Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 63

    BEIJE Şehrin Sokaklarına “Acil Regl Kiti” Bıraktı

    0
    AcilReglKiti

    Yeni nesil organik menstrüel ürünler markası BEIJE, sokaklara “Acil Regl Kiti” yerleştirdi. “Bu bir hijyenik ped. İhtiyacın varsa lütfen al.” mesajı taşıyan pedler trafik ışıkları, sokak lambaları, duvarlara yapıştırılarak bırakıldı.

    BEIJE, menstrüel ürünlere erişimde maddi zorluk yaşayanların ihtiyaç halinde kullanabilmeleri için hayata geçirdiği kampanya aynı zamanda regl tabusunun aşılmasına katkıda bulunmayı da amaçladı. Pedlerin sosyal medyada paylaşımıyla büyüyen kampanya sokaklardan üniversite kampüslerine de taşındı. BEIJE, öğrencilerin desteğiyle 11 üniversitenin tuvaletine de ihtiyaç duyan öğrenciler için ped bıraktı. 

    Dünya Bankası verilerine göre dünya çapında 500 milyon kişinin menstrüel hijyen yönetimi için yeterli olanaklara erişimi olmadığının tahmin edildiğini vurgulayan BEIJE Kurucu Ortağı Naz Özbek şunları ifade etti:

    “Türkiye’de bu sorundan muaf değil. Menstrüel hijyen ürünlerine erişemeyen kız çocuklarının eğitim hayatlarına devam edememeleri, kadınların regl dönemlerinde toplumdan kendilerini izole etmeleri gibi sorunlar maalesef yaşanıyor. Biz de bu projeyle hem menstrüel ürünlere erişimin kolaylaştırılmasına hem de regl tabusunun aşılmasına dikkat çekmek istedik. 500’den fazla pedi şehrin pek çok noktasına yerleştirdik. Kamusal alanda görünürlük arttıkça bu konudaki farkındalığın da yükseldiğini ve bu sayede projeye desteklerin arttığını görmekten mutluluk duyuyoruz.”

    BEIJE’in kârının yüzde 8’ini regl yoksulluğuyla mücadeleye ayırdıklarını belirten Özbek“BEIJE ailemiz olarak hitap etmeyi tercih ettiğimiz abonelerimiz de bu dayanışmaya askıda ped bırakarak katkıda bulunabiliyor. Yakın zamanda menstrüel ürünlere uygulanan vergi indiriminin önemli bir kazanım olduğuna inanıyoruz. Ancak bu konuda daha gidilecek uzun bir yol olduğunu da görüyoruz. Bunun için herkesin desteğine ihtiyaç var” dedi.

    Erkeklere de kit gönderdiler, desteğe davet ettiler

    Proje kapsamında sosyal etki sahibi erkeklere de “Acil Regl Kiti” gönderen BEIJE, onları hem ihtiyaç anında kadın arkadaşlarına destek olmaya hem de menstrüel ürünlere erişimdeki sıkıntıların daha geniş kesimler tarafından duyulmasına katkıda bulunmaya çağırdı. Bu gönderimlerin çok ilgi çektiğini belirten Özbek, “Erkeklere gönderdiğimiz mesajlarda bir kadının hayatı boyunca yaklaşık 9 bin ped kullandığına ve bunun 20 bin TL’den fazla bir maliyeti olduğuna dikkat çektik. Ayrıca regl dönemine ilişkin bilgilendirmeler de paylaştık. Bu çalışmaların karşılık bulması çok değerli, regl tabularını adım adım hep birlikte yıkacağız” diye konuştu.

    BEIJE’in ürün portföyü, günlük dahil 4 farklı boyutta ped, standart ve süper tampon ile menstrüel kaptan oluşuyor. Deneme Paketi ve İlk Regl Paketi de markanın sevilen ve hediye olarak da tercih edilen ürünleri arasında yer alıyor. Yüzde yüz bambu lifinden üretilen BEIJE ped ve yüzde yüz organik pamuktan üretilen BEIJE tampona, market ürünlerinin aksine azot boyama ve klor yıkama işlemleri de uygulanmıyor. Markanın doğaya ve insan sağlığına saygılı ürünlerine beije.co adresinden abonelik oluşturarak ulaşılabiliyor.  

    Türkiye’de Her 6-7 Yetişkinden 1’i Böbrek Hastası!

    0
    turkiyede bobrek hastaligi

    Kronik Böbrek Hastalığı dünyada ve ülkemizde salgın halini almış önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.

    Böbrek hastalığı erken saptanırsa sıklıkla önlenebilir veya ilerlemesi geciktirebilir bir hastalık. Fakat hastalığın farkındalığının düşük olması, erken dönemde tespit edilmesinin önündeki en büyük engel. Bireylerin hastalığının farkında olmaması son dönem böbrek yetmezliğine yol açarken, yaşam kalitesi de buna bağlı olarak azalıyor. 

    Türk Nefroloji Derneği’nin ülkemizde yaptığı bir tarama çalışmasında Türkiye’de her 6-7 yetişkin bireyden birinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığının olduğunu saptamıştır.  Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan çalışmalar, hastalığın farkındalığının yüzde 10’un altında olduğunu gösteriyor. Farkındalığın bu kadar düşük olması, hastalığın son dönem böbrek yetmezliği evresine ilerlemesine, kötü yaşam kalitesi ile hastanın sağlığını tehdit etmesine, engellilik ve ölüm oranlarının artmasına sebep oluyor. 

    Erken teşhis hastalığı önlüyor!

    Bu hastalık erken fark edildiğinde önlenebilen veya en azından geciktirilebilen bir hastalık olduğundan farkındalığın arttırılması oldukça önem taşıyor. Bu hedef doğrultusunda böbrek sağlığı konusunda toplum bilincini arttırmak, kronik böbrek hastalığında erken tanının önemini vurgulamak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla 10 Mart 2022 Dünya Böbrek Günü olarak kutlanıyor. 

    6 adımda böbrek sağlığı: aşağıdaki önerileri uygulayarak böbrek sağlığınızı olumlu yönde destekleyebilirsiniz;  

    • Düzenli egzersiz yapmak
    • Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme ile ideal vücut ağırlığının korunması  
    • Yemeklere ilave tuz eklememek
    • Gün içerisinde sıvı ihtiyacının temelde su ile karşılanması 
    • Kan basıncını ve kan şekerini düzenli aralıklar ile takip etmek 
    • Risk grubunda olan bireylerin düzenli olarak doktor kontrolünden geçerek, böbrekleri düzenli olarak kontrol ettirmesi    

    Tuzu azaltın, böbrek sağlığınızın ömrünü uzatın! 

    Tuz veya diğer adıyla sodyum klorür insan vücudunun temel fizyolojik bir bileşeni ve ihtiyacı olmakla beraber gıda veya yemeklere eklenen tuz ile alınan miktarındaki artış başta hipertansiyon ve böbrek hasarı olmak üzere önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.  

    Dünya çapında tuz alımının kaynakları incelendiğinde yüzde 68 gibi yüksek bir oranın hazır işlenmiş, tuz içeriği yüksek gıdalardan alındığını görüyoruz. Tuz kısıtlaması hipertansiyon tedavisindeki yerini aldıktan sonra yapılan çalışmalar aşırı tuz tüketiminin böbrek hastalığı ve kardiyovasküler hastalık riskini artırdığını da göstermiştir. Aşırı tuz tüketiminin ayrıca böbrek taşı oluşumu, mide gibi çok farklı kanserler ve osteoporoz gelişim riskini artırdığı da biliniyor. Tuzun böbrek hasarına yol açması ise farklı mekanizmalar ile açıklanıyor.  

    Günümüzde kronik böbrek yetmezliğinin diyabetik nefropatiden sonra en sık sebebi hipertansif böbrek hastalığı olduğundan tuz tüketiminin böbrek sağlığı için önemi oldukça yüksek. Yüksek tuz tüketimi özellikle tuza duyarlı hastalarda hipertansiyon gelişimini daha kolay etkiliyor. Tuz kısıtlaması gerek hipertansif gerekse normotansif kişilerde kan basıncını düşürüyor.  

    Günümüzdeki veriler ışığında kan basıncı normal olan (normatansif) ve hipertansif bireylerde 5 gram ve altında tuz alımı öneriliyor.

    Oruç Tutanlar Egzersiz Yaparken Nelere Dikkat Etmeli?

    0
    oruc tutarken egzersiz

    Egzersiz sonrası bol sıvı tüketmek gerekiyor

    Düzenli spor yapan sağlıklı yetişkinlerin Ramazan ayı boyunca egzersiz yapabileceklerini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nihal Özaras, ileri yaştaki bireylerin, diyabet ve kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olup ilaç kullananların egzersiz için doktorlarına danışmaları gerektiğini ifade ediyor.  Özaras, oruç tutan kişilerin egzersiz sonrası yeterli sıvı ve besin alımına dikkat etmelerini, düzenli spor alışkanlığı olmayanların ise iftardan 2 saat sonra egzersiz yapmalarını tavsiye ediyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Nihal Özaras, Ramazan ayında en çok merak edilenler arasında yer alan egzersiz konusu hakkında görüşlerini ve tavsiyelerini paylaştı.

    İlaç kullananlar egzersiz için doktora danışmalı

    Oruç tutan profesyonel sporcuların performanslarını ayrıntılı şekilde inceleyen çok sayıda araştırmanın olduğunu belirten Doç. Dr. Nihal Özaras, “Araştırma sonuçları bazen çelişkili sonuçlar verse de 2020 yılında yayınlanan bir derlemede sporcuların kas kuvveti ve aerobik kapasitelerinde ciddi bir etkilenme olmadığını bildirildi. İleri yaştaki bireyler, diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olup ilaç kullananlar ve gebeler mutlaka doktorlarına sorarak egzersiz yapmalılar. Sağlıklı yetişkinler ise Ramazan ayı boyunca egzersiz yapabilirler.” dedi.

    Düzenli spor alışkanlığı önemli kriter

    Düzenli spor yapan kişilerin egzersiz programını değiştirmelerine gerek olmadığını ifade eden Doç. Dr. Nihal Özaras, “Yine de egzersiz sırasındaki ve sonrasındaki durumu göz önüne alarak aktivite düzeyi azaltılabilir. Düzenli spor yapma alışkanlığı yoksa yürüyüş ve hafif tempoda sürdürülen egzersizler daha uygun olacaktır.” diye konuştu.

    Oruç tutanlar egzersiz sonrası sıvı ve besin almalı

    Doç. Dr. Nihal Özaras, Ramazan’da hangi saatte spor yapmanın daha uygun olduğunu kesin olarak ortaya koyan araştırma verisi olmadığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:

    “Sağlıklı bireylerde açken spor yapmanın yağ yakımını artırdığı ve kilo vermeyi kolaylaştırdığı biliniyor. Ancak oruçluyken egzersiz sonrası sıvı ve besin alınamaması, gün içinde egzersiz yapmada dezavantaj olarak karşımıza çıkıyor. İftardan 2 saat kadar sonra egzersiz yapmak, özellikle spor alışkanlığı olmayan bireyler için daha uygun. Egzersiz sırasında kaybedilen sıvının yerine konması için sonrasında bol su içmeye dikkat etmek gerekiyor.”

    Hipertansiyonu Önlemek İçin Düzenli Tansiyon Ölçümü Şart

    0
    hipertansiyon onlemek

    Hipertansiyon, dünya genelinde tek başına inme, kalp krizi, böbrek hastalıkları ve diyabete neden olan en büyük ölüm sebebi… Hem Avrupa genelindeki hem de Türkiye’de kardiyologların önerdiği 1 numaralı tansiyon ölçüm cihazı markası OMRON, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü vesilesiyle bu önemli sağlık sorununa dikkat çekiyor.

    Kan basıncının insan sağlığına zarar verecek düzeylere kadar yükselmesi hipertansiyon olarak tanımlanıyor.Türk Kardiyoloji Derneği verilerine göre her yıl 9.4 milyon insan hipertansiyon nedeniyle hayatını kaybediyor.Ülkemizde ise her 3 kişiden 1’inde hipertansiyon görülürkenkadınlarda erkeklerden daha sık rastlanıyor. Ancak T.C. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her 3-4 ölümden 1’inin tansiyonun kontrol edilmesiyle önlenmesi mümkün…  Avrupa genelindeki kardiyologların en çok önerdiği tansiyon ölçüm cihazı markası* OMRON, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü vesilesiyle tansiyonunuzu düzenli olarak ölçerek, kontrol altında tutmanın önemini hatırlatıyor.

    OMRON’un sunduğu M7 Intelli IT, Akıllı Manşet ile tansiyon ölçümünüzden kolayca doğru sonuç alabilmenizi sağlıyor. Tansiyon ölçümü sırasında, atriyal fibrilasyon olasılığını tespit edebilen cihaz, sağlık verilerinizi izlemenizi ve paylaşmanızı sağlayan benzersiz OMRON connect uygulamasıyla uyumlu çalışıyor.

    *Türkiye’nin 44 ilinde 200 Kardiyolog ile gerçekleştirilen 2016 GfK araştırma sonuçlarına göre kardiyologların en çok önerdiği marka Omron markası olmuştur.

    ENKA Sanat 23 Nisan’ı “Aridu- Galaktik DJ”İnteraktif Çocuk Oyunu ile Kutluyor

    0

    ENKA Sanat, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda interaktif bir çocuk oyunu olan “Aridu – Galaktik DJ”yi çocuklarla buluşturuyor. Oyun, 23 Nisan Cumartesi günü saat 11:00’de ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda, çocuklar için ücretsiz sahneleniyor. 

    ENKA Sanat, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı çok özel bir çocuk oyunu ile kutluyor: “Aridu- Galaktik DJ”! Yapımcılığını Atta Festival, Caféturc Music & Arts ve Biz Platform’un üstlendiği, Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun ortak yapımcılığı, Kültür İçin Alan ve Karagöz Sanat Evi’nin katkılarıyla hayata geçen oyun, çocuklar için tasarlanan interaktif bir performans olarak öne çıkıyor. Konsept ve tasarımı Bedirhan Dehmen ve Gökçe Gürçay tarafından yapılan, dramaturjisini Zerrin Yanıkkaya’nın üstlendiği “Aridu- Galaktik DJ”in oyuncuları arasındaGökçe Gürçay, Özlem Kurtuluş ve İlayda Evgin bulunuyor.

    Beden müziği, sihir, çağdaş dans, sirk ve soundpainting gibi performans sanatlarının bileşiminden oluşan bu benzersiz performans, çocukları aynı zamanda hikayenin bir parçası haline getiriyor. “Aridu – Galaktik DJ”, farklılıkları, yaratıcılıkla sorun çözmeyi, sözsüz iletişimi ve arkadaşlığı ele alıyor. 7 yaş ve üzeri çocuklar için uygun olan “Aridu – Galaktik DJ”, 23 Nisan Cumartesi günü saat 11:00’de ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda izlenebilir.

    Diz Ağrısı Ve Kireçlenme Yaşam Kalitesini Düşürüyor

    0
    Diz agrisi kireclenme

    Kıkırdak aşınmaları, diz protezi ile tedavi edilebiliyor

    Eklemlerin en önemli yapısını oluşturan kıkırdakların kısmen ya da tamamen soyulup bütünlüğünü kaybetmesi halinde eklemlerde oluşan ağrı kişinin yaşam kalitesini düşürüyor.

    Yaşla birlikte kıkırdakların içindeki kolajen yapısının azaldığını belirten uzmanlar, zamanla bu kıkırdak kayıplarına halk arasında “kireçlenme” denilen diz ekleminde hareket kısıtlığının da eşlik ettiğini belirtiyor. Kişinin dizinde yaygın kıkırdak aşınması varsa bu kişilere diz protezi ameliyatı yapıldığını belirten uzmanlar, ameliyatla olumlu sonuçların alındığını söyledi.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Ortopedi Uzmanı Dr. Numan Duman, diz ağrısı, kireçlenme,  ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Diz ağrısı neden oluşur?

    Diz ekleminin vücudun yük taşıyan büyük eklemlerinden biri olduğunu ifade eden Dr. Numan Duman, “Bu eklemin hareket açıklığı fazla olduğu için yıpranmaya yatkındır. Eklemin en önemli yapısı kıkırdaklardır. Kıkırdaklar sağlamken eklemde ağrı hissetmeyiz. Kıkırdaklar kısmen ya da tamamen soyulur, bütünlüğünü kaybederse hareketle birlikte eklemde ağrı oluşur.” dedi.

    Yaşla birlikte kıkırdakların içindeki kolajen yapısının azaldığını kaydeden Dr. Numan Duman, “Bu duruma aktiviteyle oluşan kıkırdak yaralanmaları da eşlik eder. Kıkırdak kendi kendini onaramadığı için yaşlanmayla birlikte eklemdeki kıkırdak yoğunluğu doğal olarak azalacaktır. Zamanla bu kıkırdak kayıplarına diz ekleminde hareket kısıtlığı da eşlik eder. Bu süreç halk arasında kireçlenme olarak bilinmektedir.” diye konuştu.

    Kadınlarda ve kilolu kişilerde görülme sıklığı artıyor

    Kireçlenmenin bazı kişilerde görülme sıklığının arttığına işaret edenDr. Numan Duman, “Kadın cinsiyet, kilolu kişiler, kas zayıflığı olanlar, dizden travma ya da yaralanma geçirenler, mesleki olarak dizini çok sık bükmek zorunda kalanlar, romatizmal hastalığı olanlar, menisküs, çapraz bağ yaralanması geçirenler, bacağında yapısal eğriliği olanlar, D vitamin eksikliği olanlarda görülme sıklığı artmıştır.” diye konuştu.

    1-2 cm’lik yüzeysel kayıpları vücut onarabiliyor

    “Kıkırdak kaybının tedavisinde en önemli etken kıkırdak kaybının eklem içindeki genişliğidir” diyen Dr. Numan Duman, “1-2 cm’lik kıkırdak kayıpları yüzeyselse vücut bu kıkırdak kayıplarını onarabilmektedir. Derin yerleşimli ve 2 cm’den büyük kıkırdak yaralanmaları kendiliğinden iyileşememektedir. 1-2 cm’lik derin kıkırdak kayıplarına kapalı ameliyat ile mikrokırık uygulaması yapılarak iyileşmesi sağlanabilir. 2-4 cm’lik kıkırdak kayıplarında kişi eğer obez yapılı değil ve genç ise kıkırdak nakli (mozaikplasti) yapılarak biyolojik iyileşme sağlanır. Son zamanlarda kadavradan da kıkırdak nakli yapılabilmektedir.” diye konuştu.

    Kıkırdak kaybı yaygınsa diz protez ameliyatı yapılıyor

    Dr. Numan Duman, eğer kişinin dizinde yaygın kıkırdak aşınması varsa bu kişilere diz protezi ameliyatı yapıldığını belirterek “Bacağın eğriliği de bu ameliyat ile düzeltilebilir. Aşınmış ve soyulmuş kıkırdaklar eklemden temizlenerek yerine kişinin kemik boyutuna en uygun şekilde metal eklem protezi ameliyatı uygulanır.” dedi.

    Protez ameliyatından 3-4 gün sonra ayağa kalkılıyor

    Protez ameliyatı sonrası ilk gün hastaya yatak içerisinde ayak bileği ve bacak egzersizi uygulandığını kaydeden Dr. Numan Duman, “Ameliyat sonrası oluşan ağrıları için ilaç uygulanarak ilk gece atlatılır. Ameliyat sonrası birinci gün pansuman yapılıp dren çıkarılır kontrol röntgen filmi çekilerek sonrasında hasta yürütülür. Diz bükme cihazı olarak bilinen CPM cihazı takılarak diz eklemine hareket verilir. Takip eden günlerde hasta dizindeki ağrının azaldığını ve dizini kendisinin büküp açabildiğini görecektir. Hasta ameliyattan sonra üç ya da dördüncü gün yürüyerek hastaneden ayrılır.” dedi.

    Evde protez ameliyatı sonrası nelere dikkat edilmelidir?

    Hastanın eve çıkınca 2-3 günde bir dizine pansuman yaptırdığını kaydeden Dr. Numan Duman, “Önerilen antibiyotik, ağrı kesici, mide koruyucu ve pıhtı oluşumunu önleyici ilaçlarını kullanır. Bacak güçlendirme ve dizi bükme egzersizleri ile bacağını kuvvetlendirerek tam hareket açıklığını kazanır. Bu hastaların alaturka tuvalet kullanmasını ve yere oturmasını önermiyoruz.” dedi.

    Diz protezi 20 yıl kullanılabiliyor

    Ameliyat sonrası bacakta pıhtı oluşumunun, erken dönem komplikasyon olarak bilindiğini ifade eden Dr. Numan Duman, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu durumu önlemek için kan sulandırıcı ilaçlar ve pıhtı önleyici çoraplar kullanıyoruz. Hastanın yaptığı egzersiz ve yürüyüşlerin de pıhtı oluşmasını önleyici etkisi vardır, bol hareket yapmalarını öneriyoruz. Protez ameliyatı sonrası enfeksiyon gelişmesi ikinci önemli risktir. Bu durumu önlemek için vücutta meydana gelen en basit enfeksiyon bile hızlıca tedavi edilmelidir. Dizde ısı artışı, şişlik, kızarıklık, ağrı gibi enfeksiyon bulguları oluşursa vakit kaybetmeden doktoruna başvurmalıdır. Zaman içinde protezin kemik tutulumunda gevşemeler olabilir bu genç ve aktif hastalarda daha erken olmakla birlikte artık günümüzde diz protezinin sağ kalımı 20 yıla yaklaşmıştır.”

    Akromegali Belirtilerini Fark Etmemek Tanıyı Geciktiriyor

    0
    akromegali

    Doç. Dr. Özlem Haliloğlu “Akromegali Hastalarında Erken Tanı İçin Toplumsal Farkındalık Şart”

    Ozlem Haliloğlu

    Akromegali hastalığının çok belirgin semptom ve bulguları olmasına karşın hastalığın tanısının geç konulduğunu söyleyen Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, yapılan çalışmalarda semptomların başlangıcından tanı konulmasına kadar geçen sürenin 5-10 yıla kadar geciktiğine işaret etti. Bu anlamda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirterek “Akromegali Farkındalık Günü” dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. 

    Yaygın olarak “büyüme hastalığı” olarak da bilinen akromegali çocuk ve ergen yaşta ya da yetişkinlikte ortaya çıkabiliyor. Nadir görülen metabolik bir hastalık olan akromegali, genellikle hipofiz bezinden kaynaklanan iyi huylu bir tümörün aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucu ortaya çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, hastalıkla ilgili tanıda gecikmeye bağlı olarak, kalp yetmezliği, tansiyon yüksekliği, diyabet ve bazı kanserlerin de gelişme riskinin arttığına işaret etti. 

    TEDAVİ EDİLMEZSE YAŞAM SÜRESİNİ KISALTIYOR

    Akromegalide görülen büyüme hormonunun aşırı miktarda salgılanmasının vücutta önemli hastalıklara neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, “Kalpte büyüme, kalp yetersizliği ve kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, beyin damarları hastalıkları bunlardan bazılarını oluşturuyor. Ayrıca kontrolsüz büyümeye bağlı olarak tiroid nodülleri ve bağırsakta polip oluşumunda artış ve kalın barsak, meme ve tiroid bezinin kötü huylu tümörlerinin görülme sıklığının da arttığı gösterilmiş. Tüm bu nedenlerle akromegali hastalığının tedavi edilmemesi durumunda yaşam süresini kısaltan bir hastalık olduğuna işaret eden Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, akromegali hastalığının çok belirgin semptom ve bulguları olmasına karşın, araştırmalar hastalığın tanısının semptomların başlangıcından itibaren 5-10 yıl kadar gecikebildiğini belirtti. 

    BULGULARIN YAVAŞ ORTAYA ÇIKMASI TANIYI GECİKTİRİYOR

    Geç tanı konmasının en önemli sebebinin hastalığın yavaş ilerlemesi, bulguların yavaş ortaya çıkması olduğunu, hasta ve yakınlarının özellikle fiziksel değişimleri fark edemediklerini anlatan Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, şu bilgileri verdi: 

    “Belirtileri fark etmenin en etkili yollarından biri eski fotoğraflara bakmaktır. Eski fotoğraflara bakıldığında, örneğin yüzdeki majör değişimler net olarak görülebilir. Bununla birlikte hastalar şikayetlerine göre ilgili branşlardaki hekime başvuruyor. Örneğin diş problemleri için diş hekimi, horlama problemleri için KBB veya göğüs hastalıkları uzmanları, eklem problemleri için fizik tedavi veya ortopedi uzmanları gibi. Dolayısıyla bu uzmanlıktaki hekimlerin de akromegali semptom ve bulgularını fark etmeleri önem taşır. 

    YÜZÜKLER DAR GELİR, AYAKKABI NUMARASI BÜYÜR…

    Doç. Dr. Özlem Haliloğlu’nun verdiği bilgiye göre, büyüme hormonun aşırı salgılanması vücuttaki doku ve organlarda aşırı büyümelere yol açıyor. Eğer bu aşırı salgılanma henüz büyüme tamamlanmamış, kemiklerin uzaması sona ermemiş çocukluk ve ergenlik çağında gelişirse hastada aşırı boy uzaması (devlik) gelişebiliyor. Bu durum, erişkin yaşta, büyüme plaklarının kapanması sonrası ortaya çıktığında hastalarda el ve ayaklarda büyüme ve buna bağlı olarak yüzüklerin dar gelmesi, ayakkabı numaralarında büyüme gibi belirtilerle kendini gösteriyor. 

    Bununla birlikte hastanın fiziksel görüntüsünde de değişikler ortaya çıktığını söyleyen Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Yetişkinlerde yüz hatlarında kabalaşma, çene ve alında belirginleşme, dişlerde ayrışma, seste kalınlaşma, dilde ve üst damaktaki yumuşak dokuların aşırı büyümesine bağlı horlama ve uyku apne sendromu, cinsel fonksiyonlarda azalma, kemik ve kaslarda aşırı büyümeye bağlı kas-eklem ağrıları ve aşırı terleme bulgularına sık rastlanır. Ayrıca hipofiz bezi tümörünün bası etkisine bağlı olarak baş ağrısı, görme bozuklukları da görülebilir.”

    TANI LABORATUVAR TESTLERİ VE GÖRÜNTÜLEMELERLE KONUR

    Akromegaliden şüphe edilen hastalarda tanı için laboratuvar testleri ve görüntüleme yöntemlerinin bir arada kullanıldığını anlatan Doç. Dr. Özlem Haliloğlu, şu bilgileri verdi: “Öncelikle kanda büyüme hormonu ve büyüme hormonunun etkisiyle karaciğerde sentezlenen insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) tetkiklerine bakılır. Eğer IGF-1 düzeyi yüksek tespit edilirse, tanıyı doğrulamak için şeker yükleme testi ile büyüme hormonu düzeyi değerlendirilir. Bu tetkiklerin yanı sıra, hormonun salgılandığı tümörü tespit etmek için hipofiz bezinin MR ile görüntülemesi yapılır.”

    TEDAVİDE ALTIN STANDART CERRAHİ

    Laboratuvar ve görüntüleme tetkikleriyle akromegali tanısı kesinleşen hastalarda ilk ve altın standart tedavi tümörün hipofiz bezinden cerrahi ile çıkartılması olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Endokrinoloji Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Haliloğlu şunları anlattı: 

    “Cerrahi sonrası hormon kontrolü yeterli sağlanamayan hastalarda ilaç tedavileri veya ilaç tedavisi ve cerrahiye rağmen kontrol altına alınamamış akromegali hastalarında tümör bölgesine Radyoterapi veya stereotaktik radyo cerrahi gibi tedavi yöntemleri kullanılabiliyor. Bu noktada önemli olan tanıyı zamanında koyabilmektir. Erken tanı için de toplumsal farkındalığın artırılması son derece önem taşıyor.”

    Çocukların Festivali” İçin Geri Sayım Başladı

    0
    cocuklarin festivali

    22-23-24 Nisan’da Zorlu PSM’de, Hepsiburada ana sponsorluğunda gerçekleşecek “Çocukların Festivali” için bilet satışları devam ediyor.

    Minik misafirlerini ağırlamaya hazırlanan festival bu yıl da çocuklar ve ebeveynlerini, eğlenceli ve öğretici vakit geçirebilecekleri atölyelerde bir araya getirecek.

    22 Nisan’da başlayacak olan Türkiye’nin ilk çocuk sanat, bilim, eğlence festivalinde çocuklar, kendilerine özel olarak hazırlanan atölyelerde eğlenceli ve sanatsal etkinliklerin yanı sıra kişisel becerilerini ve yeteneklerini keşfedebilecekleri deneyimsel aktivitelere katılabilecekler.

    0-3 ve 3-15 yaş arasındaki çocuklara yönelik, bu yıl üçüncü kez gerçekleştirilecek festivalde, çocukların renkli dünyalarına seslenecek ve üç gün boyunca unutulmaz anlar yaşatacak oldukça dolu bir program sunuluyor. Çocukların ezber unsuru haline gelen öğrenimlerine farklı bir boyut kazandırmak amacıyla içine eğlencenin de eklendiği ve eğlenirken öğrenmeye imkân yaratan atölyelerin de bulunduğu “Çocukların Festivali” için bilet satışları Passo’da devam ediyor.

    Çocuklara doğa ve hayvan sevgisini aşılamak, el becerilerini geliştirmek, neler yapabileceklerini fark etmelerini sağlamak gibi amaçlarla hazırlanan sanat, bilim, oyun atölyelerinde çocukların düşlerine ses veriliyor.

    Çocuklar Sanat, Bilim ve Oyun Atölyelerinde Sosyalleşecek

    Farklı konseptlerde hazırlanan atölyeler sayesinde geniş bir çocuk kitlesine hitap eden Çocukların Festivali, çocuklara maceralı kapılar açarken aynı zamanda çocukların özgüvenlerine, zihinsel ve bedensel gelişimlerine katkı sunmak; topluma bilinçli ve faydalı bireyler kazandırmak için çeşitli etkinliklere yer veriyor.

    Yoğun ve yorucu eğitim temposunda kaçırılan değerlerin hatırlanması; festivalin kaçırılan ana amaçlarından olurken sanat, bilim ve oyun atölyelerinde oluşturulan kolektif etkinlikler sayesinde birliktelik ve sosyallik duygusu da ön plana çıkıyor.

    Le Petit’in Atatürk ve 23 Nisan temalı atölyelerinde toplumsal bilince yönelik çalışmalara katılacak çocuklar, Tan Sağtürk Akademi’nin düzenlediği etkinliklerde bale sanatının inceliklerini öğrenecek. Yarattığı menülerle adından söz ettiren Eataly’nin hazırladığı atölye ile leziz pizzalar yapacak çocuklar, Taç’ın lisanslı yastık boyama aktivitelerine dahil olacak. Odeabank’ın Eşit Masallar atölyesi ile daha güzel bir dünya için söylenen masalların renkli dünyasına dalacak olan çocuklar, Viador’un Jack ve Fasulye Sırığı masalının ardında hikaye anlatımı ve tohum ekim atölyesine katılabilecek.

     Genç Mühendisler’in bilimsel etkinliklerinde bir araya gelen çocuklar, Algida Max ile drama ve karakter atölyelerine katılıp, Sihirbaz Okulu ile kendi asalarını yapacaklar ve illüzyonun büyülü dünyasının keşfedecekler. EnerjiSA’nın teknoloji üzerine eğitici aktivitelerine katılıp Memorial’ın modern minyatür atölyelerine dahil olacak minik misafirler, Tink Okulları ile hayalden gerçeğe dönüşümü görecekler. D&R’ın atölyelerinde kendi modellerini yaratıp, taç boyama aktiviteleriyle eğlenecekler. SuperStep ile kendi ayakkabılarını tasarlayacak olan geleceğin tasarımcıları, Zuhal Müzik ile çeşitli enstrümanlarla tanışıp yeteneklerini keşfedecekler. Fadik Sevin Atasoy, Ragıp Savaş, Yağmur Tanrısevsin, Seren Fosforoğlu gibi isimlerin katılımıyla tiyatro ve sinema oyunculuğu üzerine sanatçı atölyeleri düzenlenecek.

    “Çocukların Festivali” ile ilgili detaylı bilgi için festivalin web sitesi (cocuklarinfestivali.com) ve sosyal medya hesapları ziyaret edilebilir.

    Çocuklara İçerik Öneren Algoritmalar

    0
    cocuklara icerik oneren algoritma

    Siber güvenlikte dünya lideri ESET, teknoloji ve yapay zekanın gelişmesi ile birlikte büyüyen ama farkına varamadığımız riskli bir alana  dikkat çekti. 

    Çevrimiçi davranışlarla bağlantılı zihinsel sağlık sorunları düşünüldüğünde akla ilk gelen siber zorbalık olsa da çok daha ürkütücü başka bir endişe konusu daha var; erişim. Arama motorları, siber zorbalık kadar olmasa da zararlı olma potansiyeline sahip. Daha fazla ve görünüşte sürekli yenilenen içeriğe sahip kaynaklara kolay erişim sağlıyor. Arama motorları, kişisel bilgisayarlar ve internet doğası gereği kötü değil, ancak dikkatli olmayı gerektiriyor.

    Bilgi işlemdeki en büyük ilerleme alanlarından biri arama motoru algoritmaları olsa da en çok endişe duymamız gereken sorunlardan bazılarının kökleri de bu algoritmalardadır. Arama motorlarının daha fazla kullanılmasıyla, arama motorlarının tasarımları büyük ölçüde derin öğrenme, konum ve daha fazla veri işleme gücü etrafında gelişti. Bu kombinasyon onları daha güçlü hale getirerek kullanıcıların istedikleri içeriği bulmasını kolaylaştırdı. Ancak, istenmeyen veya zararlı içeriğin görüntülenme veya sorgulanma ve potansiyel olarak kullanıcıyı rahatsız etme olasılığını da artırdı. Bugün Google gibi modern arama motorları artık kendi kendini optimize ediyor. 

    Çoğu çocuk olan kullanıcılar, tüm web’i her zaman ellerinin altında bulunduruyor. Bu, aynı zamanda uygunsuz veya zararlı içeriğe erişme veya bu içeriği alma potansiyelinin de çok yüksek olduğu anlamına geliyor. İnternet çeşitli gruplara ve topluluklara bir araya gelme ve etkilerini iyi ve kötü yönde ölçeklendirme fırsatı veren geniş bir yerdir.

    Yakınınızdaki kütüphane değil

    Bir veri başka bir veriye yönlendirebilir ve reşit olmayan bir çocuk veya bir yetişkin, kendisi için zararlı olabilecek içeriğe rastlayabilir, böyle bir içerikle ilgilenebilir veya bu içeriği kasıtlı olarak görüntüleyebilir. Bu, ilk arama motorlarının ortaya çıkmasından beri var olan bir sorundur. Fakat bu sorun, riskli içerik sosyal medyada, çevrim içi forumlarda, web sitelerinde ve reklamlarda kolayca bulunabildiği için giderek büyüdü. 


    Kullanıcılara daha iyi hizmet verebilmek için arama motorları ve sosyal medya, tahmine dayalı aramayı kullanmaya ve bundan para kazanmaya başladı; bu nedenle, arama motorlarının kullandığı algoritmalar aranan içeriği bulmanın yanı sıra önerilerde de bulunmaya başladı. Büyük sosyal platformlar ve arama şirketleri, bu gelişmeleri örneğin reklamlar yoluyla kâr sağlamak ve aynı zamanda (yapay olarak) ilgi alanlarını genişletme potansiyeline sahip kullanıcıları “beslemek” için kullanır. Bu şekilde, arama davranışı, kullanıcılara “sizin için” veya “önerilen” sayfalarla ilgili bilgi verir. Bu durum özellikle ilgi alanları ve kişilikleri tam olarak oluşmamış olan çocuklar ve genç yetişkinler, için sorun olabilir. Bu model aynı zamanda çocukların ve ilgi alanlarının, o sırada ve ileride paraya dönüştürme için kullanılmasına neden olur.


    Ebeveynler tehlikenin farkında olmalı

    Ebeveynler ve eğitimciler, reşit olmayan çocukları çevrim içi ortamda bekleyen tehlikelerin farkında olmalı ve onlara yardımcı olacak kadar eğitimli olmalıdır. Sosyal sorunlar ve teknoloji, durdurulması zor olduğu bir noktaya geldi. Algoritmalar, kullanıcılara hoşlanabileceklerini ve etkileşimde bulunabileceklerini hesapladıkları içeriği getirmek için durmaksızın çalışıyor. Bu nedenle çocukları, henüz reşit olmayanları ve kendimizi korumak için çok dikkatli olmalıyız. 

    Tehlikenin önüne nasıl geçilebilir 

    Çocuklar internette vakit geçirirken tamamen denetimsiz kalmamalılar. Çocukların çevrimiçi davranışlarını Ebeveyn Kontrol araçları ile takip edebilirsiniz. Çocuğunuzun belirli uygulamalara ve web sitelerine ne kadar süreyle erişebileceğine ilişkin kurallar getirmenin yanı sıra PC’ler ve benzer şekilde mobil cihazlar için belirli içerik türlerini ve URL’leri de engelleyebilirsiniz. 

    ESET Smart Security Premium’da bulunan ESET Parental Control’ün en iyi özelliklerinden biri  ‘Web Koruması’dır. Web siteleri anahtar kelimelere göre kategorilere ayrılabildiğinden, Web Koruması çocuğunuzun yaş grubu için uygun olmadığını düşündüğü kategorileri engeller. Android cihazlarda, arama motoru sonuçlarını filtreleyen bir Güvenli Arama özelliği sayesinde arama motorlarının çocuğunuza görüntülemeye hazır olmadığı uygunsuz içerik önermesinden kurtulabilirsiniz. Çocuğunuz için uygun olmadığını düşündüğünüz web sitelerini ve uygulamaları manuel olarak kara listeye alabilirsiniz. Aynı durum, uygun kaynakların beyaz listeye alınması için de geçerlidir.

    Çocuklarla mutlaka konuşun, iletişim içerisinde olun

    Ebeveyn kontrolü kullanılsa bile anne babaların önemli bir görevi daha var: kendilerini web’deki içerik hakkında eğitmek ve çocuklarla çevrimiçi ve çevrimdışı dünya hakkında düzenli sohbetler yapmak. Çocuklarla konuşmak, kendilerini korumaları için onlara sağlanabilecek en iyi araçlardan biridir. Çocuklar ve reşit olmayanlar, saygı görmeyi ve onlar hakkında veya onlar için yaptığımız seçimlerle ilgili eğitilmeyi hak ediyor. Onlarla çevrim içi davranışları hakkında konuşmak, mahremiyetlerini ihlal ediyormuşuz gibi hissetmelerine neden olabilir, bu nedenle duyarlı olun ve duyulduklarını ve anlaşıldıklarını hissettiklerinden emin olun.

    Doğal Doğum Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru

    0
    dogal dogum hakkinda 7 soru

    Çocuk sahibi olmaya karar veren ve gebelik testinin pozitif çıkmasıyla unutulmaz mutluluk yaşayan anne-baba adayları için, hayatlarında heyecanlı ve telaşlı bambaşka bir dönem de başlamış oluyor.

    Dr. Ece Sınacı

    İlk ultrasonografik görüntülerdeki heyecan, bebeğin gelişiminin takibi, kız mı-erkek mi derken, doğum şeklinin ne olacağı da bu tatlı heyecanda sordukları başlıca sorular arasında yer alıyor. İşte bu noktada, dünyaya geliş şeklini aslında bebeğin kendisinin seçtiğini biliyor muydunuz? Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı “Bazen saatlerce süren kasılmalar ve aslında iyi ilerlediğini gördüğümüz süreçlere rağmen bebek bir türlü vajinal yolla gelmez. Anne adaylarının bu durumda sezaryene yönelmeleri kendilerini başarısız hissetmelerine yol açmamalı. Zorunlu durumlarda başvurulan sezaryeni bir başarısızlık, vajinal doğumu bir başarı olarak görmemek gerekir” diyor. 

    Son yıllarda gerek eğitimler, gerekse sosyal medya kullanımı sayesinde anne adaylarının birbirleriyle çok daha fazla tecrübe paylaşımında bulunmasıyla doğal doğuma ilginin arttığını söyleyen Dr. Ece Sınacı şöyle konuşuyor: “Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Bu doğum şekline ilgi arttı çünkü insanlar artık daha cesur ve duydukları kötü deneyimlerle hareket etmek yerine kendileri deneyimlemeyi tercih ediyorlar. Doktorlar ve ebeler de onların elinden tutup yanlarında oluyor.” Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı, doğal doğum hakkında en sık sorulan 7 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  

    Suni sancıdan korkmalı mıyız?

     Bütün ek müdahaleler iyi ki var. Doğru noktalarda kullanıldığında hayat kurtarıyor. Suni sancı bize başlamayan doğumu başlatma imkanı sunuyor, yeterli kasılmaları olmayan gebelerde kasılmaların gücünü artırarak doğumun ilerlemesini sağlıyor. Elbette kasılma yokken bir anda kasılma başlayınca gebe adapte olmakta zorlanabilir ama öncesinde gebelik süreci ve doğumla ilgili eğitim alan anne adaylarıyla, bu süreci daha iyi yönetebiliyoruz.  

    Doğal doğumda hiç müdahale edilmiyor mu?

    Öncelikle ‘doğal’ doğumdan anlaşılan; ninelerimizin tarlada, bahçede kendi başlarına yaptıkları doğumsa bunu yapmamız mümkün değil. Kadınlar zamanında kimsenin desteği olmadan bu deneyimi yaşamak zorunda kalmışlardır. Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Elbette damar yolu açılmalı, belirli aralıklarla NST (anne karnında bebeğin kalp atışları ve annenin doğum kasılmalarını gösteren test) çekilmeli, bunların olması bizi sağlıklı ve minimum müdahaleli vajinal doğum deneyiminden uzaklaştırmaz. 

    Doğal doğumda günümüzde eskiye göre ne değişti?

    Dr. Ece Sınacı “Günümüzde doğal doğum deyince; gebenin kendi kasılmalarının başlattığı, her saat ilerlemesi gereken hızda ilerleyen, su kesesinin kendiliğinden açıldığı, gebenin kasılmaları karşılarken istediği gibi hareket edebildiği, mahremiyete önem verilen, suyun-aromatik yağların-müziğin terapötik etkisinden faydalandığımız, ev konforunda ama hastane güvenliğinde ve sürecin sağlıklı anne-bebek ile sonuçlandığı bir doğum anlayabiliriz” diyor. 

    Nasıl bir ortamda doğum oluyor?

    Aslında istediğimiz; gebenin kasılmaların bir kısmını evde karşılaması. Hastane ne kadar konforlu olursa olsun gebeye yabancı bir ortam. Evde kasılmalar belli bir noktaya gelip hastanede geçirilen sürenin kısalmasını arzu ederiz. Kasılmaların başında gebe serviste oluyor, bebeğin gelişi yaklaşınca doğumhaneye alıyoruz. Eğer anne ve baba isterse, baba da doğumda olabiliyor. Doğum, şeklinden bağımsız olarak yeni bir bireyin hayata gelmesinin yanında yeni bir ailenin de hayata gelmesi demek. Bebek, ten tene teması sadece anneyle değil baba ile de kurmalıdır.

    Üstten bastırılıyor mu?

    Üstten bastırmak bebeğin çıkması gerektiği zamanda çıkmadığı ve annenin de ıkınacak gücünün kalmadığı durumda bebeğin bir zarar görmeden çıkabilmesine yardım etmek için kullandığımız bir yöntem. Dışardan bakan biri için çok kaba görünebilir, her gebeye rutin yapılmaz ama gerektiğinde yapılınca hayat kurtarır.

    Epidural anestezi hangi durumlarda gerekli?

    Her gebenin kasılmaları karşılama şekli ve kasılmalara verdiği tepki farklıdır. Eğer gebe vajinal doğumu deneyimlemek istiyorsa, ultrasonografide ve fizyolojik açıdan hiçbir engel yoksa, fakat kasılmalar çok ağır geliyorsa epidural anestezi gebeye konforlu bir vajinal doğum imkanı sağlıyor.

    Gebeler doğum sürecinde hareket edebiliyor mu?

    Dr. Ece Sınacı “Mümkünse hiç oturmasınlar. NST çekilirken bile ayakta dursunlar, yürüsünler isteriz. Ebeler her alanda olduğu gibi yürürken de gebelere destek oluyorlar, gebenin koluna girip hastanenin merdivenlerini inip çıkmasına eşlik ediyorlar, bu bariz bir şekilde doğum süresini kısaltıyor. Doğum bir ekip işidir ve doğuma doktorun yanı sıra ebe, psikolog ve doula da (doğum süreciyle ilgili eğitimini tamamlamış doğum destekçisi) girebiliyor” diyor.