Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 270

    Rahim Ağzı Kanseri Hakkında Doğru Bilinen 7 Yanlış

    0

    Rahim Ağzı Kanseri Hakkında Doğru Bilinen 7 Yanlış

    Kadın kanserleri arasında ilk sıralarda yer alan rahim ağzı (serviks) kanserinin görülme sıklığı dünya genelinde tüm kadınlar arasında giderek artıyor. Her yıl dünya genelinde 35-55 yaş arasında yaklaşık 570 bin kadın rahim ağzı kanseri teşhisi alıyor.

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen

    Erken dönemlerde sessiz bir seyir izleyen bu hastalığın ortaya çıkmasında en önemli etken HPV (Human Papiiloma Virus)

    Kadın üreme organlarından uterus (rahim) armut şeklinde ve büyüklüğünde (8-9 cm) kas dokusundan zengin bir organ. Rahmin vajina ile birleştiği bölgeye rahim ağzı (serviks) adı veriliyor. Erken dönemde belirti vermeyen rahim kanseri çoğu durumda iyice ilerleyip başka organların çalışmasını engellemeye başlayıncaya kadar ne yazık ki bilinmez kalıyor. Erken evlerde başka bir şikayet yaratmayan bu hastalıkla ilgili olarak birçok yanlışın doğru kabul edildiğini dile getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, hastalıkla ilgili yaygın yanlışları ve doğrularını şöyle sıraladı.

    YANLIŞ: “Rahim ağzı kanseri çok nadir görülür”

    DOĞRU: Rahim ağzı kanseri dünyada meme, kolorektal ve akciğer kanserinden sonra 4. sırada yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 570 bin kişi serviks kanserine yakalanıyor ve bu yakalananların yarısı hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her 100 bin kadında 4,42 oranında görülen hastalık gelişmemiş ülkelerde çok daha sık görülüyor.

    YANLIŞ: “Rahim ağzı kanseri erken teşhis edilemez ve önlenemez”

    DOĞRU: Rahim ağzı kanseri düzenli kontroller ve smear testleri sayesinde erken teşhis edilebiliyor ve böylece önlenebiliyor. Pap smear testi ve HPV testi sayesinde de rahim ağzı kanserlerinin %90’ı erken dönemlerde, hatta daha hücre değişimlerinin ilk ortaya çıktı süreçte yakalanabiliyor. Hastalığın gelişmesi uzun yıllar alıyor ancak bu sürede rahim ağzındaki hücreler HPV enfeksiyonu gibi birtakım faktörlerle karşılaşarak değişime uğruyor ve hücrelerde anormallikler saptanıyor. Smear testi rahim ağzındaki bu hücresel değişikliklerin saptanmasına imkan veriyor. Böylece daha henüz kanser gelişmeden kanser öncesi lezyonlar saptanarak kolayca ve hastaya zarar vermeden tedavi edilebiliyor. Rahim ağzı kanser taraması için 21 yaşından sonra her 3 yılda bir smear testi yaptırılması gerekiyor.

    YANLIŞ: “Tüm HPV enfeksiyonları kansere yol açar”

    DOĞRU: Genital bölgeye bulaşan Human Papilloma Virüsünün (HPV) türleri, kansere yol açmadaki rollerine göre yüksek risk ve düşük riskli olarak adlandırılıyor. Düşük riskli olan HPV türleri genital bölgede siğillerle kendini gösteriyor. HPV Tip 16 ve 18 ise en sık saptanan yüksek riskli HPV türlerini oluşturuyor. Yüksek riskli HPV ile oluşan hücresel değişikliklerin bazıları 8-10 yıl içerisinde kansere dönüşebiliyor.

    YANLIŞ: Smear testinde anormal hücre kanser demektir”

    DOĞRU: Smear testinde anormal hücre görülmesi her zaman kanser anlamına gelmiyor. Bu anormal hücrelerin ilerleyen dönemde kansere dönüşme riskine karşı hastanın incelenmesi ve takibi gerekiyor.

    YANLIŞ: “Smear testi yaptırmak ağrılı bir işlemdir”

    DOĞRU: Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen smear testinin normal jinekolojik muayene sırasında rahim ağzına fırça sürülerek yapılan tamamen ağrısız bir işlem olduğuna dikkat çekiyor.

    YANLIŞ: “Aşı yaptırırsam rahim ağzı kanser olmam”

    DOĞRU: Rahim ağzı kanserinden korunmada HPV aşısı önemli bir rol oynuyor. HPV aşısının başlıca amacı rahim ağzı kanserinden, ikincisi ise genital siğillerden korunmak. 9 yaş ile 26 yaş arasında yaptırılabilen HPV aşısının 11-12 yaş civarında hem kız hem erkek çocuklara yaptırılması öneriliyor. Ancak aşı belli sayıdaki HPV tipine karşı yapılıyor, dolayısıyla tüm HPV tiplerini kapsamıyor. Bu nedenle aşı yapılsa da Smear ile tarama testlerine devam etmek gerekiyor.

    YANLIŞ: “Rahim ameliyatı olanlar da smear testi yaptırmaya devam etmeli”

    DOĞRU: Miyom, kanama gibi nedenlerle rahim ameliyatı (histerektomi) olanlarda smear yapılmasına gerek olmamakla birlikte ancak kanser nedeniyle ameliyat edilenlerde smear takibi yaptırılması gerekiyor.

    Bembeyaz Gülüşler İçin R.O.C.S. Black Edition Diş Macunu

    0

    Bembeyaz Gülüşler İçin R.O.C.S. Black Edition Kömür Özlü Diş Macunu

    Beyaz dişler, estetik bir gülüşün olmazsa olmazı… Dolayısıyla hemen hemen
    herkes gülerken dişlerinin bembeyaz ışıldamasını istiyor. Yüksek kalitede ağız bakım
    ürünleri ile tüm dünyada tanınan R.O.C.S.’un yeni Black Edition Siyah Diş Macunu,
    kömürün yüzyıllardır bilinen temizleme etkisi ile kar beyazı dişler ve göz kamaştıran
    gülüşlere sahip olmanıza yardımcı oluyor.

    R.O.C.S. Black Edition Siyah Diş Macunu; içeriğindeki kömür özleri, bitkisel enzimler ve mineraller ile dişlerin daha hızlı ve sağlıklı beyazlamasını destekliyor.

    Patentli MİNERALIN BLACK kompleksi, renklenmeye yol açan pigmentasyonu
    giderirken diş minesini cilalıyor ve parlatıyor, bembeyaz gülümsemenize yardımcı
    oluyor. R.O.C.S. Black Edition Diş Macunu, Florür ve SLS (Sodium Lauryl Sulfat) gibi
    zararlı maddeler içermiyor. Kömür içeriğinden dolayı koyu siyah bir görünüme sahip
    olan diş macununun bir diğer özelliği de daha etkili bakteri plağı temizliği için,
    kullanıcıları renk ile yönlendirmesi. Ürün, tam temizlenmemiş bakteri plağını koyu
    renge boyuyor. Bu sayede temizlenmemiş plak, kolaylıkla fark ediliyor ve
    dişlerinizdeki bakteri plağını daha etkili bir şekilde temizlemenize yardımcı oluyor.
    R.O.C.S. Black Edition Diş Macunu, Gratis, Watsons, Rossmann, Eveshop
    gibi kişisel bakım marketleri, Trendyol.com ve RocsTurkiye.com ‘da.

    Sebzeli Pikan Gremolata

    0

    Sebzeli Pikan Gremolata

    Sonbahar mevsimiyle beraber günden güne soğuyan havalar ve artan hastalıklarla baş edebilmek için bağışıklık sistemimizin güçlü olması gerekiyor. Bu mevsimde sağlıklı beslenmenin temelini oluşturan sebzeler, içerdikleri doğal vitaminler sayesinde hastalıklarla savaşmamızda büyük destek. d.ream Akademi Profesyonel Şefleri’nin hazırladığı ‘Sebzeli Pikan Gremolata’ tarifi sofralarınıza sağlık getiriyor.

    Malzemeler:

    • 50 gr. bebek havuç
    • Su
    • 50 gr. panko
    • Deniz tuzu

    50 gr. kara havuç

    50 gr. kuzugöbeği mantarı

    2 adet bebek enginar

    4 adet taze patates

    4 adet kuşkonmaz

    1 adet brokoli

    Tencerede kaynayan suya sebzeleri ekleyin ve sertlik derecelerine göre haşlayın. Haşlanan sebzeleri çıkarıp buzlu soğuk su dolu bir kaba alın. Daha sonra kenara alıp bekletin.

    Gremolata için malzemeler:

    20 gr. pikan cevizi

    2 gr. sarımsak

    1 demet maydanoz

    1 adet Yedikule marul

    Zeytinyağı

    Panko, sarımsak ve deniz tuzunu 180°C fırında bekletin. Pikan cevizlerini de aynı şekilde fırınlayın. Daha sonra tüm malzemeleri karıştırın. İçerisine maydanoz ve zeytinyağı da ilave ederek tatlandırın. Kenara ayırdığınız sebzelerin üzerine pikan cevizli gremolata ve Yedikule marul yapraklarını ilave ederek servis edin.

    En Tehlikeli 4 Damar Hastalığı

    0

    En Tehlikeli 4 Damar Hastalığı

    Vücudumuzun yaşam kanalları olan damarlar, vücudun ihtiyacı olan maddelerin kaynağı kanı, kalpten dokulara ve organlara taşır. Sürekli bir çalışma halinde olan damarlar, diğer tüm organlar gibi çeşitli nedenlerden dolayı fonksiyonlarını kaybedebiliyor ve bu durum da tehlikeli sonuçlara sebep olabiliyor.

    Doç. Dr. Cem Arıtürk, damar hastalıklarının tedavi edilmediği takdirde tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor

    Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek için damar yapısı ile fonksiyonlarının sağlıklı olması gerekiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürktedavi edilmediği takdirde ölümcül olabilen en tehlikeli 4 damar hastalığını şöyle sıralıyor:

    Akciğer Embolisi

    Pulmoner Amboli

    Akciğer Embolisi (Pulmoner Emboli), derin bacak toplardamarlarında oluşan pıhtının (trombüs), oluştuğu yerden koparak akciğer atardamarını tıkamasıyla oluşan bir hastalıktır. Ani başlangıçlı göğüs ağrısı ve nefes darlığı ile belirti veren Akciğer Embolisi, bacaktaki pıhtıdan kopan parça ya da parçaların, boyutuna göre akciğer atardamarının ana gövdesinde, dallarının bir veya birkaçında tıkanmaya sebep olarak nefes darlığı, göğüs ağrısı ve kanlı balgam çıkarma gibi şikayetlere sebep olabilir. Ana damarlardan biri tıkandığında ise gelişen durum “Masif Pulmoner Emboli” olarak adlandırılır ve hastalar için durum oldukça ciddi boyutlara (ölüm gibi) ulaşabilir.

    Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk

    Derin Ven Trombozu

    Kısaca DVT olarak bilinen “Derin Ven Trombozu” vücuttaki derin bir vende oluşan kan pıhtısı anlamına gelmektedir. Derin ven trombozu sıklıkla bacak toplardamarlarında meydana gelir. Bununla birlikte karın içi toplardamarlarda ve gövdenin altı ile bacakların kirli kanını kalbe taşıyan ana toplardamarda da görülebilmektedir. Genelde bacakta ani başlangıçlı şişlik, ödem, ağrı, kızarıklık, gibi şikayetler görülür. Bununla birlikte DVT, akciğere pıhtı atması (pulmoner emboli) riski nedeni ile tehlike taşımaktadır. Bu hastalarda akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması ciddi şikayetlerle seyreden ve acil tedavi gerektiren bir durumdur.

    Hareketsiz, sporsuz yaşam ve şişmanlık DVT riskini arttırır 

    Uzun süre hareketsiz kalan meslek gruplarında (pilot, hostes, bankacı …) ve kanama pıhtılaşma bozukluğu olan kişilerde de daha sık görülür. Kadınlarda gebelik dönemleri ve doğum kontrol hapı kullanımı da riskler arasında yer alır. Uzun süre hareketsiz kalınması bacak kaslarının hareketsizliğinden dolayı bacak toplardamarlarında kanın birikimi ile sonuçlanır. Bu göllenme, bacak damarlarında pıhtılaşma riskini arttıran en önemli sebeplerdendir. Derin Ven Trombozunda tanı renkli doppler ultrasonografi ile konur. İlaçlı tomografi gereken durumlar olabilir. DVTnin yerleşimine, hastanın klinik durumuna, genel özelliklerine ve şikayetlere göre tedavi stratejisi belirlenmektedir.

    Aort Anevrizması

    Karın bölgesindeki en büyük atardamar olan aort damarının normalin 1,5 kat çapına kadar genişlemesi ve balonlaşması anlamına gelen “Abdominal Aort Anevrizması”, diğer damar hastalıklarının aksine genellikle herhangi bir belirti vermediği için başka nedenlerle yapılan tetkikler sonucunda ortaya çıkar. Einstein’ın da ölüm sebebi olan ve genellikle ileri yaştaki (60 yaş ve üzeri) insanları etkileyen bu hastalık, erkeklerde kadınlara göre daha fazla görülmektedir. Hastalığın toplumda altmış yaşın üzerindekilerde görülme sıklığı %9 oranındadır. Günümüzde ameliyatsız girişimsel yöntemlerle başarılı bir şekilde tedavi edilmektedir.

    Şah Damar Tıkanıklığı

    Halk arasında “şah damarları” olarak bilinen karotis arterleri, boynun her iki yanında yer alan ve beyne oksijence zengin kanı ulaştıran damarlardır. Beynin ve yüzdeki, boyundaki ve saçlı derideki dokuların kan dolaşımının önemli bir bölümü bu şah damarları aracılığı ile sağlanır. Vücuttaki her atardamarda olduğu gibi şah damarlarda da aterosklerotik (damar sertliği) sürece bağlı olarak daralma ve tıkanma riski bulunmaktadır. Her damar sertliği sürecinde olduğu gibi yağ ve kireç içerikli aterom plaklarına bağlı olarak meydana gelen şah damar tıkanıklığında hedef organ beyin olduğu için hastalığın olası sonuçları ve komplikasyonları çok ciddi olmaktadır (kalıcı veya geçici felç ve ölüm gibi). Tanısında doppler ultrasonografi, ilaçlı tomografi ve anjiografi bulunan şah damar tıkanıklıklarının tedavisinde ilaç ile takip, stent takılması ve ameliyat gibi yöntemler bulunmaktadır.

    Son Günlerin En Tartışılan Sebzesi, Ispanak

    0

    Son Günlerin En Tartışılan Sebzesi, Ispanak

    İstanbul’da 108, Tekirdağ’da 22 kişinin zehirlenmesiyle gündeme gelen ıspanak, son günlerin en çok konuşulan sebzesi oldu. Yapılan incelemelerde ıspanağa karışan yabancı otların zehirlenmeye yol açtığı tespit edildi.

    Ispanağın faydaları saymakla bitmiyor

    Uzmanlar, ıspanağın vücudumuz için gerekli olan önemli bir kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum mineralleri kaynağı olduğunu belirtiyor. Göz sağlığından kemik sağlığına kadar pek çok yararıyla dikkat çeken ıspanak, beyin sağlığını koruyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü

    Düşük kalorili ve doyurucudur

    NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, özellikle vücudumuz için gerekli olan kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum mineralleri açısından önemli bir kaynak olan ıspanakta bulunan minerallerin vücudun işlevi için önemli yere sahip olduğunu söyledi. Örkçü, “Ispanağın bir porsiyonu 100 gram olup sadece 23 kaloridir. Ispanak yemeği ise günlük 6-8 yemek kaşığı tüketildiğinde günlük 1 porsiyon olup sadece 76 kaloridir. Ispanak, düşük kalorili olması ve doyurucu bir besin olması nedeniyle faydalıdır” diye konuştu.

    Yeşil yapraklı sebzelerde  vücudumuz için yararlı liflerin (posa) bol miktarda bulunduğunu kaydeden Özden Örkçü, ıspanaktaki protein miktarı yüksek olsa da hayvansal kökenli olmadığı için çok kaliteli bir protein kaynağı olmadığını kaydetti.

    Anti kanser özelliğine sahip

    Ispanağın sahip olduğu flavonoidler açısından da oldukça zengin olduğunu ifade eden Özden Örkçü, “Ispanak, ayrıca bir antikanserojeniktir. Günümüzde yapılan araştırmalar, ıspanağın mide ve cilt kanserine neden olan hücrelerin ortadan kalkmasına yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Ispanağın ayrıca agresif prostat kanserine karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır” diyerek ıspanağın sağlığa yararlarını şöyle sıraladı:

    Ispanak göz sağlığını korur: 

    Ispanağın içerdiği A vitamini, antioksidanlar, katarakt ve yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan göz sorunlarına karşı etkili olduğu ispatlanmıştır.

    Kemik sağlığını korur: 

    Ispanak kemik sağlığını korumak için hayati önem taşımaktadır. K vitamini bakımından zengindir. Vegan bireyler için süt ve süt ürünlerine alternatif sayılabilecek kalsiyum içerir. Osteoporozun önlenmesinde bolca süt ve süt ürünleri tüketilmelidir. Aynı zaman da ıspanak gibi kalsiyum içeren besinlerin tüketilmesi kemik sağlığını korumaktadır. Bu özelliği de ıspanağın faydaları arasındadır.

    Ispanak hipertansiyonu engeller:

    Potasyum içeriğinde, düzenli olarak ıspanak tüketmek, hem sinirlerin gevşemesini sağlar hem de hipertansiyonun sağlıklı seviyede tutulmasına yardımcı olur.

    Beyin sağlığını korur: 

    Düzenli olarak ıspanak tüketmek, beynin ve zihnin sürekli genç ve aktif kalmasını sağlar. Ispanak sinir sisteminde hormon üretimini destekleyen folat, K ve C vitaminlerini içermektedir. Beyin sağlığı için gerekli olan yağ ve asit oranlarını dengeleyerek beyin sağlığına katkıda bulunur. Böylece, ıspanak davranışsal ve bilişsel sorunların düzeltmesi için ciddi anlamda fayda sağlar.

    Sindirim sistemi ve mideye faydalıdır: 

    Ispanak tüketimi genel anlamda sindirim sistemi sağlığını ve özellikle de mide sağlığını destekler. İçerdiği beta karoten ve C vitamini, serbest radikallerin zarar verdiği kolon hücrelerini korumaya yardımcı olur.

    Ispanak kan basıncı düşürür: 

    Ispanağın bol miktarda içerdiği peptitler, kan basıncının düşmesini sağlar.

    Ispanak bağışıklık sistemini güçlendirir: 

    A vitaminini fazla içeren ıspanak, bu özelliği sayesinde mukoza zarlarının korumasını sağlar. Bunun dışında solunum yolunu koruyan ıspanak, enfeksiyon hastalıkları ile de ciddi anlamda mücadele eder. Ayrıca sindirim sistemi organları ve özellikle bağırsak sağlığını koruması bağışıklık sisteminin hastalıklarla mukavemetine katkı sağlamaktadır.

    Ispanak anemiyi önler: 

    Ispanak demir açısından zengindir. Vücudun tüm hücrelerine oksijen taşıyan hemoglobinin bir bileşeni olarak demir, hücrelere enerji sağlamak için çok gereklidir.

    Ispanağın cilt sağlığına faydalıdır: 

    Cilt ve deri vücudun tümünü kaplayan en büyük ve en hassas organıdır. Cilt sağlığımızı koruyabilmemiz için bazı temel besinlere ihtiyacımız vardır ve ıspanak bu noktada harika bir alternatiftir. Ispanak A vitamini, C vitamini, E vitamini ve K vitamini gibi hayati mineraller ile doludur. Bu yüzden ıspanak cilt sağlığında önemli bir rol oynar.

    Böbrek hastaları doktorlarına danışarak tüketmeli

    Böbrek hastalarının ıspanak tüketip tüketemeyecekleri konusunda mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini belirten Özden Örkçü, “Hastalığın seviyesi, kişiye göre değişiklik göstermesi nedeniyle ıspanak tüketimi noktasına farklı sonuçlar çıkarabilir. Çok fazla ıspanak tüketmek, gut artrit gibi hastalıklara yatkın kişiler için çok tavsiye edilmez, bunun sebebi de ıspanağın vücudumuzda ürik asit seviyesini arttırması ve vücutta eklem ağrıları, iltihaplanma ve şişmeye neden olarak gut hastalığının şiddetlenmesine neden olmasıdır” dedi.

    Yumurta ve yağsız kıymayla pişirilmeli

    Özden Örkçü, ıspanağın etli pişirilmesi halinde ek yağ ilave edilmeden ama etsiz pişirilecekse 1 kg ıspanağa 1 yemek kaşığı zeytinyağı konularak pişirilmesi gerektiğini belirterek “Aşırı yağ ile pişirilmesi ıspanağın faydalarından istifade etmeyi mümkün kılmamaktadır. İçerisinde yumurta veya yağsız kıyma ekleyerek protein miktarı arttırılabilir” dedi.

    Uzun Süren Boğaz Ağrısı Gırtlak Kanserini Düşündürüyor

    0
    bogaz agrisi kanser

    Birçok hastalıkta belirti olarak görülebilen boğaz ağrısı uzun süre devam ederse dikkatli olmak gerekiyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, yapılan araştırmalara dayanarak, aile hekimlerinin uzun süren boğaz ağrısına eşlik eden nefes darlığı, yutma güçlüğü, kulak ağrısı gibi belirtilerin varlığında gırtlak (larenks) kanserinin de düşünmesi gerektiğini söyledi.

    Özellikle havaların soğumasıyla birlikte enfeksiyonlara bağlı olarak da sık karşılaşılan boğaz ağrısı sıradan bir belirti olabilmekle birlikte bazı durumlarda daha ciddi sorunlara işaret edebiliyor. Bunlardan biri de gırtlak (larenks) kanseri. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, konuyla ilgili yapılan bir araştırmada; uzun süren boğaz ağrısıyla beraber nefes darlığı, yutma güçlüğü, kulak ağrısı gibi belirtilerin birlikte bulunduğu durumlarda yüzde 5’in üzerinde gırtlak (larenks) kanseri tespit edildiğini söyledi.

    İKİ-ÜÇ HAFTAYI GEÇEN AĞRILARA DİKKAT!

    bogaz agrisi

    Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Yutma güçlüğüne sebep olan, yutkunurken kulakta ağrı hissedilen, tedaviyle düzelmeyen, nefes darlığının eşlik edebileceği, iki-üç haftayı geçen boğaz ağrılarında aile hekimleri ileri inceleme için hastaları kulak burun boğaz uzmanlarına yönlendirmeli” diye konuştu. Bu durumun farklı hastalıklarla karıştırılabileceğini anlatan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, sözlerine şöyle devam etti: “Kronik farenjit, gastroösefageal reflü, diş hastalıkları, tükrük bezi hastalıkları da benzer bulgular yapabilir. Ayırıcı tanıyı yapabilmek için hastanın ayrıntılı değerlendirilmesi gerekir. Tek başına ses kısıklığı belirtisi görüldüğü durumda gırtlak (larenks) kanseri riski yüzde 2,7 iken; uzun süren boğaz ağrısına eşlik eden nefes darlığı, yutma güçlüğü veya yutkunurken kulak ağrısı varlığında bu oran yüzde 5’in üzerine çıkıyor. Bu nedenle ses kısıklığı ve boğaz ağrısının birlikteliği de riski artıran bir durum.”

    RİSKLİ GRUP KİM?

    Gırtlak (larenks) kanserlerinin dünyada görülme oranı yaklaşık yüzde 2-3 civarında gerçekleşiyor. Baş boyun bölgesinde deri kanserlerinden sonra ikinci sıklıkla görülüyor. 2015 verilerine göre gırtlak (larenks) kanserinin Türkiye’de görülme oranı erkeklerde yüzde 2,6 ile 8. sıklıkla görülen malign tümör olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, şunları anlattı: “Sigara ve alkol kullananlar, gastroösefageal reflüsü olanlar, meyve ve sebzeden fakir diyetle beslenenler, cinsel ilişki yoluyla bulaşabilen human papilloma virüsüne maruz kalanlar risk grubunu oluşturuyor. Bununla birlikte gırtlak (larenks) kanserleri tedavi edilebilir tümörlerdir. Birçok kanser türünden olduğu gibi gırtlak (larenks) kanserinde de erken tanı tedavi başarısını artırır. Geç tanı konulması ve tedaviye geç başlanması ise yaşam kaybı oranının artmasına neden olur. Her yıl dünyada 12 bin 250 kişi gırtlak (larenks) kanseri tanısı alıyor ve 3 bin 670’i buna bağlı olarak hayatını kaybediyor.”

    TÜMÖRÜN YERLEŞİM YERİ SEYRİNİ ETKİLİYOR

    Gırtlak (larenks) kanserlerinde tümörün yerleşim yeri tanı konulan evreyi ve belirtileri de etkiliyor. Ses tellerini tutan glottik tümörlerde ses kısıklığı nedeniyle tanı daha erken (evre 1) konulabilirken, ses tellerinin daha üst seviyesindeki gırtlak bölgesini tutan ve supraglottik olarak tanımlanan ve daha az görülen tümörler daha sinsi seyrettiğinden tanı daha geç evrede (evre 2,3) konulabiliyor. Bu tümörlerde yutkunma ve nefes alma güçlüğü gibi belirtilerin ön planda olduğunu anlatan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Supraglottik tümörlerde geç evrede tümör ses tellerine yayıldığında ses kısıklığı ortaya çıkar. Bunun yanında hastalık lenf nodlarına yayılırsa boyunda kitle de görülebilir. Bu bulgu da geç evre belirtisidir. Hastaların bu nedenle iki haftayı geçen ses kısıklığı, geçmeyen boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü, nefes almada güçlük ve boyunda kitle gibi yakınmalarında mutlaka kulak burun boğaz uzmanına giderek ses tellerini ve gırtlaklarını kontrol ettirmeleri gereklidir” diye konuştu.

    GIRTLAK (LARENKS) KANSERLERİ TEDAVİ EDİLEBİLİR

    girtlak kanseri

    Gırtlak (larenks) kanserlerinde erken tanı ve tedavi hem hastalığın başarılı bir şekilde tedavisi hem de yaşam kalitesinin temini açısından hayati önem taşıyor diyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar şu bilgileri verdi:“Erken tanı konulan gırtlak (larenks) kanserlerinde tedavi başarısı yükseliyor. Bunun yanında tümörün yerleşim yeri de metastaz açısından önem taşıdığından belirleyici rol oynuyor. Gırtlak (larenks) kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 80 oranında seyrederken, ses tellerine yerleşmiş (glottik tümör) erken evre tümörlerde daha başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Buna karşılık ses tellerinin üst ve alt seviyesindeki gırtlak bölgesini tutan (supraglottik ve subglottik tümörler) ve daha ileri evrede tespit edilen tümörlerde tedavi başarısı düşüyor. Bunun yanında tedavinin fonksiyonel sonuçları da tümörün tespit edildiği evreyle yakından ilişkili. Erken evre tümörlerde konuşma ve yutma fonksiyonlarıyla ilgili daha başarılı sonuçlar elde edilirken, geç evrede trakeostomi nedeniyle yaşam kalitesi olumsuz yönde etkilenebiliyor. Konuşmayı temin için ses protezleri kullanılabiliyor veya terapiyle ösefagus sesi kullanılarak konuşma yapılabiliyor.”

     

     

    Kadinvesaglik.org

    İdrar yolu enfeksiyonu, kadınlarda daha çok görülüyor

    0

    İdrar yolunun herhangi bir bölümüne yerleşen bakteriler idrar yolu enfeksiyonuna neden oluyor. İdrar yolu enfeksiyonların kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldüğü belirtiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Kadınlarda üretranın kısa olması, vajina ve anüs gibi bakterilerin bulunduğu bölgeye yakın olması nedenleri ile üriner sistem enfeksiyonu erkeklere göre daha sık görülür. Mesaneye gelen mikrop tedavi edilmezse böbrek iltihabına neden olabilir” şeklinde konuştu.

    İdrar yolu enfeksiyonunun mesanede başlıyor. Daha sonra bakterilerin üreterler aracılığı ile böbreğe ulaşarak böbrek iltihabına neden olabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Böbrek iltihapları ateş, titreme, sık sık idrara çıkma, bulantı, kusma, sağ veya sol yan ağrısı, kanlı veya bulanık idrar, halsizlik ve yorgunluk ile kendisini gösterir” dedi.

    idrar yolu enfeksiyonu

    Hamile kadınlarda risk daha yüksek

    Gebe kadınlarda büyüyen rahmin üreterler üzerine baskı yapması sonucu idrar akımını yavaşlatması nedeni ile mesane ve böbrek iltihabı gelişme riskinin oldukça yüksek olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Ayrıca prostat büyümesi nedeni ile idrar akımının yavaşlaması halinde, mesane fonksiyonlarının bozulması sonucu idrarın tam boşaltılamaması ve mesanede birikmesi durumlarında, üretra darlığı ve mesanedeki idrarın böbreklere doğru geri kaçışının olduğu hastalık hallerinde böbrek iltihabı gelişme riski yüksektir” şeklinde konuştu.

    Mesane tam boşaltılmalı

    Böbrek iltihabı tanısının idrar tahlili ile konduğunu söyleyen Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Gerekirse ek olarak görüntüleme tetkikleri yapılabilir” dedi. Doç. Dr. Atasoyu, bakteriyel enfeksiyonlarda hastalığın tedavisi için uygun antibiyotik ilaçların kullanılması gerektiğini belirterek, “Eğer üriner sistemde yapısal bir bozukluk varsa bunlara dönük tedavilerin de yapılması uygun olur. Ayrıca bol su içmek, istirahat etmek, mesanenin tam boşalmasını sağlamak için çömelmek yerine oturarak idrar yapmak enfeksiyonun iyileşmesine katkı sağlar” açıklamasında bulundu.

    saglik ve kadin

    Böbrek enfeksiyondan korunmak için temizliğe özen gösterilmeli

    Böbrek enfeksiyonlarından korunmak için önerilerde bulunan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bol su tüketilmesi, yüzmek için girilen havuz ve deniz suyunun temiz olduğundan emin olmak, genital ve anal bölge temizliğine dikkat etmek, kadınların taharetlenme esnasında önden arkaya doğru temizlik yapması, cinsel ilişki sonrasında idrar yapmak, bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabileceği için sperm öldürücü özelliğe sahip kondom veya vajinal diyaframların kullanılmaması, gereken sıklıkta banyo yaparak beden temizliğine dikkat edilmesi önemli” dedi.

    Anadolu Sağlık Merkezi Hakkında

    Dünya standartlarında sağlık hizmeti sunmak hedefiyle kurulan Anadolu Sağlık Merkezi, modern tıbbın gereklerini hastalarına aktarıyor. Hizmet kalitesine önemli katkı sağlayan Johns Hopkins Medicine (JHM) ile devam eden iş birliği Anadolu Sağlık Merkezi’nin sağlığın merkezi olma vizyonunu da destekliyor. Kurulduğu günden buyana gerçekleştirdiği çalışmalarla ‘Sağlığın Merkezi’ konumuna ulaşan Anadolu Sağlık Merkezi; onkoloji, kalp damar sağlığı, kadın hastalıkları ve tüp bebek, nöroloji, cerrahi bilimler ve iç hastalıkları dahil olmak üzere tüm branşlarda sunduğu hizmetlerde hasta odaklı yaklaşımla hareket ediyor. Hizmetlerinde hasta hakları ve güvenliğini temel önceliği olarak belirleyen Anadolu Sağlık Merkezi, kaliteli sağlık hizmeti ile dünyanın farklı bölgelerinden gelen hastalara tedavi olanağı sunuyor.

     

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Organik Beslenme: Sağlık İçin Gerekli Mi?

    0
    organik beslenme

    Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu “Bilim Bunu Konuşuyor” ile en güncel bilgileri kamuoyuna aktaran Sabri Ülker Vakfı, bu kez son günlerde popülerliği daha da artan diyet yaklaşımlarından organik beslenme ve sağlık üzerine etkilerine dair bilimsel gerçekleri açıklıyor.

    Sabri Ülker Vakfı kurulduğu 2009 yılından bugüne, gıda, beslenme ve sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesine katkı sağlamak, topluma bu konulardaki en doğru, güncel ve bilimsel bilgiyi aktarmak hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf bu çerçevede hayata geçirdiği Türkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformuBilim Bunu Konuşuyor” ile sağlık ve beslenmeyle ilgili gündemdeki konuları, bilimsel ve en güncel bilgileri tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille kamuoyuyla paylaşıyor. Sabri Ülker Vakfı, “Bilim Bunu Konuşuyor” platformunda bu kez beslenme ve sağlıklı yaşam konusunda sıkça gündeme gelen organik besinler konusunu masaya yatırıyor.

    Beslenme ve sağlıklı yaşamın hastalıkların önlemesi, tedavisinde ve uzun yaşamadaki payının günden güne önem kazanmasıyla birlikte farklı beslenme modelleri ve besin çeşitliliği ve tercihi sıklıkla tartışılıyor. Bu çerçevede organik besinler ve sağlığa etkileri de en çok merak edilen konuların başında geliyor.

    Organik beslenme ve besin nedir?

    organik beslenme nedir

    Organik besin aslında sadece besinin kendisine değil, aynı zamanda nasıl üretildiğine de ilişkin bir terimdir. Tarım ve Orman Bakanlığı’na göre yetiştirilmesi ve tüketiciye ulaşmasına kadar geçen tüm aşamalarda belirli kimyasal maddeler (yapay ve benzeri gübrelerin, böcek ilaçlarının, yabani ot ve mantar öldürücülerinin, hormonların, antibiyotiklerin, koruyucuların, renklendiricilerin vb. olmadığı) kullanılmadan üretilen ürünler organik besin, bu besinlerden oluşan bir diyette organik beslenme olarak adlandırılıyor.

    Bir besinin organik olduğu nasıl anlaşılır?

    Pek çok besin “%100 doğal, hormonsuz, hakiki, köy ürünü” denilerek organik adı altında satılabiliyor. Eğer bir ürünün organik olup olmadığından emin olmak istiyorsanız mutlaka Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından organik ürün sertifikasının bulunup bulunmadığını kontrol etmelisiniz.

    Organik besinler daha mı sağlıklı?

    organik beslenme gerekli mi

    Organik besinlerin sağlığa olan etkileri üzerine yapılan çalışmaların temeli organik besinlerin geleneksel besinlere kıyasla daha yüksek düzeyde omega-3 yağ asitleri ile fenolik bileşikler içerebileceği fikrine dayanıyor. Üzerinde durulan bir diğer konu ise organik besinlerin geleneksel besinlere kıyasla daha düşük düzeylerde tarım ilacı (pestisit) içermeleri… Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar, besinlerde bulunan yüksek miktarda pestisit seviyelerinin sağlığı olumsuz etkileyebileceğini gösterirken hem organik hem de geleneksel olarak üretilen besinlerin pestisit içeriğinin izin verilen güvenlik sınırları içinde bulunduğunu belirtiyor.

    Sonuç olarak yapılan çalışmalar incelendiğinde organik ve geleneksel besinler arasında besin değeri açısından anlamlı bir farklılık olmadığını gösterirken, uzun vadede organik besinleri daha fazla tüketen bireylerin sağlık durumlarını saptamaya yönelik yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

     

     

    Kadinvesaglik.org

    Samsung, pedallayarak Kız Kulesi’ni renklendirdi

    0
    samsung etkinlik

    Samsung Galaxy Watch Active2 sponsorluğunda gerçekleştirilen GalaxyRide etkinliğine katılan sporseverler Kız Kulesi’nde muhteşem İstanbul manzarasının eşlik ettiği keyifli bir deneyim yaşadılar. Etkinliğe katılanlar denizin üstünde pedallayarak Kız Kulesi’ni video mapping uygulaması ile renklendirdiler. Video mapping’i medya sanatçısı Hakan Yılmaz gerçekleştirirken, deneysel besteci Mehmet Ünal da Audio-Visual projesi Under One Minute ile ilk kez GalaxyRide projesinde yer aldı.

    samsung spor etkinlik

    Samsung’un aktif yaşam tarzını benimsemiş olan kullanıcılar için tasarladığı akıllı saati Galaxy Watch Active2 sponsorluğunda, Kız Kulesi’nde gerçekleştirilen GalaxyRide etkinliğine katılan sporseverler muhteşem bir İstanbul manzarası eşliğinde ve denizin üstünde pedal çevirdiler. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen etkinlik sporseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.

    750 Kişi ile Spor Dolu Bir Etkinlik

    samsung ve kız kulesi

    Urban Riders eğitmenleri eşliğinde gerçekleşen GalaxyRide etkinliğinde 4 seansta toplam 750 kişi spor dolu bir gece yaşadı. Etkinliğe katılanlar Galaxy Watch Active2 akıllı saatleriyle her anlarına enerji katarken kişisel performanslarını anlık olarak takip etme ve toplam yaktıkları kalori miktarını görme imkanı yakaladı. Gerçekleştirilen eğlenceli yarışmalarda her seansın en çok kalori yakan katılımcısı Özlem Korkar 636.80 metre ile birincilik ödülü olarak Galaxy Watch Active2’ye sahip olurken, ikinci Neslihan Acar ise 636.10 metre ile Urban Riders’tan 50 derslik hediye kazandı.

    Yaşam Tarzınız İçin Akıllı Önerileri ve Şık Tasarımıyla Galaxy Watch Active2

    Galaxy Watch Active2 günlük aktivitelerinizi takip edebilmeniz için size destek olacak özelliklere sahip. Galaxy Watch Active2’nin arka kısmında bulunan ve daha hızlı ölçüm yapabilen yeni sağlık sensörleri sayesinde verileri hızla alıp antrenman düzeninizi belirleyebiliyor ve hedefinize ulaşabiliyorsunuz. Galaxy Watch Active2, popüler sağlık uygulaması Samsung Health ile gerçek zamanlı stres düzeyinizi de takip ediyor. Galaxy Watch Active2 kullanıcıların küçük fakat anlamlı günlük değişikliklerle iyi bir yaşam sürmelerine destek oluyor. Uyku, antrenman ve stres yönetimi gibi sağlık hedeflerinden işleri verimli halletmeye kadar birçok konuda yardımcı oluyor. İster meditasyon yapmaya vakit ayırmak isteyin, ister sürekli yeniliklerden anında haberdar olmak isteyin, Galaxy Watch Active2 yaşam tarzınıza uyum sağlıyor ve fark yaratan özellikleri şık görünümle birlikte sunuyor.

    Galaxy Watch Active2 klasikleşmiş bezeli dijitalleştirerek şık bir yenilik sunuyor. Dijital hale gelen bezel ile menüler arasında dolaşmak kolaylaşırken, ekran boyutu da artıyor. Kullanıcılar, My Style renk algılama algoritması ile de Galaxy Watch Active2’lerinin dijital kadranını kıyafetlerine göre ayarlayabiliyor. Galaxy Wearable uygulamasında bulunan bu özellik sayesinde, kullanıcılar, kıyafetlerinin fotoğrafını çekip beş farklı renk düzeni arasından seçim yaparak saatlerinin kadranını saniyeler içinde değiştirebiliyorlar. 

     

    Kadinvesaglik.org

    Alerjik Astım, Nedir ve Nasıl Başa Çıkacağız?

    0

    Astım hastalarının yüzde 99’u alerjik bünyeye sahiptir. Alerjenle karşılaştıklarında normal insanlardan farklı bir reaksiyon göstermektedirler. Bronşlarda kasılmalar meydana gelmekte ve daralmakta. Bu daralmalar ise alerjik astım belirtilerini ortaya çıkarmakta. Astımla birlikte alerjik rinit belirtileri de olan burun akıntısı, göz yaşarması, hapşırma, boğaz kaşıntısı, geniz akıntısı da ortaya çıkabilmektedir. Alerjik astımın teşhisinde, akciğer grafiğine bakılır, solunum fonksiyon testi yapılır ve eğer doktor gerekli görüyorsa alerji testleri yapılabilmekte. Hastanın hikayesi de teşhis için oldukça önemli.

    astım ve polenler

    Özellikle bahar aylarında görülen alerjik astım, daha çok polen kaynaklı meydana geliyor. Astım hastalarının bu dönemde sık sık duş almaları ve eve geldiklerinde dışarıda giydikleri kıyafetleri değiştirmeleri öneriliyor. İlkbahardan sonbahara ve sonbahardan kışa geçiş dönemlerinde rastlanan göğüs hastalıkları arasında ilk sırada alerjik astım yer alıyor. Bu nedenle hastaların polenlerin ortaya çıktığı dönemde kendilerine her zamankinden daha çok dikkat etmelerinde yarar var.

    Doktorunuza Mutlaka Danışın

    Astım, tedavi edilmediği takdirde akciğerdeki mikrobun kronik bronşit haline gelmesine neden olabiliyor. Bu yüzden astımdan şikayetçi iseniz mutlaka doktorunuzla iletişim halinde olmalı ve verilen ilaçları düzenli kullanmalısınız.

    Bağışıklık Sisteminize Dikkat Edin

    astım ve mevsimler

    Hastaların ilaçlarını düzenli kullanması kadar, bireysel önlemler alması da oldukça önemli. Özellikle şubat ayı ve nisan ayı arasındaki polenlerin yaygın olduğu dönemde iyi beslenmeye özen göstermelisiniz. Sık sık meyve ve sebze tüketimine dikkat etmek de sizi alerjik astımdan korumaya yardımcı olacak.

    Astıma Bitkisel Çözüm

    limon suyu

    Hastalığınız süresince doktor kontrolünde olmanız gerekmekle beraber, evde deneyebileceğiniz bitkisel çözümler de mevcut. Alerjik astıma en iyi geldiği söylenen kürlerden biri de limon suyu. Günde bir bardak, su bardağının içine ekleyeceğiniz limon suyunu tüketmenizin astıma iyi geldiği söyleniyor. Limon suyu sadece astım değil, birçok hastalıkla baş etme konusunda oldukça sevilen bir kür. Limon suyu, içerdiği c vitamini sayesinde bağışıklığınızın güçlenmesini, bağışıklığınızın güçlenmesi de astımla mücadele etmenizde kolaylık sağlıyor.

     

     

    Kadinvesaglik.org