Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 149

    Vaka Sayısının Yüzde 84 Arttığı Bursa’da Sokağa Çıkma Yasağı Gelecek Mi? Vali Bilim Kurulu’nu İşaret Etti

    0
    Vaka Sayısının Yüzde 84 Arttığı Bursa'da Sokağa Çıkma Yasağı Gelecek Mi? Vali Bilim Kurulu'nu İşaret Etti

    Koronavirüs vaka sayısının yüzde 84 artışı ile Türkiye’nin gündemine gelen Bursa’da sokağa çıkma yasağı olup olmayacağı konusuna Vali Yakup Canbolat açıklık getirdi. Canbolat, “Bilim Kurulu yasak ya da kısıtlama kararı alırsa biz de uyarız” dedi.

    Koronavirüs salgının Türkiye genelinde hızla artış göstermesi, sokağa çıkma yasağını veya kısıtlamaları tekrardan akıllara getirdi. Yapılacak olan çalışmalarla ilgili Bursa’da titizlikle bir çalışma yürüten Bursa Valisi Yakup Canbolat, son durumla ilgili açıklamalarda bulundu.

    “ŞU ANDA PLANLANAN BİR SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI YOK”

    Vali Canbolat, “Sokağa çıkma yasağı gibi bir kısıtlama söz konusu değil. Ama Bilim Kurulu çerçevesinde bakanlığımız sokağa çıkma yasağı uygular mı? Onu buradan bilmemiz veya karar vermemiz de söz konusu değildir. Şu anda planlanan bir sokağa çıkma yasağı yoktur. Bursa olarak gerekli çalışmaları yapıyoruz. Bir kısıtlama da söz konusu değil. Bilim Kurulunun almış olduğu kararlar çerçevesinde bir kısıtlama olacaksa onu Bursa’da da uygularız. Onun dışında İl Hıfzıssıhha Kurulu ve ilçelerdeki kurullar zaten bütün kararları alıyor. Ekim ayı itibariyle Covid-19 vakaları hızla artıyor. Bu hızı kesmemiz gerekiyor. Bu konuda vatandaşlarımızın katkısı ve desteği olmalıdır. Herkesin hassas olmasını istiyoruz” dedi.

    “OSMANGAZİ VE YILDIRIM ARTIŞIN EN ÇOK OLDUĞU İLÇELER”

    Filyasyon ekiplerini 2 katına çıkardıklarını belirten Canbolat, “Kamu kurumların şoför ve araç desteğini sağlık kuruluşlarına sağladık. Yoğun bakım sayılarını arttırıyoruz. Denetimlerin de sayısını ve etkinliğini arttıracağız. Genel anlamda aldığımız önlemler bunlardır. Şu anda günlük bir artış var. Ama bunun ne kadar olduğunu kestirmek zor. Artış hızı yaklaşık 3 katı civarında. Amacımız bunu 3 katından geriye doğru çevirmektir. Bunu yakalamak için de ekiplerimizle gereken gayreti sarf ediyoruz” diye konuştu.

    Vatandaşlardan da maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymalarını isteyen Canbolat, “Asıl vatandaşımız bu soruna çare olacaktır. Şu an daha önceden olduğu gibi, Osmangazi ve Yıldırım’da artışın en çok olduğu ilçelerdir. Herkesin kurallara uymasını ve çevresine dikkat etmesini istiyoruz” dedi.

    İlçeyi Yasa Boğan Ölümler! Üç Kardeş, 54 Gün İçinde Koronavirüsten Hayatını Kaybetti

    0
    İlçeyi Yasa Boğan Ölümler! Üç Kardeş, 54 Gün İçinde Koronavirüsten Hayatını Kaybetti

    Rize’nin Çayeli ilçesinde, 55 yaşındaki Rukiye ve 67 yaşındaki Necmettin Çakıroğlu ile 64 yaşındaki Emine Bayraktutan kardeşler, yaklaşık 54 gün içinde, koronavirüsten yaşamını yitirdi. 3 kardeşin koronavirüsten ölümü ilçede üzüntüye yol açtı.

    Çayeli ilçesi Sarısu köyünde oturan Mustafa Çakıroğlu’nun 2 kızı ve oğlu koronavirüse yakalandı. Tedaviye alınan Rukiye Çakıroğlu 4 Eylül‘de, İstanbul’da, Emine Bayraktutan ise 17 Eylül’de, Düzce’de hayatını kaybetti. İki kardeşini toprağa veren Necmettin Çakıroğlu da aynı hastalığa yakalandı. Covid-19 testi pozitif çıkan Çakıroğlu hastanede tedaviye alındı. Çakıroğlu da dün hayatını kaybetti. 3 kardeşin koronavirüsten ölümü ilçede üzüntüye yol açtı.

    TOPRAĞA VERİLDİ

    Rize’nin Çayeli ilçesinde, yaklaşık 54 gün içinde, Rukiye (55) ve Emine (64) Bayraktutan adlı kardeşlerinin ardından koronavirüsten yaşamını yitiren Necmettin Çakıroğlu, öğle vakti Sarısu köyünde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Cenazeye katılanlar, maske ve eldiven takarken, sosyal mesafeye de dikkat edildiği görüldü.

    “ÇOK ÜZGÜNÜZ”

    Necmettin Çakıroğlu’nun eşi Nurşen Çakıroğlu, “Eşimin biraz şikayetleri olunca sağ olan görümcelerim, ‘Gidin, test olun’ diye ısrar edince hastaneye gittik, ne yazık ki pozitif çıktı. Hastanede tedaviye alındı, yoğun bakımda 10 gün kaldı, ne yazık ki cenazesi çıktı. 3 kardeşi koronavirüsten kaybettik çok üzgünüz” dedi.

    İlçeyi yasa boğan ölümler! Üç kardeş, 54 günde koronavirüsten hayatını kaybetti

    “MASKEYİ HİÇ ÇIKARMADIK”

    Emine Bayraktutan’ın eşi Ahmet Bayraktutan da “Eşimi kaybetmiştim, bugün de kayınımı defnettik. Nasıl oldu, hiç anlamadık. Maskeyi hiç yüzümüzden çıkarmadık, dikkat ettik ama maalesef bu üzücü hadiseyi yaşadık” diye konuştu.2 kızı ve oğlunu kaybeden Fatma Çakıroğlu da “Kızlarımdan sonra ne yazık ki oğlumu da kaybettim. Allah sabrını verecek inşallah” dedi.

    “ÖNLEMLERİ ALMAZSAK BU HASTALIK ÇOK AİLEYİ ÜZECEK”

    Akrabalarını kaybeden Çayeli Belediye Başkanı İsmail Hakkı Çiftçi ise “Çok kesin olmamakla birlikte İstanbul’dan Düzce’ye oradan Rize’ye gelen bir süreç. Virüsün ne kadar hızlı ve etkili olduğunu bir belirtisi. 54 gün içinde benim teyzemin çocukları, 2 kızı, 1 oğlu koronavirüsten vefat etti. Çok üzgünüz. Bu hastalık ülkemizde bölgemizde hızlı bir şekilde yayılıyor maalesef. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki önlemleri almazsak bu hastalık birçok aileyi üzecek” diye konuştu.

    İlçeyi yasa boğan ölümler! Üç kardeş, 54 günde koronavirüsten hayatını kaybetti
    Mustafa Çakıroğlu
    İlçeyi yasa boğan ölümler! Üç kardeş, 54 günde koronavirüsten hayatını kaybetti
    Emine Bayraktutan
    İlçeyi yasa boğan ölümler! Üç kardeş, 54 günde koronavirüsten hayatını kaybetti
    Rukiye Bayraktutan

    Bakan Koca Duyurdu: Düzce’de Vaka Artışı Yüzde 99 Seviyesine Ulaştı

    0
    Bakan KBakan Koca Duyurdu: Düzce'de Vaka Artışı Yüzde 99 Seviyesine Ulaştı oca Duyurdu: Düzce'de Vaka Artışı Yüzde 99 Seviyesine Ulaştı

    Sağlık Bakanı Koca, Düzce’de vaka artışının yüzde 99 olduğunu duyurdu. Bunun üzerine konuşan Düzce Valisi Atay “Bıkkınlığa müsaade etmemeliyiz, hasta vatandaşların markete, bakkala gitmesi kabul edilemez” diyerek uyarılarda bulundu.

    Sağlık Bakanı Fahrettin KocaDüzce‘deki vaka artışının yüzde 99 seviyesinde olduğunu açıkladı. Vaka artışları ile ilgili değerlendirmede bulunan Düzce Valisi Cevdet Atay, “Düzce’de maalesef artış söz konusu. Bunu atlatacağız yalnız hastalığa yakalanan bir kişinin markete veya başka bir yere gitmesi kabul edilebilecek bir şey değildir. Bunu hiç kimse kabullenmez” şeklinde konuştu.

    Düzce Valisi Cevdet Atay, Kovid-19 vaka sayısında yüzde 99 oranındaki artışın vatandaşların sağduyusu ve kurallara uymasıyla atlatılabileceğini söyledi. Son günlerde vatandaşlarda bir rahatlama olduğunu dile getiren Vali Atay, bu rahatlamaya son verip sosyal mesafe, maske ve hijyen kurallarına uyulması gerektiğini belirtti.

    “BIKKINLIĞA MÜSAADE ETMEMELİYİZ”

    “Düzce’de maalesef artış söz konusu. Ama biz bunu atlatabiliriz” diyen Vali Atay konuşmasına şöyle devam etti:

    Bunun tek çaresi vatandaşımızın şimdiye kadar gösterdiği duyarlılığa devam etmesi gerekiyor. Biraz vatandaşlarımızda artık bıkkınlık mı başka bir şey mi bilmiyoruz ama buna yer vermemeliyiz. Kesinlikle bu bıkkınlığa müsaade etmemeliyiz. Bu rahatlamaya son verip yine mesafeli, artı maskeye ve temizliğe dikkat ederek bu hayatı sürdürmeliyiz. Kurallara uyarsak ben bunun çok büyük sıkıntılara yol açacağını zannetmiyorum. Buradan vatandaşlarımıza, toplu alanlardan, insanların çok aşırı kalabalık olduğu yerlerden lütfen uzak dursunlar. Bunu kendileri ve aileleri için çok önemli bir neden olarak görsünler. Kalabalık bir mekana girmeden birkaç kez düşünsünler. Biz buraya girdiğimizde bu hastalığı kapabilir miyiz diye düşünsünler. İstemeden, görmeden, bilmeden hastalanan arkadaşlarımız vardır aramızda. O yüzden dikkat etmekte fayda var. Biraz duyarlılığa daha ihtiyaç var. Her yerde böyle artışlar söz konusu. Ama bu yürütemeyeceğimiz, çözemeyeceğimiz durumda değil.”

    Bakan Koca duyurdu: Düzce'de vaka artışı yüzde 99 seviyesine ulaştı

    “HASTALIĞA YAKALANAN KİŞİNİN MARKETE, BAKKALA GİTMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Vali Atay, korona virüs pozitif vakaların markete veya başka bir alana girmesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Sık sık toplantılar yapıyoruz, herkesin fikirlerini alıyoruz. Ama şuna da emin olun, vatandaşlarımız şunu düşünecek, karşımızdaki insanların sayısı belli. Biz kamu görevlileri olarak bu işi üstleniyoruz hep beraber. Vatandaş burada biraz dikkat edecek, bize yardımcı olacak. Hepsi bu kadar. Biz sağlık çalışanlarımız, kolluk güçlerimiz, zabıta ekiplerimiz, öğretmenlerimiz, imamlarımız tüm çalışanlarımız, herkes elinden gelenin fazlasını yapıyor. Şu an herkesi görevlendirdik. Burada önemli olan şu. Vatandaşın biraz daha dikkat etmesi, biraz daha duyarlı olması. Vatandaş bunu yaparken de toplumu da düşünecek, kendini de düşünecek. Kendi çocuğunu, annesini, babasını… Hastalığa yakalanan bir kişinin markete veya başka bir yere gitmesi kabul edilebilecek bir şey değildir. Bunu hiç kimse kabullenmez. Bu hoş görülecek bir şey değil. Karantinadaki arkadaşlara bir şeye ihtiyacınız olduğu zaman 112’yi arayarak talebinizi söyleyebilirsiniz diyoruz. Anında her türlü ihtiyaçlarını karşılarız. Buradan bir çağrım da, kalabalık ailelerde Korona virüs olan arkadaşlarımız varsa lütfen bize başvursunlar. Bir telefonla başvursunlar, biz onların her türlü ihtiyaçlarını da gideririz, bakımlarını da üstleniriz” şeklinde konuştu.

    14 Yaşındaki Öğrenci Koronavirüse Karşı Savaşabilecek Molekül Keşfetti

    0
    14 Yaşındaki Öğrenci Koronavirüse Karşı Savaşabilecek Molekül Keşfetti

    Dünyanın en büyük ilaç şirketleri koronavirüs için tedavi bulmak için yarışırken, ABD’de 14 yaşındaki lise öğrencisi, SARS-CoV-2 virüsünün proteinine bağlanarak insanları enfekte etmesini engelleyen bir molekül bileşimi keşfetti.

    ABD’de Texas eyaletinin Frisco kentinden lise öğrencisi Anika Chebrolu, yeni koronavirüse yapışıp, insanları enfekte etme kabiliyetini engelleyebilecek bir molekül keşfetti.

    25 BİN DOLAR PARA ÖDÜLÜ KAZANDI

    Ve bu bilimsel keşif, genç öğrenciye 2020 Genç Bilim İnsanı Yarışması’nda “ABD’nin başlıca genç bilim insanı” unvanını ve 25 bin dolar ödül para ödülünü kazandı.

    “NORMAL HAYATLARIMIZA DÖNMEYİ UMUT EDİYORUM”

    CNN’e konuşan Chebrolu, “Son iki gündür, SARS-CoV-2 virüsüyle ilgili olduğu için projem medyada büyük ilgi gördü. Bu salgını sona erdirme yönündeki ortak umutlarımızı yansıtıyor. Ben de herkes gibi yakında eski, normal hayatılarımıza dönmeyi umut ediyorum” dedi.

    14 yaşındaki öğrenci, koronavirüse karşı savaşabilecek molekül keşfetti

    “HASTALIK VE ÖLÜM ORANINI KONTROL ETMEK İÇİN ÇALIŞMAK İSTİYORUM”

    Chebrolu, en iyi genç bilim insanı unvanını kazanmanın bir onur olduğunu ancak daha yapılacak çok şey olduğunu söylüyor. Chebrolu’nun bir sonraki hedefi, bulgularını virüs için gerçek bir tedavi haline getirerek salgının “Hastalık ve ölüm oranını kontrol etmek” için mücadele eden bilim insanları ve araştırmacılarla birlikte çalışmak.

    Covid-19 Çocuklarda Kaygı ve Çaresizliğe Neden Oluyor

    0
    Covid-19 Çocuklarda Kaygı ve Çaresizliğe Neden Oluyor

    Covid – 19 pandemisi her yaştan ve her kesimden birey üzerinde olumsuz fiziksel ve ruhsal etkilere sebep oldu. Çoğunlukla yetişkin ve ileri yaştaki bireylerde görülen pandemi, çocuk ve ergenlerde de ortaya çıkabiliyor. Covid-19 testi pozitif çıkan ve karantinaya alınan çocuklarda en fazla kaygı, çaresizlik ve korku duygularının görülebileceğini belirten uzmanlar, ailelere çocukları ile konuşurken doğru bilgilendirme yapmalarını, dürüst ve net olmalarını öneriyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Can Tumba, Covid-19 testi pozitif çıkan çocukların psikolojisine dair önemli açıklamalarda ve ailelere tavsiyelerde bulundu.

    Kaygı yönetimi iyi yapılmalı

    Covid-19 pandemisinin bireyler üzerinde fiziksel ve ruhsal etkiler oluşturduğunu ifade eden Dr. Can Tumba, “Hastalık her ne kadar çocuk ve ergen grubu dışındaki popülasyonları hedef alsa da Covid-19 nedeniyle karantinaya alınan çocuk ve ergenlerin sayısı da azımsanmayacak ölçüde. Pandemi ile birlikte fiziksel sağlık kadar ruh sağlığının da korunmasının ne kadar önemli olduğu gerçeğini daha da yakından anlamış durumdayız. Bu noktada kaygı yönetimini daha iyi yapmak, belirsizliği aza indirmeye çalışmak ve yeterlilik algısını arttırmayı hedeflemek son derecede değerli hamleler olacaktır” diye konuştu.

    Kaygı, korku ve çaresizlik ön planda

    Covid-19 nedeniyle karantinaya alınan çocuklarda en fazla kaygı, çaresizlik ve korku duygularına rastlanabileceğini söyleyen Tumba, “Kaygı artışına bağlı uyku düzensizlikleri, yalnız hissetme, üzüntü, sinirlilik, tahammülsüzlük ve konsantrasyon güçlüklerine çocuk ve ergen yaş grubunda çok sık rastlanır. Benzer şekilde salgın, hastalık bulaşı, karantina gerekliliği, kendini ve çevreyi hastalıktan koruma gibi kavramların farklı yaş gruplarında farklı şekillerde algılanması son derece doğaldır” ifadelerini kullandı.

    Ailelere önemli görevler düşüyor

    Tumba, ailelerin bu noktada ilk yapmaları gereken hamlenin doğru bilgilendirme olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Çocukların sordukları sorular açıklıkla, içtenlikle ve anlayabilecekleri bir dille cevaplanmalıdır. Karantina sürecinin geçici olacağı, sevdiklerinin durumlarının iyi olduğu, bir çok kişinin birebir yanlarında olmasa bile onların durumuyla ilgili oldukları hatırlatılmalıdır. Bir süre evde kalmanın kendilerine ve çevrelerine faydalı ve gerekli olduğu ifade edilmeli, bu süreçte çocukların televizyon ve sosyal medyadaki abartılı ve korkutucu haberlere maruz kalmaları engellenmelidir. Ev içinde günlük rutinler sağlanmalı, sosyal akışın devamlılığı adına arkadaş ve ebeveynleri ile görüntülü konuşmaları desteklenmeli. Ebeveynler bu dönemde sakin ve kararlı bir duruş içinde çocuklarına yeterli duygusal desteği vermelidirler. Bu hassas süreçten geçerken planlar yapmaları, çocukları içinde evde bir takım fiziksel aktiviteler düzenlemeleri, sağlıklı beslenme, uyku hijyeni ve olumlu duygulanımın devamı için çaba göstermeleri yerinde olacaktır.”

    Ebeveynler daha sabırlı olmalı

    Bu süreçte çocukların doğru bilgilendirilmesinin, onlara karşı dürüst ve net olunmasının önemine dikkat çeken Dr. Can Tumba, “Gündelik alışkanlıkların oluşturulması ve sürdürülmesi, okul ve ders programlarının takibinin yapılması, ebeveynlerin normal döneme göre çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını daha fazla karşılayacak şekilde sabırlı ve uyanık davranmaları gerekiyor. Sosyal ilişkilerin telefon ya da internet kanalıyla sürdürülmesi hem ebeveynler hem de çocuklar açısından sürecin daha rahat geçirilmesini sağlayacak, ileride yaşanabilecek olumsuz sonuçların önüne geçmede çok önemli bir rol oynayacaktır” dedi.

    Tam Bir Assolist: Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifi

    0
    Tam Bir Assolist: Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifi

    Muffin, kocaman bir kek harcının minik minik kaplara bölüştürülüp pişirilmiş hali aslında. Bu kelimeyi her duyuşumuzda gözümüzün önünde canlanan görüntü ise bol meyveli, kocaman kabarmış bir tatlı oluyor genelde. Onu biraz kalıplarının dışına çıkarmak gerek. Muffin diyince gözünüzün önünde tuzluları da canlansın dedik, sıvadık kollarımızı.

    Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifi İçin Malzemeler

    • 5 dilim pratik macar salam
    • 3 adet yumurta
    • 2 su bardağı un
    • 1/2 adet kırmızı kapya biber
    • 4 dal taze soğan
    • 1 çay bardağı zeytinyağı
    • 1/2 su bardağı ufalanmış beyaz peynir
    • 3 yemek kaşığı yoğurt
    • 1 paket kabartma tozu
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1 çay kaşığı karabiber

    Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifinin Püf Noktası

    Unlu karışımı ilave ettikten sonra çırpma işlemine devam etmeyin. Spatula yardımıyla hafif hafif karıştırın. Beyaz peynir yerine lor peyniri, kaşar peyniri ya da dilediğiniz başka bir çeşit peyniri kullanabilirsiniz.

    Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifinin Pişirme Önerisi

    Muffin kalıbınızın içine varsa muffin kağıtları koyarak da hazırladığınız karışımı pişirebilirsiniz.

    Salamlı Kahvaltılık Muffin Tarifi Nasıl Yapılır?

    1. Fırını 180 derecede ısıtın.
    2. Salamları ve kırmızı biberi minik küpler halinde doğrayın.
    3. Yeşil soğanların yeşil kısımlarını ince ince kıyın. Bir miktar saplarından da ilave edin.
    4. Bir kabın içine yumurtaları kırın. Üzerine zeytinyağı ve yoğurdu ilave ederek el blenderı ya da tel çırpıcı yardımıyla birkaç dakika çırpın.
    5. Ayrı bir kapta un, tuz, karabiber ve kabartma tozunu karıştırın.
    6. Yumurtalı karışımın üzerine ilave edin. Spatula yardımıyla karıştırın.
    7. Doğradığınız salam, yeşil soğan, kırmızı biberleri ve ufalanmış beyaz peyniri karışıma ekleyerek karıştırın.
    8. Muffin kalıbınızı hafifçe yağlayın. Hazırladığınız karışımı eşit miktarda paylaştırın.
    9. Daha önceden ısıttığınız fırında içi pişip, güzelce kabarana kadar pişirin.
    10. Fırından çıkardıktan sonra bir miktar dinlendirip kalıplardan çıkarın ve servis edin.

    Kan Bağışı Yapmak Hayat Kalitesini Yükseltiyor

    0
    Kan Bağışı Yapmak Hayat Kalitesini Yükseltiyor

    Kimi zaman hasta bir çocuğun ihtiyacını karşılayan kimi zaman bir kazazedeyi yaşama bağlayan kan, sadece bağışlarla sağlanabiliyor. Düzenli bağış yapılmadığında kan bankalarında acil durumlarda ihtiyaç duyulan kan bulunamayabiliyor. 29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası vesilesiyle kan bağışının önemine dikkat çeken DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Şafak Göktaş, düzenli bağış yapmanın kişiye hem bedenen hem ruhen birçok fayda sağlayacağının altını çiziyor.

    Hayat kurtaran kan, bir insanın bir başkasına verebileceği en büyük armağandır. Bu nedenle sağlıklı kişilerin düzenli olarak kan vermesi gerekir. Çünkü verilen kanlar, kan bankalarında kısıtlı bir süre saklanabilir. Bu yüzden kan bağışı hayati önem taşır. Kanın bileşenlerine ayrılarak (kırmızı kan hücreleri, trombosit, plazma) ihtiyacı olan kişiler için de kullanıldığını anlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Şafak Göktaş, 29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası vesilesiyle kan bağışının önemine ve sağladığı faydalarına yönelik önemli bilgiler veriyor.

    Kan bağışı kanser riskini düşürüyor

    Düzenli olarak kan bağışlamanın sağlık için birçok faydası bulunduğunu hatırlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Şafak Göktaş, bu faydaları şöyle anlatıyor: “Düzenli olarak kan bağışlamak, vücutta oluşabilecek demir birikimini azaltır. Bu da kalp ve karaciğerde demir birikimi sonucu oluşabilecek hastalıkların ihtimalini düşürür. Düzenli kan veren kişilerde, kandaki demir yükü düşeceği için karaciğer, akciğer ve bağırsak kanseri riskini azaltır. Kan bağışı yaptığınızda kandan bir volüm kaybı olur. Kemik iliği de bu açığı kapatmak için yeni hücreler üretir yani daha genç ve sağlıklı hücreler oluşur. Kan bağışı hemakromatozis riskini de azaltır. Bu hastalık, demirin fazla emilimi sonucu karaciğerde depolanması sonucu oluşur. Kan bağışlayan kişilerde demir oranı düşer, hemakromatozis ihtimali minimuma iner. Kan damarları içinde bulunan fazla demir yükü, damar tıkanıklığı ve kolesterol yüksekliğine neden olur. Kan bağışı ile kolesterol seviyesi düşer.”

    Kan bağışı yapmak kilo vermeye yardımcı oluyor

    Kan bağışı öncesi HIV, Hepatit B, Hepatit C gibi birçok hastalığa karşı testlerin yanı sıra ateş, nabız, tansiyon ve fizik muayenesi yani ücretsiz bir check up da yapıldığını söyleyen Uzm. Dr. Göktaş, ‘’Düzenlikan bağışıyla hem başkalarının hayatına dokunabilir hem de fiziksel ve ruh sağlığınızın kalitesini artırabilirsiniz” diyor. Kan bağışının kilo verme ve korumaya da yardımcı olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, kan bağışı sonrasında kişinin ortalama 650 kalori kaybettiğini, bu nedenle kilolu kişilere kan bağışı önerildiğini belirtiyor. Uzm. Dr. Göktaş, düzenli kan bağışlayan kişilerin stres seviyesinin daha düşük olduğunu, bu durumun da strese bağlı erken yaşlanmayı geciktirdiğinin altını çiziyor. Kendinden çok başkalarını düşünen ve çevresi için fedakarlıklar yapan insanların iç huzur ve barışının daha yüksek olduğunu da hatırlatan Uzm. Dr. Göktaş, bu insanların yaşam süresi beklentisi ve kalitesinin de daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

    Kan bağışından sonra hamam ve saunaya girilmemeli

    Uzm. Dr. Göktaş, hepatit B, C taşıyıcıları, HIV ile infekte kişiler, nakil geçirmiş kişiler, otoimmun hastalığı olanlar, kanamaya eğilimli kişiler, kronik böbrek yetmezliği, kronik bronşit, epilepsi, kalp hastalığı, kronik karaciğer hastalığı, diyabet hastalığı olanlar ve mide rezeksiyonu geçirenlerin kan veremeyeceğinin altını çiziyor.

    Kan bağışının ardından en az 10 dakika istirahat edilmesini öneren DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Şafak Göktaş, kan bağışı yapanların dikkat etmesi gereken noktaları ise şöyle sıralıyor: “Kan bağışı sonrası 1 saat boyunca sigara içilmemeli, 6 saat ağır paketler taşınmamalıdır. Ayrıca bir gün boyunca hamam, sauna, solaryum gibi sıcak ortamlara girilmemelidir.”

    PH Değeri Yüksek Alkali Sular Tüketin

    0
    PH Değeri Yüksek Alkali Sular Tüketin

    Beslenmenin temel taşı ve vücudun en önemli kimyasal bileşeni olan su, sağlık ve vücut açısından önemli faydalar sağlıyor. İçtiğimiz suyun miktarı kadar sahip olduğu özellikler de sağlığımız için büyük önem taşıyor.

    Dışarıdan aldığımız sularda belirtilen pH değerleri suyun içerisinde bulunan hidrojen miktarına işaret ederken yüksek pH’a sahip sular daha çok oksijen tutuyor ve tazeliklerini daha uzun süre koruyor. Alkali su olarak da bilinen, pH değeri 7’nin üzerinde olan sular, zararlı asitlerin vücuttan atılmasını hızlandırıyor. Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Prof. Dr. Neriman İnanç, insan kanının pH değerinin 7,4 olduğunu belirterek, vücuttaki pH değerini dengelemek ve vücut direncini artırmak için günde 2,5- 3 litre alkali su tüketilmesini öneriyor.

    Vücudumuzdaki hücrelerin büyük bir kısmını su oluşturuyor ve bedenimizin su ihtiyacı yaşa ve cinsiyete göre değişiklik gösteriyor. Yaklaşık olarak insan kas dokusunun %70-75’i, beyninin %80’i, kalbinin %78’i, böbreklerinin %83’ü, kanının %85’i, yağ dokusunun %10- 15’i ve derinin %70’i sudan oluşuyor. Uzmanlar, vücutta yaşanan su kayıplarının önlenebilmesi için düzenli olarak içeceklerin ve sıvı içeren besinlerin tüketilmesini öneriyor.

    Yetersiz su tüketimi kadar, kalitesiz su tüketiminin de birçok hastalığa neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Neriman İnanç sözlerine şöyle devam ediyor: “İyi ve kaliteli su, yaşamı sağlıklı bir şekilde idame ettirebilmek için çok önemli bir unsurdur. İçme suyunun temiz olması kadar, sertliği de insan sağlığı üzerinde önemli rol oynamaktadır. Günlük yaşantımızda kullandığımız suyu üç başlıkta değerlendirebiliriz. Doğal kaynak suları, şehir şebeke suları ve doğal mineralli sular. Doğal kaynak suları ve doğal mineralli sularda kalsiyum, magnezyum, bikarbonat, demir gibi elementler bulunur. Suyun sertliği, kalitesini belirler ve sert sular sağlıklı sulardır”.

    Suyun pH değeri neden önemlidir?

    Sağlıklı suyun en önemli özelliklerinden biri, mikrobiyolojik, fiziksel, kimyasal ve radyoaktif kirlenmeden arınmış yani saf olması ve pH değeri, mineral içeriği, elektron yönünden zengin olmasıdır. Suyun içindeki hidrojen ve hidroksil iyonlarının miktarı, suyun pH’ını belirler. Hidrojen fazla ise su asidik, hidroksil fazla ise alkalidir. Alkali su, yüksek antioksidan özelliğe sahip su olarak dikkat çekmektedir. Dolayısıyla sağlıklı suyun pH’ı mutlaka 7,4’ün üstünde olmalıdır. Günümüzde içme sularının büyük bir kısmı düşük pH’a yani asidik pH’a sahiptir. Suyun vücut için değerliliğini belirleyen bir diğer etmenin de suyun pH derecesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neriman İnanç, magnezyum ve kalsiyum açısından güçlü olan alkali su tüketmenin bu minerallerin yetersizliğine bağlı sağlık risklerinin azaltılmasına yardımcı olacağını belirtiyor.

    Yapılan araştırmalar, yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağza gıdaların ve acı suyun gelmesi olan ve halk arasında sıklıkla görülen reflü hastalığına karşı asit tamponlama kapasitesine sahip olan alkali suyun faydaları olabileceğini de gösteriyor.

    Alkali sular aynı zamanda, kanın pH’ının dengelenmesine, vücuttan zararlı, toksik maddelerin atılmasına, deriden kaybedilen suyun yerine konularak nemlendirilmesine, dolayısı ile cilt sağlığının korunmasına, bağışıklık sistemimizin güçlendirilmesine, vücut ağırlığının kontrol edilmesine ve birçok bağırsak hastalığına neden olan kabızlığın önlenmesine de yardımcı oluyor. Prof. Dr. Neriman İnanç, sağlıklı kalmak için günde 2,5-3 litre güvenli alkali su tüketilmesini öneriyor.

    Su tercihlerinize dikkat edin

    Özellikle baskılanmış olgulara ve geriatrik yaş grubuna tavsiye edilen su tüketimi konusunda halk arasında “hazır su” olarak tabir edilen sularda, piyasada bulunan markalar arasından tercih yapılırken dikkatli olmak gerekiyor. Prof. Dr. Neriman İnanç, susadığımızda ilk karşımıza çıkan suyun alınmaması gerektiğini ve suyun markasına, ambalajına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor: “İçtiğiniz kaynağı belli olmayan sular ile vücudunuza ağır metal veya toksin yükleyerek sağlığınızı bozabileceğinizi unutmayın”.

    Covid – 19 Alzheimer Hastalığını İlerletiyor!

    0
    Covid – 19 Alzheimer Hastalığını İlerletiyor!

    Covid – 19 genç, yetişkin ve ileri yaşta binlerce insanın sağlığını olumsuz yönde etkiledi. Uzmanlar salgına yakalanan bazı bireylerde beyin tutulumu meydana geldiğini belirtirken, Covid – 19’un Alzheimer hastalığını çok hızlı bir şekilde ilerlerlettiğine işaret ediyor.

    Bazı hastaların MR sonuçlarında beyin hacimlerinin 4’te 1 oranında küçüldüğünü tespit ettiklerini belirten uzmanlar; ileri yaşta bunama rahatsızlığı, Alzheimer ve altta farklı hastalıkları olan bireylerin risk altında oldukları için daha çok korunmaları gerektiğine dikkat çekiyor.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, Covid-19’un özellikle Alzheimer ve bunama rahatsızlığı olan bireylerde yol açtığı önemli sorunlardan bahsetti.

    Covid – 19 vücutta etkiler bırakan bir hastalık

    Doç. Dr. Barış Metin, ‘Covid-19 yeni çıkan bir hastalık. Bu hastalığı geçiren insanlarda negatife döndükten sonra da uzun süre yakınmalar devam ediyor’ dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Hastanın sadece zihinsel olarak yavaşlama hissi değil ağrıları, öksürüğü ve birçok rahatsızlığı uzun süre devam ediyor. Covid-19 sandığımız gibi kısa süren bir hastalık olmayabilir. Kişiler test sonuçları negatife döndükten sonra da hastalığın etkilerini yaşıyor olabilirler. Bununla ilgili net bir veri yok ama ilk gelen ve gözlemlediğimiz bilgiler aslında pandeminin bir anda yok olup geçen bir rahatsızlık olmadığını işaret ediyor. Vücutta virüs enfeksiyonu geçtikten sonra bile etkiler bırakan bir hastalık olduğunu gösteriyor. Aslında bütün virüs enfeksiyonları kişide zihinsel yavaşlama etkisi bırakır. Örneğin grip olunduğunda zihnimizin normaldeki gibi çalışamadığını biliriz. Covid-19, biraz daha uzun süren bir virüs enfeksiyonu olduğu için aynı etkinin daha uzun zaman devam etmesi doğal.”

    Alzheimer’ın çok hızlı ilerlemesine yol açıyor

    Bu salgına yakalanan her birey değil ama bazı bireylerde beyin tutulumu gerçekleştiğini belirten Doç. Dr. Metin, “Covid-19 bazı insanlarda hastalığa bağlı kırgınlık, yorgunluk, bitkinlik ve halsizliğe neden olmasının yanında doğrudan beyne de etki edebiliyor. Özellikle insanlarda zihinsel yavaşlamaya neden olabilir. Bazı Alzheimer hastaları, Covid-19 geçirdiler ve sonrasında rahatsızlıkları çok hızlı bir şekilde ilerledi. Bu salgının bunamaya yatkın insanlarda zihinsel fonksiyonları hızlı bir şekilde gerilettiğine yönelik veriler var. Birebir gözlemlerimize dayanarak Alzheimer hastalarının daha çok risk altında olduğunu söyleyebiliriz, o yüzden Alzheimer hastalarının daha çok korunması gerekli” diye konuştu.

    Covid-19 beyin hacmini küçültüyor

    Ayrıca Covid-19’un bazı hastalarda beyin hacimlerinin küçülmesine yol açtığını gözlemlediklerini ifade eden Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Metin, “Salgına yakalanmadan önceki ve sonraki MR sonuçlarını karşılaştırdığımızda beyin hacminin 4’te 1 oranında küçüldüğünü tespit ettik. Her hastada değil ama bazı hastalarda Covid-19 tedavisi görüp iyileştikten sonra zihinsel olarak uzun süre normal duruma dönemediklerini, taburcu olduktan sonra yakınlarını tanıyamadıklarını yani normal hayata oryantasyonda zorlandıklarını gördük. Ama bu her Covid-19 geçiren hastanın aynı sorunları yaşadıkları anlamını taşımıyor. İleri yaşta, bunama rahatsızlığı, Alzheimer hastası ve altta farklı hastalıkları olan bireylerin risk altında olduklarını ve salgının riskli gruptaki bireyler için bu tarz etkileri olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

    Şeyda Betül Kılıç : Evli, Mutsuz, Yabancı

    0
    Şeyda Betül Kılıç : Evli, Mutsuz, Yabancı

    Evlilik, biz onu kutsadıkça küçülüp yozlaşıyor mu ne? Aslında ne kadar akıl işi diye düşünmemek elde değil. Düşünsenize hiç tanımadığınız birinin tişörtlerinin takibinden, akşam yemeğinden, koltukta uyuyup kalmasından sorumlu olmanın neresi akli? Erkek tarafından bakarsak, duygularının ne zaman değişeceğini bilemediğiniz birine uyum sağlamayı sürdürebilmek kolay mı? 

    Bakmayın böyle yazdığıma. Dünya evliliği hâlen en gönüllü tercih olarak kabul ediyor. Derdimiz, evlilik vesilesiyle statü arayışı, bazen hayatı her yönüyle paylaşmak, belki de kabul ve onaylanma isteğimiz olabilir. Kabul ve onayın altını çiziyorum, zira kabul yerini reddedilmeye bıraktığında o ilişkide kalmak son derece onur kırıcı olabiliyor.

    Bu sıralar ilişkilerde geçimsizlik yerine yabancılaşma var. Tartışma yerine sessizlik, tepkisizlik var. Yabancılaşma derken ne demek istiyorum hemen açıklayayım.

    Bu sıralar ilişkilerde geçimsizlik yerine yabancılaşma var. Tartışma yerine sessizlik, tepkisizlik var.  Yabancılaşma derken ne demek istiyorum hemen açıklayayım.

    Aynı çatı altında olmamıza rağmen orada değilmişiz gibi yaşamanın adı yabancılaşma. Bir ilişkide var sayılmak, varlığını kucaklamak, varlığına alan açmak gibi gereklilikler vardır. Peki gereklilikler nereye gitti?  

    Sevgi mi bitti? Saygı mı? Yoksa birbirimizin varlığına tahammül etmek acı mı veriyor? Cevap; birlikteliğe hak ettiği yatırımı yapmıyoruz. Mesela paylaşımlar ya azalıyor yahut hiç denecek durumda… Bir ilişki yıllandıkça rutinlerin saldırısına uğruyor. Her gün tek güne dönüyor. Gün günün tekrarında kayboluyor. Rutinde ilk zarar gören duygumuz heyecan oluyor. Heyecan duygusu gençlik hissi veriyor ama bir ilişkinize heyecan veren ne var, biliyor musunuz? Belki eşiniz değil, size heyecan verenler değişmiştir.  Eşinizle ne yapmaktan hoşlanırsınız? Eşinizle neler paylaşırsınız? Bu soruların cevabı için danışanlarımı on dakika boyunca beklediğim çoktur. Bazen dayanamayıp; mesela beraber yürür müsünüz, ya da beraber sofra kurmak size nasıl gelir, deyip danışanıma yardım etmek istediğim çok olur. Film izlemek, dans etmek, beraber şarkı söylemek, koşu yarışı yapmak gibi paylaşımlar konusunda ne söylersiniz dediğimde, güzel ama, bunlar sevgili işi şeyler, diyenler olunca… Beraber uyumak, kendi periyodunda cinsellik de dahil paylaşılmıyor. O zaman şöyle yapalım; FLÖRT. En acil şekilde flört etmekle işe başlayalım. Tıpkı yay gibi, ilişkiyi en başa çekip bırakalım. Sanki yeni tanışmışsınız gibi… Neleri sever, neler dinler, hassasiyetleri nelerdir, odağınızda olsun. Telefonunuzda eşiniz nasıl kayıtlı? Acı çekerken tüm duyarlılığınızla yanında olmanız ne büyük bir cömertlik. Bir ilişkide sadece çözüm üreten olmak sizi ilişkide ruhsuz bir mühendis yapar.  Sadece üstünü örtmek de sizi anne yapar.  Dilerim beraberliğiniz tüm rutinlere galip gelsin. Meşguliyetinizden büyük sevginiz olsun.