Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, haftada 4 gün, en az yarım saat yapılan egzersiz kalp sağlığı için faydalı ancak bu sınırları aşmanın bedeli ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Spor yapmadan önce ısınmadan aşırı aktivitede bulunmak kalbi yoran ve kalp krizi riskini artıran bir durumdur. Ani efor harcamak, kalbe yük bindirmek, kalp duvarlarının kalınlaşmasına yol açarak kalbi besleyen damarların sıkışmasına neden olabilir. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, spor yaparken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı…
ÖNCE KASLAR GÜÇLENMELİ
“Hayatın her alanında bir işe başlamadan önce yapılması gereken hazırlıklar vardır. Spor yapmaya başlamadan önce kişinin kendini hazırlaması ve gerekli sağlık kontrollerinden geçmesi gerekir. Tüm vücut fonksiyonlarında değişiklikler yaratan egzersiz, kişinin oksijen ihtiyacını 12 katına kadar çıkarır. Bu ihtiyaç doğrudan kalbin daha fazla kan pompalaması gerektiği anlamına gelir. Bu sırada, daha hızlı atan kalp, tüm ihtiyacı karşılamak için daha fazla çalışır ve efor sarf eder. İş yükü artan kalbin kasları, tıpkı profesyonel spor yapan kişilerde olduğu gibi zamanla güçlenir ve gerekli efor için antrenmanlı hale gelir. Yani kişinin kalbinin spor için uygun hale gelmesi, düzenli egzersizle sağlanabilir. Spora hazırlanmış kalbin sol karıncığında hacim ve kas artışı gözlenir. Böylelikle kalp, yüksek tempoda yapılan fiziksel aktiviteyi zorlanmadan devam ettirebilme gücüne de sahip olmuş olur.”
KAN SULANDIRICI ALAN TRAVMAYA DİKKAT ETMELİ
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, “Yapılan bilimsel araştırmalar kalp krizlerinin büyük çoğunluğunun sabah 06:00-12:00 arası görüldüğünü, en sık da sabah 08:00-09:00 arasında gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Sabahları yapılan tempolu egzersiz; 40 yaşın üzerindeki sağlıklı kişilerde ve yaşı fark etmeksizin tüm kalp hastalarında kalp krizine ve ani ölüme neden olabiliyor. Ailesinde 55 yaş altı kalp krizi geçirenler, sigara içenler ve obez kişiler de bu riskle karşı karşıya kalıyor. Spor aktiviteleri hastaya uygun planlanmalı. Mesela tedavisinde idrar söktürücü ilaç kullanılan hastalar yüksek tempolu sporu tercih etmemeli; kan sulandırıcı alan hasta ise travmaya duyarlı sporlardan kaçınmalıdır” diyerek uyarıyor.
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, kalp hastaları için yapılabilecek en sağlıklı sporların tempolu yürüyüş ve yüzme olduğunu da belirtiyor. Ayrıca meditasyonu da öneriyor.
Bu yıl 34.üncüsü düzenlenecek Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı, 17-20 Mart 2022 tarihleri arasında, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı – Rumeli Salonu’nda gerçekleşecek.
Türkiye’nin ilk ve en prestijli fuarı Güzellik ve Bakım İstanbul kapsamında “Beauty on the Stage” bölümünde yeni makyaj modası uygulamalı eğitim ve makyaj şovlarıyla ziyaretçilere görsel sunum yapılacak…
2022 yılı trendlerinin sergileneceği Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı’nda aynı zamanda; gelişmiş teknolojiler ve markaların yeni ürünlerini içeren çeşitli workshoplar ziyaretçilere sunulacak.
TEN MAKYAJLARINDA BU YILIN MODASI BRONZ TONLAR
Maske kullanımının günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi üzerine makyaj alışkanlıkları da değişim sürecine girdi. Maskeden dolayı sadece gözlerin ön planda olması, göz makyajında daha belirgin uygulamalara gidilmesine sebep oldu. Bu yıl ayrıca ten makyajlarında bronz tonlar tercih edilirken; dudaklarda parlak, ışıltılı rujlar yine gündemden düşmüyor. Özel günlerde ise daha çok nude tonlar gelinlerin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.
“Beauty Workshop” oturumlarının olacağı Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı’nda alanında uzman kişilerden sınırlı sayıda katılımcıya da uygulamalı eğitimler verilecek.
4 gün boyunca devam edecek fuarla eş zamanlı olarak kategorize edilmiş etkinlik programında 15 oturum, 25 konuşmacı katılımı ile gerçekleşecek. Fuar boyunca sektör profesyonelleri dünyadaki güzellik trendlerini, yeni ürünleri, yöntemlerini anlatacak.
40 yaşın altında olup menopozla erken tanışmış veya anne olamayan kadınların yumurtalarına PRP enjekte edilerek gebelik şansı yükseltiliyor.
. Bu tedavi yöntemi sayesinde umut verici sonuçlar elde edildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, “Kişinin kendi kanından elde edilen PRP uygulaması, başarısız tüp bebek denemeleri olan kadınların çoğunda etkili oldu. Kadının kanından alınıp özel bir kitten geçirilerek elde edilen plazmanın anestezi altında yumurtalara iğne ile enjekte edilip menopozda uykuya geçen yumurtaların uyandırılması işlemi ile başarılı sonuçlar almaktayız’’ dedi.
TEKRARLAYAN DÜŞÜKLER ARAŞTIRILDI
Gebelik başarısı için kadının yaşı büyük önem taşıyor. 35 yaşından itibaren doğurganlıkta düşüş yaşanıyor. 40 yaşından sonra ise gebelik başarısı hızla düşüyor. Tekrarlayan düşükleri de araştıran Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, hasta farklı doğurganlık sorunlarına sahipse, yumurta sayısı aşırı derece azalmışsa, erkekte ileri sperm azlığı veya yokluğu mevcutsa; anne olma şansının çok düştüğünü belirtiyor. Rahim duvarının ince olmasından kaynaklanan başarısız gebelikleri engellemeye yönelik araştırmalar da gerçekleştiren Prof. Öner, biyolojik bir yöntem keşfetti. HİS-PRP ile tüp bebek teknolojisine de yepyeni bir katkı veren bu yöntem, kısırlıktan muzdarip tüm kadınlarda gebelik şansını yükseltti. Söz konusu kısırlık tedavisiyle rahim sağlığı düzene sokuluyor ve anneliğin yolu açılıyor. “Gebelik başarısızlığında HİS-PRP ve yumurta rezervi azlığında PRP tavsiyesinde bulunuyoruz” diyen Öner, “Özellikle ince duvarı olan rahmin zayıf kısımlarına HİS-PRP enjekte edildiğinde rahim duvarı bir süre sonra kalınlaşıyor ve bebeğin rahimde tutunması sağlanıyor.
BEKLEMEK ŞANSI AZALTIR
Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, “Sorun şu ki, kadınlar bize geç geliyorlar. 40 yaşına yaklaştıklarında başvuranların sayısı fazla. Fakat o zaman yumurta rezervleri ya düşük ya da zaten kalitesiz olabiliyor. Daha erken gelmeleri önemli. Fakat 40 yaşında da gelse umut yine var. Gelen hastalarım arasında ‘anne olmanız imkânsız’ denilerek geri çevrilenler var. Bu hastaların çoğunda gebelik hayata geçti. Tedavilerle hamilelik gerçekleşiyor fakat hastalarımızın bazılarında da düşüklerle bebek kaybedilebiliyor. En güncel gelişmelerden sayılabilecek HİS-PRP VE PRP yöntemlerini de bu kayıpları ve tüp bebek başarısını artırabilmek adına yaparak güzel gelişmeler kaydetmekteyiz. Giderek daha fazla kadın tüp bebek tedavisi ile anne oluyor. Kariyerden dolayı beklemek şansı azaltabiliyor ama onların asla anne olamayacağını söyleyemeyiz. Gebe kalmada sıkıntılarla karşılaşıldığında, kısırlık problemleri söz konusu olduğunda birçok yöntemle birlikte tüp bebek çözümünü de öneriyoruz. Kadın doğum alanında tıp çok ileri noktada. Çocuk sahibi olabilmek için birçok yeni çözüm var. Fakat şunu da unutmayalım kısırlığın nedeni olarak yüzde 40 erkek faktörü, yüzde 40 ise kadın faktörü önemli. Bu anlamda çiftleri kesinlikte bu yolculukta birlikte değerlendirmek temel şartımız” diyor.
Her gün kullanabileceğiniz ve kıyafetlerinizle yaratıcı bir şekilde kombinleyeceğiniz takı modellerini keşfetmeye hazır mısınız?
‘Senin Bir Tarzın Var’ mottosuyla tarzından ödün vermeden şık ve ışıltılı olmak mümkün diyen Piano Jewellery, minimal ve gösterişli tasarımlarıyla günlük kombinleriniz için birbirinden özgün takı alternatifleri sunuyor.
Sahip olduğu sayısız, birbirinden özgün mücevher çeşitleriyle binlerce kombin fırsatı sunan Piano Jewellery, günlük hayatta daha iddialı ve şık görünmenizi sağlayan tarz tasarımlarıyla sizi tamamlıyor.
Minimal ve gösterişli parçalar seçin
Günlük hayatta takı kullanmanın sırrı, tarzınıza ve kişiliğinize en çok uyan minimal seçimleri yapmaktan geçiyor. Minimal, bir o kadar gösterişli tasarımları zamansız çizgilerle harmanlayan Piano’nun benzersiz ürünleri, her türlü günlük kombininizle uyum sağlayacak özellikte üretiliyor. Her zaman tüm kıyafet türleriyle rahatlıkla kullanabileceğiniz aksesuarların başında gelen küpelerde seçiminiz, her daim revaçta olan 90’ların kült takısı altın halka küpeler olabilir.Pırlanta küpeler ile küçük taşlı küpeler ise kulaklarda ışıltı sevenler için harika birer alternatif. Eğer tarzınızla fark yaratmak istiyorsanız, en yaygın piercing türlerinden olan tragus küpeleri isetam size göre!Üstelik anti alerjik özelliklere sahip piercingleri gün boyu rahatça kullanabilmek mümkün.
Geleneksel ve modern dokuların birleşmesinden doğan şahmeran modelleri ise klasik seçimlere alternatif arayanlar için mükemmel bir seçim. Çeşitli taşlarla süslenen şahmeranların otantik ve zarif etkisi ile günlük kombinlerinizi bir adım öteye taşıyabilirsiniz. Günlük hayatta pek çok kıyafetle uyum sağlaması için metal ve minimal tasarımlardan oluşan kolye ve yüzük modellerini de mutlaka tarzınıza ekleyin!
Kombin zincir kolyeleri hayatınızın anına taşıyın
Çeşitli uzunluk ve bağlantılarla kombinleyebileceğiniz altın kolye modellerini hayatınızın her anına taşıyarak tarz yaratmaya ne dersiniz? Takılarınızı günlük kombinle uyumlu hale getirebilmek için modern ve klasik çizgilerden çıkmamak gerektiğinin altını çizen Piano Jewellery, günlük tarzınızın imzası haline gelecek önerilerde bulunuyor. Göz alıcı bir zincir kolye, uğur getirdiğine inandığınız bir charm veya simgelerden oluşan yüzükleri tek başına veya birlikte kullanarak size özel bir tarz oluşturmak mümkün. Sade altın kolye gibi diğer aksesuarlarla takım olabilecek parçalara yatırım yaparak siz de çok farklı günlük kombinlerde bile uyumu yakalayabilirsiniz.
Abartısız şıklık: Pırlanta yüzükler
Günlük hayatta abartısız ama şık seçimler yapmak istiyorsanız pırlanta yüzük modelleri tam size göre! Piano’nun çeşitli renk ve dokulardaki yüzük, küpe, bileklik ve kolye seçenekleriyle de kullanabileceğiniz pırlanta yüzükleri minimal boyut ve tasarımlarda tercih edebilirsiniz.
Her kombine, her tarza uygun takılar
Farklı estetik zevk ve yaşam tarzına sahip kişiler için her türlü günlük kombinle uyum sağlayan çok yönlü takılar tasarlayan Piano Jewellery’nin altın ve pırlanta olmak üzere yaklaşık 600’e yakın modeli bulunuyor. Mix and match kombinlenecek ürünler kategorisinde ise sayısı binlere varan kombin seçeneği bulunan marka, her kombine ve her tarza uygun alternatifleriyle fark yaratıyor.
Tarzından vazgeçmeyenlerin tercihi Piano Jewellery’nin benzersiz ürünlerini, Nişantaşı, Nuruosmaniye mağazaları ve www.pianojewellery.com’dan satın alabilirsiniz.
Halk arasında uykusuzluk olarak ifade edilen imsomnia, özellikle son iki yıldır devam eden pandemi sürecinin etkisiyle hızla yaygınlaşıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar; sağlıklı ve yeterli uykunun bağışıklık için son derece önemli olduğunu ortaya koyarken, Acıbadem Fulya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Covid-19 pandemisi sürecinde insanların stres ve kaygılarındaki artış, uyku sorununun tedavisi için hastaneye gitmeye çekinme, günlük fiziksel aktivitenin azalması ve daha az doğal ışığa maruz kalma gibi etkenlerle uykusuzluk sorunu yaşayanlar yüzde 24 oranında arttı” diyor. Kişinin pandemide artan uykusuzluk sorununa karşı bir takım düşünsel ve davranışsal değişiklikler yaparak fayda sağlayabileceğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya, uykusuzluğa karşı 9 etkili öneri ve uyarıda bulundu.
Uyumaya çalışmayın
Uyku ile ilgili düşünceleri azaltmaya çalışın. Yatağınızın uykusuzluğu değil, uykuyu hatırlatması gerekir. Bunun için uykunuz gelmeden yatağa gitmeyin, uyuyamadığınızda 15-20 dakika içinde yataktan çıkıp oda değiştirin ve tekrar uykunuz geldiğinde yatağa gidin. Gerekirse bunu tüm gece tekrarlayın. Yer değiştirdiğinizde meditasyon, gevşeme egzersizi, kitap okuma gibi yöntemler deneyip ardından tekrar uykunuz gelince yatağa dönmek gerekir. Uykunun nefes almak, acıkmak gibi doğal bir durum olduğunu ve eninde sonunda uyuyacağınızı kabul etmek, herkesin uyku süresinin farklı olabileceğini bilmek uyku ile ilişkili kaygıları azaltmak için başlangıç olabilir.
Yatağa telefonla girmeyin
Özellikle sosyal medyadan ayrı kalamayan pek çok kişi yatağa cep telefonuyla giriyor ve başkalarının paylaşımlarını takip ederek hem olumlu-olumsuz düşüncelere kapılıyor hem de ekran ışığına maruz kalıyor. Oysa yatağa girdiğinizde beyninizin başka yaşantılarla, sorunlarla dolu olmaması gerekir. Telefon ve bilgisayarda olduğu gibi, yatakta televizyon seyretme ve kitap okuma da uykuya dalmayı olumsuz etkileyen faktörler arasında yer aldığından, kitabınızı uykuya dalacağınız yatakta değil, farklı bir yerde okuyun.
Hareketsiz kalmayın
Yapılan bilimsel çalışmalar; düzenli egzersizin uyku kalitesini önemli ölçüde artırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle gün içerisinde hareketsiz kalmayın, yürüyüş ve egzersiz yapın. Sağlığa her açıdan fayda sağlayan düzenli yürüyüş ile egzersiz aynı zamanda duygusal stresi de azaltıyor. Uyku problemine karşı fayda sağlaması için ideal zaman egzersizi öğleden sonra yapmaktır. Yatmadan hemen önce yapılan ağır egzersiz uyanıklığı artırır.
Kafeinden uzak durun
Kafein, alkol ve nikotin uyku kalitesini belirgin bozar. Kafeinin sadece kahvede bulunmadığı hatırlanmalıdır. Uyku sorunu olanların bu tür uyaranlardan kaçınması, öğleden sonra çay ve kahveden uzak durması gerekir.
Mutlaka aynı saatte yatıp kalkın
Yatma, kalkma saatlerini hatta günlük yemek yeme ve egzersiz saatlerini düzene koymak biyolojik saatimizin daha iyi çalışmasını sağlar. Hafta sonları da yatma ve kalkma saatleri aynı düzende olmalıdır. Haftanın yedi günü aynı saatte yatıp kalkmaya özen gösterin.
Aç karnına ya da aşırı yemek yiyip yatmayın
Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “İyi bir uyku için aç yatmamak ve yatmadan önce ağır yemeklerden kaçınmak gerekir. Yemek yedikten en az 2-3 saat sonra yatılmasında fayda vardır. Yapılan çalışmalarda; süt ürünlerinde bulunan L triptofanın uykuya katkı sağlayabildiği bildirilmiştir” diyor.
Şekerlemeye dikkat edin
Öğleden sonra kısa süreli uyku genel sağlığa faydalı olsa da uykusuzluk yakınması olanların gün içinde uyudukları süre, gece uykusunu olumsuz etkiler. Gün içerisinde uyku ihtiyacını aşırı hissediyorsanız saat 14:00 öncesi kısa süreli uyuyabilirsiniz.
Yatak odanızı gözden geçirin
Yattığınız yerin sessiz, serin, karanlık ve yatmadan önce havalandırılmış olması kaliteli bir uyku için çok önemli olduğundan bu kurallara uygun olarak gerekli düzenlemeleri mutlaka yapın. İyi bir uyku için ideal oda ısısı 18-19 derece olmalıdır.
Bu hastalıkların tedavisini ihmal etmeyin!
Nöroloji Uzmanı Dr. Beyza Çitçi Yalçınkaya “Stres, kaygı ve çevresel faktörlerin yanı sıra nörolojik hastalıklar, hipertansiyon, reflü, romatizmal hastalıklar ve fibromiyalji gibi birçok hastalık da uykusuzluğu tetikleyebildiğinden bu hastalıkların farkında olmak ve mutlaka hekimin gerekli gördüğü tedaviye başlamak gerekir. Ayrıca uykuyu sürdürmeyi etkileyebilen uyku apnesi, horlama, uykuda bacak hareketleri gibi pek çok hastalığın tanı ve tedavisi için uyku kliniklerine başvurmanız sorunun çözümü için gereklidir” diyor.
Nadir Hastalıklar Günü sebebiyleTürkiye’de bağışıklık eksikliği konusuna değinen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sevgi Keleş, akraba evlilikleri nedeniyle Türkiye’de başka ülkelere göre 5-10 kat fazla görülen primer immün yetmezliğinin (PİY), Covid – 19’u daha ağır geçirmeye sebep olduğunu vurguladı.
İmmün sistem veya bağışıklık sistemi, hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan, patojenleri ve kanser hücrelerini tanıyıp onları yok eden, vücudu zararlı maddelerden koruyan bir sistemdir. İmmün sistemi pek çok hücre ve proteinlerden oluşur. Bu yapılardaki sayısal ya da fonksiyonel bozukluklar sonucu oluşan kalıtsal hastalıklara primer immün yetmezlikler (PİY) veya doğumsal bağışıklık eksiklikleri deniliyor.
Erken teşhis edildiği takdirde tedavisi mümkün olan hastalığın yaygınlaşmasını önlemek amacıyla şubat ayının son günü dünyada “Nadir Hastalıklar Günü” olarak biliniyor ve çeşitli etkinliklerle farkındalık yaratılıyor.
Tekrarlayan Hastalıklara Dikkat
Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof.Dr. Sevgi Keleş, 2022 yılı dünya nadir hastalıklar günü dolayısıyla şu açıklamayı yaptı:
“Primer immün yetmezliklerinde ilk bulgu genelde tekrarlayan enfeksiyonlar olsa da hastalar bazen ağır alerjik bulgular veya kan hücrelerinde düşüklüklerle de alerji kliniklerine veya hematoloji kliniklerine başvurabilir. Bu sebeple normalden daha ağır seyreden bir alerji, geçmeyen ve tedaviye cevap vermeyen ishaller veya kan hücrelerinde ciddi düşüklükler varsa bu kişilerin de bağışıklık eksikliği açısından değerlendirilmesi gerekir”
Sandığımız Kadar Nadir Değil!
Ülkemizde primer immün yetmezliklerin sayısının tam olarak bilinmediğini ileten Prof. Dr. Sevgi Keleş, şöyle devam etti:
“Türkiye’de akraba evliliği sonucu ortaya çıkan formlarının diğer ülkelere kıyasla 5 ile 10 kat daha sık görüldüğü tahmin ediliyor. Buna bir örnek verecek olursak primer immün yetmezliğin en ağır formu olan ağır kombine immün yetmezliğin ülkemizdeki sıklığı üç farklı merkezde yapılan çalışmalarda on binde bir (1/10000) olarak bulunmuştur. Bu hastalığın Amerika’da görülme sıklığı ise (65 binde birle 80 binde bir arasındadır) 1/65.000-80.000 olarak bildirilmektedir. Bu durum ülkemizde PİY’lerin nadir olmadığını göstermektedir.
Günümüzde primer immün yetmezliğe neden olan 450’den fazla genetik bozukluk tanımlanmıştır. Bu sayının yakın gelecekte 3000’i bulacağı düşünülmektedir. Rakamlardan anlaşılacağı gibi bu hastalıklar aslında nadir değil, sadece farkındalığının az olduğu hastalıklardır. Özellikle bazı genetik bozukluklar sadece belirli mikroorganizmalarla enfeksiyonlara yatkınlığa neden olabilmektedir. Covid19 pandemi sürecinde 9 genetik bozukluğun COVID19 enfeksiyonunu ağır geçirmeye neden olduğu saptanmıştır.
Bağışıklık Yetmezliği Hastaları COVİD 19’u Daha Ağır Geçiriyor!
Rockefeller tarafından yürütülen ve Türkiye’den de bazı merkezlerin dahil olduğu çalışmaya da değinen Prof. Dr. Sevgi Keleş şu bilgileri verdi:
“Bu genetik bozukluk saptanan bireylerin aslında daha önceden bilinen hastalığı bulunmayan bireyler olduğu ve sadece COVID19 enfeksiyonunu ağır geçirdikleri gözlemlenmiştir. Bu durum primer immün yetmezliğinin bilinmeyeni çok olan bir denklem olduğuna; tanı almamış pek çok vakanın bulunduğuna ve nadir olmadığına bir işarettir. Bu hastalar özellikle Covid-19 pandemisi sürecinde önerilen maske ve mesafe kuraları konusunda çok titiz davranmalıdırlar. Bunun dışında takip ve tedavilerini düzenli bir şekilde yapmaları, Covid-19 aşısı veya aşı tekrarı önerildiğinde hangi aşıyı yaptıracaklarını hekimlerine sorarak karar vermeleri büyük önem taşımaktadır. Covid-19 enfeksiyonunun bazı primer immün yetmezliklerde ağır seyredebileceği unutulmamalı, bu hastaların tedavileri, hekimlerinin önerisi doğrultusunda planlanmalıdır.”
Hem ailelerin hem de hekimlerin bu konudaki farkındalığını artırmak için 15 yaşındaki oğullarını bağışıklık eksikliği nedeniyle kaybeden Fred ve Vicki Modell tarafından Amerika’da kurulan ve dünya üzerinde pek çok tanı ve araştırma merkezi bulunan Jeffrey Modell Vakfı tarafından PİY açısından uyarıcı 10 bulgu belirlenmiştir. Bu uyarıcı bulgularda erişkinde ve çocukta enfeksiyonun sıklıkları açısından bazı farklılıklar vardır. PİY için erişkin ve çocukta uyarıcı olan bulgular onar madde halinde belirlenmiştir. Bu bulgulardan en az ikisi olan hastalar mutlaka immünoloji kliniklerine başvurmalı ve bağışıklık eksikliği açısından taranmalıdır.
-Uzun süreli ağızda pamukçuk veya ciltte mantar enfeksiyonu
-Enfeksiyonu iyileştirmek için damardan antibiyotik kullanılması
-2 veya daha fazla derin yerleşimli doku enfeksiyonu
-Aile bağışıklık eksikliği olan bireylerin olması
Bu hastalıkların tedavisinin hastalığın tipine göre değiştiğini belirten Prof. Dr. Sevgi Keleş “Bazı tiplerinde koruyucu antibiyotik yeterli olurken ağır formlarında bağışıklık serumu diye bilinen immünglobülin replasman tedavisi; bazı tiplerinde ise halk arasında ilik nakli diye bilinen kök hücre nakli yapılması gerekmektedir” dedi.
Prof. Dr. Sevgi Keleş “Hangi hastada hangi tedavinin verileceğine hastanın şikâyetleri, laboratuvar ve genetik testlerin sonucuna göre karar verilmektedir. Özellikle ağır formlarında erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcıdır. Bu hastalar erken tanı konulup uygun tedavi edildiklerinde ise tamamen sağlıklı bir hale gelmektedir” şeklinde konuştu.
***
Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Hakkında:
Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin-çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik-immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.
Düzenli sağlık kontrolleri sayesinde erken teşhis edilebilen birçok hastalık, daha ciddi sorunlara yol açmadan tedavi edilebiliyor. Genel sağlık kontrollerinin yanı sıra kadınların periyodik test ve kontrollerini yatırması hayati önem taşıyabiliyor.
Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mesut Polat, kadınların yaptırması gereken test ve kontroller hakkında bilgi verdi.
Erken teşhis için senelik kontroller unutulmamalı
Günlük hayatın içinde yorgunluk, baş ağrısı, kilo kaybı, sık tuvalete gitme, sindirim sistemi sorunları ya da uykusuzluk gibi şikayetler göz ardı edilebilmektedir. Bu veya benzeri şikayetler birçok hastalığın habercisi olabilmektedir. Hem kadınlar hem de erkekler için düzenli sağlık kontrolleri erken tanı için hayati önem taşıyabilmektedir. Özellikle toplumda sık görülen kalp hastalıkları, karaciğer rahatsızlıkları, diyabet, tansiyon gibi kontrollerin rutin olarak yapılması ileride yaşanabilecek çok daha büyük sorunların önlenmesini sağlayabilmektedir. Basit kat testleriyle protein, vitamin, kolesterol değerlerinin kontrol edilmesi hastalıklarla ilgili önemli bilgiler verebilmektedir.
Hormon değerlendirmeleri çok önemli
Kadınlar erkeklere oranla çok daha fazla hormon sorunları yaşamaktadır. Kadınların, adet dönemleri, hamilelik ve menopoz gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak yaşadıkları hormon sorunları ileride farklı rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Bu nedenle kadınların rutin aralıklarla hormon seviyelerinin kontrol ettirmesi önemlidir. Kadınlarda üreme sistemini koruyan Estradiol (E2), eksikliği ya da yüksekliğinde kısırlığa yol açabilen Folikül Stimülan Hormon (FSH), yumurtanın çatlamasına yardımcı olan Luteinizan hormon(LH) ve cinsel isteksizlik, adet düzensizliği gibi birçok soruna yol açabilen Prolaktin hormon seviyelerinin rutin olarak kontrol edilmesi gerekmektedir. Bunun yanında vücuttaki hormonları orkestra şefi gibi yöneten tiroid hormon seviyelerinin de belirli aralıklar kontrol edilmesi önemlidir.
Kadın doğum kontrolleri hayat kurtarabiliyor
Rahim ağzı kanseri jinekolojik kanserler arasında en sık görülen kanserlerden biridir. 18 yaşını geçmiş ve aktif cinsel hayatı olan her kadının yılda bir kez kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir doktora muayene olması ve smear testi yaptırması hayati önem taşımaktadır. Smear testi, rahim ağzı ( serviks ) kanseri başta olmak üzere rahim ağzındaki hücresel düzensizlik ve kanser öncüsü hücrelerin teşhisi için kullanılan bir testtir. Rutin olarak gerçekleştirilen smear testleri ile kanser öncüsü hücreler çok erken belirlenerek kanser oluşmadan tedavi
Kendinizi düzenli aralıkla muayene edin
Kadınlarda en sık görülen kanserlerin başında meme kanseri gelmektedir. Bu nedenle her ay adet döneminin bitiminde kendi kendini elle meme muayenesi önemlidir. 40 yaşına kadar 3 yılda bir doktor muayenesi ve gerekirse meme ultrasonografisi erken teşhis için tavsiye edilmektedir. Ailesinde meme kanseri bulunmayan kadınlarda 40 yaşından sonra her yıl doktor tarafından meme muayenesi ve belirlenen aralıklarda mamografi çekilmesi hayati önem taşımaktadır.
Kadınlarda yapılması gereken testler yaş aralığına göre de farklılık gösterebilmektedir.
40 yaş altı sağlık sorunu olmayan kadınların;
Yıllık dahiliye kontrolü
Kan ve hormon testleri
Kadın doğum muayenesi ve vajinal smear
Her ay adet bitiminde kendi kendini elle meme muayenesi
40 yaş üstü sağlık sorunu olmayan kadınlar;
Yıllık dahiliye kontrolü.
Kan ve hormon testleri. Menopoz sonrası gut, kemik erimesi gibi ihtimaller de göz önünde bulundurularak ek testler eklenebilir.
Stres, beslenme eksikliği, hormonal değişiklikler gibi birçok farklı nedenden dolayı dökülen saçlar, hem erkeklerin hem de kadınların ortak kabusu. Kovid ise bu kabusu artırdı.
Yapılan bilimsel çalışmalar Kovid-19 geçirenlerin ilerleyen dönemde ciddi saç dökülmesi yaşayabildiğini ortaya koydu. Hatta bazı çalışmalara göre kovid geçirenlerin yüzde 25 ila 30’unda saç dökülmesi görülüyor. Güzellik Koçu Meltem Demir ise pahalı şampuanlar, kremler kullanmadan saç çıkartan özel karışımın tarifini verdi.
Farklı nedenleri var
Saç dökülmesi hakkında bilgi veren Güzellik Koçu Meltem Demir, “Saç dökülmesinin birçok farklı nedeni bulunuyor. Bunların başında stres, enfeksiyon, ateşli hastalıklar, yoğun kilo kaybı, bazı ilaçlar, hormonal değişiklikler, demir, çinko, biyotin eksikliği gibi beslenme yetersizlikleri geliyor. Şimdi buna korona geçirenler de eklendi. Yapılan bilimsel çalışmalar Kovid-19 geçirenlerin ilerleyen dönemde ciddi saç dökülmesi de yaşadığını ortaya koyuyor. Hatta öyle ki kovid olanların yüzde 25 ila 30’unda saç dökülmesi görülüyor. Bu dökülme ortalama 3-4 ay devam edebiliyor” dedi.
Pahalı şampuanlara gerek yok
Saç dökülmesini durdurmak için pahalı şampuanlar, kremler kullanıldığını aktaran Demir, dökülme sorunu olanların evde yapabileceği pratik bir tarif de verdi. Malzemeleri 40 ml Hindistan cevizi yağı, 10 ml jojoba yağı, 20 damla selvi, 20 damla okaliptüs, 20 damla nioli yada çay ağacı yağı, 20 damla tarçın, 10 damla sedir, 10 damla karanfil, 10 damla yılang yılang, 5 damla ıtır, 20 damla nane uçucu yağı olarak sıralayan Demir, “Haftada 3-4 kez masaj yaparak saçınıza sürün, gece boyu bekleyin sabah yıkayın. Özellikle nane yağının içindeki minoxidil saç oluşumunu destekler. Kullanmadan önce fotoğraf çekin daha sonra yeni fotoğrafınızla karşılaştırın. Düzenli kullanımda sonuca şaşıracaksınız” diye konuştu.
Adet dönemi ağrısı menstural döngünün normal bir parçasıdır. Kadınların yarısından fazlası adet sırasında bazen hafif, bazen de şiddetli ağrılar yaşamaktadır.
Bu ağrılar dönemsel olarak kadınları sosyal hayatlarında zorlayabilir. Bu dönemde kadınlar en çok depresyon, yorgunluk hissi, aşırı uyuma çevreye ilginin azalması, sinirlilik, gerginlik, asabileşme, üzüntü hali, öfke ve dikkat azlığı gibi duygu durumları ile baş etmeye çalışıyorlar.
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden, Dr. Öğr. Üyesi Şefik Gökçe ‘Şiddetli regl ağrıları’ hakkında bilgiler verdi.
Premenstruel Sendrom (PMS) kadınlarda adet öncesi dönemde adetten yaklaşık 1 hafta önce başlayan ruhsal ya da fiziksel bir takım sıkıntılara ve gerginliklere verilen isimdir. PMS, kadınlarda adet döngüsünün yumurtlama fonksiyonundan sonra başlayan, geç luteal faz denilen dönemde memelerde şişkinlik, baş ağrısı, halsizlik ve kilo alımı gibi fiziksel ve depresif duygu durumudur. Gerginlik gibi ruhsal belirtilerle ortaya çıkan tablo, mensturasyonun başlamasıyla ortadan kalkar
Her yıl yaklaşık 12 kez adet gören bir kadın için, yılda yaklaşık 3-4 ay sıkıntılı bir dönemi ifade eder ki bu büyük bir rakamdır ve kişinin hayat kalitesini düşürmektedir. Genellikle 25-35 yaş arasında başlayan PMS belirtileri kadınların yaklaşık %85’inde görülür. Ancak bunların sadece %5’inda günlük hayat ciddi anlamda etkilenir.
PMS’nin nedenleri;
PMS’nin nedeni tam olarak belli değildir. Mineral yetersizliği (magnezyum , çinko), Vitamin yetersizliği (A,B vitaminleri), Hormonal dengesizlik (Progesteron yetmezliği ve diğer bazı hormanal bozukluklar), Kan şekerinin düşük olması, Vücutta aşırı sıvı tutulması, Beyindeki bazı kimyasal ileticiler, Bastırılmış cinsel arzu, psikolojik nedenler olarak sıralansa da en güncel analiz; merkezi sinir sisteminde oluşan duyarlılık varsayımıdır. Bu varsayıma göre PMS, hormonal bir dengesizlikten çok hormonlardaki “normal” değişikliklere karşı aşırı duyarlılığın oluşmasıdır.
Hormonal işleyişte adet düzenine bağlı olarak döngüsel bir şekilde ortaya çıkan normal değişikliklere karşı duyarlı olan kadınlarda, bu değişiklikler merkezi sinir sisteminde ve etrafındaki diğer hedef dokularda PMS ile ilişkili biyokimyasal olayları tetiklemektedir. Merkezi sinir sisteminde adet öncesi gerginlik belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açan süreçlerde en önemli rolü serotonin hormonu üstenmektedir. Duygu durum durumlarında çok önemli bir rol oynadığı düşünülen bir beyin kimyasalı olan serotoninin dalgalanmaları, PMS semptomlarını tetikleyebilir. Adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) olan kadınlarda yapılan çalışmalar, normal kadınlara kıyasla serotonerjik sistemde birçok farklılıklar olduğunu göstermiştir.
PMS’nin belirtileri;
PMS bazen tüm vücut sistemlerini ağır şekilde etkileyebilir ve bu durumda her organa ait belirtiler meydana gelebilir, kadıların sosyal ve iş hayatını olumsuz etkilediğinde kişide depresyona dahi sebebiyet verebilir. PMS’nin ruhsal belirtileri depresyon, yorgunluk hissi, aşırı uyuma çevreye ilginin azalması, duygu durumu dalgalanmaları, sinirlilik, gerginlik, asabileşme, üzüntü hali, öfke, dikkat azlığı şeklinde olabilir. Diğer belirtiler ise;
Memelerin olgunlaşması, büyümesi ve ileri derecede hassaslaşması şeklinde meme belirtileri olabilir.
Vücutta ödemlere (su tutulumuna) ve değişik bölgelerde şişliklere yol açar. Bu dönemde vücut ağırlığında 2-3 kiloya kadar ağırlık artışı olabilir.
Baş ağrısı, bulantı-kusma, kabızlık, ishal, iştah artışı, aşırı susama alkole tahammülsüzlük, cinsel istek artışı, akne (sivilce) ortaya çıkması diğer sık gözlenen belirtilerdir.
PMS tanısı;
PMS’yi teşhis etmek için fiziksel bulgular veya laboratuvar testleri yoktur. Belirtiler öngörülebilir adet öncesi düzeninin bir parçasıysa, doktor tarafından belirli bir semptom PMS’ye bağlanabilir. Adet öncesi dönemde bazı şikayetlerle başvuran her kadına PMS tanısı koymak, kadının gereksiz yere bazı tedavilere ve bunların yan etkilerine maruz kalması anlamına geleceğinden ancak bazı kriterleri taşıyanların PMS tanısı konur. PMS’li kadınların genellikle kendi kendilerine tanı koyarak doktora başvururlar.
Ancak bu kadınların çoğunda ya abartılmış premenstruel belirtiler söz konusudur ya da başka bir hastalık vardır. Tanının düzgün koyulup tedavinin doğru bir şekilde verilmesi için komple bir jinekolojik sorgulama ve muayene yapılmalı, bazı destekleyici laboratuvar tetkikleriyle tanıya gidilmelidir. Kronik yorgunluk sendromu, tiroid bozuklukları ve depresyon ve anksiyete gibi duygu durum bozuklukları dahil bazı durumların PMS’yi taklit edebildiği unutulmamalıdır. Bu ayrımı yapmak ve net bir teşhis sağlamaya yardımcı olmak için tiroid fonksiyon testi veya ruh hali tarama testleri gibi testler istenebilir.
Premenstrüel sendrom tanısı için aşağıdaki kriterlerden en az birinin son 3 ay boyunca adet öncesi dönemde görülmesi ile PMS tanısı konur. PMS belirtilerinin adetten 5 gün önce başlaması ve adetin 4. Gününden itibaren de bu şikayetlerin geçmesi gerekir.
Depresyon
Öfke patlamaları
Gerginlik
Anksiyete
Sinirlilik
Sosyal çekilme
Başağrısı
Memelerde hassasiyet
Karında şişlik
PMS tedavisi;
Henüz PMS’a tam olarak etkili ilaç bulunamamaktır. Belirtileri hafif ya da orta şiddetle olan hastalar için ilaç tedavisi dışında alınabilecek önlemlerden iyi fayda görülebilir.
En önemlisi psikolojik destektir. Bunun bazı kadınlarda olabileceği, belirtilerin giderek kötüleşmeyeceğini aksine yaşı ilerledikçe azalacağı olayın hormonlara karşı dokuların bir tür hassas cevabı olduğu, birçok kadında bu belirtilerin olduğunu ve tedavisi olan hastalık olduğunu bilmesi gerekir.
Doğum kontrol hapları: Bu ilaçlar özellikle beraberinde regl düzensizliği ve dismenore (adet sancısı) olan PMS hastalarında fayda gösterir. Ancak bazı kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı PMS’nin ruhsal belirtileri şiddetlendirebilmektedir.
Ağrı kesici – iltihap giderici ilaçlar: Belirtiler başlar başlamaz düzenli alındığında ve adetin ikinci-üçüncü gününe kadar kullanıldığında bu ilaçlar özellikle PMS ile beraber adet sancısı gibi ek belirtileri olan kadınlarda faydalı olabilmektedir.
GnRH analogları: Bu hormon ilaçları yumurtalıkları tamamen susturarak östrojen progestron salgısı sıfırlayan ilaçlardır. Dikkatli bir değerlendirme sonrası mutlaka doktor kontrolünde kullanılmaları gerekir. Uzun süre kullanıldıklarında kemik erimesi gibi ciddi sonuçlar doğurabileceklerinden tedavi süresi uzayacaksa beraberinde östrojen takviyesi yapılır.
Histerektomi (Rahimin alınması): PMS’de tüm yöntemler başarısız kalındığında yumurtalıklarla beraber rahim ameliyatla çıkarılır. Ancak günümüzdeki etkili ilaçların sayesinde giderek az uygulanan bir tedavi biçimi haline gelmiştir.
Ödem (şişmeleri olanlar) için tedavi: Nikotin ADH (vücutta su tutan hormon) salgısını uyardığı için sigara azaltılmalı, en iyisi bırakılmalıdır. Sol tarafta yatılarak uyunması genel vücut ödemi olanlarda faydalıdır. Ödem tedavisinde bazı idrar söktürücüler fayda verebilirler.
Gıdalar: Kafein (kahve, çay, çikolata, kola ve bazı ağrı kesicilerde bulunur) PMS bağlı baş ağrılarının ve meme ağrılarının kötüleşmesine neden olabilir. PMS’li kadınlar siklusun ikinci yarısında (yumurtlama sonrasında) alkole karşı aşırı duyarlılık geliştiğinden bu günlerde alkol alınması PMS belirtilerin artmasına neden olabilir.
Şişmeleri (ödem) olanlar için sigara azaltılmalı veya bırakılmalıdır. Çünkü nikotin vücutta su tutar hormonal salgısını uyarır. Sol tarafına yatılarak uyuması genel vücut ödemi olanlar da faydalıdır. Gerekirse tuz kısıtlanmalıdır. Yine diyette kırmızı et azaltılmalı balık, sebze ve meyve tercih edilmelidir.
Egzersiz: Düzenli egzersiz PMS’nin belirtilerini azaltır. Muhtemelen bu durum beyin endorfin seviyesini artırıcı özelliğine bağlıdır. (Endorfin vücuttan salgılanan “morfin” dir ve rahatlatıcı gevşetici özellikleri vardır.) Ayrıca; vücudun oksijenlenmesini artırır. Stressiz sağlıklı ve düzenli yaşam, gevşeme teknikleri meditasyon veya yoga gibi yöntemler faydalıdır.
Mastalji (meme hassasiyeti) için tedavi: PMS’li hastalarda mastalji tanısı konur ve fibrokistik hastalık gibi diğer meme ağrısı nedenlerinin ortaya çıkarılması için komple bir meme muayenesi yapılmalıdır. Mastalji tedavisinde memelerin alttan iyi destekleyen bir sütyenin gece gündüz kullanılması, kafein alımının kısıtlanması sigara içilmemesi çoğu hasta için yeterli olur. Gıdalarda yağın azaltılması, diüretik ve A, B, E vitamini kullanımı da bazı hastalarda olumlu sonuçlar verir. Gerekli durumlarda danazol ve bromokriptin gibi ilaçlar da kullanılabilir.
Ruhsal belirtileri için tedavi: Ruhsal belirtiler basit duygusal dalgalanmaları şeklinde olabileceği gibi ağır depresyon şeklinde de ortaya çıkabilir. Tedavide antidepressan ilaçlar ve gerekli durumlarda psikiyatrik değerlendirme sonucuna göre daha farklı ilaçlar kullanılabilir.
ALEM dergisi bu hafta Esra Oflaz ile dünün, bugünün ve geleceğin konuşulduğu bir sohbet gerçekleştirdi. Tamer Yılmaz’ın objektifine yansıyan farklı tarzda görüntüler ile adeta dönemler arası bir yolculuk gerçekleştirildi.
Başarılı ve güçlü bir iş insanı olan Esra Oflaz ilk kitabı ile yolculuğunun göründüğü kadar ışıltılı olmadığını paylaşmış ve hayatındaki bilinmeyenlere ortak etmişti okuyucularını. Yeni kitabı “Yen” için ise; “Gaip bir cinayet romanı” farklı döngüsel zamanlarda geçen bir roman olarak adlandırıyor.
“İLHAM PERİSİ COVİD-19’A YAKALANDIĞIM ZAMAN YOĞUN BAKIM ODASI”
İlk kitabi bir nevi yolculuk hikayesi olan ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını ve yaşamını dönüştüren olayların anlatıldığı bir kitaptı. Fakat, ikinci kitabı için ilhamın nasıl geldiği sorulduğunda şu şekilde yanıtladı; “İkinci kitabımın ilham perisi bana COVID-19’a yakalandığım Mart 2020 yılında yoğun bakım odasında geldi.”
“GÜL TÜTSÜSÜ YAKIYORUM”
Esra Oflaz ile kitaplarını yazarken herhangi bir rutine sahip olup olmadığını, nasıl odaklandığı sorulduğunda şu şekilde cevap verdi; “ Gül tütsüsü yakıyorum, gül yağı sürüyorum burun kenarlarıma, gül yapraklı yasemin çayı içiyorum ve klasik müzik dinliyorum”.
“KÜÇÜK MUTLULUK KIRINTILARINA SIĞINMAMA SEBEP OLDU”
Genel olarak yolculuğunu dinlerken, sanılanın aksine hiç de kolay olmayan bir hayatı olduğunu anlıyoruz. Mutlu ve güçlü olmayı seçtiği ilk anı sorulduğunda yanıtı; “Çok yalnız bir çocukluk geçirmem benim anların içindeki küçük mutluluk kırıntılarına sığınmama sebep oldu. Hep mutlu olacak bir şeyler bulurdum. Genç kızlığımdaki ailevi büyük bir travma sonrasında benliğimi ve yaşamımı yeniden inşa etmeye karar verdiğimde pozitif olmayı seçtim.”
“HOLİSTİK BİR BESLENME TARZIM DA VAR.”
Son derece fit bir forma sahip olan Esra Oflaz’a nasıl bir beslenme rutinine sahip olduğu sorulduğunda; “ Ruhumuzun ikamet ettiği bedene iyi bakmamız gerektiğine inanıyorum. Holistik (ruh, beden, kalp, zihin dengesi) bir yaşam felsefem olduğu kadar holistik beslenme tarzımda var. Yediklerimin bedenime, ruhuma, zihnime iyi gelmesine dikkat ederim. Toksik değil, alkali beslenmeye.”