28 HAFTADAN BÜYÜK GEBELER SOSYAL MESAFEYE ÖZELLİKLE DİKKAT ETMELİ!
COVID-19 ile ilgili bulgular ve tedavi yöntemleri devam ederken bu süreçten en çok etkilenenlerin başında gebeler ve yeni doğum yapan anneler geliyor. Doğum stresinin yanı sıra doğum sırasında bebeğe bulaşma endişeleri yaşayan anne adaylarının yanı sıra emzirmekte olan anneler için de bebekler için taşıyıcı olma riski gündemin başında yer alıyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Rana Karayalçın, gebeler ve anne adayları için COVID-19 sürecinde yapılması gerekenler ile ilgili öneride bulundu. COVID-19 ve gebelik hakkında henüz araştırmaların devam ettiğini belirten Karayalçın, “Gebelikteki Fizyolojik ve mekanik değişikliklerde viral enfeksiyonlara duyarlılığı artırıyor. Tüm bu nedenlerle Covid19 Pandemi sürecinde gebeler hassas grup olarak belirlenmiştir. İngiltere’de Corona virüs geçiren 427 gebeyi içeren çalışmada (UKOSS-REPORT) ciddi hastalanan gebelerin büyük çoğunluğunu 28 haftadan büyük gebeler oluşturmaktadır. Bu nedenle 28 haftadan büyük gebeler sosyal mesafeye özellikle dikkat etmelive diğer kişilerle teması minimuma indirmelidir. Yine aynı çalışmada 35 yaşının üstündeki gebeler, obezite, yüksek tansiyon, diabet gibi medikal problemi olan gebelerin ciddi hastalık açısından daha yüksek riske sahip oldukları belirtilmiştir” dedi.
Gebeliğin son üç ayına dikkat
Daha önce yaşanan SARS ve MERS salgınlarında gebelerin daha fazla etkilendiğini hatırlatan Prof. Dr. Rana Karayalçın, “ Yeni yapılan araştırmalarda bulunan deliller gebelik sırasında anneden bebeğe geçiş (Vertikal Geçiş) olabileceğini gösteriyor. Ancak bildirilen tüm vakalarda koronavirüs yeni doğanlarda hemen doğum sonrası saptanmış ve geçişin doğum öncesinde mi yoksa doğum sonrasında mı olduğu netleşmemiştir. Tüm Dünyada yeni gelen raporlar ciddi koranavirüs geçiren gebelerde erken doğum oranının arttığını gösteriyor. Bu nedenle gebeliğin son üç ayında daha dikkatli olunması gerekmektedir” diye vurguladı.
Pnömoni geçiren gebelerde erken doğum ve sezaryen oranı artmakta
COVID-19enfeksiyonunun bebeğe etkisi üzerinde çalışmaların hala devam ettiğini belirten Prof. Dr. Rana Karayalçın, “ Bu aileye mensup diğer virüslerin erken doğuma, düşüğe ve düşük doğum ağırlığına neden olduğunu biliniyor. Özellikle pnömoni geçiren gebelerde erken doğum ve sezaryan oranları artmaktadır” diye konuştu. Bazı gebelik kontrollerinin telefon ve video konferans yöntemi ile gerçekleştirilebileceğini ileten Karayalçın, “ Muayeneler sırasında eşler muayene odasınaalınmayabilir. Bu değişiklikler stres artırıcı olmasına rağmen sizin ve bebeğinizin sağlığını korumaya yönelik tedbirlerdir” diyerek anne adaylarının psikolojik olarak etkilenmemesi için de uyarıda bulundu.
Bulgu olmayan gebelerde doğumun başlatılması ve sezaryen kararına COVİD-19 etkili olmuyor
COVID-19enfeksiyonunun tek başına doğum endikasyonu olamayacağının altını çizen Prof. Dr. Rana Karayalçın, “ Doğumun zamanlaması ve şekli hastaların dikkatlice değerlendirilmesi sonrası hastanın kliniğine ,gebelik haftasına ve fetüsün durumuna göre bireyselleştirilmelidir. Anneden bebeğe geçişi engellemek amacıyla sezaryen yapılması gerekmemektedir” diye belirtti. Doğum ve sezeryan sırasında epidural anestezinin kullanılabileceğini de vurgulayan Karayalçın, “ WHO (DünyaSağlık Örgütü) olası anne enfeksiyonunda, anneden bebeğe geçiş riskini azaltmak için kordon kan akımının doğumdan hemen sonra durdurulmasını önermektedir. Yeni doğan bebeğin yüzeyini kaplayan Vernix Caseosanın antimikrobial peptitler içermesi nedeni ile bebeği enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi vardır bu nedenle bebeğin doğumdan sonraki 24 saat yıkanmaması önerilmektedir” dedi.
Emzirme konusunda doktor ile birlikte karar verilmeli
Virüsün anne sütüne geçtiğine dair bilimsel bir kanıtın olmadığını söyleyen Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Rana Karayalçın, semptom ve bulgu saptanan annelerin riskleri gözden geçirerek doktorları ile birlikte karar almaları gerektiğini belirtti.
Gebe ve anne adayların stresten uzak durmaları için önerilerde bulunan uzman hekim,bu süreçte sık sık sıvı tüketiminin, egzersiz yapmanın, stres yaratan haberlerden uzak durulması gerektiğini belirtti.
Türkiye, sahip olduğu kültürel kimliği, üç tarafının denizlerle çevrili olması, dört mevsimin de yaşanması, doğası ve mutfağıyla turizmde çok şanslı bir ülke. Ancak turizm sektöründe dünyada hak ettiği payı alamıyor.
Ulusal İktisadi Düşünce Kuruluşu Başkanı Ömer Niziplioğlu da Türkiye’nin gerek doğa gerek tarih gerekse kültür bakımından turizmde açık ara farkla birinci olmayı hak ettiğini belirterek “Petrol yok ama bu sektörü geliştirebilirsek bitmeyen bir petrol gelirine ulaşmış oluruz” dedi.
Türkiye’nin turizmde hak ettiği değeri almasına yönelik analiz yapan Niziplioğlu’nun turizmde çözüm önerileri şöyle:
‘Deniz turizmine açılmalı’
Akdeniz’de en uzun sahilin Türkiye’de olduğunu ve dünyanın en büyük 15 uzun plajı arasında 2 plajımızın yer aldığını hatırlatan Niziplioğlu, “Bunların biri 12 kilometre ile Antalya Patara’da, diğeri ise 14 kilometrel ile Hatay Samandağ’da yer alıyor. Ancak ne yazık ki bu sahil şeridinde biz sadece Antalya’yı turizme açabildik diğer sahili olan Mersin , Adana , Hatay yerel turizmle kaldı. Antalya gibi turizmi açarsak ekonomik olarak kalkınma sağlanır. İşsizliğin Antalya’da ne kadar düşük olduğu ortada bu illeri turizme açmak o ilin kalkınması anlamına gelir” dedi.
Devletin bu 3 ili turizm bölgesi ilan edip yeme içme eğlenme gezme alanlarını belirleyip planlamasını yapıp yatırımcılara sunması gerektiğini belirten Niziplioğlu “1-2 otelle bu mümkün değil. 100 yıllık planlamalar yapılmalı. Eğer bu planlama daha da geç kalınırsa bu illerin bu potansiyelini kaybederiz. Fransa’daki Cannes, Nice gibi olabilme imkânı varken yazlık site veya konut ağırlıklı yerleşim olarak gelişecekler. bu tür yapılaşmanın ülkemize bir katkısı olmaz” dedi.
Niziplioğlu, Hatay’ın 3 semavi dine ev sahipliği yapmasıyla, farklı kültürden insanların bir arada yaşamasıyla 12 ay inanç ve kültür turizminde de öne çıkacağını söyledi. Niziplioğlu, “Dünyanın ilk kilisesi Antakya’dadır, Hristiyan adı ilk buradan oluşmuştur. St. Paul, Tarsus’ta doğmuştur, Noel Baba Antalya, Demrelidir, İncil’de adı geçen 7 kilisenin hepsi Anadolu’dadır, birçok aziz Anadolu’da yaşamıştır. Nerdeyse tüm medeniyetlerin ve inançları geçiş yoludur. Sayılamayacak kadar eşsiz kültür ve inanç eseri vardır” diye konuştu.
Antalya’da sahilde yer kalmayıp arka parsel arsalara doğru otel yapılırken Hatay, Mersin Adana’nın turizm bölgesi ilan edilmediği için otel yapılmadığına dikkat çeken Niziplioğlu, “Aynı şekilde Hatay’da Samandağ , Arsuz ,Karaağaç , Yayladağ, Adana’da Yumurtalık, Karataş , Mersin’de Anamur, Silifke, Erdemli, Tarsus, Gülnar, Bozyazı Aydıncık çok daha güzel turizm bölgelerine dönüştürülebilir” dedi.
Gaziantep ve Hatay’ın gastronomi açısından öne çıktığını, bu şehirlere ilginin artmasıyla Peygamberler Şehri Şanlıurfa gibi çevre illere de fayda sağlanabileceğini söyledi. Niziplioğlu, Çin, Hint, Japon vatandaşlarının denizden çok inanç ve kültürle ilgili olduklarını belirterek “Nerdeyse dünyanın 3’te biri kültür turizmiyle ilgilendiğine göre ve dünyanın nerdeyse insanlık tarihine ev sahipliği yapmışken ülkemiz bundan yeteri kadar faydalanabiliyor mu? Kapadokya ya Pamukkale’ye bu kadar talebin olması tesadüf değil. Sadece Kapadokya’nın 10 milyon turist çekme potansiyele sahiptir” dedi.
‘Gemi turizmine ağırlık verilmeli’
Akdeniz için cruise turizmin de düşünülmesi gerektiğini aktaran Niziplioğlu, “İsrail, Lübnan, Mısır ve Kıbrıs turları buraya da çekilmelidir. Bunun için İskenderun veya Arsuz’a bir gemi limanı yeterli. Aynı zamanda Doğu Akdeniz turu olarak ülkemize daha çok turist getirme imkânımız da olacaktır. bu sayede milyonlarca turisti Antakya ya İskenderun’a çekerek çok önemli bir kazanım sağlayabiliriz” dedi.
‘Dağları planlayalım’
Türkiye’nin birçok ilinde yüksek dağlara sahipken ekonomik olarak bu dağlardan bir fayda sağlanamadığını aktaran Niziplioğlu, “Örnek olarak Erzurum, Palandöken kayak ve dağ turizm için çok müsaitken yetersiz tesis, kayak pisti ve alt yapının olmayışı, planlamasının yapılmamasından dolayı gelişememiştir. Fransa’da Courchevel , İsviçre’de Gstaad ,Avusturya’da İschgl’e bakıldığında planlamanın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmakta. Bizim dağlarımızda da bu şekilde planlama yapılırsa, en az iki ya da üç ilimizi işsizlikten kurtarmış oluruz ve kalkınması sağlanmış olur. Ağrı Dağı’na Nuh’un Gemisi’nin indiği rivayet edilir. O gemiyi andıracak bir gemi konsa, teleferik yapılsa aynı zamanda dağcılık günü ilan edilse belli etapları turizmine açılsa önemli katkısı olacaktır. İsviçre’de Alpler gibi düşünerek planlama yapabiliriz. Aynı şekilde bölge halkı da yöresel ürünlerini sunma imkânı bulur. Davos’a baktığımızda dağları çok planlı kullanıp dünyaya açtığını görüyoruz, Erzurum Palandöken veya Erciyes dağı, Uludağ gibi birçok dağımız olmasına rağmen planlayıp turizme kazandıramıyoruz birkaç hotel ve kayak pistin yeterli olmadığı hissediliyor. 0ysa buraları eğlence spor dinlenme merkezlerine dönüştürebiliriz” dedi.
‘Kumarhaneler, zenginleri çeker’
Niziplioğlu, ayrıca kumarhanelerin de açılması görüşünde. Kumarhanelerin zengin turistlerin gelmesi için önemli olduğunu savunan Niziplioğlu, “Daha önce Anayasa Mahkemesi, Türk vatandaşlarının girmesini engelleyen yasayı kaldırmıştı bunu yasal bir zeminde çözüp , yeniden açılması gerekir. Burada ülkenin senelik kaybı 10-15 milyar dolar. Ayrıca kumarhaneleri geri kalmış Doğu ve Güneydoğu’ya veya adalara düşünebiliriz” ifadelerini kullandı.
Yatırımcılara davet
Türkiye’de 700 tane 5 yıldız yüzlerce de 4 yıldızlı otel yatırımı olduğunu hatırlatan Ömer Niziplioğlu, “Turizm yatırımların bedeli 500-700 milyar dolarken bu sektörü borsaya açmayarak yabancı yatırımcıları çekemedik. Bu sektörü birleştirilip dünya borsalarına açılıp sermaye çekilmeli ve daha çok yatırım yapılması sağlanmalı. Dünyada sektör olarak ilk 5’e girerken dünyadan sermaye çekemiyoruz sadece borçlanma yoluyla finans sağlanıyor. Tüm yeme içme eğlenme konaklama iş kolları bir çatı altında birleşmeli kurumsal ve kayıt altında uluslararası yatırımcılara sunulmalı getirisi döviz geliri ağırlıkla yurt dışından yatırım miktarı yüz milyarca dolar olan ve kar oranı yüksek olan bu sektöre birçok kişi yatırım yapmak isteyecektir” ifadelerini kullandı.
Uluslararası müsabakalar yapılmalı
Niziplioğlu ayrıca, Türkiye’nin dağcılık, rafting, kayak, sörf, yelken, paraşüt, dalgıçlık gibi spor dallarına uygun olduğunu belirterek “Bunlara standart getirip uluslararası müsabakaların düzenlendiği düzeye getirmeliyiz ve hepsini ruhsata bağlayıp denetlemeyiz” dedi.
Tarihi eserlere Yap-İşlet-Devret modeli
Niziplioğlu, renevasyon yapmak istenilen tarihi eserleri veya antik kentlerinin projelerini çıkarıp sanat tarihi hocalarından da destek alarak aslına en uygun şekilde planlanıp yap işlet devret modeliyle yeniden iyileştirilmesi sağlanması gerektiği görüşünde. Niziplioğlu, konuyla ilgili şu örneği verdi: “Efes Antik Kenti’ni yeniden orijinal haline dönüştürme karşılığında 10-15 senelik bu müze gelirinin bunu yapan firmaya bırakılması, bu yöntemle ülkemizdeki tüm tarihi eserleri iyileştirme imkânı sağlanmalıdır. Böylelikle deniz güneş kum yaz mevsiminden 12 aylık kültür turizmini kazanmış oluruz. Truva’nın yapılması Çanakkale’nin kalkınması için yeterli olacaktır bunun gibi Anadolu da birçok il turizm sayesinde kalkınacaktır.”
Niziplioğlu, ayrıca bu kentlerin yapımında ihtiyaç duyulan mermeri , mermer ocaklarında kalan artık mermerden karşılayarak mermer ocaklarının atacak yer bulamadıkları mermeri bu şekilde değerlendirebileceğini de söyledi.
Özel müzecilere imkân
Türkiye’de birçok önemli tarihi eserin mevcut olduğunu ancak yeteri kadar sergilenecek müze olmadığı için bu eserler müze depolarında tutulduğunu aktaran Niziplioğlu, “Ağır şartlar getirilerek, sigortalanarak müzecilik yapmak isteyen yatırımcılara belli bir süreliğine anlaşılarak verilmelidir. Böylelikle depolarda duran birçok tarihi eser turizme ve ekonomiye katkı sağlamış olur” önerisinde bulundu.
‘İstanbul’a değeri kazandırılmalı’
İstanbul 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış içinde deniz geçen iki kıtayı birleştiren birçok kültürü bünyesinde barındıran çok özel bir şehir. Niziplioğlu, buna rağmen birçok değerli eseri kaybedildiğini yeniden kazanılması için çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Eyüp ve Balat’taki tarihi eser sayısının İtalya’daki Floransa’dan daha çok olduğuna dikkat çeken Niziplioğlu, “O bölgeler turizm kültür sanat eğlence bölgesi ilan edilmeli mesken imarı iptal edilmelidir. Yine aynı şekilde Haliç ve Beyoğlu’nun arka sokaklarında da bu mantıkla düşünülüp hareket edilmesi gerekir” dedi.
Ayrıca Tarihi Yarımada da birçok bölge istimlak edilip kaybolmuş dünya mirası eserlerinin gün yüzüne çıkarılması gerektiğini belirten Nizipliolu’nun İstanbul için turizm önerileri şöyle: “İstimlak için imar transferi yöntemi kullanılmalıdır, yani tarihi yarım adadaki mülkünüz değeri kadar kanal İstanbul da yapılacak eş değer mülkle takas yapıla bilinir ve bu bölgeler eski şehirdeki eserleri yeniden yerinde yapılabilinir. Vatan ve Millet caddeleri de turizme kazandırılmalı eski köhne görüntüsünden kurtarılıp turizm amaçlı planlaması yapılmalıdır. Eğer bunu sağlarsak Fransa’daki Şanzelize Caddesi gibi popüler bir caddeye kavuşuruz. Aynı şekilde bir çağı kapatıp yeni bir çağın başlamasına vesile olan tarihi surları da iyileştirmeli bazı mizansenler eklemeliyiz. Birçok dine ev sahipliği yapmış bu şehirdeki inanç eserlerini de bulup eski haline döndürmeliyiz eğer bunları yaparsak on milyarca dolar daha gelirimiz olur. Eski anıtları yerine aslına uygun olarak koymak şehrin zenginliğine önemli katkı sağlayacaktır. Londra’daki Golden Eye Dönme Dolabı gibi bir dönme dolap yapılmalı. Bunun için Taksim veya Boğaz hattı uygundur. Sahip olduğumuz boğaz hattını çok daha iyi değerlendirmeliyiz. Bu şehre en büyük değeri boğaz veriyorken birkaç niteliksiz gezi teknesine böylesine önemli konuyu teslim edemeyiz.”
Küçükten büyüğe herkesin favorisi olan pişinin en sağlıklı ve leziz halini Arzum ile deneyimlemeye hazır mısınız? Mutfakların vazgeçilmezi olan Arzum, Grandia Izgara ve Tost Makinesi ile en sevilen tariflerinize eşlik edecek.
Sıcacık çayın yanına hem pratik, hem leziz, hem de sağlıklı bir atıştırmalık yapmaya ne dersiniz? Teknoloji ve tasarımı bir arada sunan Arzum Grandia Izgara ve Tost Makinesi, alışılmışın dışına çıkan tarifleri ile bir tost makinesinden fazlası haline geliyor. Yiyecek kalınlığına göre ayarlanabilen ve 180 derece açılabilen gövdesi ile lezzetli ızgaralar ve çeşitli yemekler hazırlamanıza imkan sağlayan Arzum Grandia, mutfakların gözdesi olmaya aday…
Tüm yiyecekleri en leziz halinde sofralara taşıyan Arzum Grandia, çizilmeye karşı dayanıklı ve sağlam döküm plakaları ile uzun ömürlü bir kullanım sağlıyor. Isı ayar düğmesi ve ikaz lambası ile güvenli bir şekilde çalışan Arzum Grandia, çıkarılabilen ısıtıcı plakları ile pratiklik ve kullanım kolaylığı da sunuyor.
Yemek yapmanın tadını çıkarmanızı sağlayan Arzum Grandia Izgara ve Tost Makinesi ile peynirli pamuk pişi tarifi için buyurun tarife…
Mutlu bir birliktelik için şüphesiz ki cinsel yaşam çok önemlidir. Cinsel ilişki sırasında çiftlerin birbirlerini tatmin etmesi ve orgazm hissini yaşamak partnerinizle olan bağlarınızı güçlendirecektir. Peki, cinsel ilişkide nasıl kolay orgazm olunur? İşte cinsel ilişkide kolay orgazm olmanın 8 yolu…
Düzenli olarak mastürbasyon yapın
Mastürbasyonu düzenli olarak yapmak hem deneyim kazanmanızı hem de bu alanda kendinizi, vücudunuzutanımanızı sağlar.
Ön sevişme çok önemli
Cinsel ilişkide ön sevişme kadın için oldukça büyük önem taşır. Bu noktada ön sevişmede nelerden keyif aldığını partnerinizle paylaşın ve bu kısmı uzun tutmalısınız.
Cinsel ilişki öncesi meditasyon
Cinsel ilişki sırasında konsantrasyonun bozulması çok normaldir. Ancak konsantrasyonunuzu bozan her şeyden kurtulmasınız. Bu noktada partnerinizle sevişmeden önce meditasyon yapmak ruhuna iyi gelecek ve hazırsınız
Cinsel isteğinizin arttığı dönemleri unutmayın
Cinsel isteğinizin çok yoğun olduğu şu iki dönemi asla kaçırmayın: Regl döneminden hemen önceki hafta ve yumurtlama dönemi. Bu iki dönem sevişme sırasında daha rahat hissetmenizi sağlayacak.
Tüm rahatsızlıklarınızı partnerinizle paylaşın
Cinsel ilişki sırasında neyden rahatsızlık duyuyorsanız bunu mutlaka partnerinizle paylaşın. Örneğin, ışık sizirahatsız ediyorsa kapatın, partnerinizin sözleri modunuzu düşürüyorsa uyarın. Yani bulunduğunuz ortamı kendinize göre ayarlayın.
İlişkiye korunarak girin
İlişkiye korunarak girin. Böylece aklınızda sizi rahatsız eden soru işaretleri olmaz ve kendinizi akışa bırakabilirsiniz.
En yakın pozisyonda sevişin
Orgazma en yakın pozisyonda sevişin. Mesela orgazma yaklaştığınızı hissettiğinizde o pozisyona geçebilirsiniz.
Partnerinize tüyolar verin
Hassas bölgeleriniz konusunda partnerinize tüyolar verin ve ilişki sırasında aynı ritmi yakaladığınızdan emin olun.
Turizmi canlandırmak isteyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adaya geldikten sonra koronavirüse yakalanan turistlerin tedavi masraflarını üstlenecek.
Düşük risk grubundaki ülkelere havalimanlarını 9 Haziran’da açacak olan Güney Kıbrıs Yönetimi, koronavirüsdöneminde büyük darbe alan turizm sektörünü canlandırmak için adaya geldikten sonra koronavirüs kapanların tedavi masraflarını üstlenecek. Güney Kıbrıslı yetkililer olabilecek vakalar için de bir hastaneye tahsis etti.
TURİSTLER SADECE GİDİŞ DÖNÜŞ BİLETLERİNİ ÖDEYECEK
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, ülke turizmini canlandırmak için adaya geldikten sonra koronavirüse yakalanan turistlerin tedavi masraflarını üstleneceğini açıkladı. Hükümetin dünkü açıklamasında hastalar ve ailelerinin barınma, ilaç ve yemek masraflarının devlet tarafından karşılanacağı belirtilerek “Turistler sadece havalimanı transferleri ve dönüş biletlerini ödeyecek” denildi.
ŞİMDİYE KADAR 939 VAKA TESPİTE DİLDİ
Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre, adanın güneyinde şimdiye kadar 939 vaka rapor edildi. Açıklanan ölü sayısı 17.
“TURİZM BÜYÜK DARBE ALDI”
Yılda yaklaşık 4 milyon turist ağırlayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde turizm gelirleri, gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 15’ini oluşturuyor. Turizm Bakan Yardımcısı Savvas Perdios, “Turizmin aldığı darbe çok büyük. Sezonun kalan kısmından yararlanabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Virüsü kontrol altında tutmak için olağanüstü çaba harcadık” dedi.
9 HAZİRAN’DA HAVALİMANLARI AÇILACAK
Güney Kıbrıslı yetkililere göre, koronavirüs testi pozitif çıkabilecek turistler için 100 yataklı bir hastane tahsis edildi. Ayrıca olası hastaların ailelerinin kalacağı oteller belirlendi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Almanya, Yunanistan, İsrail ve Malta gibi “düşük risk grubundaki” ülkelere havalimanlarını 9 Haziran’da açmayı planlıyor. Bu gruptaki ülkelerle ilgili listenin her hafta güncelleneceği belirtiliyor.
TURİSTLERİN ÇOĞUNU RUSLAR VE İNGİLİZLER OLUŞTURUYOR
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne giden turistlerin yarısından fazlasını Ruslar ve İngilizler oluşturuyor. Perdios, bu ülkelerin vatandaşlarına Temmuz ayında izin vermeyi planladıklarını söyledi. Koronavirüs salgınında kıtanın büyük bölümünde vaka ve ölüm sayılarının düşmesinin ardından Avrupa hükümetleri, turizm sezonunun açılışına ilişkin düzenlemeler üzerinde çalışıyor.
AVRUPA ÜLKELERİ TURİZMİ SEZONUNU AÇMAK İSTİYOR
Geçen hafta 11 AB üyesi ülke – Avusturya, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Almanya, Yunanistan, İtalya, Malta, Portekiz, Slovenya ve İspanya – birlik içinde seyahat ve dolaşım özgürlüğünün yeniden tesisine yönelik bir dizi kural üzerine uzlaşmaya varmıştı. Yunanistan da turizm sezonunun Haziran’da açılacağını duyurmuştu.
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası tam olarak neyi ifade ediyor, ne gibi kolaylıklar sağlıyor? İşte detaylar…
Hastalık ya da kaza gibi beklenmeyen bir durum sonrası iyi bir sağlık hizmeti almak herkesin hakkı. Fakat tanı için gerekli tetkikler ve ayakta ya da yatarak tedavi yöntemleri derken özel sağlık kuruluşlarında sağlık hizmeti almak bütçesel anlamda zorlayıcı olabiliyor. Bu tip durumlar için hayata geçirilen Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ise kişinin sadece sağlığına kavuşmaya odaklanmasını sağlıyor.
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası nedir?
Sigortalı bir çalışan, SGK ile anlaşması olan herhangi bir özel sağlık kuruluşuna gittiğinde, ödeme kapsamında olmayan sağlık hizmetleri için ayrıca ödeme yapmak durumunda kalır. Hastanın ödeyemeyeceği miktarda bir fark oluştuğunda, hasta tedavisini yarıda bırakmayı tercih edebilir ya da hiç hesapta olmayan bu ek masraflar insanın canını sıkabilir. Bu tarz olumsuzlukların yaşanmaması için geliştirilen Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, ödenmesi gereken farkı karşılayarak hastanın tüm tanı tetkikleri ve tedavilerinin eksiksiz yapılmasını sağlar.
Kimler faydalanabilir?
Özel sağlık sigortası yapılabilmesi için kişinin ve sigorta yaptırmak istediği diğer aile bireylerinin birçok koşulu sağlıyor olması gerekir. Fakat Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nda sadece SGK sigortasına sahip olmak yeterlidir.
Neleri kapsar?
Laboratuvar görüntüleme, fizik tedavi ve ileri tanı yöntemlerinin hepsi ayakta tedavi poliçesi kapsamında tutulur ve yılda 10 vakaya kadar teminat verilir. Cerrahi ve dahili yatışlar, yoğun bakım, kemoterapi, radyoterapi, diyaliz, kroner anjiyografi giderlerinden oluşan yatarak tedavi poliçesinde ise herhangi bir limit yoktur ve tüm bu hizmetler yüzde 100 olarak karşılanır. Standart tek kişilik özel oda, yemek ve bir kişilik refakatçi giderleri de yine yatarak tedavi kapsamında tutulur.
Sigorta sahiplerine ne gibi kolaylıklar sağlar?
Özel sağlık sigortalarında ödenmesi zorunlu olan minimum yüzde 20 katılım payını, Tamamlayıcı Sağlık Sigortası olanlar ödemez. Sadece devletin zorunlu tuttuğu ve devlete ödenen 15 TL katılım payını ödeyerek diledikleri anlaşmalı sağlık kuruluşundan sağlık hizmeti alabilirler.
Nasıl başvurulur?
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’na başvuru yapmak da oldukça kolay ve hızlıdır. Sadece TC kimlik numarasının yeterli olduğu başvuru sisteminde, kişiye özel ödeme seçeneleri sunulur.
Solunum yolu enfeksiyonlarından korunmada en önemli unsurun maske kullanmak olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Affan Denk
“Maske takılıyken en sık yapılan yanlış elimizle ön yüzüne dokunmaktır. Bu şekilde maskeye bulaşan virüsleri, diğer mikroorganizmaları elimizle etrafa saçarız” dedi.
Medical Park Elazığ Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Affan Denk, birçok ilde olduğu gibi Elazığ’da da Koronavirüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında maske kullanımının zorunlu hale getirilmesi ile ilgili dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
Maske kullanmanın solunum yolu enfeksiyonlarının önüne geçilmesinde en önemli unsurlardan biri olduğunu belirten Uzm. Dr. Denk, maske takıldığında burnun açık bırakılmasının da enfeksiyon bulaşma ihtimalini artıracağını vurgulayarak en çok yapılan yanlışın ise elle dokunmak olduğunu söyledi.
Maske takmadan önce el hijyenine dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Affan Denk, “En az 20 saniye boyunca bol su ve sabunla ellerimizi yıkamalıyız. Solunum yolu enfeksiyonlarından korunmada en önemli unsur maske kullanmaktır. Maske kullanılırken en önemli kural ise maskenin doğru kullanımıdır. Maskenin ağız ve burnu kapatacak şekilde kullanılması gerekir. Burun açık kalırsa virüsler hasta kişilerden ortama bulaşabilir” diye konuştu.
Burnunuzu kapatacak şekilde takın ve elinizle dokunmayın
Maskenin burnu kapatacak şekilde kullanılmasının çok önemli olduğuna dikkat edilmesini isteyen Uzm. Dr. Denk, “En sık yapılan yanlış, maske takılıyken elimizle maskeye dokunmaktır.Bu şekilde maskeye bulaşan virüsleri elimizle etrafa virüs saçarız. Maskeler kullanılırken ortam koşullarına bağlı olarak çoğunlukla 3 saat içerisinde nemlenir ve kirlenir. Kullanılan maskeler mutlaka çöpe atılmalıdır. Bazen cebe koyuluyor veya sonrasında tekrar kullanılıyor, bu çok yanlış bir davranış. Bazen virüsü bu şekilde başkalarına da bulaştırabiliriz. Elimizle maskeye dokunduktan sonra ağzımıza veya burnumuza dokunursak kendimiz de virüsü kapabiliriz. Dolayısıyla maskeler tek kullanımlık olmalıdır. Çoğunlukla kullanılan 2 çeşit maske vardır. Biri tıbbi (cerrahi) maske diğeri ise daha çok özel durumlarda sağlık çalışanlarının kullandığı N95 adlı maskedir. Özellikle hasta olanların kullanması gereken maske tıbbi maskedir. Dışarıda kullandığımız maskeler de tıbbi maske olmalıdır. Hasta olan kişiler filtreli maskeleri kullanmamalılar, çünkü bu maskeler aracılığıyla dışarıya hastalık bulaştırabilirler” ifadelerini kullandı.
Çocukların ekranla geçirdiği zamanı eğlenceli ve eğitici hale getiren Octagon 4D kartlar Türkiye’de
Türkiye distribütörlüğünü Fun4Edu’nun üstlendiği, teknolojiyle eğitimin bir arada deneyimlenebildiği, en merak edilen konuların 4D olarak öğrenilebileceği artırılmış gerçeklik kartları Octagon Kartlarwww.fun4edu.com sitesinde satışta.
Fun4Edu CEO’su Murat Demirci
Fun4Edu CEO’su Murat Demirci, Endonezya merkezli Octagon Edu’nun geliştirdiği 4D özellikli Octagon kartların dünyanın 15 ülkesinden sonra Türkiye’ye de geldiğini söyledi. Fun4Edu’nun farklı sektörlerdeki deneyimlerini bir araya getiren iki girişimci tarafından kurulduğunu belirten Murat Demirci, “Amacımız her geçen gün teknolojiye ilgisi artan çocukların, teknolojiyi daha verimli kullanmasıdır. Çocukların ilgi duyduğu konular hakkında teknolojinin gücünden yararlanarak, onların eğlenerek öğrenmelerine katkıda bulunmak istiyoruz” dedi.
Teknolojiyi bilgi aktarımında daha eğlenceli ve etkili kullanmaya yardımcı
Octagon kartlar sayesinde çocukların teknolojiyi en verimli ve ilgi çekici haliyle kullanacağını, kullanırken eğleneceklerini, eğlenirken öğreneceklerini ifade eden Murat Demirci, söz konusu kartların alışa gelmiş öğrenme metotlarının dışında teknolojiyi bilgi aktarımında daha eğlenceli ve etkili kullanmamıza yardımcı olduğuna dikkat çekti. Octagon kartların bilgiyi teknoloji ile birleştirdiğini ve bunu karşı tarafa eğlenceli bir şekilde aktarabildiğini anlatan Murat Demirci, “Çocuklarımız bir yandan meslekler, uzay, hayvanlar alemi ve dinozorlar hakkında temel bilgileri en şaşırtıcı, en merak uyandırıcı ve sürükleyici haliyle öğrenecek. Diğer yandan aralarında Türkçe ve İngilizce’nin bulunduğu 10’u aşkın dilde alacakları bilgilerle hem ana dil hem de yabancı dil gelişimlerine katkıda bulunabilecekler” diyor.
Octagon kartları tablet, cep telefonu ve akıllı gözlük ile AppStore ya da PlayStore’dan kolaylıkla indirilen uygulama üzerinden kullanılabiliyor
Hedef kitlesinin 3-12 yaş olduğu Octagon kartları sadece çocukların dünyasına değil yetişkinlere de hitap ediyor. Kartların www.fun4edu.com adresinde, farklı kitabevi ve oyuncak mağazalarında satışta olduğunu belirten Murat Demirci, Fun4Edu olarak çocukların gelişimine ve eğitimine katkı sağlayacak yeni anlaşmaları ve ürünleri duyurmaya devam edeceklerini söylüyor.
Yeni nesil eğitici Octagon kartlarına şimdi de HUMANOID 4D+ eklendi
Octagon kartları sayesinde dinozorları, hayvanları, meslekleri ve uzayı eğlenerek daha yakından tanıyan çocuklara FUN4EDU‘dan güzel haber. Sıra, telefon ve tabletlerde Humanoid 4D+ uygulamasını açarak insan vücudunu keşfetmeye geldi.
Bu uygulama ayrıntılı olarak insan vücudunun bölümlerini görmenizi sağlar. Uygulamayı kullanarak Artırılmış Gerçeklik deneyiminde anatomi keşfini deneyimleyebilirsiniz. Sadece Humanoid 4D+ kartlarını kullanarak iskelet sistemi, kas sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi ve cilt parçalarını keşfetmeye başlayın.
“Kadın erkek ilişkisinde aldatma, adeta bir insanlık mirası gibi her toplumda kuşaktan kuşağa aktarılarak eski çağlardan bugüne yaşanmaya devam ediyor ve muhtemelen insanlığın sonuna kadar da devam edecek gibi görünüyor. Aldatma, eş dışında biriyle ilişkiyi tehdit edebilecek boyuttaki her türlü yakınlaşma olarak tanımlanabilir. “
Bu genel tanımın içine, bir gecelik ilişkiler, sanal ilişkiler, cinselliğin yaşanmadığı duygusal ilişkiler ya da yalnızca cinselliğin yaşandığı duygusallığın olmadığı tüm ilişkiler girer. Sonuçta aldatma, birinin eşiyle yaşadığı, eşine karşı hissettiği şeyleri eşiyle ilişkisi devam ederken başka biri ya da birileriyle gizli olarak yaşaması anlamına gelir.
YOL AYRIMI…
Aldatma, öncesinde ve sonrasında yaşananlar, nedenleri, sonuçları, aldatan ve aldatılan eşin psikolojisi açısından çok sayıda değişkeni bulunan karmaşık bir süreçtir. Aldatmanın nedenleri, ilişkinin dinamiklerine ve eşlerin kişilik özelliklerine göre farklılık gösterir. Aldatma konusunda yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen veriler, aldatmanın nedenlerine ilişkin cinsiyet açısından bir genelleme yapmayı mümkün kılar. Bu genelleme de, erkeklerin cinsel, kadınların da duygusal nedenlerle aldatıyor olduğudur. Buna göre aldatmanın iki genel türü vardır. Birincisi cinsel aldatma yani eşi dışında başka biriyle cinsel ilişkide bulunma, ikincisi de duygusal aldatma yani eşi dışında başka biriyle duygusal yakınlık kurmadır. Hangi türde olursa olsun, aldatma ortaya çıktığında, aldatan ile aldatılanı bir yol ayrımına getirir. Bu yol ayrımında verilecek karar hem çok zor hem de çok önemlidir. Seçilebilecek iki yol vardır: Ya herkes kendi yoluna gider ya da her şeye yeniden başlanır.
ALDATMAYA YÜKLENEN ANLAM…
Aldatmadan sonra seçilecek yolun belirlenmesinde birçok faktör rol oynar. Bunlardan biri aldatmanın her iki tarafta nasıl anlamlandırıldığı ve algılandığıdır. Çünkü insanlar olaylardan değil, olaylara yükledikleri anlamlardan ve bu anlamların yarattığı duygulardan etkilenirler. Aldatmanın algılanması ve anlamlandırılması madalyonun ön ve arka yüzü gibidir. Madalyonun bir yüzünde kültürel faktörlerin çok büyük bir etkisi vardır. Erkek egemen toplumlarda aldatmaya bakış açısında çifte standart söz konusudur. Erkekler için neredeyse bir hak olarak görülen aldatma, kadın tarafından yapıldığında tam tersi bir anlayışla yüz kızartıcı bir suç olarak görülür. Bu kültürel algı çoğunlukla aldatan ve aldatılan tarafta da aynı etkiye sahiptir. Aldatılan kadın, “Aldatmayan erkek, aldatılmayan kadın yoktur” diye düşünerek; aldatan erkek ise “Erkekliğin şanındandır” diye görerek aldatmayı normalleştirir. Aldatan taraf erkek olduğunda, bu durum ilişkinin doğası gereği olup biten bir şey gibi kabullenilip yaşanabilirken, aldatan kadın olduğunda sonu namus cinayetlerine kadar varabilen vahim sonuçlar ortaya çıkabilir.
MADALYONUN ARKA YÜZÜ…
Madalyonun diğer yüzünde aldatma, ne kadın ne erkek açısından bu kadar sıradan ve normal kabul edilmez. Aldatan kadın da olsa, erkek de olsa, aldatmanın hem ilişki hem de aldatılan üzerindeki etkileri yıkıcıdır. Aldatma, aldatılanın değersizlik, çaresizlik ve öfke gibi duygular hissetmesine, ilişkisine ve geleceğe ilişkin umutlarını ve güvenini yıktığı için de bir kayıp duygusu yaşamasına yol açar. Adatılan kişinin bu duygularla baş edememesi ruh sağlığının bozulmasına neden olabilir. Aldatılmanın psikolojik sonuçlarıyla başa çıkmak konusunda erkekler daha fazla zorlanır. Aldatılmayı gururlarına yediremediklerinden genellikle kimseyle paylaşmadan kendi içlerinde çözmek zorunda kalırlar. Bu da aldatan eşe duyulan öfke, kin ve intikam duygusunu daha fazla körükleyebilir. Kadınlar ise bu süreci daha çok değersizlik ve suçluluk duygusuyla geçirirler ve bunun sonucunda da depresyon ya da başka psikolojik sorunlar yaşayabilirler.
NEDEN SONUCUN BELİRLEYİCİSİDİR…
Aldatma öncesinde ilişkide mevcut olan duygusal ya da cinsel sorunlar, çatışmalar, eşlerin özellikleri, yaşama bakışları, istekleri, beklentileri ve bunlara bağlı olarak yaşanan her şey aldatmaya zemin hazırlayarak ilişkiyi bu yol ayrımına getirebilir. Aldatmadan sonra gidilecek yolun seçilmesinde etkili olan diğer bir faktör de aldatmanın nedenidir. Aldatmanın nedeni, sonucunun belirleyicisidir. Aldatmaya zemin hazırlayan neden ilişkinin kendisiyse, yani eşler arasındaki duygusal bağ kopmuşsa ya da ilişki zaten baştan beri duygusal bir bağ kurulamadan sürdürülüyorsa eşler yollarına ayrı ayrı devam etmeyi seçerler. Bu koşulda, aslında ilişki zaten bitmiş, aldatma ayrılık bahanesi olmuştur. Ancak eşlerin bağlarının kopmadığı, duygusal boşluk, heyecan arayışı, cinsel isteksizlik, tatminsizlik ya da fantezi arayışı gibi cinsel ya da duygusal çeşitli sorunların neden olduğu aldatma sonrasında ne yapılacağına dair verilecek kararda, aldatan ve aldatılanın tutum ve davranışları büyük önem taşır. Aldatanın yaptığının hata olduğunu kabul edip, senin yüzünden oldu diyerek eşini suçlamadan, aldatmayı kendi üzerinden gerekçelendirerek af dilemesi, pişmanlığını açıkça ifade etmesi, aldatılanın da eşini bağışlayarak ona yeniden güvenmeyi seçmesi halinde eşler yollarına birlikte devam edebilirler.
BÖYLE OLSUN İSTEMEZDİM…
Eşler aldatmanın yaşanmış olmasından pişmanlarsa ve hiç yaşanmamış olmasını düşünerek ilişkilerini devam ettirmeye isteklilerse yollarına birlikte devam edebilirler. Ancak bu durumda da ilişkinin devam edebilmesi için olmazsa olmaz koşul, güvenin yeniden inşa edilmesidir. İlişkide güvenin yeniden sağlanmasının olmazsa olmaz koşulu ise eşler arasında iyi bir iletişimin olmasıdır. Eşler birbirleriyle her şeyi açıkça konuşabildikleri bir iletişim kurabildikleri ölçüde sorunlarını çözüme kavuşturabilirler. Aldatma ile ilgili her şeyi konuşup hiçbir karanlık nokta ve soru işareti bırakmadan, bu sayfayı bir daha asla tekrar açmamak üzere kapatabilirlerse her şeye yeniden başlayabilirler. Yani aldatmanın hesabı tamamen görülüp kapatılmadan güvenin yeniden sağlanması ve ilişkinin sürdürülmesi mümkün olamaz.
HER KAOSUN SONU YENİ BİR DÜZENİN BAŞLANGICIDIR…
Araştırmalar bazı çiftlerde aldatma öncesinde sorunlu giden ilişkilerin aldatmadan sonra sorunların çözülmesiyle birlikte daha sağlıklı yürümeye başladığını, bağlılık duygusunun artarak ilişkilerin güçlendiğini gösteriyor. Bu bulguya göre, inanılması güç olsa da aldatmanın iyileştirici etkisinden de söz etmek mümkün. Çünkü bazı ilişkiler aslında içinde girdikleri çıkmazın oluşturduğu girdapta döner dururlar. Bu tip ilişkilerde aldatma, eşlerin birbirlerine karşı sevgisizliği ya da isteksizliği yüzünden yaşanmaz. Çözülebilecek sorunlar eşlerin psikolojik durumları ve başka etkenlerle içinden çıkılmaz bir hal alır ve ilişkide bir kaos yaşanır. Her kaosun sonu yeni bir düzenin başlangıcıdır. Aldatma da ilişkilerde yaşanan kaosun kırılma noktası olur ve kaosun yeni bir düzene dönüşme sürecini başlatır. Başlayacak olan yeni düzende, her aldatmanın ayrılıkla sonuçlanması gerekmediği gibi, her ilişkinin de mutlaka devam ettirilmesi gerekmez. Ancak bu noktada verilecek karar kritik bir öneme sahiptir. Doğru kararın verilebilmesi neden-sonuç ilişkilerinin tarafsız bir gözle ve doğru bir şekilde kurulabilmesine bağlıdır. Bu nedenle bu konuda eşlerin bir evlilik terapistinden profesyonel yardım almaları en akılcı yol olacaktır.
ABD’nin Minneapolis kentinde, siyahi Amerikalı George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesinin ardından başlayan olayların 3. gününde göstericiler polis merkezine girerek binayı ateşe verdi. Ulusal Muhafızlar ise olaylara müdahale etmek için şehre gidiyor.
ABD kamuoyunda gündemin en önemli maddesi haline gelen siyahi Amerikalının ölümüne ilişkin gündem sıcaklığını koruyor. Floyd’un hayatını kaybettiği Minneapolis’in 3. bölgesinde salı günü başlayan gösterilerde, polis ile çoğunluğu siyahi göstericiler arasındaki çatışmalar 3. günün gecesinde de devam etti.
O ANLAR KAMERALARA YANSIDI
Amerikan medyasına yansıyan güncel haberlerde, Floyd’un hayatını kaybettiği 3. bölgedeki polis merkezine giren göstericilerin binayı ateşe verdiği anlar kameralara yansıdı.
POLİSLERİN EŞYALARI YAĞMALANDI
Polisin daha önce kurduğu barikatı aşan yüzlerce göstericinin binaya girdiği, polise ait materyalleri kendi aralarında dağıttığı ve daha sonra binayı ateşe verdiği anlar bazı sosyal medya hesapları tarafından canlı olarak yayımlandı.
GÖZ YAŞARTICI GAZLA MÜDAHALE
Bu sırada etrafta pozisyon alan polislerin, binlerce göstericinin bulunduğu kalabalığa yoğun şekilde göz yaşartıcı gaz ile müdahale ettiği görüldü.
ULUSAL MUHAFIZLAR BÖLGEYE GİDİYOR
Öte yandan Minnesota Valisi Tim Walz’un talimatıyla bölgeye gönderilen Ulusal Muhafız Birliklerinin de kısa sürede bölgeye ulaşmasının beklendiği kaydedildi.
Gece boyunca devam etmesi beklenen olayların gidişatının, Ulusal Muhafızların bölgeye ulaşmasıyla değişebileceği yorumları Amerikan medyasında yer buldu.
PATLAMA UYARISI YAPILDI
Öte yandan Minneapolis kentinin resmi Twitter hesabından göstericilerin ateşe verdiği polis merkezinden uzaklaşmaları uyarısı yapıldı.
Göstericilere binada doğal gaz hatlarının bulunduğu ve çıkan yangın nedeniyle doğal gaz hatlarında patlama yaşanabileceği belirtildi.
BELEDİYE BAŞKANI TRUMP’IN KENDİSİNİ HEDEF ALAN SÖZLERİNE YANIT VERDİ
Minneapolis Belediye Başkanı Jacop Frey düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini hedef alan tweetleri hakkında da konuştu.
Belediye Başkanı’na bir gazeteci “Başkan bugün tweetler attı, birinde şahsen size yönelik lafları oldu. ‘Eğer zorluklar devam ederse kontrolü ele alırız, özellikle yağma başlarsa ateş etme de başlar’ dedi. Diğer tweetinde ise sizi radikal solcu olarak ilan etti ve durumu kontrol altına alamadığınızı söyledi. ‘Böyle güzel bir Amerikan şehri yağmalanırken bunu izleyemem’ dedi. Sizin şahsınıza yönelik ‘Radikal sol belediye başkanı işini yapamazsa o zaman Ulusal Muhafızları gönderirim’ dedi” cümlesini yöneltti.
Frey ise buna “Şunu söyleyebilirim; zayıflık sorumluluk almamaktır. Zayıflık, kriz zamanında parmağınızı gösterip insanları suçlamaktır. Donald Trump, Minneapolis’in gücü hakkında hiçbir şey bilmiyor. Biz çok güçlüyüz. Evet zor bir dönem bu ama emin olun ki bunu aşacağız” diyerek karşılık verdi.
46 yaşındaki George Floyd, önceki akşam, dolandırıcılık şüphesiyle Minneapolis’te polisler tarafından gözaltına alınırken, bir polisin uzun süre ensesine diziyle basması nedeniyle dakikalarca “Nefes alamıyorum” diye yalvarmıştı.
Floyd’un, olay yerine gelen acil sağlık ekipleri tarafından kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği belirtilirken, yoldan geçen vatandaşların cep telefonlarıyla kaydettiği görüntüler sosyal medyada paylaşılmıştı.
Görüntüler, ülkede siyahilere yönelik polis şiddeti tartışmalarını tekrar alevlendirmiş ve Minneapolis başta olmak üzere birçok şehirde protestolara yol açmıştı.
Eyalette acil durum ilan eden Vali Walz, bölgede polise yardımcı olmaları ve durumu kontrol altına almaları için Ulusal Muhafızları görevlendirdiğini açıklamıştı.