Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 74

    Çalışanın Ruh Sağlığını Korumak İçin 7 İpucu!

    0

    Sahip olduğu verilerle bir işyerini harika hale getiren unsurların neler olduğunu ortaya koyan Great Place to Work® Enstitüsü, çalışan verimliliği ve performansını fiziksel sağlığın yanı sıra ruh sağlığının da etkilediğine dikkat çekiyor.

    Great Place to Work®, çalışan sağlığı ve mutluluğu üzerine yapılan araştırmalara göre çalışanın ruh sağlığını korumanın en belirleyici 7 unsurunu açıkladı.

    İşyeri kültürü konusunda global otorite konumunda olan Great Place to Work® enstitüsü, pandemi süreciyle daha fazla ortaya çıkan çalışanlardaki ruhsal sorunların azaltılmasına yönelik atılması gereken adımları belirledi. Fiziki şartların yanı sıra ruhsal açıdan da sağlıksız ortamlarda çalışanlar, işten eve döndüklerinde stres, kaygı, depresyon, yüksek tansiyon ve başka birçok olumsuz sonuçlar da dahil zihinsel ve fiziksel sağlık sorunu yaşamaya başladılar. Bu nedenle organizasyonlar, stresli ve hasta insanlarla dolu bir işyeri olmanın yanında sağlık masraflarında artış, azalmış inovasyon, negatif işveren markası olma, artan işe devamsızlık oranları, çalışan verimliliğinde düşüş ve çok daha fazlasıyla karşı karşıyalar. Birbirlerine bağlı olan fiziksel ve ruhsal sağlık konusunda Great Place to Work® enstitüsünün 7 önerisi şöyle:

    1- Fazla mesai ve çalışma saati

    Yaklaşık 5 bin kişi üzerinde yapılan çalışmaya dayanan araştırmaya göre performansın, mesai saatleriyle ilişkili olmadığı kesin şekilde kanıtlandı. Çalışma süresi ne kadar fazla ise çalışılan saat başına verimlilik o ölçüde azalıyor. Uzun çalışma saatleri kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve engellilik dahil sağlık sorunlarıyla ilişkilendirilebiliyor. Organizasyonların bu gerçeği kabul etmeleri ve çalışanlarını mesai bitiminde işten ayrılarak aileleri ve arkadaşları ile vakit geçirmeye teşvik etmeleri gerekiyor!

    2- İş tasarımı ve iş üzerindeki kontrol

    Yaptıkları işler üzerinde çok az kontrole sahip çalışanlar üzerinde yapılan araştırmaya göre özellikle büyük baskı altında çalışan ve iş süreçleri üzerinde çok az kontrole sahip olan çalışanlarda olumsuz iş etkileri görüldü. Araştırmalara göre çalışanın şirket içerisinde pozisyonu ve kademesi yükseldikçe kardiyovasküler hastalık oranı ve kardiyovasküler hastalık nedeniyle ölüm oranı düşüyor. Diğer faktörler de kontrol edildiğinde bu fenomenin, çalışanın kademesi ile bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Özellikle üst kademelerde görev yapan çalışanlar, çoğu organizasyondaki üst düzey çalışanlar gibi, üzerlerinde daha fazla sorumluluk olsa bile, işleri üzerinde daha fazla kontrole sahipler ve ne yaptıklarını, nasıl yaptıklarını, ne zaman yaptıklarını kendileri belirliyorlar. Çalışanlara daha fazla esnek ve özerk görevler tasarlayarak ve mikro yönetimin önüne geçerek bu tehlikelere karşı koruma sağlanabilir!

    3- Sosyal destek sağlama

    Bir başka araştırmaya göre sosyal yardımın (aile ve güvenebileceğiniz arkadaşlar, yakın olunan kişiler) sağlık üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabileceğini ve sağlığı tehdit edebilecek işyerindeki stres dahil olmak üzere çeşitli psiko-sosyal stres faktörlerinin etkilerine karşı tampon görevi gördüğünü gösterdi. İşyerleri bazen ilişkiler kurmayı ve destek sağlamayı zorlaştıran özelliklere sahip. İşbirliğini ve ekip çalışmasını azaltan şirket içi rekabeti teşvik eden uygulamalar var. Kişileri birbirlerine karşı rekabete sokan her şey çalışanlar arasındaki sosyal bağı zayıflattığı gibi işyerlerini daha sağlıklı kılan sosyal yardımı da azaltıyor. Aynı ölçüde yıkıcı olan bir başka etken de, çalışanların üretim faktörleri olarak görüldüğü ve çalışanlar ile işyerleri arasında çok fazla duygusal bağın olmadığı, hiçbir sosyal etkileşimin olmadığı, çalışanların işlerini mekanik bir şekilde yaptığı ve sadece işinizi yapıp paranızı aldığınız işyeri yaklaşımıdır!

    4- İşle ilgili ve ailevi yükümlülüklerin çatışması

    Pek çok insan her gün iş ve aile ile ilgili yükümlülüklerini dengelemek zorunda kalıyor. Çocukların gösterilerine sadece evde çalışan ebeveynler değil, tüm ebeveynler katılabilmeli. Çocuğunu veya yaşlanan yakınlarını doktora götürdüğü için kimse kendini suçlu hissetmemeli. Bugün pek çok insan için bu tür durumlar strese sebep oluyor. İnovasyona ilişkin araştırmada bu ‘Günlük Korku’nun, çalışanların en iyi yeni fikirlerini sunmaya engel olan beş ana sebepten biri olduğu görüldü. Çalışanlar işverenlerini sadece maaş ve promosyon olanaklarını değil, işin psikolojik ve fiziksel sağlıkları için de iyi olup olmayacağını dikkate alarak seçmeli. Çalışanlarınızın ailevi ve diğer kişisel yükümlülüklerinin hayatın bir parçası olduğunu bilmeleri sağlanmalı ve onlara aileleri ile önemli anları kaçırmamaları için esneklik tanınmalı!

    5- İşyerinde algılanan hakkaniyet ve adalet

    Verilere göre işyeri memnuniyeti, bağlılık, güven ve düşük personel devir oranlarının bir çalışanın işyerinde algıladığı adalet düzeyi ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Great Place to Work®’ün güven endeksi modelinde (Trust Model©) açıklandığı gibi adil olma, güvenin kilit bileşeni. Özünde hakkaniyet, çalışanların herkesin eşit şartlarda çalıştığına inanıp inanmadığıyla ilgili ve Great Place to Work®, adil olmanın aşağıdaki çeşitli kilit bileşenlerini değerlendiriyor:

    • Eşitlik (adil ücret ve kâr paylaşımı; eşit fırsatlar; iş rollerinde adil muamele)
    • Tarafsızlık (adil terfi uygulamaları; iltimasın olmaması)
    • Adalet (kişisel özelliklere bakılmaksızın adil muamele; adil olmayan kararlara itiraz etme hakkına sahip olduğunu düşünme)

     6- İşten çıkarma ve ekonomik güvencenin olmaması

    Çalışanlar açısından özellikle iş arkadaşlarının işten çıkarılmalarını izlerken kendi işlerinin güvende olup olmadığı konusunda endişelenmelerinden daha stresli başka bir şey yoktur. İşten çıkarmalar, ekonomik gerileme dönemlerinde yaygın olarak başvurulan kaçınılmaz bir tedbirken bu uygulamaların ölüm oranlarının artmasına ve sağlığın bozulmasına yol açtığı da düşünülmekte. İşten çıkarmaların kurumsal performans üzerindeki etkilerine dair çok sayıdaki çalışma, tam olarak olmasa da, büyük oranda tutarlı bir hikaye anlatıyor ve işten çıkarmaların fayda sağladığına dair çok az kanıt bulunuyor. İşten çıkarma sürecinde olan organizasyonların, bundan zarar gördüklerine dair çok sayıda kanıt mevcut!

    7- Sağlık sigortası sağlama

    Sigortalı olsalar bile çoğu zaman çalışanların karşılaması gereken finansal yükler bulunuyor. Çalışanların önemli bir kısmı, kendilerine reçetelenen ilaçları alamıyor ya da sağlık hizmetlerine erişemiyorlar. Kronik hastalıklara yol açan birçok stresin kaynağının işyeri olduğu dikkate alındığında, sağlık harcamalarından endişelenen şirketlerin, aslında öncelikle işyeri ortamına odaklanmaları gerekiyor. İkinci olarak da çevresel sürdürülebilirliğe verilen önem kadar insan sürdürülebilirliğine önem verilmediği görülüyor. İnsanların kolayca işe alınıp sonra da rahatça işten çıkarılabileceği düşüncesine sahip olmanın insanca bir yaklaşım olmadığı unutulmamalı!

    Kärcher SC2 Deluxe Buharlı Temizlik Makinesi Alana Pencere Temizleme Başlığını Hediye Ediyor

    0
    Kärcher SC2 Deluxe buharli temizlik makinesi1

    Alman temizlik teknolojileri devi Kärcher, yaşam alanlarınızda hijyen konusunda kesin çözüm sunan SC2 deluxe buharlı temizlik makinesinde kampanya başlattı. Kärcher, buharlı temizlik makinesi alana pencere temizleme başlığını yanında hediye ediyor.

    Alman Teknolojisiyle Yeniden Mükemmel | Karcher Türkiye Derinlemesine temizlik için ihtiyacınız olan buharlı temizleyici çeşitleri ve basınçlı yıkama makineleri gibi tüm ev, bahçe ve profesyonel temizlik ürünleri Karcher’da! www.karcher.com.tr adresinden tek “tık”la sipariş vermeleri yeterli olacak.

    Alman temizlik teknolojileri devi Kärcher, yaşam alanlarınızda hijyen konusunda çözüm sunan buharlı temizlik makinesinde kampanya başlattı. Hijyen ve temizliği bir arada sunan Kärcher, şubat ayı boyunca SC2 Deluxe EasyFix buharlı temizlik makinesi alana pencere temizleme başlığını da hediye ediyor.

    Kış mevsiminde salgın hastalıklar çoğaldığından evlerimizde dezenfekte konusu ilk gündem maddesi olarak yerini alıyor. Bu yüzden buharlı temizlik makineleri, evlerinin her köşesinde güvenilir hijyen sağlamak isteyenlerin gözdesi haline geldi. Kärcher, yeni kompakt ve hafif SC2 Deluxe EasyFix buharlı temizlik makinesi ile beklentilerinizin çok üzerinde hijyen ve temizlik sunuyor. Sağlık Bakanlığı onaylı bağımsız test kuruluşlarında yapılan testlerde, Kärcher ‘in SC2 Deluxe EasyFix Buharlı Temizlik Makinesi, sert yüzeylerdeki bakterilerin yüzde 99,99’unu yok ederek hijyenik temizlik sağlıyor.

    Hijyenik olduğu kadar ekonomik temizlik

    Kimyasal malzemelerden uzak, dolayısıyla sağlıklı ve çevreye zarar vermeyen buharlı temizlik makineleri bu özellikleri nedeniyle çocuklu aileler, hamileler, astım hastaları ve evcil hayvan besleyenlerin de ilk tercihi haline geldi. Çocuk emniyet kilidi sayesinde çocuklu ortamlarda da güvenle kullanılan makinenin çeşitli aksesuarlar yardımı ile fayans, ocak, davlumbaz, hatta en küçük boşlukları hijyenik bir şekilde temizleniyor. Zengin aksesuarları sayesinde halı ve koltuklarınızı temizleyebilir, perdelerinizin kırışıklığını dahi açabilirsiniz. Üstelik buharlı temizlik makineleri yüzde 80’e kadar su tasarrufu ile sadece 1 lt su harcayarak ortalama 75m² alanı rahatlıkla hijyenik bir ortama çeviririyor.

    Kärcher Pencere Temizleme Başlığı Hediye

    Cam silmeyi zahmetli bir iş olmaktan çıkarıp keyif haline getiren pencere silme ek başlığı beklentilerinize fazlasıyla cevap veriyor. Buharın gücü ile pencerelerinizi zahmetsizce temizlemenizi sağlayan başlık, cam yüzeylerin sadece su kullanılarak dezenfekte edilmesini de sağlıyor.

    Sevgililer Günü İçin 10 Muhteşem Oyun Önerisi

    0
    sevgililer günü

    85’i aşkın uluslararası oyun firmasının Türkiye yetkili satıcısı olan dijital oyun mağazası oyunfor.com, Sevgililer Günü için eş / sevgili ile birlikte oynanabilecek en iyi oyunları oyunsever çiftler için derledi.


    It Takes Two

    Electronic Arts tarafından 26 Mart 2021’de piyasaya sürülen, kimi otoritelere göre yapılmış en iyi co-op aksiyon / macera oyunu olan It Takes Two’da partnerinizle birlikte hayatınızın en çılgın macerasına çıkabilir, büyüyle oyuncak bebeğe dönüştürülen iki insanın Cody ve May’in yerine geçip onların inişli çıkışlı ilişkisini deneyimleyebilirsiniz. Hemen hemen her köşesinde bir bilinmezin yer aldığı fantastik bir dünyada sıkışıp kalan Cody ve May’in kurtulmak için önce parçalanan ilişkilerini kurtarmaları gerekiyor.

    Among Us

    Çıkış noktası ‘Katil Kim?’ ve ‘Vampir – Köylü’ gibi fiziksel ortam oyunları olan Among Us, Amerikan oyun stüdyosu InnerSloth tarafından geliştirilen ve 15 Haziran 2018’de piyasaya sürülen çevrimiçi çok oyunculu bir sosyal çıkarım oyunu. Mobil versiyonu da bulunan Among Us’ta aranızdaki hainleri bulabilmek için partnerinizle sürekli iletişim halinde olmalı ve uyum içinde hareket etmelisiniz.

    The Sims 4

    Electronic Arts tarafından 2000 yılında piyasaya sürülen ve teknoloji dünyasının son gündemi olan ‘metaverse’ fikrinin temellerini oluşturmuş olan ünlü The Sims serisinin son oyunu The Sims 4, detaylı bir yaşam simülasyonu oyunu. The Sims 4’te partnerinizle birlikte ideal dünyanızı tasarlayabilir, hayallerinizi gerçeğe dönüştürebilirsiniz!

    A Way Out

    A Way Out, Electronic Arts tarafından 2018’de piyasaya sürülmüş bir aksiyon-macera oyunu. Tek kişilik modu bulunmayan oyun yalnızca çevrimiçi ya da aynı bilgisayar üzerinden ekran bölünerek co-op olarak oynanabilir. A Way Out’ta çiftler, hapishaneden kaçarak özgürlüğe kavuşmak için iş birliği yapan Leo ve Vincent adlı iki ana karakteri kontrol ediyor. Nefes kesen firar girişimi, daha önce gördüklerinize veya oynadıklarınıza benzemeyen, sürpriz bir maceraya dönüşüyor.

    PUBG Mobile

    PUBG Mobile olarak kısaltılan ve Çin’de Game for Peace olarak bilinen PlayerUnknown’s Battlegrounds Mobile, oynaması ücretsiz bir battle royale (hayatta kalma) video oyunu. Çok oyunculu çevrimiçi bir mobil oyun olan PUBG Mobile’da hayatta kalan son takım olmak için sürekli olarak partnerinizi kollayarak mücadele etmeniz gerekiyor.

    Overcooked

    13. İngiliz Akademi Oyunları Ödülleri’nde dört ödüle aday gösterilen ve En İyi İngiliz Oyunu ve En İyi Aile Oyunu olmak üzere iki ödül kazanan Overcooked bir yemek pişirme simülasyonu oyunu. Oyuncular belirli bir zaman sınırıyla belirli siparişlere göre hızlı bir şekilde yemek hazırlamak için çeşitli engeller ve tehlikeler ile dolu mutfaklarda birkaç şefi kontrol ediyorlar. ‘Overcooked mutfağı’nda siparişleri yetiştirebilmek için partnerinizle yoğun bir işbirliği içinde çalışmalısınız.

    League of Legends

    League of Legends (kısaca LoL, Türkçe anlamı: Efsaneler Ligi), Riot Games tarafından geliştirilen ve 27 Ekim 2009 tarihinde ilk olarak ‘League of Legends: Clash of Fates’ adıyla PC için piyasaya sürülen MOBA türü strateji oyunu. Her biri birbirinden ilginç karakterlere sahip olan beş oyuncu içeren iki takımın birbirlerinin Nexus’unu (merkezini) yok etmek için savaştığı oyunda kazanan takım olmak için partnerinizle beraber mücadele edebilirsiniz.

    Detroit: Become Human

    2018 yapımı bir macera oyunu olan Detroit: Become Human; Kara, Connor ve Markus adlı üç android’in hikâyesine odaklanıyor. Verdiğiniz en küçük kararın bile oyunun gidişatını etkilediği, her oynadığınızda farklı bir sonuç elde edebildiğiniz bu oyunda, makinelerin insanlardan daha akıllı olduğu bir yakın gelecekte partnerinizle birlikte kendi hikayenizi yazabilirsiniz.

    Minecraft

    2011 yılında Mojang Studios tarafından yayınlanan ve 2014 yılında Microsoft tarafından satın alınan Minecraft, 200 milyon kopyadan fazla satarak dünya tarihinin en çok satan oyunu oldu. Oyuncuların bloklarla özgün tasarımlar yapmasına olanak tanıyan 3 boyutlu voxel grafiklere sahip oyunda partnerinizle birlikte kendi dünyanızı yaratabilirsiniz.

    Garena Free Fire

    111 Dots Studio tarafından geliştirilen ve Garena tarafından 2017 yılında Android ve iOS için yayınlanan battle royale (hayatta kalma) oyunu Free Fire 2019’da dünya çapında en çok indirilen mobil oyun olmuştu. Çok oyunculu ve çevrimiçi bir oyun olan Garena Free Fire’da hayatta kalmak için partnerinizi kollarken aranızdaki güven duygusunu pekiştirebileceksiniz.

    14 Şubat öncesi gülün dikeni çıktı: Tanesi 25’den başlıyor, 50’ye kadar gidiyor

    0
    14 Şubat Sevgililer Günü öncesi çiçekçi esnafında mesai yoğun.1

    14 Şubat Sevgililer Günü öncesi çiçekçi esnafında mesai yoğun.

    Ankara Çiçekçiler Odası Başkanı Emin Çimen, çiçekçilerin 14 Şubat için hazırlıklarını tamamladığını aktararak şunları söyledi: “ Hepsi hemen hemen 700 ila 1000 arası gül satın aldı, müşterilerini bekliyor. Geçmiş yıllarda 4,5 milyon adet gül satılmıştı. Bu sene bu rakamın artmasını bekliyoruz. “

    Çimen fiyatlara ilişkin “ Fiyatlar gülün kalitesine, yerli veya ithal olup olmamasına bağlı. Dolayısıyla kırmızı gül satış fiyatları 25 lira ile 50 lira arasında değişecektir ” diye konuştu.

    Güllerden oluşan buketler 6, 9 ve 11 adet içerecek şekilde değişirken, bu yıl sevgililer günü öncesi iyi kalite gülden yapılmış bir buketin ortalama fiyatı 500 lirayı aşabiliyor.

    Çimen, kırmızı gülün ‘ aşk ‘, beyaz gülün ‘ masumiyet ‘, pembe gülün ‘ gönlüm sende ‘, sarı gülün ‘ sıcak sevgi ‘ gibi anlamları bulunduğunu ifade ederken, en çok tercih edilenin kırmızı gül olduğunu ekledi.

    Geleneksel Pazar Hediyeleri Yeni Yıl’a İyi Gelecek!

    0
    Hakiki-gida-ve-dogayla-dost-urunlerin-adresi-Geleneksel-Pazar

    Hakiki gıda ve doğayla dost ürünlerin adresi Geleneksel Pazar, her zevke, her bütçeye uygun Yeni Yıl hediye paketleri sunuyor!


    İyi gelecek” sözünü tutarak hem insan hem çevre sağlığını gözeten, tüm ürünlerini en doğal yollarla tarladan sofraya getiren Geleneksel Pazar, yeni yıla sağlıkla girmeye hazır!

    Geleneksel Pazar güvencesiyle üretilen şifalı, tertemiz ürünler göz alıcı kutu ve sepetlerle, ip ve tül detaylarıyla yeni yıla özel hediye paketlerini oluşturuyor. İşe yarar, nitelikli hediye arayışında olanlar farklı seçenekler arasından seçebiliyor. “Kişiye özel” dokunuşlar katmak isteyenler içinse arzu edilen ürünler kolaylıkla eklenip çıkarılıyor.

    Paketler SaffBahçe etiketlitemiz ve gerçek gıda, SaffHayat ekolojik temizlik ve kişisel bakım ürünleri ve SaffHane sürdürülebilir ev ve yaşam ürünlerini içeriyor.

    Antioksidanlar Demliğe!

    Vücudumuzu zararlı maddelerden temizleyen antioksidanları almak için en iyi kaynaklardan biri bitki çayları… Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakmak için minik ama etkili yollardan olan çaylar en doğal halleriyle Geleneksel Pazar’ın Demlik, Orta Demlik, Büyük Demlik hediye paketlerinde yer alıyor.

    Hediyeniz Şifalı Olsun…

    Kışın evde salep keyfi için en kaliteli saf salep ve toz tarçın ikilisi özel kavanozu ve hediye sepetiyle Keyifpaketini oluşturuyor. Geleneksel Pazar tarihinin en çok sevilen üç ürünü bir arada… Yoğun lezzetli Bozkır tahini, üzüm pekmezi ve keçiboynuzu pekmezli fındık ezmesi kırmızı kutusuyla “Geleneksel” paketiyle karşımızda! Organik polen, çam balı ve saf saleple bağışıklık güçlendirici ürünler “Şifa” paketinde yer alıyor. “Kıymet” paketinde özel üretim lezzetlerin dördü bir arada; Bozkır tahini, dut pekmezi, pekmezli fındık ezmesi ve Mut erken hasat zeytinyağı. “Kuvvet” paketi Bingöl yayla çiçek balı, organik polen ve dut pekmeziyle direnci artırmaya birebir. Bozkır tahini, keçiboynuzu pekmezli fındık ezmesi ve organik zeytinyağıyla her eve, her zevke uygun kuvvet verici gıda paketi… “Lezzet”; en doğal, en lezzetli kuruyemişlerden oluşan sağlıklı atıştırma paketi. Hurma, çiğ badem, çiğ fındık içi, dut kurusu, Antep fıstığı, patlatmalık mısırla istediğiniz yerde, işte, okulda, yolculukta en güzel şekilde beslenin. Dünyanın en büyük nimetlerinden zeytin meyvesinin Mut yöresinden erken hasat ve olgun hasat sızma zeytinyağları “Nimet” paketinde.

    Evi Yuva Yapan Minik Detaylar…

    Ekolojik ayak izini küçültmek isteyenler için “Pür-i Pak” temizlik seti: kabak lifinden yüz pedi ve banyo lifi, saplı temizlik fırçası, topuzlu temizlik fırçası, amber cam sıvı sabunluk, amber cam spreyden oluşuyor. Yaşam alanlarını dekoratif objelerle renklendirmek isteyenler için “Billur 1” paketinde özel tasarım mavi cam 3’lü vazo seti bulunuyor. “Billur 2” paketinde ise özel tasarım dore şeritli cam 3’lü vazo seti yer alıyor. Toprak bardak içinde %100 saf soya mumu “Işık” paketinde. Ham pamuk fitilli, bitkisel içerikli, el yapımı, 50 saat yanış süreli soya mumu yatıştırıcı ve dinlendirici etkisiyle yaşam alanlarına huzur katıyor. “Buhur” paketi seramik buhurdanlık, limon esansiyel yağı ve özel tasarım mavi cam 3’lü vazo ihtiva ediyor. Antimikrobiyal özellikli, enerji yükseltici limon yağı her eve lazım!

    Geleneksel Pazar’ın birbirinden özel ve doğal ürünlerini
    daha yakından incelemek için tıklayınız.

    Kitap kokusuyla can bulan hayatlar

    0
    seninle-baslamadi

    Efenim, merhabalar.. Nasılsınız? Nefes alıp vermenin ötesinde yaşanan hayatlarda mı buluştuk sizinle yoksa sadece ömrü bitsin diye gün sayanlarla mı gözgöze geldik şu an?

    Her ne sebeple olursa olsun burada buluştuysak, tüm sıcaklığımla bir selamı paylaşıyorum sizinle. Sitenin en tatlı ve en özel konu başlıklarından biri olmasını hayal ettiğim bir başlığın ilk heyecanlı paylaşımı saklı aslında şu an yazacaklarımda. ”Kitap kokusuyla can bulan hayatlar” konu başlığının altında, benim hayatımda inanılmaz bir değişime sebep, şahane bir başucu kitabı hakkında bir şeyler paylaşmak istiyorum sizinle.

    Bundan yaklaşık 4 sene önce başladığım ve hayatımın en zor zamanlarını geçirdiğimi düşünmeme neden olayların ardından ‘nefes’im’ olmadan asla dediğim an’ların şahidi bir can sayesinde tanıştım bu kitapla. Aslında hiç kimse hayatınıza boşu boşuna girmez denir ya hani, işte tam da o demde tanıştığım bir insandır Sevdacığım.

    Yaşadığımız zorlukların ve hayat oyunundaki rollerimizin benzeşikliğini; düzenli olarak spor yaptığım spor salonunda vermiş olduğu bir nefes terapi seansında tanıdıktan sonra birlikte geçirdiğimiz vakitlerde çok net kavradığım Sevda’nın önerisiydi Mark Wolynn’nin Seninle Başlamadıisimli kitabı. Sevda, bir nefes koçu/eğitmeni olarak hayatıma girmişti. Bana uyguladığı nefes seansını bitirdiğinde ve ben ayağa kalkmaya çalıştığım saniyelerde aklımdan geçen tek soru şu olmuştu; ‘Bunları bir tek ben yaşamış olamam değil mi? Vardır bunların bir çözüm yolu…’Vardı tabii ki… ama Sevda’nın dostluk, arkadaşlık ve iyi niyet çerçevesi içinde geçmişimi deştiği anların şahidi olan bu kitap, gerçekten duvara çarpıp tekrar kendime bir yol çizmeme yardımcı oldu.

    Hızlıca okunmaması gereken, hazmederek ve anlamaya çalışarak ilerlenecek sayfaların içine, binlerce ömür sığmış gibi hissedeceğinize garanti verebilirim. Şu yaşınıza kadar hiç sormadığınız soruları çorap söküğü gibi sormaya başlamış halde bulursanız da şaşırmayın kendinizi kitabı okurken…Bu kadar ön bilgiden sonra şöyle bir taslağını anlatmaya geçeyim artık bu eserin.

    Geleneksel psikoterapinin, ilaç tedavilerinin ve müdahale yöntemlerinin uzun süredir çözemediği zorlukların ortadan kaldırılmasında dönüştürücü ve iyileştirici bir yaklaşım sunan; bilmediğimiz ama acı çekmemize sebep travmalarla bireyi ata köklerine bağlayan yolları aydınlatma konusunda ince bir işçilikle insan beynine etki eden bir kitap bu kitap.

    Detaylarında da;

    • Korkularınızın dili olduğunu, 
    • Kaybolan ve geçmeyen geçmişinizin travmalarının bulunabildiğini,
    • Kuşaklararası paylaşılan aile öykülerini taşıyan bir bedenin olduğunu,
    • Aile bedeninizin yanısıra aile zihni diye bir kavramla iç içe olduğunuzu,
    • Dilimizin çekirdek yaklaşımının etkisini ve bellek ile dil arasındaki ilişkinin varlığını,
    • Bilinçaltınızın 4 ana temasının olduğunu,
    • Çekirdek dil haritasının şikayetle başlayıp tanımlayıcılarla devam ettiğini,
    • Kurduğunuz cümlelerin çekirdek hallerine ciddi manada özen göstermeniz gerektiğini,
    • Çekirdek travmalarınızın nerede, kimden ya da hangi olaydan sebep ve kaç yaşında başladığını,
    • Hayata, olaylara, insanlara yeniden bağlanmanın yeni yollarını tespit etmenin ve iç görüden entegrasyona nasıl varıldığının farkına varıldığı, 
    • Ayrılık dilini nasıl konuşulduğunu, ayrılık çeşitlerini ve ayrılık sonrası kaygıların tespitinin nasıl yapıldığını,
    •  Tüm ilişkilerin çekirdek dilinin öğrenilmesinin mümkün olduğunu ve kelimelerin gücünün dili nasıl değiştirdiğini,,
    • Başarıların da bir dili olduğunu ancak ailelerin geçmişindeki hataların bedelini ödemenin ne anlama geldiğini

    veee en önemlisi çekirdek dilin tedavi edilebilir olduğunu anlatan bu kitabın insan hayatına asıl katkısı; kalıpları altüst etmeke ve mental ve fiziksel yorgunlukların giderilmesi için çıkılan seyahati olan katkısıdır diyebilirim.

    Tabii bu katkının yanında bir de şöyle düşünün bir de bu kitabı alıp okumadan önce, evinize dönerken tüm şifrelerin kırılması ve tarihinizin size nasıl bir kimlik verdiğini anlamanızı sağlayacağına yürekten inanın lütfen.

    Nörobilim ve psikodinamik düşünme kalıbının birleşmesini sağlayan bu kitap, üst düzey bir araç kutusu olarak görülecek kadar da özeldir aslında.

    Sonuç olarakta alın, okuyun ve şimdiye kadar tüm inançlarınızı, yaşadığınız ama hem atlamadığınız hem atlatmak için destek verecek durumların içinden geçerken sizde kalan tortuları temizleyin usulca.

    Sizinle başlamasa da sizinle devam eden hayat yolculuğunuzu keyifli hale getireceğine inandığım ve leb-i derya olan kitap dünyasında yeni eserlerin özetlerinde buluşmak üzere, Hayatınızın kitap sayfalarının kokusu kadar ferah ve dolu dolu olması dileğiyle…

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    

    Twitter

    Instagram

    Arsalsen.com

    Tabiat Ana ile Anlaşmaya Var Mısınız?

    0
    Tabiat Ana ile Anlasmaya Var Misiniz

    Dünya varolduğundan beri seyyah misali dünyayı gezmiş insanlarda olsa, herkesin söylediği birşey vardır ya hani; ”Nereyi gezmiş olursam olayım yaşadığım ülke en güzeli” diye…

    Ben bu cümlenin; dört tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimin yaşanabildiği, topraklarının çok bereketli olduğu ve kıtaları birbirine bağlayan bir ülke olması sebebiyle Türkiye için hakedilir bir söylem olduğuna inananlardanım.

    Hal böyle olunca, tabii ki seveninin yanında insanlık tarihinden silinmesi için üzerinde gizli ya da açık oyunlar oynanan bir coğrafyada yaşadığınızı da iliklerinize kadar anlıyorsunuz.

    Gördüğümüz, görmediğimiz, bildiğimiz, bilmediğimiz, farkında olduğumuz ya da yanımızda atom bombası patlasa tüm duyargalarımızın kapalı olmasından sebep hayalet gibi ortalarda dolandığımız zamanlardan geçiyoruz yine.

    1.5 senedir devam eden ve hala bitmeyen salgın hastalığın ardından; yanan, kül olan ormanlarımız, sonrasında sel ile sular altında kalan topraklarımız ve yitirilen canlar derken ”Beşer nankördür, iyiyi de kötüyü de çabuk unutur” ifadesinin en yakın zamanda can bulmuş hallerini yaşıyoruz. İnsanlığımızdan utanmaya bile takatimizin kalmadığı, büyük-küçük, genç-yaşlı, insan-hayvan, bitki-toprak demeden herşeyi katlettiğimiz bir düzenin içindeyiz ve inanın bana olan biten herşeyin hayal gibi geldiği bu yaşam evresinde ömür geçiriyor olmamız elbette tesadüf değil.Peki bunun idrakine varmak ve üzerimize düşen yaşam amacını gerçekleştirebilmenin herkese nasip olmadığı bir hayatın içinde de uyuyor uyanıyor halde olmamıza ne demeli?..

    Bakın ben öyle çok felsefi yorumlar yapmak niyetinde değilim ki bunu da haddini aşmak olarak addederim fakat dikkatimi çeken konularda da yorumumu yapmadan kendi muhasebe defterimi kapatmaya pekte razı değilim açıkçası.

    Hatırlayanlarınız vardır aynı kuşaktaysak…1980’lerde doğanların ilkokul yılları muzzam bir eğitim kalitesiyle geçti. Herşeyin en şeffaf ve en olduğu haliyle anlatıldığı bilgilerle büyüdük bizler. Fen bilimleri, Coğrafya, Fizik, Kimya, Tarih derslerinin hakkıyla eğitim ve öğrenim hayatına uyarlandığı zamanlardı o yıllar ve bu bilgiler sayesinde de nasıl büyük bir zenginliğe sahip olduğumuzun farkındaydık bizler. Şimdilerde kitap okumadan, bilinçli tercihlerle araştırmadan ve üzerine düşünmeden fikir sahibi olunamayacak veriler, şimdi yazacaklarıma da ışık tutacak cinsten…

    Son verilerin ne olduğunu tam olarak takip edemesem de Türkiye’de 2018 yılı verilerine göre 22.621.935 ha ölçüme sahip bir ormanlık alan vardı ve bu alan ülkenin%29’luk bir kısmına denk geliyordu. Bu yıl yanan orman alanı ise, son 20 yılda yanan ormanlık alan kadar dersekte kalan kitlenin ne kadar zaman içinde tekrar oksijen olarak bize döneceğini varın siz hesaplayın derim ancak.

    Sedat KALEM

    WWF – Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat KALEM, orman yangınların artık Türkiye’nin gerçeği haline geldiğini belirtmiş ve son 30 yıla bakıldığında yılda ortalama 2 bin civarında orman yangını olduğunu ifade etmiştir. Belli periyotlarla bu yılki gibi yükselişlerin olduğunu fakat önemli olanın yangının sayısı ile yanan alan arasındaki orana dikkat edilmesi diyen kalem, yangınların sayısının çok, toplam yanan alanın büyüklüğünün bundan önceki yıllarla kıyaslanmayacak kadar fazla olduğunu belirtmiştir. Orman yangınlarının birkaç nedeni olabileceğini anlatan kalem; “İklim krizi yangınların parlamasını ve büyümesini teşvik ediyor ama yangını başlatan şey iklim değil. Burada insan faktörü öne çıkıyor. Yangınların yüzde 95’i insan kaynaklı” diye konuşuyor. Türkiye’de orman ve insan yaşamının çok iç içe geçmiş vaziyette olduğuna dikkat çeken ve ormanların içine çok girildiği, her yerde maden sahalarının olduğu, adım başı taş ocakları kurulduğu gerçeğini yüz üstüne çıkaran Kalem’e göre; paramparça olmuş bir orman dokusunda yangının kıvılcımlarının çıkması sürpriz sayılmamalı…

    Başından hazırlıklı olabilseydik bunlar yaşanmazdı ama bunlardan da ders çıkarmamız gerek. Türkiye bu yangınları gelecekte de görecek. Belki 15 gün sonra yeniden başlayacak. Artık bitti dememek lazım. Bu artık bir gerçek. Bir iklim gerçeği var” diye konuşan Kalem, yangınların ekolojik yaşama etkilerini de değerlendirirken “Yüzlerce yıl doğanın santim santim işlediği bir değeri birkaç günde kaybediyorsun. Doğal miras. Orada kaybolan sadece ağaç değil bizim gözle görmediğimiz birçok canlı. Diğer canlılar… Bir anda yok oluyor. Yangınların ekolojik bedelini bilemiyoruz. Bunlar artık yangınlar tamamen bittikten sonra belli olacak” ifadelerini kullanıyor. 

    ÇÖZÜM ÖNERİSİ NEDİR?

    Yanan alanlarda neler yapılması gerektiğine yönelik ise; yanan alanlara ayrı ayrı bakılmalı, bu yerlerde teknik ekiplerin çalışma yapması sağlanmalı, ormanın kendi kendine yeşerebilme olasılığının varlığı araştırılmalıdır. Kızılçam ağaçlarının tohumları’nın kendini korumaya aldığı ve yangından sonra ilkbaharda çimlenebildiği biliniyor. Maki bitkileri yangından sonra üstleri kapkara olsa da toprağın altında kalan kısmı ilk yağmurda yeşerir. Onların da koruma altına alınarak kendi haline bırakılması ve böyle olmayan yerlerde bölgeye uygun yerli bitki ile ağaçlandırma yapılması uzun vadede uygulanabilecek çözümler olarak görünüyor.

    ORTAK FİLO KULLANIMI

    Orman yangınlarıyla mücadelede kurumların işbirliğinin önemli olduğunun altını çizen Kalem, “Her şey Türk Hava Kurumu’nun üzerinden konuşuluyor ama artık Orman Genel Müdürlüğü’nün kendi filosunun olması gerek. Hava Kuvvetleri’nin olanaklarından yararlanılabilir. Belediyeler sürece dahil edilmeli. Yangın çıktığında kim ne yapacağını bilmeli. Yangın çıktıktan sonra politika üretilmemeli. Orman yangınlarını artık bir seferberlik olayı haline getirmemiz gerekir. Akdeniz ülkelerinin artık iklim değişikliğini de dikkate olarak işbirliği yapmaları gerek. 18 tane ülke var. Bu ülkeler bir araya gelerek ortak bir filo oluşturabilirler. Orman yangınlarıyla ilgili her konuda işbirliği yapabilirler” diye de fikrini belirtiyor.

    Bize düşen ne dersiniz bu aşamada?

    1990’lı yılların sonunda 21.yüzyılda hava ve su bedava olmayacak, kıymetini bilin, öyle rastgele harcamayın derlerdi. İnanmazdık, hadi canım derdik ama sanırım bu kadar hoyrat kullandığımız doğayı korumaz ve ona bize verdiği muhteşem güzelliklerin kıymetini bilmezsek söylenenler gerçek olacak gibi…

    Hadi yediğiniz bir zeytinin çekirdeğini dahi atmayın,sarın sarmalayın toprak parçasının içine, atın doğaya.

    Hadi daha az su tüketin.

    Hadi daha az enerji kullanın.

    Bizi yok etmeden, kendini yenilemeyi biz yapmasakta başaracak olan doğayla barışalım artık.

    Sevgilerimle.

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    

    Twitter

    Instagram

    Arsalsen.com

    Bütçenize Göre Dünyanın en Egzotik Yerleri Nerede Diye Merak Edenler Varmı?

    0
    dunyanin egzotik yerleri1

    Ah şu güzel Dünya ah… Neresini gezse insan bir başka yerde kalıyor aklı.

    Doğal olarakta herkesin kendi bütçesine ve merakına göre gezip görmeyi tercih edeceği ülkeler değişiyor ama bence bu yazıda kendilerinden söz edilecek yerleri görmek istemeyen yoktur.

    Efendim, şöyle bir soruyla gireyim konuya. Egzotik denildiğinde aklınıza ne geliyor?Kelime anlamı ile çok uzak ve yabancı ülkelerle ilgili ya da böyle ülkelerden gelmiş, getirilmiş demek olan bu ifade aslında, kulağa ve zihne çok başka anlamlar yüklüyor. Mesela bana doğa harikası, içinde bilinmeyen birçok canlıyı, bitkiyi barındıran yerleri andırıyor bu kelime.Kimde ne iz bırakıyorsa bıraksın biz bu tanıma daha doğrusu kavrama uyan en şahane yerleri şöyle bir sıralayalım hadi tek tek…

    Tayland 

    Başlangıcı uygun fiyatlı gezi rotaları belirlemek isteyenlerle yapalım hadi. Gezilecek ilk yer elbette Tayland olacak. Burada ucuz bir tatil yapmak isteyeniniz varsa, başkent Bangkok’ta az vakit geçirmeniz gerekiyor. Bangkok görülesi bir şehir olsa da, Tayland’ın diğer şehirlerine göre yemek ve konaklama fiyatları açısından çok yüksek. Khao Phing Kan diğer adıyla James Bond’un Adası, egzotik denilecek kadar destansı güzelliğiyle doğaseverleri karşılıyor olduğu için kesinlikle görülmesi gereken yerlerden. Burada ayrıca birçok yerde kaplanları yakından görebilir, onları sevme imkanı bulabilirsiniz.
    Sırada neresi var derseniz?  

    Endonezya

    Endonezya, 240 milyon popülasyonuyla dünyanın en kalabalık 4. ülkesi ve görmeye alışık olmadığımız şekilde birçok küçük adacıktan oluşmuş bir ülke. Görülmesi gereken şeyler arasında hala aktif olan volkanlar, izole edilmiş şehirler, tertemiz kumsallar ve Endonezya’nın yerel Legong dansı bulunuyor.

    Malezya

    3. alternatif, Malezya. Güney Asya’nın kalbinde bulunan Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur en popüler turistik yerlerden biri. Güney Asya’nın en çok turistik amaçla ziyaret edilen ülkesi olan Malezya, yıl boyunca tropikal bir iklime sahiptir ve zengin etnik mirası, el değmemiş plajları, egzotik adaları ile ziyaretçilerine hiç görmediği manzaraları gösterip edinmediği tecrübeleri macera hanelerine katacaktır. Lüks otelleri tercih etmeyerek ve yemeğe ayırdığınız bütçeyi biraz kısarak bu egzotik şehirde daha az masrafla uzun süre kalabilirsiniz.

    Filipinler

    Geldik en can alıcı noktalardan birine; Filipinler. 105 milyonun üzerinde nüfusa sahip Filipinler, dünyanın en hızlı nüfus artışına sahip ülkelerinden bir tanesi olup kalabalık şehirleri, aktif volkanları, 2000 yıllık pirinç tarlaları, çeşit çeşit adalarıyla dünyanın en egzotik ve kalabalık ülkeleri arasındaki yerini koruyor.7000’in üzerinde adasıyla dünyanın en uzun kıyı şeridine sahip ülkelerinden olan Filipinler’de, insanlar çok mutlu ve oldukça güler yüzlü.

    Yılın belirli dönemlerinde -ki o dönemler Haziran ve Kasım ayı arasına denk geliyor-yağmurlu olan Filipinler’de geri kalan tüm zamanlarda hava hep çok sıcak. Bozulmamış beyaz kumsalları ve yağmur ormanlarıyla harika manzaralar sunan bu ülkede hizmet sektörü çok gelişmiş ve aynı zamanda ucuz. Adalar arasında gezmek için her türlü araç mevcut. Günlük 30-40 lirayla güzel bir tatil geçirebileceğiniz, doğaya doyacağınız, alışılmadık tecrübeler yaşayacağınız bu ülke kesinlikle gideceğiniz yerler arasında olmalı diyor diğer ülkemize geçiyoruz.

    Arnavutluk

    Avrupa’nın güneydoğusunda yer alan ve yaz ayları çok kurak geçtiği için bahar aylarında ziyaret edilmesi uygun yerlerden biri olarak sıralamaya giriyor. Başkent Tiran, yaklaşık 500 sene Osmanlı idaresinde kalmış, 1912’de Balkan Savaşları sırasında Osmanlı’dan ayrılmıştır. Tiran’da bu dönemden kalma birçok tarihi eser bulunmaktadır.

    Bulgaristan

    Ya sonra dediğinizi duyar gibiyim.Peki o halde,gelsin diğer rota. Bulgaristan. Çok para ayırmadan seyahat edebileceğiniz bu Doğu Avrupa ülkesi, 7 milyon nüfusa sahip olmakla birlikte Türkiye’nin de sınır komşusu aynı zamanda. Buraya arabayla ya da otobüsle seyahati tercih ederseniz ulaşım masrafınız çok düşecektir. Ülke içinde de yeme-içme ve konaklama fiyatları çok uygun olduğu için bir hafta sonunuzu bu ülkeyi gezmek için ayırıp uygun fiyata hayalinizdeki tatili yaşamanız mümkün olabilecektir.

    Yunanistan

    Gördüğünüz o kartpostal tadındaki kumsalları, tepelerde taşlık konaklama yerlerinden denize atlamaya hazır halde çekilmiş fotoğrafların gerçeğini yaşamak istiyorsanız es geçmemeniz gereken sınırlardan birisi burası. Ülkedeki ekonomik kriz yüzünden turistik gezi fiyatları düşmüş vaziyette ve bu da planlarınızda bu ülke varsa, size gidip buraları görmenin tam zamanı dedirtecek türden. 

    Portekiz

    Dünya genelinde yaşanan ekonomik krizler ya da mevcut ekonomik değişkenler yüzünden hayat pahalılığı çok düşen bir diğer ülke, Portekiz. Burada Lizbon ve Porto gezmek için en popüler şehirler. İnsanlarıyla ve şehir hayatıyla Türkiye’ye benzeyen bir ülke olan Portekiz’de, İspanyol mutfağının en güzel örneklerini bulmanız olası.

    Ekvator

    Burada ben devreye giriyorum ve en çok’larımdan birini yazıyorum 9.sıraya. Ekvator. Hem bir kumsalda dinlenmek, hem ilginç bir kültürü tanımak hem de biraz İspanyolca öğrenmek isteyenler için en uygun tatil yerlerinden biri Ekvator. Güney Amerika’da yer alan ve Peru ile Kolombiya’nın arasında sıkışan küçük bir ülke burası. Hayat pahalılığı yok denecek kadar az olan bu coğrafyada gezip görülecek çok fazla egzotik şehir bulunuyor.

    Uruguay

    Güney Amerika ülkelerinden en güvenli ve modern olanı. Şehir hayatını gözlemlemek, aynı zamanda kumsalda rahatlamak isteyenler, ülkenin başkenti Montevido’yu mutlaka ziyaret edin.

    Kulvar değiştirip bu sefer kesenin ağzını açarak gidebileceğiniz şahane yerlere geçelim.Ne dersiniz?Nasıl olur?

    Halong Körfezi/Vietnam

    Burada açık ara farkla ilk sırayı Halong Körfezi/Vietnam alıyor. Adayla dolu bölgeye ilişkin birçok efsane vardır. En öne çıkan efsane, halkı düşmanlardan korumak için gökten inen ejderhanın bölgeyi bu hale getirdiği… Vietnamlıların korunmuş kültürleri ve eşsiz doğa sizi etkileyecek.

    Maldivler

    Balayı çiftlerinin hayalini süsleyen yer… Mavinin her tonunu görebileceğiniz adalar ülkesi size romantik dakikalar vaat ediyor. Sahilleri, plajları, kumsalı, güneşin doğuşunu ve batışını izlemek, işte o cennet burası. Dünyanın üzerine titrediği mercan resiflerini görmeden dönmeyin.Maldivler’de sevgiliyle baş başa çok keyifli vakitler geçirebileceksiniz.

    Bora Bora/Fransız Polinezyası

    Güney Pasifik’te bulunan buada bembeyaz kumsalları, yeşil bitki örtüsü ve mercan gölleriyle ziyaretçilerine huzur vaat ediyor. Pırıl pırıl turkuvaz su üstünde bulunan bungalovlar tam da romantik bir tatil arayanlara özel. Ayrıca adada eğlence faaliyetleri hiç durmuyoGökyüzündeki rengârenk ışık oyunlarını termal camlı iglolarda seyretmeye, üstelik burada konaklamaya ne dersiniz? Kızaklı haski safariyi de yapmadan dönmeyin. Kısa turlar olduğu gibi tüm doğayı keşfedeceğiniz üç saatlik olanları da var. 

    Saarıselka/Finlandiya

    Gökyüzündeki rengârenk ışık oyunlarını termal camlı iglolarda seyretmek,burada konaklamak,kızaklı haski safarisi yapmak için muazzam bir yer.Kısa turların yanısıra tüm doğayı keşfedeceğiniz üç saatlik turlara da katılarak etrafı gezmeniz mümkün.

    Kerala/Hindistan

    Eğitim seviyesinin en yüksek olduğu yer,tam da burası. ‘Backwaters’ denilen doğanın içindeki sularda tekne turu yapmadan, Goa, Perinyar ve Trivandrum gibi sıradışı yerleri görmeden, Hint ve Portekiz kültürlerinin harmanlandığı ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bu egzotik cenneti karış karış gezmeden dönmeyin derim.

    Myanmar

    Halk dinine bağlı olarak yaşadığı için Budizm inancının her yönünü bu ülkede göreceksiniz. Su yollarında kaybolacak onlarca rota varken Özellikle Ayeyarwady Nehri’ndeki tura mutlaka katılmanız önerilen bir yerden bahsediyorum size.Kimsesiz tepelerdeki altın kaplı tapınakların eşsiz görünümüne bakmadan turunuzu tamamlamayın.

    Madagaskar

    Marco Polo anılarında, ”Afrika’da tarifsiz zenginliğe sahip bir ada” olarak bahsetmiş. Faruk Pekin, “Barındırdığı canlı türlerinin neredeyse yüzde 95’ini dünyanın başka hiçbir yerinde göremeyeceğiniz Madagaskar, doğa tutkunlarının bir gün mutlaka görmeyi hayal ettiği adalardan biri” diyor. 

    Kamçatka/Rusya

    Doğanın dengesiyle zamanın durduğu, ateşin ve buzun asıl memleketi,30 tanesi aktif toplamda 160’a yakın yanardağa sahip dünyanın en aktif volkanik bölgelerinden biri burası. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan bölgede nadir hayvan ve bitki türlerinin de görülebileceği bir yere geliyorsunuz, ona göre hazırlıklı olun.

    Sokotra Adası/Yemen

    Yedi milyon yıl önce Afrika’dan koparak ada haline gelen Sokotra, dünyanın en izole yerlerinden bir olmaya aday. Yerinde göreceğiniz 200 civarındaki bitki ve hayvanı başka yerde görme imkânınız yok ve sırf bu endemik bölge yüzünden bu topraklar her yıl turist akınına uğruyor. 

    Masai Mara/Kenya 

    Zebraların, fillerin, yırtıcıların ve diğer canlıların hayatta kalma mücadelesine ve sınırlar arası göç etmelerine tanık olacağınız yerler buralar. Sadece vahşi kedilerin amansız mücadelesini görmek için bile gidilesi yerlerden biri diyebiliriz Masai Mara’ya.

    Ben bile şöyle bir tararken bu yerleri, içim geçti gerçekten. 

    Şayet maddi anlamda rahatsanız, 2.seçenekteki ülkeleri gezmeniz halinde Dünya üzerinde ne şahane yerler varmış diyeceğinize de eminim ben.

    Yaz aylarının en tatlı evrelerinden geçerken hadi yolunuz açık olsun diyelim o halde. 

    Tatiliniz keyifle geçsin.Gözleriniz bayram etsin,damaklarınız şenlensin.

    Sevgiyle kalın. 

    Pandemi ile Büyüyen Aileler ve Çocuklar

    0
    Pandemi ile Buyuyen Aileler ve cocuklar

    Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’nın Çubuk İlçesine bağlı bir kamp alanında anne-çocuk kampına masal anlatıcısı, yaratıcı drama lideri olarak katılma fırsatım oldu.

    Doğanın tüm nimetlerini bonkörce sergilediği bir alanda, açık havada yeşillikler içinde ve dere kenarında çocuklarla içiçe olmanın muazzam keyfini yaşadım amma velakin canımı sıkan bir konudan da bahsetmeden bu maceramı anlatmam mümkün olmayacak sanırım…

    Pandemi denilen kıskaç yüzünden 17 aydır evde kalan ebeveynlerin, ne yaparsa yapsınlar, çok sevseler de, canlarından can olsa da evlatlarına tahammülü kalmamış gerçekten. Öğretmenlerin, kursların, oyun zamanlarının çocukların hayatlarında ne kadar önemli unsurlar olduğunu ailelerin anladıklarını çok net bir biçimde görmüş oldum iki kısa günde. Hatta öyle ki bizim etkinlik planlarımızın pek çoğunun annelerin mental yorgunlukları ile can sıkıntılarının arasında kaybolup gitmesine de engel olamadık bazı zaman dilimlerinde.

    Yaş aralıkları birbirine yakın olmadığı halde( 6-14 yaş arasındaki çocuklardı) oyun arkadaşlığı babında oldukça uyumlu olan yavruların maalesef hayatın bazı kesitlerini unuttuklarını gördüm. Anneleri ile çok uzun zamandır sürekli dipdibe olmaları sebebiyle yeni insanlarla biraraya geldiklerinde iletişim kurmakta çok istekli olmadıklarını görünce de ayrıca hayıflandım çünkü bizim etkinliklerimizin başlıkları sosyal ve mental becerilerini geliştirebilmek için onları motive etmek amaçlıydı ve bu konuda çok isteksizlerdi.

    Şaşkınlıkla farkettiğim bir başka konu ise; büyük-küçük, ebeveyn-çocuk demeden herkesin algısının çok düşük olması, bencil davranmaları, eğitim odaklı değil eğlence odaklı yaşamanın etrafındaki herkesi hiçe sayması idi. Bizler toplum olarak paylaşmayı seven, paylaştıkça mutluluğu artan ve samimi bir millet olmamıza rağmen salgın sürecince ekonomik olarak çokta kolay eşiklerden geçmediği için psikolojisi yerinde olmayan ailelerin diğerlerini de etkilemesi, resmin bütününe bakınca birey olarak beni çok yordu. Duyarsız kalamayacağımız nice zamanlardan geçtik bittabi ki pandemi döneminde ancak böylesi güzel ve marjinal faydası yüksek olması umut edilen programları bile olumsuz yöne evirmesi nelere maruz kalırız daha dedirtti bana.

    Zaten eğitim/öğrenim sisteminin yerle yeksan oluşuna mı kızayım insanların bilimsel anlamda uzmanlık aldım dediği alanların çerez misali yaygınlaşmasına ve sağlam bilgilerin kimin zihninde olduğunu test edemediğimize mi yanayım derken film kopuyor bende. Aslında covid-19 salgını öncesinde de bu sorunlar hep zihnimi kurcalıyordu ama çözümsüzlüğün bir parçası olmaktan yorulduğum için susmuştum artık…Aldığım eğitimlerin bir şekilde, farklı birimlerde ve eğitim camiasında önem veren platformlarda kendime bir alan açsam da doğruyu tam olarak bulamaz olmuştum. Kısaca şu 1,5 günde öyle çok şeyi ölçtüm, biçtim ve sorguladım ki tahmin bile edemezsiniz.

    Benim gördüklerimi kendi çekirdek aile yapısında görenlere de tüm dünyayı bu açıdan çok boyutlu değerlendirenlerde aynı pencereden nefes alamaz haldedir eminim!

    Kısmen de olsa bulduğum tek mum ışığı noktası ne diye sorduğumda kendime; her zamanki gibi  hem minik zihinlerin  hem ailelerin bol bol kitap okuması süreç yönetimi açısından oldukça etkili olacak cevabını alıyorum. Şayet bunu başarabilirsek; ruhumuzun ve bedenimizin açık kapılarını, doyumsuz noktalarını, bilinçaltı oyunlarını çok rahat esnetebilir ve anlaşılır hale geliriz diye umuyorum.

    Sağlığımızın stabil olduğu, fiziksel olarak kimseye ihtiyaç duymadan hayatımızı devam ettirebilir halde yaşadığımız zamanlar gelsin ki bizler de biraz daha sakin kalabilelim değil mi? O zaman gerek çocukların gerek ailenin diğer fertlerinin kendini özgürce ifade edebildiği ve korkusuzca hayata karışması ile Dünyamızı güzelleştirecek şeyler yapabilelim.

    Öngörüsü yüksek, ne istediğini şartsız koşulsuz söyleyebilen, özgüveni yerinde ve bir’likten çokluğa geçişte saygı çerçevesinde hareket eden herkese, her devirde selam olsun.

    Güzel günlerde görüşmek üzere, keyfinize sağlık:)

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    

    Twitter

    Instagram

    Arsalsen.com

    Hayat “Yeniden” Değişirken

    0
    Hayat Yeniden Degisirken

    Düzenin değiştiği, insanların asla tahmin etmeyeceği kısıtlamaların yaşandığı, güç ve iktidar savaşlarının hızlıca beklenmedik şekillerde el değiştirdiği zamanların başlangıcı oldu bu aylar

    2020 yılı Ocak ayı ve sonrası…

    Düzenin değiştiği, insanların asla tahmin etmeyeceği kısıtlamaların yaşandığı, güç ve iktidar savaşlarının hızlıca beklenmedik şekillerde el değiştirdiği zamanların başlangıcı oldu bu aylar.

    Aradan neredeyse 1,5 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bu cendereye sokulmuş günlerin ne zaman biteceği hakkında kimsenin fikri yok. Astrolojik yorumlardan tutun da sağlık kurumlarının tespit ve araştırmalarına varana kadar pek çok tarih var bu sıkışık zamanların bitişi hakkında ama durumun netleşmesinin de ülkeden ülkeye ve uygulanan politikalara göre değişecek bir önlemler silsilesine bağlı olduğu da ortada.

    Yakınları salgına sebep olan virüsten vefat edenler, hastalığı bir ya da birkaç kez deneyimlemiş olan ve hala etkisinden kurtulamamış olanlar, hiç virüsle bünyesi tanışmamış bireyler, sağlık sektörünün neferleri ve dalga dalga küçük büyük demeden maddi ya da manevi süreçten etkilenen herkes için bir soru geliyor aklıma benim.

    Acaba neler oldu hayatlarınızda, hayatlarımızda?

    Neye tamah etmiyordunuz da sadece nefes alsam yeter (ki nefes öyle küçük bir şey değil, insanı hayata bağlıyor) artık dediniz? Nelerden vazgeçemiyordunuz da sevdiklerinizi artık bir daha göremeyecek olduğunuzu anladığınızda durup bir daha hayatınızda vazgeçilebilecekler listesi yapar hale geldiniz? Para, mal, statü, çıkar çatışmaları, planlar vs derken ömrünüzün neresine kendi canınızın kıymetini koymak artık zaruri hale geldi? Kimden ne istediniz ve madde dünyasında ne kadar yordunuz kendinizi? Sizden başka kimlerin hayatını önemsediniz? Bireysel değil bütünsel bir yaşamın var olduğunu ve aslında hiçbir nesneyi ve olayı da tek başımıza yaşamadığımızı anlama şansınız oldu mu bu kendi içimizde bile bir hapishanede yaşadığımız günlerde?

    Soru tekken binlere doğru gider de gider aslında ve fakat benim değinmek istediğim nokta şu; siz kendinize yaptığınız çıkarımlardan sonra sahiplendiniz mi geleceğinizi? Dengelerin bilerek bozulduğuna inandığım bu salgın bittiğinde hala hayatta kalmış olursanız yaşam alanınızı korunaklı bir hale getirebilecek misiniz acaba?

    Ekonomilerin çöktüğü, işsiz kalan insanların kapanan şirketler yüzünden akıl almaz bir şekilde çoğaldığı, varını yoğunu kaybeden ve intihar edenlerin sayısının önüne geçilemediği, yeme-içme dengelerinin altüst olduğu, sevdiklerimizi-aile büyüklerimizi göremediğimiz ve onlara sımsıkı sarılamadığımız, evliliklerin eşlerin aynı çatı altında sürekli birarada kalmaktan ruhsal dengeleri bozması sebebiyle bittiği ya da çatırdadığı, çocukların okullarından ve sosyal çevrelerinden uzak kalmak zorunda olduğu, eğitim, sağlık, gıda gibi sektörlerin geri döndürülemez biçimde iflas bayrağını çektiği günlerden geçmişken ve hala da geçiyorken duyarsız kalmayın hayata demekten kendimi alıkoyamıyorum.

    Tercih sizin tabii… Neyi seçerseniz ya da düşünürseniz düşünün, sonuçlarını toplumsal ve evrensel olarak birlikte göreceğimizi (domino taşı etkisi) de unutmayın lütfen.

    Geleceğe Dair…

    Hadi bitti bu günler dediğimizde de kendinizin ve yine varsa aile fertlerinizin sağlık kontrollerini yaptırmayı, kendinizi dinlemeye zaman ayırmayı, aile büyüklerini unutmayıp onları ziyaret etmeyi, varsa evlatlarınızı dinleyerek yaşadıklarını anlamayı es geçmeyin.

    Dünya, varolduğu günden bu yana pek çok salgın, pek çok savaş ve pek çok yıkım ve yeniden oluşum evrelerinden geçti malum… Bugünlerde geçer elbet ama yaşadığımız yüzyılın böylesi zor bir dönem olması da insanoğlunu çok zorluyor. Elimizin altında teknolojik Herşeyin birbirine karıştığı, at izi ile it izinin birbirine karıştığı ve sadece yemek, içmek ve doğal ihtiyaçlar dışındaki hayatımızı asla planlayamadığımız bir hayatın kucağından maskesiz ve korkusuz nefes alacağımız yerlere varmak mümkün olsun bu değişimlerin ardından inşallah.

    Hayat en güzel hediye insana verilmiş.

    İşiniz için, sağlıklı olduğunuz için, sevdikleriniz yanındaysa onların varlığı için şükredin ve değişimin acıtan yanlarını değil size kattıklarını düşünün.

    Gerisi nasılsa akışa teslim olacaktır.

    Huzurla dokunun hayatınızın her anına.

    Sevgilerimle

    Arsal ŞEN
    Arsal ŞEN

    Twitter

    Instagram

    Arsalsen.com