek için uygulanabiliyor” dedi.

    Yeşiladalı, sürekli yorgun bir görünümden şikayet edenlerin en çok başvurduğu uygulama olan göz altı ışık dolgusunun yüzdeki silinmeyen yorgun ifadeyi ortadan kaldırarak canlı bir ifade sağladığını belirtti.

    Son dönem en çok tercih edilen medikal uygulamalar:

    Botoks: Kırışıklıklar, terleme, migren ve diş sıkma gibi problemlerin giderilmesi için yapılan bir enjeksiyon işlemi olan botoks, basit ve acısız bir uygulama yöntemidir.

    Mimiklerinizi koruyarak genç görünmenizi sağlayan botoks en çok kırışıklıklar için tercih edilen bir yöntem olsa da migren, aşırı terleme ve diş sıkma şikayetleri için de tercih edilen bir tedavidir.

    Botoks işlemi ile özellikle düzenli olarak yaptırıldığında; terleme oranınız normal seviyeye düşer, migren ağrıları azalır ve ortadan kaybolur, diş sıkma problemi ortadan kalkar. Üstelik botoks uygulamasını düzenli yaptırarak kırışıklıkların derinleşmesi engellenebilir.

    Dolgu: Dolgu işlemi yüzün belirli bölgelerindeki; çöküntüleri, simetri bozukluklarını düzeltmeye yarayan bir uygulamadır. Dolgu işlemi ile dudak, çene, elmacık kemikleri ve jawline bölgelerinde dolgunluk sağlanabilir.

    Nasolobial bölge, alın, göz çevresi ve kaş arası gibi bölgelerde yaşlanmaya bağlı çöküntüler ve çizgiler doldurulabilir hatta burundaki ameliyat gerektirmeyen kusurlar kapatılabilir.

    Yüzdeki asimetrik düzen ortadan kaldırılabileceği dolgu işlemiyle ayrıca el, ayak ve boyun bölgesindeki yaşlanmaya bağlı deri deformasyonları iyileştirilebilir. Ruj, porselen makyaj ürünleri, dolgunlaştırıcı yağlar ve kremler birçok dolgunlaştırıcı ürünün yaratamayacağı etkiyi; kalıcı, tatmin edici ve simetrik olarak sağlar.

    ● Göz altı ışık dolgusu: Göz altı ışık dolgusu, cilt dokusunun sıvı seviyesini arttırarak; cildin esnekliğini, sıkılığını, pürüzsüzlüğünü, ışıltısını sağlayan bir uygulamadır. Hyaluronik asit, vitamin, protein, aminoasit kombinasyonundan oluşan bu dolgu, göz altındaki koyu halkaları ve çöküntüleri, göz altı çevresinde gerekli oranda bir yükseltme sağlayarak ortadan kaldırır ve yapıldığı bölgeden dolayı uzun süreli kalıcılığa sahip bir işlemdir. Göz altı ışık dolgusu, yüzdeki yorgun görünümü ortadan kaldırarak; yüze daha canlı bir ifade kazandırır.

    ●Burun dolgusu, Ameliyatsız burun estetiği, sadece enjeksiyon yöntemiyle cilt dolgu maddeleri kullanarak acısız ve basit yöntemlerle burundaki şekil bozuklarının giderilmesine yardımcı olur.

    Burunda küçük çökmeler, şekil bozuklukları olduğu veya küçük çıkıntılı bir buruna sahip olunduğu durumlarda tercih edilir. Hastanın burnunda istenen görünümü sağlamak için belirlenen özel alanlara dolgu yapılır.

    Örneğin, burun ucu dolgusu bu işlemlerden bir tanesidir. Burnunda küçük değişikliklerle burun şekillerinden memnun olabilecekler kişiler için iyi bir seçenektir. Burun dolgusu işlemi sonrasında kısa süre içerisinde istenen görünüm elde edilir. Doğal sonuçların elde edildiği ve günlük hayatı etkilemeyen kısa süreli bu işlem sonrasında hastaları memnun edecek başarılı sonuçlara ulaşılır.

    ● Jawline: Jawline dolgu uygulaması ile, keskin bir çene hattı ile hem yüz simetrisini güzelleştirmek hem de daha genç bir görünüme kavuşmak mümkündür. Çene dolgusu olarak da bilinen jawline dolgu, çeneye istenilen formun verilmesinde kullanılanır.

    Dünyada ve ülkemizde en çok tercih edilen  medikal estetik uygulamaları arasında yerini alan jawline (çene dolgusu), çenede yaşlanmaya bağlı olarak oluşan hacim kayıplarını gidermek, çene ucunun geride kalması, simetrisini kaybetmesi, sivri ya da geniş olması gibi kişinin görünümü ile ilgili şikayetler için etki bir çözümdür.

    Uyutmayan ve İlaçla Geçmeyen Kemik Ağrılarını Hafife Almayın!

    0
    kemik agrilari

    Kemik ağrıları her insanın hayatında bir veya birkaç defa başına gelen ve çoğu zaman önemsenmeyen rahatsızlıklardır.

    Özellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde giderek artan, istirahat etmekle ya da ilaç içmekle geçmeyen, gece uykudan uyandıran ağrılarda mutlaka daha dikkatli olunması uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Koray Başdelioğlu, bu ağrıların büyüme ağrıları ile karıştırılabileceği ve bu nedenle tanı koymada geç kalınabileceğini de vurguladı.

    Kemiği oluşturan hücrelerde başlayan ve tıp dilinde “osteosarkom” olarak adlandırılan kötü huylu kemik kanserleri çoğunlukla 10-14 yaş arası ve 65 yaş sonrası görülüyor. Uyluk ve kaval kemiğinin diz eklemini oluşturdukları kısımda görülen kötü huylu bu tümörlerin sıklıkla büyüme döneminde görüldüğüne dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Koray Başdelioğlu, bu nedenle ağrıların büyüme ağrıları ile karıştırılabildiği ve bu durumun da tanı koymada geç kalınmasına sebep olabileceğini sözlerine ekledi.

    Oldukça agresif seyirli bir tümör olan osteosarkom için erken tanı, uygun tedavi ve düzenli takibin çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Koray Başdelioğlu, “herhangi bir travma olmadan gelişen, genellikle aynı bölgeyi tutan, istirahat etmekle ya da ilaç içmek ile geçmeyen bu ağrılarda zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekir” diye konuştu.

    NADİR ANCAK AGRESİF 

    Ostesarkomun diğer tümörlere göre daha nadir görüldüğünü hatırlatan Doç. Dr. Başdelioğlu, “Tüm kanserlerin yüzde 0.2 ila yüzde 1’ini, çocukluk çağı kanserlerinin ise yüzde 2.4’ünü oluşturuyor. Görülme sıklığı yılda milyonda 4-6 oranında gerçekleşiyor. Nadir görülmesine karşın ostesarkomun agresif seyirli ve metastaz yapma eğilimleri yüksektir. Öte yandan yüzde 20-25 hastada radyolojik olarak ortaya konulabilen metastaz bulunuyor. En sık akciğerlere (%80) metastaz yapar. İkinci en sık metastaz yaptığı yer ise başka kemik bölgeleridir.”

    GENETİK YATKINLIK ÖNEMLİ 

    Osteosarkomun oluşumundaki etkenlerinin henüz net olarak bilinmemekle birlikte belli başlı bazı risk faktörlerinin hastalıkla bağlantısı olduğu düşünülüyor. Tanımlanmış genetik faktörlerin, risk faktörleri içinde yer aldığını söyleyen Doç. Dr. Koray Başdelioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Retinablastom ve p53 tümör supresör genlerin osteosarkom oluşumunda etkili olduğu ortaya kondu. Ayrıca Li-Fraumeni, Rothmund Thomson, Bloom ve Werner sendromlarında osteosarkom görülme riski artmaktadır. Ayrıca özellikle sekonder osteosarkomda olmak üzere Page hastalığı, kondrosarkom ve daha önce uygulanan radyoterapi gibi etkenler de osteosarkom gelişimine sebep olabilmektedir.”

     “KEMİK TÜMÖRLERİ FARK EDİLİLEBİLİR BOYUTA GELENE KADAR BELİRTİ VERMEYEBİLİYOR

    Genetik faktörlerin dışında cinsiyet, ırk ve etnik yapı farklarının da önemli risk faktörleri arasında bulunduğuna değinen Doç. Dr. Başdelioğlu, osteosarkomun erkeklerde kadınlara kıyasla ortalama 1.5 kat daha fazla görüldüğünü ayrıca siyahi/esmer ırklarda beyaz ırka göre daha yaygın olduğunu vurguladı.

    Kemiklerde görülen tümörler çoğunlukla iyi huylu olduğunu ve belirti vermediklerinden sıklıkla başka nedenlerle çekilen röntgen, MR veya tomografi incelemelerinde tesadüfen tespit edilebildiğini ifade eden Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Koray Başdelioğlu, “Osteosarkomun tanısı hastanın klinik öyküsü, fizik muayenesi ve gerekli radyolojik tetkiklerin değerlendirilmesi ile konur. Radyolojik tetkik olarak ilk planda röntgenler değerlendirilir. Röntgenler tanı için oldukça yararlıdır. Ayrıca tüm kemiği de içine alacak şekilde kontrastlı MR tetkiki tümörün yayılımı, çevre yumuşak doku, damar ve sinir yapıları ile ilişkilerinin değerlendirilmesi ve skip metastazların (aynı kemik içinde farklı bölgeye yayılma) olup olmadığının değerlendirilmesi açısından gereklidir. Akciğer yayılımının olup olmadığının ortaya konulması için toraks tomografisi ve tüm vücut kemik taraması yapılır” dedi.

    TEDAVİDE SON YILLARDA YÜZ GÜLDÜRÜCÜ SONUÇLAR ALINABİLİYOR

    Osteosarkom tedavisinde son yıllarda çok büyük gelişmeler kaydedildiğinin altını çizen Doç. Dr. Başdelioğlu, “Gerekli tetkiklerin incelenmesi ve biyopsi ile tanının kesinleştirilmesinden sonra tedavi ortopedik onkoloji, onkoloji, radyoloji, radyasyon onkolojisi ve patoloji bölümlerinin multidisipliner çalışmayla bir araya geldiği tümör konseylerinde değerlendirilir” diye konuştu.

    Tedavinin cerrahi öncesi kemoterapi, cerrahi ve cerrahi sonrası kemoterapi olmak üzere üç aşamalı bir yöntemle yapıldığına değinen Doç. Dr. Başdelioğlu, “Yakın geçmişe kadar tek tedavi, cerrahi yolla tümörlü uzvun alınması yani ampütasyondu. Ancak günümüzde cerrahi için mümkün olan her durumda uzuv koruyucu cerrahi tedavi uygulanıyor. Cerrahi öncesi kemoterapi uygulanması sonrası uzvu koruma oranları %90’ların üstündedir. Kanser daha önce yapılan biyopsi yolu da dâhil olmak üzere, hiç tümör dokusu görülmeden ve tümörün içine girilmeden çevresinde belli bir miktar temiz doku olacak şekilde tek parça halinde çıkarılır. Oluşan defekt ise tümör lokalizasyonu ve hastanın değerlendirilmesi neticesinde biyolojik olan ve biyolojik olmayan yöntemlerle rekonstrükte edilir. Böylelikle 5-10 yıllık sağ kalım oranları cerrahi öncesi ve sonrası kombine kemoterapi alan hastalarda geçmişe oranla yüz güldürücü oranlara ulaştı” diyerek sözlerini noktaladı.

    Tüp Bebek Tedavisinde Cinsel Perhiz Süresine Dikkat Edilmeli!

    0
    tup bebek

    Gelişen tedavi yöntemleri, çocuk sahibi olmak isteyen ailelere umut kaynağı oluyor.

    Çocuk sahibi olma hayaliyle tüp bebek merkezlerine başvuran adayların ise yaklaşık yüzde 35 ‘inde hem kadın hem erkek kaynaklı bozukluklara rastlanıyor. Bu kapsamda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, birden fazla tüp bebek tedavisi denemesine rağmen gebelik elde edemeyen çiftlerin, tedavi sürecinde cinsel perhiz süresine dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. 

    Doğal yollar ile gebe kalamayan çiftlerin uyguladığı tüp bebek tedavisi ile her yıl milyonlarca çift çocuk sahibi oluyor. Sağlıklı ve doğal beslenme, düzenli ilaç kullanımı gibi faktörler tedavinin başarılı sonuçlanmasını etkilerken, bunların yanı sıra çiftlerin akıllarındaki soruların başında “Tüp bebek tedavisinde cinsel perhiz süresi olmalı mı? geliyor. Bu kapsamda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman konu ile ilgili açıklamada bulundu. 

    Cinsel Perhiz Süresi Tedavi Başarısını Etkiliyor!

    Tüp bebek tedavinde başarıya ulaşmak için hem anne hem de baba adayının uyması gereken unsurlar, sağlıklı bir gebelik için belirleyici rol oynuyor. Tedavi sırasında sperm kalitesinin etkileyici bir faktör olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yücel Karaman, “Tüp bebek planlamasında cinsel ilişki yaşamanın herhangi bir sınırlanması bulunmuyor. Ancak tedavi sırasında gebelik şansının artması için çiftlerden belirli bir süre cinsel perhiz yapmalarını öneriyoruz. Çünkü, tüp bebek tedavisinde babanın sperm kalitesinin artması, başarı için önem taşıyor ve genellikle yumurta toplama gününde 2-7 gün arasında cinsel perhiz süresi, hareketli ve normal şekilli spermin seçilmesi için uygun oluyor. Anne adayına verilen ilaçlar yumurtaları etkilediği için bu süreçte yumurta büyümesi ve toplama işleminin başarılı bir şekilde sonuçlanması için cinsel ilişkiye ara verilmesini öneriyoruz” dedi.