Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 168

    Aldığı Kilolar Yüzünden Günlerce Konuşulan Serenay Sarıkaya, Süper Mini Elbisesiyle Göz Kamaştırdı

    0
    Aldığı Kilolar Yüzünden Günlerce Konuşulan Serenay Sarıkaya, Süper Mini Elbisesiyle Göz Kamaştırdı

    Son günlerde aldığı kilolarla gündeme gelen Serenay Sarıkaya, önceki gün Kuruçeşme’de süper mini elbisesiyle görüntülendi. Geçtiğimiz günlerde peş peşe basın mensuplarına yakalanan Sarıkaya, “Ya her gün sizinleyim. Üç gündür beni çekiyorsunuz” diyerek takıldı.

    Ünlü komedyen Cem Yılmaz‘la yaşadığı aşkla adından söz ettiren Serenay Sarıkaya, önceki gün Kuruçeşme‘de elinde kahvesiyle bir mekandan çıkarken görüntülendi. Son aylarda aldığı kilolarla dikkat çeken Sarıkaya, süper mini elbisesiyle göz kamaştırdı.

    SALGIN NEDENİYLE İŞLERİ DURDU

    Bergen’in hayatını konu alacak filmde başrol oynayacak olan Sarıkaya’nın koronavirüs nedeniyle çekimleri ertelendi. Alice Müzikali de belirsizliğini koruyan Serenay Sarıkaya, “Bütün işlerimiz ertelendi, durdu. Şu an çalışamıyoruz. Hayatın normale dönmesini bekliyoruz” dedi.

    “BENİ BİRKAÇ GÜN ÇEKMEYİN”

    Bir yandan yemek yeyip bir yandan da senaryo okuyan Sarıkaya, elinde kahveyle mekandan çıktı. Kendisini görüntüleyen basın mensuplarına takılan güzel oyuncu“Ya her gün sizinleyim. Üç gündür beni çekiyorsunuz” diyerek espri yaptı.

    “Senaryo mu okuyordunuz? Yeni projemi var? sorularına ise, “Daha dün konuştuk. Her gün sizinle ne yapacağız? Birkaç gün beni çekmeyin, sonra bir daha sorun aynı şeyleri konuşuruz tekrar” diyerek uzaklaştı.

    FİZİĞİYLE DİKKAT ÇEKTİ

    Karantinada olduğu süreçte aldığı kilolarla sıkça adından söz ettiren Sarıkaya, siyah mini elbisesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti.

    Aldığı kilolar günlerce konuşulan Serenay Sarıkaya, süper mini elbisesiyle göz kamaştırdı

    Komşusunu Döven Halil Sezai’ye Bir Darbe De Ev Sahibinden Geldi

    0
    Komşusunu Döven Halil Sezai'ye Bir Darbe De Ev Sahibinden Geldi

    Tuzla’da 67 yaşındaki komşusunu darbeden Halil Sezai’nin oturduğu villa ev sahibi tarafından yeniden kiralığa çıkarıldı. Olaydan iki gün sonra villanın kapısına “kiralık” yazısının asıldığı görüldü.

    Önceki gün 67 yaşındaki komşusunu darp ettiği görüntüleri ortaya çıkan şarkıcı Halil Sezai‘ye bir darbe de ev sahibinden geldi. Ünlü şarkıcının oturduğu siteye darp görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından “kiralık” yazısı asıldı.

    Tuzla’da dört villalık bir sitede oturan Halil Sezai, 67 yaşındaki komşusu Hüseyin Meriç’i darp etti. Güvenlik kamerası görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından, Halil Sezai büyük tepki çekti. Bugün savcılık ifadesinin alınmasının ardından Halil Sezai, “silahla kasten yaralama” suçundan tutuklandı.Olaydan iki gün sonra ise Halil Sezai’nin yaşadığı villanın kapısına “kiralık” yazısı asıldı.

    HALİL SEZAİ'NİN OTURDUĞU VİLLA KİRALIĞA ÇIKARILDI
    HALİL SEZAİ'NİN OTURDUĞU VİLLA KİRALIĞA ÇIKARILDI

    NE OLMUŞTU?

    Tuzla’da 4 villalık bir sitede 2 villayı film çekimi için kiralayan Paracıkoğlu ile yan villada yaşayan Hüseyin Meriç (66) arasında tartışma çıkmıştı.

    Yaşanan tartışma sırasında darbedildiğini belirten Meriç, Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğine giderek şikayette bulunmuştu. Bunun üzerine kamera kayıtlarını inceleyen polis ekipleri, Halil Sezai Paracıkoğlu’nu Kadıköy’deki evinde gözaltına almıştı.

    Emniyetteki ifade işlemleri tamamlanan Paracıkoğlu, savcılık talimatıyla serbest bırakılmıştı.

    Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Halil Sezai Paracıkoğlu’nun mevcutlu şekilde adliyeye getirilerek ifadesinin alınması talimatı verdi. Halil Sezai’nin ifadesinde yaşlı adamı darbettiğini kabul ettiği ve sopayı eline şaka amaçlı aldığını söylediği öğrenildi. Tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen Halil Sezai “silahla kasten yaralama” suçundan tutuklandı.

    Covid-19’la Hızlanan Dijital Dönüşüm Sürecinde İşletmelere 3 Önemli İpucu

    0
    Covid-19’dan önce birçok şirketin uzun vadeli bir dijital dönüşüm planı vardı. Ancak salgın, iş dünyasındaki liderleri, planlarını neredeyse bir gece içinde uygulamaya sokarak işlerinin karantina süresince yürümesini sağlamaya ve salgın sonrası yeni bir gerçeklikte faaliyetlerini sürdürmek için hazırlanmaya zorladı.

     Covid-19’dan önce birçok şirketin uzun vadeli bir dijital dönüşüm planı vardı. Ancak salgın, iş dünyasındaki liderleri, planlarını neredeyse bir gece içinde uygulamaya sokarak işlerinin karantina süresince yürümesini sağlamaya ve salgın sonrası yeni bir gerçeklikte faaliyetlerini sürdürmek için hazırlanmaya zorladı.

    Bu “yeni normal” süreçte uzun vadeli operasyonel dayanıklılık sağlayabilmek için işletmelerin iş sürekliliğini koruyacak doğru araçları bulmaları kritik hale geldi.
    Pandemi sürecinde yeni dijital çözümler ve modern analitiğin rolünün giderek önem kazandığını vurgulayan Iron Mountain Gelişen Pazarlar Başkan Yardımcısı – Türkiye & BAE Genel Müdürü Cenker Özhelvacı, “Tüm şirketler gibi, biz de Iron Mountain olarak çalışma şeklimizi değiştirmek zorunda kaldık ve müşterilerimizle uzaktan iletişim kurmanın yeni yollarını aradık. Bu süreçte, müşterilerimizin iş sürekliliğini sağlamak ve dijital dönüşüm süreçlerinde destek olabilmek için sunduğumuz çözüm önerilerini genişlettik” dedi.

    Özhelvacı; pandemi sonrası dijital dönüşüm desteği açısından müşterilerinin önceliklerini, uzaktan çalışan iş gücü için güvenli veri erişimi, ofislerin yeni normal düzene göre organizasyonu ve operasyonel sürekliliği sağlamak olmak üzere üç kritik alanda grupladıklarını ve bu alanlarda çözümler üreterek işletmelerin dijital dönüşüm yolculuklarında her zaman yanlarında olduklarını belirtti.

    1. Uzaktan çalışan iş gücü için güvenli veri erişimini sağlayın: 

    Pandemi sürecinde işletmeler ofisten ve uzaktan çalışma süreçlerini yeniden değerlendirerek uzun süreli ve kalıcı bir çözüm arayışına girdiler. Bu durum, uzaktan çalışanların ihtiyaç duydukları kayıt ve belgelere kolay ve güvenli erişimlerinin sağlanması, yaşayabilecekleri uyum veya siber güvenlik sorunlarının en aza indirgenmesi ile Bilgi İşlem departmanlarına daha çok iş düşmesi anlamına geliyor. Bu süreçte, uzaktan çalışanların fiziki belgelere kolaylıkla erişimlerinin sağlanması ve kurumsal cihazlarda bulunan verilerin güvence altına alınması büyük önem taşıyor.

    2. İşyerlerinizi yeni normale göre ayarlayın: 

    Covid-19’a karşı alınan yeni düzenlemeler, işletmelerin işyerlerindeki etkileşimi sınırlandırmalarını gerektiriyor. Bu durum işletmelerin ofis alanı kullanımlarını yeniden düzenleme ihtiyacını doğuruyor. İşletmelerin ofislerini etkin bir şekilde kullanmaları için artık ihtiyaç duyulmayan malzemelerin veya Bilgi Teknolojileri ekipmanlarının bağışlanması veya güvenli bir şekilde elden çıkarılması, fiziki belgelerin geçici veya kalıcı olarak saklanması ile dijitalleştirilmesi gereken kayıtların belirlenmesinin yanı sıra fazla ofis ekipmanları, sarf malzemeleri ve mobilyalar gibi malzemelerin saklanması konularını gözden geçirmeleri gerekiyor.

    3. Operasyonel sürekliliği koruyun: 

    Pandemi sürecinde operasyonel süreklilik ve acil durum müdahale planlaması önem kazanıyor. Yeni normal süreçte iş gücünü sağlıklı bir şekilde geliştirmek ve sürdürmek için işletmelerin donanımlı olmalarını sağlamak her zamankinden daha kritik bir hale geliyor. İşletmelerin risk yönetimi konusunda daha titiz bir yaklaşım uygulamaları ve bu yaklaşımın ileriye dönük stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olması gerekiyor.

    Hamilelik Döneminde Genital Siğillere Dikkat!

    0
    normal dogum karari

    Vücudun her noktasında çıkabilen ve iyi huylu deri kabartıları olarak bilinen siğiller, genital bölgede görüldüğünde hasta için endişe verici olabiliyor.

    Rahim ağzı kanserine neden olan HPV genital siğillere de yol açarken; bu problemin tedavisi, genellikle kadınların utanıp çekinerek doktora gitmemeleri nedeniyle gecikebiliyor. Hamilelik döneminde de sık görülen bu problem, normal doğumu engelleyebildiği için vakit kaybedilmeden bir uzmana başvurulması önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Veysel Şal, genital siğiller ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

    En sık rastlanan enfeksiyonlardan biri

    Genital siğillerin toplumda en sık görülen enfeksiyonlardan biridir. Ellerde ortaya çıkan siğillerde olduğu gibi tamamen virüsler nedeniyle oluşur. Genital bölgesinde siğil olan kadınlar mutlaka doktora başvurmalıdır. Doktor hasta öyküsünü aldıktan sonra detaylı bir muayene süreci başlatılır. Kanser veya öncü lezyon şüphesi varsa, hastanın bağışıklık sistemi baskılanmışsa, tanıda belirsizlik mevcutsa, lezyonlar standart tedaviye yanıt vermiyorsa ve hastalık tedavi döneminde olumsuz yönde değişiklik gösteriyorsa dikkatli olunmalı, mutlaka lezyonlardan biyopsi yapılmalıdır.

    HPV vücuttan hemen atılmıyor

    Genital siğil tedavisinde amaç, mevcut lezyonların ortadan kaldırılarak fiziksel ve kozmetik iyileşmenin sağlanmasıdır. HPV varlığında ise bunun siğil tedavisiyle hemen vücuttan atılamayacağı, görünen lezyonların tedavi edileceği, sonrasında da hastalık tekrarının mümkün olacağının bilinmesi gerekir.

    Siğiller tekrarlayabilir

    Lezyonların kendiliğinden kaybolması için bağışıklık sisteminin güçlü olması önemlidir. Bu durum gizli HPV enfeksiyonlarının yüksek oranda kontrol altında tutulmasını sağlar, hastalık oluşumunu engeller ve tekrar ihtimalini azaltır. Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda ise bu korunma olamayacağından genital siğil tekrarı daha yüksek oranda olabilmektedir.

    Bazı türleri doğum yolunu kapatabilir

    Genital siğiller gebelikte de sık karşılaşılan durumlardan biridir. Gebelikte görülen genital siğillerin bebeğe olası etkileri ve genital siğili olan gebenin doğum şekliyle ilgili tartışmalar günümüzde halen önemini korumaktadır. Gebelikte görülen genital siğillerde karşılaşılan diğer bir sorun ise tedavi seçeneklerinin hamile olmayanlara göre daha sınırlı sayıda olmasıdır. Bu dönemde görülen siğillerde boyut ve damarlanma artışı olabilirken, bu lezyonlar çoklu da olabilmektedir. Gebelikten sonra, lohusalık döneminde siğiller genellikle küçülür, nadiren de olsa tamamen kaybolabilir. Bazı siğiller doğum yolunu kapatarak doğal doğumu engelleyebilir veya aşırı miktarda kanamalara neden olabilir.

    HPV bebeğe de geçebilir

    Yenidoğanın HPV ile ilk olarak karşılaştığı yer doğum kanalıdır. Direkt geçiş klinik bulgular görülmeden de olabilmektedir. Yenidoğanın doğal doğum esnasında kanaldan geçerken virüs ile direkt teması veya anne kaynaklı salgılarla teması temel geçiş mekanizmaları olarak bilinmektedir. Ancak sezaryen ile doğum yapanlarda da erken dönemde bebeği saran zarın yırtılması sonucu vajinal yol ile bebeğe geçiş olabilmektedir.

    Güvenli tedavi yöntemleri kullanılıyor

    Bazı ilaçlar veya yöntemlerin bebeğe zararlı etkilerinden dolayı, gebelikte genital siğil tedavisi farklı yaklaşım gerektiren bir durumdur. Gebelikte dış bölge genital siğillerin tedavisinde; güvenle uygulanan çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Genital siğillerde tüm hastalar için ideal bir tedavi metodu söz konusu değildir. Lezyonun sayısı, büyüklüğü, görüntüsü, keratinizasyon derecesi, yerleşim yeri, hastanın tercihi, hekimin tecrübesi, uygulamanın maliyeti ve yan etkileri tedaviye karar verilme aşamasında dikkate alınmalıdır. Hastalığın tekrar etme oranları yüksektir. Hangi lezyona nasıl bir tedavi uygulanacağı hekimin bu konu ile ilgili tecrübesiyle ilişkilidir.

    Anne adaylarında uygulanan siğil tedavileri

    Genital siğil tedavisinde her yöntem gebelere uygulanamamaktadır. Burada kişiye özel yöntem seçimi çok önemlidir. Anne adayları genital siğil tedavisi sonrası bebeklerini sağlıkla dünyaya getirebilmektedir. Hamilelik döneminde uygulanan yöntemler şöyle sıralanabilir:

    • Triklorasetik asit: Uygulaması oldukça pratiktir ancak dikkat gerektiren bir tedavi yöntemidir. Tedavi genellikle birden fazla seans gerektirirken, bazen de tek seans ile iyileşme sağlanabilmektedir. Güvenli olduğu için gebelik döneminde de kullanılmaktadır.
    • Dondurma yöntemi: Genellikle sıvı nitrojenin lezyon üzerine püskürtülmesi şeklinde yapılır. Birden fazla ve küçük siğiller için çok etkilidir.
    • Yakma yöntemi: Özellikle genital sistemin dışardan görünen bölümünde meydana gelen siğillerin yok edilmesi için idealdir. Çoğu zaman tek seansta tüm odakların yok edilmesi mümkündür. Tedavi süreci kısadır.
    • Lokal cerrahi: Bu yöntemin en önemli avantajı patolojik tanı için doku elde edilmesidir.

    Uzaktan Eğitim Döneminde Ders Masası ve Sandalye Seçimi Önemli!

    0

    Uzaktan eğitimle beraber öğrenciler ders başı yaparken; öğrencilerin ders yaparken kullandıkları masa ve sandalyenin doğru seçilmesi önem taşıyor.

    Masa üzerindeki monitörün göz hizasında ve bir kol buyu mesafesinde bulunması, sandalyenin sırt desteği olması gerektiğini belirten uzmanlar, otururken belin içeri doğru olan eğiminin bel desteği ile desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Fizik Tedavi Uzmanı Dr. Nurten Korkmaz, uzaktan eğitime başlayan çocukların evde kullandıkları çalışma masası ve sandalyesinin doğru seçilmesi gerektiğini belirterek uygun olmayan ekipmanların önemli sağlık sorunlarına davetiye çıkarabileceğine işaret etti.

    Ders çalışma masalarının yüksekliği hesaplanırken masa ve bacak yüksekliği arasında bir boşluk olmasının önemli olduğunu belirten Dr. Nurten Korkmaz, “Yetişkinlerde masa yüksekliği genelde 70 cm civarında uygun iken çocuklarda bu mesafe çocuğun oturduğu sıradaki yüksekliğine göre ayarlanmalıdır. Sandalyede otururken dizlerin kalça hizasının biraz aşağısında olması uygundur. Bu şekilde otururken dizler ile masa alt yüzeyi arasında yaklaşık 15 cm mesafe olması uygundur. Ayaklar yere tam temas etmeli açıkta kalmamalıdır” dedi.

    Sandalyenin sırt desteği olmalı

    “Ayakların altında hareketi engellemeyecek bir alan olmalıdır” diyen Dr. Nurten Korkmaz, “Sandalye her yöne dönebilen, kolçakları ve yüksekliği ayarlanabilen sırt desteği olan bir sandalye olmalıdır.Masa ve sandalyenin arkasında en az 3 metre boşluk olması rahat hareket etmeyi ve hatalı hareketlere karşı korunmayı sağlayabilir” tavsiyesinde bulundu.

    Masa aydınlatması gerekebilir

    Ders çalışılan odanın aydınlatmasının da önemli olduğunu kaydeden Dr. Nurten Korkmaz, “Odanın havalandırılması önemlidir. Dışarıya açılan bir pencere veya havalandırma sistemi olmalıdır. Klima sistemleri çocuğun boyun,omuz ve sırt bölgesine gelmeyecek şekilde yerleştirilmelidir. Monitörden okuma için tavan aydınlatmasına ek bir masa aydınlatması gerekebilir. Doğru aydınlatma gözün yorulmasının ve buna bağlı baş ağrısının azalmasını sağlar” dedi.

    Monitör göz hizasında olmalı

    Bilgisayar başında çalışılacaksa monitörün çocuğun tam karşısında ve bir kol mesafesi uzaklıkta olması gerektiğini kaydeden Dr. Nurten Korkmaz, şu tavsiyelerde bulundu:

    “Ekranın üst hizası göz hizasına gelmelidir. Çalışırken klavye ile masada kolun kullanımı önemlidir. Yaslanmış pozisyonda klavye ile çalışırken dirsek iç açısı 100 derecenin üzerinde olmalıdır. El bilekleri de çalışırken düz olmalı sağa sola eğimli olmamalıdır. Oturma pozisyonunda ise gövde ile bacaklar arasında olan açı 130 derece civarında olmalı asla 90 derecenin altına düşmemelidir. Otururken belin içeri doğru olan eğimi, bel desteği ile desteklenmeli bacak arkaları da desteklenmiş bir sandalyede oturmalıdır.Klavyenin çok kullanıldığı durumlarda el bileğini düz pozisyonda tutmaya yarayan el bilek destekleri kullanılabilir.”

    Molalarda egzersiz yapılmalı

    Ders aralarında boyun ve sırtı rahatlatacak egzersizler yapılabileceğini belirten Dr. Nurten Korkmaz, “Saatte bir çalışmaya ara vermek önemlidir. Aralar 10-15 dakikadan az olmamalıdır. En azından pozisyon değiştirilmeli ve sabit duruşlardan uzak kalınmalıdır. Aralarda uygulanacak postür (duruş) egzersizleri, el bilek ve el egzersizleri, boyuna,bacaklara ve bele yapılan germe egzersizleri kişiyi rahatlatacaktır” tavsiyesinde bulundu.

    Koronavirüste İbre Gençlere Döndü! 15-49 Yaş Aralığı İçin Vaka Artışı Uyarısı

    0
    Koronavirüste İbre Gençlere Döndü! 15-49 Yaş Aralığı İçin Vaka Artışı Uyarısı

    Dünya çapında 30 milyondan fazla kişiye bulaşan koronavirüs, gençleri hedef almaya başladı. DSÖ, dünya genelinde 15-49 yaş arasındaki koronavirüs vakalarında yaşanan artışa dikkat çekti.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünya genelinde 15-49 yaş arasındaki Covid-19 vakalarında artış yaşandığını açıkladı.

    Dünya çapında 30 milyondan fazla kişiye bulaşan virüse ilişkin WHO’da görevli epidemiyolog Maria Van Kerkhove, Covid-19 vak’alarında ortalama yaşın düştüğünü belirterek hastaneye kaldırılan vakaların yaş ortalamasının 15-49 yaş arasında olduğu ve hastaneye yatma oranlarında artış yaşandığını açıkladı.

    YOĞUN BAKIM ÜNİTELERİNDE ARTIŞ

    Kerkhove, bazı ülkelerde endişe verici eğilimler görülmeye başlandığını da belirtti. Özellikle İspanya, Fransa, Karadağ, Ukrayna ve ABD’nin bazı eyaletlerinde yoğun bakım ünitelerinde artışların görüldüğü aktarıldı. Bunun endişe verici olduğu belirtilirken henüz grip mevsiminin bile başlamadığı ifade edildi.

    Türkiye’deki İlk Korona Hastası 4 Ay Sonra Gözünü Açtı: Neden Herkes Maskeli?

    0
    Türkiye'deki İlk Korona Hastası 4 Ay Sonra Gözünü Açtı: Neden Herkes Maskeli?

    Türkiye’de koronavirüse ilk yakalanan hastalardan olan 73 yaşındaki Oğuz Peker, 4 ay boyunca kesintisiz kaldığı yoğun bakımdaki yaşam mücadelesinin ardından kendine geldiğinde “Trafik kazası mı geçirdim? Neden herkes maskeli?” diye sordu.

    Ülkemizde koronavirüse ilk yakalanan hastalardan, 73 yaşındaki Oğuz Peker… 4 ay boyunca kesintisiz kaldığı yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Peker, çok zorlu tedavi sürecini geride bırakıp yaklaşık 5,5 ay sonra taburcu olmanın mutluluğunu yaşıyor. 23 Mart’ta hastalanan Oğuz Peker, 4 ay sonra kendine geldiğinde “Trafik kazası mı geçirdim? Neden herkes maskeli?” diye sordu. Herkesin maskeli olduğu ‘bambaşka’ bir dünyaya uyanan Oğuz Peker, pandemi nedeniyle yaşananları idrak etmekte hayli zorlandığını söylüyor.

    73 yaşında, her gün sabah 9’dan akşam 6’ya dek işinin başında, aktif bir iş insanı olan Oğuz Peker yaşam alışkanlıklarımızı tepeden tırnağa değiştiren yeni tip koronavirüs Peker’i bir başka vurdu. Mart ayında koronavirüs vakalarının yeni yeni görüldüğü ilk günlerde, Oğuz Peker yeni check-up olmuş, hafif bir KOAH başlangıcına rağmen aldığı güzel sonuçlarla yüzü gülmüştü. Türkiye’de ilk kez 11 Mart’ta yeni koronavirüs ile ilgili kamuoyuna resmi açıklama yapıldı ve ertesi gün ise, 73 yaşındaki Oğuz Peker’in sağlık durumu bozulmaya başladı. Bir anda bastıran yoğun halsizlik ve sürekli uyuma isteği dışında ne yüksek ateş ne solunum sıkıntısı vardı. İki çocuğu ve eşinin aklına koronavirüs riski gelmedi. Eve her gün her gün gelen hemşire ile sağlık takiplerini yapılıyordu. Sesi boğulmaya ve genel durumu da kötüye gitmeye başlayınca evde geçen 11 günlük sürenin sonunda hastaneye kaldırıldı.

    4 AY SÜRECEK YOĞUN BAKIM SÜRECİ

    23 Mart’ta Özel bir hastaneye getirilen Oğuz Peker’e akciğerde buzlu cam görüntüsünden koronavirüs teşhisi konuldu. Hastaneye yatırılan Peker, iki gün sonra da, artık kesintisiz 125 gün yoğun bakım hastasıydı. Kızı Özge Peker o günleri şöyle anlatıyor: “Babamı hastaneye getirirken bu kadar uzun ve sancılı bir sürecin bizi beklediğinden haberimiz yoktu. Babamla bir anda iletişimimiz tamamen kesilmişti, anlatılamayacak kadar zor günlerdi. Ülkemiz Kovid-19 ile tek tük karşılaşmış, hiç örnek vaka yoktu. Korkunç bir belirsizlik içerisine girmiştik; sadece doktorlardan gelen direktifler doğrultusunda ailece umutla ama yoğun bir korkuyla bekledik. Babam yoğun bakımdayken annemde de halsizlik oldu, benim de boğaz ve eklem ağrılarım oldu, tat koku hissim gitti; ama annem de ben de çok korktuğumuz için hastaneye gitmeyip kendimizi ayrı evlerde karantinaya aldık. Yoğun bakımda yaklaşık 2 ay babamı hiç göremedik. Her gün telefonda doktorlardan bilgi alıyorduk. Son derece inişli-çıkışlı bir süreçti.”

    Türkiye'deki ilk korona hastası 4 ay sonra gözünü açtı: Neden herkes maskeli?

    Umutlarının tükenmeye başladığı günlerde immün plazma tedavisi haberlerinin kendilerinde çok büyük umut olduğunu belirten Özge Peker “Ama hangi tedavi ile iyileşti onu bilemiyoruz. Tek bildiğim babamı yaklaşık 2 ayın sonunda yoğun bakım camının arkasında uyutulur vaziyette ilk gördüğümde tarifsiz duygular içerisindeydim. Sonra yavaş yavaş iyileşme evresine geçtik” diyor.

    Türkiye'deki ilk korona hastası 4 ay sonra gözünü açtı: Neden herkes maskeli?

    KORONAVİRÜS TÜM ORGANLARDA AŞIRI TAHRİBATA YOL AÇMIŞTI

    Kovid-19 enfeksiyonu Oğuz Peker’in tüm organlarında aşırı tahribata yol açmıştı. Akciğerleri, karaciğeri, böbrekleri başta olmak üzere çoklu organ yetmezliğine yol açarken, boğazından delik açılarak tedavisi devam ediyordu. Yoğun bakım servisindeki tedavide hemofiltrasyon ve çıkışa yakın dönemde ise hemodiyaliz tedavisi görmeye başladı. Yoğun bakımda geçen kesintisiz 4 ayın sonunda nihayet 28 Temmuz’da servis odasına çıkarılırken, ailesinde bayram sevinci yaşanıyordu. Dört aydır yoğun bakımda yatıyor olması nedeniyle kas zayıflamasına bağlı olarak el kol hareketleri ve yürümesi de çok kısıtlanmış olan Oğuz Peker’e servis odasında tedavisinin yanı sıra fizik tedavi uygulanmaya başlandı. Ancak 10 gün sonra kas yırtığına bağlı iç kanama sonucu durumu ağırlaştığından 7 Ağustos’ta yeniden yoğun bakıma alındı. Neyse ki bu kez dört gün sürdü yoğun bakım süreci. 11 Ağustos’ta yeniden servis odasına çıkarıldı.

    “TRAFİK KAZASI MI GEÇİRDİM, NEDEN HERKES MASKELİ?”

    11 Ağustos’tan itibaren yaklaşık 1 aydır servis odasında tedavisine devam edilen ve durumu her geçen gün iyiye giden, diyaliz ihtiyacı da kalmayan Oğuz Peker’in nöroloji, nefroloji, enfeksiyon ve yoğun bakım hekimlerinin multidisipliner takibinde tedavisi devam etti. Rutin tedavilerinin yanında fizik tedavi de gören Peker’e doktorları ‘survivor’ diyor. Yeniden dünyaya gelmiş gibi hissettiğini söyleyen 73 yaşındaki Oğuz Peker ise gözlerini ‘bambaşka’ bir dünyaya açmanın şaşkınlığını yaşadığını belirterek, kafasında birçok soruyla yeni dönemi anlamaya çalışıyor. Kendine ilk geldiğinde “Trafik kazası mı geçirdim, bana ne oldu? Neden herkes maskeli?” diye sorular sorduğunu, tüm bunların nedeninin koronavirüs enfeksiyonu olduğunu öğrendiğinde inanamadığını söylüyor.

    Türkiye'deki ilk korona hastası 4 ay sonra gözünü açtı: Neden herkes maskeli?

    Yaklaşık 5,5 ay sonra taburcu olan Oğuz Peker ‘Aylardır gecesini gündüzüne katarak beni yaşama döndürmede emeği geçen başta yoğun bakım ekibi olmak üzere tüm doktorlara, hemşirelere, hastane personeline ve bu süreçte dualarını ve desteğini esirgemeyen tüm sevenlerime sonsuz minnet duyuyorum” diyor.

    Türkiye'deki ilk korona hastası 4 ay sonra gözünü açtı: Neden herkes maskeli?

    “ZORLU SÜRECİ EKİPÇE BAŞARDIK”

    Oğuz Peker’in zorlu yoğun bakım tedavisini gerçekleştiren hastanenin Yoğun Bakım Sorumlusu Prof. Dr. Lütfi Telci de, Türkiye’nin ilk koronavirüs hastalarından olan Oğuz Peker’in son derece zorlu geçen yoğun bakım sürecini başarıyla tamamladıklarını, ekip olarak sağlığına kavuşturmuş olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek o günleri şöyle anlatıyor: “Hastamız Oğuz Peker salgının ilk günlerini yaşadığımız dönemde yoğun bakım servisimize alınmıştı. O dönem ülkemizde ve dünyada tedavi protokolleri her gün değişikliklere uğruyordu. Tedavi protokollerinin çok hızlı yenilendiği, gün içinde bile düzenlemeler yapıldığı günlerdi. Aynı zamanda televizyonlarda tedavi önerileri altyazı olarak geçiyor ve her sabah hasta yakınları ile tedavi ilkelerimizin bilimsel dayanaklarını tartışıyorduk. Altyazı bilgilerinin ilklerinden olan “immun plazma” önerisi yapıldığında, “immun plazma” henüz üretilmemişti.

    Oğuz Beyin yakınları ile bu tedavinin beklentilerini tartışmıştık. Oğuz Bey de sanırım Türkiye’de ilk immun plazma tedavisi yapılan hastalardan biri oldu. İki kez “immun plazma” verdik. Tedavinin yararlı veya zararlı olduğuna ilişkin bir bilgilendirme yapmadık. Zira ilk kez uygulanıyordu. Yaklaşık 1 ay sonra “immun plazma” da gündemden kalktı. Oğuz Bey Kovid enfeksiyonun yol açtığı septik şok, ağır akciğer hasarına bağlı akut solunum yetersizliği ve devamında çoğul organ yetersizliklerinin en ciddi formlarını yaşadı, tedavi sürecinin her günü, her anı sorunluydu ve buna bağlı olarak da tedavi süreci zorluklar altında aşıldı. Bugün başta Yoğun-Bakım ekibimiz olmak üzere hastanemizin tüm hekimleri ve hemşirelerinin nitelikli ve özverili çabaları, ayrıca ailesinin sonsuz destekleriyle Oğuz beyi sağlıkla taburcu etmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyoruz.”

    Türkiye'deki ilk korona hastası 4 ay sonra gözünü açtı: Neden herkes maskeli?

    Kanser Tedavisinde Bor Umudu

    0
    Kanser Tedavisinde Bor Umudu

    Tarımdan askeri sanayiye, camdan deterjana, ilaç sanayinden enerjiye kadar yaklaşık 500 farklı alanda kullanılan ve üzerine sayısız makale yazılan bor mucizesinin, alternatif tıpta ve özellikle kanser tedavisinde kullanımına dair yapılan çalışmalar devam ediyor.

    Türkiye’nin önünü açarak hammaddede dışa bağımlılığı azaltmak ve Medical Revolution “Medikal Devrim” için piyasaya adımını atan Medirevo, bor ve kenevirin mucizesi ile piyasaya birbirinden eşsiz ürünler sunuyor.

    Sayısız faydası bulunan bor ve kenevir tohumu yağını bir araya getirerek 66 çeşit ürüne imza atan Medirevo markasının Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Hamaratlar, Ulusal Bor Enstitüsü BOREN’in yayınladığı Bor ve İnsan Sağlığı kitabında da belirtildiği üzere, bor maddesinin sağlık açısından büyük önem taşıdığını ve özellikle kanser tanı tedavisinde çok sayıda çalışmada kullanıldığını söylüyor.

    İçerisinde borik asit, borat, borat ester bileşiklerinin yer aldığı borun, antikarsinojen etkileri olduğunu da sözlerine ekleyen Hamaratlar, yakın dönemde yapılan bor ve bileşiklerinin DNA hasarı üzerindeki koruyucu etkilerini ortaya koyan çalışmalardan bahsederek borun başta kanser olmak üzere, çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanılacağını da belirtiyor.

    Cerrahi girişim olmadan önerilen yeni yöntem

    Dünya rezervinin yüzde 73’ünü Türkiye topraklarında bulunduran ve sanayi açısından büyük önem taşıyan bor elementini içeren kanser tedavisi ilacı “Bortezomib”in Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi(FDA) onaylı ilk bor içeren bir ajan olduğunu söyleyen Hamaratlar, bor bileşiği ile özellikle beyin ve boyun kanser tedavisinde kullanılan diğer bir tedavi yönteminin ise “Bor Nötron Yakalama Terapisi” olduğunu belirtiyor. Bu yöntem, özellikle girişimsel tedavi güçlüğü olan baş, boyun tümörlerin tedavisi olmak üzere, pek çok tümörde cerrahi girişim yapılamayan bir tedaviye seçenek olarak önerilen yeni bir yöntem.

    Klasik kanser tedavi yöntemleri arasında olan kemoterapi ve radyoterapinin, kimi zaman kanserli hücreleri olduğu kadar sağlıklı hücreleri de etkileyerek bazı olumsuz sonuçlar ve yan etkiler doğurabildiğini söyleyen Hamaratlar, “Yeni bir tedavi konsepti olarak önerilen bor içerikli “Teranostik”in, kanser tedavisinde yeni bir yönteme geçişi amaçlayan bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşımda, öncelikle kanser hücrelerini hedefleyip vücuttaki sağlıklı hücreleri koruyarak tedavi edici dozdaki radyasyonun doğrudan kanser odaklarına, yüksek dozlarda iletilmesi sağlanıyor.

    Boron nötron yakalama terapisi

    Hamaratlar, “boron nötron yakalama terapisi” yöntemi konusunda, “Japonya’daki ortaklarımızla beyin kanseri olan hastalarda bunu denedik. Bor elementiyle kanser tedavisinde çok güzel sonuçlar aldık. Borun enerjisi, herhangi bir hücreyi öldürebilecek güçte; eğer bor elementi kanser hücresine girerse onu, sağlıklı hücreye girerse bu hücreyi öldürür. Kimyacılar olarak bizim görevimiz, onu kanser hücresine yönlendirmek” diyen ABD’nin Northern Illinois Üniversitesinden Prof. Dr. Narayan Hosmane’ in kanser tedavisinde başarılı sonuçlar elde ettiğine de dikkat çekiyor.

    Medirevo’dan CBD Takviye Edici Gıda

    Bor ve kenevir mucizesi ile ürünler sunmaya devam eden Medirevo bitki, hayvan ve insan hücreleri tarafından sentezlenemediğinden sebze ve meyve yoluyla da hazır olarak alınan bor maddesini, takviye edici gıda olarak piyasaya sürüyor. Kalsiyum, fosfor, D vitamini, magnezyum ve benzeri çok sayıda vitamin içeren bor ve kenevir tohumu yağı mucizesiyle hazırlanan destekleyici ürün CBD Bor ve Kenevir İçeren Takviye Edici Gıda, bağışıklık sisteminizi güçlendirmenize yardımcı olacaktır.

    Türkiye’nin milli servetlerine sahip çıkmayı misyon edinen Medirevo, bor ve kenevirin eşsiz mucizesine attığı imzalar ile daha huzurlu, sağlıklı ve mutlu bir Türkiye için ilerlemeye devam edecek.

    Medirevo Hakkında:

    Dünyanın bor kaynaklarının %73’üne sahip Türkiye topraklarında, “milli cevheri hazineye dönüştürmek” mottosuyla yola çıkan “dünyanın ilk ve tek” bor madeni ile kenevir tohumu yağını bir araya getiren marka olma özelliği taşıyan Medirevo, doğrudan satış ve üretim sektöründe iddialı ürünler geliştirmiş deneyimli ve uzman ekibi ile 2019 yılı sonunda kuruldu. Sayısız faydası bulunan bor ve kenevir tohumu yağını biraya getirerek 66 çeşit ürüne imza atan firma, doğrudan satış sektöründe ülkenin en büyük ve güçlü markası olmayı hedeflemektedir. Türkiye’nin önünü açarak hammaddede dışa bağımlılığı azaltmak ve Medical Revolution “Medikal Devrim” için piyasaya adımını atan Medirevo, global alanda dünya lideri olmayı amaçlamaktadır. Dünyada bor ve kenevir tohumu yağını aynı anda beslenme desteği, kozmetik, deterjan ve gıda sektöründe değerlendiren ilk ve tek doğrudan satış firmasıdır.

    İnternetten Hastalık Arama Hastalığı: Siberkondri

    0
    İnternetten Hastalık Arama Hastalığı: Siberkondri

    Çağımızın yeni hastalığı olan ve “internetten hastalık arama hastalığı” olarak tanımlanan siberkondri, akademik bir araştırmanın konusu oldu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen araştırmada ilginç sonuçlar çıktı.

    İstanbul genelinde 18-75 yaşları arasındaki bin 196 kişinin katıldığı çalışmaya göre, kuşakların siberkondri düzeyleri karşılaştırıldığında, 2000 yılı ve sonrasında doğan Z kuşağının siberkondri seviyesi diğer kuşaklara göre 101,68 puanla en yüksek düzeyde bulundu. En düşük seviye ise 86,24 puanla orta seviyedeki 1946-1964 yılları arasında doğan Baby Boomer kuşağı oldu. Çalışmada siberkondri düzeyi ile sağlık okuryazarlık seviyesi arasındaki ilişki negatif bulundu yani sağlık okuryazarlığı seviyesi arttıkça siberkondri seviyesinin azaldığı görüldü. Sağlık okuryazarlığı seviyeleri karşılaştırıldığında, en yüksek seviye Baby Boomer yani en yaşlı kuşakta bulundu.

    Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya ve Gazetecilik bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aylin Tutgun Ünal ve sağlık çalışanı Yücel Ekinci tarafından “Yeni Medya Çağında Kuşakların Siberkondri Düzeyleri ile Sağlık Okuryazarlığı İlişkisi” ve “İstanbul İli Kuşakların Siberkondri ve Sağlık Okuryazarlığı Haritası” araştırmaları gerçekleştirildi.

    İstanbul’un siberkondri seviyesi ölçüldü

    Yeni Medya ve Gazetecilik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal araştırmada çağımızın yeni hastalığı olarak tanımlanan siberkondri ‘internetten hastalık arama hastalığı’ konusunu ele aldıklarını söyledi. Ünal; ”Araştırmada İstanbul’da yaşayan 18-75 yaş arası kuşakların demografik özellikleri yönünden siberkondri düzeyleri ile sağlık okuryazarlığı düzeylerinin hangi seviyede olduğunun tespit edilmesi ve aralarında anlamlı bir ilişki olup olmadığının araştırılması hedeflendi. Çalışma, ülkemizde sağlık okuryazarlığı ile siberkondri ilişkisine yönelik ilk çalışma olması yönüyle de önem arz etmektedir” dedi.

    Aylin Tutgun Ünal: “Tehlikeli sonuçlar doğurabilir”

    Yeni Medya ve Gazetecilik Yükseklisans öğrencisi, aynı zamanda da sağlık çalışanı olan Yücel Ekinci ile gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Ünal, hastalık belirtileriyle ilgili internetten arama yapan bireylerin edindikleri bilgilerle hasta oldukları düşüncesiyle kaygılandığını, uzmanlara başvurmadan kendi kendilerine yanlış tanı/teşhis koyabilmekte ve yanlış tedavi yöntemlerine başvurabildiklerini kaydetti.

    Aylin Tutgun Ünal: “Bir an önce önlem alınmalı”

    Özellikle içinde bulunduğumuz salgın döneminde evde geçirilen sürenin artmasıyla birlikte internet kullanımında artış gözlendiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Aylin Tutgun Ünal, şunları söyledi:

    “Bu durum, iletişim ve iş yapma şekillerinin dönüştüğü yeni medya çağında sağlık alanında oluşan yeni bir problemi gündeme getirmiştir. Diğer yandan yaşları 18 ile 75 arasında değişen tüm kuşaklarda orta seviyede bu rahatsızlığın görülmesi de tehlikenin boyutunu gözler önüne sermektedir. Bu araştırma kapsamında %36.8 oranındaki bir kesimin hekim tavsiyesi dışında kendi isteğiyle ilaç kullandığını belirtmesi, %22 oranındaki bir kesimin ise tanısı koyulmamış bir hastalığının olduğunu düşünerek internette devamlı hastalık araması da sağlık alanında ayrı bir problemi gündeme getirmektedir. Her iki durumda da siberkondri düzeyinin yüksek seviyede seyretmesi bir an önce önlem alınması gerekliliğini ortaya koymuştur.

    Araştırmada ayrıca sağlık okuryazarlığı seviyesinin tüm kuşaklarda sınırda/sorunlu olarak bulunması, bu alanda çalışmaların “dijital sağlık okuryazarlığı” olarak güncellenerek başta Z kuşağına, ailelerine ve eğitimcilere olmak üzere tüm kuşaklara uygulanabilirliğinin sağlanması önem arz etmektedir. İnternette ulaştığı sağlık bilgisine daha çok güvenen bir Z kuşağı geliyor. Hastalık araştırma hastalığı ölçeği kullanarak yürüttüğümüz araştırma, hastalık belirtileri/şikayetleri olduğunda internete başvuran Z kuşağının, aile hekimi ya da uzman doktordan ziyade internetteki bilgiye daha fazla güvendiğini ortaya koydu. Bu durumun giderek yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Sadece Z kuşağı değil 18-75 yaş arasındaki herkes orta seviyede risk altında bulunuyor. Diğer yandan aile hekimlerine başvuran hastalar ile orta seviye sosyo ekonomik statüye sahip hastalarda “yüksek seviyede” siberkondri görülmesi ile hastaneye başvuranlarda orta seviyede seyretmesi çalışmalara Aile Sağlığı Merkezlerinde başlanabileceğinin sinyalini vermiştir.”

    Yücel Ekinci: “e-sağlık okuryazarlığı geliştirilmeli”

    Araştırmada yer alan Yücel Ekinci ise “Araştırmanın sonucuna göre, herhangi bir sağlık sorununda ilk internete başvuranlarda endişenin gelişebileceği, bu bilgilere güvenip karar alma sonucunda da bu endişenin arttığını söyleyebiliriz. Bu durum, kişilerin siberkondri düzeyini yükseltebilmekte ve daha ileri durumlarda siberkondri hastalığına götürebilmektedir. Bu anlamda internet kullanımında bilinçli bir kullanıcı olmak önemli olduğundan e-sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi gerekiyor. İnternetten sağlık bilgisi arayan ve bu bilgilerle kendi sağlık sorunlarını gidermeye çalışan kişilere; bu yola başvurmadan önce mutlaka sağlık profesyonellerinden destek almalarını ya da bir sağlık merkezine başvurmalarını önerebiliriz” dedi.

    Araştırmaya 1196 kişi katıldı

    Araştırmaya İstanbul’un 39 ilçesinden bin 196 kişi katıldı. Kadın katılımcı sayısı 610 (%51), erkek katılımcı sayısı 586 kişi (%49) oldu. 1946-1964 yılları arasında doğan Baby Boomer kuşağından 37 kişi (%3,6), 1965-1979 yılları arasında doğan X Kuşağından 176 kişi (%17), 1980-1999 yılları arasında doğan Y Kuşağından 671 kişi (%64,8), 2000 yılı ve sonrasında doğan Z kuşağının 18-20 yaş grubundan 151 kişi (%14,6) araştırmaya katıldı.

    Sağlık okuryazarlığı seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi azalıyor

    Araştırmada, siberkondri düzeyi ile sağlık okuryazarlık seviyesi arasındaki ilişki negatif bulundu yani sağlık okuryazarlığı seviyesi arttıkça siberkondri seviyesinin azaldığı görüldü.

    Z kuşağının siberkondri seviyesi en yüksek çıktı

    Kuşakların siberkondri düzeyleri karşılaştırıldığında, 2000 yılı ve sonrasında doğan Z kuşağının siberkondri seviyesi diğer kuşaklara göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu. En düşük seviye ise Baby Boomer kuşağında bulunmuştur. Z kuşağında siberkondrik seviye “yüksek seviye” bulunurken diğer kuşaklarda “orta seviye” bulundu.

    Siberkondri ciddiyet ölçeğinden elde edilen ortalama toplam puan 96,48 olarak hesaplandı. Ölçekten en az 33 en fazla 165 puan alındı. Bu doğrultuda alınan ortalama toplam puana göre, tüm katılımcıların (kuşakların) siberkondri düzeyi “orta düzeyde” bulundu.

    Kuşakların siberkondri ölçeğinden aldıkları puanlar

    Araştırma sonuçlarına göre kuşakların siberkonrdi ölçeğinden aldıkları puanlar şöyle oldu:

    Baby Boomer: 86,24 (orta seviye)

    X kuşağı: 92,84 (orta seviye)

    Y kuşağı: 96,83 (orta seviye)

    Z kuşağı: 101,68 (yüksek seviye)

    Z kuşağı, internetten araştırıyor

    Araştırmada, Z kuşağının yüksek seviyede internette hastalık araştırma hastalığının olduğu ortaya çıktı. Z kuşağının daha çok vücuduyla ilgili açıklayamadığı bir durum fark ettiğinde onu internette birçok kez araştırdığı, aile hekimi ya da uzman doktor görüşünden ziyade internetteki bilgileri ciddiye aldığı, hastalık belirtilerini/şikayetlerini internette araştırırken, o hastalığı olan kişilerin tıbbi durumlarının, hastalık belirtilerinin ve deneyimlerinin tartışıldığı internet sitelerini ziyaret ettiği, aynı sağlık durumuyla ilgili farklı internet sitelerini birçok kere ziyaret ettiği ve rahatlayamadığı, internette hastalık araştırdığı sürede diğer çalışmalarını aksattığı ortaya çıktı.

    Sağlık okuryazarlığı yaşlı kuşakta en üst seviyede

    Kuşakların sağlık okuryazarlığı seviyeleri karşılaştırıldığında, en yüksek seviye Baby Boomer yani en yaşlı kuşakta bulundu. Baby Boomer kuşağı ile Y kuşağı arasında anlamlı fark ortaya çıktı. Y kuşağının sağlık okuryazarlığı seviyesi diğer kuşaklardan anlamlı derecede düşük bulundu. Z kuşağının sağlık okuryazarlığı seviyesinin Y’lerden sonra ikinci sırada en düşük olduğu belirlendi.

    Kuşakların sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanlar

    Araştırma sonuçlarına göre kuşakların sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkları puanlar şöyle oldu:

    Baby Boomer: 29,06 (sorunlu/sınırlı)

    X kuşağı: 27,31 (sorunlu/sınırlı)

    Y kuşağı: 25,15 (sorunlu/sınırlı)

    Z kuşağı: 26,77 (sorunlu/sınırlı)

    X kuşağı erkeklerinin siberkondri seviyesi yüksek

    Kuşaklarda cinsiyete göre siberkondrik durum incelendiğinde, cinsiyete göre farklılaşmadığı görüldü fakat X kuşağı yani 1965-1979 yılları arasında doğanlarda erkeklerin siberkondrik durumları kadınlardan anlamlı derecede yüksek bulundu. X kuşağında erkeklerin kadınlardan daha fazla siberkondrik olmasına paralel olarak sağlık okuryazarlığı seviyesi de anlamlı düzeyde daha düşük bulundu.

    Kadınların sağlık okuryazarlık seviyesi, erkeklere göre daha yeterli

    Kuşaklarda cinsiyete göre sağlık okuryazarlığı seviyesi karşılaştırıldığında, kadınların sağlık okuryazarlığı düzeyinin “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde”; erkeklerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” bulundu. Tüm kuşaklarda kadınların sağlık okuryazarlığı seviyesinin erkelerden daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Y kuşağı yani yaşları 21-40 arasında olan grupta kadın ve erkeklerdeki sağlık okuryazarlık seviyesi oldukça yetersizlik sınırında olduğu belirlendi.

    Orta sosyo-ekonomik statüde “yüksek” siberkondri ölçüldü

    Kuşakların Sosyo-Ekonomik Statüsüne (SES) göre siberkondri düzeyleri karşılaştırıldığında, sosyo-ekonomik statüde “üst” (AB) sınıfı (%27,6) ve “alt” (DE) sınıfı (%6,7) temsil eden her iki grupta siberkondrik durum “orta düzeyde”, “orta” (C1 ve C2) sınıfı temsil eden grupta (%65,7) ise “yüksek düzeyde” bulundu. Siberkondrik durum ile eğitim ilişkili bulundu ve eğitim durumlarındaki farklılık grupların sosyo-ekonomik statüsüne göre düzeylerini etkilediği; orta (C2) sınıfta bulunan bireylerin büyük oranının ilkokul mezunu olduğu ve yüksek düzeyde siberkondrik olduğu görüldü.

    Üst sosyo-ekonomik statüde sağlık okuryazarlığı sorunlu/sınırlı seviyede

    Kuşakların Sosyo-Ekonomik Statüsüne (SES) göre sağlık okuryazarlığı düzeyleri karşılaştırıldığında, sosyo-ekonomik statüde “üst” (AB) sınıfı temsil eden grubun sağlık okuryazarlığı düzeyi “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde”, “alt” (DE) sınıfı ve “orta” (C1 ve C2) sınıfı temsil eden her iki grubun ise “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” bulundu. Sağlık okuryazarlığı düzeyi eğitimle ilişkili olduğundan bireyin eğitim düzeyi arttıkça sağlık okuryazarlığı seviyesinin de arttığı ve statünün değiştiği kaydedildi.

    Eğitim yükseldikçe siberkondri azalıyor

    Kuşakların eğitim durumu arttıkça siberkondri seviyesi azaldığı görüldü. Buna göre, eğitim durumu Yüksek Lisans+Doktora olanların siberkondri düzeyi diğer eğitim durumlarından anlamlı derecede düşük çıktı. Elde edilen ortalama toplam puanlara göre siberkondrik durum; Okuryazar+İlköğretim (419 kişi; %40,5) ve Lise (266 kişi; %25,7) olanlarda “yüksek düzeyde”; Yüksek Lisans+Doktora (62 kişi; %6) ve Önlisans+Lisans (288 kişi; %27,8) olanlarda “orta düzeyde” bulundu.

    Eğitim arttıkça sağlık okuryazarlık seviyesi de artıyor

    Kuşakların eğitim durumu arttıkça sağlık okuryazarlık seviyesi arttığı ortaya çıktı. maktadır. Eğitim durumu Yüksek Lisans+Doktora olanlarda “Yeterli sağlık okuryazarlığı seviyesinde”; eğitim durumu Önlisans+Lisans olanlarda “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde” ve eğitim durumu Lise, Okuryazar+İlköğretim olanlarda ise “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde” olduğu belirlendi.

    Kuşakların çalışma durumuna göre siberkondrik düzeyi farklılaştı. Ortalama toplam puanlara göre siberkondrik durum; çalışan (847 kişi; %81,8) ve çalışmayanlar (188 kişi; %18,2) için “orta düzeyde” bulundu.

    İnternet kullanım süresi arttıkça siberkondri seviyesi azalıyor

    Kuşakların günlük internete bağlanma süresine göre siberkondrik düzeyin farklılaştığı araştırmada 1 saatten az bağlananların siberkondri seviyesi en yüksek bulundu. Günlük internet kullanım süresi arttıkça siberkondri seviyesi azaldığı fakat genel olarak siberkondrik düzeyin orta seviyede seyrettiği tespit edildi.

    1 saatten az (128 kişi; %12,4): Yüksek Düzey Siberkondrik, puanı: 101,64

    1-3 saat (396 kişi; %38,3): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 98,60

    4-6 saat (305 kişi; %29,5): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 95,20

    7 saatten fazla (128 kişi; %12,4): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 94,92

    Devamlı Bağlıyım (78 kişi; %7,5): Orta Düzey Siberkondrik, puanı: 84,84

    “İnternete devamlı bağlıyım” diyenlerin 1 saatten az kullananlara göre siberkondri seviyesi anlamlı derece düşük çıktı. Yani devamlı internet kullananların en az kullananlara (1 saatten az) göre hastalık araştırma hastalık seviyesi daha düşük olduğu tespit edildi.

    İnternete az bağlananların sağlık okuryazarlığı seviyesi de düşük

    Kuşakların günlük internete bağlanma süresine göre sağlık okuryazarlığı düzeyi farklılaşmamakla birlikte, 1 saatten az bağlıyım diyenlerin “Yetersiz sağlık okuryazarlığı seviyesinde”, diğer bağlanma sürelerinde ise “Sorunlu/Sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde” oldukları bulundu. İnternete günlük bağlanma sürelerinde 1 saatten az bağlıyım diyenlerin sağlık okuryazarlığı seviyesi diğer tüm bağlanma sürelerinden anlamlı derecede düşük bulundu.

    Sosyal medya kullananlarda siberkondri yüksek

    Sosyal medya kullananların siberkondrik düzeyi daha yüksek bulundu. Sosyal medya “kullananların” siberkondri düzeyi (X=96,99) “kullanmayanlardan” (X=83,25) yüksek olduğu tespit edildi. Katılımcıların %96,3’ü sosyal medya kullandığını belirtirken, sadece 38 kişinin (%3,7) kullanmadığı ortaya çıktı. Günde 7 saatten fazla sosyal medya kullananların (%8,2) yüksek seviyede siberkondrik olduğu bulunurken daha az kullananların orta seviyededir.

    Facebook kullananlarda siberkondri seviyesi yüksek

    Uygulama bazında değerlendirildiğinde, Facebook kullananların siberkondri düzeyi daha yüksek, sağlık okuryazarlık seviyeleri ise yetersiz bulundu. Katılımcılara en çok kullandıkları sosyal medya uygulaması sorulduğunda; %82,3’ünün Instagram, %9,1’inin Facebook, %4,4’ünün Twitter ve %4,2’sinin Youtube kullandığı belirlendi. Facebook kullanan grubun siberkondri seviyesi yüksek düzeyde bulunurken, diğer sosyal medya uygulamalarını kullananların orta düzeyde olduğu tespit edildi.

    Diğer yandan en çok Facebook’u kullandığını belirten %4,4’lük kesimin sağlık okuryazarlığı seviyesi yetersiz düzeyde bulundu. Diğer sosyal medya kullanıcılarının ise sorunlu/sınırlı sağlık okuryazarlığı seviyesinde oldukları tespit edildi. Daha çok gençler tarafında tercih edilen Instagram uygulamasını kullanan %82,3 oranındaki kullanıcının sağlık okuryazarlığı seviyesi sınırda bulundu. Gençlerin sağlık okuryazarlık seviyesinin neredeyse yetersiz düzeyde olduğu ortaya çıktı.

    Tanısı konulan hastalığa sahip olanların sağlık okuryazarlığı artıyor

    Araştırmaya göre tanısı konulan bir hastalığa sahip olma durumunda siberkondri seviyesi düşerken, sağlık okuryazarlığı seviyesi artıyor. “Tanısı konulan bir hastalığım yok” diyenlerin daha fazla siberkondrik olduğu ortaya çıktı. (X=97,75). Bununla birlikte tanısı konulmamış bir hastalığı olanların sağlık okuryazarlık seviyesi de daha düşük çıktı. (X=25,45). Bu durum sağlık okuryazarlığında bir fark yaratmadı. (Sorunlu/Sınırlı seviye). Bu soruya cevap veren 1034 kişinin %22,2’si tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşündüğünü belirtti.

    Henüz tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünenlerin daha fazla siberkondrik olduğu belirlendi. Henüz tanısı konulamamış bir hastalığa sahip olduğunu belirtenlerin siberkondri düzeyi yüksek seviyede (X=102,06), diğerlerinin orta seviyede bulundu. Bu durum sağlık okuryazarlığında bir fark yaratmadı. (Sorunlu/Sınırlı seviye)

    Hekim önerisi dışında ilaç kullananların oranı %36,8

    Son bir yılda düzenli ilaç kullanımı gerektiren bir hastalığı olanların oranı %22,3 bulundu. %77,7’si düzenli ilaç kullanımını gerektiren bir hastalığının olmadığını belirtirken; hekim önerisi dışında kendi isteği ile ilaç kullananların oranı %36,8 bulundu. Bu kişilerin orta seviyede siberkondri hastalığı olduğu ortaya çıktı.

    Son bir yılda hekim önerisi dışında tıbbi tetkik yaptıranlar %33,8 oranında olup siberkondri düzeyi daha yüksek bulundu. Son bir yılda hekim önerisi dışında kendi isteği ile tıbbi tetkik yapma durumlarında siberkondrik düzey “orta düzeyde”; sağlık okuryazarlığı seviyeleri ise “Sorunlu/Sınırlı” seviyede çıktı.

    Kuşaklarda herhangi bir hastalık/rahatsızlık durumunda ilk başvuracağı kaynağa göre siberkondrik durum

    İlk başvuracağı kaynağı “internet” olanların (%25,3; 261 kişi) siberkondri düzeyi (X=104,85), “sağlık tesisi” (X=93,75) olanlardan (%74,7; 770 kişi) daha yüksek bulundu. İlk başvuru kaynağı internet olanların siberkondrik düzeyi “yüksek düzeyde” sağlık tesisi olanların “orta düzeyde” çıktı. İlk internete başvuran %25,3 oranındaki katılımcının siberkondri düzeyi anlamlı derecede yüksek bulundu.

    Aile Sağlığı Merkezine başvuranlar daha fazla siberkondrik

    Aile sağlığı merkezine başvuran kuşakların %35,1 oranında olduğu, internetten daha fazla hastalık araştırdığı ve yüksek seviyede siberkondrik olduğu ortaya çıktı. Aile sağlığı merkezine başvuranlarda sağlık okuryazarlığı seviyesi “yetersiz”, devlet hastanesi, üniversite hastanesi ve özel hastane gibi diğer kaynaklara başvuranlarda ise “sorunlu/sınırlı” seviye görüldü. Aile Sağlığı Merkezine başvuranlarda sağlık okuryazarlığı seviyesi yetersiz bulundu. Diğer kaynaklara başvuranların ise sorunlu/sınırlı düzeyde olduğu ortaya çıktı.

    ——

    Çevrimiçi anket yoluyla gerçekleştirilen araştırmada, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği ile Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Siberkondri Ciddiyet Ölçeği, 5 faktörden oluştu. Bu faktörler; 8 sorudan oluşan günlük yaşamda davranışsal girişim çevrimiçi aramaların sonucu zorlantı (compulsion), 8 sorudan oluşan aşırı kaygı (distress), 8 sorudan oluşan tıbbi bilgileri aşırı ve tekrarlayan biçimde internet araştırmaları aşırılık (excessiveness), 6 sorudan oluşan artan olumsuz etkiler için aşırı aramalar yaparken içini rahatlatma (reassurance), 3 sorudan oluşan tekrarlanan girişimlerde çevrimiçi aramalar sırasında edinilen bilgilere dayanarak tıp uzmanlarından doktora güvensizlik (mistrust of medical Professional) olarak adlandırıldı.

    Türkiye’de sağlık okuryazarlığı ölçeği ise, 15 yaş üzeri ve en az ilkokul mezunu olan kişilerde sağlık okuryazarlığını değerlendirmek amacıyla geliştirilmiş öz bildirim ölçeğidir. Ölçek, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Araştırma Konsorsiyumu (HLS-EU CONSORTIUM, 2012) tarafından geliştirilen kavramsal çerçeveye dayanmaktadır. Araştırmada siberkondri ciddiyet ölçeği ile Türkiye’de sağlık okuryazarlığı ölçeği ile 1196 kişiden oluşan tüm kuşaklardan veri toplandı.

    Profesörlerin Maske Tartışması! Sosyal Medya Üzerinden Birbirlerine Girdiler

    0
    Profesörlerin Maske Tartışması! Sosyal Medya Üzerinden Birbirlerine Girdiler

    Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, kendisini maske yorumu yüzünden sosyal medyada eleştiren Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu’na fena patladı. Ceyhan, “Seni adam yerine koyup cevap vermezdim ama” diyerek bir açıklama yayınladı. Çilingiroğlu ise “Üzerimde emeğiniz yok, dediklerinizde yanıldınız” ifadeleri ile ilk sözlerinin arkasında durdu.

    İç Hastalıkları ve Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan arasında yaşanan tartışma sosyal medyada gündem oldu. Çilingiroğlu, Ceyhan’ın maskeyle ilgili eski bir konuşmasını paylaşıp düştüğü çelişkiye dikkat çekti. Ceyhan ise Çilingiroğlu’na “Seni adam yerine koyup cevap yazmazdım ama, şunu söylemeliyim. Senin gibi olmayan ünvanlar kullanan, bilim adamlığından nasibini almamış, bilimi göbek atmak sanan birinin mezuniyetine katkıda bulunduysam, ondan uyanırım sadece.” yanıtını verdi.

    “BİLİM Mİ DEĞİŞTİ, SİZ Mİ?”

    Çilingiroğlu, Ceylan’ın daha önceden katıldığı bir televizyon programından bir kesiti alıntıladı ve Twitter’dan “Mehmet hocam önceden maske takılmasın diyenlerdendiniz? Şimdi takın diyorsunuz? Bilim mi değişti, siz mi anlayamadım? Yani bulaşıcı üst solunum yolu enfeksiyonlarında en basitinden maske takmıyorsunuz öyle mi? Bu ne biçim enfeksiyon kontrolüdür? Hocam?” paylaşımını yaptı.

    Profesörlerin maske tartışması! Sosyal medya üzerinden birbirlerine girdiler

    “BU VERİYLE ‘MASKE TAK’ DEMEK SENİN GİBİ CAHİLLERİN İŞİ OLABİLİR”

    Ceyhan’ın söz konusu yayında kullandığı “sağlıklı kişilerin maske takması önemsizdir” sözlerine atıfta bulunan Çilingiroğlu’na Ceyhan yanıt şu yanıtları verdi: Solunum yoluyla bulaşan her hastalıkta topluma maske taktırılmaz. Bulaşıcı hastalıkların kontrolü dersime girmemişsin herhalde. Maske, virüsü taşıyan takarsa daha çok koruyucudur. (yüzde 90×30) Sağlık çalışanlarının maske bulamadığı bir dönemde topluma bu veriyle “maske tak” demek ancak senin gibi cahillerin işi olabilir. Basının ilgisini çekmek için birilerine sataşmak, soytarılık yapmak, dört üniversiteden profesörlüğüm var gibi yalanlara başvurmaya gerek yok. Hacettepe’den iyi hekimler çıkar ama arada senin gibiler de çıkıyor işte. Üzgünüm”

    “SENİ ADAM YERİNE KOYUP CEVAP YAZMAZDIM AMA…”

    Ceyhan ayrıca Çilingiroğlu için “Seni adam yerine koyup cevap yazmazdım ama, şunu söylemeliyim. Senin gibi olmayan ünvanlar kullanan, bilim adamlığından nasibini almamış, bilimi göbek atmak sanan birinin mezuniyetine katkıda bulunduysam, ondan uyanırım sadece. Bilimle ilimin farkını oku” ifadelerini kullandı.

    Profesörlerin maske tartışması! Sosyal medya üzerinden birbirlerine girdiler

    “ÜZERİMDE EMEĞİNİZ YOK”

    Çilingiroğlu’nun bu ifadelere yanıtı ise şöyle oldu: “Bilim insanıyız. Yayınlarımız araştırmalarımız ortada. Sizlerden direk eğitim almadım yani üzerimde emeğiniz yok. Maske işine gelince keşke benden önce takın deseydiniz. Ama yanıldınız diğerleri gibi. O nedenle dediklerinizin benim için hiç bir önemi yok.”

    AŞI İÇİN TARİH VERDİ

    Çilingiroğlu, dün akşam Halk TV’de katıldığı yayında ise maske ve aşı konusunda açıklamalarda bulundu. Çilingiroğlu, maske konusunda “Şimdi düğün yapacak zaman değil. Daha ileri bir zamanda açalım. Toplam vakası 20 bin iken maske takın demediler. 20 Nisan’a kadar maske takın demediler. Yunanistan’da maske takmadığı için insanlara ceza kesildi. Bizde de bu yapılmalıydı. TSE’nin maskeyi gözden geçirip üretim yapması gerekiyor. Bazı maskeler çok ince” diye konuştu.

    Aşı için tarih veren Çilingiroğlu şunları söyledi: “Aşı geliyor. Ben Ekim’in sonunda aşımı olup videosunu da çekeceğim. ABD’den, Almanya’dan, İngiltere’den gelecek. Rus aşısını sormayın bana. Türkiye’nin ön sipariş vermesi lazım. Aşı öncelikli olanlara yapılacak.”