Ela gözler, her ışığın, her makyajın ver kıyafetin etkisinde farklı bir renge bürünebiliyor. Ama en önemlisi, hepimiz ela gözlerimizin daha belirgin, parlak ve olduğundan açık görünmesini seviyoruz. Yaptığınız makyaj ile gerçekten değişebilecek bu göz rengi için ise taktiklerimiz çoktan hazır!
1.Göz kalemleri bir numaralı dostunuz olmak üzere
Gözleri belirginleştirmek için sıklıkla tercih ettiğimiz göz kalemleri, ela gözlerin de kurtarıcısı. Özellikle kızıl kahveler, açık kahveler ve bakıra kaçan tonlar yeşil alt tonun ağırlık olduğu ela gözlerde vurucu bir etki sağlıyor. Göz şeklinize göre bu kalemleri göz içinizden dışarıya doğru dağıtarak veya sürülmüş hali ile kesin bir şekilde bırakarak kullanabilirsiniz.
2.Kontrastlardan yararlanmayı unutmayın
Fazla tercih edilmeyen ama aslında ela gözlerde en vurucu etkiyi bırakan uygulama ise mor ve gold renkteki farların birleşimi. Göz kapaklarınızın dış kısımlarına ve katlanma bölgenize uyguladığınız mor farı, göz kapağınızın ortasında gold tonlarla birleştirdiğiniz zaman gözlerinizin ne kadar belirgin ve ışıl ışıl göründüğüne inanamayacaksınız.
3.Siyah yerine kahve tonlarda eyeliner kullanabilirsiniz
Keskin gözler için siyah eyeliner kullanmak ilk aklımıza gelen olsa bile bu durum ela gözlerde daha farklı. Kuyruklu bir eyeliner çekmek istediğinizde acı kahve bir eyeliner tercihi ile gözlerinizdeki kontrastı arttırabilirsiniz. Etkiyi daha güçlü kılmak için aynı tonlarda bir farı, alt kirpiklerinizde dağıtarak uygulayabilirsiniz.
4.Doldurulmuş ve belirgin kaşlar
Göz çevrenizi ne kadar belirginleştirirseniz, gözlerinizin de o kadar dikkat çekmesini sağlarsınız. İyi bir kaş kalemiyle doldurulmuş kaşlarınıza, kaş jeli ile şekil vererek dikkati gözlerinize çekmeyi kolaylaştırmış olacaksınız.
5.Göz pınarlarını unutmayın
Bir önceki maddede söylediğimiz gibi, göz çevrenize yaptığınız her uygulama, gözlerinizin daha belirgin görünmesini sağlayacak. Sıcak alt tonda ışıltıya sahip bir farla göz pınarlarınıza yaptığınız minik dokunuş, ela gözlerin belirginliğinin artmasına fayda sağlayacaktır.
Düğün, nerede yapılırsa yapılsın hayatımızın en mutlu günlerinden biri olarak hatırlayacağımız bir anı. Ancak henüz düğün mekanı arayışında olanlardansanız, düğününüzü en güzel, en masalsı olabilecek haliyle organize etmek sizin hakkınız. Biz de bundan yola çıkarak İstanbul’daki en güzel kır düğünü mekanlarını sizin için araştırdık.
Event Garden
Şehirden çok da fazla uzaklaşmadan, Sarıyer’de bu masalsı yerde bir kır düğünü düzenleme fikri bizim içimizi şimdiden ısıttı bile. Tercihinize göre düzenlemeler yapabileceğiniz bu alan, bize kalırsa bir kır düğünü için isteyebileceğiniz bütün atmosfere sahip.
Cemile Sultan Korusu
Düğününü Anadolu Yakası’ndan uzaklaşmadan yapmak isteyenlere önerimiz Cemile Sultan Korusu. İyi yemekleri, Üsküdar’ın boğaz manzarasına olan sahipliği, canlı müzikleri ile Cemile Sultan Korusu’nun düğün için risksiz bir seçim olduğunu söyleyebiliriz.
Elio Sedef
“Bir düğün yapsam burada yapardım,” dediğimiz mekanlardan biri kesinlikle Elio Sedef. Sedef Adası’nda bulunan bu mekana düğün için ulaşım tekne ile sağlanıyor. Ada atmosferi, mekanın sofistike görünümü ile herkesin aklını cezbeden bu yerde masalsı bir düğün yapmanın kaçınılmaz olduğuna inanıyoruz.
Qubbe Bahçe
İstanbul’un en popüler kır düğünü mekanlarından biri olarak bilinen Qubbe Bahçe, Sarıyer’de bulunuyor. Bu popüler düğün mekanında da seçiminizden pişman olma ihtimaliniz olduğuna inanmıyoruz. Mekanın yemekli organizasyon kapasitesi ise 1.200 kişi.
Swissotel Bosphorus
Lokasyonu, muhteşem orman manzarası, mekanın şıklığı derken Swissotel, hem fiyat hem de şıklık anlamında rakiplerinin oldukça üstünde diyebiliriz. Açık hava kapasitesi 500 ile 700 arasında değişen bu mekan, Beşiktaş’ta bulunuyor ve birçok çiçeği burnunda çiftin gözde mekanları arasında sayılıyor.
Tatil dendiğinde deniz, kum, güneş üçlüsünden fazlasını veya daha azını isteyenler var aramızda. Şöyle kalabalıktan bunalmadan, bunaltıcı sıcaklarla uğraşmadan da tatil yapmak isteyebiliyoruz bazen. İşte tam da böyle anlar için keyifli bulabileceğiniz sonbahar tatil yerlerini sizler için derledik. Diğer bir sonbahar tatili yazımız için Kız Kıza Sonbaharın Tadını Çıkaracağınız 10 Tatil Yeri yazımıza da bakmayı unutmayın!
Ege’de Aradığınız Her Şey: Bademli
İzmir, Dikili’ye yakınlığı ile adına aşina olabileceğiniz yer Bademli, küçük şirin bir köy aslında. Balık restoranları ve küçük kahveleri ile bilinen bu köy, sonbaharda da ziyaret etmek için oldukça keyifli. Eğer rotanıza Bademli’yi ekleyecekseniz Kalem Adasını ve Aya Nikola Kilisesini ziyaret etmeden mutlaka dönmeyin diyeceğiz.
Deniz Mahsülleri Sevenler İçin: Amasra
Bartın’a bağlı küçük bir kasaba olan Amasra, kalacak yer fiyatlarını makul tutmak isteyenler için de oldukça tercih edilebilir. Küçük bir balıkçı kasabası olmasıyla beraber, denizden çıkan birbirinden lezzetli balıklarını, balık mezelerini yemeye doyamayacaksınız. Amasra’nın meşhur lezzeti Amasra Salatasını yemenizi de mutlaka öneririz.
Masalsı Sonbahar: Mardin
Eski tarihi evler, taş evler, camiler, kiliseler… Mardin size adeta bir tarih şöleni yaşatacak diyebiliriz. Mardin’in eski ve yeni olarak ayrılmış olması da tarihi bir Mardin gezisi için Eski Mardin’i ziyaret etmenizde size kolaylık sağlıyor.
Karadeniz’in Renkli İlçesi: Daday
Batı Karadeniz’de Kastamonun renkli ilçesi Daday, size birçok doğa sporunu yapma imkanı sağlıyor. Gelincik tarlaları ile ünlenmiş bu bölgede, mantar toplama zamanı yapılan doğa yürüyüşleri oldukça popüler.
Şöyle Sakin Bir Kasabaya Yerleşmek İsteyenlere: Köyceğiz
Köyceğiz, Muğla’nın tatlı mı tatlı, sakin mi sakin ilçelerinden biri. Burada günlük rutininiz daha çok kafa dinlemekle geçiyor. Tabii bir de Köyceğiz’in rakı balık gecelerini atlamamak gerek.
Ormanın Tadını Çıkarmak İsteyenlere: İğneada
“Doğayla iç içe olduğum sürece biraz kalabalığın zararı olmaz,” diyorsanız, rotanıza İğneada’yı eklemenizi mutlaka öneriyoruz. İğneada yaz kış pek çok turist ağırlamasıyla birlikte, kamp hayatını sevenler için de vazgeçilmez tatil yerlerinden biri.
Hilton İstanbul Bomonti’nin World Luxury Spa Awards ödüllü eforea SPA’sı ve Türkiye’de ‘Online Diyet’ sistemini ilk kez uygulayan Diyet ve Beslenme Uzmanı Ferin Batman’ın işbirliğiyle düzenlenen “eforea SPA X Ferin Batman” sağlıklı söyleşi serilerinin ilki, 23 Ekim Çarşamba günü gerçekleşti. Çok sayıda seçkin davetlinin katıldığı, Hilton İstanbul Bomonti’nin Summit Suit’inde gerçekleşen etkinliğin ana teması ise “Diyetiniz modaya mı uymalı size mi?” sorusu etrafında şekillendi. Diyet ile ilgili bir diğer konu Ketojenik Diyet Nedir, Ne Değildir? yazısını buradan okuyabilirsiniz.
Her Diyet Herkese Uyuyor mu?
Gün geçmiyor ki yeni bir diyet çeşidi daha popüler olmasın. Peki ama her biri farklı içeriklerle sunulan ve büyük sonuçlar vadeden bu diyetler her bünyeye uyar; herkesin aynı sonuçlara ulaşmasını sağlar mı?
İstanbul’un en büyük oteli Hilton İstanbul Bomonti’nin içinde yer alan Türkiye’nin ödüllü ilk eforea SPA’sı, Diyet ve Beslenme Uzmanı Ferin Batman’ın katılımıyla 23 Ekim günü gerçekleşen eforea SPA X Ferin Batman etkinliğinde bu sorunun cevabını aradı. Seçkin davetlilerin katıldığı sağlık buluşmasında, Ketojenik, Aralıklı Oruç Diyeti, Glutensiz Diyet ve Alkali Diyet gibi son dönemin popüler diyetleri hakkında bilinmeyen gerçekler masaya yatırıldı.
“Aralıklı Oruç diyeti sonrasında aşırı yeme sendromu riski taşıyor”
Popüler diyetlerin her bünyeye uygun olmadığını ifade eden Diyet ve Beslenme Uzmanı Ferin Batman, Ketojenik Diyetin uzun dönemde mikrobesin öğesi yetersizliğine sebep olabileceğini; aralıklı oruç diyetinin ise açlık sonrası tıkanırcasına yeme sendromu riski taşıdığını dile getirdi. Ünlü Diyetisyen Alkali Diyeti ile ilgili de “Vücut zaten dışarıdan ne alırsa alsın kan ph değerini sabit tutmak için çalışıyor. Kanın yediklerinizle alkali ya da asit olması mümkün değil.” yorumunda bulundu.
Yarım saatlik sporla desteklendiğinde olumlu sonuçlar doğuracak zayıflama önerileri, günlük yaşantıya adapte edilebilecek yağ yakıcı besinler gibi ipuçları da dinleyicilerle paylaşıldı. Ferin Batman ile gerçekleştirilen işbirliği kapsamında, eforea Spa üyelerine özel, sağlıklı yaşam önerilerinden oluşan üç ayrı kategoride kılavuz serileri hazırlandı.
Hilton İstanbul Bomonti’nin World Luxury Spa Awards ödüllü eforea SPA’sı ve Diyet ve Beslenme Uzmanı Ferin Batman’ın işbirliğiyle düzenlenen “eforea SPA X Ferin Batman” sağlıklı söyleşi serileri, Kasım ve Aralık ayında da devam edecek.
Diyetisyen ve Beslenme Uzmanı Ferin Batman hakkında
Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü mezunu olan Ferin Batman, Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı dalında bilim uzmanlığı yaptı. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF’in araştırmalarına katılan Batman, Amerikan Hava Kuvvetleri Birliğinde, Beslenme Servisi Yöneticisi ve Diyetisyen olarak çalıştı. Değişik ülkelerde dünya mutfakları ve servis teknikleri kurslarına da katıldı. İngiltere’de çiğ beslenme ve detoks programları üzerine eğitim aldı.
Sağlıklı zayıflama ve beslenme üzerine 5 kitap yazan beslenme uzmanı, sahibi ve kurucusu olduğu “DiyetLab” merkezinde danışmanlık hizmeti veriyor. Uzman diyetisyenlerden oluşan ekibi ile oteller, spor ve sağlık merkezleri ile ortak çalışmalar yapıyor. Gıda firmaları için tarifler geliştiriyor.
eforea SPA hakkında
World Luxury Spa Awards ödüllü Türkiye’nin ilk eforea SPA’sı, Hilton İstanbul Bomonti’nin üç katında 3.300 metrekarelik bir alanda faaliyet gösteriyor. Kompleks içerisinde son teknoloji ürünü cihazlarla donatılmış 500 metrekarelik bir Fitness Center, açık ve kapalı havuzlar, doğal ürünlerle donatılmış 14 uygulama odası, Vichy bakımı odası, geleneksel 3 Türk hamamı, 4 sauna ve 4 buhar odası yer alıyor. Avrupa’nın en büyük ödüllü eforea SPA’sında ruhu ve bedeni tazeleyecek; misafirlerini daha sağlıklı ve zinde hissettirecek her türlü detay bulunuyor.
AVON, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü öncesinde tüm kadınları şiddetin ilk sinyallerini fark ederek harekete geçmeye davet ediyor. Kadınlara karşı şiddetin önlenmesi konusunda çalışmalarına devam eden AVON, Samsung Electronics Türkiye’nin başlattığı kampanyaya katılacak ve 25 Ekim 2019 tarihinden itibaren TV kanallarındaki, kadın ve çocuğa sistematik şiddet içeren hiçbir yayına reklam desteği vermeyecek. Avon, attığı bu adımla kampanyayı destekleyen ilk ve tek güzellik şirketi oldu.
Avon dünya çapında 50’ye yakın ülkede sürdürdüğü aile içi şiddete ilişkin çalışmaları 2015 itibariyle Türkiye’ye taşıdı. Avon, kadınlara karşı şiddetin bitirilmesi için destek vermeye söz veriyor.
Aile içi şiddet acil yardım hattı
Geçtiğimiz yıllarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddete son vermek için dünyada 65 milyon Dolar’ın üstünde bağışta bulunan AVON, Türkiye’de şiddete maruz kalan kadınları Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na yönlendiriyor. Şiddet tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünen kadınlar, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun 0212/0549 656 96 96 numaralı Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nı arayabilirler.
AVON ve TKDF’nin gerçekleştirdiği çalışma sonucunda tespit edilen “şiddetin ön sinyalleri” şöyle:
Kazancınıza el konuluyorsa, bu ekonomik şiddettir.
Sizi küçümsüyor ve aşağılıyorsa, bu bir psikolojik şiddettir.
Giyim tarzınıza karışılıyorsa bu bir psikolojik şiddettir.
Bedeninize yönelik bir saldırı oluyorsa bu fiziksel şiddettir.
Eğitim alma hakkınız engelleniyorsa bu şiddettir.
Sevdiğiniz şeylere bilmeden ya da bilerek zarar veriyorsa bu bir psikolojik şiddettir.
‘Evlenince çalışmanı istemiyorum’ diyorsa bu psikolojik şiddettir.
Avon, kadın ve çocuğa sistematik şiddet içeren dizi ve programlara reklam vermiyor.
Avon’un, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü öncesinde attığı en büyük adım, Samsung Electronics Türkiye’nin başlattığı sorumlu reklamveren kampanyasına katılmak oldu. Avon, aldığı kararla 25 Ekim 2019 tarihinden itibaren TV kanallarındaki, kadına ve çocuğa sistematik şiddet içeren hiçbir yayına reklam desteği vermeyecek. Avon, attığı bu adımla kampanyayı destekleyen ilk ve tek güzellik şirketi oldu.
Avon’un, Temsilcileriyle bu konuda yaptığı araştırmanın sonuçları, bu kampanyaya katılmasındaki en büyük etkenlerden biri oldu. Ankete katılan kadınların yüzde 78’i TV’de kadına yönelik şiddet içerikli programları görmekten rahatsız olurken, katılımcıların yüzde 92’si Avon’un böyle bir kampanyaya katılmasını olumlu buluyor ve destekliyor.
34.3 milyon insana ulaşıldı
AVON, yalnızca 2018 yılında kadınları cesaretlendirmek ve güçlerinin farkına varmalarını sağlamak amacıyla dünya çapında 173.000 kişinin katıldığı 200’den fazla etkinlik düzenledi. Bu etkinliklerde toplam 5,7 milyonun üzerinde eğitici materyal dağıtıldı. Toplanan bağışlarla 504.000 kadına doğrudan yardım elini uzattı Avon, 2018 yılı içinde toplam 2 milyon Dolar bağışta bulunmuştu.
Disleksi, Erken Tanı İle Normali Yakalamak Kolaylaşıyor
Toplumda öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan disleksi, doğuştan gelen bir sağlık sorunu olarak ortaya çıkıyor. Erkek çocuklarda kız çocuklarına göre daha fazla görülen disleksi tanısının çoğunlukta ilköğretim döneminde konulduğuna dikkat çeken DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Emine Demirbaş Çakır, “Ne kadar erken müdahale edilirse çocuk açısından normali yakalama oranı o kadar artar” diyor.
Uzm. Dr. Emine Demirbaş Çakır
Disleksi, erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülüyor
En sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biri olan disleksi, doğuştan gelen yapısal bir durumdur. Yapılan çalışmalar annede ya da babada disleksi bulunmasının çocukta disleksi görülme riskini artırdığını gösteriyor. Stresli gebelik, erken doğum, gebelikte sigara vealkol kullanımı, gebelikte geçirilen enfeksiyonlar, doğum travması gibi nedenlerin beynin gelişimini olumsuz etkileyerek disleksiye yol açabileceği düşünülüyor. Disleksinin erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık gördüğünü belirten DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Emine Demirbaş Çakır, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Amerikan Psikiyatri Birliği, disleksiyi “okuma bozukluğu ile giden özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG)” olarak tanımlıyor. ÖÖG, zekâsı normal ya da normalin üstünde olan çocukların, yaş, zekâ düzeyi ve aldıkları eğitime göre okuma, yazma ve matematik öğrenmede beklenenden geri olması durumudur. ÖÖG içinde en sık görüleni (yaklaşık %80’i) ise okuma bozukluğu yani disleksidir. Bu nedenle çoğu zaman “ÖÖG” yerine disleksi kelimesi kullanılıyor.”
Her çocukta farklı belirtiler görülebilir
Disleksi tanısının sıklıkla çocuk okula başladıktan sonra konulduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Çakır, disleksi belirtilerinin her çocukta başka ve farklı şiddette olabileceğinin altını çiziyor. Disleksinin çocukların sadece bilişsel değil, motor, sosyal ve duygusal gelişimini de etkilediğini anlatan Uzm. Dr. Çakır, hastalığın doğuştan gelen bir durum olduğu için erken dönemlerinden itibaren belirtilerinin fark edilebildiğini, ancak çocuğun bazı alanlarda yaşıtları gibi gelişirken, bazı alanlarda yaşıtlarından farklı olmasının ailelerin de kafası karıştırdığını anlatıyor.
Sıklıkla erken çocukluk döneminde konuşma gecikmektedir
Uzm. Dr. Çakır, bu durumu şöyle açıklıyor: “Örneğin çocuğun her şeyi anlayıp yerine getirirken, bir yandan da yeteri kadar iyi konuşamaması aileyi şaşırtır. Sıklıkla erken çocukluk döneminde konuşma gecikmektedir. Konuşmaya başladıktan sonra ise yaşıtları gibi konuşmadıkları, daha az kelime dağarcığına sahip oldukları, nesne, renk, sayı gibi kavramları öğrenmekte zorlandıkları, bazı sesleri telaffuz edemedikleri, dün-bugün ya da hoş geldin- güle güle gibi kavramları doğru kullanamadıkları görülebilir.”
Baskın el kullanımı geciktiyse bu disleksi belirtisi olabilir
Uzm. Dr. Çakır belirtilerle ilgili olarak detaylarda “Şarkı, şiir ezberlemekte zorlandıkları görülmektedir. Sağ-sol, ön-arka gibi yön kavramlarını öğrenmekte, ayakkabılarını, kıyafetlerini giymekte güçlük yaşayabilir, ters giyebilirler. Kalem tutmakta, makas kullanmakta, taşırmadan boyama yapmakta, basit geometrik şekilleri kopya etmekte, top oynamakta, zıplamakta, koşmakta zorluk yaşayabilirler. Uzun süre parmak ucu yürüme görülebilir. 5 yaşına gelmiş olmalarına rağmen hala her iki eli de kullanabilirler. Baskın el kullanımına geçiş gecikebilir. “Çapraz lateralizasyon” adını verdiğimiz durum sıkça görülür. Örneğin sol elle yemek yerken topa sağ ayağıyla vuruyordur.” diyor.
Çabuk sıkılma ve hareketlilik gözlenebilir
Arkadaşlarının ismini öğrenmekte zorlanırlar. Anaokulunda o gün neler yaptıkları sorulduğunda hatırlamakta güçlük yaşadıklarından sıklıkla “bilmiyorum” ya da “söylemek istemiyorum” derler. Aileler bu durumu çocuklarının gün içinde yaşadıklarını onlara anlatmak istemediği şeklinde yorumlar ve üzülürler. Dikkatlerini toplamakta, sürdürmekte, etkinlikleri tamamlamakta, kurallara uymakta güçlük yaşayabilirler. Çabuk sıkılma ve hareketlilik gözlenebilir.”
Yazıları eksik ve ters yazıyorsa dikkat!
Uzm. Dr. Emine Demirbaş Çakır, ilköğretim döneminde görülen disleksi belirtilerine ilişkin ise şu örnekleri veriyor: “Çocuğun yeterince desteklenmesine rağmen harfleri öğrenmekte zorlandığı, çabuk unuttuğu, harfleri tanıyamadığı, harfleri karıştırdığı görülüyor. Yanlış ya da kelimeyi tersten okur. Yavaş ve duraksayarak okur ya da okuma yapmayı istemez. Kendi okuduğunda anlamadığı, başkası okuduğunda daha iyi anladığı görülür. Kalemi düzgün tutamaz. Eksik ve yanlış, ters yazar. Yazarken uygun boşluk bırakmaz. Tahtadan deftere geçirirken zorlanır. Alfabedeki harflerin sırasını karıştırır. Yeni terimleri öğrenmekte, ödevlerini almakta ve yapmakta zorlanır. Sözlü yönergeleri takip edemez, sağını solunu karıştırır. Bakarak şekil çizemez.”
Motor becerilerde eksiklik görülebilir
Uzm. Dr. Çakır: “Ayakkabı bağcığı bağlamakta, düğme iliklemekte zorlanır. Sakardır, top oynamaya, koşmaya isteksiz olur. Bunların dışında okula gitmek istememe, kaygı, özgüven eksikliği gibi pek çok belirti sayılabilir.”
Tedavinin temelinde bireysel eğitim yatıyor
Çocuklarda gelişimsel farklılıkların ve öğrenme sorunlarının ilk fark edildiği zamandan itibaren bu konunun aileler ve okullar tarafından dikkate alınması gerekiyor. Uzm. Dr. Emine Demirbaş Çakır, belirtiler fark edildiğinde mutlaka çocuk psikiyatrisine başvurulması gerektiğinin altını çiziyor. Çocuk psikiyatrisi değerlendirmesinde çocuğun gebelikten itibaren ayrıntılı öyküsünün alındığını anlatan Uzm. Dr. Çakır, bununla sınırlı kalınmadığı; öğretmenlerin gözlemlerinden yaşa uygun zeka testlerine, kan testlerinden gerekirse diğer tıp branşlarından (çocuk nörolojisi, kulak burun boğaz) ek değerlendirmelere birçok değerlendirme sonucu tanı konulduğunu ifade ediyor.
En önemli nokta erken tanı
Disleksi tedavisinde en önemli noktanın erken tanı olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Çakır, “Ne kadar erken müdahale edilirse çocuk açısından normali yakalama oranı o kadar artar. Tedavi temel olarak bireysel eğitim uygulamalarıdır. Her çocuk için hangi alanda ne şiddette güçlük olduğu tespit edildikten sonra bireye özgü eğitim planlanmaktadır. Disleksiye eşlik eden durumların varlığında (özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu) medikal tedavi de öğrenme güçlüğüne yönelik eğitimin başarısını artıracaktır” diyor.
Yapılan araştırmalara göre dünyada güzelliğine önem veren kadınların en büyük isteği güzelleşirken doğal görünümünü kaybetmemek. Genç görünmek uğruna yüzündeki ifadesini kaybetmek istemeyenler için geliştirilen yeni nesil Dinamik Dolgu, formülü, ürün yapısı, uygulama özellikleri ve uygulandıktan sonra doğal görünüm sağlaması sonuçlarıyla dikkat çekiyor. Son zamanlarda dünyada kendine has yüz ifadesini kaybetmek istemeyenlerin en çok tercih ettiği bu yeni nesil dolgu türü ile ilgili merak edilenler hakkında Dr. Semir Ferraoğlubilgi verdi.
Mimik Kırışıklıkları, Yaşlı Görünmemize Yol Açabiliyor
Yıllar içerisinde elastikiyet özelliğini ve nemini kaybeden cilt yapısında, özellikle mimik hareketlerinden oluşan kırışıklıkları yok etmenin bir hayli güç olduğunu söyleyen Özel Novar Sağlık Grubundan Dr. Semir Ferraoğlu,: “Cildin kendi içeriğinde yer alan ve sıkı bir yapıda kalabilmesini sağlayan maddeler yaş ilerledikçe azalır. Bir yandan zararlı dış etkenlere maruz kalınmasıyla birlikte cilt hücrelerinin sayısında da ciddi bir azalma meydana gelmektedir. Yüzümüzde yer alan kaslar mimik yaptığımız an kasıldığında gerginleşme süreci çok etkili olmuyor. Bu nedenle gösterilen mimikler yetersiz yapıda kalabilmektedir. Kişisel cazibenizi yaratan ve sizi benzersiz kılan bu ince farklar maalesef zaman geçtikçe derin izler bırakır. Mimik kırışıklıkları kişinin, henüz genç olmasına rağmen, olduğundan daha yaşlı görünmesine yol açabiliyor. Üstelik kişinin olduğundan daha sinirli, mutsuz ya da endişeli görünmesine de neden olabiliyor.
Dinamik Dolgu Nedir?
Bugüne kadar cilt hareket halinde değilken görülen statik kırışıklıklar düşünülerek uygulanan geleneksel dolgular ile çözüm aranıyordu. Teoxane Laboratuvarları’nda geliştirilen Dinamik Dolgu, doğal mimik hareketleri özgürlüğünü korurken mükemmel bir görünüm kazanılmasına yardımcı oluyor. Dinamik Dolgu, ilk patentli hyaluronik asit dolgu. Özellikle mimiklerle oluşan problemleri gidermek veya azaltmak için sadece bu bölgeye özgü olarak yaratılmış, içeriği itibari ile de normal dolgulardan birçok konuda farklı bir seri. Yüzeysel, orta, derin ve hacimlendirici olarak cildin bölge ve kırışıklık durumuna göre farklı seçenekler sunan bu dolgu, patentli üretim tekniği sayesinde yüz hareketlerine bağlı olarak oluşan germe veya sıkılaştırma esnasında kasın doğal yapısıyla uyum sağlıyor ve performansını koruyor. Bu da doğal görünümü kaybetmeden mimik çizgilerinin düzeltilmesi konusunda konfor sağlıyor” dedi.
İşlemden Sonra Mimikler, Görünümünü Kaybetmiyor
Yüzdeki orta düzeydeki hacim kayıplarının tedavisini sağlarken, mimiklerin hareket kabiliyetini koruyan yöntem Dinamik Dolgu. Doğal görünümü kaybetmeden güzelliklerini korumak isteyenler Dinamik Dolguyu tercih ediyor. Uygulama alanları ve tekniği ile ilgili bilgi veren Dr. Semir Ferraoğlu: “Boyun çizgileri, alın çizgileri, ağız çevresi, yanaklar, nazolabiyal kıvrımlar, kaz ayakları, dudak. Bu gibi cildin hareketli bölgeleri için çok uygun. Özellikle son zamanlarda dudaklarında doğal bir görünüm isteyenlere Dinamik Dolgu uygulaması yapıyoruz. Sonuç gerçekten çok doğal oluyor. Dinamik Dolgu işleminin tamamı mimik çizgilerinin durumuna göre 10 ila 20 dakika arası sürüyor. Kişinin cinsiyetine, yaşına, yaşam koşullarına ve genetik faktörlere göre kalıcılık süresi 12 – 18 ay arasında değişkenlik gösteriyor Bu dolgunun tekrar uygulamaları kalıcılık süresini artırmaya yardımcı oluyor. Mimik çizgilerinin oluşumunun ve derinleşmesinin engellenmek istendiği 20 yaş ve üstü, görünümüne özen gösteren herkes için uygundur” diye belirtti.
Stres, duyguları olumsuz etkileyerek hem ruhsal hem de fiziksel sağlığı olumsuz etkiliyor. Hayatta stres yaratan faktörlerden tamamen kurtulmanın mümkün olmadığını ancak stresi yönetmenin, zararlı etkisini azaltmak için önlem almanın kalp sağlığını koruduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erin Michos, “Araştırmalar, stresin özellikle kadınların sağlığını olumsuz etkilediğini, kalp hastalıklarına yol açtığını ve var olan hastalıkları kötüleştirdiğini gösteriyor. Stres altında yaşayan kadınlar, aynı stres seviyesiyle yaşayan erkeklere göre, kalp krizinden vb sağlık sorunlarından sonra daha zor toparlanıyorlar.” açıklamasında bulundu.
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erin Michos
Aşırı yorgunluğa bağlı tükenme
Anadolu Sağlık Merkezi ile iş birliği içerisinde olan Johns Hopkins Medicine Ciccerone Kalp Hastalıklarını Önleme Merkezi’nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erin Michos, özellikle çalışmanın, aynı zamanda da aileyle ilgilenip çocuk yetiştirmenin veya ileri yaştaki anne-babanın bakımıyla meşgul olmanın aşırı yorgunluğa bağlı tükenmeye neden olabildiğini belirterek “Bir süre sonra tatile çıkmak, sevdikleriyle bir arada olmak veya hayalindeki bir eve taşınmak bile kadınlar için mutluluk değil, stres kaynağı olabilir” dedi.
Stres kalp hızını, ritmini ve tansiyonu olumsuz etkiliyor
Kadınların stresi azaltacak şeyleri pek yapmadığını, egzersiz, sağlıklı beslenme ve düzenli sağlık kontrollerini de ihmal edebildiklerini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erin Michos, “Stres ve korkularla başa çıkamayan kadınlar, kalp krizi vb sağlık sorunu ve komplikasyonla karşı karşıya kalıyorlar. Stres ve korkular, hastalandıktan sonra iyileşme sürecini de yavaşlatmakla kalmıyor, kalp hızını, ritmini ve tansiyonu da olumsuz etkiliyor” uyarısında bulundu.
Stres insülin direncine neden oluyor, depresyon riskini arttırıyor
Stresin vücutta ufak tefek birçok rahatsızlığa da yol açtığını belirten Doç. Dr. Erin Michos, “Sık sık terleyen avuç içleri ve mide rahatsızlıkları ise en önemli rahatsızlıklar arasında. Stres sadece ruhsal durumumuzu olumsuz etkilemekle kalmayıp, tansiyonumuzu yükselten ve kalp hızını arttıran adrenalin hormonunun da vücutta salgılanmasına yol açıyor. Strese bağlı olarak salgılanan bir diğer hormon ise kortizol. Stres hormonu olarak bilinen kortizolün yüksek seviyelerde olması kan şekerini de yükselterek insülin direncine yol açıyor. Bu durum da diyabet, kalp hastalıkları ve depresyon riskini artırıyor” dedi.
Doç. Dr. Michos, stresli insanların genellikle sağlıksız gıdalara başvurduğuna, sigara içtiğine ve egzersiz yapmadıklarına, tüm bunların ise kalp hastalıklarına yol açabildiğine dikkat çekerek stresle başa çıkmak için özellikle kadınlara 5 öneride bulundu.
Sevdiklerinizle görüşün, sosyalleşin
Sosyal yaşamdan uzak durmanın, kendini insanlardan soyutlamanın kalp hastalıkları riskini artırdığını gösteren pek çok bilimsel çalışma var. İnsan içine çıkmamak, kendini izole etmek ve yalnız kalmak insanı hareketsizlik, sigara kullanımı gibi kalp hastalıklarına yol açan riskli davranışlara itebiliyor.
Egzersiz yapın
Egzersiz, “mutluluk hormonu” olarak da bilinen endorfin salgılanmasını sağlıyor. Endorfinler ruh halini olumlu etkiledikleri gibi, genel sağlığı da düzeltip kalp sağlığını koruyorlar. Amerikan Kalp Cemiyeti kalp sağlığı için haftada 5 kez, günde 30 dakikalık yürüyüş veya aerobik egzersiz öneriyor. Hareketli bir yaşam tarzı için 20-8-2 kuralına uyulmalı. Yani her 20 dakikalık oturma süresinden sonra, 8 dakika ayakta durulmalı ve 2 dakika yürümeli. Ayrıca her gün en az 10 bin adım atılmalı.
Sağlıklı beslenin
Strese girince iştahınız açılıyor ve yemek yiyerek stres atmaya çalışıyorsanız yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Strese girdiğinizde abur cubur tüketmeyin ve öğünlerinizi önceden planlayın.
İyimser olun
Yapılan pek çok araştırma iyimser olmanın sağlık açısından faydalarını ortaya koyuyor. İyimser insanlar, kalp ameliyatlarından sonra da daha çabuk iyileşiyorlar.
Kendinizi ihmal etmeyin
Genellikle kadınlar, hayatlarının merkezine çocuklarını, eşlerini veya arkadaşlarını koyarak kendilerini sık sık ihmal ederler. Oysa öncelikle kendinize ve sağlığınıza dikkat etmeniz çok önemli. Sağlıklı beslenmeye, egzersiz yapmaya ve hobilerinize vakit ayırmaya özen gösterin.
Türkiye’de kadınlarda erkeklerden daha çok kalp hastalığı görülüyor
Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr.Gürsel Ateş
Yıllarca kalp hastalıklarının erkek hastalığı olarak değerlendirildiğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürsel Ateş, “Evde kalan eşin daha stresten uzak ve düzenli bir hayat sürdüğü için daha az risk taşıdığı düşünülüyordu. Bu düşünceler halen devam ediyor. Türkiye’de toplam kalp hastalığının kadınlarda görülme sıklığı yüzde 7,3 iken erkeklerde ise yüzde 6,2. Kadınlarda özellikle hipertansiyon ve romatizmal kalp hastalıkları daha fazla görülüyor. Koroner kalp hastalığının görünme oranı ise kadınlarda yüzde 3,5 erkeklerde yüzde 4,1 civarında” dedi.
Hepimiz hayatımızın bir döneminde bel ağrılarından şikayet ederiz. Bu ağrılar bazen birkaç gün içerisinde tamamen ortadan kalkarken bazen de dayanılmaz derecede şiddetli olur ve sadece belde değil bacaklarda da ağrı ve uyuşmalara yol açar. Peki hangi ağrının basit bir bel ağrısı hangisinin bel fıtığı olduğunu nasıl anlarız? Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, bel ağrıları ve tedavi yöntemleriyle ilgili bilgi verirken bel fıtığı ile basit bel ağrısını ayırt etmeyi sağlayacak detayları da aktardı.
Bel fıtığı tüm bel ağrılarının yalnızca yüzde 3’ünü oluşturuyor
Son derece yaygın bir sorun olan bel ağrısı, hastaların doktora başvurmadaki ikinci en sık neden olarak da kabul ediliyor. Tüm yaşam süresi içinde %60 ila 90 oranında en az bir kez görülen ve çalışanlar arasında hastalık izinlerinin yaklaşık %15’ini oluşturan bu ağrılar farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Yaşla birlikte görülme sıklığı artan bel ağrısı sorunu 65 yaşından sonra ise azalıyor. Sevindirici olan şu ki çoğu bel ağrısı hiçbir müdahale olmadan ya da çok hafif bir tıbbi müdahale ile geçiyor. Basit bel ağrılarının en tipik özelliğinin birkaç gün içerisinde geçmeleri ve ayrıca bacaklarda ağrı ya da uyuşmaya neden olmamaları olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ayrıca bu ağrıların hareketle ve kaslar ısındıkça azaldığına dikkat çekiyor.
Belde başlayıp kalça ve bacağa yayılan ağrılar varsa
Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai
Böyle bir durumda büyük ihtimalle bel fıtığı söz konusu oluyor. Bel fıtığı durumunda, gün geçtikçe şiddetlenen bel ağrısına kalça ve bacağa yayılan ağrılar, ayrıca bacakta uyuşmalar eşlik ediyor. Ağrılar eforla artıyor ve hastanın hareket kabiliyeti giderek azalıyor. Yaşam kalitesini ciddi oranda olumsuz etkileyen bel fıtığında omurga kemiklerinin arasındaki kıkırdak dokusu çevresindeki koruyucu kılıfı yırtıp dışarı çıkmış oluyor. “Her bel fıtığı bulgu vermeyebilir ancak eğer sinirleri sıkıştırıp şiddetli ağrı, güçsüzlük veya idrar kaçırma gibi birtakım sinirlerin işleyişini bozarsa bu belirtilerin ciddiye alınması gerekir” diyen Dr. Siyavuş Muhammedrezai, belin zorlanması, aşırı hareketsizlik, obezite, sigara ve meslek gibi faktörlerin bel fıtığını tetikleyebilen durumlar olduğuna dikkat çekiyor.
Risk faktörlerine dikkat
Bel ağrılarında ya da bel fıtığında birtakım risk faktörleri mevcut. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, risk faktörlerini ve bel fıtığı açısından risk altında bulunan kişileri şöyle sıralıyor:
Çalışanın fiziksel kapasitesini aşan ve tekrarlayan ağır kaldırmalar
Zor ve tehlikeli pozisyonları gerektiren işler
Ağır işlerde çalışan 45 yaşını aşmış kişiler. Bu kişiler 25 yaşından genç işçilere kıyasla 2,5 kat daha fazla bel ağrısı sorunu yaşıyorlar.
Stres ve depresyon
İşten zevk almama ve iş stresi
Uzun süre oturma ya da ayakta durma veya sürekli titreşimli bir ortamda bulunma gibi iş postürleri
Obezite
Sigara
Uzun boylu olmak
Her bel fıtığı ameliyat gerektirmiyor
Bel fıtığı hastalarının belki de en çok korktuğu konuların başında ameliyat olmak geliyor. Ancak her bel fıtığı ameliyat gerektirmiyor. “Bel fıtığı hastalarının %85’inden fazlası cerrahi işleme gerek olmadan iyileşir” diyen Dr. Siyavuş Muhammedrezai sözlerine şöyle devam ediyor: “Acil cerrahi müdahale gerektiren hastalar dışında sırf bel ağrısı ile gelen hastalara önce yaklaşık 8 haftalık bir tedavi programı uyguluyoruz. Ancak 8 hafta sonunda eğer hasta ilaç, fizik tedavi, manüel terapi, ağrı tedavisi gibi hiçbir yönteme cevap vermiyor ve hala hiçbir şekilde kontrol altına alınamayan bel ağrısı, ağrıyla beraber ya da ağrısız idrar veya gaita kaçırması, kalçada uyuşma, ayak parmaklarında, ayak bileklerinde uyuşma ve güçsüzlük, cinsel fonksiyonlarda bozulma sorunları yaşıyorsa o zaman cerrahi müdahale uygulama yoluna gidiyoruz.”
Bel ağrısının tekrarlamaması için öncelikle bel ağrısına neden olan faktörleri ortadan kaldırmak gerekiyor
Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai bu konuda alınabilecek önlemleri de şöyle sıralıyor:
Postür (duruş) eğitimi alın.
Germe egzersizleri yapın.
Uzun süre hareketsiz kalmayın ve düzenli hareket edin.
Çok uzun süre aynı pozisyonda oturmayın.
Oturmak için çok derin ve yumuşak koltuklar seçmeyin.
Dik oturun ve otururken bel boşluğunu küçük bir minderle destekleyin.
Otururken kalça ve dizler arasındaki açının 90 derece olmasına dikkat edin.
Araba kullanırken arabanın ön koltuğunu direksiyona doğru yaklaştırın.
Uzun süre aynı pozisyonda ayakta durmayın.
Yatarak istirahat sırasında sizin için en rahat ve ağrısız olduğunuz pozisyonu tercih edin.
Çok sert veya çok yumuşak yataklar tercih etmeyin.
Kağıt parçası bile olsa herhangi bir cismi yerden kaldırırken veya ağırlığınızı belinize değil, bacaklarınıza vererek yapın.
Sonbahar trençkotu giymek için en uygun mevsimlerden biri. Ancak trençkot ne zaman, nasıl giyelim, derken mevsimsiz bir parça olmasıyla birçoğumuzun kullanmadığı parçalardan biri. Geçiş mevsimi, tam hasta olmalık zamanlar derken havalar bir türlü soğumadı! Mont giysek olmaz, tişörtle de çıkılmaz derken hepimizin kafası biraz karıştı. Bize kalırsa bu havalar tam da trençkot, deri ceket gibi ince ve şık parçaları kullanmanın zamanı.
Her ne kadar trençkot İngiltere gibi 4 mevsim yağmurlu ülkelerin kurtarıcısı olsa da, havaların şu anki gidişatı bizleri de bir trençkot almaya itti doğrusu. Peki trençkotu bazen spor, bazen şık kullanabileceğimiz bir parça haline getirebilir miyiz? Bizce kesinlikle evet!
Gece Giyimde Trençkot
trendyolmilla, suni deri trençkot
zara, metalik görünümlü elbise
zara, suni deri topuklu cizme
nars, rouge funny
Trençkot, her ne kadar günlük giyimde tercih edilen bir parça gibi görünse de şık bir elbisenin üzerine atacağınız trençkot kombininizi daha zengin gösterecek. Ayrıca uzun ve dökümlü trençkotlar sayesinde gideceğiniz yere kadar elbisenizi çok rahat koruyabilirsiniz.
Ofis Stili ve Trençkot
zara, deniz yeşili trençkot
h&m, ipekli gömlek
h&m diz altı deri etek
mango, fiyonklu babet
Trençkotu, en çok ofis stilinde görmeye aşina olduğumuz kesin. Yine de bu aşinalık tarzımızı sıkıcı ve sıradan bir hale getirmeyecek. Klasik renklerin dışında tercih edeceğiniz trençkotlar ile içinize ne giyerseniz giyin, tarz sahibi görüneceğinize eminiz.
Renli Olmayı Sevenleri Unutmadık!
h&m, kareli pamuklu trençkot
mango, örgü kazak
zara, otantik jean
mango, timsah derisi görünümlü bot
Okulda veya hafta sonu aktivitelerinde de kullanabileceğiniz bu kombin, kapalı havalarda enerji yükseltmek için birebir! Siz de hava kapalı olsa da modum yüksek olsun diyip renkli giyinmeyi seçenlerdenseniz, büyük desenli trençkotları en rahat jeanleriniz ve kazaklarınızla birleştirebilirsiniz.