Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 72

    Migren Tedavisinde ‘Aşı’ Dönemi

    0

    Dünyada Son Üç Yıldır Kullanılan Migren Aşısı, Geçtiğimiz Yıl İtibariyle Türkiye’de de Kullanılmaya Başlandı. 

    Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın da onayladığı migren aşısının her migren tipinde uygulanabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı ve Nöroloji Bölümü Direktörü Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Uygulanması çok kolay olan ve özel hazır enjektörler içinde satılan migren aşısı, ayda bir kez cilt altına enjeksiyon şeklinde yapılabiliyor. Migren aşısı migren ağrısını başlatan maddeleri engelleyerek ağrı gelişmesini önleyici bir etki yaratıyor. Aşının özellikle ilaç tedavisi, botulinum toksin tedavisi gibi önceki tedavilere iyi yanıt alınamayan ve ayda 4-5’ten daha fazla ağrı atakları geçiren hastalarda kullanılması daha uygun olur” açıklamasında bulundu.

    Katlanması en zor ağrılardan biri olan migren ağrılarının hastaların yaşamlarını zorlaştıran ve günlük rutinlerini yapmalarına engel olan önemli bir sorun olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Bölümü Direktörü Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Günümüz tıbbında kullanılan ilaç tedavileriyle migren atakları kontrol altına alınırken migrenden tamamen kurtulmanın henüz bir yolu bulunmuyor. Dünyada son birkaç yıldır gündemde olan migren aşısı ise yeni bir tedavi yaklaşımı olarak yakın geleceğin güçlü tedavilerine ilham olabilir. Tedavi ‘migren aşısı’ olarak duyurulsa da aşılar gibi bir kez uygulandığında hastalığın gelişmesini engellemiyor. Düzenli olarak hastaya enjeksiyon uygulanması gerekiyor” dedi.

    Migrene özel ilk tedavi yöntemi

    Son üç yıldır migren tedavisinde yeni ve spesifik bir yöntem olarak uygulamaya giren aşıların Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı onayıyla kullanılmaya başlandığını söyleyen Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Aşıların en dikkat çeken tarafı, sadece migrene özel olmaları. Bugüne kadar migren önleme tedavisi için reçete edilen ilaçlar aslında antiepileptikler, beta blokörler, kalsiyum kanal antagonistleri, antidepresanlar ve botulinum toksin uygulamaları gibi başka hastalıklarda kullanılan ve migrene özgü olmayan ilaçlarken bahsettiğimiz migren aşıları migrene özel ilk tedavi yöntemi olarak tıp literatürüne girmiş durumda” dedi.

    Migren aşısı migren ağrısını başlatan maddeleri engelliyor

    Uygulanmasının çok kolay olduğu ve özel hazır enjektörler içinde satıldığının altını çizen Nöroloji Bölümü Direktörü Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Migren aşısı ayda bir kez olmak üzere cilt altına enjeksiyon şeklinde kolaylıkla uygulanabiliyor. Hatta öyle ki, hastanın kendisi bile uygulayabiliyor. Burada dikkat edilmesi nokta ise özellikle alerjik reaksiyonları çok düşük olsa bile herhangi bir durumun gelişebilme riski nedeniyle ilk enjeksiyonların hastanede ve doktor gözetiminde yapılmasında yarar var. Enjeksiyon sırasında yapılan monoklonal antikorlar, migren ağrılarının ortaya çıkmasında önemli rolü olan CGRP (kalsitonin gen ilişkili peptid) adlı nöropeptidi etkisiz hale getirerek migren atağını önleyebiliyor. Daha basit bir açıklamayla ifade edilirse; migren aşısı, migren ağrısını başlatan maddeleri engelleyerek ağrı gelişmesini önleyici bir etki yaratıyor” açıklamasında bulundu.

    Hastaların yüzde 60-80’inde etkili

    Migren aşısının genellikle hastaların yüzde 60-80’inde etkili olduğunu ve aylık ortalama baş ağrılı gün sayısını azalttığını vurgulayan Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Elde edilen bu oran büyük bir başarı olarak görünse de migreni tamamen engelleyen veya ortadan kaldıran bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyemeyiz. Yapılan klinik çalışmalarda da uygulamadan kısa süre sonra ağrıların tekrar başladığı bildiriliyor. Bu durumda uzun yıllar boyunca ayda bir enjeksiyon yapılması gerekebilir” hatırlatmasında bulundu.

    Her migren tipinde kullanılabilir

    Migren aşısının her migren tipinde kullanılabilen bir yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Aşının hem aurasız hem de auralı migren, kronik migren, aşırı ilaç kullanım baş ağrısı ve küme baş ağrılı hastaların tedavisinde başarıyla kullanıldığını söyleyebiliriz. Tabii maliyeti yüksek olduğu için hasta seçimleri de burada önemli bir nokta. Özellikle ilaç tedavisi, botulinum toksin tedavisi gibi önceki tedavilere iyi yanıt alınamayan ve ayda 4-5’ten daha fazla ağrı atakları geçiren hastalarda kullanılması daha uygun olacaktır” şeklinde konuştu. Migren iğnesi tedavisinin bugüne dek ciddi, tehlikeli bir yan etkisinin bildirilmediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Olası yan etkiler iğne yerinde kızarıklık, kaşıntı, enfeksiyon ve genellikle hafif alerjik reaksiyonlardır. Bu etkiler ilaçların güvenlik ve tolere edilebilirlik özellikleri ile benzer bulunmuştur” dedi.

    Ev Yapımı Karışımla Kepeğe Son

    0

    Kış Aylarında En Büyük Dert Kuruyan Cilt ve Saç Derisi.

    Yapılan araştırmalara göre her iki kişiden birinde kepek sorunu görülüyor.  Ancak ev yapımı tariflerle kepeğe ve kuru cilde veda etmek mümkün.

    Bakımsız bir görüntüye neden oluyor

    Birçok insanın kepek sorunu yaşadığını aktaran Güzellik Koçu Meltem Demir, “Her iki kişiden birinde kepek sorunu görülüyor. Normalde insan derisi, sürekli kendini yeniler ve ölü hücreler, yeni deriler tarafından atılır. Ancak kepeklenme sorununda bu süreç hızlanır ve normalden daha fazla sayıda hücre atılımı yaşanır. Bu da gözle görülür ve kötü bir görüntü oluşturur. Temiz olsa saçlarda kirli ve bakımsız bir görüntüye neden olur” dedi.

    Kış aylarında artıyor

    Ayrıca kış aylarında cilt kuruluklarının da sıklıkla yaşandığını aktaran “Kuru saç derisi ve kepeklenen saçlar için ev yapımı tariflerle bu sorunlardan kullanılabilir” diye konuştu. Tarif için 30 ml jojoba yağı, 4 damla lavanta, 3 damla biberiye, 2 damla kekik, 3 damla çay ağacı yağının karıştırılması gerektiğini aktaran Demir, “Bu karışımı masaj yaparak sürün, 1-3 saat bekletin. Sonuçta kepeksiz, canlı bir saça kavuşacaksınız” ifadelerini kullandı.

    Korres İle Gelen Doğal Güzellik

    0

    Antik çağların güzellik tüyolarından ve doğal formüllerinden ilham alan doğal cilt bakım ve kozmetik markası KORRES, kozmetikte de doğallıktan vazgeçmeyenlerle sadece Boyner mağazaları ve boyner.com.tr’de buluşuyor. En doğal ve en saf bitkilerden üretilen KORRES’in favori serileri arasında Pure Greek Olive ve Greek Yoghurt serileri yer alıyor.

    Kozmetik alışverişi denince dünyaca ünlü markalardan zengin ürün seçeneği, ayrıcalıklı servisi, avantajlı fiyat ve teklifleriyle akla gelen ilk adres olan Boyner, doğal kozmetik sektöründe ikonik bir marka olan KORRES’in her cilt tipine ve her yaşın ihtiyaçlarına cevap veren ürünlerini müşterileriyle buluşturuyor.

    Limon fesleğeninin ferahlatıcı etkisi

    Cildin doğal nem seviyesini koruyan ve cilt yapısının esnekliğini desteklemeye yardımcı olan, Korres Basil Lemon Duş Jeli, limon fesleğeninin ferahlatıcı etkisi ve üstün temizleyici özelliği ile gün boyu taze hissetmenizi sağlıyor.

    Korres’in yeni vücut serisinde yer alan bir başka ürünü Korres Mastic (Sakız) Vücut Sütü, yoğun besleyiciliği sayesinde hem cildin nem ihtiyacını karşılıyor hem de cildi pürüzsüz bir görünüme kavuşturuyor. 

    Duş sonrası cildin sıkılığını artıran ve kırışıklıkları azaltan formülüyle cilt bariyerini güçlendiren Korres Cashmere Rose Vücut Serum Spreyi ise mis gibi kokusuyla ferahlık sağlıyor.

    Zeytinyağından gelen güzellik: Pure Greek Serisi

    Uzun zamandır en iyi zeytinyağı olarak kabul edilen ünlü Koroneiki’nin naturel sızma zeytinyağını içeren KORRES Pure Greek Olive Serisi, cilt bakımı, vücut bakımı ve saç bakımı ürünleriyle ön plana çıkıyor. 

    Pure Greek Olive Serisi’nde yer alan Pure Greek Olive Shine şampuan ve saç kremi, doğal bir antioksidan kaynağı olan sızma zeytinyağı, zeytin yaprağı özü ve B & E vitaminleri ile birlikte saçlara yoğun parlaklık, elastikiyet ve yumuşaklık veriyor.

    Serinin diğer ürünleri Pure Greek Olive duş jeli cildi nazikçe temizlerken içeriğindeki sızma zeytinyağı ve zeytin yaprağı ile cildin doğal nemlilik seviyesini korumaya destek oluyor. Pure Greek Olive vücut kremi ve ellerin pürüzsüz ve esnek olmasını sağlayarak cildin doğal nemini korumaya yardımcı olan Pure Greek Olive el kremi de serinin ürünleri arasında yer alıyor.

    KORRES’in tamamen doğal içeriklerle hazırlanan ürünleri Boyner mağazalarında ve boyner.com.tr’de cildi ve doğa için en iyisini isteyenlerle buluşuyor.

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Beynimiz de Kuyu Gibi Kullandıkça Açılan Bir Organ… ”

    0

    Beyin sağlığını korumak için alışkanlık tuzaklarına dikkat!

    Beynin de tıpkı diğer organlar gibi yaşlandığını ancak doğru bakımla beyin yaşlanmasının yavaşlatılabileceğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beynini doğru kullanan kişi, 100 yaşına da gelse hafızası, zihni pırıl pırıl oluyor. Unutkanlıkla ilgili başlangıçta erken önlem alınması önemlidir. Alzheimer’da unutkanlığın ancak yüzde 5-10’u genetiktir. Geri kalanı tamamen beyni yanlış kullanmayla ilgilidir.”dedi. Kişinin beynini canlı tutup kullanması ve yeni deneyimlere açık olmasının önemine de işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin kullan ya kaybet kuralıyla çalışıyor. Tıpkı kuyu gibi, kullandıkça açılan bir organ. Açıldıkça kök hücrelerden yeni hücre üretiyor. O hücreler göçüyor. Yeni öğrenmeler sayesinde hafıza zayıflamıyor.”dedi.  

    Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, basit unutkanlık, Alzheimer ve beyin sağlığı konusunda değerlendirmede bulundu.

    Basit unutkanlık deyip geçilmemeli

    Unutkanlığın iyi ve kötü huylu olmak üzere iki türü bulunduğunu belirtenProf. Dr. Nevzat Tarhan, “Biri basit unutkanlıktır yani iyi huylu unutkanlık, selim tabiatlı unutkanlık da deriz. Diğeri ise habis unutkanlık yani kötü huylu dediğimiz unutkanlıklardır. Bu iki unutkanlık birbiriyle çok karışıyor. 60 yaş üzerinde unutkanlık başladığı zaman bu kadar unutkanlık olur’ deniliyor ve Alzheimer riski göz ardı ediliyor. Alzheimer ve demansın ilk başlangıç belirtileri unutkanlık olduğu için buna dikkat etmek gerekiyor.  Beynimizdeki o basit unutkanlık deyip geçmememiz lazım.” uyarısında bulundu.

    Basit unutkanlıklara değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Buzdolabını açarsın. ‘Ne alacaktım?’  dersin bir düşünürsün. Telefonunu eline alırsın ‘Kimi arayacaktım?’ dersin ve sonra hatırlarsın. Böyle unutmalar olabilir.” dedi.

    85 yaş üzerinde Alzheimer riski %50’ye çıkıyor

    Dünyada ve ülkemizde ortalama insan ömrünün uzadığını, dünyada da Türkiye’de de kadınlarda 78, erkeklerde 74-76 gibi ortalama bir yaş olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Hatta bu ortalama 80-90’a çıktı. Mesela bir insan 60-65 yaşına geldi, unutkanlığı başladı. Bu kadar unutkanlık olur deyip, tedbir almazsa bir müddet sonra bu unutkanlığın nedeninin Alzheimer olduğu anlaşılabiliyor. Kişi hayatının son 10 senesini Alzheimer olarak geçirebilir çünkü 85 yaşının üzerindeki kişilerde Alzheimer ihtimali yüzde 35-50’ye kadar çıkıyor.” dedi. 

    Beyni doğru kullanmak hafızaya iyi geliyor

    Beynimizin de tıpkı cildimiz gibi yaşlandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beynini doğru kullanan, 100 yaşına da gelse hafızası, zihni pırıl pırıl oluyor. Unutkanlıkla ilgili başlangıçta erken önlem alınması önemlidir.  Alzheimer’da unutkanlığın ancak yüzde 5-10’u genetiktir. Geri kalanı tamamen beyni yanlış kullanmayla ilgilidir.”dedi. 

    Yeni öğrenmelerle hafıza zayıflamıyor

    ABD’de ortaya çıkan bir olguya da değinen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu enteresan ve aynı zamanda literatüre de giren bir olgudur. San Francisco’da bir matematik profesörü satrançta 8 hamle ötesini görebilirken bunun 5’e düştüğünü fark etmiş. Sonra nöroloğa gidiyor. Nörolog testleri yapıyor. Bütün ölçeklerde her şey normal çıkıyor. Zeka testlerinde yaş grubu normal veri tabanı içerisinde. Daha sonra beyin check-up’ı yaptırıyor. Orada kesin tanı beyindeki plaklardan anlaşılıyor. Beyninde çok sayıda plak olduğu belirleniyor fakat kaybı yok. Sonra yapılan araştırmalarda şu ortaya çıkıyor: Beynini öyle güzel kullanıyor ki beyindeki amenoit plaklar olduğu halde beyin kendine yol bulmuş, yeni öğrenmelerle kişinin hafızası hiç zayıflamamış.” diye konuştu.

    Beyin yeni deneyimlere açıksa çalışıyor

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir dönem beyin hücrelerinin sayısının sabit olduğu ve yaş ilerledikçe bu hücrelerin öldüğünün kabul ediildiğini belirterek “1998’de bu keşfedildi. Beyin hücreleri ölmüyor. Beyinde hipokampus bölgesi var. Beynin ortasında bulunan ve hafızanın oluşturduğu bölge, kök hücreler üretiyor. Kişi beynini canlı kullanırsa yani yeni deneyimlere açıksa ya kullan ya kaybet kuralıyla beyin çalışıyor. Kullandıkça beyin açılıyor, açıldıkça kök hücrelerden yeni hücre üretiyor. O hücreler göçüyor, kullandığı beyin alanı neresiyse oraya gidiyor. Orada ağlar oluşturuyor. Orada network oluşturuyor. Kişinin beyni pırıl pırıl çalışıyor. Beyinde plaklaşma olduğu halde hafıza zayıflamıyor.” dedi.

    Sağlıklı bir zihin için yaşam tarzı önemli

    Sağlıklı bir zihin ve hafıza için yaşam tarzının da önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beslenme önemli, yaşam tarzı önemli ve beyni kullanma kılavuzumuzun olması önemlidir. Beynimizi doğru kullanıyorsak basit unutkanlığı hastalıkla karıştırıp panik yapmamak gerekir. Alzheimer’da genetiğin yüzde 15 gibi bir rolü var. Yüzde 70-85 yaşam biçiminin rolü vardır. Unutkanlık beynimizi iyi kullanıp kullanmamayla ilgilidir.”  dedi.

    Alışkanlık tuzaklarına karşı dikkatli olunmalı

    Beyin sağlığı için beyin dostu bir yaşamın önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin dostu beslenme ve beyin dostu alışkanlıklar önemlidir. Beynimizin öyle bir özelliği var ki yapılan bir araştırmada, bir insan kumar oynamayı 440 defa yaparsa onu artık otomatik yapmaya başladığı tespit edilmiş. Günlük yaşamda sıkça karşımıza çıkar. Otomobil kullanan bir kişi hep kullandığı güzergahta ezbere gider. Daha önce oraya defalarca gitmiştir, beyin otomatik öğrenme yapıyor. Düşünce, duygu ekleyince inanış oluyor. Tekrar edince alışkanlık oluyor. 6 ay tekrar edince bu kişilik haline geliyor. Onun için tekrarlar çok önemli. Yanlış bir şeyi de tekrar ettiğinde alışkanlık oluyor. Onun için ileri yaşta insanın en çok hata yaptığı şey alışkanlık tuzaklarıdır, alışkanlıklar zihinsel tuzaktır.”dedi. 

    Yeni deneyimlere açık olmak beyni çalıştırıyor

    Beynin sürekli dinamik tutulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Yeni deneyimlere açık olan kişilerin beyinleri sürekli pırıl pırıl çalışıyor. MR cihazına sokuyoruz. Beyninin her tarafı her konuda aktif. Hatta şuna benzetiliyor: Bir vadi düşünün, yazın vadide eğer sulanmayan bir alan varsa sapsarıdır ama eğer bir yere bakılıyorsa, sulanıyorsa ağaçlı, çiçekli, kuşlu, yemyeşil alandır. İnsan beyninde de öyledir. Bakımlı alanlar beyinde hareketli, canlı, dinamik oluyor. Bu kullanmayla ilgilidir. Kullanılmayan alanlar, kurumuş vadi gibi kuruyup kalıyor. O nedenle burada önemli olan büyük fotoğrafı görerek beyni ustaca ve bilgece kullanmaktır. Beyni kullanabilmek unutkanlığı önlemede en önemli basamaktır, beynin yaşlanmasına karşı en büyük çözümdür.”dedi.

    Beyin sağlığını korumak ve beyin yaşlanmasını önlemek için tavsiyelerde de bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beynimizi günlük yaşam aktiviteleri içinde yoğun kullanmamız önemli. Bulmaca ve sudoku çözmekten daha önemlisi örneğin her gün aynı yoldan gitmek yerine farklı yollardan gidilmesi önerilebilir. Yani hep aynı alışkanlıkları devam ettirmek yerine sık sık alışkanlık değiştirmek, sık sık pozisyon değiştirmek tavsiye edilebilir.”dedi. 

    Eşini unutur, anne-babasını unutmazlar… 

    Alzheimer hastalığında beynin yeni öğrenme yapamadığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Alzheimer hastaları eskileri çok iyi hatırlar ve anlatır ama yeni şeyleri hatırlayamaz, unutur. Alzheimer’ın tipik özelliğidir. Buna retrograd amnezi diyoruz. Alzheimer çok ilerlediği zaman eşini unutur ama anne ve babasını unutmaz. Çünkü küçüklüğe dair şeyler beyinde kalıyor. Bu nedenle Alzheimer hastalığında beyin yeni öğrenmeleri yapamıyor.”dedi. 

    Beynimiz de kuyu gibi kullandıkça açılan bir organ…

    Kişinin yeni öğrenmelere açıksa beynin sürekli çalıştığını ifade eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin devamlı yeni öğrendiği için katmanları hep canlı kullanıyor. Beyin ya kullan ya kaybet kuralıyla çalışıyor. Bu nedenle kuyuya benziyor. Kuyudan su çektikçe kuyu nasıl açılıyorsa beynimiz de kullandıkça açılan bir organ.”dedi.

    Kansere Dijital Çözüm

    0

    Dünya genelinde her 6 ölümden biri, ülkemizde ise her 5 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşiyor. 2040 yılında 30 milyon kişinin kansere yakalanabileceği öngörülüyor. Yapay zeka alt yapısına sahip algoritmalarla genetik tanıda doğru ve hızlı sonuç alınmasını sağlayan Argenit, kanser tanı sürecinde hekimlerin işlerini kolaylaştırıyor. 

    Kanser, dünyada ve ülkemizde en yaygın ölüm nedenleri içinde ikinci sırada yer alıyor. Dünya genelinde yaklaşık her 6 ölümden biri, ülkemizde ise her 5 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşiyor. Kanser tanısında ve tedavi yöntemlerinde ilerleme sağlanamadığı takdirde 2040 yılında yıllık 30 milyon yeni vakanın ortaya çıkacağı tahmin ediliyor. Kanserlerin yüzde 30-50’ye yakını, risk faktörlerinden kaçınma ve önleyici stratejileri uygulama yoluyla önüne geçilebilir durumda. Erken tanı ve doğru şekilde uygulanan tedavi iyileşme olasılığını artırıyor. 

    Erkeklerde en sık akciğer, kadınlarda meme kanseri görülüyor

    Genetik hastalıkların önlenmesinde kullanılan dijital analiz yöntemlerin çığır açan etkisine değinen Argenit kurucu ortağı Burak Buyrukbilen, “Erkeklerde akciğer kanseri, kadınlarda ise meme kanseri ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında. Kanser gibi genetik hastalıkların tanısında uygulanan FISH yöntemi anormal gen bölgelerini saptamada yeni nesil altın yöntem olarak kabul ediliyor. Bu dijital uygulamada kullanılan cihaz ve analiz sistemlerini yerli kaynaklarla üreterek hekimlerin hizmetine sunuyoruz. Normal hücrelere zarar vermeden sadece kanser hücrelerini hedefleyen tedavi yaklaşımlarını destekleyen yeni nesil teknolojiler üretiyoruz.” açıklamasında bulundu.

    Kanserli hücreleri nokta atışı tespit ediyor

    Ülkemizde de yaygın olarak görülen kanser hastalığının erken teşhisinde anomaliye sahip gen bölgesini spesifik olarak görüntüleyebilen sistemler kritik önem taşıyor. Kromozomlardaki anomali tespiti için detaylı incelenebilme imkanı tanıyan otomatik görüntüleme sistemleri geliştiren Argenit, kanserin tanı sürecinde hekimlerin dijital asistanı görevini üstleniyor. Yapay zeka alt yapılı algoritmalar sayesinde genetik tanıda doğru ve hızlı sonuç alınmasını sağlayan Argenit’in ürettiği bulut tabanlı sistemler hastanelerde, laboratuvarlarda ve genetik tanı merkezlerinde yoğun olarak kullanılıyor.

    10 Milyar Dolarlık Medikal Estetik Sektörü Buluşuyor

    0

    Türkiye’nin İlk ve En Prestijli Fuarlarından Güzellik ve Bakım İstanbul, 17-20 Mart 2022 Tarihleri Arasında, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı – Rumeli Salonu’nda Gerçekleşecek.

     Sektörün amiral gemisi konumunda olan fuar yerli ve uluslararası markaları bir araya getirmenin yanı sıra kozmetik ve medikal cihaz ithalatının yüzde 90’ının gerçekleştiği bir ticaret köprüsü olma özelliği de taşıyor. 34.sü düzenlenecek fuar 200’den fazla katılımcı, 600’den fazla marka, 4 bini yabancı olmak üzere 30 ülkeden yaklaşık 35 bin profesyonel ziyaretçi ve satın almacıya ev sahipliği yapacak.

    Son yıllarda medikal estetik uygulamalarında önemli atılımlar yapan Türkiye dünya beşinciliğine ve Avrupa birinciliğine yükseldi. Medikal estetik hem Türkiye’de hem dünyada, sağlıklı bir yaşam için ihtiyaç haline geldi. Medikal Estetik sektörü dünyada 10 milyar dolar, Türkiye’de 100 milyon dolarlık bir pazar ve her sene yüzde 10 büyüyor. Özellikle İstanbul, medikal estetik için Avrupa’nın önde gelen merkezlerinden biri oldu. Bu kapsamda fuar ile ilgili değerlendirmelerde bulunan TG Expo Proje Direktörü Gökhan Büyükataman, “Güzellik ve Bakım Fuarı’nda medikal estetik bölümü önemli bir yer tutuyor.

    Dünya’da hızla büyüyen bir trendi işaret eden medikal estetik alanında Türkiye söz sahibi ülkeler arasında gösteriliyor. Medikal estetik pazarı tüm dünyada, yılda ortalama yüzde 10 büyüme gösterirken Çin, Brezilya ve Türkiye gibi ülkelerde büyümenin çok daha hızlı ivme kazandığını görüyoruz. Ülkemiz, bu alanda yapılan toplam işlem sayısı bakımından Dünya’da beşinci ve Avrupa’da birinci sırada yer alıyor. Bakıldığında, ciddi anlamda önem arz eden sektörde bir Türk kadını medikal estetiğe bir yılda toplam 400 bin TL harcama yapıyor” dedi. 

    YENİ ÜRÜN VE YENİ TEKNOLOJİLERİN BULUŞMA NOKTASI

    TG Expo Uluslararası Fuarcılık tarafından düzenlenen fuar, Almanya, Fransa, İrlanda, ABD, İngiltere ve Güney Kore gibi ülkelerdeki markaların teknolojilerini ve en son trendlerini katılımcıların beğenisine sunacak. 

    B2B Alım Heyeti Programı kapsamında katılımcılar hedef ülkelerden gelen uluslararası satın alma heyetleri ile ikili iş görüşmesi yapma fırsatı bulacak. Başta Bağımsız Devletler Topluluğu, Balkan Ülkeleri, Kuzey Afrika, Kıbrıs, Orta Doğu ve Körfez Ülkeleri’nden olmak üzere sektör profesyonelleri bir araya gelecek.

    Yerli ve uluslararası birçok profesyonel kozmetik markasının buluşacağı ve yeni teknolojilerin sergileneceği Güzellik ve Bakım İstanbul Fuarı’nda dünya devi markaların yanı sıra yerli ve milli üretim güzellik cihazları da görücüye çıkacak. Ayrıca, saç, spa, wellness ve fitness ile ilgili en gelişmiş cihaz, teknoloji, ekipman ve yöntemlerin dört gün boyunca sergileneceği fuar, alanında uzman, yerli ve yabancı doktorları, plastik cerrahları, estetik ve güzellik uzmanlarını, dermatologları, kuaförleri, makyaj sanatçıları ve diğer sektör profesyonellerini de ağırlayacak.

    FUAR BOYUNCA ETKİNLİKLER GÖRSEL ŞÖLEN SUNACAK

    Dört gün boyunca devam edecek fuarda birçok etkinlik de düzenlenecek. Fuarla eş zamanlı olarak kategorize edilmiş etkinlik   programında 15 oturum25 konuşmacı katılımı ile gerçekleşecek. Fuar boyunca sektör profesyonelleri dünyadaki güzellik trendlerini, yeni ürünleri, yöntemlerini anlatacak. Ayrıca katılımcılara bazı uygulamaları deneyimleme fırsatı da sunulacak.

    Ameliyatsız gençleşmenin ve yaşlanmayı engellemenin yöntemlerinin anlatıldığı, Anti Aging Academy”, güzellik içten gelir diyerek besinlerin cilt kalitesine etkisinin ele alındığı “All in Wellness”,  saç, topuz ve makyaj şovlarından, saç kesimi ve renklendirmeye, türban tasarım şovlarından microblading’e kadar en renkli şovlarla “Beauty on the Stage”, ünlü dermotologlarla  “Skin Care in the Spotlight”, alanında uzman kişilerden sınırlı sayıda katılımcıya uygulamalı eğitimlerin verileceği “Beauty Workshop” oturumları ve daha fazlası Güzellik ve Bakım Fuarı’nda olacak. Ayrıca ziyaretçilere bazı uygulamaları deneyimleme fırsatı da sunulacak.

    Burun Kanamalarınız Bu Hastalıkların Belirtisi Olabilir…

    0

    Burun Kanaması Sırasında Bunu Yapmayın

    Kanayan buruna kağıt peçeteyle tampon yapmaya çalışıyorsanız dikkat!

    BURNUNUZDAN GELMESİN!

    Burun kanamaları, kişiyi veya çocuklarda görüldüğü zaman anne babaları endişelendiren, kişinin yaşam konforunu bozabilen bir kulak burun boğaz rahatsızlığı olarak karşımıza çıkabiliyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz burun kanaması ile ilgili önemli bilgiler aktardı. Burun kanaması sorunlarının genellikle evde basit yöntemlerle durdurulduğuna işaret eden Dr. Titiz, buruna kağıt veya peçete konulmaması konusunda hastaları uyardı. 

    Doç. Dr. Ali Titiz, burun kanamasının bir hastalık değil bir “semptom” olduğuna dikkat çekti ve her üç kişiden ikisinde görülebildiğini, her yıl ise toplumun yüzde 7-14’ünde görüldüğünü söyledi. Kanamaların genelde hastanın kendisi tarafından tedavi edildiğini belirten Dr. Titiz. “Her on vakadan ancak biri doktora başvurur. Eğer kanama yoğun, uzun süreli veya tekrarlayıcı olursa hastaların hastaneye başvurduğu görülür. Tıbbi yardıma başvuran hastaların çoğunluğu da kolayca tedavi edilebilir” dedi. Hastaların yaklaşık on binde 2’sinde inatçı, tekrarlayıcı özellik gösteren, hayatı tehdit edebilecek ve hastaneye yatış gerektirebilecek kanama veya komplikasyon olabileceğini anlatan Dr. Titiz, bu durumda hastanın hızlı bir şekilde değerlendirilip, altta yatan nedenin araştırılması ve hayatı tehdit edici bir durum oluşmadan hızla tedaviye başlanması gerektiğini dile getirdi. 

    Kanamalarının yüzde 90’ı burun ön bölgesinde oluşuyor. 

    Burun kanamalarını erişkin ve çocukluk çağı burun kanamaları olarak iki ayrı grupta farklılık gösterdiğini söyleyen Dr. Titiz, bu iki yaş grubu arasında burun kanamasının oluştuğu bölge ve nedenleri bakımından benzer olsa da farklılıklar da olduğuna dikkat çekti. Dr. Titiz, çocuklardaki burun kanamalarına dair “Burun içini döşeyen pembemsi renkli mukoza örtüsü ve bunun içinde bulunan damarsal yapıların çeşitli nedenlerle bütünlüğünün bozulması ile kanamalar oluşur. Burun kanamalarının yüzde 90-95’i burun ön bölgesi olarak bilinen yaklaşık burun ön deliğinden 1 cm kadar içeride olan burun her iki deliğini ayıran “nazal septum” olarak adlandırılan bölgenin mukozasında görülür. Kalan yüzde 5-10’luk bölüm ise burun içinin arka kısımlarından gelir. Bu kanamalar lokal dediğimiz direkt burun kaynaklı etkenlerle olabileceği gibi sistemik denilen ve tüm vücut fonksiyonları ile ilgili hastalıkların bir bulgusu da olabilir” diye konuştu. 

    Çocuklarda çok sayıda neden kanamaya yol açıyor

    Çocuklarda kanamalara lokal nedenlerin yol açabileceğini belirten Dr. Titiz “Burun travmaları (düşme, çarpma vb), burun karıştırma (dijital travma olarak adlandırılır), sık ve uzun süreli burun spreyi kullanımı, burun enfeksiyonları ve burun içine yabancı cisim sokulması en sık nedenlerdendir. Bununla birlikte çeşitli kimyasalların solunması, cerrahi sonrası ve burun içi anatomik bozukluklarda da (burun içi kemik kıkırdak eğrilikleri vb.) burun kanamaları görülebilir. Tabi ki istemesek de çocukluk çağı burun kanamalarında burun tümörlerinin de akılda tutulması gerekmektedir. Sistemik olarak adlandırdığımız nedenler, lokal faktörlerden burun tümörleri gibi burun kanamalarının oldukça az bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Bu nedenler arasında enfeksiyonlar, alerji, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları, damarsal hastalıklar, çocukluk çağı yüksek tansiyon, ilaç kullanımları ve yetersiz beslenme durumları sayılabilir” dedi.    

    Dr. Titiz erişkinlerdeki burun kanaması nedenlerini “Yüksek tansiyona bağlı kanamalar, lokal ve sistemik ilaç kullanımları ile cerrahi uygulamalar sonrası nedenler ön plana çıkmakla birlikte, burun ön kısmından ziyade arka bölümlerinden olan kanamalar daha sık görülmektedir” sözleriyle özetledi. 

    Kanama sırasında neler yapılmalı?

    Burun kanamasının günün herhangi bir saatinde yaşanabileceğine dikkat çeken Dr. Titiz kanama sırasında yapılması gerekenleri “Kişi ve hastanın yakınları öncelikle sakin olmalı, oturur pozisyonda baş öne hafif eğik şekilde burun ve ağız içi serin su ile yıkanıp temizlenmeli, ardından burun kanatlarına iki parmak ile yaklaşık 3 dakika ara ara bası yapılarak beklenmeli. Burun içine peçete, kâğıt gibi materyaller sokulmamalıdır. Bu maddeler hem mukoza tahrişini arttırarak kanmanın ve kanama bölgesinin genişlemesine neden olabileceği gibi özellikle çocuklarda bu panik durumunda solunum yoluna kaçma riski taşımaktadır” diye konuştu. Bu önlemlerle kanamaların yüzde 80-90’ının kontrol altına alınabildiğini ifade eden Dr. Titiz, kanamanın uzaması durumunda hastanın en yakın sağlık merkezine başvurması gerektiğini hatırlattı. 

    Kanayan bölgeye tampon uygulanmalı

    Sağlık merkezinde de kanama sırasında burun ve ağızın suyla temizlenip ilaçlı pamuk tampon ile bası uygulandığını anlatan Dr. Titiz şunları söyledi: “Bu işlemler bir KBB hekimi tarafından kısa bir sürede yapılır. Erişkin ve çocukların neredeyse büyük bölümünde kanama bu şekilde kontrol altına alınır. Bu sırada kanamaya neden olabilecek durumlar gözden geçirilerek kanamaya sebep olan durum içinde müdahale planlanabilir.” 

    Dr. Titiz, çocukların büyük bölümünde burun ön kısmında olan kanamaların gümüş nitrat koterizasyonu sprey lokal anesteziklerle basitçe çözülebildiğini vurguladı ve “Kanamanın pamuk bası ile durmadığı özellikle erişkin hastalarda burun tamponu uygulaması yapılarak kanama yatıştıktan sonra burun kanamasına müdahale 1-2 gün sonra planlanabilmektedir. Erişkin hastalarda sık görülen bu durumun hastaya açıklanması, gerekirse hastaneye yatışı yapılarak takip edilmesi büyük önem taşır. Aktif kanaması olmayan tekrarlayıcı kanamalarda ise altta yatan nedene yönelik medikal tedaviler verilebilir ve önlemler alınabilir. KBB muayenesi yanında kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemleri ile diğer branşlardan konsültasyon muayenelerinin yapılması gerekebilir” dedi.     

    Her 4 Çalışandan Biri Esnek Çalışma Şartları İstiyor

    0

    Sodexo’nun Harris Tracker ile ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırmaya göre çalışanlar “İş yerlerinin sunduğu esnek çalışma şartları en az maaş, unvan ve sorumluluk kadar önemli” diyor.

    56 ülkede her gün 100 milyon insanın yaşamına dokunan Sodexo, Harris Tracker araştırma şirketiyle birlikte Fransa, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya, İspanya, ABD, Avusturya ve Çin olmak üzere 8 ülkede 11 – 21 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdiği bir araştırmayla, pandemi döneminin iş yaşamına etkilerini mercek altına aldı. Araştırma kapsamında 4800 online görüşme gerçekleştirildi. Araştırmaya katılan 10 mavi yakalının 8’i tamamen eski düzende çalışmaya başladığını belirtirken, bu çalışanların yüzde 41’i ise kendi sağlığından endişe ediyor. İşe tamamen dönen beyaz yakalıların ise yüzde 55’i de bu endişeyi paylaşıyor. Araştırmaya katılan her dört çalışandan biri artık iş tercihi yaparken maaş, unvan ve sorumluluk kadar esnek çalışma şartına göre karar verdiğini belirtti.

    İş dünyasında yerinden oynayan bu taşlar sebebiyle şirketler, nitelikli iş gücünü korumakta zorluk çekiyor. Nisan 2021 itibariyle dört milyon kişinin istifa ettiği Amerika Birleşik Devletleri’nde 10 milyon boş iş pozisyonu bulunduğu belirtiliyor. Harris Tracker’ın araştırmasına göre çalışanların yüzde 24’ü öncelik olarak esnek çalışma şartları istiyor. Yüzde 18’lik kısım “maaş” derken, yüzde 11 yan haklara göre karar verdiğini söylüyor. Yüzde 12’si şirketin değerleri ve büyüklüğüne, yüzde 10’u çalıştığı ofisin ya da fabrikanın şartlarına, yüzde 9’luk kısım ise sürdürülebilirlik konusundaki hassasiyetine göre karar veriyor. 

    Her şirketin kendi şartlarına uygun çözümleri bulması gerekiyor

    Sodexo Türkiye CEO’u Ahmet Zeytinoğlu, “Rekabetin her geçen gün arttığı iş yaşamında, tüm şirketlere uyan bir çözüm bulunmuyor. Her sektörün kendi şartlarına uygun çözümler sunulması gerekiyor. Sodexo’nun globalde gerçekleştirdiği bu araştırmalar da bize ve iş dünyasına önemli mesajlar veriyor” ifadesini kullandı. Sodexo Entegre’nin pandemi öncesinde olduğu gibi bugün de her iş ortağına özel hizmet sunduğunu dile getiren Ahmet Zeytinoğlu, “Çalışan mutluluğunu işinin kalbine konumlandıran bir şirket olarak tüm iş ortaklarımıza uygun hizmet ve çözümlerimizi sunuyor, onlara özel yaptığımız çalışmalarla enerji ve maliyet tasarrufu sağlıyoruz” dedi.

    Çocuk Sahibi Olmak İsteyenler Dikkat

    0

    AMH Testini İhmal Etmeyin!

    İlerleyen yaş ile birlikte kadınlardaki yumurta rezervinin azalması, çocuk sahibi olabilmek için çiftleri endişeye sürüklüyor. Gelişen tedavi yöntemleri ile birlikte yumurtalıklarda bulunan yumurta rezervinin gösterilmesi amacıyla uygulanan AMH (Anti-Müllerian Hormon Testi)  kadınlarda erken menopoz teşhisi ile sağlıklı gebelik elde edilmek için önemli sonuçlar alınmasını sağlıyor. Bu kapsamda AMH değeri 1’in altında olan anne adaylarının çocuk sahibi olamayacak mıyım? endişesine kapılmadan tedaviye yönelmeleri gerektiğinin altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yücel Karaman, ‘’ Sağlıklı bir kadının AMH değeri 1.5 ile 6.0 ng/ml olmalıdır. Ancak artan yaşla birlikte kadınlarda yumurta hücreleri ve AMH seviyeleri de düşmeye başlar. Özellikle 40 yaş altı ve AMH değeri 1 den düşük kadınların tedaviye veya bekar ise yumurta dondurma işlemine hızlı başlamaları gerekir ’’ diye belirtti.

    Kadınlar, doğduğu andan itibaren belli ve değişmeyen yumurta sayısına sahipken, ilerleyen yaşla birlikte yumurta rezervleri azalmaya başlar. Özellikle 35 yaşından sonra hızlanan bu durum 40’lı yaşlara geldiğinde ise menopoz dönemiyle yumurtalık fonksiyonlarının düşmesiyle birlikte çocuk sahibi olmak için zorluklar yaşar. Bu kapsamda genetik ve çevresel faktörler, hormonal bozukluklar, stres ve ilerleyen yaşla birlikte kadınlarda yumurta rezervinin azalmaya başladığının altını çizen Prof. Dr. Yücel Karaman, ‘’Bu süreçte düşük AMH seviyesi tespit edilen hastaların, endişeye kapılmak yerine zamanı iyi kullanmaları çok önemli. Çocuk sahibi olamayacak mıyım? gibi sorularla başvuran hastalara, kaliteli yumurta geliştirme yöntemiyle ilgili bilgi verilmesi gerekiyor. AMH seviyesi düşük olan kişilerde çok sayıda embriyo geliştirilemeyecek olsa da kaliteli ve gebelik ihtimali yüksek olan embriyoların elde edilmesiyle gebelik şansının da artacağını bilmeleri gerekiyor’’ dedi.  

    AMH Testi Nasıl Yapılır?

    AMH testinin kolay ancak uzman kişiler tarafından yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yücel Karaman, ‘’Kadınlar adet gününden bağımsız herhangi bir günde AMH değerine bakılır. Ancak sonuçların uzman bir ekip tarafından yorumlanması, gebelik için büyük önem taşır’’ dedi.

    AMH Testi Değerleri Nasıl Olmalı?

    Kadınlarda AMH değerinin 1.5 – 6 ng/ml arasında olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yücel Karaman, ‘’ (AMH > 4 ng/ml ) yüksek, (AMH 1.5-4 ng/ml) normal, (AMH <0.5 ng/ml) çok düşük değerler olarak incelenir. İlerleyen yaş ile birlikte bu değerlerde gözle görülür düşüşler meydana gelir. Bu yüzden her hastanın ayrı değerlendirilmesi ve kişiye özel tedavi yöntemlerinin uygulanarak çocuk sahibi olmak için acele etmeleri gerekir ‘’ dedi.

    Mutluluğa Giden Yol Sağlıklı Bağırsaklardan Geçiyor

    0

    Heyecanlandığınızda midenizin guruldadığı, korktuğunuzda tuvalete gitme ihtiyacı hissettiğiniz anlar oluyor mu?

    Bağırsaklarımız ve beynimiz arasındaki ilişki son yıllarda pek çok bilimsel çalışmanın gündeminde yer alarak insan vücudu hakkında bilinmeyenlere ışık tutuyor.

    Beynimiz ve sindirim sistemimiz arasındaki ilişkiyi çoğumuz fiziksel olarak deneyimlemişizdir. Heyecanlandığımızda veya korktuğumuzda midemize kramp girer, gerginken sıkça tuvalete gitme ihtiyacı hisseder, âşık olunca karnımızda kelebeklerin uçtuğunu sanırız. Yapılan bilimsel çalışmalar, bu iki organın birbirine hem fiziksel hem biyokimyasal olarak birkaç farklı yolla bağlı olduğunu gösteriyor. Zade Vital Medikal Müdürü Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu, beynimizde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi bulunurken bağırsaklarımızda ise yaklaşık 500 milyon sinir hücresi bulunduğunu ve birbirlerine sinir sistemimizdeki nöronlar aracılığıyla bağlandığını söylüyor. Bağırsak ve beyin arasındaki iletişimi sağlayan en büyük sinirlerden biri olan Vagus ise iki organın arasında sinyal göndererek işlevini yerine getiriyor.

    Bağırsaklarımız ve beynimiz arasında nöronların yanı sıra kimyasal haberciler yoluyla da iletişim sağlandığını ifade eden Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu, duygu/durum ve davranışları kontrol eden, “nörotransmitter” denilen bu kimyasallar aynı zamanda vücut saatinin kontrolüne de yardım ettiğini belirtiyor.  “Mutluluk hormonu olarak da bilinen “seratonin”in büyük bir bölümü bağırsaklarda üretiliyor” diyen Dr. Dedeoğlu ekliyor: “yani bir anlamda mutluluğa giden yol, sağlıklı bağırsaklardan geçiyor”.   

    “Düzenli Probiyotik Kullanımı Bütünsel Sağlığın Desteklenmesinde Rol Oynuyor”

    Bağırsaklarımızdaki bakterilerin beyin sağlığımız üzerinde rol oynadığını ve mikrobiyotayı olumlu yönde değiştirerek beyin sağlığımızın korunmasını destekleyebileceğimizi ifade eden Dr. Dedeoğlu ekliyor: “Düzenli olarak doğal prebiyotik içerikli gıdalar tüketmek, probiyotik ve prebiyotik takviyesi kullanmak bütünsel sağlığın desteklenmesinde önemli rol oynuyor. Aynı zamanda yapılan araştırmaların düzenli probiyotik kullanımının vücudumuzda stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyesini düşürdüğünü ortaya koyuyor”.

    Sağlıklı bir sisteminin anahtarını sunan Zade Vital Probiyotik Daily, mide ve bağırsak işleyişinin normal fonksiyonlarında çalışmasına yardımcı oluyor. Formülünde bulunan 2 milyar probiyotik mikroorganizma sayesinde bağışıklık sisteminin de dengede kalmasını destekliyor.  

    Probiyotiklerin iyileştirici etkisini ortaya koyan özgün içerik, gecikmiş salınımlı özel kapsülü sayesinde dost bakterilerin bağırsağa ulaşıncaya kadar koruma altına alınmasına olanak sağlıyor. Laktoz içermeyen, vegan ve vejetaryen beslenmesine uygun olan ürün bedeninize çok yönlü destek oluyor.