Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 242

    Self Lifting Yöntemiyle Evde Kırışıklık Tedavisi

    0
    Lifting tedavisi

    Yüzümüz, hava koşulları, duygusal ve hormonal durum, hastalıklar ve özellikle stres nedeniyle kırışıyor.

    Cerrahi müdahale gerektirmeyen, evde uygulayabileceğiniz doğal yöntemlerle bu kırışıklıklardan kurtulabilirsiniz. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kırışıklıklarınızı kendi kendinize tedavi edebileceğiniz self lifting yöntemi hakkında bilgi verdi.

    Lifting tedavisi
    Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa

    Hangi kırışıklık hangi hastalığın belirtisi ?

    Yüzümüz vücudumuzun aynasıdır, iç organlardaki problemler yüzümüzde organların yansıma alanlarında çeşitli izler bırakır. İç organlardaki problemler, yüzümüzde renk değişimi, sertlik, siyah-beyaz noktalar, kuruluk, ince ve derin çizgilere neden olur.

    Örneğin, gülümseme çizgisi üzerindeki belirgin çizgiler bağırsaklardaki, gözaltındaki torbalar böbreklerdeki, kırmızı renkteki lekeler ise hormonal sistemdeki problemleri işaret eder.

    Bu yöntem kan akışını artırır, toksinleri uzaklaştırır, dokuların oksijenlenmesini artırır, kollajen ve elastin üretimini uyarır, ciltteki kabarıklık ve şişlikleri azaltır, çizgileri düzeltir ve cildi parlatır. Yüzünüzü bir araç olarak kullanarak, sağlıklı bir vücuda ve pürüzsüz bir cilde sahip olmanızı sağlar.

    Doğru noktalar isabetli dokunuşlar

    Uygulamada, doğru noktalara isabetli dokunuşlar yapılabilirse, yüzdeki kas gerilimini rahatlatır, leke ve aknelerin azalmasına yardım eder. Bu masaj tekniği yüz kaslarını maniple ederek kas tonusunu düzenler, bu sayede sarkmış bölgeler toparlanır, yüzün hatlarının belirginleşmesini sağlar. Bu dokunuşlar kasları ve altındaki dokuyu uyarır. Kan dolaşımını artırarak toksinlerin atılımını sağlar. Daha genç ve parlak bir cilt görünümüne ulaşılır. Lifting yöntemi bütüncül bir tedavi yaklaşımı olduğu için meridyen ve yüz sinirlerini uyarır, seratonin ve endorfin salınımını artırır. Böylece yüzü ve tüm vücudu dengeye ulaştırır, rahatlama ve iyilik hissi verir.

    Bir saatlik eğitimle evde uygulayabilirsiniz

    Oldukça doğal bir yöntem olan lifting her yaştan kadın ve erkeklere güvenle uygulanabilir. Uygulama için kırışıklıkların derinliği ve sayısı önemli değildir. Aynı zamanda koruyucu bir yöntem olarak da uygulanır. Kırışıklığın oluşmasını beklemek sadece tedavi sürecini uzatır. Bu yüzden erken müdahale ile kırışıkların derinliği kısa sürede azaltabilir ve hatta oluşması engellenir. Lifting yöntemi sadece profesyoneller tarafından değil kişinin kendisi tarafından da eğitimi alınarak yapılabilir. Self lifting eğitimleri ortalama 1 saat sürer, tekniğin içeriğinde 15 farklı hareket öğretilir. Kişi bu hareketleri düzenli olarak evde uygulamaya devam eder.

    Ortalama 1 ayda doğal olarak botoks etkisi ortaya çıkar. Böylece yaşam boyu başka hiçbir tedaviye gerek duymadan kolay, acısız ve iğnesiz bir şekilde kırışıklıklara veda edebilirsiniz.

    Avon’dan Şiddet Gören Kadınlara Yardım

    0
    avon

    Avon aile içi şiddete karşı “Evdesin ama Yalnız Değilsin” kampanyası başlattı.

    Avon, küresel COVID-19 salgını kaynaklı sosyal izolasyon nedeniyle artan aile içi şiddete karşı “Evdesin ama Yalnız Değilsin” kampanyası başlattı. Kadınlar için Avon Vakfı, yardıma ihtiyacı olan ve tehlike altındaki kadınları ve çocukları desteklemede çalışan derneklere 1 milyon dolarlık yardımda bulunacağını duyurdu.

    COVID-19 nedeniyle yaşanan sosyal izolasyon, aile içi şiddet olaylarını da artırdı. Dünyanın dört bir yanından, kadınlara yardım eden kuruluşların yayınladıkları raporlarda, aile içi şiddete bağlı yardım taleplerinin arttığına dair uyarılar yapılıyor. Çin’den gelen açıklamalarda, şiddet olayları bildirimlerinin, bir önceki yılın Şubat ayına göre üç kat daha fazla olduğu belirtiliyor. Bazı kaynaklara göre İngiltere ve ABD’deki aile içi şiddet yardım hatlarına yapılan ihbarlar iki katına çıkmış durumda. Türkiye’de de benzer tablo söz konusu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıklamasına göre; koronavirüsün ilk 15 gününde 12’si evde olmak üzere maalesef toplam 18 kadın öldürüldü.

    ‘Evdesin ama yalnız değilsin’

    Tüm dünyada 134 yıldır hayatın her alanında kadınlara fayda sağlamak, onları güzelleştirirken diğer yandan ekonomik ve sosyal anlamda güçlendirmek için çalışan Avon, COVID-19 kaynaklı sosyal izolasyon nedeniyle artan aile içi şiddete karşı harekete geçti. ‘Evdesin ama yalnız değilsin’ diyen Kadınlar için Avon Vakfı, yardım hatları ve sığınma evi gibi hizmetleri sunan sivil toplum kuruluşlarına 1 milyon dolar yardımda bulunacağını açıkladı.

    ‘Aile içi şiddet kapalı kapılar ardındaki salgın’

    Avon CEO’su Angela Cretu, “Aile içi şiddet zaten kapalı kapılar ardında saklanan bir salgın. COVID-19 gibi sessiz bir katil. Koronavirus ile mücadele etmek için gereken izolasyon önlemlerinin istenmeyen bir sonucu, savunmasız kadınların ve çocukların evde istismarcılarıyla hapsolmuş olması ve yardıma ulaşamamalarıdır. Avon sadece bir marka değil aynı zamanda bir harekettir, 5 milyon kişiden oluşan güçlü ağımız ve geniş dijital erişimimiz sayesinde sesimizi duyuracağız. Herkesi de bize katılmaya davet ediyoruz. Sosyal izolasyondaki kadınların yalnız olmadıklarını bildiklerinden emin olacağız. Kadına karşı şiddet için çalışan kurumların hizmetlerine devam etmeleri için de acil önlem almamız gerekiyor. Kadınlar için Avon Vakfı aracılığıyla sivil toplum kuruluşlarına fon sağlamanın yanı sıra Avon ekiplerimiz, dünyanın dört bir yanındaki sığınma evlerine kişisel bakımdan el dezenfektanlarına ve sabunlara kadar hayati önemi olan ürünler bağışlayacak” diye konuştu.

    Farkındalığı artırmak için çalışacak

    Avon ayrıca, dünya çapında 5 milyon temsilcisi, müşterileri ve toplulukları arasında da aile içi şiddete karşı farkındalığı artırmak amacıyla bir iletişim çalışması başlatıyor. Kampanya kapsamında kadınlara nereden yardım alınması gerektiği, tehlike altındaki kişilerin nasıl tespit edileceği ve destekleneceği ile ilgili bilgiler verilecek. Bunun yanı sıra hükümetlerin, fon kesintisi ve önceliklerin değişmesi sebebiyle durma noktasına gelmiş olan hayat kurtarıcı hizmetlere destek vermesi için çalışacak.

    Gizli bir içerikle yardım bilgileri gönderiyor

    Avon, Natura ile işbirliği içinde Latin Amerika’daki temsilciler ağını kullanarak bu bilgileri geniş kitlelere yaymaya başladı. Arjantin’de yardıma ihtiyacı olan kadınları korumak için Avon, acil yardım hattı numaralarını ve diğer hayat kurtaran bilgileri Avon temsilcilerine dijital yolla ulaştırılan, yaşam tarzı şeklindeki bir içeriğe yerleştiriyor, böylece kadınlar ihtiyaç duydukları desteğe erişebiliyorlar.

    Ürettiği dezenfektanın gelirini bağışlayacak

    Avon İngiltere’de ise yeni bir nemlendirici el dezenfektanı üretiyor ve jelin satışlarından elde edilen gelirin 150.000 sterlin kadarını ulusal aile içi istismar yardım kurumu Refuge’a bağışlayacak. Kurumun Başkanı Sandra Horley, “Refuge, Avon’un verdiği destek için minnettar. Bu bağış, hizmetlerimizde büyük bir fark yaratacak; şu anda ulusal hizmetlerimizi ev ortamlarından yürütmek zorunda olan uzman ekibimize ek destek sağlarken, kapılarımızın açık kalmasına yardımcı oluyor. Bu sosyal mesafe ve izolasyon döneminde, kadınların yalnız olmadıklarını bilmelerini istiyoruz” açıklamasında bulundu.

    Bugüne kadar 80 milyon dolar bağış yaptı

    Avon Vakfı’nın 1 milyon dolarlık bağışı, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete son verilmesine yardımcı olmak için 15 yıllık sürdürülen bir bağlılık üzerine kurulu. Avon ve Kadınlar için Avon Vakfı bağışlarını arttırarak 2020 yılında kadın ve kız çocuklarının sağlık ve refahını destekleyen kuruluşlara hayat kurtarıcı hizmetlerine devam edebilmeleri için 10 milyon dolar yardımda bulunma sözü veriyor. Avon ve Kadınlar için Avon Vakfı bugüne kadar 80 milyon doların üzerinde kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet ile ilgili çalışan STK’lara yardımda bulundu ve yeni fonlar ile hayat kurtaran bu hizmetlere destek olmaya devam edecek.

    Dünya Koronavirüse Nasıl Tepki Verdi?

    0
    Dünya koronavirüse

    Alışveriş ve eğlence alanlarına en çok ABD vatandaşları gitti. Hollanda işe en çok giden ülkeyken, evde en çok kalan ülke İtalya oldu. En az toplu taşıma kullanan ülke ise İspanya

    Dünya koronavirüse

    Google, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınından dolayı sosyal mesafe ve ev karantinası uygulamalarının yoğunlaştırıldığı bu dönemde, insanların hareketlilik aktivitelerini gösteren bir rapor yayımladı. “Covid-19 Topluluk Hareketliliği” raporu, koronavirüs ile mücadele etmeyi amaçlayan uygulamalar sonrası değişen toplumsal hareketliliği gösteriyor.

    ABD, salgına rağmen dışarı çıkmaya devam ediyor

    Rapora göre, alışveriş ve eğlence alanlarını en az kullanan ülkeler, topluluk hareketliliğindeki %94’lük düşüş ile İspanya ve İtalya oldu. Salgın nedeniyle alışveriş ve eğlence alanlarına daha seyrek giden Türkiye’nin topluluk hareketliliği %75 düştü. ABD ise topluluk hareketlerindeki %47’lik düşüş oranıyla alışveriş ve eğlence alanlarına görece daha çok gidiyor.

    İspanya toplu taşıma kullanımına temkinli yaklaşıyor

    Rapora göre, toplu taşıma kullanımını en aza indiren ülke, topluluk hareketliliğindeki %88 gerileme ile İspanya olurken, hareketlilik oranı %51 olarak açıklanan ABD pandemi günlerinde toplu taşımayı en yoğun kullanan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin toplu taşıma kullanımındaki hareketlilik oranı ise %71.

    İtalya’nın parklardaki hareketliliği %90 düştü

    Bahar aylarını gelmesiyle park ve bahçelerde vakit geçirmek cazip gibi görünse de mevcut durum bu hevesi bir süre daha ertelemek gerektiğine işaret ediyor. Bu konuya en çok duyarlılık gösteren ülke, salgından en çok etkilenen ülkelerin başında gelen İtalya oldu. Park alanlarındaki hareketliliği %90 oranında düşen İtalya’yı %89 ile İspanya ve %82 ile Fransa takip ediyor.

    Hollanda uzaktan çalışmak yerine ofise gitmeyi tercih etti

    İş yerlerindeki hareketlilik oranlarının da yer aldığı rapora göre, İspanya’nın işe gitme oranı %64 düştü. Türkiye’nin iş yerlerindeki hareketliliği %45 azalırken, Hollanda %35’lik hareketlilik oranıyla en fazla işe giden ülke olarak raporda yer aldı.

    Dünya koronavirüse

    Markete ve eczaneye en az İtalya gidiyor

    Karantinada market ve eczanelere gitmek kimi zaman zorunlu hale gelse de mümkün olduğunca az evden çıkmak riski minimuma indirmenin anahtarı durumunda. Bu konuda en temkinli ülke ise market ve eczane kullanımını %85 düşüren İtalya. Türkiye’nin market ve eczane kullanımında ise %39 azalma olduğu görülüyor.

    #EvdeKal oranları da açıklandı

    Rapora göre 16 Şubat-29 Mart tarihlerinde ev karantinasını ve izolasyonu uygulayan ülke, evde kalma oranı %24 artan İtalya oldu. İspanya’nın %22 ile ikamet edilen yerlerde kalma oranı yükselirken Türkiye’nin evde kalma oranı %17 yükseldi. Rapor hakkında görüşlerini bildiren Google SMB Premier Partnerı EG Bilişim Teknolojileri CEO’su Gökhan Bülbül, topluluk hareketleri raporunun Covid-19 ile ilgili sosyal mesafe uygulamasına verilen tepkileri anlamlandırmaya yardımcı olduğunu söyledi. Bülbül, Covid-19 ile mücadelede, Google Haritalar gibi servislerin, toplum sağlığını ilgilendiren yeni politikalar ve uygulamalar geliştirmede etkili olabildiğine de dikkat çekti.

    Kolonya ve Dezenfektandan Kuruyan Ciltler İçin Öneriler

    0
    kuru cilt

    Kolonya ve dezenfektandan kuruyan ciltler için öneriler. nelerdir? Fazla kolonya ve dezenfektan kullanımdan kuruyan ciltlere ne yapmalı? Kolonya ve dezenfektan kullanımından oluşan cilt kuruluğu nasıl giderilir? İşte yanıtı…

    kuru cilt
    Op. Dr. Evrim Uçkunkaya

    Hijyenden vazgeçmeyerek yaşadığımız bu sorunları ufak bakımlar ile ortadan kaldırabileceğimizi belirten Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, evde yapabileceğiniz basit ama etkili cilt bakımı önerilerini ve kolonya, dezenfektan gibi kimyasal maddelerin kullanımından dolayı ellerde oluşabilecek hasarlara karşı yapılabilecekleri anlatıyor.

    Egzamaya dikkat

    Koronovirüs’ten korunmak için sık sık kullandığımız kimyasal el dezenfektanları, kolonya ve ıslak mendil gibi ürünler ellerimizin kuruyup yıpranmasına neden oluyor. Ellerimizde oluşan kuruluğun ilerleyen aşamalarda egzamaya neden olabileceğine dikkat çeken Plastik Cerrah Op. Dr Evrim Uçkunkaya, “Soğuk havaların yanı sıra ellerin sabun, deterjan gibi kimyasal maddeler ve suyla çok fazla temas halinde olması ellerimiz kuruyor ve bu durum egzamayı tetikliyor. Kaşıntılı, sulu, kızarık yaralar şeklinde kendini gösteren egzamaya, dikkat etmeliyiz. Mümkün oldukça nemlendirici krem kullanım ve evimizde olan zeytinyağından faydalanalım” diyor.

    Kuruyan, çatlayan eller için zeytinyağı

    1 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 yemek kaşığı şeker ile hasar gören ellere hızlı ve kolay bir çözüm öneren Op. Dr Evrim Uçkunkaya; “Avucunuza şekeri alarak yavaş yavaş elinize zeytinyağını damlatmaya başlayın. Daha sonra aynı işlemi diğer el için de yapın. Ellerinize güzelce yaydıktan sonra iki elinizi de birleştirerek 1 dakika boyunca ovalamaya devam edin. Ellerinizin dış kısımları ve parmaklarınıza da uygulayabileceğiniz bu maske sayesinde elleriniz nemli ve rahat hissedecektir. Ilık su ile durulayarak temizleyin” tavsiyesinde bulunuyor.

    Kuruyan yüzünüz için doğal mineral maden suyu

    “Silisyum açısından oldukça zengin olan maden suyu, çok fazla yıkandığı için kuruyan cildi canlandıracaktır” diyen Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, “Musluk suyunun içindeki demir, bakır, magnezyum, çinko ve kurşun gibi ağır metaller, serbest radikallerle etkileşime girerek cildin kolajen dokusunu zayıflatıyor. Gözeneklerin tıkanmasına akne, siyah nokta oluşumuna neden oluyor. Düzenli olarak yüzünüzü maden suyuyla yıkayarak daha canlı bir cilde kavuşabilirsiniz. Maden suyunu buz kalıbında dondurun ve sabahları bu kalıplarla cildinizi temizleyin. Kısa süre sonra cildinizdeki canlılığı fark etmeye başlayacaksınız” diye öneriyor.

    Op. Dr. Evrim Uçkunkaya maden suyunun cilt temizliğinde kullanım yöntemlerini ve yarattığı etkileri şöyle sıralıyor:

    -Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak, cildin pürüzsüz ve canlı bir görünüm kazanmasına yardımcı olur.
    -Vücudu ve cildi toksinlerden arındırarak rahatlayıcı bir etki yaratır.
    -İçerisinde bulunan silisyum sayesinde cildi güçlendirerek gözenekleri sıkılaştırır.
    -Yüz bölgesine pamuğa sürülerek uygulandığında temizleyici olarak kullanılabilir.
    -Yağ yakıcı etkisinin yanı sıra temizleyici etkisi ile cildi kirlerden arındırır.
    -Sprey olarak kullanıldığında ciltte ferahlatıcı bir etki yaratır.

    En doğal nemlendirici gül suyu

    Bu dönemde kuruyan ellerimiz ve yüzümüz için nemlendirici kremlerden de faydalanabileceğimizi belirten Op. Dr. Evrim Uçkunkaya, “Mümkün ise cildinizi gül suyu ile temizleyin. Gül suyu antioksidan ve antibakteriyel özelliğe sahiptir. Gül suyu, en doğal nemlendiricilerden biridir. Yüzünüzü ve elleriniz her sabah gül suyu ile nemlendirirseniz yorulan cildiniz temizlenir, ferahlar ve nemlendir” dedi.

    Orgazm Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey!

    0
    orgazm
    orgazm

    Orgazm sanılanın aksine kadınlarda zevk almanın tek göstergesi değildir. Orgazmdan önce dakikalarca süren haz dönemi vardır.

    Bu süreçte çoğunlukla vajinada veya rahimde hissedilebilen istemsiz ve zevk veren kasılmalarla aniden ortaya çıkar. Bazen de bedende bu kasılmalar olmadan orgazm oluşabilir. Orgazm anına ulaşan bir kadında karın, bacaklar, kollar ve sırt gibi vücudun değişik bölgelerinde kontrol dışı istemsiz gelişen kasılmalar görülebilir.

    Orgazm anında kadınların vajinalarında da tıpkı erkeklerde olduğu gibi boşalma yaşanabildiğinden vajinayı kayganlaştıran sıvılar görülebilir. Sözünü ettiğimiz yaşanan bu kasılmaların, spermin vajinadan rahim ağzına yönlenmesini kolaylaştırıp hızlandırdığı bilinmektedir.

    orgazm hakkında her şey
    orgazm

    Orgasm sırasında oluşan bu durumlar hem kadınlar hem de erkekler için istemsiz doğal tepikilere yol açtığı için bazı bireylerde kendini kontrol etme çabası yaratabilir ancak bu gerekli değildir. Yüksek ses çıkarmak, sert ve istemsiz hareketlerde bulunmak orgazmın doğal bir sürecidir ve özellikle birlikte olduğunuz partnerinizden utanılması doğru bir davranış değildir.

    Kadınlarda Orgazm Nasıl Oluşur?

    kadınlarda orgazm nasıl olur
    Orgazm Nasıl Oluşur

    Kadınlardaki orgazm da hemen hemen erkeklerdekine benzer. Kadının vajinasına erkeklerdeki sertleşme düzenine benzer bir kan akımı olur. Orgazmın oluşmasına zemin hazırlayan kilitoriste sertleşme ve vajinada nemlenme gerçekleşir.

    Orgazm anında uterusun ve çevredeki kasların ritmik kasılmaları görülür. Bu sırada beyinde, hipotalamus ve limbik sistem denilen yapılar, tahrik sırasında rol alırlar.Kasların gevşemesinde ve kan akımının artmasında bazı biokimyasal maddeler (VİP ve NO gibi) etkilidir. Bunun yanında  çeşitli hormonlar da, kadınlardaki cinsel fonksiyonları etkiler. Östrojen, vajinanın hücresel devamlılığında ve kan akımında, androjenlerin ise istek, cinsel tahrik ve orgazm üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır.

    Orgazm belirtileri arasında nefes alıp verme sıklığı, kalp hızı ve kan basıncı artması sıralanabilir. Ayrıca göz pupilleri büyür, dudaklar koyulaşır, göğüs uçları dikleşir, klitoris ıslanır ve sertleşir. Artan heyecanla beraber deri kızarır ve terleme başlar. Kadında büyük dudaklar, klitoris, vajen ve pelvik organlar penisteki gibi büyür ve genişler. (Kaynak: Memorial Hospital)

    Kadınlar Bazen Neden Orgazm Olmaz?

    Bu durumun tıbbi olduğu kadar psikolojik nedenleri de vardır. Daha önce hiç cinsel ilişki yaşamamış kadınların ‘ilk gece korkusu’ diye bilinen gerginliği yaşamaları en çok bilinen psikolojik nedenlerin başında gelir. Bazı kadınlar ise korunmadıkları için hamile kalma korkusunu çok yoğun yaşarlar ve bu durum sekse konsantre olmalarını engelleyerek orgazma ulaşmalarını engeller.

    İleri yaşlarda ise vücutta azalan ötrojen miktarı yüzünden orgazm olmak güçleşir. Menapoza girilmesi ile birlikte östrojen seviyesi iyice azalır.

    Bazı metobolizmalarda vajina kuruluğu, acı duyma gibi nedenlerle seks haz verici olarak gerçekleştirilemez.

    Orgazm Çeşitleri

    Vücudunda çok sayıda erojen bölge olan kadınlar için orgazmın çeşitleri vardır.  Orgazm vajinal ve klitoral orgazmlar olarak ikiye ayrılabilir. Klitoris çevresindeki bölgeler çok duyarlıdır. Tek fiziksel fonksiyonu cinsel zevk vermektir. Burada “Kadınlar nasıl orgazm olur?” sorusu akla gelebilir.

    Birçok kadın klitoral orgazmın en yoğun orgazm olduğuna inanır. Kadınlar vajinal orgazma ulaşmanın daha zor olduğuna inanırlar. Vajenin dış 1/3’ü en duyarlı bölgesidir. Bir orgazmın diğerinden daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir, her ikisi de farklı zevk alma biçimleridir. Her kadın kendi tecrübeleri ile birini tercih edebilir ve bu nedenle kadının partnerinin, kadının tercih ettiği tipi bilmesi önemlidir.

    Orgazm olmak için heteroseksüel bir ilişki kurmak gerekmemektedir. Partnerlerin cinsiyeti orgasmın oluşma koşullarını değiştirmekle beraber orgazma ulaşılmasına herhengi bir engel teşkil etmez.

    orgazm
    en sıcak renk mavi

    Dünyada ancak 1970’li yıllarda yapılan çalışmalar sonucu ortaya konan kadın cinsel cevabı; cinsel istek- uyarılma- plato- boşalma veya orgazm- çözülme dönemi olarak tanımlanmıştır. Kadın cinselliğinin en önemli noktası vajina değil klitoristir.

    Kadınların en hassas bölgesi olan ve binlerce sinir lifi içeren klitoris kadın cinselliğinin beyinden sonraki merkezidir. Bu bölge hakkında bilgisi olmayan birçok çift ise boşalma veya orgazm sorunu ile doktora başvurabilmektedir.

    Kadın boşalmasında erkekteki gibi meni çıkışı olmadığından kadın boşalması sübjektiftir. Bu durum da yine çiftler arası sorunlara sebep olabilmektedir. Fakat kadın boşlaması veya orgazmında kadında nefes ve kalp atım hızı artmakta, vücutta istemsiz kasılmalar oluşmakta ve yine bedende kızarmalar oluşmaktadır. (Kaynak: Memorial Hospital)

    Orgazm Olmanın Faydaları

    Her iki cins için de orgazm son derece faydalı ve tatmin edicidir. Orgazm doğanın insana sunduğu bedensel bir hediyedir ve bu hediyeyi kucaklamak gerekir. Düzenli yaşanan orgasmın kişi üzerindeki olumlu etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

    • İmün Sistemi güçlendirir.
    • Stresi azaltır.
    • Ağrı eşiğini yükseltir.
    • Bedensel ve psikolojik rahatlama sağlar.
    • Uyku kalitesini artırır.
    • Cildi olumlu etkileri vardır.
    • Kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.
    • Doğal bir spor aktivitesidir.
    • Salgılanan seratonin hormonunu miktarını arttırır ve mutluluk verir.

    Cinsel Sorunlarınız İçin…

    Unutulmamalıdır ki kadınlar için orgazm olmak erkeklerin boşalmasına göre çok daha kolay gerçekleşebilmektedir. Orgazm olamayan bir kadının doğru tavsiyelerle bu sorunun üstünden gelmesi çok kolaydır. Böyle durumlarda çevrenize değil uzman bir doktora başvurmanız doğru olacaktır. Doktor kontrolünde uygulanabilecek bazı yöntemler şunlardır:

    • Vajinal kuruluğu olan kadınlar, doktor tavsiyesi ile vajinal kayganlaştırıcı kullanabilir.
    • Azalmış cinsel cevabı olan kadınlara cinsel cevabı artıracak teknikler ve değişik pozisyonlar önerilebilir. ‘Kegel egzersizi’ denilen ve pelvik taban kaslarını çalıştıran egzersizin düzenli yapılmasıyla bu kaslar güçlendirilebilir.
    • Alkol ve sigara kullanımını azaltmak cinsel yaşam kalitesini artırmak için önemlidir.
    • Kan şekeri sıkı kontrol altında tutulmalı
    • Vücut kitle indeksi diyet ve sporla normal seviyeye getirilmeli, obezite engellenmeli.
    • Kandaki yüksek şeker düzeylerine bağlı gelişen vajinal enfeksiyonlar tedavi edilmeli.
    • Kadınlık hormonu seviyeleri düşükse doktor gözetiminde hormon tedavisi verilebilir.(Kaynak: Memorial Hospital)

    kadinvesaglik.org

    Aşıyla Önlenebilen Tek Kanser Türü

    0
    rahim kanseri

    Hem Kız Hem Erkek Çocuklarına Öneriliyor!

    Kanser, modern çağda ölüm sebepleri arasında en üst sıralarda yer alan bir hastalık olarak yer alıyor. Gelişmeden önce tanıyabildiğimiz ve önlemini alabildiğimiz kanser türleri ise çok az sayıda.

    rahim kanseri
    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü

    “Rahim Ağzı (Serviks) kanseri gerek erken tanı gerekse gelişmesini önleyebilme konusunda belki de en şanslı olduğumuz kanser türüdür.” ifadelerini kullanan Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü rahim ağzı kanserinin tedavi yöntemini ve alınacak önlemleri anlatıyor.

    Rahim Ağzı Kanserine Karşı Çocukluk Döneminde Önlem Alın!

    Kadınlar arasında en sık gözlenen 4. kanser olan ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık gözlenen rahim ağzı kanseri her yıl 500.00’den fazla kadını etkiliyor. Rahim ağzı kanserinin hemen hemen tümünün sebebi Human Papilloma Virus (HPV) adı verilen bir virüs olduğunu anlatan Doç. Dr. Emre Özgü100’den fazla tipi olan bu virüs sadece rahim ağzı kanseri değil, Vulva, vajina, penis, anüs ve baş boyun kanserlerine de yol açabilir. 100’den fazla türü olan HPV virüsü ve rahim ağzı kanseri arasındaki ilişki sigara ve akciğer kanseri arasındaki ilişkiden daha sıkıdır.

    Kanser dışında ciltte gözlenen siğillerin de sebebi yine HPV isimli bu virüstür. HPV insana hemen hemen her zaman cinsel ilişki ile bulaşır. Prezervatif (Condom) kullanarak cinsel ilişkiye girmek virüsün bulaşmasını tam olarak engelleyemez. Kadınların %80’i hayatları boyunca bir şekilde HPV virüsüne maruz kaldığı düşünülmektedir. HPV’ ye maruz kalan kadınların %80’i 1 yıl içerisinde, %90’ı ise 2 yıl içerinde bağışıklık sistemi sayesinde bu virüsü vücutlarından temizlerler. Vücuttan temizlenemeyen virüs ise rahim ağzında değişiklikler yapmaya başlayarak sonunda rahim ağzı kanserine yol açabilir” dedi.

    Aşılamanın temel hedef kitlesi cinsel olarak aktif olmayan kadınlar

    HPV’nin vücutta değişiklik yapması ve kanser gelişmesi arasında geçmesi gereken zamanın ortalama 10-15 yıl olduğuna vurgu yapan Emre Özgü “Bu uzun süre, tarama yöntemleri ile HPV ve rahim ağzında yaptığı değişiklikleri erkenden saptayabilme ve kanser gelişmeden önlem alabilme fırsatı yaratmaktadır” diye konuştu. “HPV virüsü ve oluşturduğu rahim ağzı kanserinden korunmada birkaç strateji bulunmaktadır” açıklamasında bulunan Özgü sözlerini şöyle sürdürdü :“Primer (Birincil) Koruma olarak adlandırılan ilk basamak aşılamadır. HPV’nin kansere en sık sebep olan Tip 16 ve 18’in yanında siğil gelişmesine sebep olan Tip 6 ve 11’e karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmaktadır. Aşılamanın temel hedef kitlesi henüz cinsel olarak aktif olmayan kadınlardır. Günümüzde HPV aşısı dünyada toplam 66 ülkenin Ulusal Aşılama Programı’nda yer almaktadır. 9-14 yaş arasındaki çocuklarda 0 ve 6. Aylar olmak üzere 2 doz aşılama önerilirken 14-26 yaş arasında ise 0-2-6. Aylar olmak üzere 3 doz aşılama önerilmektedir. Daha ileri yaşlarda aşı yapılmasına engel bir durum bulunmamakla birlikte rutin olarak önerilmemektedir.”

    Erkek çocuklarına da aşılama yapılıyor

    Erkek çocuklarında da aşılamanın önemine vurgu yapan Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü “Erkek çocukların aşılanması ise hem daha az oranda olmakla birlikte yine HPV’ye bağlı gelişen penis, anüs ve baş boyun kanserlerine karşı koruma sağlarken, diğer taraftan kız çocuklar için ekstra bir koruma sağlayacağı düşünülmektedir. Teorik olarak dünyadaki herkesi aşılamamız mümkün olabilirse rahim ağzı kanserini tamamen ortadan kaldırmamız mümkün olacaktır” dedi.

    Düzenli tarama büyük önem taşıyor

    “İkincil (Sekonder) Koruma önlemi olarak bilinen yöntem ise cinsel olarak aktif olan kadınların taranmasıdır. Günümüzde tarama PAP Smear adını verdiğimiz rahim ağzından dökülen hücrelerin plastik bir fırça yardımıyla toplanıp mikroskop altında incelenmesi veya alınan örnekte HPV virüsünün varlığının araştırılması prensibi ile gerçekleştirilmektedir. Ayrıca CO-TEST olarak adlandırılan, Smear ve HPV testinin aynı anda çalışılması ile uygulanan tarama programı sayesinde hastalığın erken tanısı için yüksek duyarlılıkta sonuç alınabilmektedir. Her iki test ayrı mekanizma ile çalıştığı için CO-TEST ile herhangi bir testin tek başına uygulanmasına kıyasla çok daha başarılı sonuçlar elde edebilmekteyiz” açıklamasında bulunan Doç. Dr. Emre Özgü sözlerine şunları ekledi: “Tarama sayesinde rahim ağzında meydana gelmiş değişiklikler henüz kanser gelişmeden saptanabilir ve kolaylıkla tedavi edilebilir. Çocukluk döneminde aşı olmak koruma sağlamakla birlikte tarama yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bu sebeple cinsel olarak aktif hale gelen tüm kadınların yıllık kadın doğum uzmanı muayenesi ve rahim ağzı kanser taramalarını ihmal etmemesi gerekmektedir. Çocukluk çağında yapılacak olan aşılama ve sonrasında yapılacak düzenli tarama sayesinde rahim ağzı kanseri gibi çok tehlikeli ve ölümcül olan bir hastalığı tamamen hayatımızdan çıkartabilmek mümkün olacaktır.”

    Koronavirüsü yenen Dr. Kürşat Demir, İlk Gönüllü Plazma Bağışçısı Oldu

    0
    Bağış

    Sağlık Bakanlığı’nın koordinasyonu ve Türk Kızılay’ın yürütücülüğünde yeni tip Corona Virüse (Kovid-19) karşı başlatılan “immün plazma” tedavisi için ilk gönüllü plazma bağışçısı, koronavirüsü yenen Dr. Kürşat Demir oldu.

    Türk Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık’ın katılımıyla Türk Kızılay Orta Anadolu Bölge Kan Merkezinden yapılan canlı yayında, gönüllü bağışçı Demir’den plazma alma işlemi gerçekleştirildi.Kınık, bu esnada yaptığı açıklamada, tedavi sürecine ilişkin bilgi verdi. Vücudun, koronavirüsle karşılaşınca, hastalığı yenmek için ona karşı antikor oluşturmaya başladığını anlatan Kınık, bağışıklığı iyi çalışan bireylerde bu antikorlarla beraber yaklaşık %98 oranında hastalığın yenildiğini kaydetti.

    Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı ve Sağlık Bakanlığının yayınladığı rehber doğrultusunda, bilimsel çerçevede iyileştikten 14 gün sonra hastadan plazma alma işlemine başladıklarını belirten Kınık, plazmadaki antikorların üç hafta yüksek seviyede seyrettiğini, ardından azalma eğilimine girdiğini ifade etti.

    “Bir iyileşmiş kahraman, 6 hastanın kahramanı olabilir”

    Kınık, “Dolayısıyla plazma verecek olan vatandaşlarımızın bu zaman aralığına dikkat etmesi gerekiyor. İyileştikten sonra 14’üncü günde başlıyoruz. Sonrasında her hafta birer ünite, yani 400’er mililitre olacak şekilde toplam üç kez bu plazmaları alabiliyoruz. Bağışçılarımız bir seferde verdiği plazmayla iki hastaya şifa olabiliyor. Üç kere verildiğinde ise bir iyileşmiş kahraman, 6 hastanın da kahramanı olabilecek.” bilgisini paylaştı.

    Plazma bağışçısı Dr. Demir’in de toplamda üç kez plazma bağışında bulunacağını aktaran Kınık, vatandaşlardan destek beklediklerini vurguladı.Türk Kızılay Genel Başkanı Kınık, Demir’den alınacak plazmaların önce laboratuvar testlerine tabi tutulacağını ardından da Sağlık Bakanlığınca durumu ağır, en hızlı müdahale edilmesi gereken hastaya ulaştırılacağını söyledi.

    “Günde 750 bağışçımızdan plazma alabilecek durumdayız”

    Kınık, kimlerin bağışta bulunabileceğine ilişkin, “Öncelikle kişinin hastalığı geçirmiş ve iyileşmiş olduğunun kanıtlanması gerekiyor. Sağlık Bakanlığımız bu hafta itibarıyla 400 civarında iyileşmiş olan hastamızın bilgilerini bizlerle paylaştı. Bunun dışında farklı üniversite eğitim hastanelerimizde de ‘plazmaferez’ kapasitesi olan merkezlerde de hastalar bu bağışlamayı yapabilecek. İyileştikten sonra üzerinden 14 gün geçmiş olması gerekiyor. Kan verebilecek özelliklerdeki, sağlıklı, kilogramı iyi, hepatit, HIV gibi rahatsızlıkları olmayan bağışçılarımızın kanlarını alacağız.” dedi.

    Sadece hamile kadınlardan, olumsuz etki oluşmaması için plazma alınamayacağını aktaran Kınık, şöyle konuştu:“İstanbul, Gaziantep, Trabzon, İzmir, Ankara, Adana, Bursa, Samsun, Antalya ve Denizli olmak üzere toplam 10 ilimizde, 13 noktada şu anda plazma alımını başlattık. Vakaların en çok görüldüğü ve bu anlamda iyileşme oranlarının en fazla görüldüğü illerimiz. Bu illerimizde 4’er mobil tırımız hastalarımızın ayağına gidecekler. Şu an iyileşmiş hasta sayımız az ama önümüzdeki haftadan itibaren bu, geometrik olarak artacak. Testler arttıkça semptom göstermeden iyileşen vakaların da tespiti yapılabilecek. Dolayısıyla hem hastanede tedavi gören hem farkına varmadan iyileşmiş hastalarımızla ilgili büyük bir havuz önümüzdeki haftalarda oluşacak. Şu anda Kızılay olarak günde 750 bağışçımızdan plazma alabilecek durumdayız. Ülke genelindeki eğitim araştırma hastaneleri ve üniversite hastanelerimizle birlikte baktığımızda Türkiye’de yeteri kadar plazma alabilme kapasitesi var. Bu kapasiteyi istediğimiz anda artırabiliriz.”

    “Bu, tamamlayıcı bir tedavi”

    Kerem Kınık, Kovid-19’u yenen vatandaşlara şu çağrıda bulundu:“Sağlıklı, iyileştikten sonra 14 gün geçmiş olan ve kan verme şartlarını haiz bütün kahramanlarımızı cephede savaşmakta olan diğer Kovid-19 hastalarımızın da kahramanı olmaya davet ediyoruz. Birer hafta arayla, toplam 3 kez plazmalarını alacağız. Bir hasta 6 insana şifa olacak. 6 insanı ölümün kıyısından hayat tarafına doğru çekebilecek. Şunu vurgulamak istiyoruz; bu tedavi bir mucize değil. Bu, tamamlayıcı bir tedavi. Bizim 1890’lardan beri antibiyotik çağı öncesinde tıpçıların uyguladığı, SARS’ta, MERS’te, H1N1, Ebola’da kullanılmış olan bir metot. Yani bizim aslında 100 yıldır bildiğimiz bir tedavi.”

    “Tedavi için ekstra bir ücret talep edilmeyecek”

    İmmün plazma tedavisinin özellikle yoğun bakımda ağır durumdaki hastaların iyileşmesini hızlandırdığını, ölümle ilgili riskleri düşürdüğünü vurgulayan Kınık, plazmaların hastalara ulaşma sürecinin de etik kurallar doğrultusunda yapılacağını aktardı.Kınık, “Sağlık Bakanlığımız bir bekleme listesi oluşturacak. Aciliyetine, endikasyonuna göre bu plazmalar o hastalarımıza ulaştırılacak. Devletimiz, Maliye, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler, Sağlık Bakanlıklarımız, SGK bu sürecin bütün maliyetini karşılıyor. Dolayısıyla üniversite hastaneleri, özel hastaneler, herhangi bir merkezde bu tedavi için ekstra bir ücret talep edilmeyecek.” açıklamasında bulundu.

    Vatandaşlara uyarıda bulunan Kınık, “Vatandaşlarımızın kaygılarını, çare aramalarını anlıyoruz ama sosyal medyadan, farklı mecralardan iyileşmiş hastalara doğrudan ulaşma gibi bir yolu lütfen tercih etmesinler. Bu yol kapalı. Yapılacak şey; elimizde Türkiye’de bütün iyileşen hastaların verileri zaten Sağlık Bakanlığında var. Biz onlara ulaşacağız. Plazmalarını alacağız ve bu plazmaya en çok ihtiyaç duyan hastalara ulaştıracağız. Bu süreci Sağlık Bakanlığımız yönetecek.” diye konuştu.Kınık, plazma bağışının bağışçıya sağlık açısından hiçbir risk oluşturmadığının altını çizdi. Kızılayın “kanver.org” adreslerinden konuyla ilgili detaylı bilgiye ulaşılabileceğini bildirdi.

    “Kan stoklarımız azaldı, günlük kan bağışlarımız yarının altına düştü”

    Türk Kızılay Genel Başkanı Kınık, kanın acil değil sürekli bir ihtiyaç olduğuna da işaret ederek, aynı zamanda lösemi hastası çocukların veya diğer hastaların kan ihtiyacının da devam ettiğine dikkati çekti.

    Kınık, “Kan almazsa hayata tutunamayacak insanlarımızın ihtiyacı devam ediyor. Kan stoklarımız azaldı, günlük kan bağışlarımız yarının altına düştü. Özellikle sağlıklı bağışçılarımızı kan bağışına davet ediyoruz. Evden zorunlu olmadıkça çıkmıyoruz ama nasıl ekmek almaya çıkıyorsak 15 dakikanızı ayırarak lütfen Türkiye’nin 300 noktasındaki kan bağış merkezlerini de ihmal etmeyin.” çağrısı yaptı.

    “Bunu vatandaşlık görevi olarak görüyorum”

    Dr. Kürşat Demir de sahada çalıştığı esnada, henüz Türkiye’de 200 vaka varken koronavirüse yakalandığını anlattı. Yaklaşık 3 hafta önce kırgınlık ile başlayan belirtilerin ateş ve öksürükle devam ettiğini, yapılan testler sonucunda da koronavirüs tanısı konarak karantinaya alındığını dile getiren Demir, koronavirüsün çok hızlı geliştiğini vurguladı.

    Demir, herkese mümkün olduğunca dışarı çıkmama, elleri sık sık yıkama, sosyal mesafeye dikkat etme, kalabalık ortamlarda maske kullanma çağrısında bulunarak, “Ben bu süreci bizzat yaşadım ve bu insanlardaki tedirginliği de daha iyi anlamamı sağladı. Sahada çalışmamın yanı sıra bu şekilde tedaviye vesile olmak gerçekten farklı bir duygu. Bunu ayrıca bir vatandaşlık görevi olarak görüyorum. Bu nedenle Kızılay Genel Müdürlüğü ile irtibata geçmemin ardından süreç başladı.” ifadelerini kullandı.

    “Basit bir kan vermeden farkı yok”

    Dr. Demir, koronavirüsü atlatmış kişilere yönelik de “Yapılan işlemin basit bir kan vermeden herhangi bir farkı yok. Bağışçıya da hiçbir zararı yok.” dedi.


    Üniversite Öğrencileri, Koronavirüsle Mücadele İçin Üretime Başladı

    0
    üretim

    Maske ve cerrahi önlük üretimine başlandı

    Denizli’de Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Moda Tasarımı Bölümü öğrencileri, Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nurcan Kutlu öncülüğünde sağlık çalışanları için maske ve cerrahi önlük üretimine başladı.

    Denizli Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu (DTBMYO) Moda Tasarımı Programı Öğretim Üyesi Dr. Nurcan Kutlu ve gönüllü öğrenciler, idari personelin de desteğini alarak maske ve cerrahi önlük üretimine başladı. İlk etapta 2 bin maske ve 200 cerrahi önlük üretecek ekip, ürünleri PAÜ Hastaneleri’nde görev yapan sağlık çalışanlarının yanı sıra Denizli’deki diğer hastanelerde görev yapan sağlık personellerine ulaştıracak.

    Projeye ilişkin açıklama yapan Öğretim Üyesi Dr. Kutlu, tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de koronavirüsle etkin mücadele edildiğini belirterek, “Bizde bölüm olarak mücadelede katkı sağlamak istedik. Gönüllü öğrencilerimiz ve idari personellerimizin de desteğiyle sağlık çalışanlarının bu virüsten korunmaları adına maske ve önlük üretimine başladık. Öğrencilerimizle birlikte üretimlerimizi, virüsten korunma adına, gerekli hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uyarak gerçekleştiriyoruz. Farklı kurum ve kuruluşlar ile okullar ve özel sektörden firmalar malzeme ve kumaş desteğinde bulundu. Öğrencilerimizin üretim sırasında kullanabilmeleri için bizlere yüz siperliği tedarik eden firma ve okullar oldu. Bu süreçte ürettiğimiz maskeler ve korumalı cerrahi önlükleri en kısa sürede sağlık çalışanlarımızın kullanımına sunmayı hedefliyoruz” dedi.

    Koronavirüsten Korunmada Etkili

    0
    su içmek
    su içmek
    İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Dr. Arzu Akgül

    Su içmek neden önemli?

    Oksijenden sonra en önemli hayat kaynağımız olan su, vücudumuz için büyük önem taşıyor. Acıbadem Ankara Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Dr. Arzu Akgül, suyun tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsden, kansere kadar birçok hastalığa karşı etkili bir görev üstlendiğini anlatırken, önemli uyarılar ve önerilerde bulunuyor.

    Toksinlerin uzaklaştırılmalarını sağlıyor

    Vücudumuzdaki tüm metabolik olayların devamında, besleyici maddelerin gerekli yerlere ulaştırılmasında ve her gün oluşan atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında su, temel bir aracı. Kişinin yağ dokusu miktarına göre su miktarının vücut ağırlığının %55 ile %77’i arasında olmasını gerektiğini belirten Nefroloji Uzmanı Dr. Arzu Akgül, sözlerine şöyle devam ediyor“İnsanın vücut ağırlığı değişmedikçe sıvının miktarı da değişmez. Bu oran yeni doğmuş bebeklerde %78’e kadar çıkıyor. Böbreklerimizin işlevlerini yerine getirebilmeleri için yeterli su tüketmek çok önemli. Su idrar, ter ve dışkı aracılığıyla toksinlerin uzaklaştırılmalarını sağlıyor, vücut sıcaklığını ve kanın yoğunluğunu kontrol ediyor. Yeterince sıvı almazsak toksinler kanda birikiyor. Bunun sonucunda da böbrek taşları ya da çok daha önemli böbrek yetmezliği gelişebiliyor”

    Kilo verme sürecini hızlandırıyor

    Diyetteki su tüketimi artırılması kalori harcanmasında da önemli yere sahiptir. 500 mL su içmenin 1,5 saat süreyle enerji tüketimini %30 arttırıyor.

    Kolon kanserini önlemede etkili

    Araştırmalarda su tüketimi ile kolon kanseri oranının yanı sıra migren ve gerilim tipi baş ağrısı oranlarının da düştüğünü gösteriyor. Su tüketimi az olanlarda kalp damar hastalık oranının da artıyor. Gece yatmadan önce içilen bir bardak su, en çok sabah görülen kalp krizi riskini de azaltıyor.

    Koronavirüse karşı su…

    Koronavirüsten korunmada etkili olabilecek önlemlerden birinin de bağışıklık sistemini güçlü tutmak olduğunu söyleyen Nefroloji Uzmanı Dr. Arzu Akgül, “Güçlü bağışıklık için ise dengeli ve yeterli beslenmek gerekiyor. Bol su tüketimi de vücuttaki toksinlerden arınmak ve metabolizmayı canlandırmak için önemli. Günlük yeterli miktarda su içmek toksinlerin vücuttan atılmasına, bakterilerin ve virüslerin etkisiz hale gelmesine yardımcı olur” diyor.

    Selülitlerle Vedalaşmanın Tam Zamanı

    0
    Selülit

    Bahar geldi, yaz kapıda. Aynadaki görünümünden memnun olmayan kadınlar, formda ve selülitsiz bir vücut için çözüm yolları aramaya başladı.Peki ya siz?

    Çoğu kadının en büyük sorunu portakal görünümünden kurtulmak. Özel MCAN Polikliniği Mezoterapi ve Altın İğne yöntemleri için selülitlere veda edebilmeniz konusunda sizi bekliyor…

    Selülit; kilo ölçütü olmaksızın zayıf ya da kilolu tüm bireylerde görülebilen bir sorun. Portakal kabuğu görünümü, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme sonucunda oluşuyor. Özel MCAN Polikliniğinde de yaz öncesi selülitten kurtulmak isteyenlerin yoğun talepleri oluyor.

    Selülit

    Selülitte cildin epidermis ve dermis adı verilen üst katmanlarının altında aşırı miktarda yağ hücresi depolanıyor. Tedavisi farklı yöntem ve cihazlarla kişiye özel olarak yapılıyor.

    Selülit mezoterapisi

    ‘Mezoterapi’ bu konuda en bilinen ve en çok tercih edilen yöntemlerden biri.Selülit mezoterapisi, mikro dolaşımı düzelterek dokuda ödem oluşumunu önlüyor, yağları parçalayıp yağ nodüllerinin küçülmesini sağlıyor. Bozulmuş bağ dokusunu yeniden yapılandırarak selülit görünümünde düzelme sağlayabiliyor.

    Mezoterapi, tıbbi ya da kozmetik sorunların tedavisinde bazı homeopatiklerin ya da ilaçların tedavi edilecek alana mikroenjeksiyonlar halinde enjekte edilmesi ile gerçekleşen bölgesel bir tedavi yöntemi. Bu nedenle ilaç 4-6 mm uzunluğundaki çok ince özel iğnelerle, tek veya karışım halinde tedavi edilecek bölgeye enjekte ediliyor. Önemli avantajı; ilacın cildin orta veya alt tabakasındaki kılcal damar uçlarına ulaşması ve etkisini hızla göstermesi.

    Selülit tedavisinde sorunlu bölgelere özel mezoterapi ilacı uçlu iğneyle enjekte ediliyor. Enjekte edilen özel ilaç bölgedeki yağ bloklarını azaltarak dolaşımını artırıyor. Uygulamaya düzenli olarak devam edilirse de selülit azalmaya başlıyor.

    Mezoterapinin faydaları arasında bölgede incelme sağlarken beraberinde sıkılaşma ve şekillenme de sağlaması. Kadınlarda özellikle gebelikten sonraki sarkma problemlerinde ve yaşlanmaya bağlı kol altı sarkmalarında oldukça etkili sonuçlar elde edilebiliyor. Mezoterapi tedavisi kişiden kişiye göre değişiklik göstermekle birlikte yaklaşık 8 ile 10 seans sürüyor ve ortalama 10-15 dakikada tamamlanır. Seans aralıkları minimum 5 ila 7 gün arasında olmakta.

    Altın İğne ile portakal görünümüne son!

    Selülit tedavisinde kullanılan bir diğer yöntem ise ‘Altın iğne’. Mikro iğneler, kullanan radyofrekans cihazının akım çıkışı sağlayan kısmı, derinin üst tabakasını atlayıp dermis adı verilen orta tabakaya ulaşıyor. Çok sayıdaki altın uçlu iğneler ile cilt üstünde fraksiyonel mikro delikler oluşturuluyor ve dermiste kolajen üretimi tetikleniyor. Bu işlemde cilt tabakasına herhangi bir zarar verilmiyor olması yöntemin tercih edilmesini sağlıyor.

    Altın iğne selülit tedavisinde yağ aldırma uygulamaları bile birlikte en sık tercih edilen bir tedavi yöntemi… Ameliyatsız hızlı bir uygulama olmasından dolayı altın iğne fraksiyonel selülit tedavine talebi artırmış. Bu sayede istenilen canlı ve parlak cilt yapısı kazandırılıyor. Seans sayıları kişiye göre değişmekle birlikte 5-6 seans tedavi için yeterli olabiliyor. Bu uygulamanın diğer tedavi yöntemleri ile kombine bir şekilde uygulanması da mümkün.