Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 68

    İnsülin Direncini Kontrol Altına Alın!

    0
    İnsulin Direnci

    Vücudun yeterince insülin üretmemesi ya da hücrelerin insülini düzgün kullanamaması durumu olan insülin direnci, toplumda birçok kişiyi etkiliyor.

    Kanser, obezite, tansiyon, diyabet, karaciğer yağlanması gibi pek çok ciddi hastalığa davetiye çıkaran insülin direnci, kişilerde kilo verememe durumunun arkasında yatan önemli bir sağlık sorunu olarak da yer alıyor.  Bu kapsamda yaşam tarzında bazı değişiklikler yaparak insülin direncinin dengelenebileceğinin altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hamit Çelik, “Obezite ve aşırı kilolu kişilerin büyük çoğunluğunda insülin direnci oluşuyor. Pankreas, zamanla insülin salgılama yeteneğini kaybettiğinde ise kişilerde Tip 2 diyabete davetiye çıkıyor. Bu durumun şeker hastalığına dönüşmemesi için kişinin ideal kiloya ulaşması gerekiyor. Bu yüzden insülin direnci olan hastalara su diyeti tedavisi ile insülin direncini kontrol altına alıyor ve hastanın ideal kiloya ulaşmasını sağlıyoruz’’ dedi.

    Dr. Hamit Çelik

    Tanı kriterine bağlı olarak obezite olan kadınlarda yüzde 44, çocuk ve gençlerin ise yüzde 33’ünde insülin direnci ortaya çıkıyor. Hareketsiz yaşam tarzı, genetik diyabet öyküsü, obezite, aşırı miktarda karbonhidrat tüketimine bağlı olarak gelişen insülin direnci tedavi edilmediğin de birçok sağlık problemiyle birlikte tip 2 diyabetin oluşmasına zemin hazırlıyor. Bu kapsamda kilo almanın kontrol edilememesi, yorgunluk hissi, bel çevresinin giderek genişlemesi, devamlı uyku hali gibi belirtilerin insülin direncinin belirtileri arasında yer aldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hamit Çelik, su diyeti ile insülin direnci tedavisi ile ilgili bilgiler verdi. 

    Fazla Kiloya Dikkat!

    Özellikle bel çevresinde aşırı yağ birikmesi, fazla kilo ve obezite diyabete davetiye çıkaran nedenlerin başında geliyor. Bu yüzden insülin direnci olan hastalara uygulanan su diyeti tedavisinin hızlı ve kalıcı kilo kaybını sağladığını belirten Dr. Hamit Çelik, ‘’Vücudumuza fazla besin alındığında, birikinti oluşturur. Sürekli sindirimi denetlemek, metabolik atıkları uzaklaştırmak, atılamayanları depolamak ve görevli organları yönlendirmek bağışıklık sistemini çok meşgul ettiği için hastalıklara karşı direnç gösteremez. Su diyetinde, yani bedene dışarıdan herhangi bir besin gelmediğinde bağışıklık sistemi sindirimle uğraşmaktan kurtulur, bütün gücünü vücudu temizlemeye yöneltir. 60-90-120 günlük periyotlarla uygulanan su diyeti, hastaların hızlı ama kalıcı kilo vermesini sağlıyor. Çünkü yemek düzeninde hiçbir şekilde karbonhidratlı besin eklemiyoruz. Bu yüzden hasta belli bir süreden sonra karbonhidrat yememeye alışıyor. Sadece su ve yanında ek olarak verdiğimiz besin ile süreci tamamlıyoruz. Bu süreçte vücuttaki atık maddeler, parazit ve mantarlar atılıyor. Bağırsaklar temizleniyor ve yağ yakımı hızlanıyor’’ dedi.

    Covid-19, Sinir Sistemini De Vuruyor

    0
    Covid-19 sinir sistemi

    Ağır vakalarda %30 oranında hastada sinir sistemi etkilenebiliyor

    Ağır seyreden Covid-19 vakalarında ortalama %30 oranında hastada geçici ya da kalıcı sinir sistemi etkilenmesi görülebiliyor. Koronavirüsün özellikle koku yolları üzerinden beyne ulaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Koronavirüs, koku duyusu ile ilgili bölge ve özellikle frontal lopta, limbik sistemde, beyin sapında etkisini göstermektedir.” dedi. Prof. Dr. Bozbuğa, özellikle beyin ve sinir sisteminin korunmasında kronik hastalıkların tedavilerinin aksatılmaması uyarısında bulunuyor.

    2008 yılından bu yana her yıl Mart ayının üçüncü haftası, başta Society for Neuroscience ve Dana Foundation olmak üzere sinirbilimle ilgili uluslararası kuruluşlar öncülüğünde Beyin Farkındalığı Haftası olarak kutlanıyor. Bu özel haftada sinirbilimin dünyada daha iyi tanıtılması, öneminin anlatılması hedefleniyor.

    prof.Dr. Mustafa Bozbuğa

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, iki yıldan bu yana etkisini sürdüren Covid-19 pandemisinin beyin sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

    Covid-19 tüm sistemleri etkiledi

    İki yıldan bu yana süregelen Covid-19 pandemisinin, kuşkusuz sağlığımızı pek çok bakımdan olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Sistemik bir hastalık olan Covid-19 başta akciğer – solunum sistemi, mide-bağırsak sistemi olmak üzere vücutta işlevsel olan tüm sistemleri etkilemektedir. Covid-19, merkezi (beyin ve omurilik) ve çevresel (sinir ağları, çevresel sinirler) sinir sistemini de çeşitli mekanizmalar ile etkilemektedir ve sinir sisteminin tutulumu klinikte pek çok farklı klinik belirti ve bulgular ile ortaya çıkmaktadır.” dedi.

    Kronik hastalıkların takibi zorlaştı

    Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, “Bunun yanında, pandeminin yarattığı belirsizlik ve korku ortamı ile birlikte zorunlu olarak uygulanan tedbirlerin sonucunda ortaya çıkan psikolojik etkiler; sağlık hizmetlerinin uygulanmasında Covid-19’un öncelenmesiyle diğer hastalıkların tanısında ve tedavisinde aksamalar; kronik hastalıkların takip ve tedavilerinin arka planda kalması ile özellikle yaşlı nüfusta sağlık sorunlarının karmaşık bir hâl alması ve tedavisiz kalabilmesi önemli toplum sağlığı problemleri olarak ortaya çıkmıştır.” diye konuştu. 

    Koronavirüs beyne koku yolları üzerinden ulaşıyor

    Özellikle ağır seyreden Covid-19 seyrinde klinik olarak geçici ya da kalıcı sinir sistemi etkilenmesinin ortalama %30 (%26-70 arasında değişen oranlar bildiriliyor) oranında hastada görüldüğünü kaydeden Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, şunları söyledi:

    “Hastalığın sinir sistemini tutması ya koronavirüsün beyne ulaşmasıyla beyin hücrelerinde de bulunan ACE2 reseptörleri üzerinden doğrudan ya da virüs etkisiyle organizmada gelişen çeşitli etkileşimler ve mekanizmalar ile dolaylı yollardan oluşmaktadır. Koronavirüs özellikle koku yolları üzerinden beyne ulaşmakta ve koku duyusu ile ilgili bölgeyi ve özellikle frontal lopta, limbik sistemde, beyin sapında etkisini göstermektedir. 

    Sitokin fırtınası, bazen kafa içinde beyin dokusunda etkili oluyor

    Tutulum virüsün doğrudan etkisi yanında virüse karşı gelişen immünolojik yanıt ile de olmaktadır; Covid-19’da gelişen sitokin fırtınası, bazen kafa içinde – beyin dokusunda da etkili olmakta ve normalde beyin dokusuna giriş için engel oluşturan kan – beyin bariyerinin bozulmasına ve böylece hastalığın beyne ulaşmasına fırsat vermektedir; bu hastalarda beyinde ve beyin omurilik sıvısında virüs bulunmaktadır, beyinde etkili nöromodülatörler gibi çeşitli kimyasal aktif maddelerin düzeyleri değişebilmektedir. Bu durumda beyin ve beyin zarlarının etkilenmesiyle ensefalopati, örneğin akut nekrozitan ensefalopati, sekonder hemofagositik lenfohistiyositoz gibi viral hastalıklar ortaya çıkmaktadır.”

    Beyin damar tıkanıklıkları oluşabiliyor

    Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, klinik tabloda şiddetli baş ağrısı, yüksek ateş, bilinç düzeyinde bozulma ve koma, epilepsi atakları, nörolojik fonksiyon kayıpları gibi belirti ve bulgular bulunduğunu belirterek “Covid-19’da en yaygın tutulan solunum sistemi ile birlikte kalp tutulumunun da olması ve beyin kanlanmasının ve oksijenlenmesinin bozulması da beyin işlevlerini etkilemektedir. Covid-19’un seyrinde yaygın rastlanan bir başka nörolojik tutulum da kan pıhtılaşma mekanizmalarının bozulması ile beyin damar tıkanıklıkları ve enfarktlarının olmasıdır.” uyarısında bulundu. 

    Sinir sistemi tutulumlarında bu belirtiler ortaya çıkıyor

    Prof. Dr. Mustafa Bozbuğa, sinir sistemi tutulumu olduğunda ortaya çıkan belirti ve bulgularla ilgili olarak da şunları söyledi:

    “Etki mekanizmasına ve hastalığın derecesine bağlı olmak üzere klinik tabloda genellikle şiddetli baş ağrısı, bulantı ve kusma, koku ve tat alma bozuklukları, baş dönmesi, bilişsel ve dikkat bozuklukları, bilinç düzeyinde bozulma, görme bozuklukları, epilepsi atakları, yüksek ateş, nörolojik fonksiyon kayıpları – felçler, kas ağrıları, anksiete ve depresyon, ağır psikiyatrik hastalıklar gibi belirti ve bulgular bulunur.”

    Kronik hastalıkların tedavisi titizlikle yapılmalı

    Göbek Yağlarını Eritmek İçin 5 Öneri

    0
    Gobek yaglarini eritmek

    Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor.

    Dyt. Betül Merd

    Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi. 

    Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!

    Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.

    • Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.
    • Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır. 
    • Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır. 
    • İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.

    Yağın hangi bölgede olduğu önemli

    Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir. 

    Göbek eritmek için uygulanması gerekenler

    1. Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır.   Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır. 
    2. Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır. 
    3. Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır. 
    4. Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır. 
    5. Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.  

    Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın

    Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.

    Elma sirkesi: Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir. 

    Chia tohumu: Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu, sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır. 

    Hindistan cevizi ve yağı: Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır. 

    Kefir: İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.

    Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli: Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.

    Yüksek protein içeren peynir altı suyu ile tavuk: Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir. 

    Bitki çayları: Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.

    Greyfurt: Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir. 

    Kış Deformasyonuna Elveda! Cilt Sağlığı için “Bahar Temizliği” Zamanı

    0
    Bahar temizliği

    Mevsim geçişlerinde yaşadığımız hava değişimleri, cilt üzerinde birçok değişikliğe sebep oluyor.

    Sert ve soğuk havanın etkisi ciltte kuruluk, nemsizlik gibi sorunlara yol açarken, kapalı ortamlardaki kirli hava ise cildin hava almasını engelleyerek çeşitli problemlere zemin hazırlıyor. Özellikle mevsim değişimlerinde cildin ekstra bakıma ihtiyaç duyduğunu belirten uzmanlar ise ısı, nem, UV ışınlarına karşı fiziksel aktiviteye, su tüketimine, sağlıklı beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu kapsamda Medikal Estetik Hekimi Dr. Kemali Güneş, yüz mezoterapisi hakkında açıklamada bulundu. 

    Dr.Kemali Güneş

    Kış mevsiminin soğuk havası ciltte bazı problemleri meydana getirirken, mevsim değişikliğinde ciltte meydana gelen kurulukları ve yıpranma belirtilerini sağlıklı bir görünüme kavuşturmak için doğru adımları uygulamak büyük önem taşıyor. Bu kapsamda cilt yenileme, cilt genleştirme gibi cilt üzerinde meydana gelen kusurların tedavi edilmesinde uygulanan mezoterapi hakkında bilgiler veren Dr. Kemali Güneş, “Özellikle mevsim geçişlerinde birçok kişi cilt problemi ile karşı karşıya kalıyor. Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte kişiler bedenen ve ruhen arınmaya ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden her mevsim uygulanabilen ve cilt kusurlarının tedavisinde en yüksek verim aldığımız mezoterapi ile en hızlı sonuçları alıyoruz. Bu işlem cildin yenilenmesinde, gençleşmesinde ve dış faktörlerin etkilerine karşı en doğal ve faydalı yöntem olarak uygulanıyor” dedi.

    Kişinin İstek ve İhtiyaçları Ön Planda Tutuluyor

    Sağlıklı bir cilt görünümü için kişinin ilk olarak istek ve ihtiyacına göre bir işlem uygulanması gerektiğini belirten Dr. Kemali Güneş, “Mezoterapi sürecinde kişinin istek ve ihtiyaçları tespit edilir. Belirlenen vitaminler, mineraller ile amino asitler, hyalüronik asitle karıştırılarak belirli oranlarda cilt altına 4 mm’lik boyutlarda iğnelerle enjekte edilir. Bu sayede cilt altındaki kolajen yapılarını uyarılır. Cilt, mezoterapi işlemi sonrasında daha canlı ve dinlenmiş gözükür. Bu sayede acısız bir yöntem ile istediğiniz cilde kavuşmak mümkün oluyor’’ dedi.

    Yenilenme Süresi 21 Gün!

    Mezoterapi işleminin 1-3 hafta aralıklarla uygulanabildiğinin altını çizen Dr. Kemali Güneş, “Kişinin cilt tipine göre ortalama 3-4 seans süren bir tedavidir. Aralıklı olarak 3-6 ayda, tek koruma seansı önerilir. Yüz mezoterapisi uygulamasında ciltte ışıltı ve canlılık 3-4 gün sonra, ciltte sıkılaşma ise kolajenin yenilenme süresi olan 21 günden sonra kendini gösterir. Tedavi bittikten sonra cilt yenileme etkisi devam eder” dedi.

    Sağlıklı Bir Cilt İçin Beslenme Düzeni Şart!

    Cildi dış etkenlerden korumak için beslenme düzenine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Kemali Güneş, “Her ne kadar mucizevi sayılabilecek bir tedaviyle güzel sonuçlar alsak da cildimize zarar veren dış etkenlerden korunmadan tek başına sadece bu uygulama yeterli değildir. Günde en az iki litre su tüketmek, protein ağırlıklı, karbonhidratın az olduğu beslenme düzeni ve haftada en az iki gün yürüyüş gibi aktivitelerin yapılması cilt kalitesini artıran unsurlar arasında yer alıyor. Bu sayede yapılan uygulama, hızlı bir şekilde cilde etki ederek hızlı bir sonuç alınmasını sağlar’’ diye belirtti.

    Gürültü İşitme Kaybına Neden Oluyor

    0
    Gurultu İsitme Kaybi

    İşitme sistemi, genel anlamda belirli bir ses çevresi ve şiddetteki ses aralığına cevap verecek şekilde organize oluyor.

    Odyolog Dr. Bahtiyar Çelikgün

    Bu nedenle de uzun süren yüksek şiddetli seslerin, işitme sistemine kalıcı hasar verebildiğinin söyleyen Demant İşitme Sağlığı Grup Şirketleri Eğitim Müdürü, Odyolog Doktor Bahtiyar Çelikgün, “Bu tür durumlarda çınlamanın ve kalıcı işitme kaybının yaşanması mümkün. İşitme kaybının en sık görülen sebeplerinden biri aşırı derecede sese maruz kalmak. Bu noktada maruz kalınan sesin frekansı, şiddeti ve süresi oldukça önemli. Özellikle marangozluk gibi sürekli yüksek sesli makinelere maruz kalan bireyler, yüksek sesle üretim yapan fabrika çalışanları ve yine yüksek sesle müzik yapan eğlence merkezi çalışanları işitme kaybı riski taşıyor” açıklamasında bulundu. 

    İstenmeyen ses olarak nitelendirilen gürültü, iş yeri çalışanlarını ve çevredeki insanların sağlığını da çevresel faktörlerden kaynaklı olarak olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yanı sıra genetik faktörlerin de işitme kaybında önemli bir etken olduğunu söyleyen Demant İşitme Sağlığı Grup Şirketleri Eğitim Müdürü, Doktor Odyolog Bahtiyar Çelikgün, “Örneğin diş hekimlerinin kullandıkları ekipmanların, yalnızca belirli yüksek frekansları etkilediği biliniyor. Bununla beraber, havaalanı yer hizmetinde çalışanlar, marangozluk gibi çalışma alanı içerisinde sürekli yüksek sesli makinelere maruz kalan bireyler, yüksek sesle üretim yapan fabrika çalışanları ve yine yüksek sesle müzik yapan-çalan eğlence merkezi çalışanları da risk grubu arasında yer alıyor. Bu tür durumlarda, seslere maruz kalma süresi önemliyken, ani patlama gibi 140 dB’i geçen seslerde süreden ziyade patlama şiddeti önemli oluyor ve doğrudan işitmede kalıcı hasara neden olabiliyor” dedi. 

    Yüksek sesli müzik dinlemek işitme kaybına yol açabiliyor

    Gürültü kaynaklı işitme kaybına neden olan bir diğer önemli konunun ise yüksek sesli müzik dinleme alışkanlığı olduğunu hatırlatan Odyoloji Uzmanı Bahtiyar Çelikgün, “Gençler arasında popüler olan yüksek sesle müzik dinleme alışkanlığı, keyifli olduğu kadar riskler içeren bir hobi. Özellikle kulağı tamamen tıkayan kulaklıkların, kulak kanalındaki ses basıncını daha da artırması, kulak sağlığı da riske atıyor. Bu konuda yapılan araştırmalar da yüksek seste uzun süre müzik dinlemenin, çınlama ve kalıcı türde işitme kaybına yol açabileceğini gösteriyor” şeklinde konuştu. 

    Dinleyiciler kadar müzisyenlerin de risk altında olduğunu hatırlatan Çelikgün, “Örneğin, bu konuda yapılan araştırmalara göre klasik müzik ile ilgilenen müzisyenlerin yaklaşık yarısında farklı şiddetlerde işitme becerilerinde azaltma olduğu görülüyor. Bu nedenle, yüksek sesli ortamlarda çalışan, uzun süre kulaklık ile müzik dinleyen, çok yüksek olmasa bile sürekli belirli seslere maruz kalan ve profesyonel olarak müzik ile ilgilenen bireylerin ilerleyen yıllarda işitme kaybında sorun yaşamaması için işitme kontrollerini düzenli yaptırmaları öneriliyor” dedi.

    Az su içenlerde idrar yolu enfeksiyonu gelişme riski daha yüksek

    0
    İdrar Yolu Enfekisyonu

    Halk arasında idrar yolu enfeksiyonu olarak bilinen “böbrek iltihabı” veya “böbrek enfeksiyonu” tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor.

    Böbrek iltihabının etkilerinin genellikle bakteri ve virüs kaynaklı olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu,Böbrek enfeksiyonuna yol açan bakterilerin büyük bir bölümü bağırsaklarda bulunan ve sindirime yardımcı olan mikroorganizmalardır. Vezikoüreteral reflü yani mesanedeki idrarın böbreklere doğru geri kaçmasına yol açan anomali, böbrek taşları, at nalı böbrek, gelişmemiş küçük böbrek, polikistik böbrek gibi böbreklerinde doğumsal anomaliler bulunanlar, az su içen, kabızlık çeken, idrarını tutan kişilerde de böbrek enfeksiyonun gelişme riski oldukça yüksek” açıklamasında bulundu.

    Böbrek iltihaplarının pek çoğunun idrar yollarının alt kısmında yani mesane veya üretrada başladığını, daha sonra enfeksiyonun ilerlediğini ve böbrekte de enfeksiyonun geliştiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Hastalığın başlangıcındaki ağrı, idrar değişikliği, idrar yaparken yanma, yüksek ateş, üşüme, titreme, bulantı ve kusma gibi belirtiler dikkate alınıp takip edilmeli. Eğer belirtiler önemsenmez ve tedavi edilmezse enfeksiyon böbreğe doğru ilerleyerek daha şiddetli bir tablonun gelişmesine yol açabilir. Böbrek enfeksiyonları tedavi edilmezse böbrekte hasar, böbrek absesi, böbrek yetmezliği ve hipertansiyon gibi ciddi durumların gelişmesine neden olabilir” dedi. 

    Kadınlar risk altında

    Bakteri ve virüs kaynaklı olan enfeksiyonların büyük bir bölümünün bağırsaklarda bulunduğunu ve sindirime yardımcı olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Özellikle kadınlarda ilerleyen genital enfeksiyonlar, idrar yollarına geçerek enfeksiyon oluşmasına neden olabiliyor. Risk grubunda olan kişilerin hastalık başlangıcındaki belirtileri olduğunda bir uzmana gözükerek gerekli tahlilleri yaptırması ve uygun antibiyotik tedavisi ile sıvı desteği alması gerekir. Sık idrara çıkma, idrarda koku, halsizlik ve kasıklarda ağrı gibi belirtiler olduğunda mutlaka bir uzmana başvurulmalı” uyarısında bulundu.

    Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, böbrek sağlığı için alınması gereken 7 önlemi şu şekilde sıraladı:

    Yeterli miktarda sıvı alımına dikkat edin 

    Avustralya ve Kanadalı araştırmacılara göre, yeterli sıvı tüketimi kronik böbrek hastalığı gelişimi riskini azaltıyor. Geleneksel bilimsel görüşe göre günlük 1.5- 2 litre su tüketmeniz sağlığınız için ideal ancak en doğru miktar için doktorunuza danışın. 

    Hareketli bir yaşam benimseyin 

    Düzenli olarak yürüyüş, hafif koşu, bisiklete binmek gibi egzersizleri yaparak hem dinç bir bedene sahip olur hem de varsa fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.

    Kan şekerinizi düzenli kontrol edin 

    Diyabet, kronik böbrek hastalığına neden olan hastalıklar içinde ilk sırada. Diyabete bağlı böbrek hasarının (diyabetik nefropati) erken dönemde tanınması sonrasında uygulanacak tedaviler sayesinde böbreklerdeki hasar geri döndürülebiliyor veya hızı düşürülebiliyor. 

    Kan basıncınızı ölçtürün 

    Hipertansiyon, kronik böbrek hastalığına yol açan bir faktör olabileceği gibi, böbrek hastalığının sonucu olarak da gelişebilir ve tansiyon yüksek seyrettikçe hastalığın ilerlemesi de hızlanır. 

    Tuz tüketimine ve sağlıklı beslenmeye dikkat edin

    Dünya Sağlık Örgütü bir günde alınması gereken tuz miktarının 5 gr. olduğunu söylüyor. Ancak ülkemizde günlük ortalama tuz tüketimi 18 gr. civarındadır. Yemek masalarınızda tuzluk bulundurmayın ve yemeklerinizi baharat ve bitkiler (nane, kekik vb.) ile tatlandırın. 

    Tütün mamullerinden uzak durun 

    Sigara içimi böbrek kan akımında azalmaya neden olur. Böylece böbrekler yeterince süzme yapamaz ve atık maddeler vücutta birikir. Sigara içen kişilerde böbrek kanseri gelişme riski de yüksektir: yüzde 50. 

    Gelişigüzel ilaç kullanmayın 

    Doktor reçetesi olmadan ağrı kesici ilaçlar kullanmayın. Bu ilaçlar bazen kullanıldıkları doz ve süreyle ilişkili olarak bazen de bunlardan bağımsız olarak böbrek hasarı oluşturabiliyor.

    8 bin nadir hastalık mevcut 350 milyonun hayatını tehdit ediyor.

    0
    8 Bin Nadir Hastalık Mevcut

    Türkiye’de 5 milyon, dünyada ise yaklaşık 350 milyon insanda nadir hastalıklardan biri bulunuyor. 

    Dünya genelinde nadir bir hastalığa tanı koymak için yaklaşık 5 yıl geçerken Türkiye’de ise doğru tanı ortalama 7 yılda konulabiliyor.

    2 binde bir ya da daha az sıklıkla görülen hastalıklar nadir hastalıklar olarak tanımlanıyor. Dünyada nadir hastalıkların yaklaşık 8 bin çeşidi bulunuyor. Nadir hastalıkların yüzde 80’i genetik olarak sonraki nesillere aktarılıyor. Türkiye’de 5 milyon, dünyada ise yaklaşık 350 milyon kişinin bir nadir hastalığı bulunuyor. Dünya genelinde nadir bir hastalık için semptom başlangıcından kesin tanıya kadar yaklaşık 5 yıl geçiyor. Türkiye’de ise doğru tanı ortalama 7 yılda konulabiliyor. 

    Hastaların yarısı çocuk

    Metabolik, kronik ve ölümcül olabilen nadir hastalıklar için ilk zorluk teşhis aşamasında başlıyor. Nadir hastalıklardan birine yakalananların yaklaşık yüzde 50’si çocuk. Nadir hastalığa sahip çocukların yüzde 30’u 5 yaşını göremiyor. Bu durumun temel sebebi olarak nadir hastalıkların yüzde 95’inin tedavisinin olmaması gösteriliyor. Alkaptonüri, Edwards Sendromu, Patau Sendromu, Turner Sendromu, Wolf- Hirschhorn Sendromu gibi nadir hastalıkları tespit eden cihaz ve yazılımlar geliştiren Argenit firması, dünyada sadece 4 ülke tarafından üretilebilen kromozom analiz sistemini yerli kaynaklarla üretiyor.

    Türkiye’de her 16 kişiden birinde görülüyor

    Nadir hastalıklara tanı konmasının güçlüğü nedeniyle tanı sürecini kolaylaştıran kromozom analiz sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirten Argenit kurucu ortağı Burak Buyrukbilen, ”Türkiye’de her 16 kişiden birinde görülen nadir hastalık türlerinin kendilerine ait özellikleri var. Az rastlanan belirtileri dolayısıyla nadir hastalıkların tanısında bu konuda özelleşmiş tıbbi cihaz ve yazılımlara gereksinim duyuluyor. Hastalıklar nadir olsa da tanı ve tedaviye yönelik her çözüm hastayı olduğu kadar, toplumu ve sağlık sistemini de ilgilendiriyor. Sağlık sistemimizin dijitalleşmesine dünya çapında öncülük ettiğimiz yerli kromozom analiz sistemimiz, hekimlere, kliniklere, tanı merkezlerine doğru ve hızlı görüntüleme verileri sunarak nadir hastalıkların tespitinde kritik rol oynuyor.” dedi

    Kronik Hastalıklarınız Varsa Düzenli Böbrek Kontrolü Yaptırmayı İhmal Etmeyin

    0
    Duzenli bobrek kontrolu

    Böbrekler sadece boşaltım sistemi değil tüm sistemler üzerinde etkisiyle sağlığımız için büyük önem taşıyor. Bu nedenle böbrek sağlığımıza çok dikkat etmemiz gerektiğini belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Kenan Yiğit Yıldız, böbrek sağlığını korumak için önemli ipuçları veriyor.

    Böbrekler, sağlığımız açısından en önemli organların başında geliyor. Tüm sistemleri etkileyebilen ve birçok rol oynayan böbreklerin başlıca görevlerinin başında vücudun su ve elektrolit dediğimiz sodyum potasyum-kalsiyum-magnezyum gibi elementlerinin dengesini yönetmek geliyor. Ayrıca vücutta bulunan toksik (zehirli) ve atık materyallerin idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırılmasında görev alıyor. Yiyecek ve içeceklerle vücudumuza giren maddelerin zararlı olanlarının dışarı atılması, aldığımız bazı ilaçların kan seviyelerinin dengede tutulması, fazlasının atılması böbreğin görevleri arasında bulunduğunu söyleyen DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Kenan Yiğit Yıldız, “Bunun yanı sıra tansiyon üzerinde de önemli etkileri vardır. Özellikle böbrek damarlarından salgılanan renin anjiotensin gibi moleküller kan basıncımızın dengede tutulmasında önemli rol oynamaktadır. Vücutta kan yapımı emrini veren temel maddeler de böbrek dokusundan salgılanır” diyor.

    Böbrek sağlığını korumak için kararında su için

    Böbrek sağlığını korumak için yeterli miktarda su tüketmek gerekiyor. Bu suyun kararında olması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Yıldız, sağlıklı yetişkin bir bireyin çay, kahve ve yemeklerde alınan sıvılar da dahil olmak günde yaklaşık 3 litre sıvı alması gerektiğini, günlük yaklaşık 2 litre su tüketimi böbrek sağlığını korumada en önemli faktör olduğunu hatırlatıyor.

    Sağlıklı beslenmenin ve egzersizin önemine de dikkat çeken Op. Dr. Yıldız, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Gerekli tüm yapıtaşları beslenme ile uygun miktarda almalıyız.  Öte yandan böbreğinde hastalığı olan bireylerin ağır protein yükü getiren hayvansal gıdaları azaltması ve tuzdan mümkün olduğunca uzak durması böbreğin iş yükünü azaltacak ve görevini düzgün bir şekilde yapmasına yardımcı olacaktır. Suni ya da organik olmayan yiyecek içeceklerin yıkımı ile ortaya çıkacak toksik ürünlerin böbrekten atılacağını da unutmamak gerekiyor. Bunun yanı sıra sadece böbreğimiz için değil tüm vücut sağlığımız için egzersizi ihmal etmemeliyiz. Çünkü egzersiz kan dolaşımını, damar sağlığını ve metabolizmayı dengeleyerek böbreğin yeterince beslenmesini ve vücuttaki kanın böbreğe yeteri kadar ulaşıp temizlenmesini sağlar. Vücuda ciddi zararlar veren alkol ve sigaradan da uzak durulmalı. Bu zararlı alışkanlıklar böbreklere çok fazla atık madde iş yükü getirir, hücrelere zarar vererek böbreğin işlevini görmesini engeller.”

    Ağrı kesiciler böbrek yetmezliğine neden olabilir

    Doğal ya da yapay kaynaklı olsun tüm ilaçlar metabolizmamızı etkiler. İlaç kullanımının mutlaka doktor kontrolünde olması gerektiğini belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Kenan Yiğit Yıldız, bunun nedenini bir örnekle açıklıyor: “Örneğin birçok ağrı kesici ilacın özellikle böbrek hassasiyeti olan kişilerde farklı düzeylerde böbrek yetmezliğine sebep olabilir. Bu sebeple doktor önerisiyle kontrollü ilaç kullanımı böbrek sağlığı açısından çok önemlidir.”

    Böbrek hastalıkları daha sonradan ortaya çıkabildiği gibi ırsi nedenlere de bağlı görülebiliyor. Bu nedenle ailede bilinen böbrek hastalığı olanların bu konuda farkındalık sahibi olması ve en az yılda bir kez kontrollerini yaptırmaları gerekiyor. Özellikle şeker hastalığı, kalp hastalığı, tansiyon hastalığı, romatizmal hastalıklar gibi kronik hastalıkların uzun vadede böbreğe ciddi hasarlar verebildiğini hatırlatan Op. Dr. Yıldız, bu hastalıklara sahip kişilerin böbrek sağlığını korumak için düzenli kontroller yaptırmalarını öneriyor.

    Güzellik Ve Bakım İstanbul Fuarı Kapılarını Açıyor

    0
    Guzellik ve Bakım Fuari İstanbul

    Türkiye’nin ilk ve en prestijli fuarlarından Güzellik ve Bakım İstanbul, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı – Rumeli Salonu’nda 17-20 Mart 2022 tarihleri arasında kapılarını açıyor.

     Bu yıl 34. kez düzenlenecek fuar, 200’den fazla katılımcı, 600’den fazla marka, 4 bini yabancı olmak üzere 45 ülkeden yaklaşık 30 bin profesyonel ziyaretçi ve satın almacıyı ağırlamaya hazırlanıyor. Dört gün boyunca devam edecek fuarda sektör profesyonelleri dünyadaki güzellik trendlerini, yeni ürünleri ve yöntemlerini anlatacak.

    600’den fazla yerli ve yabancı medikal estetik ve profesyonel kozmetik markasına ev sahipliği yapacak Güzellik ve Bakım Fuarı, 17-20 Mart 2022 tarihleri arasında güzellik sektörünü tek çatı altında toplayacak. Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı’nda son güzellik trendleri, gelişmiş teknolojiler ve markaların yeni ürünleri 45 ülkeden 30.000 ziyaretçiyle buluşacak. 

    Uluslararası Ve Yerli Markalar Görücüye Çıkacak 

    Yerli ve uluslararası birçok profesyonel kozmetik markasının buluşacağı ve yeni teknolojilerin sergileneceği Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı’nda dünya devi markaların yanı sıra yerli ve milli üretim güzellik cihazları da görücüye çıkacak. Ayrıca, saç, spa, wellness ve fitness ile ilgili en gelişmiş cihaz, teknoloji, ekipman ve yöntemlerin dört gün boyunca sergileneceği fuar, alanında uzman, yerli ve yabancı doktorları, plastik cerrahları, estetik ve güzellik uzmanlarını, dermatologları, kuaförleri, makyaj sanatçıları ve diğer sektör profesyonellerini de ağırlayacak.

    TG Expo Uluslararası Fuarcılık tarafından düzenlenen fuar, Almanya, Fransa, İrlanda, ABD, İngiltere ve Güney Kore gibi ülkelerdeki markaların teknolojilerini ve en son trendlerini katılımcıların beğenisine sunacak. 

    Sektör Duayenleriyle Dolu Etkinlik Programı 

    Fuarla eş zamanlı olarak 4 gün boyunca düzenlenen kategorize edilmiş etkinlik programında; 15 oturum20 konuşmacı katılımı ile alanında uzman doktorların dünyadaki güzellik trendlerinin konuşulmasının yanı sıra canlı şovlar da gerçekleştirilecek.

    Ameliyatsız gençleşmenin ve yaşlanmayı engellemenin yöntemlerinin anlatıldığı, “Anti-Aging Academy”, güzellik içten gelir diyerek besinlerin cilt kalitesine etkisinin ele alındığı “All in Wellness”,  saç, topuz ve makyaj şovlarından, saç kesimi ve renklendirmeye, türban tasarım şovlarından microblading’e kadar en renkli şovlarla “Beauty on the Stage”, ünlü dermotologlarla  “Skin Care in the Spotlight” oturumları ve daha fazlası Güzellik ve Bakım Fuarı’nda olacak.

    İyi Hissetmenizi Sağlayacak Adet Söktürücü Bitkiler

    0
    İyi Hissetmenizi Saglayacak Adet Sokturucu Bitkiler


    Adet Söktürücü Bitkiler Ve Çaylar, Aspirin Adet Söktürür Mü? Adet Söktürücü Besinler, Adet Ağrılarına Çözüm

    Kadın olmak zor zanaat. Toplumsal baskılara karşı verilen mücadelenin ötesinde kendi fiziksel değişim ve dönüşümümüz ile de mücadele içindeyiz bir kere. Eşimizin, anne-babamızın, çocuğumuzun, işyerimizin, arkadaşlarımızın kısacası toplumun beklentilerinin ötesinde vücudumuzun da bizden beklentileri var.

    Örneğin, kadın ile erkek arasındaki temel farklardan biri olan doğurganlığı ele alalım. Kadın, fiziksel ve hormonal yapısı gereği doğurgandır. Belli bir yaş aralığına kadar da bu yapısını düzenli bir hormonal döngüde devam ettirir. İşte bu hormonal döngü, “Adet Dönemi”  ya da “Regl Dönemi”  olarak adlandırılır. Bu dönemlerde yumurtalıklarda her ay düzenli olarak yaşanan değişim, kadını doğurganlığa hazırlar. Ancak döllenme olmaması sonucu bu bölgede oluşan ve kalınlaşan rahim astarı, vücut artık ihtiyaç duymadığı için vajina kanalı ile atılır. Bu dönem ortalama her 21 ila 28 günlük döngülerde kendini tekrarlar.

    Ancak vücut dengemiz, sindirim ve boşaltım gibi tüm sistemlerde hem iç hem de dış etkenlerden dolayı bazı dönemlerde sekteye uğrayabiliyor. Bu iç ve dış etkenler, vücut yapısının diğer tüm sistemlerinde olduğu gibi regl döneminin de düzenini bozarak dolaylı fiziksel ve psikolojik sorunlara yol açabiliyor. Hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara neden olan bu gecikmenin engellenmesi ya da düzenlenmesi elbette mümkün. Vücudun belirli yerlerinde ödemlere, şişliklere, ruhsal sıkıntılara ve tahammülsüzlüklere yol açan regl döneminin öncesi adet dönemi geciktiği takdirde hem çok daha uzun hem de çok daha şiddetli bir şekilde yaşanabiliyor. Böyle bir durumda adet gecikmesinin ardında müdahale edilmesi gereken bir rahatsızlık yok ise alternatif tıptaki araştırmalar sonucu adet gecikmesini engelleyici yani adet söktürücü etkisinin olduğu saptanan bitki ve çaylar tüketilebilir. Böylece hem daha az kimyasal alınmış olur hem de vücudun doğal dengesi korunmuş olacaktır.

    Buna göre yapılan araştırmalarda, progesteron etken maddesinin adet söktürücü özellik taşıdığı sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla adet dönemini düzenleyici ilaçlar içerisinde de bu etken madde bulunmaktadır. Ancak kimyasal maddelerin doğal olmayan yapıları gereği vücut yapısının bir noktasını iyileştirirken diğer yapısının bozulmasına neden olabilmektedir. Bu sebeple doktorunuzun da onayı ile yapılabiliyorsa adet dönemlerini bitkisel yöntemlerle çözümlemek en sağlıklı olanı olacaktır. İşte regl dönemlerinizi düzenleyici adet söktürücü bitkiler ve bitkisel çaylar…

    Adet Söktürücü Bitkiler ve Çaylar

    Eğer rutin kontrollerinizi aksatmıyorsanız ve adet döneminizin gecikmesi, mevsim değişikliği ya da stresten ötürü ise bazı bitkisel yollara başvurarak hem adet dönemindeki ağrılarınızı azaltabilir hem de regl dönemi periyotlarınızı düzene sokabilirsiniz.

    • Atkuyruğu Otu: Adı kulağa pek hoş gelmiyor farkındayız ancak adet sancınız ortadan kalkınca siz de isimlere çok da takılmamak gerektiğini anlayacaksınız. Atkuyruğu otunu güvendiğiniz aktarlardan kolaylıkla temin edebilirsiniz. Bunun için bir miktar su içinde otu kaynatıp içmeniz yeterli olacaktır. Böylelikle eğer varsa mevcut adet sancınızın ortadan kalkmasına ve günü geldiği halde kendi bir türlü gelmeyen adet kanamasının sökülmesine etkili olacaktır. Eğer tadı çok ağır geldiyse bir miktar bal karıştırarak tüketebilirsiniz.
    • Civan Perçemi & Çörek Otu İkilisi: Yine ismine çok da takılmaması gereken bir bitki türü daha. Civan perçemi ve çörek otunu birlikte kaynatarak gecikmiş adet kanaması döngünüzün gelmesini hızlandırmanız mümkün olacaktır.
    • Kekik Çayı: Yemeklere konulduğu şeklinden ziyade kurutulmuş yaprak halinde olan kekiği kaynattıktan sonra günde 3 kez tüketerek adet söktürücü etkisini hissedebilirsiniz. Eğer size de kekik suyu çok acı geliyorsa bir miktar bal ile tatlandırarak içmenizi tavsiye ederiz.
    • Çörek Otu: Çayını yapma zahmetine bile sokmayan bitkilerden biri de çörek otudur. Evinizde börek çöreği süslemek için kullandığınız çörek otunu balla karıştırıp yerseniz yine doğal bir adet sökücü karışım elde etmiş olacaksınız.
    • Kereviz: Evet kereviz! Hem doğal hem de oldukça sağlıklı bir sebze olan kereviz adet söktürücü göreve de sahiptir. Adet gecikmesi ile boğuştuğunuz günlerde bol miktarda kereviz tüketmeniz döngünüzün başlamasına olanak tanıyacaktır.
    • Dereotu: Börek, poğaça ve salataların vazgeçilmez tercihi olan dereotu da adet söktürücü özelliğe sahip olan sebzeler arasında yerini alıyor. Bir miktar dereotunu ezip kaynattıktan sonra suyunu içerek gecikmiş adet döngünüzü normale döndürmeniz mümkün olacaktır.

    Yukarıda belirttiğimiz tariflere ek olarak sizler için bir de özel bir karışım çay tarifi hazırladık.

    Adet Söktürücü Mükemmel Bir Tarif

    Malzemeler:

    • Kimyon
    • Civanperçemi
    • Maydanoz
    • Karabaş otu
    • Adaçayı
    • Papatya
    • Nane
    • Kiraz sapı

    Malzemelerin hepsinden birer çay kaşığı eklediğiniz sıcak suyu 15 dakika demlenmesi için bıraktıktan sonra tüketmelisiniz. Hem mevcut adet sancılarınız için hem de sökülemeyen adet kanamalarınız için oldukça faydalı olacak olan bu çay ile rahatladığınızı fark edeceksiniz.

    Tüm bu tariflerin dışında tartışmaya açık bir konu var ki o da aspirinin adet söktürücü etkisinin olup olmadığı. Her ne kadar bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da aspirin birçok kadın için adet söktürücü etkisi ile bilinir. Kanama miktarını etkileyen aspirini adetiniz başladığı süre içerisinde içerseniz kan sulandırıcı etkisi ile adet döneminizin çok daha yoğun olarak yaşandığını fark edebilirsiniz. Hormonlarla ilgili bir içeriği bulunmadığı için aspirinin adet söktürücü etkisinin kesinlikle mevcut olduğunu söylemek yanlış olacaktır.